Onkoloji

351 questions

Question 41Question

60 yaşındaki bir erkek hastaya evre 4 yüksek dereceli non-Hodgkin lenfoma nedeniyle sitotoksik kemoterapi başlanmıştır. Tedavinin 36. saatinde hastada oligüri gelişmiş ve yapılan laboratuvar tetkiklerinde aşağıdaki sonuçlar saptanmıştır:

ParametreDeğerNormal Aralık
Ürik asit11.211.2 mg/dL3.47.03.4 - 7.0
Potasyum6.46.4 mEq/L3.55.03.5 - 5.0
Fosfor6.16.1 mg/dL2.54.52.5 - 4.5
Kalsiyum7.47.4 mg/dL8.510.58.5 - 10.5

Bu tablo ile uyumlu olan 'Tümör Lizis Sendromu' (TLS) tanısı ve yönetimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Kalsiyum-fosfat kristallerinin çökelmesini ve buna bağlı gelişebilecek nefrokalsinozisi önlemek amacıyla, hipokalsemisi saptanan tüm hastalara rutin kalsiyum glukonat replasmanı yapılmalıdır.

Answer

Semptomatik olmayan hipokalsemi durumunda rutin kalsiyum replasmanı yapılmasını öneren seçenek yanlıştır; çünkü bu uygulama kalsiyum-fosfat çökelmesini artırarak organ hasarına yol açabilir.
Tümör lizis sendromunda (TLS), hücre içi içeriklerin kana salınmasıyla hiperfosfatemi gelişir ve bu fosfat, kalsiyum ile birleşerek çökelir, bu da sekonder hipokalsemiye yol açar. Eğer hastada ciddi semptomlar (tetani, nöbet, aritmi) yoksa, kalsiyum replasmanı yapılmamalıdır. Çünkü dışarıdan verilen kalsiyum, kandaki yüksek fosfat ile birleşerek böbrek tübüllerinde ve diğer dokularda kristalleşmeyi artırarak 'metastatik kalsifikasyon' ve 'akut böbrek hasarı' riskini ciddi şekilde yükseltir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi
Yüksek riskli bir malignite (NHL) sonrası hiperürisemi, hiperkalemi, hiperfosfatemi ve hipokalsemi saptanması Tümör Lizis Sendromu (TLS) ile uyumludur.
TLS'nin biyokimyasal kriterlerini (Cairo-Bishop) doğrulamak için.
2
Hipokalsemi yönetim ilkelerinin analizi
TLS'deki hipokalseminin genellikle hiperfosfatemiye sekonder geliştiği ve kalsiyum replasmanının kalsiyum-fosfat kristalizasyonunu (Ca×P>70Ca \times P > 70) artırabileceği belirlenir.
Replasman kararının sadece semptomatik (tetani, nöbet, QT uzaması) hastalarda uygulanması gerektiğini anlamak için.
3
Tedavi seçeneklerinin karşılaştırılması
Allopurinolün yeni sentezi durdurduğu, rasburikazın mevcut asidi yıktığı ve hidrasyonun temel koruyucu olduğu doğrulanır.
Seçeneklerdeki farmakolojik ve klinik bilgilerin doğruluğunu teyit etmek için.

Key Concept

Tümör Lizis Sendromunda metabolik bozuklukların yönetimi ve kalsiyum replasmanının kalsiyum-fosfat presipitasyonu riski nedeniyle kısıtlanması.

Hints

1
TLS'de elektrolit bozukluklarını düzeltirken birinin verilmesinin diğerinin çökmesine neden olup olmayacağını düşünün.
2
Özellikle fosfor düzeyinin çok yüksek olduğu durumlarda kalsiyum replasmanının risklerini hatırlayın.

Practice More

Rasburikazın kontrendike olduğu enzim eksikliğini (G6PD eksikliği) gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 42Question

Güncel onkoloji pratiğinde yaygınlaşan immün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙İKNİ) ve hedefe yönelik küçük molekül inhibitörlerinin (TKITKI) etki mekanizmaları, toksisite profilleri ve klinik yönetim prensipleri karmaşık farklılıklar göstermektedir. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bu tedavi gruplarının mekanizmaları, toksisite yönetimleri veya terminolojik özellikleri açısından en doğru ifadedir?

Show answer & explanation

Answer: İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen toksisite yönetiminde; kolit ve pnömonit gibi organ hasarlarında yüksek doz steroid ve gerekirse immünosupresyon (infliksimab vb.) ön plandayken, endokrinopatilerde (hipofizit, tiroidit) temel yaklaşım hormon replasmanıdır ve genellikle tedavinin kalıcı kesilmesi gerekmez.

Answer

İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen endokrinopatilerin (hipofizit, tiroidit vb.) yönetimi, diğer organ toksisitelerinden (kolit, pnömonit) farklı olarak hormon replasmanına odaklanır ve tedavinin kalıcı olarak kesilmesini gerektirmez.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) ile tetiklenen immün yanıtın yan etkileri (irAE) yönetilirken, endokrinopatiler (özellikle hipofizit ve tiroidit) kalıcı hormon eksikliklerine yol açsa da, hormon replasmanı ile kontrol altına alınabilirler. Diğer organ toksisitelerinin (Grade 3-4 kolit, pnömonit vb.) aksine, bu durumlarda immünoterapinin kalıcı olarak sonlandırılması zorunlu değildir ve hastalar replasman altında tedaviye devam edebilirler.

Step-by-Step Solution

1
İKNİ etki mekanizmalarının fazlarını değerlendir.
CTLA-4 lenf nodunda (priming), PD-1 tümör mikroçevresinde (effector) çalışır.
İmmün yanıtın hangi aşamada aktive edildiğini anlamak için gereklidir.
2
İmmün ilişkili advers olayların (irAE) yönetim prensiplerini analiz et.
Çoğu irAE için steroid kullanılırken, endokrin yan etkilerde replasman esastır.
Toksisite yönetimi arasındaki kritik klinik farkı belirlemek için.
3
Küçük molekül inhibitörleri (TKI) ve monoklonal antikorların (mAb) farmakolojik farklarını karşılaştır.
mAb'lar ekstraselüler, TKI'lar intraselüler etki gösterir.
Terminoloji ve bağlanma yeri arasındaki ilişkiyi kurmak için.

Key Concept

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinde organ spesifik toksisite yönetimi ve T-hücre aktivasyon fazları

Practice More

İmmün ilişkili yan etkilerde hangi durumda steroidin kontrendike olduğunu (örneğin enfeksiyon varlığı) ve hangi organ toksisitesinde infliksimab yerine mikofenolat mofetilin (örneğin hepatit) tercih edildiğini inceleyiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 43Question

Ağır tütün kullanımı olan 66 yaşındaki bir erkek hastada; iştahsızlık, kabızlık ve bilinç bulanıklığı saptanıyor. Akciğer tomografisinde santral yerleşimli kitle izlenen hastanın biyokimyasal değerleri aşağıdaki tabloda verilmiştir:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Kalsiyum14,214,2 mg/dL8,510,58,5-10,5
Fosfor2,12,1 mg/dL2,54,52,5-4,5
Albumin4,04,0 g/dL3,55,03,5-5,0
PTH66 pg/mL106510-65
1,25-(OH)₂ Vitamin D1212 pg/mL207620-76
Nefrogenik cAMPArtmış-

Bu klinik ve laboratuvar bulguları temel alındığında, hastadaki paraneoplastik tabloya ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Hiperkalseminin temel patofizyolojik mekanizması, kitlenin doğrudan kemik dokusuna invazyonu ve lokal osteolitik aktivite artışıdır.

