Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 461Soru

Lozan Barış Konferansı’nda çözülemeyen Musul Sorunu, ikili görüşmelerden bir sonuç alınamaması üzerine Milletler Cemiyeti’ne taşınmış ve nihayetinde 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile neticelenmiştir.

Bu antlaşmanın Türk dış politikası ve milli hedefler açısından doğurduğu sonuçlar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Misak-ı Milli’den taviz verilerek Irak sınırı bugünkü haliyle kesinleşmiştir.

Cevap

1926 Ankara Antlaşması ile Musul İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmış, bu durum Misak-ı Milli'den taviz verilmesine neden olsa da Irak sınırı büyük ölçüde kesinlik kazanmıştır.
1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması, Misak-ı Milli sınırları içinde kabul edilen bir vatan parçasının kaybedilmesi anlamına gelir. Bu antlaşma ile Türkiye-Irak sınırı günümüzdeki haline çok yakın bir şekilde kesinleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun diplomatik sürecini analiz et.
Lozan'da çözülemeyen sorunun Milletler Cemiyeti'ne gittiği ve Türkiye'nin içteki (Şeyh Sait İsyanı) ve dıştaki zorluklar nedeniyle masaya oturduğu görülür.
Sorunun neden Türkiye aleyhine sonuçlandığını anlamak için tarihsel bağlam gereklidir.
2
1926 Ankara Antlaşması'nın temel maddelerini değerlendir.
Musul'un Irak'a bırakılması ve Brüksel Hattı'nın sınır kabul edilmesi temel hükümdür.
Antlaşmanın toprak kaybına yol açtığı gerçeği netleştirilir.
3
Bu kaybın milli politika (Misak-ı Milli) açısından etkisini yorumla.
Milli sınırlar içinde kabul edilen bir bölgenin kaybı, 'taviz' kavramıyla açıklanır.
Türk dış politikasındaki temel kazanım ve kayıpların niteliği belirlenir.

Anahtar Kavram

Misak-ı Milli'den verilen tavizler ve Musul'un kaybedilmesi

İpuçları

1
1926 Ankara Antlaşması'nın sonucunda Musul'un hangi devletin sınırları içinde kaldığını hatırlayın.
2
Milli Mücadele'nin başında belirlenen milli sınır hedeflerine 'Misak-ı Milli' denir. Musul'un kaybı bu hedeflerle nasıl örtüşür?
3
Türkiye bu antlaşma ile Musul'daki haklarından vazgeçmek zorunda kalmış, bu da bugünkü Irak sınırının temelini oluşturmuştur.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu sürecinde yaşanan Şeyh Sait İsyanı'nın dış politikadaki bu başarısızlığa etkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 462Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 192319301923-1930 yılları arasında daha çok Lozan Antlaşması’ndan kalan sorunların tasfiyesine odaklanırken, 19301930 yılından itibaren yaklaşan II.II. Dünya Savaşı tehdidine karşı kolektif güvenlik arayışlarına yönelmiştir. Türkiye’nin bu süreçte Milletler Cemiyeti’ne üye olması, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi oluşumlarda öncü rol üstlenmesi dikkate alındığında, bu girişimlerin temel hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgesel ve dünya barışına katkı sağlayarak sınır güvenliğini korumak

Cevap

Bölgesel ve dünya barışına katkı sağlayarak sınır güvenliğini korumak
Doğru cevap, Türkiye'nin 19301930'larda izlediği çok taraflı diplomasinin özünü ifade etmektedir. İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve Almanya'nın silahlanması üzerine Türkiye, sınırlarını korumak için Balkan Antantı (Batı sınırı) ve Sadabat Paktı'nı (Doğu sınırı) kurmuş, ayrıca küresel barış için Milletler Cemiyeti'ne katılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
193019391930-1939 yılları arasındaki dönemin güvenlik odaklı olduğu belirlenir.
Bu dönemde İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları dünya barışını tehdit etmeye başlamıştır.
2
Girişimleri değerlendirme
Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın 'kolektif savunma' araçları olduğu tespit edilir.
Türkiye, tek başına savunma yapmak yerine uluslararası ve bölgesel ittifaklarla barışı korumayı hedeflemiştir.
3
Temel ilke ile bağ kurma
'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin dış politikadaki yansıması olduğu görülür.
Sınır güvenliği ve dünya barışı birbirini tamamlayan hedeflerdir.

Anahtar Kavram

Kolektif Güvenlik ve Statükoculuk

İpuçları

1
Türkiye'nin bu dönemde neden paktlara girdiğini düşünün: Tehlike kimden geliyordu?
2
Paktların isimlerine bakın (Balkan, Sadabat); bunlar Türkiye'nin batı ve doğu sınırlarını temsil etmektedir.
3
'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesi ile bölgesel güvenlik arasındaki bağı kurun.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'na ve Sadabat Paktı'na üye olan diğer ülkeleri listeleyerek bölgesel iş birliği haritasını gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Olayları 'ikili ilişkiler (1923-1930)' ve 'çok taraflı paktlar (1930-1939)' olarak iki döneme ayırarak ele alabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 463Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında 19301930’lu yıllar, Türkiye’nin uluslararası sistemde "statükocu" (mevcut durumu koruyan) bir güç olarak konumlandığı ancak aynı zamanda Lozan’dan kalan kısıtlamaları lehine değiştirmeye çalıştığı bir dönemdir. Türkiye'nin bu süreçte izlediği; bir yandan bölgesel paktlarla kolektif güvenliği desteklerken diğer yandan Avrupa’daki silahlanma yarışının yarattığı konjonktürü kullanarak Montreux ve Hatay gibi konularda adım atması, dış politikanın temel ilkeleri bağlamında aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukuktaki "değişen şartlar" (rebusrebus sicsic stantibusstantibus) ilkesini gerçekçi bir diplomasiyle birleştirerek, barışçı yollarla tam bağımsızlık hedeflerini pekiştirmek.

