Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 361Soru

19301930’lu yılların başında Avrupa’da yükselen revizyonist (yayılmacı) politikalar karşısında Türkiye, batı sınırlarını güvence altına almak adına bölgesel iş birliği girişimlerine öncülük etmiştir. Bu çabaların bir sonucu olarak 99 Şubat 19341934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır. Ancak Balkan coğrafyasında yer alan bazı devletler, farklı siyasi gerekçelerle bu ittifakın dışında kalmıştır.

Buna göre; İtalya’nın üzerinde kurduğu yoğun siyasi ve ekonomik nüfuz ile Adriyatik Denizi’ndeki stratejik konumu nedeniyle Balkan Antantı’na davet edilmeyen ve paktın dışında kalan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Arnavutluk

Cevap

Arnavutluk, İtalya'nın nüfuzu altında olduğu için Balkan Antantı'na katılmamıştır.
Balkan Antantı'na katılmayan iki Balkan devleti Bulgaristan ve Arnavutluk'tur. Arnavutluk'un pakt dışında kalmasının temel sebebi, o dönemde İtalya'nın bu ülke üzerindeki mutlak siyasi ve ekonomik hakimiyetidir. İtalya, paktın hedef aldığı yayılmacı güç olduğu için Arnavutluk'un bu savunma hattına katılmasına izin vermemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın amacını ve üyelerini analiz etmek
Pakt 19341934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmış; amacı İtalya ve Almanya'nın yayılmacılığına karşı sınır güvenliğini sağlamaktır.
Üye devletlerin kimler olduğunu bilmek, kimlerin dışarıda kaldığını belirlemenin ilk adımıdır.
2
Dışarıda kalan devletlerin (Bulgaristan ve Arnavutluk) durumlarını karşılaştırmak
Bulgaristan, İkinci Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri almak istediği için (revizyonizm) katılmamıştır. Arnavutluk ise o dönemde İtalya'nın yoğun siyasi ve ekonomik baskısı (protektora benzeri bir durum) altındadır.
Soruda vurgulanan 'İtalya baskısı' kriterini doğru devletle eşleştirmek için bu ayrım kritiktir.
3
İtalya'nın Balkanlar ve Akdeniz politikasını değerlendirmek
İtalya, Arnavutluk'u kendi nüfuz alanı ve Adriyatik'e açılan kapısı olarak gördüğü için bu devletin anti-revizyonist bir pakta girmesine engel olmuştur.
Arnavutluk'un pakt dışında kalmasının temel dış faktörünü doğrular.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı Üyelik Koşulları ve Bölgesel Geopolitik

İpuçları

1
Balkan Antantı üyelerini hatırlamak için 'TAYYAR' (Arnavutluk hariç) kodlamasını veya üye devletleri (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) düşünün.
2
İttifakın dışında kalan iki Balkan devletinden biri kendi toprak talepleri nedeniyle, diğeri ise İtalya'nın etkisiyle dışarıda kalmıştır.
3
İtalya'nın Adriyatik Denizi'ndeki 'Mare Nostrum' (Bizim Deniz) idealinin kilit noktasında yer alan ve İtalyan baskısı nedeniyle pakta davet dahi edilmeyen devleti bulun.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'nın neden İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla işlevini yitirdiğini ve üye devletlerin (örneğin Romanya ve Yugoslavya) mihver baskısına nasıl boyun eğdiğini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 362Soru

19361936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimini sonlandırma kararı almasıyla başlayan kriz sürecinde, Türkiye'nin diplomatik girişimleri sonucunda Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen ve bölgenin hukuki statüsünü belirleyen "Sandler Raporu" (19371937) çerçevesindeki düzenlemeler dikkate alındığında; Hatay'ın (Sancak) bu dönemdeki uluslararası statüsü hakkında yapılabilecek en doğru tanımlama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç işlerinde tamamen bağımsız, ancak dış işleri, gümrük ve para birimi yönünden Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" (entité distincte) olarak kabul edilmiştir.

Cevap

Hatay, 19371937 Sandler Raporu ile iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" (sui generis) statüsü kazanmıştır.
Sandler Raporu sonucunda kabul edilen 19371937 Hatay Statüsü, bölgeyi ne tam bağımsız bir devlet ne de doğrudan bir ilin parçası olarak görmüştür. Bunun yerine, iç işlerinde kendi kendini yöneten (muhtar), ancak dış ilişkiler, gümrük ve para birimi gibi konularda Suriye ile teknik bağlarını sürdüren, Türkiye ve Fransa'nın toprak bütünlüğünü korumakla yükümlü olduğu 'sui generis' (kendine has) bir 'ayrı varlık' statüsü getirmiştir. Bu statü, Türkçe'nin resmi dil olarak kabul edilmesiyle bölgenin Türk karakterini tescillemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin başlangıcını analiz etme
19361936 yılında Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı Hatay'ın geleceğini tehlikeye atmıştır.
Fransa'nın mandayı bırakması, Hatay'ın doğrudan Suriye yönetimine girmesi riskini doğurmuştur.
2
Diplomatik süreci değerlendirme
Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımış ve İsveçli temsilci Erik Sandler görevlendirilmiştir.
Meseleyi uluslararası hukuk zemininde çözmek ve Misak-ı Milli'yi korumak amaçlanmıştır.
3
Sandler Raporu'nun içeriğini inceleme
Rapor, Hatay'ı "Ayrı bir varlık" (Entité Distincte) olarak tanımlamıştır.
Bu tanım, bölgenin Suriye'den idari olarak ayrılmasını sağlayan en kritik diplomatik başarıdır.
4
Statünün detaylarını belirleme
İç işlerinde bağımsızlık, Türkçe'nin resmi dil olması ve Türkiye-Fransa garantörlüğü kabul edilmiştir.
Bölgenin Türk kimliği korunmuş ve anavatana katılım süreci için yasal zemin hazırlanmıştır.

Anahtar Kavram

Hatay Statüsü (19371937) ve "Ayrı Bir Varlık" Kavramı

İpuçları

1
Hatay'ın anavatana katılım süreci üç aşamalıdır: 19371937 Statüsü, 19381938 Cumhuriyeti ve 19391939 İlhâkı. Soru ilk aşamayı sormaktadır.
2
Sandler Raporu, Hatay'ı Suriye'den idari olarak ayırırken onu tam bağımsız bir devlet yapmamış, 'Ayrı Bir Varlık' (Entité Distincte) tanımını kullanmıştır.
3
Bu statüde Hatay'ın dış işleri ve gümrükleri hala Suriye ile bağlantılıdır, ancak iç yönetiminde bağımsızdır ve Türkçe resmi dildir.

