Paragrafta Anlam
1306 questions
Edebiyat dünyasına yeni adım atan genç yazar, son romanında hayatın tam merkezinden seçtiği gerçek ve reel karakterleri son derece samimi bir dille aktarıyor. Eserdeki kahramanların karşılıklı konuşmalarındaki fısıldaşmaları adeta kendi kulaklarımızla işitir gibi oluyoruz. Yazarın bu i��ten tutumu, okuyucunun eserle arasında zaten öteden beri var olan mevcut mesafeyi tamamen ortadan kaldırıyor ve bizi daha ilk sayfadan itibaren hikâyenin büyülü dünyasına çekiyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki ilkelerden hangisine uyulmaması bir anlatım kusuru oluşturmuştur?
Bir ��evirmen olarak masamın başına her oturduğumda, kendimi başka bir zihnin labirentlerinde kaybolmuş hissederim. Yazarın yıllar önce kurduğu cümlelerin ardındaki gizli duyguları, kelimelerin g��lgesinde kalan ince sızıları yakalamaya çalışırım. Bu süreç, sadece bir dilden diğerine sözcük taşımak değildir; adeta o yazarla sessiz bir dertleşmedir. Bazen günlerce tek bir kelimenin, yazarın ruhundaki tam karşılığını bulabilmek için çabalarım. Kitap bittiğinde ise içimi derin bir boşluk duygusu kaplar; sanki çok yakın bir dostumla yollarımız sonsuza dek ayrılmış gibi hissederim. Bu yalnızlık hissiyle başa çıkmak zor olsa da, raflardaki yerini alan her kitapla birlikte başka bir insanın dünyasına dokunmuş olmanın verdiği o buruk ama huzurlu tatmin duygusu beni bir sonraki yolculuğa hazırlar.
Bu parçada kendisinden söz eden çevirmenin en belirgin karakter özellikleri aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
Gazeteci:
(I) ----
Bilim Felsefecisi:
— Bilimsel bilginin mutlak ve değişmez olduğu algısı, modern bilimin doğasıyla çelişir. Aksine, bilim sürekli bir kendini düzeltme ve yenileme sürecidir. Bir kuramın gücü, onun her soruya nihai ve sarsılmaz cevaplar vermesinden değil; yeni bulgular, gözlemler ve kanıtlar ışığında yanlışlanabilir ve geliştirilebilir olmasından gelir. Bu yüzden bilimsel bilginin değişebilirliğini bir zayıflık değil, bilimin en dinamik ve yapıcı gücü olarak kabul etmek gerekir.
Gazeteci:
(II) ----
Bilim Felsefecisi:
— Kuşkusuz. Eğitim sistemlerinde bilimi yalnızca ezberlenecek formüller, hazır kanunlar ve tamamlanmış bir doğrular yığını olarak sunduğumuzda, sorgulayan zihinlerin önünü tıkamış oluyoruz. Öğrencilere ulaşılan son sonucu ezberletmek yerine; o sonuca giden süreçteki şüpheyi, başarısız denemeleri ve yöntemsel arayışları aktarmalıyız. Ancak bu yolla dogmatik düşünceden uzak, bilimsel okuryazarlığı i��selleştirmiş bir toplum inşa edebiliriz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Bilimin bu esnek ve kendini yenileyen yapısını geniş kitlelere benimsetmede eğitim sistemine düşen görevler nelerdir?
II. Okullarda fen bilimleri derslerinin saatlerinin artırılması, bilimsel okuryazarlığı doğrudan etkileyen bir unsur mudur?
II. Eğitim müfredatlarında teknolojik imkânların artırılması, öğrencilerin bilimsel sorgulama yeteneklerini nas��l şekillendirir?
II. Formülleri ezberlemekte zorlanan öğrencilerin erken yaşta uygulamalı bilim alanlarına yönlendirilmesi doğru bir yaklaşım mıdır?