Cevap

Uluslararası hukuktaki "değişen şartlar" ilkesini gerçekçi bir diplomasiyle birleştirerek, barışçı yollarla tam bağımsızlık hedeflerini pekiştirmek.
Doğru seçenek, Türkiye'nin 19301930'lu yıllardaki diplomasi dehasını yansıtmaktadır. Türkiye, Avrupa'da bozulan güvenlik dengesini ("değişen şartlar") bir fırsat olarak kullanmış; ancak bunu savaşarak değil, uluslararası hukuku ve konferanslar yöntemini kullanarak (Montreux gibi) lehine çevirmiştir. Bu durum "gerçekçilik" ve "barışçılık" ilkelerinin tam bağımsızlık hedefiyle harmanlanmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin uluslararası konjonktürünü analiz etmek
19301930’larda Almanya ve İtalya'nın yayılmacı (revizyonist) politikaları dünya barışını tehdit etmeye başlamıştır.
Dış politika hamlelerinin gerekçesini anlamak için küresel durumun saptanması gerekir.
2
Türkiye'nin bu tehditlere karşı geliştirdiği stratejiyi belirlemek
Türkiye bir yandan barışı savunan devletlerin yanında yer almış (statükocu), diğer yandan Boğazlar ve Hatay sorununu bu güvenlik açığını öne sürerek gündeme getirmiştir.
Stratejinin barışçıl ve gerçekçi temellerini ayırmak gerekir.
3
Hukuki dayanak olan "rebus sic stantibus" kavramı ile ilişkilendirmek
Lozan'daki şartların artık değiştiğini (silahlanma yarışı) savunarak Montreux'yü imzalatmak, bu ilkenin en somut başarısıdır.
Politikanın bilimsel ve hukuki doktrinini tanımlamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Gerçekçilik ve Hukuka Bağlılık Sentezi

İpuçları

1
Türkiye'nin Montreux Boğazlar Sözleşmesi'ni hangi gerekçeyle imzalattığını ve o dönemdeki dünya durumunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Montreux Boğazlar Sözleşmesi'nin Lozan'daki hangi egemenlik kısıtlamalarını ortadan kaldırdığını detaylıca inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Türkiye'nin bu dönemde 'hem masada hem sahada (paktlar yoluyla)' var olduğunu düşünerek, barışı bir araç değil, bağımsızlığı koruyan bir kalkan olarak kullandığını analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 464Soru

19231923 Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'ne göre, Türkiye'de yaşayan Rumlardan hangilerinin yerleşik (etabli) sayılarak mübadele dışında tutulması kararlaştırılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları

Cevap

İstanbul'da yaşayan Rumlar, Lozan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi uyarınca yerleşik (etabli) kabul edilerek mübadeleden muaf tutulmuştur.
İstanbul'da yaşayan Rumların yerleşik (etabli) sayılarak mübadele dışında tutulması, Lozan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nin temel maddelerinden biridir. Aynı şekilde Yunanistan'daki Batı Trakya Türkleri de bu muafiyetten yararlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli kavramının kapsamını belirle.
Etabli, yerleşik anlamına gelir ve mübadele dışı tutulan grupları tanımlar.
Mübadele sözleşmesindeki istisnaları tespit etmek için bu kavramın coğrafi sınırlarını bilmek gerekir.
2
Türkiye'deki muaf bölgeyi hatırla.
Türkiye'de sadece İstanbul Rumları (ve Gökçeada-Bozcaada) mübadele dışı tutulmuştur.
Lozan'daki temel uzlaşı, karşılıklı olarak İstanbul ve Batı Trakya nüfusunun korunmasıdır.

Anahtar Kavram

Nüfus Mübadelesi İstisnaları (Etabli)

İpuçları

1
Lozan'da Türkiye, sadece bir ildeki Rum nüfusun kalmasına izin vermiştir.

Daha Fazla Pratik

Etabli sorununun çözümü için 1930 yılında Yunanistan ile imzalanan Ahali Antlaşması'nın içeriğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 465Soru

1923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin mübadele dışı bırakılması kararlaştırılmış; ancak kimlerin 'etabli' (yerleşik) sayılacağı konusunda çıkan teknik uyuşmazlıklar iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Bu kriz, 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ile kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur.

Buna göre, 1930 Ankara Antlaşması'nın nüfus mübadelesi sorununa getirdiği temel çözüm aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye varış tarihlerine bakılmaksızın yerleşik kabul edilmesi

Cevap

İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye varış tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) kabul edilerek mübadele dışı bırakılmasıdır.
1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi), 'etabli' uyuşmazlığını kökten çözmek adına, İstanbul'da yaşayan tüm Rumlar ile Batı Trakya'da yaşayan tüm Türkleri, şehre giriş veya yerleşme tarihlerine bakılmaksızın 'yerleşik' kabul etmiştir. Bu esneklik, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmiş ve Atatürk-Venizelos dostluk dönemini başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan'daki uyuşmazlık noktasını hatırla.
1923'te 'etabli' sayılmak için 30 Ekim 1918 öncesi yerleşmiş olma şartı vardı.
Yunanistan daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak istiyordu, Türkiye ise kanunları sıkı uygulamak istiyordu.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın (Ahali Sözleşmesi) içeriğini analiz et.
Her iki taraf da geri adım atarak 'tarih' kısıtlamasını kaldırdı.
Siyasi bir yakınlaşma (Atatürk ve Venizelos dönemi) sağlamak için teknik engeller bir kenara bırakıldı.

Anahtar Kavram

Etabli (Yerleşik) Kavramı ve 1930 Ankara Antlaşması

İpuçları

1
Sorun, Lozan'da belirlenen 30 Ekim 1918 tarihinin Rumların ne zaman İstanbul'a geldiğini ispatlamakta zorlanmalarından kaynaklanıyordu.
2
1930 yılındaki çözüm, bu 'tarih ispatı' zorunluluğunu ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.
3
Ankara Antlaşması ile 'tarihe bakılmaksızın' bölgedeki nüfus yerleşik sayılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşmadan sonra Yunan Başbakanı Venizelos'un Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdiğini unutmayın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 466Soru

Lozan Barış Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçların, Türk ekonomisi üzerindeki siyasi ve mali vesayeti temsil eden Düyun-u Umumiye İdaresi’nin denetimi dışında ödenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkisiyle ödemelerde yaşanan zorluklar karşısında Türkiye, alacaklı devletlerle (başta Fransa) masaya oturarak ödeme koşullarının yeniden düzenlenmesini talep etmiştir.