Daha Fazla Pratik

Hatay Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın kimler olduğunu hatırlayarak süreci pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir. 19381938 (Cumhuriyet) ve 19391939 (Katılım) seçenekleri elendiğinde, 19371937 düzenlemesinin bir 'orta yol' statüsü olduğu görülecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 363Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun ardından yabancı okullarda Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğunu getirmiştir. Bu düzenlemeye itiraz eden Fransa ve Papalık makamlarının çözüm için masaya oturma ve diplomatik görüşme talepleri, Türk hükümeti tarafından "konunun bir iç mesele olduğu" gerekçesiyle kesin bir dille reddedilmiştir.

Türkiye'nin bu sorunu uluslararası bir pazarlık konusu yapmaktan kaçınarak sergilediği kararlı tutum, aşağıdaki dış politika ilkelerinden hangisinin tavizsiz bir şekilde uygulandığını doğrudan kanıtlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tam bağımsızlık ve millî egemenlik

Cevap

Tam bağımsızlık ve millî egemenlik ilkesinin gereği olarak bu konu bir 'iç mesele' sayılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan'da elde ettiği egemenlik haklarını korumak adına yabancı okulları kendi Milli Eğitim Bakanlığına bağlamış ve bu konuda hiçbir dış güçle müzakere yapmamıştır. Bu durum, devletin kendi toprakları üzerinde tek karar verici olması (egemenlik) ve dış müdahalelere kapalı olması (tam bağımsızlık) ilkesinin en somut dış politika örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın taraflarını ve Türkiye'nin temel argümanını analiz etmek
Fransa ve Papalık müdahale etmek istemiş, Türkiye ise 'iç mesele' diyerek reddetmiştir.
Türkiye'nin hukuki dayanağını belirlemek için gereklidir.
2
'İç mesele' kavramının dış politikadaki karşılığını değerlendirmek
Bir devletin kendi kanunlarını uygulama yetkisini kimseyle paylaşmaması.
Egemenlik kavramı ile doğrudan ilişkiyi kurmak için gereklidir.
3
Sonucu temel Atatürk ilkeleriyle eşleştirmek
Başka bir gücün müdahalesini reddetmek tam bağımsızlık ve millî egemenliği yansıtır.
Siyasi terminolojideki doğru karşılığı bulmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu ve İç Mesele Kavramı

İpuçları

1
Türkiye'nin 'iç mesele' vurgusu yapması, başka devletlerin bu konudaki söz hakkını yok saydığını gösterir.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun özellikle hangi devletle (Fransa) en büyük krize dönüştüğünü ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun bu okulların denetimine etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 364Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında Türkiye, Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) ile olan ilişkilerinde başlangıçta Musul Sorunu nedeniyle mesafeli bir tutum sergilese de 19301930’lu yılların başında barışçı politikalarını uluslararası alanda kanıtlamıştır. Bu süreçte Türkiye, cemiyetin kuruluş tüzüğündeki "yazılı başvuru yapma" şartı aranmaksızın, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle üyeliğe davet edilen ilk devlet olmuştur. Bu tarihi gelişmenin yaşandığı ve Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne resmen katıldığı yıl aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19321932

Cevap

Türkiye Cumhuriyeti, dünya barışına verdiği önemin bir göstergesi olarak İspanya ve Yunanistan'ın davetiyle 19321932 yılında Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur.
Türkiye, 1818 Temmuz 19321932 tarihinde Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) üye olmuştur. Bu üyeliğin en özgün yanı, cemiyet tüzüğüne göre devletlerin başvuru yapması gerekirken, Türkiye'nin barışçı politikaları nedeniyle İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle üyeliğe davet edilmiş olmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politika önceliklerini belirlemek
19301930 sonrası Türkiye'nin aktif barış politikasına geçtiği görülür.
Musul Sorunu gibi ikili meselelerin çözülmesi, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlara olan güvenini artırmıştır.
2
Cemiyete giriş yöntemini analiz etmek
Normalde başvuru ile girilen cemiyete Türkiye'nin 'davet' ile girdiği tespit edilir.
Türkiye'nin uluslararası saygınlığının arttığını ve kuralların Türkiye lehine esnetildiğini gösterir.
3
Kronolojik bilgiyi eşleştirmek
Bu özel davet ve katılımın 19321932 yılında gerçekleştiği sonucuna varılır.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle Milletler Cemiyeti Genel Kurulu'nda kabul edilen yıl 19321932'dir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti'ne Davet Usulüyle Giriş

İpuçları

1
Türkiye bu kuruma, normal prosedürün dışına çıkılarak 'davet' yoluyla katılmıştır.
2
Bu olay, 19301930 yılındaki Türk-Yunan dostluk antlaşmasından sonra ve Balkan Antantı'ndan önce gerçekleşmiştir.
3
İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle Türkiye'nin resmen üye olduğu tarih 19321932'dir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ndeki ilk temsilcisinin Cemal Hüsnü Taray olduğunu öğrenerek bilginizi pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 365Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19231923-19301930 yılları arasında dış politikasını büyük oranda Lozan Antlaşması'ndan kalan ikili sorunların çözümüne adamıştır. Bu pürüzlerin giderilmesinin ardından, Türkiye'nin uluslararası barışa olan katkıları takdir edilmiş ve Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), tüzüğündeki "yazılı başvuru şartı" prosedürünü Türkiye için esneterek bir istisna tanımıştır. İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gerçekleşen bu özel davet neticesinde Türkiye'nin Milletler Cemiyetine resmen üye olduğu yıl aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19321932

Cevap

19321932 yılı Türkiye'nin Milletler Cemiyetine giriş tarihidir.
Türkiye, 1818 Temmuz 19321932 tarihinde Milletler Cemiyeti Genel Kurulu'nun daveti üzerine bu kuruluşa katılmıştır. Normal şartlarda cemiyet tüzüğü devletlerin başvurmasını şart koşarken, Türkiye'nin barışçı politikaları nedeniyle davet edilmesi uluslararası diplomaside büyük bir başarı kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemsel analizin yapılması
19301930 sonrası Türk dış politikasının bölgesel ve küresel barışa odaklandığı tespit edildi.
Soruda bahsedilen diplomatik saygınlık artışı bu dönemle ilgilidir.
2
Prosedür farkının incelenmesi
Normal şartlarda başvuru ile girilen cemiyete Türkiye'nin davetle girdiği doğrulandı.
Bu durum Türkiye'nin dış politikadaki gücünü göstermektedir.
3
Kronolojik eşleştirme
İspanya ve Yunanistan'ın daveti ile gerçekleşen üyelik tarihi 19321932 olarak belirlendi.
Diğer seçenekler farklı dış politika başarılarını temsil etmektedir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti Üyelik Süreci ve Kronolojisi

İpuçları

1
Türkiye bu cemiyete başvurarak değil, özel bir davet üzerine katılarak bir ilke imza atmıştır.
2
Giriş tarihi, Balkan Antantı'nın kurulmasından tam iki yıl öncesine denk gelmektedir.
3
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle davet edilen Türkiye, temmuz 19321932'de üyeliğini tescillemiştir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet edilmesinde rol oynayan ülkelerin (İspanya ve Yunanistan) isimlerini ve cemiyet tüzüğündeki istisnayı tekrar gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 366Soru

Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçların tasfiyesi sürecinde; 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yarattığı ödeme güçlükleri ve Fransa ile yaşanan "altın frank - kâğıt frank" uyuşmazlığı sonucunda, borçların ödeme şeklini "Takas (Clearing)" sistemine dayandıran ve Duyun-u Umumiye İdaresi'nin temsilcilik sıfatıyla devam eden hukuki varlığını tamamen sona erdiren nihai düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi

Cevap

19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi, dış borçlar sorununu Türkiye'nin lehine olacak şekilde (kâğıt frank ve takas sistemi) çözen nihai belgedir.
Doğru yanıt olan 19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi, dış borçlar meselesindeki en kritik dönüm noktasıdır. Bu sözleşme ile borçlar Türkiye'nin istediği gibi kâğıt frank üzerinden hesaplanmış ve Türkiye'nin dış ticaretini canlandıracak olan "mal karşılığı ödeme" (takas/clearing) sistemi yürürlüğe girmiştir. Ayrıca bu süreçle birlikte Duyun-u Umumiye İdaresi'nin kalan tüm yetki ve temsilcilikleri resmen son bulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kökenini belirle
Lozan'da borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletlere paylaştırıldı ve taksitlendirildi.
Borçların hangi devlet tarafından ne kadar ödeneceğinin tespiti ilk adımdır.
2
19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkisini analiz et
Türkiye'nin döviz rezervleri azaldı ve 19281928 ödeme planı aksadı.
Küresel kriz, Türkiye'yi yeni bir pazarlık masasına oturmaya zorlamıştır.
3
Teknik uyuşmazlığı tespit et
Fransa borçların "altın frank" (değerli) üzerinden, Türkiye ise "kâğıt frank" (daha değersiz) üzerinden ödenmesini savundu.
Ödeme birimi, borcun toplam miktarını doğrudan etkileyen bir unsurdur.
4
Nihai çözümü belirle
2222 Nisan 19331933 tarihinde imzalanan yeni sözleşme ile borçlar kâğıt frank esaslı hale getirildi ve "Clearing (Takas)" sistemi kabul edildi.
Türkiye'nin mal satarak borç ödemesi ekonomik bağımsızlığı koruyan bir yöntemdir.

Anahtar Kavram

1933 Paris Borçlar Sözleşmesi ve Takas (Clearing) Sistemi

İpuçları

1
Borçların ödeme takviminde 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'ndan sonra bir değişiklik yapılması gerekmiştir.
2
Türkiye'nin döviz bulmakta zorlanması üzerine, ihraç ettiği ürünleri borç taksitlerine saydırdığı sisteme dikkat edin.
3
Altın frank yerine kâğıt frankın kabul edildiği ve 2222 Nisan 19331933 tarihinde imzalanan metni hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı dış borçlarının son taksitinin hangi yıl ödendiğini ve bu durumun Türk ekonomisine etkilerini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 367Soru

19361936 yılında başlayan Hatay Sorunu'nun çözümü amacıyla Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli diplomat tarafından hazırlanan Sandler Raporu'nda, bölgenin hukuki statüsü için öngörülen temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç işlerinde tam bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı 'ayrı bir birim' olarak kabul edilmesi

Cevap

Sandler Raporu'na göre Hatay, iç işlerinde bağımsız ancak dış işlerinde Suriye'ye bağlı 'ayrı bir birim' (entite distincte) olarak tanımlanmıştır.
Sandler Raporu'nun en karakteristik özelliği, Hatay'ı Suriye'den ayrı bir siyasi varlık ('entite distincte') olarak tanımlamasıdır. Bu tanıma göre Hatay, kendi anayasası ve iç yönetiminde serbestlik kazanırken, dış ilişkilerinde sembolik olarak Suriye'ye bağlı kalmıştır. Bu durum, Misak-ı Milli'ye uygun olarak bölgenin anavatana katılması sürecindeki en kritik diplomatik ve hukuki kazanımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin başlangıcını analiz etme
Fransa'nın 19361936'da Suriye üzerindeki mandasını kaldırmasıyla Hatay'ın geleceği belirsizleşti.
Sorunun uluslararası boyut kazanmasının temel nedeni Fransa'nın bölgeden çekilme kararıdır.
2
Uluslararası süreci değerlendirme
Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıdı ve Sandler adlı temsilci bölgeyi incelemekle görevlendirildi.
Diplomatik çözüm için cemiyetin hakemliği tercih edilmiştir.
3
Hukuki tanımı saptama
Rapor, Hatay'ı 'ayrı bir birim' (entite) olarak tanımlayarak bağımsızlığa giden yolu açtı.
Bu statü, bölgenin Suriye'den kopuşunun ilk resmi ve uluslararası hukuki adımıdır.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve 'Ayrı Birim' Statüsü

İpuçları

1
Soruda bahsedilen rapor, Hatay'ın ne tam bağımsız ne de tamamen bağımlı olduğu bir 'ara statü' (ayrı birim) önermiştir.

Daha Fazla Pratik

Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin kurulması ile anavatana katılması arasındaki süreci ve bu dönemdeki devlet yetkililerini (Tayfur Sökmen gibi) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 368Soru

Lozan Barış Antlaşması'nda yabancı okulların statüsü hakkında 'Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi olma' hükmü getirilmiş olmasına karşın; Fransa ve Papalık, 19241924-19251925 yıllarındaki yeni düzenlemelerden sonra bu okulların idari süreçlerinin diplomatik yollarla veya ikili sözleşmelerle belirlenmesini talep etmiştir. Türkiye ise bu talepleri kesin bir dille reddederek konuyu bir 'diplomatik müzakere' konusu dahi yapmamıştır.

Türkiye’nin bu tutumuyla, yabancı okulları hangi tarihsel-hukuksal mirasın dışına çıkarma kararlılığını gösterdiği ve bu süreçte uyguladığı temel dış politika stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kapitülasyonların eğitim alanındaki uzantısı olan 'hukuki bağışıklık' ve imtiyazlardan arındırma; sorunu bir 'iç egemenlik' meselesi sayarak yabancı devletlerin muhataplık iddiasını reddetme.

