Türkiye'nin Yer Şekilleri

848 soru

Soru 581Soru

Afyonkarahisar, Eskişehir ve Uşak illeri arasında geniş bir alan kaplayan Yazılıkaya Platosu'ndan hareket ederek Erzurum-Kars Platosu'na doğru yolculuk yapan bir araştırmacı, her iki platonun coğrafi özelliklerini karşılaştırmaktadır. Buna göre, araştırmacının ulaştığı Erzurum-Kars Platosu'nda, hareket noktası olan Yazılıkaya Platosu'na göre aşağıdakilerden hangisinin daha düşük olduğunu gözlemlemesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yaz mevsimi sıcaklık ortalaması

Cevap

Erzurum-Kars Platosu'nda yaz mevsimi sıcaklık ortalaması, yükseltinin daha fazla olması nedeniyle Yazılıkaya Platosu'na göre daha düşüktür.
Türkiye'de batıdan doğuya gidildikçe platoların ortalama yükseltisi artar. Yazılıkaya Platosu yaklaşık 11001100 metre yükseltide iken Erzurum-Kars Platosu 20002000 metre üzerindedir. Yükseltideki bu artış, Erzurum-Kars'ta yaz mevsiminin çok daha serin geçmesine ve yaz sıcaklık ortalamalarının daha düşük kalmasına neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Platoların konumlarını ve yükseltilerini belirleme
Yazılıkaya Platosu İç Batı Anadolu'da (~11001100 m), Erzurum-Kars Platosu ise Kuzeydoğu Anadolu'dadır (~20002000 m).
Yükselti farkı, sıcaklık ve iklim özelliklerini belirleyen temel faktördür.
2
Sıcaklık ve yükselti ilişkisini uygulama
Yükselti arttıkça her 200200 metrede sıcaklık yaklaşık 1C1^{\circ}C azalır.
Erzurum-Kars'ın yaklaşık 9001000900-1000 metre daha yüksek olması, sıcaklıkların belirgin şekilde düşük olmasına neden olur.
3
Diğer değişkenleri analiz etme
Erzurum-Kars'ta karın yerde kalma süresi, yağış miktarı ve büyükbaş hayvancılık oranı daha yüksektir; ancak sıcaklıklar daha düşüktür.
Soruda hangi değerin 'düşük' olduğu sorulmaktadır.

Anahtar Kavram

Türkiye'de batıdan doğuya doğru yükseltinin artması, sıcaklık ortalamalarını (özellikle yaz sıcaklıklarını) düşürür ve ekonomik faaliyetleri (küçükbaştan büyükbaşa geçiş) değiştirir.

İpuçları

1
Türkiye'de batıdan doğuya gidildikçe platoların yükseltisinin nasıl değiştiğini düşünün.
2
Yükselti ile sıcaklık arasındaki ters orantıyı hatırlayın; Erzurum-Kars'ın yaklaşık 20002000 metre yüksekliğe sahip olması yazları nasıl etkiler?
3
Erzurum-Kars'ta 'sert karasal' iklim görülürken Yazılıkaya'da daha ılıman bir 'karasal' iklim hakimdir. Hangi bölgede yazlar daha sıcak geçer?

Daha Fazla Pratik

Erzurum-Kars platosundaki yaz yağışlarının, oradaki hayvancılık türü üzerindeki etkisini araştırın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 582Soru

Türkiye'nin jeomorfik gelişimi incelendiğinde, akarsuların hem aşındırma hem de biriktirme süreçlerini aynı yer şekli üzerinde farklı zamanlarda veya eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği görülür. Ayrıca bazı akarsu şekillerinin karakteristik bir yapı kazanmasında, akarsu aşındırmasının yanı sıra iç kuvvetlerin hazırladığı litolojik yapı (volkanizma gibi) dolaylı ama belirleyici bir rol oynar.

Buna göre;
I. Hem aşındırma hem de biriktirme süreçlerinin döngüsel bir ürünü olan,
II. Akarsu (sel suları) aşındırmasının volkanik malzemeler üzerinde seçici aşınım yapmasıyla oluşan
yer şekilleri aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I: Seki (Taraça), II: Peri bacası

Cevap

Hem aşındırma hem biriktirme süreçlerinin ortak ürünü olan yer şekli Seki (Taraça), volkanik malzemenin sel sularıyla aşınması sonucu oluşan yer şekli ise Peri bacasıdır.
Seki (Taraça), akarsuyun daha önce oluşturduğu alüvyal tabanı, epirojenez veya deniz seviyesi değişimi nedeniyle yeniden derine aşındırmasıyla oluştuğu için hem aşındırma hem biriktirme izleri taşır. Peri bacaları ise sel sularının (akarsu) tüf ve bazalt gibi volkanik malzemeleri direnç farkına göre aşındırmasıyla oluşur, bu da volkanizmanın dolaylı etkisini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Akarsu şekillerini oluşum süreçlerine göre sınıflandır.
Seki (taraça) ve Menderes hem aşındırma hem biriktirme; Peri bacası ise volkanik litoloji üzerinde gelişen bir aşındırma şeklidir.
Soruda istenen 'karma süreç' ve 'dolaylı iç kuvvet etkisi' kriterlerini netleştirmek gerekir.
2
Seki (Taraça) oluşum mekanizmasını analiz et.
Akarsu önce biriktirme yapar (tabanlı vadi), ardından epirojenezle (yükselme) yatağını derine kazar. Bu döngü basamaklı bir yapı oluşturur.
Sekinin karma (hem aşındırma hem biriktirme) bir şekil olduğunu doğrulamak için gençleşme sürecini anlamak şarttır.
3
Peri bacalarının oluşum şartlarını değerlendir.
Tüflerin üzerine gelen dirençli bazalt blokları alt kısımları sel sularının aşındırmasından korur. Bu, akarsu aşındırmasının volkanik yapıdaki dolaylı etkisidir.
Soru kökündeki 'volkanik faaliyetlerin dolaylı etkisi' ifadesi doğrudan peri bacalarını işaret eder.

Anahtar Kavram

Karma Süreçli Akarsu Şekilleri ve Litolojik Kontrol

İpuçları

1
Türkiye'de epirojenezin (yükselme) kanıtı olan akarsu şekillerini düşünün.
2
Akarsuların hem aşındırma hem de biriktirme yaptığı sadece iki temel şekil vardır: Menderes ve Seki (Taraça).
3
Peri bacaları oluşumunda iç kuvvetler (volkanizma) araziyi hazırlar, dış kuvvetler (akarsu/sel suları) ise onu şekillendirir.

Daha Fazla Pratik

Akarsuların denge profiline ulaşma süreci ile seki oluşumu arasındaki epirojenik ilişkiyi inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 583Soru

Doğadaki aşınım ve kütle hareketleri, oluştukları şartlara ve etki biçimlerine göre farklı isimler alır.

I. Olay: Bitki örtüsünün cılız olduğu yerlerde, akarsu ve rüzgârın etkisiyle toprağın en üstündeki verimli tabakanın uzun yıllar içinde yavaş yavaş süpürülmesidir.
II. Olay: Eğimin fazla olduğu, killi toprak yapısına sahip alanlarda aşırı yağışla birlikte toprak tabakasının ana kayayla birlikte kütle hâlinde aniden aşağı kaymasıdır.

Bu iki doğa olayı ve oluşum faktörleri karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. olay erozyon, II. olay heyelandır; erozyonu yavaşlatmada ağaçlandırma çok etkiliyken, heyelanı önlemede bitki örtüsü tek başına yeterli olmaz.

