Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 541Soru

Yeni Türk Devleti, Lozan’da borçların paylaştırılmasını kabul etmiş ve 19281928 yılında alacaklı devletlerle (başta Fransa) ilk taksitlendirme planını imzalamıştır. Ancak kısa süre sonra küresel ölçekli mali sarsıntılar ve uluslararası hukukta ortaya çıkan yeni düzenlemeler, Türkiye’nin borç yükünü hafifletmek adına tekrar masaya oturmasını sağlamıştır.

19331933 yılında imzalanan yeni Paris Borçlar Sözleşmesi ile sağlanan en önemli teknik "mali avantaj" ve bu sürecin hukuki zeminini/gerekçesini oluşturan "uluslararası gelişme" eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların "Altın Frank" yerine "Kağıt Frank" üzerinden hesaplanarak reel tutarın düşürülmesi — Hoover Moratoryumu

Cevap

Borçların 'Altın Frank' yerine 'Kağıt Frank' üzerinden hesaplanarak reel tutarın düşürülmesi ve Hoover Moratoryumu eşleşmesidir.
Doğru seçenek, 19331933 anlaşmasının teknik başarısını (Altın Frank - Kağıt Frank dönüşümü) ve bu süreci başlatan uluslararası hukuki dayanağı (Hoover Moratoryumu) tam olarak karşılar. Kağıt Frank'a geçiş, Türkiye'nin kasasından çıkan reel değerin azalmasını sağlayan en kritik kazanımdır.

Adım Adım Çözüm

1
19281928 Anlaşması'nın şartlarını analiz et.
19281928 yılında imzalanan ilk sözleşme, ödemelerin 'Altın Frank' (sabit ve yüksek değerli) üzerinden yapılmasını öngörüyordu.
Bu durum, Türkiye'nin ödeme yükünü oldukça ağırlaştırmaktaydı.
2
19291929 Krizinin ve Hoover Moratoryumu'nun etkisini değerlendir.
Hoover Moratoryumu (19311931), kriz nedeniyle devletlerin borç ödemelerini ertelemesine olanak tanıdı; Türkiye de bu haktan yararlanmak için başvurdu.
Küresel kriz nedeniyle Türkiye'nin ihraç malları değer kaybetmiş ve ödeme gücü azalmıştır.
3
19331933 Anlaşması'nın getirdiği teknik değişikliği saptan.
19331933 Paris Anlaşması ile borçların 'Kağıt Frank' (değeri düşmüş olan) üzerinden hesaplanması kabul edildi.
Bu teknik değişiklik, Türkiye'nin reel borç yükünü yaklaşık %5050 oranında hafifleten muazzam bir diplomatik kazanımdır.

Anahtar Kavram

19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi ve Kağıt Frank Kazanımı

İpuçları

1
19331933 Anlaşması'nda kullanılan para biriminin (Frank) cinsine ve 19301930'lardaki uluslararası erteleme ilanına odaklanın.

Daha Fazla Pratik

19331933 Borçlar Sözleşmesi'nin, Düyun-u Umumiye İdaresi'nin Türkiye'deki yetkileri üzerindeki son etkilerini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 542Soru

Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan 1923 tarihli Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde, İstanbul Rumlarının "etabli" (yerleşik) sayılabilmesi için 30 Ekim 1918 tarihinden önce şehre yerleşmiş olmaları şartı getirilmiştir. Bu tarih sınırı, iki ülke arasında uzun süren bir siyasi krize yol açmıştır. 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu krizin aşılmasını sağlayan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın "etabli" (yerleşik) kabul edilmesi

Cevap

İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın "etabli" (yerleşik) kabul edilmesi
Doğru cevap, 1930 Ankara Antlaşması'nın en temel özelliğini yansıtır. Bu antlaşma ile 1923'ten beri süregelen 'kimlerin yerleşik sayılacağı' kavgası, tarih şartının kaldırılması ve her iki bölgedeki mevcut azınlıkların yerleşik kabul edilmesiyle son bulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kaynağını belirle.
1923 Sözleşmesi'ndeki 30 Ekim 1918 tarih sınırı uyuşmazlığın temelidir.
Yunanistan daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak için bu tarihe itiraz etmiştir.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz et.
Antlaşma ile "tarih sınırlaması" tamamen kaldırılmıştır.
İki ülke arasındaki gerginliği bitirmek için pratik bir çözüm yoluna gidilmiştir.
3
Çözümün sonucunu tespit et.
İstanbul'daki tüm Rumlar ve Batı Trakya'daki tüm Türkler yerleşik (etabli) sayılmıştır.
Bu düzenleme ile nüfus mübadelesi sorunu kesin olarak çözülmüştür.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
1923'teki sorun, Rumların İstanbul'a hangi tarihte geldiği üzerinden çıkmıştı.
2
Türkiye, 30 Ekim 1918'den sonra gelenleri göndermek istiyordu; Yunanistan ise kalmalarını savunuyordu.
3
1930'daki çözümde bu tarih şartı tamamen çöpe atıldı.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşmadan sonra başlayan Türk-Yunan dostluk sürecinin Balkan Antantı'na nasıl zemin hazırladığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 543Soru

19291929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın yarattığı mali daralma sonucunda Türkiye, 19281928 Paris Sözleşmesi ile belirlenen ödeme şartlarını yerine getirmekte zorlanmış; bu süreçte Hoover Moratoryumu’ndan yararlanarak ödemeleri geçici olarak askıya almıştır. Borçların Türkiye’nin bütçe imkanlarına uygun hale getirilmesi amacıyla 19331933 yılında alacaklı devletlerle (başta Fransa) yeni bir anlaşma imzalanmıştır.

