Paragrafta Anlatım Biçimleri
84 questions
Sanatın sadece yetenekli ve seçkin bir azınlığın tekelinde olduğunu iddia edenlere katılmak mümkün mü? Elbette hayır. Sanat, insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğan evrensel bir dildir. Bir çocuğun duvara çizdiği çizgilerden bir ustanın tuvaline kadar her estetik çaba bu gerçeği doğrular. Kendini 'sanat elitisti' olarak konumlandıranlar, sanatın sokağa inmesini onun değer kaybetmesi olarak yorumluyorlar. Oysa sanat, saraylardan kurtulup hayatın tam merkezinde, sıradan insanların parmak uçlarında yeşerdiğinde gerçek anlamına kavuşur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
A��ağıda numaralanmış paragrafları, bu paragraflarda öne çıkan anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki paragrafları, ağır basan anlatım biçiminin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Antik kentlerde yürütülen arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılan pişmiş topraktan yapılmış minyatür arabalar, eklemli bebekler ve misketler; geçmişin çocukluk dünyasına aralanan büyülü birer kapıdır. Bazı araştırmacılar bu buluntuları yalnızca dinsel ritüellerin veya adak törenlerinin birer parçası olarak görme eğilimindedir. Oysa bu nesnelerin üzerindeki aşınma izleri, parmak izleri ve kullanım yıpranmaları, onların doğrudan çocuk oyunlarında tüketildiğini açıkça kanıtlamaktadır. Tapınak kalıntılarında bulunmuş olmaları, dinsel bir amaç taşımalarından ziyade, oyun çağını tamamlayan çocukların en sevdikleri eşyaları tanrılara sunma geleneğinden kaynaklanır. Dolayısıyla antik dönemin oyuncaklarını sadece kutsal törenlerin nesneleri olarak tanımlamak, geçmişin gündelik yaşam dinamiklerini ve çocuk dünyasını tek boyutlu bir bakış açısıyla sınırlandırmaktır.
Bu parçada, antik dönem oyuncaklarına dair yerleşik bir görüşe karşı çıkılarak yazarın kendi savını kanıtlama ��abası doğrultusunda tartışmacı anlatım biçiminin belirleyici özelliklerine yer verilmiştir.
Bal arıları, yalnızca bal üretimiyle değil, bitkilerin tozlaşmasında üstlendikleri kritik rolle de yeryüzündeki yaşamın devamlılığını sağlar. Çiçekten çiçeğe konarak polen taşıyan bu canlılar, meyve, sebze ve tahıl ürünlerinin çoğalmasına doğrudan katkıda bulunur. Bilimsel araştırmalar, küresel gıda üretiminin yaklaşık yüzde otuzunun arıların gerçekleştirdiği tozlaşma faaliyetine bağımlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle arı popülasyonlarındaki herhangi bir azalma, tarımsal üretimi ve biyolojik çeşitliliği doğrudan tehlikeye atmaktadır. Kısacası arılar, doğanın görünmez mimarları olarak ekolojik dengenin korunmasında en temel halkalardan birini oluşturmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Fotoğraf sanatı, gerçekliği olduğu gibi yansıtan nesnel bir ayna değildir; aksine, vizörün arkasındaki öznenin dünyayı kendi algı süzgecinden geçirerek yeniden inşa ettiği kurmaca bir alandır. Birçok insan kameranın deklanşörüne basıldığı anın, hayatın dondurulmuş bir hakikat dilimi olduğunu sanır. Oysa fotoğrafçı, kadraja neyi alacağına ve en önemlisi neyi dışarıda bırakacağına karar verirken zaten gerçeği bükmeye başlamıştır. Işığın açısı, gölgenin derinli��i ve seçilen odak noktası, ham gerçeği sanatçının zihnindeki öznel tasarıma dönüştüren sessiz müdahalelerdir. Dolayısıyla fotoğraf, görünenin kaydı değil, görünmeyenin seçilip öne çıkarılması eylemidir.
Bu parçanın anlatımında, okuyucunun yerleşik bir kanısını değiştirmek amacıyla tartışmacı anlatım biçimi kullanılmış ve düşünceyi geliştirme yollarından tanımlamaya başvurulmuştur.
Koku, insan hafızasının en sadık ve en duyarlı bekçisidir. Diğer duyu organlarımızdan gelen uyarılar beyinde ��nce talamus süzgecinden geçip işlenirken koku duyusu, doğrudan duygu ve hafıza merkezimiz olan amigdala ile hipokampusa ulaşır. Bu doğrudan hat sayesinde, yıllar önce ziyaret ettiğimiz bir sahil kasabasının kokusu, zihnimizde o güne dair tüm görsel ve işitsel detayları anında canlandırabilir. Görsel uyarıcıların hatırlanma oranı aylar içinde hızla düşerken kokuyla ilişkilendirilmiş anıların yıllar sonra bile neredeyse ilk günkü netliğiyle korunması bu yüzdendir. Dolayısıyla koku, sadece fiziksel bir algı değil; insanı zaman ve mekân sınırların��n ötesine taşıyan, geçmişi şimdiki ana bağlayan duyusal bir köprüdür.