Cevap

Verilen tanımlara göre birinci olay erozyon, ikinci olay heyelandır. Erozyon toprağın üst yüzeyinde gerçekleştiği için ağaçlandırma ile büyük ölçüde önlenebilirken, heyelan ana kayayı da içeren derin bir kütle hareketi olduğu için ağaçlandırma tek başına yeterli bir önlem değildir.
Doğru seçenek, I. olayın erozyon, II. olayın ise heyelan olduğunu doğru biçimde eşleştirmiştir. Ayrıca, erozyona karşı ağaçlandırmanın yüksek etkisine karşın, heyelanda derin tabakaların kayması söz konusu olduğundan ağaç köklerinin bu devasa kütleyi tutmada yetersiz kalacağı gerçeğini doğru bir şekilde vurgulamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. olayın tanımını analiz et
Toprağın üst tabakasının yavaş yavaş süpürülmesinin 'Erozyon' olduğu tespit edilir.
Erozyon kavramının temel tanımı verimli üst toprağın dış kuvvetlerce taşınmasıdır.
2
II. olayın tanımını analiz et
Eğimli ve killi arazide kütle hâlinde ani kaymanın 'Heyelan' olduğu tespit edilir.
Killi yapının suyu emerek şişmesi ve yerçekimi etkisiyle tabakanın toptan yer değiştirmesi kütle hareketini tanımlar.
3
Bu iki olayın önlenme yöntemlerini karşılaştır
Ağaç kökleri üst toprağı tutarak erozyonu durdurur, ancak metrelerce derindeki ana kayanın kaymasını (heyelan) durdurmaya yetmez.
Afetlerin etki derinliği, alınacak önlemlerin başarı oranını belirler.

Anahtar Kavram

Erozyon ve Heyelan Kavramsal Farkları

İpuçları

1
Birinci olayda toprağın sadece 'verimli üst tabakası' taşınmaktadır. İkinci olayda ise killi yapının suyu emmesiyle toprak 'kütle hâlinde' hareket etmektedir.
2
Erozyon süreci yavaş yavaş ve uzun yıllar içinde gerçekleşirken, heyelan aniden meydana gelen yıkıcı bir kütle hareketidir.
3
Toprağın sadece üst kısmının uçmasını ağaç dikerek durdurabilirsiniz, ancak koskoca bir dağ yamacının ana kayayla beraber çökmesini sadece ağaç kökleriyle engelleyemezsiniz.

Daha Fazla Pratik

Erozyondan korunma yöntemleri (taraçalandırma, nöbetleşe ekim vb.) ile heyelandan korunma yöntemlerini (istinat duvarı, drenaj kanalları vb.) tablo halinde listeleyerek aralarındaki farkları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 584Soru

Türkiye'nin bugünkü dağ kuşaklarının temelleri, geçmişte bu alanda bulunan Tetis Denizi tabanındaki tortul tabakaların levha hareketleriyle sıkışıp kıvrılması sonucu su yüzeyine çıkmasıyla atılmıştır. Alp-Himalaya kıvrım kuşağının bir parçası olan bu jeolojik süreçle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu sıradağlar, jeolojik oluşum zamanı bakımından Zonguldak çevresindeki taş kömürü yatakları ile aynı dönemde şekillenmiştir.

Cevap

Türkiye'deki dağ kuşaklarının (Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar) oluşumu III.III. Jeolojik Zaman'a (Tersiyer) dayanırken, taş kömürü yatakları I.I. Jeolojik Zaman'da (Paleozoik) oluşmuştur.
Doğru cevap olan ifade yanlıştır çünkü Türkiye'nin ana sıradağları olan Kuzey Anadolu Dağları ve Toroslar Alp-Himalaya kıvrım kuşağına aittir ve Tersiyer (III.III. Zaman) döneminde şekillenmiştir. Buna karşın, Zonguldak'taki taş kömürü yatakları Paleozoik (I.I. Zaman) döneminde meydana gelen Karbonifer dönemine aittir. Bu iki yapının oluşum zamanları arasında büyük bir fark vardır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'deki sıradağların oluşum zamanını belirle.
Alp-Himalaya sistemi içerisinde yer alan dağlar III.III. Jeolojik Zaman'da (Tersiyer) oluşmuştur.
Türkiye arazisi levha hareketlerinin en şiddetli olduğu bu dönemde bugünkü ana hatlarını kazanmıştır.
2
Zonguldak taş kömürü yataklarının oluşum zamanını belirle.
Taş kömürü yatakları I.I. Jeolojik Zaman (Paleozoik) dönemine aittir.
Yüksek kalori değerli bu kömür tipi, çok daha eski ve yaşlı kütlelerin bulunduğu dönemlerde oluşur.
3
İki olayı zaman bakımından karşılaştır.
İki oluşum arasında milyonlarca yıllık fark vardır, dolayısıyla aynı dönemde oluştukları söylenemez.
Yanlış olan bilgiyi tespit etmek için jeolojik zaman çizelgesi verileri karşılaştırılır.

Anahtar Kavram

Jeolojik Zamanların Belirleyici Olayları ve Madenler

İpuçları

1
Türkiye'deki dağların büyük çoğunluğu hangi büyük kıvrım sisteminin (Alp-Himalaya) bir parçasıdır ve bu sistem hangi zamanda oluşmuştur?
2
Zonguldak taş kömürü yatakları Türkiye'nin en yaşlı arazilerinden (Masifler) biridir; bu yatakların oluştuğu jeolojik zamanı düşünün.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 585Soru

Magmanın yer kabuğundaki çatlaklardan yüzeye çıkarak birikmesi sonucunda oluşan dağlara volkanik dağlar denir. Türkiye'de bu şekilde oluşmuş birçok dağ kütlesi bulunmaktadır.

Buna göre, aşağıda verilen dağlardan hangisi oluşum kökeni bakımından volkanik dağlar grubunda yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geyik Dağları

Cevap

Geyik Dağları, kıvrımlanma sonucu oluştuğu için volkanik dağlar grubunda yer almaz.
Geyik Dağları, Toros Dağları'nın bir parçasıdır ve levha hareketleri sonucu deniz tabanındaki tortulların kıvrılmasıyla (orojenez) meydana gelmiştir. Diğer seçeneklerdeki dağlar ise yerin derinliklerindeki magmanın yüzeye çıkmasıyla oluşan volkanik kütlelerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Oluşum türlerini sınıflandırma
Türkiye'deki dağlar kıvrımlı, kırıklı ve volkanik olarak üç ana gruba ayrılır.
Soruda istenen volkanik olmayan dağı bulmak için temel kategorileri hatırlamak gerekir.
2
Volkanik dağların dağılımını analiz etme
Erciyes, Hasan Dağı, Süphan ve Karadağ'ın magmatik faaliyetler sonucu oluştuğu belirlendi.
Bu dağlar sönmüş birer volkan konisidir.
3
Kıvrımlı dağları tespit etme
Geyik Dağları'nın Toroslar sistemine dahil olduğu ve kıvrım kökenli olduğu saptandı.
Toros Dağları orojenez (kıvrımlanma) süreciyle oluşmuş bir sıradağ sistemidir.

Anahtar Kavram

Türkiye'deki Dağların Oluşum Biçimleri

İpuçları

1
Türkiye'deki volkanik dağlar genellikle tek başlarına yükselen kütleler halindedir, sıralı dağlar (sıradağlar) ise genellikle kıvrımlıdır.
2
Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları büyük oranda orojenez (dağ oluşumu) sırasında kıvrımlanarak yükselmiştir.

Daha Fazla Pratik

İç Anadolu'daki volkanik dağların kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda neden bir hat şeklinde dizildiğini (fay hatları ilişkisi) araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 586Soru

Türkiye'nin fiziki coğrafya özellikleri incelendiğinde; bazı bölgelerde gür bitki örtüsü bulunmasına rağmen şiddetli heyelan olaylarının yaşandığı, bazı bölgelerde ise bitki örtüsü yetersizliğinin çok şiddetli toprak aşınımına (erozyon) yol açtığı görülmektedir. Buna göre, heyelan ve erozyon süreçleri arasındaki temel farklarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Heyelan oluşumunda litolojik yapı ve tabaka eğimi birincil etkendir; erozyonda ise dış kuvvetler ve yüzey örtüsü belirleyicidir.