Buna göre, 19331933 Dış Borçlar Anlaşması ile getirilen ve Türkiye’nin ödeme yükünü hafifletmeyi amaçlayan temel teknik düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borç birimi olarak "Altın Frank" yerine değer kaybeden "Fransız Kağıt Frangı"nın esas alınması ve takas (clearing) sisteminin uygulanması

Cevap

1933 Anlaşması ile borçların Altın Frank yerine Fransız Kağıt Frangı üzerinden ödenmesi ve takas (clearing) sistemine geçilmesi kabul edilmiştir.
Doğru yanıt olan düzenleme, borçların ödenmesinde 'Altın Frank' yerine daha düşük değerli olan 'Fransız Kağıt Frangı'nın kullanılması ve Türkiye'nin dış ticaretini canlandırmak adına mal karşılığı ödeme yapılabilmesini sağlayan 'takas ve clearing' sistemidir. Bu iki hamle Türkiye'nin kriz döneminde borçlarını sürdürülebilir bir şekilde ödemesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1929 Ekonomik Buhranı'nın dış borçlar üzerindeki etkisini analiz edin.
Dünya genelindeki kriz Türkiye'nin ihracat gelirlerini düşürmüş ve 1928'de belirlenen taksitlerin ödenmesini imkansız kılmıştır.
Borçların ödenememesinin temel nedeni küresel ekonomik daralmadır.
2
Hoover Moratoryumu ve Türkiye'nin bu süreçteki diplomatik hamlelerini değerlendirin.
Türkiye, Hoover Moratoryumu'na dayanarak ödemeleri durdurmuş ve en büyük alacaklısı olan Fransa ile masaya oturmuştur.
Uluslararası hukuk zemininde ödeme kolaylığı talep edilmiştir.
3
1933 Paris Anlaşması'nın teknik içeriğini belirleyin.
Borç miktarı indirilmiş, para birimi Kağıt Frank olarak değiştirilmiş ve ihracatı destekleyen takas (clearing) sistemi getirilmiştir.
Kağıt frangın değer kaybetmesi ve takas sistemi Türkiye'nin ödeme kapasitesini artırmıştır.

Anahtar Kavram

1933 Dış Borçlar Yapılandırması (Kağıt Frank ve Takas Sistemi)

İpuçları

1
Türkiye'nin bu dönemde döviz sıkıntısı çektiğini ve ihracat mallarını borç ödemesinde kullanmak istediğini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

1933 Anlaşması'nın ardından borçların son taksitinin hangi yıl ödendiğini ve bu durumun tam bağımsızlık ilkesiyle ilişkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 544Soru

19301930’lu yıllarda İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması ve Japonya’nın Uzak Doğu’daki yayılmacı politikaları, Milletler Cemiyeti’nin kolektif güvenlik sistemine olan güveni sarsmıştır. Bu revizyonist politikaların Boğazlar’ın güvenliğini tehdit etmesi üzerine Türkiye, Lozan’da kurulan statükonun değiştirilmesi için diplomatik bir seferberlik başlatmıştır. 2020 Temmuz 19361936 tarihinde imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanan yeni düzenlemeler dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki kısıtlanmış egemenlik haklarının 'kayıtsız şartsız' kendisine geçtiğinin en temel hukuki kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilmesi
Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu komisyonun tüm görev ve yetkileri Türkiye'ye devredilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki karar alma yetkisini başka hiçbir güçle paylaşmadığını, dolayısıyla tam ve mutlak egemenliğin sağlandığını gösteren en temel hukuki kanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ndeki (1923) kısıtlamayı hatırla.
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi, başkanı Türk olan ancak uluslararası bir heyetten oluşan bir komisyona bırakılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin 'bağımsız devlet' ve 'tam egemenlik' ilkelerine aykırı bir 'devlet içinde devlet' görüntüsü yaratıyordu.
2
Montrö Sözleşmesi'nin (1936) getirdiği köklü değişikliği analiz et.
Montrö ile bu komisyon tamamen kaldırılmış ve tüm yetkileri (sağlık denetimi, geçiş kontrolü vb.) Türk makamlarına geçmiştir.
Komisyonun varlığı, egemenlik önündeki en büyük engeldi; kaldırılması egemenliğin tam ve mutlak olduğunu gösterir.
3
Askeri ve sivil düzenlemeleri ayırt et.
Askerden arındırılmış bölgelerin (Lozan'daki kısıtlama) Türkiye tarafından silahlandırılması bir güvenlik kazanımıdır, ancak 'yönetim yetkisi' doğrudan komisyonun kaldırılmasıyla ilgili hukuki bir egemenlik devridir.
Seçenekler arasında egemenliğin 'hukuki' ve 'yönetimsel' merkezi olan komisyonun durumu en temel kanıttır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak tam egemenliğin sağlanması

İpuçları

1
Lozan'da egemenliğimizi kısıtlayan en büyük engel olan 'uluslararası kurumun' akıbetini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö sözleşmelerini; yönetim, savunma ve savaş gemilerinin geçişi başlıkları altında bir tablo ile karşılaştırarak çalışmanız bu tür analiz sorularını çözmenizi kolaylaştıracaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 545Soru

Türkiye ve İngiltere arasında Lozan Barış Konferansı sonrasında en büyük kriz haline gelen Musul Sorunu, tarafların ikili görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine Milletler Cemiyeti'ne taşınmış ve nihayet 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur.

Buna göre, 1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun çözüm süreci ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu antlaşma ile belirlenen Irak sınırı, daha önce Sovyet Rusya ile imzalanan Moskova Antlaşması'ndaki sınır esaslarını temel almıştır.

Cevap

Türkiye ile Irak arasındaki sınırın Moskova Antlaşması esaslarına göre belirlendiği bilgisi yanlıştır; zira Moskova Antlaşması doğu sınırımızla ilgilidir.
Doğru olmayan bilgi, sınırın Moskova Antlaşması esaslarına göre belirlendiği ifadesidir. Moskova Antlaşması 16 Mart 1921'de Sovyet Rusya ile imzalanmış ve Batum'un Gürcistan'a bırakılması şartıyla Türkiye'nin Doğu sınırını düzenlemiştir. Oysa Musul ve Irak sınırı 5 Haziran 1926'da İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması ile ilk kez kesin olarak çizilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun Lozan'da çözülemeyen tek konu olduğunu ve çözümün Milletler Cemiyeti'ne bırakıldığını hatırla.
Sorunun uluslararası bir hakemlik sürecine girdiğini anlar.
Sürecin yasal dayanağını belirlemek için gereklidir.
2
1926 Ankara Antlaşması'nın temel hükümlerini (sınır çizgisi ve petrol hakkı) gözden geçir.
Musul'un Irak'a bırakıldığı ve %10 petrol payının alındığı doğrulanır.
Antlaşmanın içeriğini teyit etmek için gereklidir.
3
Seçeneklerde geçen diğer antlaşmaları (Moskova) ve olayları (Şeyh Sait) Musul süreciyle karşılaştır.
Moskova Antlaşması'nın 1921'de doğu sınırı için imzalandığı, Irak sınırıyla ilgisi olmadığı tespit edilir.
Kronolojik ve coğrafi hataları elemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ile Misak-ı Milli'den taviz verilerek Musul Sorunu'nun çözülmesi.