Cevap

Kapitülasyonların eğitim alanındaki uzantısı olan 'hukuki bağışıklık' ve imtiyazlardan arındırma; sorunu bir 'iç egemenlik' meselesi sayarak yabancı devletlerin muhataplık iddiasını reddetme.
Türkiye, Lozan Antlaşması ile kapitülasyonları hukuken kaldırmıştır. Ancak Fransa gibi devletler, eğitim kurumları üzerindeki eski alışkanlıklarını devam ettirmek isteyerek Türkiye'yi diplomasi masasına çekmeye çalışmışlardır. Türkiye'nin 'bu konu bizim iç meselemizdir, hiçbir yabancı devletle eğitim sistemimizi müzakere etmeyiz' şeklindeki sert duruşu, kapitülasyonların eğitimdeki son izlerini silmeye yönelik kesin bir egemenlik hamlesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki ilgili maddenin analizi.
Yabancı okulların 'Türk kanunlarına tabi olacağı' kabul edilmiştir.
Bu hüküm, okulların uluslararası bir statüsü olmadığını, Türkiye'nin birer iç kurumu sayıldığını hukuken kesinleştirmiştir.
2
Fransa ve Papalık'ın taleplerinin değerlendirilmesi.
Bu güçler, okulları hala eski kapitülasyon dönemindeki gibi diplomatik birer 'hak' olarak görmeye çalışmışlardır.
Yabancı devletlerin muhatap alınma isteği, Türkiye'nin egemenlik haklarına doğrudan bir müdahale girişimidir.
3
Türkiye'nin diplomatik tavrının yorumlanması.
Türkiye görüşme taleplerini reddetmiş ve 'iç mesele' tanımını yapmıştır.
Bu tutum, kapitülasyonların eğitimdeki son kalıntılarını temizleme ve tam bağımsızlık ilkesini her alanda uygulama kararlılığını gösterir.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu'nun 'İç Mesele' Niteliği ve Egemenlik Hakları

İpuçları

1
Lozan'da kapitülasyonlar kalktıysa, yabancı devletlerin Türkiye'deki okullar üzerinde söz hakkı kalmış olabilir mi?

Daha Fazla Pratik

Yabancı Okullar Sorunu'nun çözümünden sonra Fransa ile yaşanan 'Dış Borçlar Sorunu'nun benzer bir egemenlik ve iç hukuk anlayışıyla nasıl çözüldüğünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 369Soru

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesi ve Orta Doğu'ya yönelik yayılmacı politikalar izlemesi üzerine, Türkiye'nin liderliğinde kurulan Sadabat Paktı'na üye olan devletlerden biri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Afganistan

Cevap

Sadabat Paktı'nın üyeleri arasında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan yer almaktadır.
Sadabat Paktı, 1937 yılında Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Afganistan bu paktın asli üyelerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın temel amacını belirle.
İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı bölgesel güvenlik kuşakları oluşturulmuştur.
Türkiye, 1930'larda hem doğusunda hem de batısında güvenlik ittifakları kurmuştur.
2
Sadabat Paktı üyelerini Balkan Antantı üyelerinden ayırt et.
Sadabat Paktı üyeleri: Türkiye, İran, Irak, Afganistan'dır.
Yunanistan ve Yugoslavya gibi devletler batıdaki (Balkan) ittifakındadır.

Anahtar Kavram

Bölgesel ittifaklar ve üye devlet ayrımı

İpuçları

1
Sadabat Paktı, Türkiye'nin doğu ve güney komşularıyla (Orta Doğu) oluşturduğu bir güvenlik kuşağıdır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin batı sınırlarını koruyan Balkan Antantı üyelerini hatırlayarak (TAYYARE şifresi: Türkiye, Azerbaycan -yanlış-, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) karşılaştırma yapınız.
Tahmini Süre:45s
Soru 370Soru

1923 Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin 'etabli' (yerleşik) sayılarak mübadele dışı tutulması kararlaştırılmıştır. Ancak iki ülke arasında 'etabli' kavramının tanımı üzerine çıkan uyuşmazlıklar, ilişkilerin gerilmesine ve sorunun Milletler Cemiyeti ile Lahey Adalet Divanı'na taşınmasına neden olmuştur. 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu kriz sona erdirilmiştir.

Buna göre, 1930 Ankara Antlaşması'nın 'etabli' sorununa getirdiği ve uyuşmazlığı kesin olarak bitiren temel çözüm yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yerleşik sayılma kriterinin '30 Ekim 1918' tarihli ikamet kaydı şartından vazgeçilerek, mevcut nüfusun fiili durumunun esas alınması

Cevap

Yerleşik sayılma kriterinin 30 Ekim 1918 tarihli ikamet kaydı şartından vazgeçilerek, mevcut nüfusun fiili durumunun esas alınması
Etabli uyuşmazlığının temel nedeni Türkiye'nin 30 Ekim 1918 tarihinden önce İstanbul'da kayıtlı olma şartını aramasıydı. 1930 Ankara Antlaşması ile bu katı tarih ve kayıt şartı kaldırılmış, bölgedeki Rum ve Türk nüfusun yerleşme niyetine ve fiili durumuna bakılarak hepsi 'yerleşik' kabul edilmiştir. Bu genişletici yorum uyuşmazlığı bitirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlığın kaynağını belirle
Lozan'daki 'etabli' tanımı belirsizdi; Türkiye 1918 öncesi kayıtlı olmayı şart koşarken, Yunanistan fiili bulunuşu savunuyordu.
Sorunun neden kilitlendiğini anlamak çözümün niteliğini kavramayı sağlar.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz et
Antlaşma ile doğum yerleri ve İstanbul'a geliş tarihleri ne olursa olsun, İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin 'etabli' sayılması kabul edildi.
Çözümün hangi teknik değişiklikle sağlandığını tespit etmek gerekir.
3
Sonucu değerlendir
Kayıt ve tarih şartının (1918 sınırı) kaldırılması, hukuki tıkanıklığı siyasi bir uzlaşıyla çözmüştür.
Doğru seçeneğe ulaşmak için kriter değişikliğini onaylamak gerekir.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Kriteri Değişimi

İpuçları

1
Etabli sorunu, Lozan'da belirlenen istisnaların 'kimleri' kapsadığı tartışmasından doğmuştur.
2
Türkiye'nin savunduğu '30 Ekim 1918 öncesi kayıtlı olma' şartı çözümün önündeki en büyük hukuki engeldi.
3
1930 Ankara Antlaşması ile tarih kısıtlaması terk edilerek o anki fiili durumun kabul edilmesi krizi çözmüştür.

Daha Fazla Pratik

1930 yılındaki bu yakınlaşmanın ardından Yunan Başbakanı Venizelos'un Türkiye ziyareti ve 1934 Balkan Antantı süreçlerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 371Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası, "gerçekçilik" ve "akılcılık" ilkeleri doğrultusunda konjonktürel gelişmelere göre şekillenmiştir. 192319301923-1930 yılları arasında Türkiye, Lozan Antlaşması'ndan kalan meseleleri ikili diplomatik yollarla çözmeye odaklanmışken; 19301930 sonrasında dış politika önceliklerini çok taraflı bölgesel paktlar ve uluslararası örgütlere üyelik yönünde güncellemiştir. Türkiye'nin bu stratejik "eksen genişletme" hamlesinin temel dayanağı ve dönemin küresel siyasi iklimi göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu değişimin en kapsamlı analizidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toprak bütünlüğünü ve dünya barışını tehdit eden revizyonist politikalara karşı, statükoyu koruma adına kolektif güvenlik sistemine eklemlenme zarureti

