Paragrafta Anlam
1306 questions
(I) Sümerler, insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olan çivi yazısını kil tabletler üzerine nakşetmişlerdir. (II) Bu kil tabletler, nemli killi çamurun üzerine kamıştan yapılmış sivri uçlu kalemlerle yazılarak hazırlanıyordu. (III) Yazma işlemi tamamlandıktan sonra tabletler güneşte kurutuluyor, daha kalıcı olması istenenler ise fırınlarda pişiriliyordu. (IV) Günümüzde ise tablet dendiğinde akla ilk olarak eğitim ve eğlence amacıyla yaygın şekilde kullanılan elektronik akıllı cihazlar gelmektedir. (V) Modern tablet bilgisayarlar, yüksek işlem kapasiteleri ve taşınabilir yapılarıyla bilgiye ulaşım şeklimizi kökten değiştirmiştir. (VI) Dokunmatik ekran teknolojisiyle birleşen bu cihazlar, kâğıt kullanımını azaltarak dijital bir çalışma ortamı sunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Organik mimari, doğayı sadece dışsal bir süs veya taklit edilecek bir form olarak görmekten ziyade, onunla işlevsel ve estetik bir bütünleşmeyi hedefleyen modern bir tasarım felsefesidir. Bu akımın en önemli temsilcilerinden olan Frank Lloyd Wright, binaların çevrelerindeki doğal peyzajın yapay bir eklentisi değil, onun organik bir uzantısı olması gerektiğini savunmuştur. Wright'a göre bir konut, inşa edildiği tepenin üzerinde yabancı ve eğreti bir kütle gibi durmamalı; aksine, o tepenin bağrından kendiliğinden filizlenmişçesine doğal bir uyum sergilemelidir. Bu yaklaşımda beton ve çelik gibi modern yapı malzemeleri, yerel taşlar ve ahşap dokularla bir arada harmanlanarak doğanın ritmine uydurulur. Organik mimaride amaç, insanı doğadan yalıtan kutular inşa etmek değil; yapay olanla doğal olanı ortak bir yaşam alanında birleştirmektir. Böylece iç mekandaki yaşam ile dışarıdaki doğal akış arasındaki sınırlar belirsizleşir ve insan tasarım�� yapılar doğanın bir parçası haline gelir.
Bu parçada organik mimariyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Klasik dönem Osmanlı mimarisinin en belirgin simgelerinden olan çiniler, cami ve saray gibi anıtsal yapıların iç mekân tasarımlarında estetik bir bütünlük sağlamak amacıyla kullanılmıştır. (II) Bu geleneksel bezeme sanatında mavi, beyaz, firuze ve kırmızı tonların hâkimiyeti, yapılara hem ferahlık kazandırmış hem de mekânın manevi atmosferini derinleştirmiştir. (III) Üretim aşamasında kullanılan kuvars oranı ve özel fırınlama teknikleri sayesinde çiniler, yüzyıllar boyunca parlaklıklarını yitirmeden günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. (IV) İznik ve Kütahya gibi merkezlerde yoğunlaşan çini atölyelerinin çalışma düzeni, usta-çırak ilişkisine dayalı lonca sisteminin sıkı kuralları çerçevesinde şekillenmiştir. (V) Saraydan gelen siparişlerin öncelikli olarak karşılandığı bu atölyelerde, nakkaşların hazırladığı desenler büyük bir gizlilikle ve titizlikle çamurun üzerine aktarılırdı. (VI) Dönemin ünlü ustaları, kendi geliştirdikleri sır formüllerini sadece güvendikleri kalfalarıyla paylaşarak bu sanatın özgün kalmasını sağlamaya çalışmışlardır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Her sabah gün doğmadan uyanır, soğuk rüzgarın yüzüne vuran sert kırbaçlarına aldırmadan atölyesinin yolunu tutardı. Çevresindekiler, onun bu yaşta kendini bu kadar yıpratmasına anlam veremez, dinlenmesi gerektiğini söylerlerdi. O ise elindeki yarım kalmış heykellere bakar, her bir çizgisinde hayal ettiği geleceği görerek gülümserdi. Yıllarca süren başarısız denemeler, sergisini açmasına engel olan maddi imkânsızlıklar ya da sanata karşı ilgisiz duran o kalabalıklar onu asla yolundan çeviremedi. 'Eğer içimdeki bu sesi taşa üflemeyi bırakırsam, kendime ihanet etmiş olurum,' derdi her seferinde. Karşılaştığı her zorluk, onun çamura şekil veren parmaklarına yeni bir güç katıyor; engeller onu yıldırmak yerine daha da kamçılıyordu. Sanat yolundaki yürüyüşünü hiçbir gölgenin karartmasına izin vermedi.