Answer

Hiperkalseminin temel patofizyolojik mekanizması, kitlenin doğrudan kemik dokusuna invazyonu ve lokal osteolitik aktivite artışıdır ifadesi yanlıştır.
Hiperkalseminin temel patofizyolojik mekanizmasının doğrudan kemik invazyonu olduğunu belirten ifade yanlıştır çünkü hastadaki laboratuvar bulguları (düşük PTH, düşük fosfor, artmış nefrogenik cAMP ve saptanan PTHrP etkisi) tipik bir 'Humoral Hiperkalsemi' tablosunu göstermektedir. Bu tablo, tümörün kemiğe metastaz yapmasından bağımsız olarak, salgıladığı PTHrP'nin sistemik dolaşım yoluyla kemik ve böbreklerdeki PTH reseptörlerini uyarmasıyla oluşur.

Step-by-Step Solution

1
Laboratuvar verilerini analiz et.
Hastada hiperkalsemi (14,214,2 mg/dL), hipofosfatemi (2,12,1 mg/dL) ve baskılanmış PTH (66 pg/mL) mevcut.
Bu profil, paratiroid dışı bir kaynaktan gelen PTH benzeri bir etkiyi (PTHrP) düşündürür.
2
Nefrogenik cAMP ve 1,25-D düzeylerini yorumla.
İdrar cAMP artışı PTH-1 reseptör aktivasyonunu doğrular; 1,25-D düşüklüğü ise tabloyu primer hiperparatiroidizmden ayıran önemli bir ipucudur.
PTHrP, renal 1-alfa hidroksilazı PTH kadar güçlü uyarmaz.
3
Mekanizmayı tanımla ve seçeneklerle eşleştir.
Tablo Humoral Hiperkalsemi (HHM) ile uyumludur, lokal osteolitik aktivite ile değil.
HHM, tümörden salınan sistemik faktörlerle (başlıca PTHrP) oluşur.

Key Concept

Maligniteye bağlı humoral hiperkalsemi (HHM) en sık skuamöz hücreli karsinomda görülür ve PTHrP aracılıdır; bu durum kemik metastazlarından bağımsız bir sistemik süreçtir.

Practice More

Küçük hücreli akciğer kanserinde görülen ektopik ACTH ve SIADH tablolarının biyokimyasal ayrımını gözden geçirin.
Estimated Time:2m 30s
Question 44Question

Hodgkin lenfoma tanısı ile takipli 34 yaşında erkek hasta, son bir haftadır giderek artan halsizlik, şiddetli bulantı, karın ağrısı ve poliüri şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenede kan basıncı 90/60 mmHg, nabız 112/dk saptanıyor ve deri turgorunun belirgin azaldığı gözleniyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kalsiyum düzeyi 14.8 mg/dL, fosfor düzeyi 5.2 mg/dL (N: 2.5-4.5), albümin 4.0 g/dL ve intakt PTH düzeyi <5 pg/mL (Baskılanmış) olarak ölçülüyor. Tüm vücut kemik sintigrafisinde metastaz lehine bulgu saptanmıyor. Buna göre, bu hastada mevcut klinik tablonun en olası patofizyolojik mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Tümör mikroçevresindeki makrofajlarda 1-alfa hidroksilaz aktivitesi artışına bağlı kalsitriol üretimi

Answer

Tümör mikroçevresindeki makrofajlarda 1-alfa hidroksilaz aktivitesi artışına bağlı kalsitriol üretimi
Hodgkin lenfoma ve bazı granülomatöz hastalıklarda (sarkoidoz gibi) hiperkalseminin temel nedeni, tümör ilişkili makrofajlarda veya lenfoma hücrelerinde '1-alfa hidroksilaz' enzim aktivitesinin artmasıdır. Bu enzim 25-OH-D vitaminini aktif form olan 1,25-(OH)2-D vitaminine (kalsitriol) dönüştürür. Artan kalsitriol, bağırsaklardan hem kalsiyum hem de fosfor emilimini artırır. Sonuç olarak, PTHrP'nin aksine (fosforu düşürür), bu hastalarda kalsiyum ile birlikte fosfor düzeyi de normalin üst sınırında veya yüksek bulunur. Soruda verilen Hodgkin lenfoma tanısı ve fosforun 5.2 mg/dL olması (baskılanmış PTH ile birlikte) bu mekanizmayı işaret eder.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu ve laboratuvar bulgularını analiz et
Hasta Hodgkin lenfoma tanılı. Ciddi hiperkalsemi (14.8 mg/dL) ve hiperfosfatemi (5.2 mg/dL) mevcut. PTH baskılanmış. Kemik metastazı yok.
Tanı için kalsiyum-fosfor-PTH dengesini ve altta yatan malignite türünü eşleştirmek gerekir.
2
PTHrP (Hümoral Hiperkalsemi) olasılığını değerlendir
Eledi. PTHrP parathormon benzeri etki göstererek fosforu idrarla atar (fosfatüri), bu nedenle fosfor düşük beklenirdi. Ayrıca Hodgkin lenfomada en sık mekanizma değildir.
PTHrP yüksekliği genellikle hipofosfatemi ile seyreder.
3
1,25-dihidroksivitamin D (Kalsitriol) mekanizmasını değerlendir
Doğruladı. Kalsitriol bağırsaktan hem kalsiyum hem fosfor emilimini artırır. Bu durum, hastadaki yüksek kalsiyum ve yüksek/normal fosfor tablosunu açıklar. Hodgkin lenfoma, bu mekanizmanın (ekstrarenal 1-alfa hidroksilasyon) en sık görüldüğü malignitelerdendir.
Lenfoma + Hiperkalsemi + Yüksek/Normal Fosfor = Kalsitriol (Vit D) aracılı mekanizma.

Key Concept

Malignite hiperkalsemisi mekanizmaları tümör tipine göre değişir. Lenfomalarda (Hodgkin) en sık neden 1-alfa hidroksilaz aktivitesine bağlı kalsitriol üretimidir; bu durum PTHrP'den farklı olarak hiperfosfatemiye eğilim yaratır.
Question 45Question

6262 yaşında erkek hasta, metastatik mide adenokarsinomu nedeniyle kemoterapi almaktadır. Tedavi sonrası yapılan rutin kontrollerinde serum potasyum değeri 2.82.8 mEq/LmEq/L ve magnezyum değeri 1.11.1 mg/dLmg/dL olarak saptanıyor. Hastaya yapılan yoğun potasyum replasmanına rağmen potasyum düzeyinin normal sınırlara yükselmediği gözleniyor. Bu hastadaki klinik ve laboratuvar bulgularına neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Sisplatin

Answer

Sisplatin, renal magnezyum kaybı yaparak replasmana dirençli hipokalemiye neden olur.
Sisplatin, proksimal ve distal tübüllerde doğrudan toksik etki yaratarak renal magnezyum kaybına yol açar. Magnezyum eksikliği, distal tübüldeki ROMK kanallarının inhibisyonunu ortadan kaldırarak potasyum sekresyonunu artırır ve bu durum klinik olarak potasyum replasmanına yanıt vermeyen (dirençli) bir hipokalemi tablosu oluşturur.

