Din Felsefesi
6 questions
Spinoza, Tanrı ve doğayı tek ve bölünmez bir töz olarak görerek "Tanrı ya da Doğa" (Deus sive Natura) formülünü ortaya koyar. Ona göre evrendeki her şey Tanrı'dan türemiştir ve O'nun birer görünümüdür. Diğer taraftan panenteist düşünürler, evrenin Tanrı'da var olduğunu kabul etmekle birlikte Tanrı'nın evrene eşitlenemeyeceğini; O'nun, evreni hem kapsayan hem de onun ötesinde olan aşkın bir niteliğe sahip olduğunu savunurlar.
Bu parçadan hareketle panteizm ve panenteizm akımları arasındaki ayrım noktası aşağıdakilerden hangisidir?
İnsan zihni, yapısı gereği yalnızca duyusal deneyim dünyasını ve bu dünyadaki olgusal ilişkileri kavrayabilir. Duyu deneyiminin sınırlarını aşan, denetlenemeyen ve olgusal karşılığı bulunmayan aşkın bir varlık alanı ise rasyonel veya ampirik yöntemlerle ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir. Bu nedenle, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu gibi metafiziksel konular insan aklının sınırlarının ötesindedir ve bu konularda kesin bir iddiada bulunmaktan kaçınmak felsefi açıdan tek tutarlı yoldur.
Bu parçada dile getirilen felsefi tutum, din felsefesindeki aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle doğrudan ilişkilidir?
Evrenin var oluşunu açıklamak için aşkın bir ilk nedenin varlığını kabul etmek akılsal bir zorunluluktur. Ancak bu yaratıcı, evreni mükemmel işleyen mekanik bir düzende yaratmış ve kendi yasalarıyla baş başa bırakmıştır. Dolayısıyla O'nun tarihe müdahale etmesi, mucizeler gerçekleştirmesi veya peygamberler aracılığıyla insanlarla iletişim kurması düşünülemez.
Bu parçada açıklanan görüşler, din felsefesinin aşağıdaki yaklaşımlarından hangisine aittir?
Leibniz, evrendeki her olgunun ve varlığın kendisini aşan bir varoluşsal açıklama gerektirdiğini savunur. Ona göre, fiziksel evrendeki nesnelerin hiçbirinin varlığı kendinden değildir; çünkü hepsi başka türlü de var olabilecek yani 'mümkün' varlıklardır. Mümkün varlıkların oluşturduğu nedensellik zincirinin geriye doğru sonsuza gitmesi, zincirin kendisinin neden var olduğunu açıklamaz. Dolayısıyla evrenin varoluşunun yeter sebebi, kendi dışında, var olmaması düşünülemeyen 'zorunlu bir varlık'ta bulunmalıdır.
Bu parçada savunulan ve evrenin varlığından hareketle Tanrı'nın varlığını temellendirmeye çalışan kanıt ile bu kanıtın dayandığı temel düşünce aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
Bir nehir yatağının kıvrımlarında, bir kuşun kanat yapısında veya gezegenlerin yörüngelerindeki hassas dengede tesadüfe yer olmadığı; her şeyin belirli bir düzen ve amaç çerçevesinde işlediği görülür. Din felsefesinde bu gözlemlerden yola çıkılarak, evrendeki nizamın kendi kendine var olamayacağı ve bilinçli bir tasarımcının ürünü olması gerektiği savunulur.
Buna göre, evrendeki düzen ve amaçtan hareketle Tanrı'nın varlığını temellendiren bu kanıt aşağıdakilerden hangisidir?
Hristiyan düşünür Anselmus, Tanrı'yı "kendisinden daha yücesi tasarlanamayan bir varlık" olarak tanımlar ve bu tanımdan hareketle O'nun hem zihinde hem de zihnin dışındaki gerçeklikte var olması gerektiğini savunur. Çağdaşı keşiş Gaunilo ise bu akıl yürütmeye "Kayıp Ada" örneğiyle karşı çıkar: Zihnimizde her açıdan kusursuz, "kendisinden daha mükemmeli düşünülemeyen bir ada" hayal edebiliriz. Anselmus’un mantığını izlersek, bu adanın sadece zihnimizde kalmayıp dış dünyada da var olması gerekir; çünkü var olmasaydı, gerçekte var olan herhangi bir ada ondan daha mükemmel olurdu. Gaunilo’ya göre bu sonuç saçmadır ve zihinsel bir tasarımdan nesnel bir varoluş çıkarılamaz.
Buna göre Gaunilo'nun eleştirisi, Anselmus'un Tanrı'nın varlığına yönelik argümanının öncelikle hangi yönünü hedef almaktadır?