Cevap

Heyelan oluşumunda litolojik yapı ve tabaka eğiminin birincil etken olduğunu, erozyonda ise dış kuvvetlerin ve yüzey örtüsünün belirleyici olduğunu belirten ifade doğrudur.
Heyelan, arazinin litolojik özellikleri (killi yapı gibi) ve jeolojik yapısı (tabakaların yamaca paralel uzanması) ile doğrudan ilişkili, yer çekimi etkisindeki bir kütle hareketidir. Erozyon ise toprağın üst kısmının bitki örtüsünden yoksun olduğu yerlerde dış kuvvetler (rüzgâr, sel suları vb.) tarafından süpürülüp taşınmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Erozyon ve heyelan süreçlerinin derinlik farkını belirle.
Erozyon yüzeyel bir aşınma iken heyelan ana kaya ve üstündeki tabakaların tamamını kapsayan kütle hareketidir.
Süreçlerin mekanizmasını anlamak, ayırt edici faktörleri belirlemek için gereklidir.
2
Bitki örtüsünün etkisini karşılaştır.
Bitki örtüsü erozyonu büyük oranda önlerken, heyelanda suya doygun kütlenin kaymasını durdurmada yetersiz kalır.
Doğu Karadeniz gibi gür ormanlık alanlarda dahi heyelan görülmesi bu farkın kanıtıdır.
3
Jeolojik yapı (litoloji) ve dış kuvvetlerin rollerini analiz et.
Heyelan için tabaka eğimi ve killi yapı (kayganlaştırıcı) şarttır; erozyon için ise rüzgar/akarsu gibi taşıyıcı ajanlar ve korumasız yüzey ön plandadır.
Heyelanın neden bir kütle hareketi, erozyonun neden bir dış kuvvet aşındırması olduğunu netleştirir.

Anahtar Kavram

Erozyon ve heyelan arasındaki yapısal ve mekanik farklar

İpuçları

1
Karadeniz'de ağaç çok olmasına rağmen neden hala toprak kayması olduğunu düşünün.
2
Heyelanın toprağın derinliklerindeki tabakalarla, erozyonun ise sadece yüzeyle ilgili olduğunu hatırlayın.
3
Jeolojik yapı (ana kaya özellikleri) kütle hareketlerini, iklim ve bitki örtüsü ise aşınım süreçlerini daha fazla etkiler.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'de heyelan set göllerinin oluşum mekanizması ile erozyonun baraj ömürleri üzerindeki etkisini karşılaştıran soruları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 587Soru

Türkiye'de özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde şiddetli seyreden erozyon, verimli toprak tabakasının kaybına neden olan önemli bir çevre sorunudur. Bu bölgelerde erozyonun etkilerini azaltmak ve toprağı korumak amacıyla yürütülen çalışmalar arasında aşağıdakilerden hangisinin yer alması beklenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğimli yamaçlardaki tarlaları eğim doğrultusunda (yukarıdan aşağıya) sürmek

Cevap

Eğimli yamaçlardaki tarlaların eğim doğrultusunda (yukarıdan aşağıya) sürülmesi erozyonu artıran bir uygulamadır.
Tarlaların eğim doğrultusunda sürülmesi, eğimli yamaçlarda suyun akabileceği doğal oluklar oluşturur. Yağış anında bu oluklara dolan sular, eğimin de etkisiyle büyük bir hız kazanarak verimli üst toprağı kolayca taşır. Bu nedenle, erozyonu önlemek için tarlalar eğime paralel (dikine) değil, eğime dik (yatay) yönde sürülmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Erozyonun temel nedenlerini ve arazinin topografik yapısıyla ilişkisini analiz etmek.
Eğimli arazilerde suyun akış hızı, toprağın taşınmasındaki en belirleyici faktördür.
Toprağın su tarafından taşınabilmesi için suyun belirli bir akış hızına ve gücüne ulaşması gerekir.
2
Seçeneklerde sunulan tarımsal uygulamaların su akış hızı üzerindeki etkisini değerlendirmek.
Taraçalandırma ve eğime dik sürüm hızı keserken, eğim yönünde sürüm suyun hızını artıran kanallar açar.
Eğim doğrultusunda (yukarıdan aşağıya) açılan saban izleri, suyun engelsiz bir şekilde hızlanmasına ve toprağı beraberinde götürmesine zemin hazırlar.
3
Erozyonla mücadelede uygulanmaması gereken 'hatalı' yöntemi belirlemek.
Tarlaların eğim yönünde sürülmesinin erozyonu önlemediği, aksine şiddetlendirdiği sonucuna varılır.
Doğru uygulama, tarlaların eğime dik (yatay) yönde sürülmesidir.

Anahtar Kavram

Erozyonla Mücadele Yöntemleri ve Sürüm Teknikleri

İpuçları

1
Eğimli bir yüzeyde suyun hızını kesmek mi yoksa hızlanmasına yol açmak mı toprağı korur?
2
Tarlayı yukarıdan aşağıya doğru sürmek, suyun akabileceği boru benzeri kanallar oluşturur mu?

Daha Fazla Pratik

Erozyon ve heyelan arasındaki temel farkları (hız, etki derinliği, ağaçlandırmanın etkisi) gözden geçirmek konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:45s
Soru 588Soru

Türkiye arazisi III.III. Jeolojik Zaman'da (Tersiyer) Alp-Himalaya orojenezi ile büyük ölçüde şekillenmiş olmasına rağmen; günümüzde geniş düzlüklerin (platoların) deniz seviyesinden oldukça yüksekte bulunması ve akarsuların genel olarak derin "V" profilli çentik vadilerde akması, arazinin yakın jeolojik geçmişteki dikey hareketlerine işaret eder.

Bu morfolojik özelliklerin ortaya çıkmasındaki temel jeolojik süreç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: III.III. Jeolojik Zaman sonlarında dış kuvvetlerce aşındırılarak deniz seviyesine yaklaşan Anadolu kütlesinin, IV.IV. Jeolojik Zaman'da epirojenik hareketlerle toptan yükselmesi

Cevap

Anadolu'nun III.III. Jeolojik Zaman sonunda peneplen (yontukdüz) haline gelmesi ve IV.IV. Jeolojik Zaman'da epirojenik olarak toptan yükselmesi, yüksek platoları ve derin vadileri oluşturmuştur.
Türkiye'nin bugünkü yüksek görünümünün temel sebebi, Tersiyer sonunda aşınarak alçalan (peneplenleşen) arazinin, Kuvaterner'de epirojenik olarak toptan yükselmesidir. Bu yükselme, düzlükleri yüksek platolara dönüştürmüş ve akarsuların kaide seviyesinden uzaklaşarak yataklarını derine doğru şiddetle kazmasına (çentik vadiler) neden olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Yer şekli ve süreç analizi
Geniş düzlüklerin (platoların) yüksekte olması ve akarsuların derin vadilerde akması, arazinin "gençleştiğini" ve toptan yükseldiğini gösterir.
Orojenez sadece dağları yükseltirken, epirojenez tüm kütleyi etkiler.
2
Jeolojik zaman eşleştirmesi
Anadolu III.III. zaman (Tersiyer) sonuna doğru dış kuvvetlerle aşınarak hafif dalgalı bir düzlük (peneplen) halini almıştır.
Sürecin kronolojik gelişimini belirlemek.
3
Sonuç belirleme
IV.IV. zaman (Kuvaterner) başlarında Anadolu epirojenik olarak yükselmiş, yüksekte kalan düzlükler platolara, yükselti farkıyla gücü artan akarsular ise derin vadilere yol açmıştır.
Anadolu'nun genç ve dinamik bir yapıya sahip olmasının temel nedenini açıklamak.