İpuçları

1
Türkiye'nin sınırlarını çizen antlaşmaların hangi ülkelerle ve hangi bölgeler için imzalandığını hatırla.
2
Moskova Antlaşması'nın doğu cephesindeki başarılar sonrası SSCB ile yapıldığını, Irak meselesinin ise çok daha sonra İngiltere ile çözüldüğünü düşün.
3
Musul Sorunu sırasında Türkiye'nin içerde bir Kürt isyanı (Şeyh Sait) ile uğraştığını ve bu durumun İngiltere'ye koz verdiğini unutma.

Daha Fazla Pratik

1921 Ankara Antlaşması (Fransa) ile 1926 Ankara Antlaşması'nın (İngiltere) farklarını tablo halinde karşılaştırarak çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 546Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında bölgesel güvenliği sağlamak amacıyla oluşturulan Balkan Antantı (19341934) ve Sadabat Paktı (19371937), hukuki bağlayıcılık ve tarafların birbirlerine karşı üstlendikleri askeri yükümlülükler açısından önemli farklılıklar barındırmaktadır. Balkan Antantı üyelerine 'sınırların karşılıklı güvenliğini garanti etme' ve bir saldırı durumunda ortak hareket etme yükümlülüğü getirirken; Sadabat Paktı daha çok 'saldırmazlık', 'iç işlerine karışmama' ve 'danışma' prensipleri üzerine inşa edilmiştir.

Sadabat Paktı'nı Balkan Antantı'ndan ayıran ve paktın 'fiili bir savunma ittifakı' haline gelmesini engelleyerek bir 'güvenlik ve iş birliği' belgesi niteliğinde kalmasına neden olan temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tarafların, pakt üyelerinden birine yönelik dış saldırı durumunda birbirlerine askeri yardım yapma (karşılıklı garanti) taahhüdünde bulunmaması

Cevap

Sadabat Paktı'nı Balkan Antantı'ndan ayıran temel özellik, tarafların birbirlerinin sınırlarını üçüncü bir devlete karşı ortaklaşa koruma taahhüdünde (karşılıklı garanti ve askeri yardım) bulunmamış olmasıdır.
Balkan Antantı'nda taraflar birbirlerinin sınırlarını 'garanti' ederek herhangi bir saldırı durumunda ortak savunma yapmayı taahhüt etmişlerdir. Ancak Sadabat Paktı metni incelendiğinde, tarafların birbirlerine askeri yardım yapma zorunluluğu getiren bir madde bulunmadığı, paktın sadece saldırmazlık ve sorunlarda danışma (müşavere) ile sınırlı kaldığı görülür. Bu durum paktın hukuki olarak 'gevşek' bir ittifak olmasına yol açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktların hukuki niteliğini analiz edin.
Balkan Antantı'nın bir 'garanti' (savunma) paktı, Sadabat Paktı'nın ise bir 'saldırmazlık' paktı olduğu görülür.
Balkan Antantı'nda taraflar sınırları koruma sözü verirken, Sadabat'ta sadece birbirine saldırmama sözü vermiştir.
2
Askeri taahhütleri karşılaştırın.
Balkan Antantı'nın gizli bir askeri protokolü varken, Sadabat Paktı'nda ortak bir askeri eylem planı yoktur.
Bu durum Sadabat Paktı'nın askeri açıdan daha gevşek bir yapıya sahip olmasına neden olmuştur.
3
Farkın temel nedenini belirleyin.
Sadabat Paktı'nın bir 'karşılıklı yardım' (savunma ittifakı) maddesi içermemesi temel farktır.
Pakt üyelerinin birbirlerine duyduğu güvenin Balkan Antantı üyeleri kadar yüksek olmaması ve bölgedeki karmaşık dengeler bu sonucu doğurmuştur.

Anahtar Kavram

Bölgesel Paktların Hukuki Niteliği (Saldırmazlık vs. Karşılıklı Garanti)

İpuçları

1
Bir paktın 'saldırmazlık' paktı olması ile 'savunma ittifakı' olması arasındaki temel farkı düşünün.
2
Balkan Antantı'nda 'sınırların karşılıklı garantisi' varken, Sadabat Paktı üyeleri birbirlerinin sınırlarına sadece 'saygı' duymayı taahhüt etmiştir.
3
Sadabat Paktı'nda, bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağına dair bir madde yoktur; bu da paktı askeri yardımdan mahrum bırakır.

Daha Fazla Pratik

Sadabat Paktı'nın 7. maddesinin (iç güvenlik ve aşiret hareketleri) neden paktın en önemli maddelerinden biri olduğunu araştırınız.

Alternatif Yöntem

Paktların imzalandığı coğrafi ve siyasi olgunluk düzeyini kıyaslayın: Balkanlar'da sınırların değişmezliği üzerine daha sert bir askeri anlaşma (Balkan Antantı) varken, Orta Doğu'da ülkelerin iç güvenliği ve birbirlerine müdahale etmemesi (Sadabat Paktı) öncelikliydi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 547Soru

Lozan Barış Antlaşması’nda yabancı okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine uyması kararlaştırılmış, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. 1925 yılında yayımlanan bir genelge ile bu okullarda Tarih, Coğrafya ve Türkçe derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Fransa ve Papalık, bu düzenlemelerin mevcut hakları ihlal ettiğini ileri sürerek konuyu uluslararası bir platformda müzakere etmeyi teklif etmiştir. Ancak Türkiye, bu talebi "bağımsızlık anlayışına aykırı" bularak reddetmiş ve kurallara uymayan okulların kapatılacağını ilan etmiştir.

Türkiye'nin bu tutumuyla doğrudan aşağıdakilerden hangisini hedeflediği savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim faaliyetlerini iç hukukun bir parçası sayarak, dış müdahaleleri egemenlik haklarına saldırı olarak nitelemesi

Cevap

Türkiye'nin eğitim faaliyetlerini iç hukukun bir parçası sayarak, dış müdahaleleri egemenlik haklarına saldırı olarak nitelemesi.
Türkiye, yabancı okullar meselesini Lozan Antlaşması'ndaki hükümlere dayanarak bir iç mesele (iç hukuk konusu) olarak görmüştür. Fransa ve Papalık'ın konuyu uluslararası düzeye taşıma girişimlerini egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirmiş ve bu tutumuyla devletin tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkesini korumayı hedeflemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Yasal dayanakların belirlenmesi
Lozan Antlaşması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı okulları Türk denetimine soktuğu görülür.
Konunun hukuki altyapısını anlamak için bu belgeler temel teşkil eder.
2
Diplomatik krizin analizi
Fransa ve Papalık'ın uluslararası konferans talebine karşı Türkiye'nin 'iç mesele' yanıtını verdiği saptanır.
Dış politikanın temel ilkesi olan 'mütekabiliyet' ve 'egemenlik' kavramlarını test etmek gerekir.
3
Sonuca ulaşma
Türkiye'nin tavizsiz tutumunun ardındaki temel amacın 'ulusal egemenlik' olduğu sonucuna varılır.
Bağımsız bir devletin kendi sınırı içindeki okulu denetlemesi egemenlik hakkıdır.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu ve Ulusal Egemenlik