II. Eğitimde ezberci yöntemin terk edilmesi durumunda, öğrencilerin akademik başarı düzeyleri nasıl ölçülmelidir?
(I) Kentler, yalnızca taştan ve betondan ibaret fiziksel mekânlar değil; sakinlerinin belleklerini, yaşanmışlıklarını ve toplumsal kimliklerini barındıran canlı birer organizmadır. (II) Bu bağlamda tarihi yapılar ve sokaklar, geçmiş ile gelecek arasında köprü kurarak toplumsal hafızanın mekânsal olarak somutlaşmasını sağlar. (III) Modern kentlerin inşasında kullanılan ileri mühendislik teknikleri, binaların deprem gibi doğal afetlere karşı dayanıklılığını maksimum seviyeye ulaştırmaktadır. (IV) Hafızanın bu fiziksel dayanakları ortadan kalktığında, bireylerin kentle kurduğu aidiyet bağı zedelenir ve toplumsal yabancılaşma süreci hızlanır. (V) Dolayısıyla kentsel dönüşüm projelerinde yalnızca ekonomik ve estetik kayg��larla değil, kentin tarihsel kimliğini koruma bilinciyle de hareket edilmelidir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki cümleler anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıda numaralanmış paragrafları, bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Lale, Osmanlı İmparatorluğu'nda sadece bir çiçek değil, aynı zamanda derin bir kültürel semboldür. (II) 18. yüzyılda bu çiçeğe duyulan ilgi o kadar artmıştır ki bu dönem "Lale Devri" olarak adlandırılmıştır. (III) Dönemin şairleri ve sanatçıları, eserlerinde lalenin zarafetini ve renklerini sıkça övmüşlerdir. (IV) Günümüzde ise çiçekçilik sektörü ekonomik olarak büyük bir pazar payına sahiptir. (V) Saray bahçelerini süsleyen bu eşsiz çiçek, çini sanatından el yazması eserlere kadar birçok alanda motif olarak kullanılmıştır.
Bu parçadaki numaralanmı�� cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Karagöz ve Hacivat, taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, perdede oynatılan geleneksel bir Türk gölge oyunudur. (II) Bu oyunda, eğitim almamış ama halk zekasını temsil eden Karagöz ile az çok mürekkep yalamış, yarı aydın Hacivat arasındaki çatışma temel mizah unsurunu oluşturur. (III) Karagöz'ün söylenenleri yanlış anlaması üzerine kurulan diyaloglar, izleyiciyi güldürürken aynı zamanda toplumsal eleştiriler de barındırır. (IV) Karagöz oyunundaki tasvirlerin yapımında genellikle manda veya sığır derisi tercih edilir. (V) Deri, şeffaflaşana kadar özel bir işlemle kazındıktan sonra bitkisel boyalarla renklendirilir ve böylece perdedeki ışığın arkasından canlı görünmesi sağlanır. (VI) Hazırlanan bu figürler, 'yardak' adı verilen yardımcıların da desteğiyle 'hayalî' denilen usta oynatıcı tarafından değnekler vasıtasıyla hareket ettirilir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Modern edebiyatta anlatıcı, klasik anlatıdaki gibi her şeyi bilen tanrısal bir figür olmaktan çıkıp sınırlı bilince sahip, hata yapabilen güvenilmez bir özneye dönüşmüştür. (II) Bu durum, okuru sadece edilgen bir alıcı olmaktan çıkararak metnin anlam dünyasını inşa eden aktif bir katılımcı hâline getirir. (III) Yazarın zihnindeki mutlak doğru ortadan kalktığı için okur, anlatıcın��n aktardığı olayları kendi süzgecinden geçirip şüpheyle sorgulamak zorunda kalır. (IV) Zaten bir edebi eseri kalıcı kılan temel unsur da döneminin toplumsal sorunlarına getirdiği cesur ve yenilikçi çözümlerdir. (V) Dolayısıyla modern romanda metnin nihai anlamı, yazar ile okur arasındaki bu etkileşimli ve dinamik gerilimden doğar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
I. Denizciler, antik çağlarda yönlerini bulmak için ço��unlukla gök cisimlerinden faydalanıyorlardı.
II. Ancak bulutlu gecelerde gökyüzü görünmez olduğunda açık denizlerde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlardı.
III. Bu hayati sorun, Çinlilerin yön bulma özelliğine sahip mıknatıslı iğneyi keşfetmesiyle çözüme kavuştu.
IV. İlk başlarda sadece karada yön tayin etmek için kullanılan bu mıknatıslı araç, zamanla denizcilerin de kullanımına sunuldu.
V. Böylelikle denizciler, hava koşulları ne olursa olsun yönlerini kolayca belirleyip açık denizlerde güvenle seyahat etmeye başladılar.