Step-by-Step Solution

1
Laboratuvar bulgularını analiz et.
Hastada eş zamanlı hipokalemi (2.82.8 mEq/LmEq/L) ve hipomagnezemi (1.11.1 mg/dLmg/dL) saptanmıştır.
Replasmana dirençli hipokaleminin altında yatan en sık neden hipomagnezemidir.
2
Elektrolit bozukluğu ve kemoterapi ilişkisini kur.
Kemoterapi ajanları arasında renal tübüler magnezyum kaçağına en sık ve en şiddetli yol açan ajan sisplatindir.
Sisplatin nefrotoksisitesi, tübüler hasar mekanizmasıyla karakterizedir ve elektrolit kaybı tipiktir.

Key Concept

Sisplatin'e bağlı renal tübüler magnezyum kaybı ve buna sekonder gelişen dirençli hipokalemi.

Practice More

Diğer platin türevi olan karboplatinin en sık yan etkisinin miyelosüpresyon (trombositopeni) olduğunu unutmayın.

Alternative Method

Alternatif olarak, potasyum düşüklüğünün replasmana dirençli olmasından hareketle hipomagnezemiye odaklanılmalı ve bu bozukluğa en çok sisplatin'in yol açtığı bilgisi hatırlanmalıdır.
Estimated Time:1m 30s
Question 46Question

6262 yaşında pankreas adenokarsinomu tanısıyla 66 aydır haftalık gemsitabin tedavisi alan bir hastada; son 22 haftada progresif dispne, alt ekstremitelerde ödem ve yeni gelişen sistemik hipertansiyon (170/100mmHg170/100 mmHg) saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin 8.2g/dL8.2 g/dL, trombosit 92.000/mm392.000/mm^3, LDH 850U/L850 U/L (Normal: <250<250), kreatinin 2.4mg/dL2.4 mg/dL (bazal: 0.9mg/dL0.9 mg/dL) bulunuyor. Periferik yaymada yaygın şistositler görülüyor. Bu klinik tabloya neden olan durumun patofizyolojisi ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Gemsitabin indüklü hemolitik üremik sendromdur; patogenezde ilaca bağlı endotel hasarı rol oynar ve tedavide öncelikle ilaç kesilmelidir.

Answer

Gemsitabin kullanımına bağlı gelişen hemolitik üremik sendrom (HUS) tablosudur ve temelinde endotel hasarı yatar; tedavide ilacın kesilmesi esastır.
Doğru yanıt olan seçenek; gemsitabin kullanan bir hastada gelişen mikroanjiopatik hemolitik anemi (MAHA), trombositopeni ve hipertansiyonla seyreden renal yetmezlik tablosunu doğru tanımlamaktadır. Bu durum ilacın doğrudan endotel hücrelerine verdiği hasar sonucu gelişen bir HUS formudur. Tedavide en önemli basamak ilacın kesilmesidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguların sentezi
Dispne, ödem ve hipertansiyon gibi hacim yüklenmesi bulguları ile birlikte anemi, trombositopeni ve kreatinin artışı saptandı.
Hastanın genel tablosunu anlamak için çoklu organ sistemleri değerlendirilmelidir.
2
Laboratuvar verilerinin yorumlanması
Düşük hemoglobin, düşük trombosit, yüksek LDH ve periferik yaymadaki şistositler 'Mikroanjiopatik Hemolitik Anemi' (MAHA) varlığını kanıtlar.
Şistositler ve yüksek LDH hemolizin tipik göstergeleridir.
3
İlaç-toksisite eşleştirmesi
Pankreas kanseri nedeniyle gemsitabin alan hastalarda MAHA, hipertansiyon ve renal yetmezlik üçlüsü Gemsitabin-indüklü HUS'u işaret eder.
Gemsitabin, kümülatif dozla ilişkili olarak nadir fakat ciddi bir yan etki olan HUS tablosuna yol açabilir.
4
Patofizyoloji ve yönetim analizi
Gemsitabin endotel hasarına neden olur; tedavi olarak ilaç derhal kesilmeli, gerekirse plazmaferez veya eculizumab düşünülmelidir.
Endotel hasarı mikrotrombüslere ve sonucunda MAHA ile renal iskemiye yol açar.

Key Concept

Gemsitabin-indüklü Hemolitik Üremik Sendrom (HUS)

Practice More

İrinotekan kullanımına bağlı gelişen erken ve geç diyare tablolarının ayırıcı tanısı ve UGT1A1 polimorfizminin bu tablodaki rolünü gözden geçirin.
Estimated Time:2m 30s
Question 47Question

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin moleküler hedefleri ve immünolojik süreçlerdeki rolleri incelendiğinde; CTLA4CTLA-4 (örn. IpilimumabIpilimumab) ve PD1PD-1 (örn. NivolumabNivolumab, PembrolizumabPembrolizumab) aksı blokajları arasındaki temel farklara dair aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: PD1PD-1 inhibitörleri, temel olarak efektör TT hücrelerinin tümör mikroçevresindeki aktivitesini geri kazandırırken; CTLA4CTLA-4 blokajı, priming aşamasındaki aktivasyona ek olarak düzenleyici TT hücrelerinin (TregTreg) baskılayıcı etkisini de kırarak daha geniş bir immün yanıt sağlar.

Answer

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinden PD1PD-1 blokerleri efektör fazda, CTLA4CTLA-4 blokerleri ise priming fazında ve düzenleyici TT hücreleri (TregTreg) üzerinde etki göstererek immün yanıtı modüle ederler.
PD1PD-1 yolu, halihazırda aktive olmuş ve tümöre ulaşmış TT hücrelerinin "bitkinlik" (exhaustion) durumunu tersine çevirmeye odaklanırken; CTLA4CTLA-4 yolu, lenf nodlarında yeni TT hücresi klonlarının uyarılmasını sağlar ve baskılayıcı TregTreg hücrelerinin etkisini kırarak daha kapsamlı ve sistemik bir immün aktivasyon tetikler.

Step-by-Step Solution

1
Etki yerinin belirlenmesi
CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (priming), PD1PD-1 ise periferik dokularda/tümörde (efektör) aktiftir.
İmmün yanıtın hangi aşamasının hedeflendiğini anlamak için gereklidir.
2
Hücresel hedeflerin analizi
CTLA4CTLA-4 blokajı hem efektör TT hücrelerini hem de TregTreg hücrelerini etkileyerek daha yaygın bir aktivasyon yapar.
TregTreg hücrelerinin konstitütif olarak yüksek CTLA4CTLA-4 eksprese etmesi bu farkı yaratır.
3
Klinik yansımanın değerlendirilmesi
CTLA4CTLA-4 blokajı daha sistemik bir immün yanıt ve dolayısıyla daha yüksek toksisite potansiyeli taşır.
Mekanizmanın genişliği yan etki profiliyle doğrudan ilişkilidir.