Cevap

Toprak bütünlüğünü ve dünya barışını tehdit eden revizyonist politikalara karşı, statükoyu koruma adına kolektif güvenlik sistemine eklemlenme zarureti
Türkiye, 19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya gibi devletlerin sınırları değiştirmeye yönelik yayılmacı (revizyonist) politikalarına karşılık, mevcut sınırları ve barışı korumak (statüko) amacıyla kolektif güvenlik sistemine dahil olmuştur. Bu durum, dış politikadaki 'Gerçekçilik' ilkesinin en temel göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemsel ayrımı analiz et
192319301923-1930 dönemi Lozan'ın tasfiyesi, 193019391930-1939 dönemi ise dünya barışına katkı sürecidir.
Dış politikanın dönemlere ayrılması, önceliklerin değiştiğini gösterir.
2
Küresel tehditleri değerlendir
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı (revizyonist) politikaları Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır.
Gerçekçilik ilkesi, dış tehditlerin değişimine göre yeni stratejiler geliştirilmesini gerektirir.
3
Türkiye'nin çözüm yolunu belirle
Türkiye tek başına hareket etmek yerine Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi kolektif yapılara yönelmiştir.
Bu hamleler 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesinin ve barışı koruma arzusunun bir sonucudur.

Anahtar Kavram

Statükocu ve Gerçekçi Dış Politika Dönüşümü

İpuçları

1
19301930 sonrasında Avrupa'da hangi yeni rejimlerin yükseldiğini ve bu rejimlerin sınırlarla ilgili ne düşündüğünü hatırlayın.
2
Türkiye'nin neden bölgesel ittifaklara (Balkan Antantı, Sadabat Paktı) öncülük ettiğini düşünün.
3
Dış politikada 'statükocu' (mevcut durumu koruyan) olmakla 'revizyonist' (yayılmacı) olmak arasındaki farkı analiz edin.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılmayan devletlerin neden katılmadığını araştırarak bölge politikalarını derinleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 372Soru

19241924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve sonrasındaki düzenlemelerle Türkiye, kendi sınırları içerisindeki yabancı okulları Türk Milli Eğitim sistemine ve denetimine tabi kılmıştır. Bu duruma itiraz eden Fransa ve Papalık gibi dış makamların görüşme talepleri, Türkiye tarafından "bağımsızlık haklarımıza müdahale edilemez" gerekçesiyle reddedilmiştir.

Buna göre Türkiye, yabancı okullar sorununu aşağıdakilerden hangisi kapsamında değerlendirerek dış müdahalelere kapatmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç mesele

Cevap

Türkiye, yabancı okullar sorununu kendi egemenlik haklarının bir parçası olarak gördüğü için "iç mesele" kapsamında değerlendirmiştir.
Doğru cevap olan seçenek, Türkiye'nin bağımsızlık anlayışını yansıtır. Türkiye, kendi sınırları içindeki bir kurumun işleyişini başka bir devletle tartışmayı egemenlik haklarına aykırı bulmuş ve bu konuyu tamamen kendi iç hukukuyla (iç mesele) çözeceğini ilan etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun içeriğini hatırla.
Tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
Eğitimde birliği sağlamak ve ulusal denetimi kurmak temel amaçtır.
2
Türkiye'nin dışarıdan gelen görüşme taleplerine verdiği tepkiyi analiz et.
Fransa ve Papalık gibi makamların masaya oturma talepleri reddedilmiştir.
Başka bir devletle kendi içindeki bir okulu görüşmek, bağımsızlık ilkesine aykırıdır.
3
Bu tutumun siyasi terminolojideki karşılığını belirle.
Konunun bir 'iç mesele' olarak tanımlanması.
Bir devletin kendi kanunlarını kendi sınırları içinde uygulamasını dış politika malzemesi yapmaması bu kavramla ifade edilir.

Anahtar Kavram

İç Mesele ve Milli Egemenlik

İpuçları

1
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir kanunu başka bir devletle görüşmemesi, konuyu kendi içinde çözmek istediğini gösterir.
2
Türkiye, Fransa'nın bu konuyu bir dış sorun haline getirme çabasına karşı 'Bu bizim egemenlik hakkımızdır' demiştir.
3
Lozan'dan sonra bu okulların Türk hukukuna tabi olması, sorunun artık bir dış politika konusu olmaktan çıkıp devletin kendi 'iç meselesi' haline geldiğini kanıtlar.

Daha Fazla Pratik

Bu tutumun Lozan Barış Antlaşması'ndaki 'yabancı okulların Türk kanunlarına tabi olacağı' maddesiyle nasıl desteklendiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 373Soru

Türkiye, Cumhuriyet’in ilanından sonra "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda 1934'te batı sınırlarını Balkan Antantı ile, 1937'de ise doğu sınırlarını Sadabat Paktı ile güvence altına almıştır.

8 Temmuz 1937'de Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı'nın içeriği ve dönemin siyasi koşulları dikkate alındığında, bu paktla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmzacı devletler, herhangi bir saldırı durumunda birbirlerine doğrudan askeri yardım gönderme zorunluluğu altına girmişlerdir.

Cevap

İmzacı devletlerin birbirlerine askeri yardım gönderme zorunluluğu altına girdiği ifadesi yanlıştır; pakt temel olarak bir saldırmazlık antlaşmasıdır.
Sadabat Paktı, imzacı devletlerin (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) birbirlerine saldırmamasını, birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemesini ve ortak sınırların güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı faaliyetlere karşı iş birliği yapmasını öngören bir saldırmazlık ve istişare antlaşmasıdır. Herhangi bir devletin saldırıya uğraması durumunda diğer üyelerin askeri müdahalede bulunması gibi bir zorunluluk (karşılıklı savunma maddesi) paktta yer almaz. Bu nedenle askeri yardım zorunluluğu olduğunu belirten seçenek söylenemez bir yargıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın hukuki niteliğini analiz et.
Sadabat Paktı, bir 'karşılıklı savunma antlaşması' (mutual defense) değil, bir 'saldırmazlık paktı'dır (non-aggression).
Üye devletler birbirlerine saldırmayacaklarını ve iç işlerine karışmayacaklarını taahhüt etmişlerdir ancak askeri yardım zorunluluğu yoktur.
2
Katılımcı devletleri ve dışlananları kontrol et.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan üyedir. Suriye ise Hatay sorunu nedeniyle dışarıda kalmıştır.
Bölgesel iş birliği tam kapsamlı değildir; Suriye'nin yokluğu paktın zayıf halkasıdır.
3
Dönemin dış tehdidini değerlendir.
Temel tehdit İtalya'nın Habeşistan işgali ve 'Mare Nostrum' politikasıdır.
1930'ların ikinci yarısında artan faşist yayılmacılık bölge ülkelerini yakınlaştırmıştır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Hukuki Niteliği ve Bölgesel Kapsamı