İpuçları

1
Türkiye'nin 'Bu konu bizim iç meselemizdir' dediği dış politika olaylarını düşünün.
2
Lozan'da yabancı okulların hangi ülkenin kanunlarına tabi olacağı kabul edilmişti?
3
Türkiye, Fransa'nın konuyu uluslararası konferansa taşıma teklifini egemenlik haklarına aykırı bularak reddetmiştir.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun çözümünün Atatürk ilkelerinden hangileriyle (Milliyetçilik, Laiklik, Bağımsızlık) daha çok ilgili olduğunu analiz edebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruda geçen 'iç işlerine müdahale' ve 'bağımsızlık anlayışına aykırı' ifadeleri doğrudan 'ulusal egemenlik' ve 'iç hukuk' kavramlarına yönlendirir. Seçeneklerde bu kavramları içeren ifadeyi bulmak çözümü hızlandırır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 548Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1932 yılları arasında daha çok "Lozan Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin barışçı yollarla çözümü" üzerine yoğunlaşırken, 1932-1939 yılları arasında "uluslararası iş birliği ve bölgesel güvenlik kuşakları oluşturma" stratejisine yönelmiştir.

Türk dış politikasının 1932 yılından itibaren bu ikinci evreye geçiş yapmasında ve çok taraflı diplomasiye ağırlık vermesinde aşağıdakilerden hangisinin temel bir gerekçe olduğu söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Totaliter rejimlerin yayılmacı politikalarının dünya barışını ve mevcut statükoyu tehdit etmeye başlaması

Cevap

Dış politikanın güvenlik odaklı hale gelmesinin temel sebebi, totaliter rejimlerin (İtalya ve Almanya) yayılmacı politikalarının yarattığı savaş tehdididir.
Türk dış politikasında 1932 yılı bir dönüm noktasıdır. Bu tarihe kadar Lozan'dan kalan ikili sorunlar (Borçlar, Okullar, Mübadele) çözülmüş; 1932'den itibaren ise dünyada artan savaş tehdidine (özellikle İtalya ve Almanya'nın saldırganlığı) karşı bölgesel ittifaklar ve uluslararası kuruluşlarla barışı koruma yoluna gidilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dönemlerini analiz etme
1923-1932 arası Lozan'ın tasfiyesi, 1932-1939 arası kolektif güvenlik dönemidir.
Dönemsel karakter farkını anlamak için temel öncelikleri belirlemek gerekir.
2
Dünya konjonktürünü değerlendirme
1930'lu yıllarda İtalya (Mussolini) ve Almanya (Hitler) revizyonist politikalar izlemeye başlamıştır.
Türkiye'nin güvenlik paktlarına yönelme ihtiyacı dış tehditlerle doğrudan ilişkilidir.
3
Uluslararası iş birliği adımlarını eşleştirme
Milletler Cemiyetine giriş, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı bu tehditlere karşı alınan önlemlerdir.
Bu adımlar Türkiye'nin barışçı ve statükoyu koruyan duruşunun kanıtıdır.

Anahtar Kavram

Türk dış politikasının dönemsel değişimi ve kolektif güvenlik anlayışı

İpuçları

1
1930'lu yıllarda dünyada hangi liderlerin ve rejimlerin yükselişe geçtiğini düşünün.
2
Türkiye'nin Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı'na (1937) neden ihtiyaç duyduğunu analiz edin.
3
İkinci dönemin karakteri olan 'güvenlik' ihtiyacı, genellikle dışarıdan gelen bir 'tehdit' ile açıklanır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılan devletlerin hangileri olduğunu ve neden bu paktlara ihtiyaç duyulduğunu tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 549Soru

1936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimine son vereceğini açıklamasıyla başlayan süreçte, Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli diplomat Sandler'ın hazırladığı rapor Hatay Sorunu'nda yeni bir hukuki dönem başlatmıştır. 1937 yılında yürürlüğe giren "Hatay (Sancak) Statüsü ve Anayasası" ile kurulan bu uluslararası düzenleme dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söz konusu statünün özelliklerinden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sancak'ın savunma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Türkiye'ye bölgede sınırsız sayıda askeri garnizon kurma yetkisi verilmesi

Cevap

Sandler Raporu ve 1937 Statüsü, Türkiye'ye bölgede sınırsız askeri garnizon kurma yetkisi vermemiş, aksine bölgenin statüsünü korumak için Türkiye ve Fransa'ya ortak sorumluluk yüklemiştir.
Sandler Raporu ve 1937 yılında yürürlüğe giren statüye göre Hatay (Sancak), silahsızlandırılmış bir bölge olarak kabul edilmiş ve güvenliğin yerel bir jandarma birimi ile sağlanması öngörülmüştür. Türkiye'ye bu statü ile bölgede sınırsız askeri garnizon kurma hakkı tanınmamış; aksine, bölgenin toprak bütünlüğü Türkiye ve Fransa'nın ortak garantörlüğü altına alınmıştır. Türk askeri bölgeye ancak 1938'de yapılan ek askeri antlaşmalar sonucunda asayişi sağlamak üzere girebilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Fransa'nın 1936'da Suriye mandasından çekilme kararının etkisini analiz etme
Hatay'ın geleceğinin belirsizleşmesi üzerine konunun Milletler Cemiyeti'ne taşındığı görülür.
Sürecin başlangıcını ve hukuki zemini anlamak için gereklidir.
2
1937 Sandler Raporu'nun getirdiği 'Ayrı Varlık' (Entité Distincte) kavramını değerlendirme
Hatay'ın iç işlerinde bağımsız ancak dış işlerinde (bazı yetkiler hariç) Suriye'ye bağlı bir statü kazandığı tespit edilir.
Statünün en karakteristik özelliğini belirlemek için gereklidir.
3
Ekonomik ve askeri kısıtlamaları inceleme
Bölgenin silahsızlandırıldığı, gümrük ve para biriminin Suriye ile ortak olduğu anlaşılır.
Seçeneklerdeki teknik detayları doğrulamak için gereklidir.
4
Askeri müdahale ve ilhak sürecinin zamanlamasını kontrol etme
Türkiye'nin askeri varlığının 1938'de başladığı, doğrudan ilhakın ise 1939'da meclis kararıyla olduğu saptanır.
1937 Statüsü'nün sınırlarını belirleyerek yanlış seçeneği elemenin yoludur.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu (1937 Hatay Statüsü)

İpuçları

1
Sandler Raporu'nun Hatay'ı tam bağımsız bir devlet mi yoksa 'ayrı bir varlık' mı yaptığını hatırlayın.
2
1937 yılında Hatay'ın hala Suriye mandası ile dış ilişkiler ve ekonomi açısından bağlarının devam edip etmediğini düşünün.
3
Türk askerinin Hatay'a girişi Sandler Raporu ile mi oldu yoksa 1938'deki askeri antlaşma sonrası mı?