Anahtar Kavram

Epirojenik Yükselme ve Peneplenleşme

İpuçları

1
Türkiye'nin ortalama yükseltisinin fazla olması sadece dağlarla değil, kütlesel bir yükselmeyle ilgilidir.
2
Akarsuların derin vadilerde akması, arazinin deniz seviyesine göre yukarı çıktığını gösterir.
3
Anadolu'nun bir zamanlar aşınarak düzleştiği (peneplen) ve sonra toptan yükseldiği (epirojenez) bilgisini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Epirojenez ve orojenez farklarını kavradıktan sonra, Türkiye'deki platoların oluşum tiplerini (aşınım, lav, tabaka düzlüğü) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 589Soru

Türkiye'de dış kuvvetlerin ve kütle hareketlerinin yer şekilleri üzerindeki etkileri incelendiğinde, erozyon ve heyelan süreçlerinin sıklıkla birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Oysa bu iki doğal süreç, gerek mekanizmaları gerekse etkiledikleri arazi katmanları bakımından birbirinden temel farklarla ayrılır.

Buna göre, erozyon ve heyelan süreçleri arasındaki karakteristik farklara ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Erozyon, toprağın en üstündeki verimli örtünün dış kuvvetlerce süpürülerek zamanla taşınmasıdır; heyelan ise suya doygun hale gelen tabakaların yer çekimi etkisiyle bloklar halinde aniden kaymasıdır.

Cevap

Erozyon toprağın üst kısmının süpürülmesiyken, heyelan tabakaların blok halinde aniden yer değiştirmesidir.
Doğru ifade olan erozyonun toprağın üst örtüsünün süpürülmesi, heyelanın ise tabakaların bloklar halinde kayması olduğunu belirten açıklama, bu iki sürecin temel mekanizma farkını yansıtır. Erozyon yüzeysel ve yavaş bir aşınmayken, heyelan derinlemesine ve ani bir kütle hareketidir.

Adım Adım Çözüm

1
Erozyonun tanımı ve kapsamını analiz et.
Erozyon, dış kuvvetlerin (su, rüzgar) toprağın en üstündeki verimli katmanı yavaş yavaş aşındırmasıdır.
Erozyonun yüzey odaklı ve uzun süreli bir süreç olduğunu belirlemek için.
2
Heyelanın tanımı ve mekanizmasını analiz et.
Heyelan, eğim, yağış ve killi yapının etkisiyle toprağın kütle (blok) halinde aniden aşağı kaymasıdır.
Heyelanın derin odaklı, ani ve kütlesel bir hareket olduğunu anlamak için.
3
İki sürecin korunma ve yayılış özelliklerini karşılaştır.
Bitki örtüsü erozyonu önlerken heyelanda etkisi sınırlıdır; heyelanda yer çekimi ve jeolojik yapı baskındır.
Seçeneklerdeki yaygın kavram yanılgılarını elemek için.

Anahtar Kavram

Erozyon (Yüzey Süpürülmesi) ve Heyelan (Kütle Hareketi) Ayrımı

İpuçları

1
Erozyon toprağın 'üst' katmanıyla, heyelan ise toprağın 'bütün' bir tabakasıyla ilgilidir.
2
Hız faktörünü düşünün: Hangisi yıllar içinde gerçekleşen bir kayıptır, hangisi saniyeler içinde gerçekleşen bir afettir?
3
Bitki örtüsünün (ağaçların) etkisini düşünün: Kökler yüzeydeki toprağı mı tutar yoksa dağın koca bir yamacının kaymasını mı engeller?

Daha Fazla Pratik

Karadeniz'de ağaçlandırma çok olmasına rağmen neden hala heyelanların görüldüğünü araştırarak konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Olayları 'süpürülme' (erozyon) ve 'kayma' (heyelan) anahtar kelimeleriyle eşleştirerek daha kolay ayırt edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 590Soru

Türkiye’nin kıyı jeomorfolojisi; epirojenik hareketler, deniz seviyesi değişimleri (transgresyon-regresyon), dalga ve akıntıların aşındırma-biriktirme faaliyetleri ile kıyı gerisindeki dağların uzanış doğrultusu ve litolojik özelliklerin karmaşık bir etkileşimi sonucunda şekillenmiştir.

Buna göre, aşağıda verilen kıyı kesimi ve bu kesimde hakim olan kıyı tipi/yer şekli eşleştirmelerinden hangisi, bölgenin jeomorfolojik yapısı ve oluşum süreciyle tam olarak örtüşmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mersin - Silifke kıyı kuşağı: Karstik yapılı kireç taşlarının deniz suları tarafından aşındırılmasıyla oluşan 'Calanklı' kıyı tipi.

Cevap

Mersin - Silifke kıyı kuşağında görülen, karstik yapıya bağlı olarak şekillenmiş Calanklı kıyı tipi seçeneği doğrudur.
Mersin - Silifke kıyı kuşağında kireç taşlarının (karstik yapı) dalga aşındırmasıyla oluşturduğu küçük koylar ve girintili çıkıntılı yapı 'Calanklı' kıyı tipi olarak adlandırılır. Bu tip, Türkiye'de litolojik yapının kıyı şekli üzerindeki en özgün etkilerinden biridir ve verilen bölge ile tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Kıyı tiplerinin temel oluşum şartlarını (transgresyon, dağların uzanışı, litoloji) değerlendir.
Litolojik yapının (karstik arazi) kıyı şekillenmesinde Mersin çevresinde belirleyici olduğu saptandı.
Calanklı kıyılar sadece belirli litolojik özelliklere (kireç taşı) sahip alanlarda deniz aşındırmasıyla oluşur.
2
Bölgelerin kıta sahanlığı ve yer şekli özelliklerini analiz et.
Doğu Karadeniz ve Çukurova/Orta Karadeniz arasındaki kıta sahanlığı farkı falez ve delta dağılımını belirler.
Kıta sahanlığının dar olduğu yerlerde falez, geniş olduğu yerlerde delta ve lagün oluşumu kolaylaşır.
3
Ria ve Dalmaçya tipi kıyıların Türkiye'deki dağılışını kontrol et.
İstanbul/Boğazlar ve Menteşe kıyılarının Ria, Kaş-Finike hattının ise Dalmaçya olduğu teyit edildi.
Eski vadi sistemlerinin sular altında kalması Ria tipini oluştururken, kıyıya paralel dağlar arasındaki çukurların sular altında kalması Dalmaçya tipini oluşturur.

Anahtar Kavram

Kıyı Tiplerinin Oluşum Süreçleri ve Bölgesel Dağılımı

İpuçları

1
Bir kıyı tipinin isminin özel bir kayaç yapısına (karstik) dayalı olup olmadığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Karstik arazilerin (Litoloji) Türkiye'nin diğer yer şekilleri (obruklar, mağaralar) üzerindeki etkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 591Soru

Türkiye kıyılarında dalga ve akıntıların etkisiyle oluşan biriktirme şekillerine farklı bölgelerde rastlanmaktadır. Özellikle kıyının sığ olduğu ve kıta sahanlığının genişlediği alanlarda bu oluşumlar daha belirgindir.