Türkiye'nin bu süreçte borç taksitlerini "kağıt frank" üzerinden ödemekte ısrar etmesi ve ödemeleri kolaylaştırmak için "takas (clearing)" sistemini devreye sokması aşağıdakilerden hangisini doğrudan destekler niteliktedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık anlayışının korunmasını

Cevap

Türkiye'nin borç ödeme sürecinde izlediği yöntemler, ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık anlayışının korunmasını hedeflemektedir.
Ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık ilkesi, Türkiye'nin borçlar sorunundaki temel duruşudur. Düyun-u Umumiye'nin yetkilerinin kaldırılması mali egemenliği, 'kağıt frank' ısrarı ve 'takas' sistemi ise ödemelerin ülke ekonomisini çökertmeden ve dış müdahaleye açık hale getirmeden yapılmasını sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'nın borçlar konusundaki temel hükmünü analiz edin.
Düyun-u Umumiye'nin vergi toplama ve yönetim yetkisi sona erdirilmiş, borçlar paylaştırılmıştır.
Bu durum, mali bağımsızlığın kazanılması adına atılan ilk büyük adımdır.
2
19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkisini değerlendirin.
Türkiye'nin ihracat gelirleri düşmüş ve döviz rezervleri azalmıştır, bu da ödeme güçlüğü yaratmıştır.
Dışsal bir krizin iç ekonomiye ve dış borç ödemelerine etkisini anlamak gerekir.
3
Türkiye'nin çözüm yöntemlerini (Kağıt frank, Takas sistemi, Hoover Moratoryumu) inceleyin.
Türkiye borçları reddetmek yerine, kendi ödeme gücüne ve egemenliğine uygun yollar aramıştır.
Bu yöntemler, bütçe üzerindeki yabancı baskısını azaltırken bağımsız karar alma yetkisini korur.

Anahtar Kavram

Ekonomik Bağımsızlık ve Egemenlik

İpuçları

1
Lozan'da kapitülasyonların ve mali vesayetin kaldırılmasının temel amacını hatırlayın.
2
Türkiye'nin borçları ödemek için neden altın yerine kağıt para ve takas sistemini tercih ettiğini düşünün.
3
Mali bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlığın tam olamayacağı (tam bağımsızlık) ilkesine odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Borçlar sorununun çözümünde en çok hangi devletle sorun yaşandığını ve Hoover Moratoryumu'nun bu süreçteki etkisini tekrar gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 467Soru

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Orta Doğu'ya yönelik yayılmacı politikaları üzerine Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Sadabat Paktı imzalanmıştır. Bölge ülkelerinden biri olmasına rağmen Suriye'nin bu paktın dışında kalmasının temel sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay meselesinden dolayı Türkiye ile sınır uyuşmazlığı yaşaması

Cevap

Suriye'nin paktın dışında kalmasının temel nedeni Hatay meselesi nedeniyle Türkiye ile yaşadığı sınır uyuşmazlığıdır.
Sadabat Paktı'nın imzalandığı dönemde Suriye, Türkiye ile Hatay meselesi yüzünden ciddi bir sınır uyuşmazlığı içindeydi. Ayrıca Irak ile de aralarında sınır sorunları bulunuyordu. Bu ikili problemler, Suriye'nin bölgesel iş birliğinin dışında kalmasına neden olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'na katılan devletleri belirle.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan.
Paktın coğrafi kapsamını ve üyelerini netleştirmek gerekir.
2
Dönemin Suriye-Türkiye ilişkilerini analiz et.
Hatay'ın bağımsızlığı ve Türkiye'ye katılması süreci (1936-1939) ilişkileri germiştir.
Bir devletin güvenlik paktına girmesi için diğer üyelerle sınır sorunu olmaması beklenir.
3
Suriye'nin pakt dışında kalma gerekçesini saptamış ol.
Hatay sorunu nedeniyle Türkiye ile yaşanan gerginlik en temel sebeptir.
Suriye, Türkiye'nin sınırlarını tanımadığı için bu ittifaka dahil olmamıştır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı ve Suriye'nin Dışlanma Gerekçesi

İpuçları

1
Sadabat Paktı üye devletlerin sınır bütünlüğüne saygı duymasını gerektiriyordu.
2
1937 yılında Türkiye'nin güney sınırlarında devam eden ve henüz çözülmemiş en büyük diplomatik sorun hangisiydi?
3
Suriye'nin pakt dışında kalması, Türkiye ile Hatay meselesi üzerinden yaşadığı gerginliğin bir sonucudur.

Daha Fazla Pratik

Bağdat Paktı (1955) ile Sadabat Paktı'nın (1937) üye farklarını ve katılan/katılmayan Arap devletlerinin gerekçelerini karşılaştırın.

Alternatif Yöntem

Suriye'nin paktın üyeleriyle (özellikle Türkiye ve Irak) olan ikili ilişkilerini kronolojik olarak inceleyerek 'sınır tanıma' zorunluluğunu göz önüne alabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 468Soru

Milletler Cemiyetine üye olmak isteyen devletlerin normal şartlarda cemiyete yazılı bir başvuru yapması ve genel kurulun onayını alması gerekmekteydi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, barışçı politikaları ve uluslararası alandaki saygınlığı nedeniyle İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyete davet edilen tek ülke olmuştur.

Türkiye'nin bu istisnai daveti kabul ederek Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) resmen üye olduğu yıl aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19321932

Cevap

19321932 yılı, Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet usulüyle üye olduğu tarihtir.
Türkiye Cumhuriyeti, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla 19321932 yılında, geleneksel başvuru yönteminin dışına çıkılarak yapılan özel bir davetle Milletler Cemiyetine katılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika dönemini belirle
193019391930-1939 arası barışçı dönem.
Türkiye 19301930'dan sonra pürüzleri giderip uluslararası iş birliğine odaklanmıştır.
2
Cemiyete giriş yöntemini analiz et
İspanya ve Yunanistan'ın öncülüğünde davet edilme.
Normalde başvuru yapılırken Türkiye'ye özel bir davet gönderilmiştir.
3
Kronolojik eşleştirmeyi yap
19321932 tarihi.
Cemiyet üyeliği bu dönemin ilk büyük uluslararası organizasyon katılımıdır.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Giriş Süreci

İpuçları

1
Bu olay, Türkiye'nin Musul Sorunu gibi cemiyetle yaşadığı gerginliklerin geride kaldığı bir dönemde gerçekleşmiştir.
2
Türkiye'yi cemiyete davet eden ülkelerden biri olan Yunanistan ile ilişkiler, Nüfus Mübadelesi sorununun çözülmesinden sonra iyileşmiştir.
3
Olay, Balkan Antantı'ndan iki yıl önce, Montrö'den ise dört yıl önce gerçekleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

Milletler Cemiyetine girişte Türkiye'nin 'davet edilme' şartını öne sürmesinin diplomatik prestij açısından önemini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 469Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında önemli bir yere sahip olan Balkan Antantı (19341934), üye devletlerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almasını ve bölge barışını korumasını öngörmüştür. Pakta katılan Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya 'anti-revizyonist' (mevcut sınırları korumacı) bir tutum sergilerken, bazı Balkan devletleri bu paktın dışında kalmıştır.