Bu parçada kendisinden söz edilen sanatçının öne ç��kan belirgin karakter özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Yazmaya başladığım ilk gençlik yıllarımda, kâğıdın üzerindeki her kelimeyi birer tapınak sütunu gibi sarsılmaz kılmaya çalışırdım. Hata yapma korkusu, beni adeta kendi cümlelerimin amansız bir gardiyanı hâline getirmişti. Zamanla anladım ki kusursuzluk arayışı, sanatta yaratıcılığın önüne çekilen en büyük setlerden biriymiş. Şimdilerde ise geriye dönüp baktığımda, o aşırı titiz ve kendinden son derece emin genç yazara buruk bir tebessümle bakıyorum. Bugün kendi yazdıklarımda bile hata bulmaktan, onları acımasızca bozup yeniden kurmaktan çekinmiyorum artık. Çünkü biliyorum ki bir sanatçıyı canlı tutan şey, ulaştığı kusursuz zirveler değil, o zirvelere giden yolda tökezlediği anlardır. Kendi eksikliklerini içtenlikle kabullenip onlarla yüzleşemeyen bir kalem, hiçbir zaman kendi sınırlarının ötesine geçemez.
Bu parçada kendisinden söz eden sanatçının sergilediği tutumdan yola çıkılarak aşağıdaki niteliklerden hangisine sahip olduğu söylenebilir?
Harita, mekânı zihnimizde sadeleştirip onu kontrol edilebilir bir düzleme indirgeme arzusunun somut bir ürünüdür. Ancak modern kentlerde yürürken haritanın çizdiği o kesin ve pürüzsüz çizgilerin gerçeklikle uyuşmadığını hemen fark ederiz. Harita bize düz bir çizgi sunarken sokak; çürüyen yaprak kokularıyla, eski bir konağın penceresinden sızan ud sesiyle ve aniden karşımıza çıkan çıkmaz sokakların gizemiyle bizi karşılar. Çoğu insan haritayı gerçeğin kendisi sanma yanılgısına düşer; oysa harita, kentin ruhunu dışarıda bırakan kuru bir şemadan ibarettir. Sokakların karmaşasını hissetmeden kenti kavradığını iddia eden kişi, sadece bir resmi izleyip o resimdeki ormanda kaybolduğunu hayal eden bir gezginden farksızdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sanatsal yaratım, bireysel bir çabanın ürünü gibi görünse de aslında toplumsal hafızanın estetik bir süzgeçten geçirilerek yeniden üretilmesidir. Ressamın tuvale vurduğu her fırça darbesi ya da romancının kurguladığı her çatışma, içinde bulunulan çağın izlerini taşır. Nitekim Lucien Goldmann, 'Büyük yapıtlar, kolektif bilincin estetik düzeyde yeniden yapılandırılmasıdır.' diyerek bu gerçeğe işaret eder. Bu durum, bir a��acın yaprakları ile kökleri arasındaki ilişkiye benzer; yapraklar göğe yükselse de güçlerini toprağın derinliklerindeki köklerden alır. Sanatçı da bireysel üslubuyla parıldarken aslında toplumsal köklerinden beslenmektedir. Dolayısıyla sanatı yalnızca içsel bir esinlenme olarak gören anlayışlar eksiktir; sanat, doğası gereği kolektif bir dönüşümdür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Modern kentin labirentimsi sokaklarında amaçsızca dolaşarak şehri duyumsayan ve gözlemleyen 'flâneur' figürü, Baudelaire’den Benjamin’e uzanan bir felsefi çizgide, modernle��me deneyiminin ve bunun yarattığı bireysel yabancılaşmanın en somut simgesi olmuştur. Flâneur, kalabalıklar içinde bir gölge gibi süzülürken kenti sadece dışarıdan seyreden edilgen bir izleyici değil; onun ritminde, kaotik yapısında kendi özgün iç dünyasını inşa eden etkin bir zihindir. Ancak günümüzün dijitalleşen, her adımı algoritmalarla haritalandırılan ve sürekli izlenen akıllı şehirlerinde, bu figürün ontolojik bir dönüşüme, hatta yok oluşa sürüklendiğini söylemek mümkündür. GPS tabanlı navigasyon sistemleri, kişiselleştirilmiş mekân önerileri ve sürekli çevrim içi olma baskısı, sokaklarda gezinme eyleminin barındırdığı o kurucu 'rastlantısallığı' ve belirsizliği neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. Artık modern kent sakini, kendi keşif alanını yaratan bağımsız bir özne olmaktan çıkmış; varmak istediği yere en kısa sürede ulaşmasını sağlayan en verimli yolları izlemekle yükümlü bir veri nesnesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme pratiğini sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda zihinsel bir serüvenin de önünü tıkar. Çünkü kaybolmanın, sapmanın ve beklenmedik olanla karşılaşmanın bireye sunduğu estetik ve entelektüel haz, yerini önceden tasarlanmış, denetimli bir hareketliliğe bırakmıştır. Sonuç olarak dijital gözetim çağında yürümek, kenti özgürce keşfetmekten ziyade, önceden çizilmiş sanal rotaları tüketmekten ibaret bir etkinliğe indirgenmiştir.