Daha Fazla Pratik

1937 Sandler Raporu ile 1939 Anavatana Katılma kararı arasındaki hukuki farkları karşılaştırarak kronolojik süreci pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 550Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikası; temel amaçlar, yöntemler ve karşılaşılan sorunların niteliği bakımından 192319301923-1930 ve 193019391930-1939 yılları olmak üzere iki ana evreye ayrılmaktadır.

Buna göre, **193019391930-1939** yılları arasını kapsayan ikinci evrede Türkiye'nin dış politika stratejisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dünya barışını tehdit eden yayılmacı politikalara karşı statükoyu korumak amacıyla uluslararası iş birlikleri ve paktlar içerisinde yer alınmıştır.

Cevap

Dünya barışını tehdit eden yayılmacı politikalara karşı statükoyu korumak amacıyla uluslararası iş birlikleri ve paktlar içerisinde yer alınmıştır.
Doğru cevap olan ifade, Türkiye'nin 19301930 sonrasında değişen dünya konjonktürüne (özellikle İtalya ve Almanya'nın saldırgan tutumları) karşı geliştirdiği aktif güvenlik politikasını yansıtır. Türkiye bu dönemde mevcut sınırları korumak (statükoculuk) ve uluslararası dayanışma içinde olmak için bölgesel paktlara öncülük etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
192319301923-1930 arası 'Lozan'ın tasfiyesi', 193019391930-1939 arası 'kolektif güvenlik' dönemidir.
Dış politikadaki öncelik değişimini anlamak için tarihsel bağlamı belirlemek gerekir.
2
İkinci dönemin (1930-1939) temel dinamiklerini belirleme
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları (Revizyonizm) dünya barışını tehdit etmeye başlamıştır.
Dış politikadaki stratejik değişimin ana nedeni küresel güvenlik tehditleridir.
3
Türkiye'nin bu tehditlere tepkisini değerlendirme
Türkiye; Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö Sözleşmesi (1936) ve Sadabat Paktı (1937) ile güvenlik arayışına girmiştir.
Bu adımlar 'statükocu' ve 'kolektif güvenlik' odaklı bir dış politikanın göstergesidir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk dış politikasının 1930 sonrasındaki kolektif güvenlik ve barış odaklı aktif stratejisi.

İpuçları

1
19301930'lu yıllarda Avrupa'da hangi devletlerin saldırgan politikalar izlemeye başladığını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılan devletleri ve bu paktların hangi sınırlara yönelik güvenlik sağladığını tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 551Soru

1930'lu yıllarda Avrupa'da yükselen silahlanma yarışı ve mevcut sınırları değiştirme çabaları karşısında Türkiye, batı sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla bölgesel bir iş birliği arayışına girmiştir. Bu süreçte 1934 yılında Atina'da Balkan Antantı imzalanmış; ancak bu oluşum, bölge coğrafyasındaki tüm devletlerin katılım sağladığı tam kapsamlı bir ittifak niteliği kazanamamıştır.

Buna göre, Balkan Antantı'nın hedeflenen bölgesel genişliğe ulaşamamasında etkili olan temel faktör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan'ın sınırlarını genişletme isteği ve Arnavutluk'un İtalyan siyasi etkisi altında olması

Cevap

Bulgaristan'ın sınırlarını genişletme isteği ve Arnavutluk'un İtalyan siyasi etkisi altında olması
Doğru seçenek, paktın dışarıda kalan iki Balkan devleti olan Bulgaristan ve Arnavutluk'un özel durumlarını açıklar. Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri alma (revizyonizm) peşinde olduğu için statükoyu koruyan bu pakta girmemiştir. Arnavutluk ise o dönemde Adriyatik üzerinden İtalya'nın yoğun siyasi ve ekonomik baskısı altında olduğu için bağımsız hareket edememiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politik tehditlerini analiz etmek
1930'larda İtalya (Akdeniz) ve Almanya'nın (Avrupa) yayılmacı politikalarının barışı tehdit ettiği görülür.
Antantın kurulma amacı bu tehditlere karşı statükoyu (mevcut durumu) korumaktır.
2
Katılımcı ve katılmayan devletleri belirlemek
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya katılırken; Bulgaristan ve Arnavutluk dışarıda kalmıştır.
Bölgesel bir paktın neden tam kapsamlı olmadığını anlamak için dışarıda kalanların gerekçeleri incelenmelidir.
3
Katılmama gerekçelerini eşleştirmek
Bulgaristan'ın Ege Denizi'ne inme ve Dobruca/Makedonya gibi toprak talepleri (revizyonizm), Arnavutluk'un ise İtalya'ya olan bağımlılığı tespit edilir.
Bu iki temel faktör, paktın tüm Balkanları kapsamasını engellemiştir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na katılımı engelleyen faktörler (Revizyonizm ve Dış Baskı)

İpuçları

1
Balkan Antantı'na 'statükocu' (mevcut durumu koruyan) devletler katılmış, 'revizyonist' (sınırları değiştirmek isteyen) devletler katılmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının benzer bir gerekçeyle Sadabat Paktı'nda hangi devlet (Irak, İran, Afganistan değil, bir komşu devlet) tarafından sergilendiğini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 552Soru

19361936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimine son vereceğini açıklaması üzerine Türkiye, Misak-ı Millî sınırları içinde yer alan "Sancak" bölgesinin geleceği için Milletler Cemiyetine başvurmuştur. Bu diplomatik süreç sonucunda 22 Eylül 19381938 tarihinde kurulan Bağımsız Hatay Cumhuriyeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır güvenliğini korumak amacıyla kuruluşunun hemen ardından Sadabat Paktı'na üye olmuştur.

