Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Aktüerya ve Fon Yönetimi Daire Başkanlığı, önümüzdeki 10 yıllık emeklilik fonu projeksiyonlarını hazırlamakla görevlendirilmiştir. Daire Başkanı başlangıçta; ülkedeki tüm demografik hareketleri, küresel ekonomik dalgalanmaları ve bireysel istihdam verilerini eksiksiz bir biçimde toplayarak fon getirisini en üst düzeye çıkaracak mutlak 'en iyi' yatırım senaryosunu oluşturmayı hedeflemiştir. Ancak yasal bildirim süresinin kısalığı, insan zihninin tüm değişkenleri aynı anda işleme kapasitesinin sınırlılığı ve geleceğe dair belirsizlikler nedeniyle bu hedefinden vazgeçmiştir. Bunun yerine, kurumun asgari ödeme yükümlülüklerini güvence altına alan ve mevcut kısıtlı verilerle hesaplanabilen 'kabul edilebilir düzeydeki' ilk projeksiyonu onaylayarak süreci sonlandırmıştır.
Bu senaryoda Daire Başkanının karar verme sürecinde yaşadığı durum ve sergilediği nihai yaklaşım, yönetim bilimindeki karar modelleri açısından aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanır?
- Başlangıçta klasik rasyonel modelin "optimizasyon" hedefini benimsemiş; ancak bilgi ve zaman kısıtları nedeniyle Herbert Simon'ın "kısıtlı rasyonellik" modeline özgü "tatminkâr (yeterli)" karar anlayışına yönelmiştir.Answer
- BBaşlangıçta kısıtlı rasyonellik varsayımıyla hareket ederek tüm olası alternatifleri hesaplamaya çalışmış, sürecin sonunda ise klasik modelin "maksimizasyon" ilkesini uygulamıştır.
- CKarar verme sürecinde "problemin tanımlanması" adımından sonra alternatifleri değerlendirme aşamasını atlayarak doğrudan "kararın uygulanması" safhasına geçmiş ve rasyonel sıralamayı bozmuştur.
- DRutin olmayan bir sorunu programlanmış karar gibi ele almış ve klasik kuramın öngördüğü bürokratik "tam rasyonellik" çizgisinden hiçbir aşamada taviz vermemiştir.
- EKarar sürecinde sistem yaklaşımının "açık sistem" perspektifini terk etmiş ve neoklasik dönemin "duygusal karar" alma modeline dönüş yapmıştır.