Bu parçanın anlatımında, bilgi verme amacı taşıyan açıklayıcı anlatım biçimi ağır basmaktadır ve düşünceyi geliştirmek amacıyla karşılaştırmaya başvurulmuştur.
Cam ustası Ahmet, ocağın karşısında biriken kor ateşe bakıp derin bir nefes aldı. Uzun metal üfleme borusunun ucundaki erimiş cam kütlesini yavaşça alevlerin arasından çıkardı. Cam, akkor hâlinde parlıyor ve akıcı bir macun gibi kıvrılıyordu. Ahmet, borunun ucunu sürekli çevirerek camın yer çekimiyle şeklini kaybetmesini önledi. Ardından borunun diğer ucundan sakin ve kontrollü bir nefes üfledi; kızgın cam, tıpkı büyüyen bir balon gibi genişlemeye başladı. Islak ahşap kalıplarla sıcak yüzeye dokunarak biçim verdi, cama son şeklini kazandırdı. Soğuması için onu yavaşça kenara bıraktığında yüzünde işini bitirmenin huzuru vardı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
Karasu Irmağı'nın o hırçın ve gürültülü akışı, gecenin zifiri karanlığında ve sessizliğinde her zamankinden daha da belirginleşiyordu. Yamaca kurulu eski köyün tek katlı ahşap evleri, puslu ay ışığının altında adeta gümüşî birer heykel gibi hareketsizce duruyordu. Birden uzaklardaki derin vadiden kesik bir çakal uluması duyuldu; rüzgâr, nehir kıyısındaki yaşlı söğüt dallarını sertçe hışırdatarak vadi boyu uğuldadı. Bu tekinsiz atmosferde Ahmet, elindeki gaz fenerini biraz daha yukarı kaldırıp patikanın sonundaki dik kayalıkta beliren karaltıya doğru ürkek adımlarla yürümeye devam etti. Kalbinin hızlı at��şları, ayaklarının altındaki kuru yaprakların hışırtısına karışıyordu.
Bu parçanın anlatımında hem betimleyici hem de öyküleyici anlatım biçimlerine başvurulduğu yargısı doğru mudur?
A��ağıda verilen paragrafları, karşılarındaki harflerle belirtilen ve bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin temel özelliklerini yansıtan tanımlarla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Modern şehir hayatı, bizi sürekli bir yerlere yetişme telaşına sürüklerken zamanın ritmini de tek tipleştiriyor. Oysa zaman, sadece saatlerin mekanik tıkırtılarından ibaret değildir; o, her bireyin ruhunda farklı bir hızla akar. Bazıları zamanı sadece tüketilecek bir nesne gibi görürken bazıları da onu bir nehrin akışı gibi huşu içinde izler. Örneğin, bir zanaatkârın elinde saatler adeta genişler, şekil alır; fabrikadaki işçi içinse saniyeler birer pranga gibidir. Dolayısıyla zamanı homojen ve çizgisel bir olgu olarak tanımlamak, insanın içsel derinliğini hiçe saymaktır. Sizce de modern insanın en büyük yanılgısı, zamanı sadece ölçülebilen bir şey sanması değil midir?
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıda numaralanmış paragrafları, karşılarında harflerle verilen baskın anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Sashimono, çivi veya yapıştırıcı gibi yapay birleştiriciler kullanmadan, ahşap parçaların birbirine açılan hassas oyuklarla kenetlenmesini sağlayan geleneksel bir Japon marangozluk sanatıdır. Batı’daki metal çivili mobilya üretiminin aksine bu teknikte, ağacın yaşayan ve nefes alan bir organizma olduğu gerçeği göz önünde bulundurulur. Nem oranına göre genişleyen ya da büzülen ahşap, metalin aksine esnek yapısıyla bu birleşim noktalarında zamanla daha da sıkılaşır. Nitekim ünlü usta Kenjiro Kihara bu sanatı, "Ağacın ruhunu başka bir ağaçla evlendirmek, onların doğadaki uyumunu insan eliyle yeniden üretmektir." şeklinde tanımlar. Bu sanatta usta, meşe ya da servi ağacını işlerken onun lif yönünü, damar sıklığını adeta bir nakkaş gibi inceler ve birleşim yerlerini milimetrik hesaplarla birbirine geçirir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıda verilen paragrafları, içerdikleri anlatım biçimlerinin temel özellikleriyle eşleştiriniz. Hangi paragraf hangi anlatım biçimiyle eşleşmelidir?