Cevap

Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin Sadabat Paktı'na üye olduğu bilgisi yanlıştır.
Bağımsız Hatay Cumhuriyeti, 22 Eylül 19381938 tarihinde kurulmuş ve yaklaşık 1010 ay sonra 19391939 Haziran ayında Türkiye'ye katılmıştır. Sadabat Paktı ise 19371937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Hatay Cumhuriyeti'nin bu pakta üye olması kronolojik ve siyasi olarak mümkün değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Hatay'ın bağımsızlık sürecindeki temel isimleri kontrol et.
Tayfur Sökmen cumhurbaşkanı, Abdurrahman Melek ise başbakandır.
Bu isimler Hatay Devleti'nin kurucu kadrosunun en önemli isimleridir.
2
Bağımsızlık sürecinin hukuki dayanağını değerlendir.
Sandler Raporu, bölgenin Suriye'den ayrı bir siyasi varlık olduğunu tescillemiştir.
Milletler Cemiyeti'nin bu kararı Türkiye'nin tezlerini doğrulamıştır.
3
Dönemin uluslararası paktları ile Hatay'ın ilişkisini kronolojik olarak incele.
Sadabat Paktı 19371937 tarihlidir, Hatay ise 19381938'de kurulmuş ve 19391939'da Türkiye'ye katılmıştır.
Hatay Cumhuriyeti'nin bu tür bir bölgesel pakta üye olması söz konusu değildir.

Anahtar Kavram

Hatay Sorunu'nun aşamaları ve Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin yapısı

İpuçları

1
Hatay'ın bağımsız bir devlet olarak varlık gösterdiği kısa süreyi (193819391938-1939) göz önüne getirin.
2
Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin yöneticilerini (Tayfur Sökmen, Abdurrahman Melek) ve bu süreci başlatan Sandler Raporu'nu hatırlayın.
3
Sadabat Paktı (19371937) ve Balkan Antantı (19341934) gibi paktların imzalanma tarihlerine odaklanarak Hatay'ın bağımsızlık ilanıyla arasındaki zaman farkını fark edin.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katıldığı tarih olan 19391939 yılının, Atatürk'ün vefatından sonra gerçekleşen bir olay olduğunu unutmayın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 553Soru

Atatürk Dönemi'nde 1937 yılında imzalanan Sadabat Paktı'na; Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile aralarındaki sınır anlaşmazlıkları nedeniyle dahil olmayan Orta Doğu devleti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suriye

Cevap

Suriye, Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır sorunları nedeniyle Sadabat Paktı'na katılmamıştır.
Sadabat Paktı, 1937 yılında Orta Doğu'da güvenliği sağlamak amacıyla Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında kurulmuştur. Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile arasındaki sınır ihtilafları nedeniyle bu oluşumun dışında kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın üye devletlerini ve kuruluş tarihini belirlemek.
Pakt; 8 Temmuz 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanmıştır.
Soruda istenen paktın kapsamını netleştirmek için üyeleri hatırlamak gerekir.
2
Bölge devletlerinden hangisinin pakt dışında kaldığını ve nedenini analiz etmek.
Suriye, o dönemde Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu ve komşusu Irak ile olan sınır anlaşmazlıkları sebebiyle bu ittifaka dahil olmamıştır.
Dış politikadaki ikili sorunların bölgesel ittifaklara etkisini belirlemek.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı ve Üyeleri

İpuçları

1
Sadabat Paktı, Doğu sınırlarını korumak için 4 devlet arasında imzalanmıştır.
2
Pakta katılmayan bu devlet, o dönemde Türkiye ile 'Hatay' konusunda diplomatik kriz yaşamaktaydı.
3
Türkiye'nin güney komşusu olan ve o dönemde Fransız mandasında bulunan devlet pakta dahil edilmemiştir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı üyeleriyle (TAYYARE) karşılaştırma yaparak kronolojik ve coğrafi ayrımı pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Paktın üyelerini 'TİİA' (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) olarak kodlayarak, listede bu kısaltmaya uymayan veya sorunlu olan devleti kolayca bulabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 554Soru

19231923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nin uygulanması sürecinde yaşanan "etabli" (yerleşik) uyuşmazlığı, Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'na taşınmasına rağmen hukuki yollarla çözülememiştir. Bu sorun, ancak 19301930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ile siyasi bir uzlaşıya dönüştürülmüştür.

19301930 yılında varılan bu uzlaşının temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın "yerleşik" kabul edilmesi

Cevap

1930 Ankara Antlaşması ile İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler, geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılmıştır.
Doğru cevap, 1930 yılındaki çözümün 'pragmatik' doğasını yansıtmaktadır. Türkiye ve Yunanistan, etabli uyuşmazlığını aşmak için kişilerin şehre geliş tarihlerine (Mondros öncesi/sonrası uyuşmazlığı) bakmaksızın, o an orada bulunanları yerleşik kabul ederek sorunu kökten çözmüşlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorun kaynağını belirle
Lozan'daki '30 Ekim 1918' tarih kriteri uyuşmazlığa neden olmuştur.
Yunanistan daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak isterken, Türkiye kriterin katı uygulanmasını savunmuştur.
2
1930 çözümünü analiz et
İki ülke arasındaki gerginlik, yaklaşan İtalyan tehdidi nedeniyle yerini iş birliğine bırakmıştır.
Siyasi yakınlaşma (Venizelos ve Atatürk dönemi), hukuki tıkanıklığın siyasi bir tavizle aşılmasını sağlamıştır.
3
Sonucu doğrula
Geliş tarihi şartı kaldırılarak mevcut nüfus dondurulmuştur.
Bu hamle ile Türk-Yunan dostluk dönemi başlamış ve 1934 Balkan Antantı'na zemin hazırlanmıştır.

Anahtar Kavram

1930 Ahali Sözleşmesi ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
Sorun, Lozan'daki 'tarih' şartının nasıl yorumlanacağı üzerinden çıkmıştı.
2
1930 yılında Atatürk ve Venizelos'un başlattığı dostluk süreci, uyuşmazlığın 'tarih' şartını kaldırarak aşılmasını sağlamıştır.
3
Etabli kelimesi 'yerleşik' demektir. 1930 antlaşmasıyla İstanbul'daki her Rum, ne zaman gelmiş olursa olsun yerleşik kabul edilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mübadele sorununun çözülmesinin ardından 1934 yılında kurulan Balkan Antantı'na Türkiye ve Yunanistan'ın öncülük etmesi arasındaki ilişkiyi inceleyin.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Musul (1926) ve Hatay (1939) gibi farklı tarihli ve farklı aktörlü konuları eleyerek uyuşmazlığın kendi içindeki 'tarih kriteri' değişimine odaklanabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 555Soru

Lozan Barış Konferansı’nda çözülemeyerek Türkiye ile İngiltere arasındaki ikili görüşmelere ve Milletler Cemiyeti’ne havale edilen Musul Sorunu, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşmuştur. Bu antlaşmanın hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bölgenin geleceği ve ekonomik haklar konusunda varılan mutabakatlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul petrollerinden elde edilecek gelirin %10’u 2525 yıl süreyle Türkiye’ye verilecektir.