Bu bilgilere dayanarak, Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ege Denizi'ne ulaşma ve kaybettiği toprakları geri alma isteği

Cevap

Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının temel nedeni, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri alma ve Ege Denizi'ne çıkış elde etme isteğiyle izlediği revizyonist politikadır.
Balkan Antantı, üye devletlerin mevcut sınırlarını karşılıklı olarak tanıdığı ve koruduğu bir güvenlik sistemidir. Bulgaristan ise II. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sonrasında Romanya'ya (Dobruca) ve Yunanistan'a (Batı Trakya) toprak kaybetmişti. Bu toprakları geri alma ve Ege Denizi'ne inme hedefi olan bir devletin, mevcut sınırları donduran bir pakta girmesi siyasi hedefleriyle çelişmektedir. Bu nedenle Bulgaristan 'revizyonist' bir politika izlediği için dışarıda kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın (19341934) amacını belirle.
Paktın amacı, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı mevcut sınırları (statükoyu) korumaktır.
Antantın 'anti-revizyonist' karakterini anlamak için bu adım gereklidir.
2
Pakta katılan ve katılmayan devletleri analiz et.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya katılırken; Bulgaristan ve Arnavutluk katılmamıştır.
Dışarıda kalan devletlerin gerekçelerini sınıflandırmak için katılımcıları bilmek gerekir.
3
Bulgaristan'ın dönem içindeki dış politika hedeflerini değerlendir.
Bulgaristan, kaybettiği toprakları geri almak isteyen 'revizyonist' bir devlettir.
Mevcut sınırları garanti altına alan bir antlaşma, sınırlarını genişletmek isteyen Bulgaristan'ın çıkarlarıyla örtüşmez.

Anahtar Kavram

Revizyonizm (Yayılmacılık) vs. Anti-Revizyonizm

İpuçları

1
Balkan Antantı'na katılan devletleri 'TAYYAR' şifresiyle hatırlayabilirsiniz (Arnavutluk ve Bulgaristan bu şifreden çıkarılır).
2
Bir devletin mevcut sınırları korumayı amaçlayan bir birliğe girmemesi için, o sınırların değişmesini istiyor olması gerekir.
3
Bulgaristan'ın özellikle Romanya ve Yunanistan'dan toprak taleplerini ve kaybettiği toprakları geri alma arzusunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Sadabat Paktı'na katılan devletler ile Balkan Antantı'na katılan devletlerin amaç ve katılımcı farklarını karşılaştırarak çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 470Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında 19301930 yılı, diplomatik önceliklerin değiştiği bir 'stratejik eşik' olarak kabul edilir. Bu tarihten itibaren Türkiye, Lozan Antlaşması'ndan kalan sorunları ikili görüşmelerle çözme (bilateralizm) odaklı politikasından ziyade, ağırlık merkezini bölgesel ve küresel ittifaklara kaydırmıştır.

Türkiye'nin dış politikadaki bu yönelim değişikliğinin temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya ve Almanya gibi revizyonist devletlerin yayılmacı politikalarına karşı mevcut statükoyu koruma ve kolektif güvenlik sistemine dahil olma zorunluluğu

Cevap

İtalya ve Almanya gibi revizyonist devletlerin yayılmacı politikalarına karşı mevcut statükoyu koruma ve kolektif güvenlik sistemine dahil olma zorunluluğu
Atatürk dönemi dış politikası iki ana safhadan oluşur. 192319301923-1930 yılları arasında temel amaç, Lozan'dan kalan pürüzleri (Nüfus mübadelesi, borçlar, yabancı okullar vb.) çözerek bağımsızlığı tescil etmekti. 19301930 yılından sonra ise dünyada 'Revizyonist' (mevcut sınırları ve düzeni değiştirmek isteyen) güçlerin (İtalya ve Almanya) yarattığı savaş tehdidi artmıştır. Türkiye bu tehdide karşı 'Statükocu' (mevcut durumu koruyan) bir tavır alarak kolektif güvenlik örgütlerine ve bölgesel paktlara dahil olmuştur. Bu durum 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin aktif bir uygulamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem Analizi
192319301923-1930 arası dönem 'Lozan'ın Tasfiyesi' (sorunların çözümü), 193019391930-1939 arası dönem ise 'Kolektif Güvenlik' dönemidir.
Dış politikanın hangi şartlar altında değiştiğini anlamak için kronolojik kırılmaları belirlemek gerekir.
2
Uluslararası Konjonktür İncelemesi
19301930'lu yıllarda İtalya'nın 'Bizim Deniz' (Mare Nostrum) politikası ve Almanya'nın silahlanması dünya barışını tehdit etmeye başlamıştır.
Türkiye'nin güvenliğini tehdit eden dış faktörleri tanımlamak, izlenen 'ittifak' politikasının nedenini açıklar.
3
Kavram Eşleştirmesi
Türkiye, sınırlarını korumak (statükoyu savunmak) için Milletler Cemiyeti (19321932), Balkan Antantı (19341934) ve Sadabat Paktı (19371937) gibi çok taraflı yapılarla 'kolektif güvenlik' sağlamıştır.
İzlenen politikaların 'Statükoculuk' ve 'Gerçekçilik' ilkeleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu teyit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Statükoculuk ve Kolektif Güvenlik (1930-1939 Dönemi)

İpuçları

1
19301930 öncesi dönemde Türkiye daha çok 'geçmişten kalan hesapları' (Lozan pürüzlerini) kapatmaya çalışıyordu.
2
19301930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Akdeniz'deki tehditkâr söylemleri Türkiye'yi yalnızlıktan kurtulmaya ve ittifaklar kurmaya zorlamıştır.
3
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet edilmesi (19321932), bu dönemdeki barışçıl ve mevcut sınırları korumaya yönelik (statükocu) tutumunun bir sonucudur.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın üye ülkelerini ve hangi devletlerin yayılmacılığına karşı kurulduğunu tekrar ederek bu konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Dönemleri şu anahtar kelimelerle kodlayabilirsiniz: 1923-30 = 'Sorunları Çözme/Tasfiye', 1930-39 = 'Barışı Koruma/İttifaklar'. Seçeneklerde bu dönemsel farkı aramak sizi doğru cevaba götürecektir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 471Soru

1923 Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde, İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin mübadeleden muaf tutulması ve "etabli" (yerleşik) sayılması kararlaştırılmıştır. Ancak iki ülke arasında bu kavramın hukuki yorumu üzerine çıkan anlaşmazlık, ilişkilerin gerilmesine ve savaş hazırlıklarına neden olmuştur.