İpuçları

1
Bu paktın bir 'saldırmazlık' (non-aggression) paktı mı yoksa 'savunma' (defense) ittifakı mı olduğunu düşünün.
2
Pakt üyeleri birbirlerine saldırmama sözü vermişlerdir; ancak bir dış saldırı durumunda asker gönderme taahhüdü bulunmamaktadır.
3
Genellikle KPSS sorularında bu paktın Suriye'yi kapsamaması ve askeri bir bağlayıcılığının olmaması en önemli 'çeldirici' noktalardır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın ortak özelliklerini (Milletler Cemiyeti uyumu, İtalya tehdidi, bölgesel barış) karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemi: Diğer seçeneklerdeki İtalya tehdidi, Suriye'nin dışlanması ve Türkiye-İran sınır anlaşması gibi kesin bilgiler elendiğinde, paktın askeri niteliği hakkındaki genel geçer kavram yanılgısı ortaya çıkar.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 374Soru

19341934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı'nın metni ve paktın hukuki çerçevesini belirleyen ek protokoller dikkate alındığında; paktın "sınır güvenliği" ve "karşılıklı yardım" prensipleriyle ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi paktın gerçek kapsamını ve diplomatik sınırlarını yansıtmamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın getirdiği karşılıklı yardım yükümlülüğü, üye devletlerin herhangi bir coğrafyadaki tüm sınırlarına yönelik büyük devletlerden gelecek saldırıları da kapsayacak şekilde mutlak bir ittifak niteliği taşımaktadır.

Cevap

Paktın tüm sınırları ve büyük devlet saldırılarını kapsayan mutlak bir ittifak niteliği taşıdığını savunan ifade yanlıştır.
Doğru yanıt olan seçenek, paktın gerçek mahiyetini yanlış yorumlamaktadır. Balkan Antantı, üye devletlerin tüm coğrafi sınırlarını koruyan mutlak bir askeri blok değildir. Paktın kapsamı sadece Balkan sınırları ile sınırlandırılmıştır ve üye devletler (özellikle Yunanistan ve Türkiye) paktın kendilerini doğrudan bir büyük devletle (İtalya veya Almanya gibi) otomatik olarak savaşa sokmaması için çeşitli çekinceler koymuşlardır. Bu nedenle, paktın mutlak bir ittifak olduğunu iddia etmek diplomatik gerçeklikle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın (19341934) temel kuruluş amacını ve katılımcılarını belirlemek.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın Balkanlar'daki sınırlarını revizyonizme karşı korumak için bir araya geldiği tespit edildi.
Sorunun temel bağlamını kurmak için paktın kimler arasında ve ne amaçla yapıldığını bilmek gerekir.
2
Paktın coğrafi ve diplomatik sınırlamalarını analiz etmek.
Paktın sadece Balkan sınırlarındaki güvenliği kapsadığı ve büyük devletlere karşı otomatik bir savaş yükümlülüğü getirmediği anlaşıldı.
Özellikle Yunanistan'ın çekincesi ve paktın 'bölgesel' niteliği, paktın kapsamını belirleyen en kritik detaydır.
3
Seçeneklerdeki genellemeleri gerçeklerle karşılaştırmak.
Paktın mutlak ve sınırsız bir ittifak olduğunu iddia eden seçeneğin tarihi gerçeklerle (coğrafi kısıtlılık ve çekinceler) çeliştiği saptandı.
KPSS'de bu tür sorularda paktın 'ne olmadığına' odaklanmak doğru cevaba ulaştırır.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Bölgesel Kapsamı ve Diplomatik Sınırları

İpuçları

1
Balkan Antantı'nın adındaki 'Balkan' vurgusuna ve bu paktın coğrafi olarak nereyi kapsadığına odaklanın.
2
Üye devletlerden biri olan Yunanistan'ın, paktın kendisini İtalya gibi dev bir güçle karşı karşıya getirmesinden korkup korkmadığını düşünün.
3
Paktın Türkiye'nin Doğu sınırlarını veya Romanya'nın Rusya sınırlarını koruyup korumadığı sorusuna yanıt arayın; bu sizi yanlış olan seçeneğe götürecektir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile benzer bir mantıkla Doğu sınırları için imzalanan Sadabat Paktı'nın üyelerini ve kapsamını karşılaştırarak konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

TAYYAR (Türkiye, Atina/Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) formülünü kullanarak üyeleri hatırla ancak paktın 'savunma amaçlı' ve 'bölgesel' olduğunu, asla bir 'dünya savaşı ittifakı' olmadığını unutma.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 375Soru

Türkiye Cumhuriyeti'nin 19321932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) üye olma süreci, cemiyetin genel işleyişinden farklı bir seyir izlemiştir. Bu üyeliği diğer üye devletlerin giriş sürecinden ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin cemiyete yazılı bir başvuru yapmadan, İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle genel kurul tarafından üyeliğe davet edilmiş olması

Cevap

Türkiye'nin cemiyete yazılı bir başvuru yapmadan, İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle genel kurul tarafından üyeliğe davet edilmiş olması
Türkiye Cumhuriyeti, normalde devletlerin yazılı başvurusu ile üye kabul eden Milletler Cemiyetine, cemiyetin genel kurulu tarafından yapılan özel bir davetle katılan tek devlettir. Bu davet süreci İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle başlamıştır. Bu durum Türkiye'nin uluslararası prestijinin ve barış yanlısı dış politikasının dünya kamuoyunda takdir edildiğinin kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın tarihini ve kurumunu belirle
19321932 yılında Milletler Cemiyetine giriş süreci incelenmelidir.
Soruda belirtilen tarihsel bağlamın doğru anlaşılması için gereklidir.
2
Üyelik prosedürünü analiz et
Normalde cemiyet tüzüğü yazılı başvuru gerektirirken Türkiye için istisna uygulanmıştır.
Türkiye'nin üyeliğinin diplomatik özgünlüğünü tespit etmek için kritiktir.
3
Davet eden ülkeleri ve yöntemi teyit et
İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen davet üzerine üye olunmuştur.
Bu durum Türkiye'nin 'Yurtta sulh, cihanda sulh' politikasının başarısını gösterir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş

İpuçları

1
Cemiyet tüzüğüne göre her ülke üyelik için dilekçe vermelidir, ancak Türkiye için bir ayrıcalık tanınmıştır.
2
Türkiye'nin üyeliği için teklif getiren ülkeler İspanya ve o dönem ilişkilerin geliştiği komşu bir ülkedir.
3
Türkiye, kendi başvurusu olmadan cemiyet tarafından resmen 'davet' edilen ilk ve tek devlet olmuştur.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın tarihlerini çalışarak Türkiye'nin bölgesel barışa katkılarını kronolojik olarak inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 376Soru

Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra çözülemeyen Musul Sorunu sürecinde Milletler Cemiyeti, bölge halkının eğilimlerini ve sınır hattını belirlemek amacıyla bir inceleme komisyonu (Wirsen/Laidoner Komisyonu) görevlendirmiştir. Bu komisyon hazırladığı raporda, bölgede yaşayan halkın kültürel ve siyasi açıdan Türkiye'ye daha yakın olduğunu kabul etmesine rağmen, Musul'un Irak'a bırakılmasını tavsiye etmiştir.