Cevap

1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılırken, Türkiye'ye Musul petrollerinden elde edilecek gelirin %10'u 25 yıl süreyle verilmesi kararlaştırılmıştır.
Doğru seçenek, antlaşmanın 1414. maddesinde yer alan mali hükmü ifade eder. Türkiye, Musul üzerindeki haklarından feragat etmesi karşılığında bölgedeki petrol gelirinin bir kısmını (yüzde on) belirli bir süre (yirmi beş yıl) boyunca alma hakkı kazanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın tarihsel sürecini belirle.
Lozan'da çözülemeyen Musul sorununun 19261926 Ankara Antlaşması ile sonuçlandığı görülür.
Sorunun hangi antlaşma ile çözüldüğünü bilmek, doğru hükümleri analiz etmek için gereklidir.
2
Antlaşmanın toprakla ilgili hükümlerini hatırla.
Musul ve Kerkük Irak'a, Hakkari ise Türkiye'ye bırakılmıştır.
Toprak paylaşımları, yanlış seçenekleri (Hakkari'nin Irak'a bırakılması gibi) elemek için önemlidir.
3
Antlaşmanın ekonomik tavizlerini değerlendir.
Türkiye'nin kaybına karşılık petrol gelirlerinden pay alma hakkı tanınmıştır.
Misak-ı Milli'den verilen bu büyük taviz karşılığında elde edilen mali kazanç antlaşmanın temel maddelerinden biridir.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması hükümleri ve ekonomik kazanımlar

İpuçları

1
Türkiye'nin Musul'dan vazgeçmesi karşılığında elde ettiği tek somut kazanç ekonomiktir.
2
Bu ekonomik kazanç, bölgedeki yeraltı kaynaklarından (petrol) alınacak bir payı ve belirli bir süreyi kapsar.
3
Antlaşmada belirlenen süre 25 yıl, pay ise yüzde ondur.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümü sırasında iç politikada yaşanan Şeyh Sait İsyanı'nın dış politikaya etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 556Soru

99 Şubat 19341934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı, üye devletlerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almayı hedeflemiştir. Ancak paktın onaylanma sürecinde Yunanistan, anlaşma metnine paktın işleyişini ve kapsama alanını daraltan özel bir şerh (çekince) koymuştur.

Yunanistan'ın bu tutumu ve paktın diplomatik sınırları dikkate alındığında, söz konusu çekincenin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın, Yunanistan'ı herhangi bir 'Büyük Devlet' (özellikle Sovyetler Birliği) ile doğrudan silahlı bir çatışmaya sokma ihtimalini engellemek

Cevap

Paktın, Yunanistan'ı herhangi bir 'Büyük Devlet' (özellikle Sovyetler Birliği) ile çatışmaya sokmasını engelleyen çekince
Balkan Antantı'nda üyeler birbirlerinin sınırlarını garanti etmişlerdir. Ancak Romanya'nın Sovyetler Birliği ile toprak anlaşmazlığı (Bessarabya) bulunuyordu. Yunanistan, Romanya'ya bir Sovyet saldırısı olması durumunda kendisinin de Sovyetler Birliği ile savaşmak zorunda kalmasını istemediği için paktın yükümlülüklerini sadece Balkan devletleriyle sınırlı tutan bir çekince koymuştur. Bu durum paktın caydırıcılığını zayıflatan unsurlardan biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın temel amacını belirle
Pakt, yayılmacı (revizyonist) güçlere karşı Balkan sınırlarını korumak için kurulmuştur.
Konunun tarihsel bağlamını anlamak için paktın kuruluş motivasyonu bilinmelidir.
2
Dönemin büyük güçler dengesini ve üye ülkelerin endişelerini analiz et
Romanya'nın Sovyetler Birliği (SSCB) ile olan Bessarabya sorunu, paktın diğer üyeleri için risk oluşturmaktadır.
Pakt üyeleri arasında birbirini koruma taahhüdü olduğu için, bir üyenin büyük bir devletle savaşa girmesi diğerlerini de sürükleyebilir.
3
Yunanistan'ın özel şartını (şerhini) tespit et
Yunanistan, paktın kendisini bir 'Büyük Devlet' (SSCB) ile savaşa sokmaması şartını eklemiştir.
Bu bilgi, KPSS Tarih dersinde Balkan Antantı'nın zayıf yönlerini ve stratejik kısıtlılıklarını gösteren en üst düzey detaydır.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Sınırları ve Yunanistan'ın SSCB Çekincesi

İpuçları

1
Balkan Antantı üyelerinin (TAYYAR: Türkiye, Azerbaycan -hayır-, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) her birinin kendi sınır sorunları vardı.
2
Romanya'nın komşusu olan ve o dönemde dünyanın en büyük askeri güçlerinden biri olan devleti düşünün.
3
Yunanistan, Romanya'nın SSCB (Sovyetler Birliği) ile olan anlaşmazlığı yüzünden kendisinin de bu süper güçle savaşa girmesinden korkuyordu.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı arasındaki farkları, özellikle üye devletlerin hangi sınırlarını (batı vs doğu) korumaya çalıştıklarını karşılaştırın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 557Soru

19301930’lu yıllarda İtalya’nın Habeşistan’ı işgali ve Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması gibi revizyonist politikalar, Avrupa’da güvenlik endişelerini artırmıştır. Bu gelişmeleri gerekçe gösteren Türkiye’nin diplomatik çabaları sonucunda imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlanmıştır. Buna göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi doğrudan "egemenlik haklarının kısıtlanması" durumuna son verildiğinin kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak görevlerinin Türk hükümetine devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak görevlerinin Türk hükümetine devredilmesi
Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştı. Bu durum Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki hükümranlık hakkını kısıtlıyordu. 1936 Montrö Sözleşmesi ile bu komisyonun kaldırılması ve tüm yetkilerinin Türk devletine devredilmesi, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğinin önündeki en büyük engeli ortadan kaldırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ndeki (1923) kısıtlayıcı unsurları hatırla.
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmış ve kıyılar askerden arındırılmıştı.
Egemenlik kısıtlamasının ne olduğunu anlamak için önceki durumu bilmek gerekir.
2
Montrö Sözleşmesi (1936) ile bu unsurların nasıl değiştiğini analiz et.
Komisyon kaldırılmış, yetkileri Türkiye'ye geçmiş ve Türkiye'nin Boğazlar'da asker bulundurma hakkı tanınmıştır.
Tam egemenlik, bir bölgenin yönetim ve savunma hakkının tek bir devlete ait olmasıdır.
3
Seçenekler arasından egemenliği doğrudan pekiştiren köklü değişikliği bul.
Komisyonun kaldırılması, yönetimin tamamen Türk devletine geçmesini sağlayan en kritik maddedir.
Uluslararası bir kurulun varlığı, devletin kendi toprakları üzerindeki karar alma yetkisini (egemenliğini) kısıtlar.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki uluslararası denetimin (komisyon) sona ermesi ve tam egemenliğin sağlanması.