Buna göre; Kapıdağ Yarımadası, Büyük Çekmece Gölü ve Fethiye Ölüdeniz'in kıyı özellikleri dikkate alındığında, bu yerlerin ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dalga ve akıntı biriktirmesiyle oluşan yer şekillerine sahip olmaları

Cevap

Verilen merkezlerin tamamı dalga ve akıntıların biriktirme faaliyetleri sonucunda oluşmuş yer şekilleridir.
Verilen merkezlerin tamamı dalga ve akıntıların biriktirme faaliyetleri sonucunda oluşmuş yer şekilleridir. Kapıdağ Yarımadası, bir adanın kıyı okuyla karaya bağlanması sonucu oluşan bir tombolo (saplı ada) örneğidir. Büyük Çekmece, bir koyun önünün kıyı kordonuyla kapanmasıyla oluşan bir lagün (deniz kulağı) örneğidir. Ölüdeniz ise karakteristik bir kıyı oku örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Merkezlerin yer şekli özelliklerini tanımlama
Kapıdağ Yarımadası bir tombolo (saplı ada), Büyük Çekmece bir lagün (deniz kulağı) ve Fethiye Ölüdeniz bir kıyı oku örneğidir.
Soruda verilen spesifik lokasyonların coğrafi sınıflandırmasını yapmak çözüm için ilk adımdır.
2
Oluşum süreçlerini analiz etme
Tombolo, lagün ve kıyı oku; dalga ve akıntıların taşıdıkları malzemeleri sığ kıyılarda biriktirmesiyle oluşur.
Farklı isimlerdeki bu şekillerin ortak jeomorfolojik kökenini belirlemek gerekir.
3
Seçeneklerle karşılaştırma yapma
Verilen yerlerin tamamı dalga biriktirme faaliyetinin sonucudur.
Ortak özelliği ifade eden en genel ve doğru tanımı seçmek hedeflenir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Dalga Biriktirme Şekilleri (Tombolo, Lagün, Kıyı Oku)

İpuçları

1
Kapıdağ Yarımadası'nın geçmişte bir ada olduğunu ve zamanla karaya bağlandığını hatırlayın.
2
Lagün, kıyı oku ve tombolo gibi şekillerin hangi dış kuvvetin hangi faaliyetiyle (aşınım/birikim) oluştuğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'de görülmeyen kıyı tiplerini (Fiyort, Skyer, Haliç, Watt) ve bunların neden görülmediğini (Matematik/Özel Konum) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 592Soru

Türkiye'de rüzgârların yer şekilleri üzerindeki etkisi incelendiğinde; rüzgârın doğrudan (birincil) etkili olduğu alanlar ile diğer dış kuvvetlerin oluşturduğu şekilleri 'dolaylı' (ikincil) olarak modifiye ettiği alanlar arasında belirgin farklar görülür.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi rüzgârın Türkiye'deki dolaylı (sekonder) etkisine ve bu etkinin gerçekleştiği morfolojik sürece en iyi örnektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ürgüp-Göreme çevresinde akarsu ve sel aşındırmasıyla oluşan dikliklerin, rüzgâr abrazyonuyla işlenerek özgün peri bacası formlarına ulaştırılması

Cevap

Ürgüp-Göreme çevresinde akarsu ve sel aşındırmasıyla oluşan dikliklerin, rüzgâr abrazyonuyla işlenerek özgün peri bacası formlarına ulaştırılması seçeneği rüzgârın Türkiye'deki en tipik dolaylı etkisini örneklendirir.
Doğru seçenek olan Ürgüp-Göreme'deki peri bacaları, rüzgârın Türkiye'deki 'ikincil' rolünü en net gösteren örnektir. Peri bacalarının ana yapısı, tüf ve bazalt gibi volkanik kayaçların sel suları ve akarsular tarafından dikey yönde aşındırılmasıyla oluşur. Rüzgâr ise bu aşınmış yüzeylere çarparak onları inceltir ve nihai formunu verir. Bu nedenle rüzgâr burada birincil değil, modifiye edici bir güçtür.

Adım Adım Çözüm

1
Dış kuvvetlerin temel rollerini analiz et
Rüzgâr, Türkiye'de genellikle 'ikincil' bir dış kuvvet olarak sınıflandırılır.
Türkiye'nin iklim özellikleri ve topografyası, akarsu ve buzulların daha baskın olmasına neden olur.
2
Doğrudan ve dolaylı etki ayrımını yap
Doğrudan etki rüzgârın zemini kendi başına kazması (aşındırma) veya yığmasıdır (biriktirme). Dolaylı etki ise başka bir kuvvetin (örn. su) oluşturduğu şekli rüzgârın sadece modifiye etmesidir.
Peri bacaları, volkanik tüflerin akarsularca aşındırılmasıyla oluşur; rüzgâr sadece bu şekilleri zımparalayarak inceltir.
3
Seçeneklerdeki yer şekillerini kökenine göre eşleştir
Mantar kaya, lös, barkan ve yardang doğrudan rüzgâr eseridir. Peri bacası ise akarsu-rüzgâr ortaklığıdır.
Peri bacalarında ana şekillendirici sel suları iken rüzgâr yardımcı (sekonder) faktördür.

Anahtar Kavram

Rüzgârın İkincil Etkisi ve Peri Bacası Oluşum Mekanizması

İpuçları

1
Rüzgâr Türkiye'de çoğu zaman 'tek başına' büyük şekiller yapamaz; genellikle suların başladığı işi bitirir.
2
Peri bacalarının oluşumunda asıl payın sel sularına mı yoksa rüzgâra mı ait olduğunu hatırlayın.
3
Lös, mantar kaya ve barkan gibi şekiller doğrudan rüzgârın eseriyken; peri bacalarında rüzgâr sadece 'yardımcı' roldedir.

Daha Fazla Pratik

Rüzgâr erozyonu ile su erozyonunun (akarsu) Türkiye'de hangi bölgelerde benzer nedenlerle (bitki örtüsü azlığı) şiddetli olduğunu inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken 'Hangi yer şekli tek bir kuvvetin eseri değildir?' diye düşünmek rüzgârın ikincil etkisini bulmanızı kolaylaştırır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 593Soru

Türkiye'deki ovaların oluşumu; tektonizma, epirojenez ve Kuvaterner dönemindeki iklimsel değişimlerin bir sentezidir. Ancak bazı ovalar, bulundukları bölgenin jeolojik yapısı, drenaj özellikleri ve kaide seviyesine olan konumları nedeniyle 'atipik' jeomorfolojik ve risk karakteristikleri sergiler. Örneğin; bir ova tektonik bir graben içerisinde yer almasına rağmen, taban seviyesine yakınlığı nedeniyle bir delta ovası gibi davranarak sismik riskini artırabilir ya da yüksek bir platoda yer almasına rağmen eski bir göl tabanı özelliği taşıyabilir.

Buna göre, aşağıda verilen ova ve oluşum/karakteristik eşleştirmelerinden hangisi, ovanın morfolojik yapısı ve risk profili dikkate alındığında yanlış bir genellemedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antalya Ovası - Akarsuların taşıdığı bol miktardaki alüvyonun deniz içinde birikmesiyle oluşmuş tipik bir delta ovasıdır; kıta sahanlığının dar olması ovanın gelişimini hızlandırmıştır.

Cevap

Antalya Ovası'nın bir delta ovası olduğu ve kıta sahanlığının dar olmasının oluşumu hızlandırdığı yönündeki bilgi yanlıştır.
Antalya Ovası, akarsu biriktirmesiyle oluşan bir delta değil; yer altı sularındaki kalsiyum karbonatın çökelmesiyle oluşan traverten basamakları ve karstik süreçlerle şekillenmiş bir ovadır. Ayrıca coğrafi bir kural olarak, kıta sahanlığının dar olması (denizin aniden derinleşmesi) delta oluşumunu hızlandırmaz, aksine imkansız hale getirir veya zorlaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Ova türlerinin oluşum kökenlerini analiz etmek
Konya (Göl tabanı/Tektonik), Adapazarı (Taban seviyesi/Tektonik), Iğdır (Tektonik/Mikroklima), Ergene (Tortul havza), Antalya (Traverten/Karstik).
Her ovanın jeomorfolojik karakteri farklı jeolojik süreçlere dayanır.
2
Delta oluşum şartlarını değerlendirmek
Delta oluşumu için kıta sahanlığının geniş, akıntıların az ve gel-git etkisinin zayıf olması gerekir.
Kıta sahanlığı dar (deniz derin) olan yerlerde akarsuların getirdiği malzeme derinliğe gider ve kıyı çizgisi ilerleyemez.
3
Antalya Ovası'nın özel yapısını incelemek
Antalya Ovası büyük ölçüde kireçli suların çökelmesiyle oluşan traverten platformlarından oluşur. Kıyıda ise derinlik fazla (kıta sahanlığı dar) olduğu için büyük bir delta oluşamamıştır.
Antalya'nın kıyı yapısı, Çukurova veya Bafra gibi geniş bir alüvyon birikimine izin vermez.