Key Concept

İmmün Kontrol Noktası Blokajı Mekanizmaları ve Faz Farklılıkları
Question 48Question

6262 yaşında erkek hasta, son 22 aydır giderek artan merdiven çıkarken zorlanma ve kollarını yukarı kaldırmakta güçlük çekme şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde; her iki üst göz kapağında morumsu-eritemli döküntü (heliotrop raş) ve el parmak eklemleri üzerinde (metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal) hafif kabarık, eritemli, pullu plaklar (Gottron papülleri) izleniyor. Hastanın 5050 paket-yıl sigara öyküsü mevcut. Laboratuvar incelemesinde; Kreatin Kinaz (CK): 42004200 U/L (N: 2020020-200), LDH: 850850 U/L (N: 100250100-250) ve AST: 180180 U/L (N: 5405-40) saptanıyor. Bu hastada paraneoplastik bir süreçten şüpheleniliyorsa, aşağıdaki otoantikorlardan hangisinin pozitif saptanması eşlik eden bir malignite olasılığını en yüksek kılar?

Show answer & explanation

Answer: Anti-TIF1-γ\gamma (p155/140)

Answer

Malignite olasılığını en çok artıran otoantikor Anti-TIF1-γ\gamma (p155/140) antikoru'dur.
Anti-TIF1-γ\gamma (Transcription Intermediary Factor 1-γ\gamma) antikoru, yetişkin dermatomiyozit vakalarında paraneoplastik süreçler ile en güçlü ilişkisi olan antikordur; bu antikor pozitif olan yetişkinlerde malignite sıklığı %6060-8080 arasındadır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu tanımlama
Proksimal kas güçsüzlüğü, heliotrop raş ve Gottron papülleri ile birlikte yüksek kas enzimleri (CK, LDH), hastanın Dermatomiyozit (DM) olduğunu gösterir.
Dermatomiyozit, karakteristik deri bulguları ve miyozit ile seyreden bir inflamatuar miyopatidir.
2
Paraneoplastik risk faktörlerini değerlendirme
İleri yaş (>60>60), yoğun sigara öyküsü ve dermatomiyozit tanısı bir arada olduğunda paraneoplastik süreç (özellikle akciğer kanseri) riski %3030-4040 seviyelerine kadar çıkar.
Dermatomiyozit, yetişkinlerde paraneoplastik olarak en sık görülen inflamatuar miyopatidir.
3
Spesifik antikor-malignite ilişkisini kurma
Anti-TIF1-γ\gamma (p155/140) veya Anti-NXP2 (p140) antikorlarının varlığı, yetişkin DM hastalarında malignite riskini belirgin şekilde artırır.
Bu antikorlar karsinogenez süreçleriyle ilişkili nükleer proteinlere karşı gelişir ve paraneoplastik DM için yüksek spesifiteye sahiptir.

Key Concept

Yetişkinlerde yeni tanı konulan Dermatomiyozit, paraneoplastik bir süreç olabilir ve Anti-TIF1-γ\gamma antikoru bu riski gösteren en güçlü belirteçtir.

Practice More

Dermatomiyozit tanısı alan her yetişkin hastada ilk 2 yıl içinde kanser taramasının (BT, kolonoskopi, kadınlarda pelvik muayene) yapılması gerektiğini unutmayın.
Estimated Time:2m 0s
Question 49Question

Kanser immünoterapisinde kullanılan immün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) etki mekanizmaları ve klinik kullanımında karşılaşılan yan etki profilleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: CTLA4CTLA-4 inhibitörleri (örn. ipilimumab) ile ilişkili immün yan etkiler, PD1PD-1 inhibitörlerine kıyasla genellikle daha erken ortaya çıkar ve daha şiddetli seyretme eğilimindedir.

Answer

CTLA-4 inhibitörleri ile görülen immün ilişkili yan etkilerin, PD-1 inhibitörlerine göre daha erken başlaması ve daha şiddetli seyretmesi ifadesi doğrudur.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri arasında CTLA4CTLA-4 inhibitörleri, lenf nodlarında TT-hücre aktivasyonunun en erken aşamasında rol aldıkları için bağışıklık sistemini daha geniş ve şiddetli bir şekilde uyarırlar. Bu nedenle, PD1/PDL1PD-1/PD-L1 inhibitörlerine kıyasla yan etkiler daha erken (genellikle ilk 4-8 hafta) ortaya çıkar ve Grade 3-4 toksisite görülme sıklığı anlamlı derecede daha yüksektir.

Step-by-Step Solution

1
İmmün kontrol noktalarının (checkpoint) etki bölgelerini ayırt et.
CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (priming fazı), PD1PD-1 ise tümör mikroçevresinde (efektör faz) etkilidir.
Yan etki ve etki mekanizması farklarını anlamak için temel fizyolojik ayrımı yapmak gerekir.
2
Toksisite profillerini karşılaştır.
Anti-CTLA4CTLA-4 tedavisi (örn. İpilimumab), anti-PD1PD-1 tedavisine (örn. Pembrolizumab) göre daha toksiktir.
Primer aktivasyonun engellenmemesi (CTLA-4 blokajı) daha yaygın bir otoimmün yanıta yol açar.
3
Yan etki (irAE) yönetim prensiplerini belirle.
Grade 3-4 toksisitede tedavi durdurulur ve sistemik steroid başlanır.
İmmün ilişkili yan etkiler enfeksiyöz değil, otoimmün kökenlidir.

Key Concept

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) farmakolojik ve klinik toksisite farkları.
Question 50Question

Kanser epidemiyolojisi ve karsinogenez süreçleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Radon gazı maruziyeti, sigara içmeyen bireylerde akciğer kanseri gelişiminin en önemli nedenlerinden biridir.

Answer

Radon gazı maruziyeti, sigara içmeyen bireylerde akciğer kanseri gelişiminin en önemli nedenlerinden biridir.
Radon gazı, uranyumun doğal bozunmasıyla oluşan renksiz ve kokusuz bir gazdır. Evlerin altındaki topraktan sızarak iç mekanlarda birikebilir. Sigara içmeyen bireylerde akciğer kanseri gelişiminde dünya genelinde en önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Step-by-Step Solution

1
Çevresel karsinojenlerin epidemiyolojik etkilerini hatırla.
Radon gazının sigara içmeyen popülasyonda akciğer kanseri riskini belirgin şekilde artırdığı bilgisine ulaşılır.
Radon, toprak altındaki uranyumun bozunmasıyla oluşan ve ev içi hava kirliliğine yol açabilen radyoaktif bir ajandır.
2
Asbest maruziyetindeki 'en sık' ve 'en spesifik' farkını analiz et.
Mezotelyomanın asbeste en spesifik tümör olduğu ancak akciğer kanserinin insidans olarak daha sık görüldüğü ayırt edilir.
TUS sınavlarında sıkça sorgulanan bir 'en sık' vs 'en spesifik' ayrımıdır.
3
Tümör belirteçlerinin ve paraneoplastik sendromların klinik yerini değerlendir.
Belirteçlerin taramadaki sınırlılığı ve PTHrP-yassı hücreli CA ilişkisi ile seçenekler elenir.
Yanlış seçeneklerin elenmesiyle doğru cevaba ulaşılır.

