Paragrafta Anlam
1306 questions
Fotoğraf, anı donduran mekanik bir kayıt cihazı olmanın ötesinde, dünyayı yeni bir çerçeveden görme biçimidir. Bir fotoğraf karesi, deklanşöre basıldığı anın öznelliğini taşır ve resim sanatına kıyasla gerçeğe daha sadık görünür. Resim ise sanatçının iç dünyasının tuvallere doğrudan yansımasıdır. Ünlü düşünür Walter Benjamin bu konuda, 'Sanat yapıtının biricikliği, onun şimdi ve burada oluşuyla belirlenir.' diyerek mekanik çoğaltılabilirliğin getirdiği dönüşüme dikkat çeker. Günümüzde insanların %65'i görsel sanatları dijital platformlar üzerinden takip etmekte olup bu durum sanat eserleriyle kurulan doğrudan teması zayıflatmaktadır. Sonuç olarak, her iki sanat dalı da kendi estetik sınırları çerçevesinde izleyicide çok farklı duygu ve düşünce dalgalanmaları uyandırmaya devam etmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmuştur?
Çoğu insan, geçmişi anımsamanın yalnızca zihinsel bir arşiv taramasından ibaret olduğunu düşünür; oysa belleğin derinliklerindeki en canlı kapılar, beklenmedik bir anda duyulan bir kokuyla aralanır. Bir fırından yükselen taze ekmek kokusu ya da yağmur sonrası toprağın yaydığı rayiha, bizi yıllar öncesine, çocukluğumuzun unuttuğumuz bir yaz gününe saniyeler içinde taşıyabilir. Bilimsel araştırmalar da kokunun, beynin duygu ve hafıza merkezleri olan amigdala ve hipokampus ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Görme veya işitme duyuları talamus üzerinden süzülerek belleğe ulaşırken koku duyusu hiçbir aracıya uğramadan doğrudan bu merkezleri uyarır. Dolayısıyla kokuların tetiklediği anıların diğer duyusal anılara göre çok daha yoğun ve duygusal olması kaçınılmazdır. Bellek, sadece görsel bir albüm değil; kokularla örülmüş dinamik bir yaşantılar bütünüdür.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bir sanatçının kendi sesini bulabilmesi, her şeyden önce kelimeleri olduğu gibi kabul etmesinden geçer. Edebiyat yapma kaygısıyla dili ağırlaştırmak, sözcüklere yapay ve parlak zırhlar giydirmek sadece anlatıyı gölgeler. Ben, zihnimde filizlenen düşünceleri hiçbir fazlalığa ve gösterişe yer vermeden, en temiz hâliyle kâğıda dökmeyi tercih ederim. Sanatlı söyleyişlerin, süslü imgelerin ve edebî oyunların arkasına sığınarak okuru yormaktansa sözü en doğrudan şekliyle söylemek benim yazarlık düsturumdur.
Bu parçada yazarın kendi yazarlık düsturu olarak belirttiği özellik, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle nitelendirilebilir?
Tiyatro, insanı insana anlatma sanatıdır; sahne üzerindeki canlı performanslar hayata tutulan birer aynadır. Bu köklü sanat dalı, insanlığın duygu ve düşünce dünyasına doğrudan ışık tutmayı hedefler. Sinema ise teknolojinin sunduğu görsel imkânlarla hayal gücünü beyaz perdeye yansıtır. Sinema endüstrisi geniş kitlelere hızla ulaşabilse de tiyatronun o anlık, seyirciyle yüz yüze kurduğu sıcak ve samimi teması asla yakalayamaz. Tiyatroda oyuncu ile izleyici arasında anında gelişen organik bir bağ varken sinema, geçmişte kaydedilmiş bir şeridin perdedeki mekanik bir gösteriminden ibarettir. Bu yönüyle tiyatro, izleyiciyi oyunun aktif bir parçası hâline getirirken sinema, izleyiciyi daha çok pasif bir alıcı konumunda tutar.
Bu parçada tiyatro ve sinema sanatlarının çeşitli yönleri kıyaslanarak "karşılaştırma" düşünceyi geliştirme yolundan yararlanılmıştır.
Yukarıdaki parçaya göre bu değerlendirme doğru mudur?