Komisyonun bu tavsiyeyi yaparken raporunda öne sürdüğü temel dayanak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul'un ekonomik açıdan Bağdat'a olan bağımlılığı ve Irak'taki İngiliz manda yönetiminin siyasi istikrarı

Cevap

Musul'un ekonomik açıdan Bağdat'a olan bağımlılığı ve Irak'taki İngiliz manda yönetiminin siyasi istikrarı
Milletler Cemiyeti tarafından hazırlatılan raporda, Musul'un kültürel bağları Türkiye ile olsa da; ekonomik olarak Bağdat'a bağlı olduğu ve Irak'taki İngiliz manda yönetiminin devamı için bölgenin stratejik önemi vurgulanmıştır. Bu 'ekonomik bütünlük' argümanı, Türkiye'nin etnik haklılığını geçersiz kılmak için kullanılan temel diplomatik araç olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası sürecin analizi
Lozan'da çözülemeyen sorunun Milletler Cemiyeti'ne taşındığı ve bölgeye bir inceleme komisyonu gönderildiği belirlenir.
Diplomatik çıkmazın nasıl bir uluslararası çözüm mekanizmasına evrildiğini anlamak için gereklidir.
2
Komisyon raporundaki çelişkinin tespiti
Raporda etnik verilerin Türkiye lehine (halkın Türk/Kürt olması) olduğu ancak siyasi tavsiyenin İngiltere lehine olduğu görülür.
Kararın neden 'adil' değil 'stratejik' olduğunu belirlemek için bu ayrım kritiktir.
3
Kararın temel gerekçesinin belirlenmesi
Komisyonun, Musul ve Bağdat'ı bir 'ekonomik birim' olarak tanımladığı ve manda rejiminin güvenliğini esas aldığı sonucuna varılır.
Türkiye'nin tezlerini engelleyen temel argüman olan 'ekonomik bütünlük' kavramına ulaşılır.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti ve Musul Raporu (Laidoner/Wirsen)

İpuçları

1
Cemiyetin raporu bölge halkının etnik kimliğini kabul etmiş ancak siyasi kararı farklı bir alana dayandırmıştır.
2
İngiltere'nin Musul'daki petrol ve idari çıkarlarını 'ekonomik bir bütünlük' kılıfıyla savunduğunu hatırlayın.
3
Raporda Musul ve Bağdat'ın birbirinden koparılamayacak bir 'ekonomik ünite' olduğu, ayrılığın bölgeye zarar vereceği iddia edilmiştir.

Daha Fazla Pratik

1926 Ankara Antlaşması ile Musul'un kaybının Misak-ı Millî'den verilen kaçıncı taviz olduğunu ve Brüksel Hattı'nın bugünkü sınıra etkisini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 377Soru

Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak imzalanan "Mübadele Sözleşmesi"nde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının tanımı, Türkiye ve Yunanistan arasında uzun yıllar süren bir gerginliğe neden olmuştur. Bu anlaşmazlık, 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ile kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur.

Buna göre, 19301930 Ankara Antlaşması ile "etabli" sorununun çözümü için üzerinde uzlaşılan temel kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın "yerleşik" kabul edilmesi

Cevap

İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın "yerleşik" kabul edilmesi
Doğru seçenek, 1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği en önemli yeniliği ifade eder. Lozan'da belirlenen '30 Ekim 1918'den önce yerleşmiş olma' şartı, 'kimin yerleşik olduğu' konusunda büyük bir hukuki kriz yaratmıştı. 1930 yılında imzalanan antlaşma ile bu tarih şartı kaldırılmış; İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin yerleşik sayılması için sadece o bölgede bulunuyor olmaları yeterli kabul edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun kaynağını belirleme
Lozan'daki '30 Ekim 1918 öncesi yerleşmiş olma' şartı nedeniyle kimlerin yerleşik sayılacağı konusunda çıkan anlaşmazlık.
Sorunun kökenini anlamadan çözümünü analiz etmek mümkün değildir.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz etme
Her iki ülkenin de geri adım atarak 'ikamet süresi' kısıtlamasını kaldırması.
Bu adım, Türk-Yunan dostluk sürecini başlatan temel uzlaşıdır.

Anahtar Kavram

1930 Ahali Sözleşmesi ve Yerleşiklik (Etabli) Tanımı

İpuçları

1
Etabli sorunu, kişilerin hangi tarihten itibaren bölgede bulunduğu tartışmasından çıkmıştır.

Daha Fazla Pratik

1930 antlaşmasından sonra Venizelos'un Türkiye ziyareti ve Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesi arasındaki ilişkiyi inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 378Soru

1923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde "etabli" (yerleşik) kavramının yorumlanması üzerine yaşanan anlaşmazlıklar, iki ülke ilişkilerini uzun süre gergin bir süreçte tutmuştur. 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile bu sorun, yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin yerleşik sayılmasıyla kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur.

1930 yılında mübadele sorununun bu şekilde çözüme kavuşturulmasının, Türk dış politikasında aşağıdaki gelişmelerden hangisine doğrudan zemin hazırladığı söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın kurulmasıyla bölgesel iş birliği sürecinin başlamasına

Cevap

Mübadele sorununun çözülmesi, Türkiye ve Yunanistan arasındaki en büyük engeli ortadan kaldırarak 1934 Balkan Antantı'nın kurulmasına zemin hazırlamıştır.
1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması (diğer adıyla Ahali Sözleşmesi), Türkiye ve Yunanistan arasındaki en önemli gerginlik kaynağı olan mübadele sorununu çözmüştür. Bu çözümün ardından Atatürk ve Venizelos arasında başlayan diplomatik yakınlaşma, her iki ülkenin de İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı Balkan devletleriyle bir araya gelerek 1934 yılında Balkan Antantı'nı kurmasına doğrudan imkan sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1930 Ankara Antlaşması'nın (Ahali Sözleşmesi) içeriğini analiz etme.
Bu antlaşma ile etabli (yerleşik) sorunu çözülmüş ve mübadele meselesi kapanmıştır.
Sorunun çözüm şeklini anlamak, diplomatik sonuçlarını öngörmeyi sağlar.
2
Sorunun çözümünün iki ülke ilişkilerine etkisini değerlendirme.
Mübadele sorununun bitmesi, Türk-Yunan ilişkilerinde gerginliğin yerini dostluğa bırakmasına neden olmuştur.
Diplomatik yakınlaşma, bölgesel ittifakların ön koşuludur.
3
Başlayan dostluk sürecinin bölgesel güvenliğe yansımasını belirleme.
Yunanistan ile başlayan yakınlaşma, 1934 yılında Balkan devletlerinin bir araya gelerek Balkan Antantı'nı kurmasına yol açmıştır.
Bölgesel iş birliği, iki ana aktörün (Türkiye ve Yunanistan) arasındaki sorunların bitmesiyle mümkün olmuştur.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ve Balkan Antantı İlişkisi