Sözü edilen bu yeni aygıt, gemilerdeki yön bulma yöntemlerini tamamen değiştirerek deniz ticaretinin gelişmesini sağladı.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin anlam akışına göre, koyu yazılan bu cümle parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
Estetik yaşantı; insanın dış dünyadaki nesneleri kendi öznel algı süzgecinden geçirerek onlara yepyeni, kurmaca bir varlık alanı kazandırması sürecidir. Bu süreçte sanatçı, doğayı pasif bir şekilde taklit etmekten ziyade onu kendi duygu dünyasında yeniden inşa eder. Pozitif bilimler dış dünyayı tamamen nesnel ölçütlerle ve neden-sonuç ilişkileriyle açıklamaya çalışırken sanat ise sezgilerle, tikel olanın biricikliğiyle hakikate yaklaşmayı hedefler. Nitekim ünlü düşünür Croce, 'Sanat, sezginin dışa vurulmuş biçimidir.' diyerek yaratım sürecindeki bu içsel ve özgür yönelime dikkat çeker. Edebiyatta bilinç akışı tekniğiyle zihnin sınırlarının zorlanması ya da resimde kübist formlarla nesnelerin parçalanması, sanatçının dış dünyayı kendi bilincine göre nasıl dönüştürdüğünün en somut örnekleridir. Böylece sanat, sıradan bir taklit olmaktan çıkıp özgün bir yaratıya dönüşür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi kullanılmamıştır?
Gazeteci:
(I) ----
Yönetmen:
— Sahneye koyduğum oyunlarda önceliğim izleyicide derin bir iz bırakmak ya da onları eğitmek de��ildir. Ben sadece insanın kendi iç dünyasıyla yüzleşmesini, günlük hayatta kaçtığı duygularıyla salondan çıkmadan önce bir kez olsun karşılaşmasını sağlamak istiyorum.
Gazeteci:
(II) ----
Yönetmen:
— Kesinlikle. Klasik metinlerin o ağır, değişmez yapısı günümüz insanının hızlı tüketim alışkanlıklarına uymuyor. Bu yüzden onları modern bir dille, bugünün dekor ve kostüm anlayışıyla harmanlayarak sahneliyorum.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Klasik tiyatro eserlerinin günümüz izleyicisi tarafından anlaşılamadığını mı düşünüyorsunuz?
II. Günümüz tiyatrosundaki dekor ve kostüm tasarımlarını yeterince başarılı buluyor musunuz?
II. Klasik eserleri sahnelerken modern unsurları tercih etmenizin gerekçesi nedir?
II. Klasik oyunların özgün yapısını koruyarak sahnelemenin tiyatroya katkıları nelerdir?
II. Modern tiyatronun klasik metinlerin değerini azalttığı yönündeki eleştirilere katılıyor musunuz?
Bilgi felsefesi (epistemoloji), bilginin doğas��nı, kaynağını ve sınırlarını inceleyen felsefe disiplinidir. Bu disiplinin en köklü tartışma alanlarından biri olan bilginin kaynağı probleminde rasyonalizm ve empirizm karşı karşıya gelir. Rasyonalizm, doğru bilginin doğuştan geldiğini ve yalnızca akıl yoluyla kavranabileceğini savunurken empirizm ise insan zihninin doğuşta boş bir levha olduğunu ve her türlü bilginin ancak duyusal deneyimle elde edilebileceğini ileri sürer. Örneğin, rasyonalist düşünürler mantıksal ve matematiksel doğruları bilginin en ideal modeli olarak gösterirler. Buna karşın empiristler, doğa bilimlerindeki gözlemleri temel alarak duyusal algıların sınırları dışında hiçbir verinin zihne ulaşamayacağını iddia ederler. Dolayısıyla rasyonalizm aklın tümdengelimsel gücünü yüceltirken empirizm duyusal deneyimin tümevarımsal gözlemine dayanır. Biri zihnin içsel yeteneklerine odaklanırken diğeri dış dünyanın duyular üzerindeki etkilerini önceler.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisi kullanılmıştır?
Gazeteci:
(I) ----
Bilişsel Dilbilimci:
— Düşünülenin aksine, dil sadece zihnimizdeki hazır kavramları dış dünyaya aktaran pasif bir araç değildir. Bizler dünyayı dilin bize sunduğu kategoriler aracılığıyla anlamlandırırız. Örneğin, bazı yerli dillerinde sol ve sağ gibi göreceli yön kavramları yoktur; bunun yerine coğrafi yönler (kuzey, güney vb.) kullanılır. Bu dili konuşanlar, kapalı bir odada olsalar bile yönleri milimetrik olarak tayin edebilirler. Yani dilsel yapılar, mekân algımızı doğrudan biçimlendirir ve bilişsel haritamızı çizer.