Gazeteci:
(I) ----
Deniz Biyoloğu:
— Derin denizlerdeki ekosistemler, karasal yaşam alanlarının aksine güneş ışığından tamamen yoksundur. Buradaki canlılar, kemosentez sayesinde deniz tabanındaki hidrotermal bacalardan sızan kimyasalları enerjiye dönüştürerek hayatta kalırlar. Dolayısıyla fotosenteze dayalı bildiğimiz yaşam zincirinin çok dışında, karanlık ve yüksek basınçlı bir ortamda tamamen kendine özgü bir besin ağı kurulmuştur.
Gazeteci:
(II) ----
Deniz Biyoloğu:
— Bu bölgeler insan gözünden ve doğrudan müdahalelerinden uzak olduğu için uzun süre güvende kabul ediliyordu. Ancak derin deniz madenciliği, mikroplastik birikimi ve küresel ısınmanın okyanus akıntılarını yavaşlatması gibi etkenler, bu hassas dengenin de sarsılmaya başladığını gösteriyor. Yani ulaşılamaz olması, oraları insan kaynaklı tehditlerden muaf kılmıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. İnsanoğlunun doğrudan ulaşamadığı derin deniz ekosistemlerinin kendi kendini yenileme potansiyeli var mıdır?
II. Derin deniz madenciliği ve mikroplastik kirliliğinin okyanus akıntıları üzerindeki etkileri nasıl ölçülmektedir?
II. İnsan faaliyetlerinin ve küresel çevre sorunlarının, bu izole derin deniz ekosistemleri üzerindeki etkileri nelerdir?
II. Okyanusların derin bölgelerinin korunması amacıyla yürütülen uluslararası koruma projeleri ne düzeyde başarılı olmuştur?
II. Küresel ısınmanın okyanus akıntılarını yavaşlatmasının derin denizlerin sıcaklık dengesine etkileri nelerdir?
(I) Son yıllarda plastik kirliliği, deniz ekosistemlerini tehdit eden en büyük çevre sorunlarından biri hâline gelmiştir. (II) Rüzgâr ve akıntılarla okyanuslara taşınan bu atıklar, su yüzeyinde devasa çöp yığınları oluşturmaktadır. (III) Okyanuslarda biriken bu maddeler, zamanla güneş ışığı ve dalgaların etkisiyle mikroplastik adı verilen küçük parçacıklara ayrılmaktadır. (IV) Besin zincirine bu şekilde dahil olan zehirli kimyasallar, balıklar aracılığıyla en nihayetinde insan sofralarına kadar ulaşmaktadır. (V) Bu durum, çevre kirliliğinin sadece okyanusları değil, doğrudan insan sağlığını da tehdit ettiğini göstermektedir.
"Deniz canlıları tarafından besin sanılarak yutulan bu mikroskobik atıklar, canlı bünyesinde birikmeye başlar."
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden oluşan paragrafın anlam bütünlüğünü sağlamak için tırnak içinde verilen cümle, paragraftaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
(I) Ebru, geleneksel Türk sanatları arasında renklerin suyla dansı olarak tanımlanan en özel süsleme sanatlarından biridir. (II) Bu sanatta, yoğunlaştırılmış suyun üzerine serpilen boyalarla benzersiz desenler oluşturulur ve bu desenler kâğıda aktarılır. (III) Ebru sanatında kullanılan boyalar tamamen doğal yollarla, çeşitli toprak ve bitkilerden elde edilmektedir. (IV) Günümüzde ebru sanatı yurt dışında da büyük bir ilgiyle takip edilmekte ve çeşitli sergiler açılmaktadır. (V) Boyaların su yüzeyinde dağılmadan kalabilmesi için suyun içine geven otundan elde edilen kitre maddesi eklenerek suyun kıvamı artırılır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kuantum mekaniği; atom altı parçacıkların mikro dünyadaki karmaşık davranışlarını olasılık dalgaları, eşzamanlılık ve belirsizlik ilkeleriyle açıklamaya çalışan modern bir fizik teorisidir. Bu kuramsal çerçeve, yüzyıllardır süregelen nesnel gerçeklik algımızı kökten sarsarak evrene bakışımızı bütünüyle değiştirmiştir. Klasik fizik evreni tamamen öngörülebilir, belirlenmiş ve devasa bir mekanik düzenek olarak tasavvur ederken; kuantum fiziği, gözlemcinin sisteme yaptığı en ufak müdahaleyle bile yönü değişen, kesinlikten uzak dinamik bir olasılıklar evreni sunar. Bu yeni bilimsel paradigma, bilginin nesnelliğine dair kabulleri yeniden sorgulatır. Nitekim ünlü fizikçi Werner Heisenberg, "Doğayı gözlemlediğimizde doğanın kendisini değil, bizim sorgulama yöntemimize maruz kalmış doğayı görürüz." diyerek nesnel gerçekliğin insan zihninden ve ölçüm araçlarından bağımsız düşünülemeyeceğini açıkça belirtir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