Key Concept

Epidemiyolojik Risk Faktörleri ve Karsinogenez İlişkileri
Question 51Question

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ), tümör immünolojisinde farklı evrelerde etki göstererek antitümör yanıtı güçlendirir. Bu ajanlardan anti-CTLA-4 (örn. ipilimumab) ve anti-PD-1 (örn. nivolumab/pembrolizumab) antikorlarının etki mekanizmaları ve etki yerleri birbirinden farklıdır.

Buna göre, anti-CTLA-4 ve anti-PD-1 antikorları arasındaki temel mekanistik farkı açıklayan en doğru ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Anti-CTLA-4 antikorları esas olarak lenfoid dokularda T-hücresi hazırlanma (priming) aşamasında etki ederken, anti-PD-1 antikorları periferik dokularda efektör aşamada etki gösterir.

Answer

Anti-CTLA-4 antikorları lenfoid dokuda priming aşamasında, anti-PD-1 antikorları ise periferik dokuda efektör aşamada etki eder.
İmmün kontrol noktası blokajında temel ayrım etki yeridir. CTLA-4, lenf düğümlerinde antijen sunumu sırasında (priming fazı) T hücresi aktivasyonunu baskılayan bir 'fren' mekanizmasıdır; bu nedenle anti-CTLA-4 (ipilimumab) bu freni kaldırarak T hücresi aktivasyonunu başlatır. PD-1 ise daha çok periferik dokularda ve tümör mikroçevresinde, uzun süre antijene maruz kalan T hücrelerinde eksprese edilir (efektör faz) ve immün yorgunluğa neden olur; anti-PD-1 bu yorgunluğu geri çevirir.

Step-by-Step Solution

1
CTLA-4 ve PD-1 moleküllerinin immün döngüdeki yerini hatırla.
CTLA-4, T-hücresi aktivasyonunun ilk aşamasında (lenf düğümü) CD28 ile yarışarak 'off' sinyali verir. PD-1 ise aktive olmuş T-hücrelerinin dokuda (tümör mikroçevresi) 'yorgunluk' (exhaustion) sinyalini yönetir.
İmmün kontrol noktalarının fizyolojik rolleri farklıdır.
2
Seçeneklerdeki mekanizma ve lokasyon eşleşmesini analiz et.
Doğru seçenek, CTLA-4'ün lenfoid dokuda/priming fazında, PD-1'in ise periferik dokuda/efektör fazda çalıştığını belirten ifadedir.
Bu ayrım, ilaçların yan etki profili ve kombinasyon mantığının temelini oluşturur.

Key Concept

İmmün Kontrol Noktası İnhibisyonu (Priming vs Efektör Faz)

Hints

1
İlaçların etki ettiği anatomik bölgeleri düşünün: Biri lenf düğümünde eğitimin başladığı yer, diğeri tümörün olduğu savaş alanı.
2
CTLA-4 'başlangıç' (priming) sinyalini düzenlerken, PD-1 'sonuç' (efektör) sinyalini düzenler.

Practice More

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetiminde steroid kullanım basamaklarını gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 52Question

Kanser karsinogenezinde p53p53 tümör baskılayıcı proteininin yapısal bir mutasyonu olmasa dahi fonksiyonunu yitirmesine neden olan; p53p53 proteinine bağlanarak onun ubikuitinasyonunu ve proteozomal yıkımını tetikleyen, özellikle liposarkomlarda gen amplifikasyonu yoluyla aşırı eksprese edilen molekül aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: MDM2

Answer

p53 proteinini ubikuitinleyerek proteozomal yıkıma uğratan ve liposarkomlarda amplifikasyonu görülen molekül MDM2'dir.
MDM2, bir E3 ubikuitin ligaz olarak görev yapar; p53 proteinine bağlanarak onu işaretler ve proteozomlarda parçalanmasını sağlar. Birçok kanser türünde, özellikle de liposarkomlarda MDM2 geninin amplifikasyonu saptanır. Bu durum, p53p53 geninin kendisi sağlam (wild-type) olsa bile, proteinin sürekli yıkılması nedeniyle p53 fonksiyonunun kaybına ve dolayısıyla karsinogeneze yol açar.

Step-by-Step Solution

1
p53'ün regülasyon mekanizmasını değerlendir.
p53 proteini, hücrede sürekli sentezlenir ancak MDM2 proteini tarafından bağlanarak hızla yıkıma uğratılır (negatif geri bildirim döngüsü).
Normal hücrelerde p53 düzeyinin düşük tutulması hücre döngüsünün devamı için gereklidir.
2
Karsinogenezdeki sapmayı belirle.
MDM2 geninin amplifikasyonu (aşırı kopyalanması), p53 geninde mutasyon olmasa bile p53 proteininin aşırı yıkımına ve fonksiyon kaybına yol açar.
Fonksiyonel p53 eksikliği, genomik instabiliteye ve kontrolsüz proliferasyona neden olur.
3
Spesifik tümör ilişkisini hatırla.
MDM2 amplifikasyonu, özellikle iyi diferansiye ve dediferansiye liposarkomlar için karakteristik bir moleküler bulgudur.
Bu bilgi, sarkomların moleküler tanısında ve karsinogenez mekanizmalarının anlaşılmasında kritiktir.

Key Concept

p53 İnaktivasyon Mekanizmaları ve MDM2 Amplifikasyonu
Estimated Time:1m 0s
Question 53Question

Metastatik melanom tanısıyla ipilimumab (anti-CTLA-4) tedavisi alan 45 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 9. haftasında şiddetli baş ağrısı, aşırı halsizlik, iştahsızlık ve görme bulanıklığı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede kan basıncı 90/60 mmHg, nabız 104/dk saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde sodyum 128 mEq/L, potasyum 4.6 mEq/L, sabah kortizolü ve serbest T4 düşük, TSH hafif baskılanmış, ACTH düzeyi ise normalin altında bulunuyor. Hipofiz MR görüntülemesinde bezde diffüz büyüme ve sapında kalınlaşma izleniyor.

Bu klinik tabloyu en iyi açıklayan tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İmmün ilişkili hipofizit

Answer

İmmün ilişkili hipofizit
Hastada kullanılan ipilimumab (anti-CTLA-4), immün ilişkili yan etki (irAE) olarak hipofizite en sık neden olan ajandır. Klinik tablo (baş ağrısı, görme bozukluğu) ve laboratuvar bulguları (santral hipotiroidi ve santral adrenal yetmezlik: Düşük TSH, Düşük ACTH) tanıyı destekler. MR'daki diffüz büyüme, lenfositik infiltrasyona bağlıdır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik senaryoyu ve ilaç öyküsünü analiz et
İpilimumab (CTLA-4 inhibitörü) kullanımı ve hipofizer alan semptomları (baş ağrısı, görme sorunu) var.
İpilimumabın en karakteristik endokrin yan etkisi hipofizittir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Düşük kortizol + Düşük ACTH ve Düşük sT4 + Düşük TSH.
Bu tablo hem adrenal hem de tiroid aksının 'santral' (beyin/hipofiz) kaynaklı bozulduğunu gösterir.
3
Radyolojik bulguyu değerlendir
Hipofizde diffüz büyüme.
Otoimmün enflamasyon (hipofizit) için tipik bulgudur; metastaz genellikle fokal/nodülerdir.