Gazeteci:
(II) ----
Bilişsel Dilbilimci:
— Kesinlikle. Ancak bu durum, dillerin birbirine çevrilemeyeceği veya insanların farklı düşünme biçimlerini hiçbir şekilde kavrayamayacağı anlamına gelmez. Zihnimiz esnektir. Farklı bir dil öğrenmek, sadece yeni kelimeler ezberlemek değil, dünyaya bakabileceğimiz yeni bir pencere edinmektir. Dilimizin sınırları zihnimizin sınırlarını belirlese de bu sınırlar statik değil, yeni deneyimlerle genişletilebilir dinamik yapılardır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
(II) Yeni bir dil öğrenmenin zihinsel esnekliği artırmada ve beyin gelişimini desteklemede nasıl bir rolü vardır?
(II) Farklı dillerin gerçekliği farklı biçimlerde yapılandırması, diller arası çeviriyi ve farklı düşünme biçimlerini anlamayı imkânsız kılar mı?
(II) ��nsan zihninin sınırlarını aşmak ve evrensel bir düşünme biçimi geliştirmek için tek bir ortak dil kullanılması zorunlu mudur?
(II) Kültürel ögelerin bir dilden başka bir dile aktarılması sırasında karşılaşılan en büyük anlamsal kayıplar nelerdir?
(II) Bir dilin dil bilgisi yapısı ile o dili konuşan bireylerin günlük hayattaki iletişim becerileri arasında nasıl bir ilişki vardır?
Kâğıdın kokusunu içine çekerek kitap okumanın yerini alan dijital ekranlar, sadece okuma mecramızı değil, zihnimizin bilgiyi işleme biçimini de dönüştürüyor. Kimi araştırmacılar, ekran karşısında yapılan okumaların yüzeysel bir taramadan ibaret olduğunu ve derinlemesine kavrayışı engellediğini savunuyor çünkü kayan kelimeler odaklanmayı zorlaştırıyor. Örneğin tabletlerden okunan hızlı metinler, bilgiyi hafızada tutma süresini kısaltmaktadır. Oysa dijitalleşme, bilgiye erişim hızını artırarak zihinsel sınırlarımızı genişletmektedir. Fiziksel bir kitaba dokunmanın verdiği haz yadsınamaz ancak bilginin demokratikleşmesi yolunda dijital mecraların sunduğu imkânlar, kâğıdın nostaljik cazibesinden çok daha işlevseldir. Bu bağlamda iki mecrayı birbirinin alternatifi olarak görmek yerine, zihinsel gelişimi destekleyen farklı araçlar olarak kabul etmek gerekir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Arkeoloji, geçmişte yaşamış insan topluluklarının kültürel ve sosyal yapılarını, onlardan kalan maddi kalıntıları inceleyerek aydınlatmaya çalışan bir bilim dalıdır. (II) Bu bilim dalı, kazılardan elde edilen buluntuları tasnif etmek ve tarihlendirmek için geleneksel yöntemlerin yanı sıra modern teknolojinin sunduğu imkânlardan da yararlanır. (III) Son yıllarda ise geçmişteki üretim süreçlerini ve yaşam koşullarını daha iyi kavramak adına deneysel arkeoloji adında yeni bir çalışma alanı öne çıkmaktadır. (IV) Deneysel arkeolojide araştırmacılar, antik dönem tekniklerini ve aletlerini bizzat kullanarak geçmişteki nesnelerin nasıl imal edildiğini deneysel olarak yeniden üretirler. (V) Örneğin, binlerce yıl önceki bir seramik kabın hangi fırınlama teknikleriyle pişirildiğini anlamak için o dönemin şartlarına uygun fırınlar inşa edilir. (VI) Bu uygulamalı çalışmalar sayesinde, sadece teorik varsayımlarla açıklanamayan pek çok teknik detay ve zanaat sırrı somut verilerle açıklığa kavuşturulmuş olur.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Çeviri faaliyeti, tarihsel süreçte uzun bir dönem boyunca bir dilden diğerine sözcük aktarma ya da en iyi ihtimalle kaynak metnin içeriğini hedef dilde sadakatle yeniden üretme çabası olarak görülmüştür. Bu geleneksel yaklaşımda çevirmen, metnin gölgesinde kalan, kendi sesini duyurmaması gereken pasif bir aracı konumundaydı. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen dilbilimsel, kültürel ve edebi kuramlar, çevirmenin rolünü bu edilgen sınırlardan kurtararak onu metnin aktif bir yeniden üreticisi konumuna yükseltmiştir. Artık modern dünyada çeviri, yalnızca iki dil arasındaki mekanik bir kod değişimi olarak değil; iki farklı kültür, dünya görüşü ve tarihsel dönem arasında kurulan dinamik bir diyalog ve müzakere süreci olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, çevirideki 'sadakat' kavramı da biçimsel ve sözcüksel bir benzerlikten ziyade, kaynak metnin hedef dilde yarattığı estetik ve anlamsal etkinin eş değer bir biçimde yeniden inşa edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla günümüzde başarılı bir çeviri, asıl metni kelimesi kelimesine taklit ederek donduran değil, onun estetik özünü ve ruhunu hedef dilin sanatsal olanaklarıyla yeniden var eden bir yaratıcı eylemdir.