(I) Yazınsal çeviri, yalnızca bir dildeki sözcükleri başka bir dile aktarma işi değil, iki farklı kültür dünyası arasında estetik ve anlamsal bir köprü kurma sanatıdır. (II) Bu süreçte çevirmen, kaynak metnin yazarının üslubunu, metindeki imgeleri ve ritmi hedef dilin olanaklarıyla yeniden üretirken yaratıcı bir yazar gibi çalışmak zorundadır. (III) Çeviribilim alanında son yıllarda yapılan araştırmalar, çevirmenin görünürlüğü ve metne müdahale sınırları üzerine yoğunlaşarak geleneksel sadakat anlayışını tartışmaya açmıştır. (IV) Özellikle şiir çevirisinde ses benzerliklerinin ve sözcüklerin çağrışım değerlerinin korunması, çevirmenin dilsel duyarlılığını en üst düzeye çıkarmasını gerektirir. (V) Bu yaratıcı çaba sayesinde, yabancı bir dilde doğmuş bir başyapıt, kendi kültürel bağlamından kopmadan hedef dilin okuru için de özgün bir sanat deneyimine dönüşür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki cümlelerde kullanılan düşünceyi geliştirme yollarını belirleyerek cümleleri ilgili kavramlarla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Sanatın insana yalnızca hoşça vakit geçirtmek, onu günlük hayatın tekdüzeliğinden kaçırarak teselli etmek gibi bir misyonu olduğunu savunanların sayısı hiç de az değildir. Oysa sanat, insanı uyuşturan bir afyon değil; aksine onu sarsan, kendi gerçekliğiyle ve hayatın çelişkileriyle yüzleştiren amansız bir aynadır. Okuru ya da izleyiciyi rahatsız etmeyen, onun yerleşik kalıplarını kırmayan bir yapıtın gerçek anlamda sanatsal bir değer taşıdığını söylemek zordur. Gerçek sanat, zihinde fırtınalar koparmalı ve insanı sığındığı o konforlu limanlardan zorla çıkarmalıdır.
Bu parçanın anlatımında, yazarın yerleşik bir görü��e karşı çıkarak kendi düşüncesini okuyucuya benimsetmeyi amaçlaması nedeniyle tartışmacı anlatım biçiminden yararlanıldığı yargısı doğru mudur?
Aşağıdaki sol sütunda verilen parçaları, sağ sütundaki ihlal ettikleri (aykırı düştükleri) anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Pusula, insanlığın coğrafi sınırları aşmasında ve bilinen dünyanın ötesine geçmesinde rol oynayan en önemli buluşlardan biridir. (II) Çinliler tarafından yön bulma amacıyla kullanılmaya başlanan bu araç, deniz ticareti yoluyla önce Arap dünyasına, ardından da Avrupa'ya ulaşmıştır. (III) Avrupalı denizcilerin elinde gelişen pusula, açık denizlerde yön kaybetme korkusunu ortadan kaldırarak Coğrafi Keşifler'in başlamasına zemin hazırlamıştır. (IV) Pusulanın yapımında kullanılan mıknatıslı iğne, Dünya'nın manyetik alan çizgileriyle etkileşime girerek her zaman kuzey-güney doğrultusunu gösterir. (V) Bu yön bulma prensibi, Dünya'nın erimiş metal çekirdeğinin yarattığı devasa bir manyetik alanın varlığına dayanmaktadır. (VI) Teknolojik gelişmelerle birlikte günümüzde manyetik pusulaların yerini uydu tabanlı küresel konumlandırma sistemleri alsa da temel yön bilgisi hâlâ bu kadim araç üzerinden öğretilmektedir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
"Sözü edilen bu olumsuz gidişat, bilginin zihnin etken bir gücü olmaktan çıkıp harflerin edilgen kılavuzluğuna terk edilmesiyle filizlenir."