Türk-Yunan ilişkilerini kopma noktasına getiren bu uyuşmazlığın 1930 yılında imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile kesin olarak çözüme kavuşturulmasında aşağıdakilerden hangisi kabul edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, şehre yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik sayılması

Cevap

İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, şehre yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik sayılması kabul edilmiştir.
Doğru yanıt olan seçenek, 1930 yılında imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması'nın özünü ifade eder. Bu antlaşma ile Türkiye ve Yunanistan, İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin, şehre ne zaman geldiklerine bakılmaksızın 'etabli' (yerleşik) sayılmasını kabul ederek yıllardır süregelen hukuki krizi sonlandırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun kökenini belirle.
Lozan'daki '30 Ekim 1918'den önce yerleşmiş olma' şartı uyuşmazlığın temelidir.
Yunanistan daha fazla Rum'u İstanbul'da bırakmak için bu tarihi esnetmek istemiş, Türkiye ise itiraz etmiştir.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği çözümü analiz et.
Geliş tarihi şartı kaldırılarak karşılıklı uzlaşı sağlanmıştır.
Siyasi gerginliğin yerini Balkan Antantı'na giden süreçteki dostluk ilişkilerine bırakması hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

1930 Ahali (Ankara) Antlaşması ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
Etabli sorunu, Lozan'da belirlenen 'yerleşme tarihi' şartından kaynaklanıyordu.
2
1930'da Atatürk ve Venizelos'un başlattığı dostluk süreci, hukuki pürüzlerin kaldırılmasını sağladı.
3
Çözüm, kimlerin yerleşik sayılacağına dair tarih kısıtlamasının (30 Ekim 1918) çöpe atılmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşmadan sonra Türk-Yunan dostluğunun bir sonucu olarak 1934'te kurulan bölgesel ittifakı (Balkan Antantı) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 472Soru

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) tüzüğüne göre üyeliğe kabul edilmek isteyen her devletin cemiyete yazılı müracaatta bulunması şartı aranmaktaydı. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yıllarda yürüttüğü barışçı ve aktif dış politikası sayesinde bu genel prosedürün dışında tutularak cemiyete katılmıştır.

Türkiye'nin 1818 Temmuz 19321932 tarihinde gerçekleşen bu katılım sürecindeki "istisnai" durumu belirleyen temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyete resmen davet edilen ilk devlet olması

Cevap

Türkiye, Milletler Cemiyetine kendi başvurusuyla değil; İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği üzerine cemiyet genel kurulunun davetiyle katılan ilk devlettir.
Milletler Cemiyeti tarihinde üye olmak isteyen devletlerin müracaat etmesi kuralı varken, Türkiye'nin uluslararası saygınlığı nedeniyle İspanya'nın teklifi ve komşusu Yunanistan'ın desteğiyle 'davet' edilerek üyeliğe alınması, Türkiye'nin dünya barışındaki yerini tescillemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Milletler Cemiyeti tüzüğündeki standart prosedürü analiz etme
Normalde devletlerin yazılı başvuru yapması gerekir.
Türkiye'nin durumunun neden 'istisnai' olduğunu anlamak için standart süreci bilmek gerekir.
2
Türkiye'nin katılım tarihini ve dış politikadaki konumunu değerlendirme
19321932 yılındaki barışçı politikalar ve silahsızlanma konferanslarındaki rolü belirlenir.
Bu prestijin kaynağı, Türkiye'nin uluslararası barışa katkısıdır.
3
Davet eden ülkeleri ve usulü belirleme
İspanya ve Yunanistan'ın diplomatik girişimleriyle Türkiye'ye davet gönderildiği tespit edilir.
Bu usul, Türkiye'nin başvurmadan davet edilen tek/ilk devlet olması özelliğini açıklar.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine İstisnai Katılım (Davet Usulü)

İpuçları

1
Cemiyet tarihinde bir devletin 'başvurmadan davet edilmesi' o devletin prestijini gösterir.
2
Türkiye'yi öneren devletlerden biri Akdeniz'de, diğeri ise batı komşumuzdur.
3
İspanya ve Yunanistan isimleri bu diplomatik sürecin kilit noktalarıdır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girmesinden sonraki ilk büyük diplomatik başarısı olan Balkan Antantı'nı inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi uygulanabilir: 19321932 yılından sonra gerçekleşen olayları (Balkan Antantı, Montrö, Hatay) içeren seçenekler elenerek doğru cevaba ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 473Soru

19231923 tarihli Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde, Boğazlar’ın güvenliği Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına alınmış ve yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştır. Ancak 19301930’lu yılların ortalarından itibaren İtalya ve Almanya gibi devletlerin saldırgan politikaları, bu kolektif güvenlik sisteminin yetersizliğini ortaya koymuştur. Türkiye, 'şartların köklü biçimde değiştiğini' ileri sürerek Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini talep etmiş ve bu süreç 19361936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sonuçlanmıştır.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan aşağıdaki hükümlerden hangisi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini sadece idari bir yetki olmaktan çıkarıp, uluslararası kriz anlarında Türkiye’ye geniş bir 'stratejik takdir yetkisi' ve diplomatik inisiyatif tanıyan en kritik hükümdür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye’nin, kendisini 'pek yakın bir savaş tehlikesi' tehdidi altında sayması durumunda, Boğazlar rejimini savaş hükümlerine göre uygulama yetkisine sahip olması