Bu parçaya göre modern çeviri anlayışındaki 'sadakat' kavramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki paragrafta bir gökyüzü gözlemcisinin iç dünyası ve deneyimleri anlatılmaktadır.
Gecenin sessizliğinde, şehir ışıklarının uzağındaki bu tepede teleskobumun başına geçtiğimde, evrenin sonsuzluğu karşısında kendi küçüklüğümü bir kez daha derinden hissederim. (I) Her gece üşenmeden saatlerce gökyüzünü taramak, o ufacık ışık sızıntılarının peşinden gitmek her yiğidin harcı değil kuşkusuz; fakat içimdeki o çocuksu merak beni hep bu soğuk gecelerde uyanık tutuyor. (II) Bazen saatlerce tek bir yıldız kümesini gözlemlememe rağmen hiçbir yeni ayrıntı yakalayamadığım olur; yine de pes etmeden ertesi gece aynı koordinatlara çeviririm merceği. (III) Keşke yıllar önce, gökyüzüne dair bu tutkumu profesyonel bir akademik kariyere dönü��türecek cesareti kendimde bulabilseydim; şimdi sadece amatör bir gözlemci olarak kalmanın burukluğunu yaşıyorum. (IV) Yine de gecenin karanlığında kayan tek bir gök taşının bıraktığı izi görmek, içimdeki tüm o yorgunluğu ve hayal kırıklıklarını bir anda silip süpürmeye yetiyor.
Buna göre, sol sütundaki numaralandırılmış cümlelerde dile getirilen durum ve tavırları, sağ sütundaki karakter özellikleri ve duygularla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Bir sanatçının, iç dünyasındaki fırtınaları okura aktarırken kelimelerin arkasına gizlenip onları süslü elbiselerle sahneye çıkarması, ilk bakışta göz kamaştırıcı gelebilir. Ancak bu pırıltılı örtü, okurun zihnini yorarak anlatılmak istenen özün netleşmesini engeller. Edebî bir eserde asıl başarı; söz sanatlarının, imgelerin ve yapay süslemelerin ağırlığından kurtulup düşünceyi en sade, en gösterişsiz haliyle sunabilmektir.
Bu parçada yazarın edebî eserler için vurguladığı anlatım niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Eko-eleştiri, edebiyat eserlerini çevre ve insan dışı doğa ile olan ilişkileri bağlamında ele alan disiplinlerarası bir yaklaşım olarak son yıllarda önem kazanmıştır. (II) Bu yaklaşımın savunucuları, metinlerin sadece toplumsal sınıflar ya da bireysel psikolojiler üzerinden okunmasının çevre krizini görünmez kıldığı görüşündedir. (III) Doğa tasvirlerinin ard��ndaki kültürel kodları çözerek insan merkezci bakış açısını deşifre etmeyi hedeflerler. (IV) Örneğin, klasik bir romanda geçen orman betimlemesi, sadece kahramanın ruh halini yansıtan bir dekor değil; kendi içinde bir özne olarak çözümlenir. (V) Böylelikle edebiyatın, ekolojik bilincin inşasında ne denli dönüştürücü bir güce sahip olduğu gözler önüne serilmeye çalışılır.
Bu parçanın anlam bütünlüğünün sağlanması için "Söz konusu deşifre etme eylemi ise anlatıdaki doğa unsurlarının pasif birer nesne olmaktan çıkarılmasıyla başlar." cümlesi numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?