Anahtar Kavram

Delta Oluşum Şartları ve Türkiye Ovalarının Jeomorfolojik Kökenleri

İpuçları

1
Bir ovanın kıyıda olması onun mutlaka delta olduğu anlamına gelmez; oluşumundaki litolojik yapıya (kayaç türüne) dikkat edin.
2
Delta oluşumu için denizin sığ olması gerekir. Kıta sahanlığı 'dar' demek, denizin hemen derinleşmesi demektir.
3
Antalya'nın şehir merkezi altındaki falezleri düşünün; bu falezler traverten tabakalarıdır. Delta ovalarında falez görülmesi beklenmez.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'deki diğer 'taban seviyesi ovaları' (Bursa, Aydın vb.) ile delta ovalarının ayrımını çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 594Soru

Türkiye'de akarsular, geçtikleri bölgelerin jeolojik ve jeomorfolojik özelliklerine göre farklı vadi tipleri oluştururlar. Özellikle Akdeniz Bölgesi'ndeki Batı ve Orta Toroslar kuşağında, duvarları basamaklı bir yapıya sahip olan ve derinliği yer yer yüzlerce metreyi bulan 'Kanyon Vadiler' oldukça yaygındır.

Bu vadi tipinin Toroslar'da yaygın olarak görülmesinde etkili olan temel faktörler aşağıdakilerin hangisinde bir arada verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farklı dirençteki tabakaların varlığı ve arazinin epirojenik olarak yükselmesi

Cevap

Farklı dirençteki tabakaların varlığı ve arazinin epirojenik olarak yükselmesi
Kanyon vadilerin en belirgin özelliği olan basamaklı yamaçlar, akarsuyun geçtiği yerdeki tabakaların farklı aşınma direncine (litoloji) sahip olmasından kaynaklanır. Vadinin çok derin olması ise Türkiye'nin ve özellikle Toroslar'ın genç bir arazi olarak epirojenik yükselmesi sonucu akarsuyun yatağını derine doğru aşındırmasıyla ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kanyon vadinin morfolojik yapısını analiz etmek
Kanyon vadiler, 'basamaklı' yamaç yapısı ve derin profilleriyle tanınır.
Vadi tipini belirleyen temel özelliklerin nedenini bulmak için önce şekli tanımlamak gerekir.
2
Litolojik yapının etkisini değerlendirmek
Yamaçlardaki basamaklı yapı, akarsuyun dirençli (sert) tabakaları az, dirençsiz (yumuşak) tabakaları çok aşındırmasıyla oluşur.
Eğer tabakalar aynı dirençte olsaydı basamaklı değil, düz bir yamaç yapısı (örneğin boğaz vadi) oluşurdu.
3
Tektonik hareketlerin (Epirojenez) etkisini değerlendirmek
Türkiye'nin Kuvaterner başında toptan yükselmesi (epirojenez), akarsuların yataklarını derine doğru şiddetle kazmasına neden olmuştur.
Vadinin derinleşmesi için akarsuyun potansiyel enerjisinin artması, yani taban seviyesi ile kaynak arasındaki farkın yükselmeyle açılması gerekir.

Anahtar Kavram

Vadi Oluşumunda Litoloji ve Tektonik İlişkisi

İpuçları

1
Vadinin yamaçlarındaki 'basamak' görünümünün ne tür bir kayaç dizilimi gerektirdiğini düşünün.
2
Bir vadinin derinleşmesi için arazinin deniz seviyesine göre alçalması mı yoksa yükselmesi mi gerekir?
3
Kanyon vadiler, dirençli ve dirençsiz tabakaların üst üste bindiği alanlarda, epirojenik yükselme etkisiyle akarsuyun dikey aşındırması sonucu oluşur.

Daha Fazla Pratik

Boğaz vadi (Yarma vadi) ile Kanyon vadi arasındaki farkları, oluşum mekanizmaları ve Türkiye'deki dağılışları açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 595Soru

Türkiye'de özellikle Batı ve Orta Toroslar kuşağında yaygın olarak görülen polyeler (karstik ovalar), çevrelerine göre çukurda kalan ve tabanlarında geniş düzlüklerin bulunduğu kapalı veya yarı-kapalı havzalardır. Bu ovaların drenajı, tabanlarında veya kenar kısımlarında yer alan ve yer altı sistemine bağlanan 'düden' (subatan) adı verilen doğal boşluklar vasıtasıyla gerçekleşir. Elmalı, Kestel ve Gembos gibi polyelerde, düdenlerin varlığına rağmen kış ve bahar aylarında yüzeyde geniş su birikintileri (geçici göller) oluşabilmektedir. Buna göre, bir polye sahasında tahliye noktalarının (düden) bulunmasına karşın suyun boşaltılamayarak göllenme meydana gelmesinin temel morfolojik nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yer altı su seviyesinin düdenlerin ağzına kadar yükselmesi veya bu boşlukların alüvyonlarla tıkanması

Cevap

Göllenmenin temel nedeni, yer altı su seviyesinin yükselerek düdenlerin tahliye kapasitesini sıfırlaması veya bu kanalların fiziksel olarak tıkanmasıdır.
Doğru seçenek, polyelerin hidrolojik döngüsündeki kritik sınırı açıklar. Polyeler, sularını yer altına boşaltan düdenlere (subatan) sahiptir. Ancak kış ve bahar aylarında yağışın artmasıyla yer altı su seviyesi yükselerek düdenlerin seviyesine ulaştığında, yer altı sistemi daha fazla su kabul edemez. Ayrıca sel sularının getirdiği alüvyonlar bu delikleri tıkayarak tahliyeyi durdurur. Bu durum, düdenlerin varlığına rağmen ovanın tabanında geçici göllerin oluşmasına neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Polyelerin drenaj mekanizmasını analiz etme
Polyeler dışa akışı olmayan kapalı havzalardır ve sularını düdenler (subatan) aracılığıyla yer altına gönderirler.
Sorunun kökenindeki 'göllenme' olayını anlamak için drenajın nasıl çalıştığını belirlemek gerekir.
2
Drenajın neden durduğunu hidrojeolojik açıdan değerlendirme
Aşırı yağışlarda yer altı su tablası yükselerek düden ağzına ulaşır; bu durumda düdenler su çekemez hale gelir.
Karstik sistemin kapasitesinin dolması, yüzey sularının tahliyesini engelleyen temel faktördür.
3
Fiziksel tıkanma faktörünü göz önünde bulundurma
Yamaçlardan taşınan ince boyutlu alüvyonlar ve mil tabakası düden ağızlarını tıkayarak filtre etkisini yok eder.
Morfolojik olarak polyelerin tabanındaki birikim süreçlerinin tahliyeye etkisini saptamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Polye Drenajı ve Düden Mekanizması

İpuçları

1
Polyelerin kapalı birer kova gibi olduğunu ve tabandaki düdenlerin de tahliye delikleri olduğunu hayal edin.
2
Bir lavabonun gideri (düden) açık olsa bile, alttaki boru tamamen suyla doluysa veya giderin üzeri tortuyla kaplıysa su neden gitmez?
3
Yer altı su tablasının yükselmesi, düdenlerin suları aşağı çekmek yerine bazen yukarı doğru vermesine neden olabilir; bu durum tahliyeyi imkansız kılar.