Cevap

Türkiye’nin, kendisini 'pek yakın bir savaş tehlikesi' tehdidi altında görmesi durumunda Boğazlar rejimini savaş hükümlerine göre uygulama yetkisine sahip olması hükmü, Türkiye'ye en geniş stratejik takdir yetkisini tanımaktadır.
Montrö'nün 21. maddesi, Türkiye'ye kendisini bir savaş tehdidi altında hissettiği an (savaş başlamadan önce) Boğazlar'ı kapatma yetkisi verir. Bu durum, Türkiye'nin güvenlik algısının uluslararası hukuk nezdinde birincil belirleyici kabul edilmesi anlamına gelir ki bu, 'stratejik takdir yetkisi'nin en somut örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö arasındaki temel farkı analiz et.
Lozan'da yönetim uluslararası komisyonda ve güvenlik Milletler Cemiyeti'ndeydi. Montrö ile yönetim ve güvenlik tamamen Türkiye'ye geçti.
Soruda istenen 'stratejik takdir yetkisi'nin hangi maddede daha belirgin olduğunu anlamak için egemenlik devrinin ötesine bakılmalıdır.
2
Stratejik inisiyatif ve takdir yetkisi kavramını değerlendir.
Bir devletin fiilen savaşta olmadığı halde, bir tehdidi 'pek yakın' olarak tanımlayıp savaş hukukunu işletmesi (madde 21), en üst düzey diplomatik ve askeri inisiyatiftir.
Komisyonun kaldırılması veya asker bulundurma hakkı statik haklardır; ancak savaş tehdidi ilanı dinamik bir kriz yönetimi yetkisidir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde Türkiye'nin Takdir Yetkisi (Madde 21)

İpuçları

1
Türkiye'nin sadece 'idari' değil, kriz anlarında 'karar verici' olduğu maddeyi arayın.
2
Savaş çıkmadan önce savaş çıkacakmış gibi davranma yetkisi hangi maddede gizlidir?
3
Sözleşmenin 21. maddesi olan 'yakın savaş tehlikesi' Türkiye'nin diplomatik elini en çok güçlendiren maddedir.

Daha Fazla Pratik

Montrö Sözleşmesi'nin günümüzdeki önemi ve Kanal İstanbul tartışmaları bağlamındaki hukuki statüsünü inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Lozan'daki kısıtlamaları (Komisyon, askersiz alan) hatırlayıp Montrö'deki 'artı' yetkileri karşılaştırarak en 'subjektif/inisiyatif' gerektiren yetkiyi tespit edin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 474Soru

Türkiye Cumhuriyeti'nin 19321932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılım süreci, cemiyetin kuruluş tüzüğündeki genel işleyişten farklı bir prosedürle gerçekleşmiştir.

Bu prosedürün özelliği ve Türkiye'nin üyeliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilen ilk devlet olmuştur.

Cevap

Türkiye, İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilen ilk devlet olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, 192319301923-1930 döneminde yaşanan Musul Sorunu gibi problemler nedeniyle cemiyete mesafeli durmuştur. Ancak 19321932 yılında İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle, cemiyet tarihinde bir ilk olarak 'başvuru yapmadan davet edilerek' üyeliğe kabul edilmiştir. Bu durum Türkiye'nin dış politikadaki prestijini kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın gerçekleştiği yılı teyit et.
19321932 yılı.
Soruda belirtilen tarih ile olay eşleşmelidir.
2
Cemiyete giriş usulünü analiz et.
Davet usulü.
Milletler Cemiyeti tüzüğüne göre devletlerin başvurması gerekirken, Türkiye'ye özel bir davet yapılmıştır.
3
Daveti yapan devletleri hatırla.
İspanya ve Yunanistan.
Türkiye'nin barışçı politikaları sonucu bu iki devletin önerisiyle genel kurulda davet kararı alınmıştır.

Anahtar Kavram

Davet Usulüyle Üyelik

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete giriş tarihinin 19321932 olduğunu hatırlayarak diğer olayların tarihlerini kıyaslayın.
2
Cemiyet tüzüğüne göre normalde devletler başvurur ancak Türkiye için istisnai bir prosedür uygulanmıştır.
3
İspanya ve Yunanistan'ın öncülüğünde gerçekleşen davet, bu istisnai durumun temelidir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın üyelerini ve kuruluş amaçlarını tekrar edin.
Tahmini Süre:50s
Soru 475Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 1930'lu yıllarda İtalya'nın Akdeniz'deki yayılmacı politikası ve Almanya'nın silahlanma faaliyetleri karşısında Batı sınırlarının güvenliğini sağlamayı öncelikli hale getirmiştir. Bu doğrultuda imzalanan Balkan Antantı'na, komşu devletlerle olan toprak anlaşmazlıklarını sürdürdüğü ve kaybettiği yerleri geri alma düşüncesinde (revizyonist) olduğu için dahil olmayan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan

Cevap

Balkan Antantı'na revizyonist politikaları nedeniyle katılmayan devlet Bulgaristan'dır.
Bulgaristan, Birinci Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları sonrasında kaybettiği toprakları geri almak amacıyla 'revizyonist' (mevcut sınırları değiştirmek isteyen) bir politika izlemiştir. Bu nedenle, sınırları karşılıklı olarak güvence altına almayı hedefleyen Balkan Antantı'na katılmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın kurulma amacını analiz etme
Balkan Antantı, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı sınır güvenliğini korumak (statükocu) amacıyla kurulmuştur.
Soruda belirtilen 'kaybettiği yerleri geri alma düşüncesi' statükoyu değiştirmek isteyen bir politikanın göstergesidir.
2
Katılımcı devletleri filtreleme
Paktın üyeleri Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'dır (TAYYAR şifresi).
Üye devletlerin hangileri olduğunu bilmek, katılmayanları ayırt etmeyi sağlar.
3
Katılmayan devletlerin gerekçelerini karşılaştırma
Bulgaristan toprak talebi (revizyonizm) nedeniyle, Arnavutluk ise İtalya baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Soru kökünde vurgulanan 'toprak anlaşmazlıkları' ve 'kaybettiği yerleri geri alma' ifadesi doğrudan doğruya Bulgaristan'ı işaret eder.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na katılım ve revizyonizm kavramı