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Kutup ışıkları (aurora), Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya'nın manyetik alanı ve atmosferdeki gaz molekülleriyle çarpışması sonucu oluşan doğal ışımalardır. Genellikle kutup bölgelerinde, gecenin karanlığında yeşil ve mor renklerin gökyüzünde süzülmesiyle kendini gösteren bu olay fiziksel bir etkileşimin sonucudur. Atmosfere giren elektronlar, azot ve oksijen atomlarıyla çarpıştığında bu atomların enerji seviyeleri değişir. Uyarılmış durumdaki atomlar temel enerji seviyelerine dönerken dışarıya ışık fotonları yayarlar. Oksijen atomları yeşil ve kırmızı ışımalara yol açarken azot molekülleri mavi ve mor tonları oluşturur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Güneş, ardındaki karlı tepelerin üzerinden yavaşça çekilirken gökyüzünü turuncu, kızıl ve morun en tatlı tonlarına boyuyordu. Vadinin yamacına adeta birer tablo gibi serpiştirilmiş küçük köy evlerinin bacalarından incecik, gri dumanlar göğe doğru süzülüyor; hafifçe esen serin rüzgarla birlikte etrafa taze pişmiş ekmeklerin ve meşe odununun o bildik, sıcak kokusu yayılıyordu. Bahçedeki gövdesi çatlamış yaşlı çınar ağacının geniş yaprakları tatlı bir melodiyle hışırdarken ağacın altındaki yıpranmış tahta sedirde sessizce oturan ihtiyar adam��n derin kırışıklıklarla dolu yüzü, geçmiş yılların yorgunluğunu ve huzurunu aynı anda yansıtıyordu. Elindeki ahşap bastona yaslanmış, gözlerini ufuktaki son ışıklara dikmiş olan bu adam, doğanın akşam kızıllığıyla büründüğü sessiz dönüşümü büyük bir sükunetle seyrediyordu.
Bu parçanın anlatımında betimleyici anlatım biçimi ağır basmaktadır. Bu yargı doğru mudur?
Kuantum fiziğinin sunduğu olasılıklar evreni, klasik fiziğin kesin sınırlara dayalı nedensellik ilkesini derinden sarsmıştır. Yüzyıllar boyunca makro dünyadaki gözlemlerimizle inşa ettiğimiz determinist bakış açısı, atom altı parçacıkların aynı anda birden fazla konumda bulunabilme özelliği karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu durum, doğanın temel işleyişinde mutlak bir belirlenimden ziyade, ihtimallerin egemen olduğunu göstermektedir. Bilim insanları, gözlemcinin sisteme müdahalesinin bile sonucu değiştirdiğini saptayarak nesnel gerçeklik algımızı yeniden tanımlamak zorunda kalmışlardır.
Bu parçada, okuyucuya bilgi vermek ve bir konuyu aydınlatmak amacıyla açıklayıcı anlatım biçiminden yararlanılmıştır.
Kimi eleştirmenler, şiirin çevrilemeyeceğini, başka bir dile aktarıldığında tüm büyüsünü yitireceğini öne sürerler. Bana göre bu, şiire ve çevirmenin emeğine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Şiir, yalnızca sözcüklerin tınısından ibaret değildir ki başka dilde yok olsun. İyi bir çevirmen, şairin yarattığı imge dünyasını kendi dilinde yeniden inşa edebilir. Nitekim dünya edebiyatındaki pek çok başyapıtı çeviriler sayesinde okuyup sevmedik mi?
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Zamanın tekdüze akışına karşı direnen eski sokak, sabahın ilk ışıklarıyla uykulu gözlerini aralıyordu. Kaldırım taşlarının arasına sıkışmış kurumuş yapraklar, hafif rüzgârın etkisiyle hışırdayarak geçmişin fısıltılarını taşıyordu sanki. Köşedeki ahşap konağın penceresinden süzülen tül perde, rüzgârla ağır ağır dans ederken sokağın bu durgun havasına eşlik ediyordu. İnsanların çoğu, zamanı hızla tüketilecek bir nesne gibi görse de bu sokakta saniyeler, adeta asırlaşarak genişliyordu. Bizler modern hayatın koşturmacasında her anı bir sonraki ana ulaşmak için harcarken bu mekân, kendi varlığını sessizce koruyarak bize yavaşlamanın erdemini hatırlatmıyor mu? Hızın kutsandığı bir çağda, durup bir anı soluklamanın ne denli kıymetli olduğunu ancak böyle mekânlarda hissedebiliriz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Sanatın sadece bir yansıtma, dış dünyayı olduğu gibi kopyalama uğraşı olduğunu savunanlar, yaratıcılığın doğasını hafife alıyorlar demektir. Fotoğraf makinesinin merceğinden süzülen bir görüntü, ne kadar birebir olursa olsun, sanatçının zihninden süzülen o biricik estetik sancının yerini tutabilir mi? Elbette tutamaz. Gerçek bir sanatçı, nesneleri gördüğü gibi değil, kendi düş gücünün potasında eriterek yeniden inşa eden kişidir. Örneğin Picasso'nun kübist tablolarındaki figürler, doğadaki karşılıklarının mekanik birer taklidi değildir; aksine, gerçeğin sanatçı duyarlılığıyla parçalanıp yeniden yorumlanmasıdır. Bu bağlamda sanat, dış dünyanın edilgen bir aynası değil, insan bilincinin aktif bir kurgusudur. Bu yüzden de o, salt bir taklitten ziyade zihinsel bir yeniden var ediştir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?