Daha Fazla Pratik

Karstik kaynakların (voklüz) debisinin neden kışın arttığını ve polyelerle olan bağlantısını araştırabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruyu 'Karstik Sistemlerde Doygunluk' kavramı üzerinden düşünerek, yer altı ve yer üstü sularının bağlantısını kurabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 596Soru

Türkiye'de yeryüzünü şekillendiren dış kuvvetler içerisinde etki alanı en dar olan kuvvet buzullardır. Buna rağmen günümüzde bazı dağlarımızın yüksek kesimlerinde aktif buzullara ve Kuvaterner (4. Jeolojik Zaman) döneminden kalma sirk gölü, hörgüç kaya, moren ve buzul vadisi gibi şekillere rastlanmaktadır.

Türkiye'nin bulunduğu enlem değerleri buzullaşma için uygun olmamasına rağmen, bu tür buzul şekillerinin ülkemizde görülmesi aşağıdakilerden hangisiyle açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Göreceli (özel) konumun bir sonucu olan yüksek rakıma (yükseltiye) sahip olunmasıyla

Cevap

Buzul şekillerinin Türkiye'de görülmesi, göreceli (özel) konumun bir sonucu olan yüksek rakıma (yükseltiye) sahip olunmasıyla açıklanır.
Türkiye mutlak konumu (enlem) nedeniyle ılıman kuşakta yer alır ve bu durum buzulların etki alanını daraltır. Ancak göreceli (özel) konumunun bir sonucu olarak ortalama yükseltisi fazla olan dağlık bir ülkedir. Yükseltinin fazla olması, sıcaklıkların düşmesine ve dağların yüksek kesimlerinde Kuvaterner döneminden kalma buzul şekillerinin (sirk gölü, hörgüç kaya, moren, buzul vadisi) veya güncel aktif buzulların oluşmasına olanak sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış kuvvetler içinde buzulların etki alanının Türkiye'de neden dar olduğunu hatırla.
Türkiye'nin orta kuşakta (enlem/matematik konum) yer alması nedeniyle deniz seviyesinde buzullaşma görülmez.
Matematik konum, genel sıcaklık ortalamalarını ve iklim kuşağını belirler.
2
Buzul şekillerinin (sirk, moren vb.) nerelerde görüldüğünü analiz et.
Bu şekiller sadece yüksek dağların zirve kesimlerinde bulunur.
Yerden yükseldikçe sıcaklık her 200 metrede yaklaşık 1°C azalır.
3
Yükselti kavramını konum türleriyle eşleştir.
Yükselti, matematik (mutlak) konumun değil, göreceli (özel) konumun bir sonucudur.
Bir yerin dağlık ve yüksek olması o yere özgü topografik bir durumdur.

Anahtar Kavram

Buzul Şekillerinin Görülme Nedeni (Özel Konum ve Yükselti İlişkisi)

İpuçları

1
Türkiye'nin Ekvator'a olan uzaklığı (enlemi) buzulların deniz seviyesine inmesini engeller.
2
Bir dağın zirvesine doğru çıkıldıkça sıcaklığın düşmesi, o yerin yüksekliği ile ilgilidir.
3
Yükselti, karasallık ve yer şekilleri gibi faktörler ülkenin mutlak değil 'özel (göreceli)' konumu içerisinde değerlendirilir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'de kalıcı kar sınırının dağların güney ve kuzey yamaçlarında (bakı etkisi) nasıl değiştiğini inceleyen soruları çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 597Soru

Türkiye'de özellikle Karadeniz gibi eğimin ve yağışın fazla olduğu bölgelerde heyelan, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu gibi kurak bölgelerde ise erozyon olayları yer şekillerinin şekillenmesinde önemli rol oynar. Erozyona karşı alınan önlemlerin birçoğu aynı zamanda heyelan riskini de azaltmayı amaçlasa da, bazı uygulamaların heyelan üzerindeki etkisi oldukça sınırlı kalabilmektedir.

Buna göre, killi bir yapıya sahip ve tabakaların eğim yönünde uzandığı bir yamaçta, yüzey erozyonunu önlemede başarılı olmasına rağmen, derin tabakalı bir heyelanı engellemede tek başına yetersiz kalan uygulama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yamacın yoğun şekilde ağaçlandırılarak bitki örtüsünün korunması

Cevap

Yamacın yoğun şekilde ağaçlandırılması, yüzey erozyonunu önlemede etkili olsa da derin tabakalı heyelanları engellemede yetersiz kalır.
Ağaçlandırma çalışması, toprağın üst kısmını bitki kökleriyle sararak rüzgar ve su erozyonuna karşı korur. Ancak heyelan, toprağın çok daha derin katmanlarının (bazen ana kayanın üzerindeki tüm kütlenin) yer çekimi, eğim ve aşırı yağış etkisiyle kaymasıdır. Özellikle killi arazilerde ağaç kökleri kayma düzlemine kadar inemez ve ağaçların oluşturduğu kütle, eğimli yamaca ek bir yük bindirerek kaymayı kolaylaştırabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Erozyon ve heyelan mekanizmalarını karşılaştırın.
Erozyon yüzeydeki toprağın süpürülmesidir; heyelan ise tabakaların kütle halinde kaymasıdır.
Müdahalenin hangi derinliğe etki ettiğini anlamak için bu ayrım gereklidir.
2
Bitki örtüsünün (ağaçların) etkisini analiz edin.
Ağaç kökleri yüzey toprağını tutar ancak derinlerdeki killi tabakaya ulaşamaz.
Heyelanlar genellikle bitki köklerinin çok daha altındaki kayma düzlemlerinde gerçekleşir.
3
Killi yapının ve ağırlık faktörünün etkisini değerlendirin.
Yoğun ağaçlandırma, yamaca ek ağırlık (yük) bindirir.
Aşırı yağış alan killi yamaçlarda bu ek ağırlık ve ağaçların kökleri vasıtasıyla suyun derine sızması, yer çekimi etkisini artırarak heyelanı tetikleyebilir.

Anahtar Kavram

Bitki örtüsünün erozyon ve heyelan üzerindeki farklı etkisi

İpuçları

1
Erozyon yüzeyel bir olayken, heyelan daha derin katmanları ilgilendiren bir kütle hareketidir.
2
Karadeniz'de gür ormanların altında bile şiddetli heyelanların yaşanabildiğini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Erozyon ve heyelanın Türkiye üzerindeki bölgesel dağılımını (Karadeniz vs. İç Anadolu) harita üzerinde inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Olayı derinlik farkı üzerinden düşünün: Köklerin ulaştığı derinlik ile heyelanın gerçekleştiği tabaka derinliği aynı mıdır?
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 598Soru

Türkiye'de platoların ortalama yükseltisi, ülkemizin genel topografik özelliklerine bağlı olarak batıdan doğuya doğru artış göstermektedir. Bu durum, platolar üzerindeki sıcaklık değerlerini ve ekonomik faaliyet türlerini de doğrudan etkilemektedir. Buna göre, Türkiye'nin ortalama yükseltisi en fazla olan ve lav tabakalarının geniş alan kapladığı platoları aşağıdakilerin hangisinde bir arada verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Erzurum-Kars - Ardahan

Cevap

Türkiye'nin ortalama yükseltisi en fazla olan ve lav örtüsüyle kaplı platoları Erzurum-Kars ve Ardahan platolarıdır.
Doğu Anadolu Bölgesi'nin kuzeydoğusunda bulunan Erzurum-Kars ve Ardahan platoları, üçüncü jeolojik zaman sonu ve dördüncü jeolojik zaman başında meydana gelen volkanizma ile lavların birikmesi sonucu oluşmuştur. Bu saha, Türkiye'nin ortalama yükseltisi en fazla (2000 metre civarı) olan plato bölgesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'deki platoların bölgesel dağılımını analiz etme
Batıdaki platolar (Marmara) alçak, doğudakiler (Doğu Anadolu) yüksektir.
Türkiye'de yükselti genel olarak batıdan doğuya artar.
2
Platoların oluşum türlerini belirleme
İç Anadolu ve Güneydoğu'dakiler tabaka düzlüğü, Akdeniz'dekiler karstik, Doğu Anadolu'nun kuzeyindekiler lav platosudur.
Litolojik yapı ve jeolojik süreçler plato tipini belirler.
3
Yükselti ve oluşum özelliklerini birleştirme
En yüksek ve lav örtülü olanlar Erzurum-Kars ve Ardahan'dır.
Bu bölge hem volkanik birikimle hem de dördüncü zamandaki yükselmeyle en yüksek seviyeye ulaşmıştır.