İpuçları

1
Bu devlet, İkinci Balkan Savaşı sonunda imzalanan Bükreş Antlaşması ile sınır komşularına toprak kaptırmıştı.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Batı sınırını güvenceye alan Türkiye'nin, Doğu sınırını korumak için hangi pakta katıldığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 476Soru

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Türkiye, kendi sınırları içerisindeki yabancı eğitim kurumlarını Türk kanunlarına ve Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabi tutmuştur. Bazı Avrupa devletlerinin bu durumu diplomatik bir görüşme konusu yapmak istemesi üzerine Türkiye, bu sorunu bir "iç mesele" olarak gördüğünü bildirerek dış müdahale taleplerini kesinlikle reddetmiştir. Bu süreçte Türkiye’nin sergilediği kararlı tutuma en fazla tepki gösteren ve konuyu uluslararası bir kriz haline getirmeye çalışan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa

Cevap

Türkiye'nin yabancı okullar konusundaki 'iç mesele' vurgusuna en büyük direnci Fransa göstermiştir.
Doğru cevap olan Fransa, Osmanlı döneminden kalan kapitülasyon haklarını eğitim alanında sürdürmek istemiş ve Türkiye'nin milli eğitim politikalarına en sert diplomatik notaları veren devlet olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Politik Durumu Belirleme
Yabancı okulların Türk denetimine girmesi (Tevhid-i Tedrisat ve ilgili yönetmelikler).
Eğitimde birliği sağlamak ve yabancı okulların siyasi etkisini kırmak.
2
Diplomatik Tavrı Analiz Etme
Türkiye'nin bu konuyu egemenlik hakkı ve bir 'iç mesele' olarak tanımlaması.
Lozan Antlaşması'na göre bu okulların artık imtiyazlı değil, Türk kanunlarına tabi olması.
3
Muhatap Devleti Tanımlama
En çok okulu bulunan ve kültürel etkisini korumak isteyen Fransa'nın müdahale girişimleri.
Fransa'nın konuyu Milletler Cemiyetine veya Papalık üzerinden uluslararası alana taşıma isteği.

Anahtar Kavram

Yabancı okullar sorunu, Türkiye'nin egemenlik haklarını korumak adına 'iç mesele' sayarak dış müdahaleyi reddettiği bir konudur.

İpuçları

1
Türkiye bu sorunu çözerken 'Tam Bağımsızlık' ve 'Milli Egemenlik' ilkelerinden taviz vermemiştir.
2
Söz konusu devlet, Türkiye ile aynı zamanda Osmanlı borçları (Dış Borçlar) konusunda da karşı karşıya gelmiştir.
3
Bu devlet, Türkiye'deki yabancı okulların çoğunluğunu elinde bulunduran ve bu okulların müfredatına müdahale edilmesine karşı çıkan Fransa'dır.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okulların Türk denetimine girmesini sağlayan 'Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun içeriğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 477Soru

Türkiye, 19301930'lu yıllarda "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda dünya barışına katkı sunmak için uluslararası iş birliklerine önem vermiştir. Bu süreçte yaşanan en önemli gelişmelerden biri, Türkiye'nin tüzükteki genel başvuru kuralı yerine İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle "özel bir davet" alarak bir barış teşkilatına üye olmasıdır.

Türkiye'nin uluslararası saygınlığının bir göstergesi kabul edilen bu davet sonucunda, Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) resmen üye olduğu yıl aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19321932

Cevap

19321932 yılı Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne resmen katıldığı tarihtir.
19321932 yılı doğrudur çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Milletler Cemiyeti tüzüğündeki "başvuru" şartı yerine, cemiyetin genel kurulunda alınan bir kararla ve İspanya'nın teklifi, Yunanistan'ın desteğiyle gelen özel bir davet üzerine 1818 Temmuz 19321932 tarihinde cemiyete üye olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapılması
19301930 sonrası Türk dış politikasının dünya barışına katkı sağlama evresinde olduğu belirlenir.
Türkiye'nin barışçı kimliği uluslararası kuruluşlara katılımın zeminini hazırlamıştır.
2
Katılım usulünün belirlenmesi
İspanya ve Yunanistan'ın davetiyle gerçekleşen özel prosedür tespit edilir.
Milletler Cemiyeti tüzüğüne göre normalde devletlerin başvurması gerekirken Türkiye'nin davet edilmesi diplomatik bir başarıdır.
3
Tarihsel eşleştirme
1818 Temmuz 19321932 tarihi ile doğru seçenek belirlenir.
Teşkilata giriş tarihi kronolojik bir bilgi olarak teyit edilir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti'ne Davet Usulüyle Katılım

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete girişi, Lozan'dan kalan sorunların büyük oranda çözülmesinden sonra gerçekleşmiştir.
2
Türkiye bu cemiyete başvurarak değil, İspanya ve Yunanistan gibi devletlerin teklifiyle gelen bir davetle katılmıştır.
3
19301930 ile Balkan Antantı (19341934) arasındaki tam orta yıla odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girmesinin Montrö Boğazlar Sözleşmesi sürecine nasıl bir katkı sağladığını araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 478Soru

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Benim şahsi meselem" olarak nitelendirdiği ve çözümü için sağlığını dahi hiçe sayarak diplomatik mücadele yürüttüğü Hatay (Sancak) Sorunu ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay Devlet Meclisi'nin anavatana katılma kararı alması sonucunda bölge, Atatürk'ün sağlığında resmen Türkiye sınırlarına dahil edilmiştir.

Cevap

Hatay'ın anavatana katılması süreci Atatürk'ün vefatından sonra gerçekleşmiştir.
Hatay'ın Türkiye Cumhuriyeti'ne katılımı 23 Haziran 1939 tarihinde Ankara'da imzalanan antlaşma ve 29 Haziran 1939'da Hatay Meclisi'nin aldığı karar ile resmileşmiştir. Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938'de vefat ettiği için Hatay'ın anavatana katıldığı günü görememiştir; ancak bağımsız bir devlet olarak kurulmasını sağlayan diplomatik altyapıyı hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Hatay meselesinin kronolojik sürecini analiz etme
Sorun 1936'da başlamış, 1937'de Sandler Raporu kabul edilmiş, Eylül 1938'de Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur.
Olayların oluş sırasını bilmek, Atatürk'ün yaşamı ile çakışan kısımları ayırmak için gereklidir.
2
Atatürk'ün vefat tarihi ile Hatay'ın katılım tarihini karşılaştırma
Atatürk 10 Kasım 1938'de vefat etmiştir; Hatay Meclisi'nin katılım kararı 29 Haziran 1939'dadır.
Hatay'ın anavatana katılımının Atatürk'ün ölümünden yaklaşık 7 ay sonra gerçekleştiğini saptamak için bu karşılaştırma yapılır.
3
Hatalı ifadeyi belirleme
Katılım sürecinin Atatürk'ün sağlığında tamamlandığını iddia eden ifade yanlıştır.
Soru kökünde bizden yanlış olan bilgi istendiği için bu kronolojik hata cevaba ulaştırır.