Key Concept

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörü Yan Etkileri (irAE)

Hints

1
Hastanın kullandığı ilaç bir CTLA-4 inhibitörüdür ve bu ilaç grubunun hipofiz bezi üzerinde spesifik bir yan etkisi vardır.
2
Laboratuvar sonuçlarında hem TSH hem de ACTH düşüktür; bu durum sorunun hedef organlarda (tiroid/sürrenal) değil, yönetici merkezde (hipofiz) olduğunu gösterir.
3
İpilimumab kullanımı + Baş ağrısı + Santral hormon eksiklikleri = Hipofizit.

Practice More

İmmün ilişkili kolit ve pnömonit gibi diğer irAE'lerin yönetimi ve hangi ilaçlarla (Anti-PD1 vs Anti-CTLA4) daha sık görüldüğü çalışılmalıdır.
Estimated Time:1m 30s
Question 54Question

Evre IV yassı hücreli akciğer kanseri tanısı ile takip edilen 7070 yaşındaki erkek hasta, giderek artan konfüzyon ve nefes darlığı şikayetiyle acil servise getiriliyor. Özgeçmişinde kronik kalp yetersizliği (EF %25\%25) öyküsü bulunan hastanın fizik muayenesinde; kan basıncı 160/95160/95 mmHg, nabız 110110/dakika, solunum sayısı 2626/dakika saptanıyor. Akciğer oskültasyonunda bilateral bazallerde ince raller ve S3S3 galo ritmi duyuluyor, +2+2 pretibial ödem eşlik ediyor.

Laboratuvar bulguları şöyledir:
ParametreSonuçReferans Aralığı
Kalsiyum16.616.6 mg/dL8.510.58.5 - 10.5
Albümin2.02.0 g/dL3.55.03.5 - 5.0
Kreatinin3.83.8 mg/dL0.61.20.6 - 1.2
Potasyum5.85.8 mEq/L3.55.13.5 - 5.1
PTH44 pg/mL156515 - 65

Bu durumda, hastanın hem kalsiyum düzeyini hızla düşürecek hem de klinik tablosunu yönetebilecek en uygun tedavi yaklaşımı hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Düşük kalsiyumlu diyalizat ile hemodiyaliz

Answer

Düşük kalsiyumlu diyalizat ile hemodiyaliz
Hastada düzeltilmiş kalsiyum düzeyi 18.218.2 mg/dL saptanmıştır, bu durum 'hiperkalsemi krizi' olarak kabul edilir. Hastanın bilinen kalp yetersizliğinin olması ve fizik muayenede pulmoner ödem bulgularının (raller, S3, dispne) saptanması, tedavinin ilk basamağı olan agresif hidrasyonu imkansız kılar. Ayrıca kreatinin yüksekliği bisfosfonat kullanımını riskli hale getirir. Düşük kalsiyumlu diyalizat ile yapılan hemodiyaliz, kalsiyumu dakikalar içinde düşürebilen, aynı zamanda hastanın sıvı yükünü ve hiperkalemisini de tedavi edebilen en etkin ve güvenli yöntemdir.

Step-by-Step Solution

1
Albümin değerine göre kalsiyum düzeyini düzeltin.
CorrectedCa=16.6+0.8×(42.0)=18.2Corrected Ca = 16.6 + 0.8 \times (4 - 2.0) = 18.2 mg/dL.
Hipoalbüminemi gerçek kalsiyum yüksekliğini maskeler; hastada kritik düzeyde (>18>18) hiperkalsemi mevcuttur.
2
Hastanın hacim durumunu ve komorbiditelerini değerlendirin.
EF %25\%25 kalp yetersizliği, raller, S3 ve ödem (Hacim yüklenmesi).
Hiperkalsemi tedavisinin temeli olan agresif hidrasyon bu hastada kontrendikedir.
3
Böbrek fonksiyonlarını değerlendirin.
Kreatinin 3.83.8 mg/dL (Akut böbrek hasarı).
Böbrek yetmezliği hem bisfosfonat kullanımını kısıtlar hem de kalsiyum atılımını engeller.
4
Acil diyaliz endikasyonlarını kontrol edin.
Kritik hiperkalsemi + Böbrek yetmezliği + Kalp yetersizliği/Hacim yüklenmesi.
Bu kombinasyon varlığında düşük kalsiyumlu diyalizat ile hemodiyaliz yaşam kurtarıcı tek seçenektir.

Key Concept

Hiperkalsemi krizinde (kalsiyum >14>14 mg/dL) eşlik eden ciddi böbrek yetmezliği veya kalp yetersizliği varlığında, standart hidrasyon ve bisfosfonat tedavileri uygulanamayacağı için acil hemodiyaliz endikedir.

Practice More

Onkolojik acillerde kalsiyum düzeyi 12-14 mg/dL arasında olan ve komorbiditesi bulunmayan hastalarda ilk basamak yaklaşımı inceleyiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 55Question

34 yaşında kadın hasta, meme kanseri risk danışmanlığı için polikliniğe başvuruyor. Öyküsünden, 18 yaşında Hodgkin lenfoma tanısı aldığı ve tedavi sürecinde mediastinal bölgeye radyoterapi (mantle alanı) uygulandığı öğreniliyor. Aile öyküsünde meme veya over kanseri bulunmayan hastanın fizik muayenesinde patolojik bulgu saptanmıyor. Bu hasta için güncel kılavuzlara göre en uygun meme kanseri tarama stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Yıllık mamografi ve meme manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tarama

Answer

Yıllık mamografi ve meme manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile tarama seçeneği doğrudur.
10-30 yaşları arasında göğüs bölgesine radyoterapi (Hodgkin lenfoma vb. nedenlerle) öyküsü olan kadınlar, meme kanseri gelişimi açısından yüksek risk grubundadır (kümülatif risk BRCA taşıyıcılarına benzer). Bu hastalarda tarama, radyoterapiden 8-10 yıl sonra (en erken 25 yaşında) başlamalıdır. Amerikan Kanser Derneği (ACS) ve NCCN kılavuzları, bu hasta grubunda duyarlılığı artırmak amacıyla 'Yıllık Mamografi + Yıllık Meme MRG' kombinasyonunu önermektedir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk grubunu belirle
Hasta 10-30 yaşları arasında (18 yaşında) göğüs bölgesine radyoterapi almıştır. Bu durum meme kanseri açısından 'Yüksek Risk' kategorisindedir (BRCA mutasyonu taşıyıcılarına benzer risk).
Erken yaşta göğüs radyoterapisi, meme dokusunun karsinojeneze duyarlılığını artırır.
2
Tarama başlangıç zamanını kontrol et
Kılavuzlar, radyoterapiden 8-10 yıl sonra (ancak 25 yaşından önce olmamak kaydıyla) taramanın başlamasını önerir. Hasta 34 yaşında ve tedavi üzerinden 16 yıl geçmiştir, tarama endikasyonu vardır.
Latent periyot sonrası risk belirginleşir.
3
Uygun tarama yöntemini seç
Yüksek riskli (göğüs radyoterapisi öyküsü olan) hastalarda tek başına mamografi yeterli değildir. Duyarlılığı artırmak için yıllık Mamografi + Meme MRG kombinasyonu önerilir.
Yüksek risk gruplarında multimodal görüntüleme standarttır.