İpuçları

1
Türkiye ve Yunanistan arasındaki sorunların bitmesi, bu iki ülkenin ortak komşuları olan Balkan ülkeleriyle nasıl bir ilişki kurmasını sağlamış olabilir?
2
Mübadele sorununun çözüldüğü 1930 yılından sonra iki ülke arasında 'Altın Çağ' olarak adlandırılan bir dostluk dönemi başlamıştır. Bu dostluk hangi bölgesel ittifaka öncülük etmiştir?
3
1930'daki Ankara Antlaşması'ndan 4 yıl sonra, batı sınırlarının güvenliği için kurulan paktı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'na katılan devletleri 'TAYYARE' (Türkiye, Afganistan -hayır-, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) şifresindeki hataları ayıklayarak tekrar edin (Doğru şifre: TAYY - Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya).
Tahmini Süre:50s
Soru 379Soru

19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile getirilen bazı hükümler, Türkiye’nin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını tam olarak kullanmasına ve güvenliğini sağlamasına engel teşkil etmekteydi. 19301930’lu yıllarda Avrupa’da silahlanma yarışının hızlanması üzerine Türkiye, bu statünün değiştirilmesi için ilgili devletlere başvuruda bulunmuştur.

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan aşağıdaki kararlardan hangisi, Boğazlar üzerindeki bu siyasi ve hukuki egemenlik kısıtlamasının sona erdiğinin en doğrudan kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak görev ve yetkilerinin tamamen Türk Devleti’ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi, Boğazlar üzerindeki egemenlik kısıtlamasının sona erdiğinin en temel göstergesidir.
Doğru seçenek olan komisyonun kaldırılması maddesi, Boğazlar üzerindeki 'ikili yönetimi' sona erdirmiş ve Türkiye'ye kendi su yolları üzerinde tam hukuki ve siyasi otorite sağlamıştır. Komisyonun varlığı, Türkiye'nin egemenliğine vurulmuş bir prangaydı ve Montrö ile bu pranga çıkarılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö statülerini karşılaştırın.
Lozan'da 'başkanı Türk olan bir komisyon' ve 'askerden arındırılmış bölgeler' vardı.
Bu iki madde Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam kontrolünü engelliyordu.
2
Egemenlik kavramını analiz edin.
Bir devletin kendi topraklarında başka bir otoriteyi (komisyonu) kabul etmemesi tam egemenliktir.
Dış bir kurulun varlığı, devletin karar alma mekanizmalarına ortak olması demektir.
3
Montrö'nün getirdiği temel değişikliği belirleyin.
Komisyon kaldırıldı ve tüm yetkiler Türkiye'ye geçti.
Bu durum Misak-ı Milli hedeflerine uygun olarak Boğazlar sorununu Türkiye lehine kesin olarak çözmüştür.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik ve Hükümranlık Hakları

İpuçları

1
Bir devletin kendi toprağında 'uluslararası bir kurulun' karar vermesi egemenliğe uygun mudur?
2
19231923 Lozan Sözleşmesi'nde Türkiye'nin elini kolunu bağlayan 'komisyon' ve 'silahsız bölge' maddelerini hatırlayın.
3
Montrö ile Boğazlar Komisyonu lağvedilmiş, tüm yetkiler Türkiye'ye geçmiştir.

Daha Fazla Pratik

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin günümüzdeki geçerliliğini ve savaş zamanı gemi geçişleri üzerindeki Türk yetkilerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruya 'Lozan'daki kısıtlamalar neydi ve Montrö bunları nasıl değiştirdi?' tablosu üzerinden yaklaşmak çözümü kolaylaştırır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 380Soru

Fransa'nın 19361936 yılında Suriye üzerindeki manda yönetimini sona erdirme kararı almasıyla başlayan diplomatik süreçte, Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Sandler Raporu ile Hatay için öngörülen "ayrı bir varlık" (entiteˊentit\acute{e} distinctedistincte) statüsünün, bölgenin egemenlik hakları ve dış ilişkileri üzerindeki etkisi aşağıdakilerden hangisinde tam olarak doğru tanımlanmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sancak'ın iç işlerinde tamamen bağımsız bir yapıya kavuşması, ancak dış ilişkilerinde Suriye'ye bağlı kalması ve bu yetki devrinin Milletler Cemiyeti Konseyi'nin sıkı denetimine tabi tutulması

Cevap

Sandler Raporu'na göre Hatay, iç işlerinde tam bağımsız bir yapıya sahip olacak ancak dış ilişkilerinde Suriye'ye bağlı kalacaktır; bu durum ise Milletler Cemiyeti denetiminde gerçekleşecektir.
Doğru seçenek, Sandler Raporu'nun Hatay'ı iç işlerinde bağımsız kılan ancak dış işlerinde Suriye'ye bağlı gösteren özgün 'ayrı varlık' tanımını içermektedir. Bu statü, Türkiye'nin bölge üzerindeki özel çıkarlarını Milletler Cemiyeti güvencesine almış ve Fransa'nın etkisini azaltmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
19361936 krizinin analiz edilmesi
Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı Hatay'ın Suriye egemenliğine girmesi riskini doğurdu.
Türkiye, 19211921 Ankara Antlaşması'ndaki haklarını korumak için konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıdı.
2
Sandler Raporu içeriğinin incelenmesi
İsveçli temsilci Sandler, bölgeyi ne Türkiye'ye ne de tamamen Suriye'ye ait bir yapı olarak tanımladı.
Diplomatik bir orta yol olarak 'ayrı varlık' (entiteˊentit\acute{e} distinctedistincte) kavramı geliştirildi.
3
Hukuki statünün ayrıştırılması
İç işlerinde özerklikten bağımsızlığa geçiş sağlandı, ancak dış politikada Suriye ile teknik bağ korundu.
Bu statü, ileride kurulacak bağımsız Hatay Cumhuriyeti ve anavatana katılma süreci için gerekli olan 'ayrı tüzel kişilik' zeminini hazırladı.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Ayrı Varlık Statüsü

İpuçları

1
Sandler Raporu'nun anahtar kelimesi 'ayrı varlık' (entiteˊentit\acute{e} distinctedistincte) ifadesidir.
2
Bu statüde bölgenin iç ve dış işleri birbirinden keskin bir şekilde ayrılmıştır.
3
İç işlerinde bağımsız olan Hatay, dış dünyada kimin üzerinden temsil ediliyordu? Bu sorunun cevabı sizi doğru seçeneğe ulaştıracaktır.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katılma sürecini; 19211921 Ankara Antlaşması, 19371937 Sandler Raporu, 19381938 Hatay Cumhuriyeti ve 19391939 Katılma Kararı şeklinde bir kronolojik tablo yaparak çalışınız.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 19 / 30Sonraki