Bu parçadan hareketle 'flâneur' ve modern kent yaşantısıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki edebiyat eleştirisi yazılarından alınan parçaları, öne çıkardıkları anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki numaralanmış metinleri, içerdikleri anlatım biçimleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıda verilen paragrafları, içlerinde ağır basan anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki sol sütunda verilen numaralanmış metin parçalarını, sağ sütunda verilen ve bu parçalarda ihlal edilen (aykırı davranılan) anlat��m ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Antik Çağ’dan Orta Çağ’a kadar uzanan süreçte zaman, doğanın döngüsel ritmine göre belirleniyor ve güneşin gökyüzündeki hareketiyle ölçülüyordu. (II) Bu dönemde kullanılan güneş ve su saatleri, toplumsal yaşamı dakikası dakikasına düzenlemekten ziyade tarımsal veya dinsel ritüellerin zamanlamasını ayarlamayı amaçlıyordu. (III) Ancak 13. yüzyılın sonlarında Avrupa’da mekanik saatlerin icat edilmesiyle birlikte zaman algısında radikal bir dönüşüm yaşandı. (IV) Katedral kulelerine yerleştirilen bu yeni saatler, zamanı eşit ve soyut birimlere bölerek şehir hayatını kilisenin kontrolünden çıkarıp sek��ler bir zemine taşıdı. (V) Saat kuleleri, Orta Çağ ve Rönesans Avrupası'nda sadece zamanı göstermekle kalmayıp kentlerin ekonomik güç ve bağımsızlık derecesini simgeleyen mimari anıtlar olarak yükseldi. (VI) Yerel yönetimler, komşu şehirlere üstünlük kurmak ve kendi özerkliklerini ilan etmek amacıyla en görkemli saat kulelerini inşa etmek için adeta bir yarışa girdiler.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Harita, yeryüzünün nesnel ve bilimsel bir temsili olarak kabul edilse de aslında hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız bir araç olmamıştır. Tarihsel olarak harita yapımı, egemen güçlerin mekânı kendi önceliklerine göre sınırlandırma, adlandırma ve kontrol etme çabasıyla doğrudan ilişkilidir. Haritayı çizen kartograf, hangi ayrıntıların öne çıkarılacağına, hangi bölgelerin merkezde yer alacağına ve nelerin tamamen göz ardı edileceğine karar verirken kaçınılmaz olarak mensup olduğu kültürün ve himayesinde çalıştığı otoritenin dünya görüşünü yansıtır. Dolayısıyla haritalar, coğrafyayı yansıtan pasif aynalar değil; mekânı yeniden üreten, sınırları ideolojik olarak kurgulayan ve siyasi meşruiyet devşiren aktif söylem araçlarıdır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Yıllar önce, kentin silüetine yön verecek o büyük projeye başladığımda içimde adeta fırtınalar kopuyordu. ��izdiğim her çizgi, yerleştirdiğim her taş, benim adıma konuşacak, beni geleceğe taşıyacak birer abide olmalıydı. Kusursuzluğu ararken şantiyede sabahladığım, kendimi dış dünyadan tamamen soyutladığım o günlerde, başarının yalnızca kendi standartlarıma ulaşmak olduğunu sanıyordum. Bugün, o devasa yapının önünden geçerken hissettiğim şey ne gurur ne de hayal kırıklığı. Sadece, o dönem kendime ne kadar acımasız davrandığımı, mükemmelin peşinde koşarken hayatın sunduğu o ufak ama canlı renkleri nasıl da ıskaladığımı görüyorum. Şimdi o taş yığınına bakınca, insanın kendi elleriyle ördüğü duvarların arkasında nasıl da yalnızlaşabileceğini çok daha iyi anlıyorum. Keşke o günlerde başarının, bitmiş bir eserden ziyade o eseri üretirken aldığım nefeste saklı olduğunu fısıldayacak biri olsaydı yanımda.