Anahtar Kavram

Platoların Oluşum ve Yükselti Özellikleri

İpuçları

1
Türkiye'de yükseltinin en fazla olduğu bölgeyi ve oradaki volkanik arazileri düşünün.
2
Yaz yağışlarıyla yeşeren çayırların ve büyükbaş hayvancılığın yoğun olduğu platoları hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Platoların oluşum türleri (karstik, lav, tabaka düzlüğü, aşınım) ile bölgeleri eşleştiren bir çalışma kartı oluşturabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 599Soru

Türkiye'de rüzgârların yer şekillerini biçimlendirme gücü, bölgenin iklim ve bitki örtüsü özelliklerine göre değişkenlik gösterir. Özellikle İç Anadolu'da Konya-Karapınar çevresi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi, rüzgârın doğrudan şekillendirici etkisinin en belirgin olduğu yerlerdir.

Buna göre, Türkiye'de rüzgâr şekilleri ve bu şekillerin oluşum şartları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç kesimlerde rüzgârın yer şekillendirici etkisinin fazla olması, bu alanların matematik konumları nedeniyle Ekvator'dan uzak olmalarıyla ilgilidir.

Cevap

İç kesimlerde rüzgârın yer şekillendirici etkisinin fazla olmasının nedeni matematik konum (enlem) değil, karasallık ve nemsizlik gibi özel konum özellikleridir.
Türkiye'de rüzgârların yer şekillendirici etkisinin özellikle iç bölgelerde yoğunlaşmasının temel nedeni, bu alanların deniz etkisinden uzak olması (karasallık) ve nemsizlik nedeniyle bitki örtüsünün cılız kalmasıdır. Bu durum 'özel konum' ile açıklanır; matematik konum (enlem) rüzgâr erozyonu üzerinde doğrudan bir belirleyici değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'de rüzgârın en etkili olduğu bölgeleri (İç ve Güneydoğu Anadolu) ve buraların ortak özelliklerini hatırlayın.
Bu bölgelerin temel ortak özelliği kuraklık, nemsizlik ve cılız bitki örtüsüdür.
Rüzgârın şekillendirici etkisi doğrudan iklim şartlarına bağlıdır.
2
Matematik konum (enlem) ve özel konum (karasallık) kavramlarını bu bölgeler özelinde karşılaştırın.
Bir bölgenin kurak olması enlem derecesinden ziyade, denizden uzaklık ve etrafının dağlarla çevrili olmasıyla (özel konum) açıklanır.
Matematik konum farkı (Ekvator'dan uzaklık), aynı enlemdeki kıyı bölgeleriyle iç kesimler arasındaki rüzgâr etkisi farkını açıklayamaz.
3
Seçenekleri bu bilgiler ışığında değerlendirerek yanlış ifadeyi tespit edin.
Matematik konumun (enlem) rüzgâr şekilleri üzerinde doğrudan bir belirleyici olmadığını, asıl faktörün özel konum şartları olduğunu saptayın.
Bilgi doğruluğunu teyit etmek ve kavramsal hatayı bulmak için.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Rüzgâr Şekillerinin Dağılışında Özel Konum (Karasallık) Etkisi

İpuçları

1
Bir bölgenin denizden uzak olması veya nemsiz olması 'özel konum' mu yoksa 'matematik konum' mu ile ilgilidir?
2
Türkiye'de rüzgârın en etkili olduğu yerler olan Konya ve Iğdır çevresinin ortak özelliğinin karasallık olduğunu düşünün.
3
Enlem (matematik konum) sadece Güneş ışınlarının geliş açısını ve buna bağlı sıcaklık kuşaklarını etkiler; yerel nemsizlik durumunu açıklamaz.

Daha Fazla Pratik

Rüzgârların biriktirme şekilleri olan 'lös', 'barkan' ve 'kumul' arasındaki farkları tekrar etmek konuyu pekiştirecektir.

Alternatif Yöntem

Rüzgâr şekillerinin görüldüğü alanları bir Türkiye haritası üzerinde hayal edin. Bu alanların tamamının denizden uzak veya dağlarla çevrili olduğunu (karasallık) göreceksiniz. Eğer bu durum enlemle ilgili olsaydı, aynı enlemdeki kıyı şehirlerimizde de benzer şiddetli rüzgâr şekilleri görmemiz gerekirdi.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 600Soru

Türkiye'de deniz seviyesindeki değişimler ve kıyı kordonlarının gelişimi, bazı bölgelerde sığ koyların denizle bağlantısını kesmiştir. Özellikle Marmara Bölgesi'nde yer alan Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos (Durusu) gölleri bu oluşuma verilebilecek en tipik örneklerdir. Bir koy veya körfezin önünün kıyı setleri ile kapatılması sonucunda denizden koparak oluşan bu kıyı birikim şekli aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lagün (Kıyı Set Gölü)

Cevap

Bir koy veya körfezin önünün dalga biriktirmesi sonucu oluşan setlerle kapanmasıyla meydana gelen su kütlelerine Lagün (Kıyı Set Gölü) adı verilir.
Sığ koy veya körfezlerin ön kısımlarının, dalga ve akıntıların getirdiği kum gibi materyallerden oluşan kıyı okları (kordonları) ile kapatılması sonucu oluşan kıyı şekline lagün (kıyı set gölü) adı verilir. Soruda örneği verilen Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos gölleri Türkiye'deki en karakteristik lagünlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen yeryüzü şekillerini (Büyükçekmece, Küçükçekmece, Terkos) ve oluşum biçimlerini (koyun önünün kapanması) analiz et.
Bu özelliklerin dalga ve akıntı biriktirmesi sonucu oluşan, denizden kopuk göllere ait olduğu tespit edilir.
Doğru yeryüzü şeklini coğrafi tanım ve örneklere dayanarak bulmak için.
2
Seçeneklerdeki terimlerin tanımlarını gözden geçir.
Tanımlanan durumun, adayı karaya bağlayan tombolo veya akarsu biriktirmesi olan delta ile değil, 'lagün' ile eşleştiği sonucuna varılır.
Çeldirici kavramları eleyerek kesin cevaba ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Lagün (Kıyı Set Gölü) Oluşumu ve Türkiye'deki Örnekleri

İpuçları

1
Soruda bahsedilen şekil aslında denizden kopmuş bir 'göl' türüdür.
2
Kıyı oklarının birleşip koyun ağzını kapatmasıyla oluştuğu için 'kıyı set gölü' olarak da bilinir.
3
Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri gibi denizle bağlantısı kesilmiş su kütleleri 'lagün' olarak adlandırılır.

Daha Fazla Pratik

Konuyu pekiştirmek için Kapıdağ Yarımadası ve Sinop İnceburun'un oluşumunu sağlayan 'Tombolo' kıyı şekli ile ilgili sorular çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 30 / 43Sonraki
Türkiye'nin Yer Şekilleri — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 30 | Examkin