Anahtar Kavram

Hatay'ın Anavatana Katılma Kronolojisi

İpuçları

1
Atatürk'ün vefat ettiği tarih olan 1938 ile Hatay'ın anavatana katıldığı yılı karşılaştırın.
2
Hatay bağımsız bir devlet olarak kurulduğunda Atatürk hala hayattaydı ancak Türkiye'ye bağlanma kararı bir sonraki yıl alındı.
3
Hatay Meclisi'nin katılım kararı 1939 yılındadır, dolayısıyla bu olay Atatürk sonrası döneme aittir.

Daha Fazla Pratik

Atatürk Dönemi dış politikasında anavatana katılan tek bölgenin Hatay olmadığını, ancak bu sürecin en karmaşık olanı olduğunu unutmayın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 479Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında sınırların güvenliğini sağlamak ve bölgesel barışa katkıda bulunmak amacıyla çok taraflı antlaşmalar imzalanmıştır. Bu doğrultuda 19371937 yılında hayata geçirilen Sadabat Paktı hakkında verilen aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pakt hükümlerine göre, üyelerden birine yapılacak bir dış saldırıda diğer üyeler otomatik olarak savaşa girme ve askeri yardım yapma yükümlülüğündedir.

Cevap

Pakt hükümlerine göre üyelerin birbirine otomatik askeri yardım yapma yükümlülüğü bulunduğu ifadesi yanlıştır.
Sadabat Paktı, tarafların birbirine saldırmayacağını, sınırlarına saygı duyacağını ve birbirinin iç işlerine karışmayacağını taahhüt ettikleri bir 'saldırmazlık paktı' niteliğindedir. Antlaşma, üyelerden birinin dış bir saldırıya uğraması durumunda diğer üyelerin askeri olarak yardıma gelmesini veya savaşa katılmasını zorunlu kılan hükümler içermemektedir. Bu nedenle, askeri yardım yükümlülüğünden bahseden ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın imzalanma amacını ve taraflarını belirleyin.
Pakt, 19371937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Doğu sınırlarının güvenliği için imzalanmıştır.
Konunun sınırlarını ve temel özelliklerini hatırlamak için.
2
Antlaşmanın hukuki niteliğini (saldırmazlık vs. savunma ittifakı) analiz edin.
Belge bir 'Saldırmazlık Paktı'dır; üyelerin birbirine saldırmayacağını ve iç işlerine karışmayacağını taahhüt eder.
Paktın taraflara yüklediği gerçek sorumlulukları anlamak için.
3
Askeri yardım zorunluluğu olup olmadığını kontrol edin.
Antlaşma metninde dışarıdan gelen bir saldırıda üyelerin ortak askeri müdahale yapacağına dair bir madde bulunmamaktadır.
Yanlış olan seçeneği ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Hukuki Niteliği (Saldırmazlık Paktı)

İpuçları

1
Bu antlaşma Batı'daki Balkan Antantı'nın Doğu'daki karşılığıdır.
2
Paktın imzalanmasında Suriye'nin Hatay ve sınır sorunları nedeniyle dışarıda kaldığını hatırlayın.
3
Antlaşma bir 'saldırmazlık' sözleşmesidir, bu da üyelerin bir dış saldırıda birbirine asker göndermek zorunda olmadığı anlamına gelir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın ortak üyelerini ve bu paktların II. Dünya Savaşı ile nasıl etkisiz hale geldiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 480Soru

Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen raportör Sandler'in hazırladığı ve Hatay’ın Suriye’den ayrı bir siyasi varlık (entiteentite distinctedistincte) olarak kabul edilmesini öngören rapor, bölgenin geleceğiyle ilgili aşağıdaki aşamalardan hangisine doğrudan hukuki zemin oluşturmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay Bağımsız Cumhuriyeti’nin kurulmasına

Cevap

Sandler Raporu, Hatay'ın Suriye'den idari ve siyasi olarak ayrılmasını sağlayarak Hatay Bağımsız Cumhuriyeti'nin kurulmasına hukuki dayanak oluşturmuştur.
Sandler Raporu, Milletler Cemiyeti nezdinde Hatay'ın Suriye'den ayrı bir anayasası ve yönetimi olan özel bir varlık olduğunu tescillemiştir. Bu durum, Hatay'ın 19381938 yılında bağımsız bir cumhuriyet olarak kurulmasının temelini atmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sandler Raporu'nun içeriğini analiz etmek
Rapor, Hatay'ın Suriye'ye bağlı ancak 'ayrı bir varlık' (entiteentite distinctedistincte) olduğunu kabul eder.
Bu statü, bölgenin Suriye'den bağımsız hareket etmesinin önünü açan ilk uluslararası belgedir.
2
Hukuki statünün siyasi sonucunu belirlemek
Bölge 19381938 yılında bağımsızlığını ilan ederek Hatay Cumhuriyeti adını almıştır.
Uluslararası alanda kabul edilen 'ayrı varlık' statüsü, devletleşme sürecinin meşruiyet kaynağı olmuştur.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Hatay'ın Bağımsızlık Süreci

İpuçları

1
Sandler Raporu, Hatay'ın 'ayrı bir varlık' olduğunu kabul ederek kime olan bağımlılığını zayıflatmıştır?
2
Bölgenin anavatana katılmasından hemen önceki ara aşama, kendi bayrağı ve meclisi olan bir yapıdır.
3
İsveçli temsilci Sandler'in raporu, 19381938 yılında kurulacak olan devletin 'ayrı yönetim' esaslarını belirlemiştir.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katılma sürecinde 19391939 tarihinde Türkiye ile Fransa arasında imzalanan son antlaşmayı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 24 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 24 | Examkin