Key Concept

Meme Kanseri Yüksek Risk Taraması
Question 56Question

64 yaşında erkek hasta, 45 paket-yıl sigara öyküsü ile birlikte son 4 aydır devam eden öksürük ve kilo kaybı şikayetlerine ek olarak, özellikle uyluk ve omuz çevresinde belirginleşen halsizlik nedeniyle başvuruyor. Hastanın klinik ve laboratuvar bulguları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

ParametreBulgular
Proksimal Kas GücüSabahları 2/52/5, egzersiz sonrası 4/54/5
Derin Tendon Refleksleri (DTR)İstirahatte arefleksik; 15 sn maksimal izometrik kontraksiyon sonrası zayıf pozitif
Otonomik BulgularBelirgin ağız kuruluğu, impotans, konstipasyon
Serum Kalsiyum / Fosfor9.29.2 mg/dL / 3.13.1 mg/dL
Akciğer GrafisiSağ hiler bölgede 44 cm çapında kitle

Bu hastada altta yatan temel patofizyolojik mekanizma ve en olası elektrofizyolojik (EMG) bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Presinaptik voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına karşı antikor gelişimi - Ardışık sinir uyarım testinde yüksek frekanslı stimülasyon ile amplitüdde belirgin artış (inkrement)

Answer

Presinaptik voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına karşı antikor gelişimi - Ardışık sinir uyarım testinde yüksek frekanslı stimülasyon ile amplitüdde inkrement
Vakadaki proksimal güçsüzlüğün egzersizle düzelmesi, arefleksinin egzersiz sonrası geri gelmesi ve ağız kuruluğu/impotans gibi otonomik bulgular Lambert-Eaton miyastenik sendromunun (LEMS) temel özellikleridir. Bu tablo, presinaptik voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına karşı gelişen antikorların asetilkolin salınımını azaltması sonucu oluşur. Tanıda EMG'de yüksek frekanslı uyarım ile amplitüdün %100'den fazla artması (inkrement) en spesifik bulgudur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguların analizi
Proksimal kas güçsüzlüğü, egzersizle düzelme (facilitation), arefleksinin egzersiz sonrası geri gelmesi (post-tetanik potansiyelizasyon) ve otonomik bulgular (ağız kuruluğu, impotans).
Bu bulgular Lambert-Eaton miyastenik sendromu (LEMS) için spesifiktir.
2
Altta yatan malignite ve antikor eşleştirmesi
Sigara öyküsü ve hiler kitle Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) ile uyumludur; KHAK vakalarının %1-3'ünde LEMS görülür.
LEMS, P/Q tipi voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına (VGCC) karşı gelişen antikorlar nedeniyle oluşur.
3
Elektrofizyolojik bulgunun belirlenmesi
Düşük frekanslı stimülasyonda dekrement görülse de, yüksek frekanslı stimülasyon (>20>20 Hz) veya kısa süreli maksimal egzersiz sonrası amplitüdde belirgin artış (inkrement) saptanır.
Hızlı uyarı veya egzersiz, kalsiyumun presinaptik terminalde birikmesini sağlayarak asetilkolin salınımını geçici olarak artırır.

Key Concept

Lambert-Eaton miyastenik sendromunun presinaptik VGCC antikorları ve karakteristik elektrofizyolojik inkrement bulgusu.

Alternative Method

Klinik olarak DTR'lerin egzersizle geri gelmesi (facilitation), paraneoplastik tablolar arasında sadece LEMS'e özgüdür. Bu ipucu ile diğer şıklar elenebilir.
Estimated Time:2m 0s
Question 57Question

Evre III kolon kanseri tanısıyla adjuvan kemoterapi protokolü (FOLFOX) başlanan 58 yaşındaki erkek hasta, tedavisinin üçüncü gününde buzdolabından su şişesi alırken ellerinde ani başlayan ağrılı uyuşma, karıncalanma ve soğuk su içerken boğazında takılma hissi (laringospazm benzeri) yaşadığını ifade etmektedir. Hastanın nörolojik muayenesinde derin tendon refleksleri korunmuş olarak izlenmektedir.

Bu hastada tanımlanan klinik tabloya neden olması en muhtemel antineoplastik ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Oksaliplatin

Answer

Doğru cevap Oksaliplatin'dir.
Soruda tarif edilen klinik tablo, Oksaliplatin kullanımına bağlı gelişen akut nörotoksisitedir. Oksaliplatin, voltaj kapılı sodyum kanalları üzerindeki etkisiyle, özellikle soğuk teması sonrası (soğuk içecekler, soğuk hava, soğuk cisimler) ellerde disestezi, parestezi ve boğazda laringospazm hissine neden olur. Bu durum ilaca özgü (patognomonik) bir yan etkidir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın kliniğini analiz et
Kolon kanseri tedavisi (FOLFOX) alan hastada soğukla tetiklenen (soğuk su, buzdolabı) akut nörolojik şikayetler (el uyuşması, boğazda kasılma) mevcuttur.
Semptomların tetikleyicisi (soğuk) tanısal açıdan en kritik ipucudur.
2
İlaç yan etki profillerini eşleştir
Oksaliplatin, platin türevi bir ilaç olup akut dönemde soğuğa bağlı disestezi ve laringospazm yapmasıyla diğer nöropatik ilaçlardan ayrılır.
Diğer şıklardaki ajanlar (Sisplatin, Vinkristin) nöropati yapsa da bu 'soğuk allodinisi' tablosu Oksaliplatin için patognomoniktir.

Key Concept

Oksaliplatinin akut nörotoksisitesi soğukla tetiklenir (soğuk allodinisi) ve genellikle geri dönüşümlüdür; kronik toksisitesi ise kümülatif duyusal nöropatidir.

Hints

1
Hastanın şikayetlerinin özellikle 'soğuk' (buzdolabı, soğuk su) ile tetiklendiğine dikkat ediniz.
2
Bu yan etki profili, kolon kanseri tedavisinde kullanılan platin grubu bir ilaca özgüdür.
3
Sisplatinin aksine nefrotoksisitesi az olan, ancak soğukla tetiklenen nöropati yapan ilaç Oksaliplatin'dir.
Estimated Time:1m 0s
Question 58Question

Metastatik yumuşak doku sarkomu tanısıyla yüksek doz ifosfamid (99 g/m2/ku¨rg/m^2/kür) ve mesna tedavisi başlanan 5555 yaşında erkek hastada, infüzyonun 3.3. gününde ani gelişen huzursuzluk, konfüzyon, dizartri ve görsel halüsinasyonlar gözleniyor. Fizik muayenesinde asteriksis ve yaygın miyoklonuslar saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin 2.12.1 mg/dLmg/dL, albümin 2.42.4 g/dLg/dL ve elektrolit düzeyleri normal bulunuyor. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Toksisiteden sorumlu temel metabolit kloroasetaldehit olup, mitokondriyal solunum zinciri inhibisyonu üzerinden nörotoksik etki gösterir.