Yukarıdaki cümle, anlam akışına göre aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerin hangisine getirilmelidir?
Platon, Phaidros diyaloğunda Sokrates’in ağzından yazının icadına dair Mısır mitini aktarırken ilginç bir iddiada bulunur. (I) Mısır tanrısı Theuth, buluşunu kral Thamus’a sunarken yazının insan hafızasını güçlendireceğini ve bilgeliği artıracağını savunur. (II) Thamus ise bu iddiaya karşı çıkarak yazının belleği güçlendirmek bir yana, onu tembelliğe alıştırıp körelteceğini belirtir. (III) Zira yazıya güvenen insanlar, bilgiyi kendi zihinlerinde taşımak yerine dışsal işaretlerin sunduğu hazır bir hatırlamaya bel bağlayacaklardır. (IV) Bu durum, bilginin içselleştirilmeden sadece yüzeysel bir kabuk olarak kalmasına yol açar. (V) İşte bu yüzden Platon’a göre gerçek bilgi, ruha yazılan ve yaşayan canlı sözdedir; kağıt üzerindeki cansız harflerde değil.
(I) İnsanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olan kağıt, bilginin korunup nesiller boyu aktarılmasında köprü görevi üstlenmiştir. (II) İlk olarak Çin'de üretilen bu değerli malzeme, ticaret yolları vasıtasıyla zamanla farklı coğrafyalara ve kültürlere yayılmıştır. (III) Orta Çağ'da İslam dünyası üzerinden Avrupa'ya ulaşmasıyla birlikte bilimsel ve edebi çalışmaların hız kazanmasını sağlamıştır. (IV) Günümüzde dijitalleşmenin etkisiyle kütüphane binalarının mimari tasarımları da büyük bir değişim göstermektedir. (V) Yüzyıllar boyunca kültürlerin en önemli taşıyıcısı olan kağıt, dijital araçların yaygınlaştığı günümüzde bile hayatımızdaki vazgeçilmez yerini korumaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Antik Yunan tiyatrosunda oyuncuların yüzlerine taktıkları maskeler, yalnızca karakterlerin uzaktan seçilebilmesini sağlayan basit birer görsel araç değildi. (II) Bu maskeler, ağız kısmındaki özel hunimsi tasarımlar sayesinde oyuncunun sesini güçlendirerek açık hava tiyatrolarındaki ses iletimini kolaylaştırıyordu. (III) Helenistik Dönem tiyatro yapılarında oturma sıralarının eğimi de sesin en arka bölümlere kadar pürüzsüz ulaşmasında büyük rol oynuyordu. (IV) Ayrıca maskelerin üzerindeki sabit ve abartılı ifadeler, seyircinin oyuncunun kişisel kimliğinden uzaklaşıp canlandırılan karakterin trajik yazgısına odaklanmasına yardım ediyordu. (V) Bireysel olandan uzaklaşan seyirci, böylece sahnede sergilenen evrensel acıyla daha kolay bütünleşiyor ve tragedyadan beklenen zihinsel arınmayı (katarsis) yaşıyordu.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Sosyal Psikolog:
— Bireyler, kalabalık bir ortamda acil bir durumla karşılaştıklarında sorumluluğun gruptaki diğer kişiler tarafından da paylaşıldığını düşünürler. Bu durum, sosyal psikolojide "seyirci kalma etkisi" olarak adlandırılır. Çevrede ne kadar çok insan varsa, herhangi birinin yardıma koşma ihtimali o kadar düşer çünkü herkes ilk adımı bir başkasının atmasını bekler ve bu durum eylemsizliğe yol açar.