Bu parçanın anlatıcısı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Zamanın ruhu, modern insanın avuçlarından kayıp giden bir kum tanesi gibidir; ne kadar sıkı tutmaya çalışırsanız o kadar hızlı akar. Oysa antik dönem bilgeleri için zaman, düz çizgisel bir yarış parkuru değil, mevsimlerin döngüselliğinde kendini bulan dingin bir nehir yatağıydı. Bugünün insanı ise kronometrelerin kıskacında, geleceği inşa etme telaşıyla şimdiyi feda ediyor. Bir müze salonunun loşluğunda, mermer bir heykelin gölgesinde durup saniyeleri unutan o nadir anlar olmasa, hayatı sadece bir takvim yaprağı tüketme eylemi sanacağız. O heykelin kıvrımlarındaki yorgun ışık oyunu, bize zamanın aslında durabildiğini fısıldar. Ancak modern iktisat düzeni bize sürekli devinim halinde olmayı, durmanın bir gerileme olduğunu dayatır. Şimdi kendimize sormalıyız: Koştuğumuz bu yolun sonunda bizi bekleyen bir menzil var mı, yoksa sadece koşuyor olmak için mi nefes tüketiyoruz?
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Gençlik yıllarımda, tavan arasındaki o loş ışıkta yazdığım ilk şiir defterini geçen gün kütüphanemin kuytu bir köşesinde buldum. Sayfaları çevirdikçe içimi kaplayan o tanıdık ürperti, yerini yavaş yavaş buruk bir tebessüme bıraktı. O dönemki kelimelerimin acemice çırpınışlarında, dünyayı tek bir dizeyle sarsabileceğine inanan o mağrur gencin ayak sesleri duyuluyordu. Şimdilerde ise kelimelerin sınırlarını, o sınırların ardındaki aşılmaz duvarları çok iyi biliyorum. Hayatın törpülediği o keskin köşelerim, beni daha olgun ama bir o kadar da heyecandan arındırılmış bir yazı masasına mahkûm etti. Geçmişin o toy ama coşkulu hevesini artık içimde bulamamaktan doğan o sessiz sızıyı inkâr edecek değilim; ancak bu durumun, sanatın doğasındaki kaçınılmaz bir durulma evresi olduğunu da çoktan kabullendim. Yine de masamdaki beyaz kâğıda her dokunuşumda, o eski coşkulu rüzgârın fısıltısını arıyor, yazma eylemini tüm bu kayıplara rağmen inatla sürdürüyorum.
Bu parçada kendisinden söz eden yazarın ruh hâli ve sanatsal duruşuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıda sol sütunda tanımları verilen anlatım ilkelerini, sağ sütundaki kavramlarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki paragrafta numaralanmış cümleler yer almaktadır:
(I) Akdeniz uygarlıklarının can damarı olan zeytinyağı, antik çağlarda taş silindirler yardımıyla ezilen zeytinlerin torbalara konulup ağırlıklarla sıkılması yöntemiyle üretilirdi. (II) Bu geleneksel üretim tarzı, zamanla yerini kaldıraçlı ve vidalı pres sistemlerine bırakarak yağın daha verimli bir şekilde elde edilmesini sağladı. (III) Günümüzde ise el değmeden çalışan kontinü sistemler sayesinde zeytinler, besin değerini kaybetmeden çok daha kısa sürede yağa dönüştürülebilmektedir. (IV) Zeytin ağacı, bu değerli meyveyi verebilmek için Akdeniz ikliminin sunduğu sıcak yaz günlerine ve ılıman kış koşullarına ihtiyaç duyar. (V) Kumlu, çakıllı ve geçirgenliği yüksek topraklarda en verimli gelişimini gösteren bu bitki, köklerinin aşırı nemden zarar görmemesi için iyi drenajlı alanları tercih eder. (VI) Ayrıca yıllık yağış miktarının yetersiz olduğu dönemlerde yapılan kontrollü sulama, zeytin meyvesinin etli k��smının kalitesini ve dolayısıyla yağ verimini doğrudan artırır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?