Answer

Toksisiteden sorumlu temel metabolit kloroasetaldehit olup, mitokondriyal solunum zinciri inhibisyonu üzerinden nörotoksik etki gösterir.
İfosfamid ensefalopatisi, ilacın metabolizması sırasında oluşan kloroasetaldehitin santral sinir sisteminde birikmesiyle oluşur. Bu metabolit, mitokondriyal solunum zincirindeki enzim komplekslerini inhibe ederek nöronal enerji üretimini engeller. Hipoalbüminemi ve renal yetmezlik bu toksisitenin gelişimini kolaylaştırır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu tanımla
İfosfamid tedavisi altında gelişen nöropsikiyatrik semptomlar (konfüzyon, halüsinasyon, asteriksis) 'İfosfamid Ensefalopatisi' ile uyumludur.
Hastanın aldığı spesifik ilaç ve gelişen santral sinir sistemi bulguları arasındaki ilişkiyi kurmak için.
2
Risk faktörlerini değerlendir
Hastada saptanan kreatinin yüksekliği (2.12.1 mg/dLmg/dL) ve düşük albümin (2.42.4 g/dLg/dL), toksik metabolitlerin birikimi için majör risk faktörleridir.
Vakadaki laboratuvar bulgularının toksisite riskini nasıl artırdığını anlamak için.
3
Metabolit ayrımı yap
İfosfamid metabolizmasında akrolein ürotoksisiteden (sistit), kloroasetaldehit ise nörotoksisiteden sorumludur.
Sıklıkla karıştırılan iki farklı metabolit arasındaki patofizyolojik farkı ayırt etmek için.
4
Etki mekanizmasını ve tedaviyi hatırla
Kloroasetaldehit mitokondriyal solunum zincirini bozar. Tedavide ilaç kesilir ve metilen mavisi (alternatif elektron alıcısı) kullanılır.
Hastalığın hücresel düzeydeki nedenini ve buna yönelik spesifik tedaviyi doğrulamak için.

Key Concept

İfosfamid Ensefalopatisi ve Kloroasetaldehit Toksisitesi
Estimated Time:2m 30s
Question 59Question

6666 yaşında kadın hasta, check-up amacıyla polikliniğe başvuruyor. Öyküsünde 3535 paket-yıl sigara kullanımı olan hasta, sigarayı 1414 yıl önce kesin olarak bıraktığını belirtiyor. Fizik muayenesi ve bazal laboratuvar tetkikleri normal olan bu hastada, kanser taraması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en uygun yaklaşımdır?

Show answer & explanation

Answer: Akciğer kanseri taraması amacıyla yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) planlanmalıdır.

Answer

Hastanın yaşı (6666), sigara yükü (3535 paket-yıl) ve sigarayı bırakma süresi (1414 yıl) göz önüne alındığında, güncel kılavuzlara göre yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile akciğer kanseri taraması yapılması en uygun yaklaşımdır.
Düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT), akciğer kanseri taramasında mortaliteyi azalttığı randomize kontrollü çalışmalarla kanıtlanmış tek yöntemdir. Hastanın 6666 yaşında olması, 2020 paket-yılı aşan (3535 paket-yıl) sigara öyküsü bulunması ve sigarayı bırakmasının üzerinden henüz 1515 yıl geçmemiş olması (1414 yıl) onu tarama için aday yapmaktadır.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk profilini belirle
Hasta 6666 yaşında, 3535 paket-yıl sigara öyküsü var ve 1414 yıl önce bırakmış.
Tarama kriterlerine uygunluğu denetlemek için yaş, paket-yıl ve bırakma süresi kritiktir.
2
Akciğer kanseri tarama kriterleri ile karşılaştır
USPSTF kriterlerine göre 508050-80 yaş, 20\geq 20 paket-yıl ve son 1515 yıl içinde sigarayı bırakanlar tarama kapsamındadır.
Mevcut kriterler hastanın tarama için uygun olduğunu göstermektedir.
3
Tümör belirteçlerinin taramadaki yerini değerlendir
CEA ve NSE gibi belirteçlerin tarama amaçlı kullanımı önerilmez.
Belirteçler düşük duyarlılık ve özgüllük nedeniyle taramada mortalite yararı sağlamaz.

Key Concept

Yüksek riskli bireylerde (yaş, paket-yıl ve bırakma süresi kriterlerini karşılayan) akciğer kanseri taramasında altın standart düşük doz bilgisayarlı tomografidir (DDBT).
Estimated Time:1m 30s
Question 60Question

5858 yaşında erkek hasta, son 22 aydır devam eden iştahsızlık, halsizlik ve yaklaşık 88 kg kilo kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde hepatomegali saptanan hastanın çekilen abdomen bilgisayarlı tomografisinde (BTBT) karaciğerde her iki lobda çok sayıda hipodens metastatik lezyon izleniyor. Karaciğerdeki lezyondan yapılan biyopsi sonucu "adenokarsinom metastazı" olarak raporlanıyor. İmmünhistokimyasal incelemede; Sitokeratin 77 (CK7CK7) negatif, Sitokeratin 2020 (CK20CK20) pozitif ve CDX2CDX2 pozitif saptanıyor.

Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre, hastada primer odağın yerleşimi açısından en olası organ aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kolon

Answer

İmmünhistokimyasal olarak CK7()CK7(-), CK20(+)CK20(+) ve CDX2(+)CDX2(+) saptanan adenokarsinom metastazlarında en olası primer odak kolondur.
Sitokeratinler (CKCK), adenokarsinomların orijinini belirlemede kritik rol oynar. Kolon kanserleri tipik olarak CK7()CK7(-), CK20(+)CK20(+) ve CDX2(+)CDX2(+) ekspresyonu sergiler. Bu vaka sunumundaki tümörün immünhistokimyasal profili doğrudan kolorektal kökeni işaret etmektedir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu ve morfolojiyi değerlendir.
Hasta ileri yaşta, kilo kaybı ve karaciğerde yaygın metastatik adenokarsinom ile başvurmuştur. Bu durum bilinmeyen primerli tümörler (CUPCUP) kapsamında değerlendirilmelidir.
Primer odağı saptanmamış metastatik durumlarda uygun tanısal yaklaşım için biyopsi ve immünhistokimya (I˙HKİHK) kritiktir.
2
İmmünhistokimyasal (I˙HKİHK) belirteçleri analiz et.
CK7()CK7(-) ve CK20(+)CK20(+) kombinasyonu saptanmıştır. Ayrıca bağırsak epiteline özgü bir transkripsiyon faktörü olan CDX2CDX2 pozitifliği mevcuttur.
Sitokeratinler, epitelyal tümörlerin kökenini belirlemede kullanılan temel I˙HKİHK belirteçleridir.
3
Belirteç profilini olası organlarla eşleştir.
CK7()CK7(-) / CK20(+)CK20(+) profili kolorektal kökenli adenokarsinomlar için karakteristik bir bulgudur.
Meme, akciğer ve tiroid gibi organlarda CK7(+)CK7(+) olması beklenirken, kolonda CK7CK7 negatifliği ayırt edicidir.

Key Concept

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) immünhistokimyasal sitokeratin (CK7 ve CK20) paneli, primer odağın saptanmasında en önemli rehberlerden biridir.
PreviousPage 3 / 18Next
Onkoloji Practice Questions — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Page 3 | Examkin