Gazeteci:
(II) ----
Sosyal Psikolog:
— Kesinlikle. Bu durumun aşılmasında en etkili yol, gruptaki belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Örneğin, yardıma ihtiyaç duyduğunuzda kalabalığa genel olarak seslenmek yerine doğrudan bir kişiyi hedef alarak "Mavi ceketli beyefendi, lütfen ambulansı arayın!" şeklinde net ve kişiselleştirilmiş bir yönlendirme yapmak, o kişide doğrudan bir sorumluluk duygusu uyandırır ve eylemi başlatır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Acil durumlarda profesyonel yardım ekiplerinin olay yerine ulaşma süresi yardıma eğilimi nasıl etkiler?
II. Kalabalık içinde bireysel kimliğin kaybolması, suç oranlarının artışını nasıl tetikler?
II. Bireysel sorumluluk duygusunu artırarak bu kayıtsızlık durumunun önüne geçmek pratik olarak nasıl mümkündür?
II. Toplumda empati duygusunu geliştirmek amacıyla eğitim sisteminde ne tür değişiklikler yapılmalıdır?
II. Doğal afetler sırasında toplumların gösterdiği reflekslerin kriz yönetimi açısından önemi nedir?
Doğayı taklit ederek insan sorunlarına çözümler üreten biyomimikri, mimarlık alanında da devrim niteliğinde tasarımlara ilham vermektedir. Zimbabve’deki Eastgate Center binası, bu yaklaşımın en somut örneklerinden biridir. Mimar Mick Pearce, bu binayı tasarlarken termit (ak karınca) yuvalarının içindeki doğal havalandırma sistemini örnek almıştır. Termitler, dışarıdaki kavurucu sıcağa rağmen yuvalarının iç sıcaklığını sürekli olarak 30 derecede sabit tutabilmektedir. Pearce da binada pahalı klima sistemleri yerine, termit yuvalarındaki gibi ısınan havanın bacalardan yükselerek dışarı atılmasını sağlayan hava kanalları tasarlamıştır. Bu sayede bina, geleneksel yapılara göre yüzde doksan daha az enerji harcamaktadır.
Bu parçadan hareketle Eastgate Center binası ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Geleneksel Türk sanatlarının en özgün örneklerinden biri olan ebru sanatı, suyun üzerinde oluşturulan desenlerin kâğıda aktarılması esasına dayanan bir bezeme sanatıdır. (II) Kökeninin Orta Asya'ya dayandığı sanılan bu sanat, İpek Yolu aracılığıyla Anadolu'ya taşınmış ve özellikle Osmanlı döneminde hat sanatının en önemli tamamlayıcıs�� hâline gelmiştir. (III) Ebru sanatının icrası, kendine has teknik hazırlıklar ve tamamen doğal ham maddelerin kullanımını gerektiren hassas bir sürece dayanır. (IV) Sanatın en önemli unsuru olan suyun kıvamın�� ayarlamak için, geven otundan elde edilen ve suya yapışkan bir yoğunluk kazandıran kitre kullanılır. (V) Boyaların su yüzeyinde dağılmadan kalabilmesi için ise sığır safrasından elde edilen öd adı verilen bir sıvı karışıma eklenir. (VI) Ebru yapımında kullanılan fırçalar da bu doğallığa uygun olarak gül dalından ve at kılından özenle üretilir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Bazı sanat tarihçileri, mimarinin sadece işlevsel mekânlar tasarlama sanatı olduğunu savunur. Onlara göre bir yapının değeri, yalnızca barınma ya da kullanım kolaylığı sağlamasıyla ölçülür. Oysa mimari, insanlığın taş ve harçla yazdığı sessiz bir tarihtir; zamanın ruhunu geleceğe taşıyan en somut belgedir. Örneğin, Gotik katedrallerin göğe yükselen sivri kuleleri sadece mühendislik başarısını değil, o dönemin inanç dünyasını ve estetik arayışını da yansıtır. Aynı şekilde geleneksel Türk evlerinin geniş saçakları ve ahşap işçiliği, geçmişin aile yapısını ve doğayla uyumunu simgeler. Dolayısıyla mimariyi sadece barınma ihtiyacına indirgemek, insanlığın estetik ve kültürel birikimini yok saymak demektir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?