İpuçları

1
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi kime bırakılmıştı?

Daha Fazla Pratik

Montrö ile getirilen savaş gemisi kısıtlamalarının (tonaj ve süre) Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler arasındaki farkını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 558Soru

19371937 yılında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı, Türkiye'nin "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda doğu sınırlarını güvence altına alma girişiminin bir sonucudur. Paktın maddeleri ve dönemin diplomatik gelişmeleri analiz edildiğinde, bu ittifakın yapısı ve kapsamı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pakt, İtalya'nın Habeşistan'ı işgaliyle artan dış tehdide karşı bölgesel bir set çekmeyi amaçlarken; aynı zamanda tarafların kendi topraklarında komşu üyelerin güvenliğini tehlikeye atacak örgütlenmelere izin vermemesini öngörerek iç güvenliği de teminat altına almıştır.

Cevap

Pakt, İtalya'nın yayılmacılığına karşı bir dış güvenlik kuşağı oluştururken aynı zamanda üye devletlerin iç güvenliğini (ayrılıkçı faaliyetleri engelleme) korumayı amaçlayan bir yapıdadır.
Sadabat Paktı, sadece İtalya'nın dış tehdidine karşı değil, aynı zamanda o dönemde bölgede yükselen ayrılıkçı hareketlere karşı üye devletlerin (Türkiye, İran, Irak) birbirlerinin sınırlarına ve iç güvenliğine saygı duymasını sağlayan bir iç istikrar anlaşmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın üyelerini ve coğrafi konumlarını analiz etme.
Üyeler: Türkiye, İran, Irak ve Afganistan. Suriye dışarıda kalmıştır.
Üye yapısını bilmek, bölgesel kapsamı anlamak için temel adımdır.
2
Dış tehdit faktörünü değerlendirme.
İtalya'nın Habeşistan'ı (Etiyopya) işgali ve Akdeniz'deki saldırgan tutumu ana nedendir.
Paktın neden kurulduğunu anlamak, karakterini belirlemeye yardımcı olur.
3
Paktın maddelerindeki özel hükümleri inceleme.
Özellikle 7. madde, üyelerin birbirlerinin güvenliğini sarsacak gruplara (ayrılıkçı hareketler) izin vermemesini şart koşar.
Paktın sadece bir dış ittifak değil, aynı zamanda bir iç güvenlik iş birliği olduğunu kanıtlar.
4
Paktın hukuki niteliğini belirleme.
Bir saldırmazlık ve danışma paktıdır, otomatik bir askeri yardım (savunma ittifakı) değildir.
Balkan Antantı gibi diğer paktlarla olan temel farkı ayırt etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Bölgesel Güvenlik ve İç İstikrar Fonksiyonu

İpuçları

1
Paktın 7. maddesi, üye devletlerin birbirlerinin rejimini veya güvenliğini bozacak faaliyetlere karşı ortak bir duruş sergilemesini öngörür.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı arasındaki 'üyelik' ve 'katılmama nedenleri' (Bulgaristan ve Suriye örneği) üzerinden bir karşılaştırma yapınız.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 559Soru

Türkiye ile Fransa arasında 1936 yılında başlayan Hatay (Sancak) Meselesi'nin Milletler Cemiyeti nezdindeki çözüm sürecinde, İsveçli temsilci Sandler tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda 1937 yılında yürürlüğe giren "Hatay Statüsü" ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1937 Statüsü ile Türkiye'ye tanınan hakların, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde olduğu gibi bölge üzerinde doğrudan ve tam egemenlik hakkı tescillemesi

Cevap

1937 Statüsü ile Türkiye'ye tanınan hakların Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ndeki gibi tam egemenlik sağladığı bilgisi yanlıştır; çünkü bu statü sadece özerklik sağlayan bir ara aşamadır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, Boğazlar üzerinde Komisyonu kaldırarak tam ve mutlak egemenlik kurmuştur. Oysa 1937 tarihli Hatay Statüsü, bölgeyi sadece iç işlerinde özerk bir 'ayrı varlık' haline getirmiş, tam egemenlik (anavatana katılma) ise ancak 1939 yılında gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bu iki diplomatik sonucun aynı hukuki statüde olduğu bilgisi yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sandler Raporu ve 1937 Hatay Statüsü'nün hukuki kapsamını belirlemek.
Hatay'ın 'Ayrı Varlık' (Entité Distincte) statüsüyle iç işlerinde özerk, dış işlerinde Suriye'ye bağlı olduğu saptanır.
Bu rapor, Hatay'ın doğrudan Türkiye'ye katılmasını değil, bir geçiş süreci olarak özerkleşmesini öngörmüştür.
2
Elde edilen bu statüyü Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ile kıyaslamak.
Montrö'nün Türkiye'ye Boğazlar'da 'kayıtsız şartsız tam egemenlik' verdiği, ancak 1937 Hatay Statüsü'nün henüz 'tam egemenlik' sağlamadığı görülür.
KPSS düzeyinde 'özerklik' ile 'tam egemenlik' (ilhak/katılma) arasındaki hukuki farkın ayırt edilmesi gerekir.
3
Hatalı olan karşılaştırmayı içeren seçeneği tespit etmek.
Türkiye'ye 1937'de tam egemenlik verildiğini iddia eden yargının yanlış olduğu onaylanır.
Hatay üzerindeki tam Türk egemenliği ancak 1939'daki katılma kararıyla kesinleşmiştir.

Anahtar Kavram

Hatay'ın Diplomatik Dönüşüm Evreleri (Sancak -> Ayrı Varlık -> Cumhuriyet -> İl)

İpuçları

1
Hatay'ın 1937'deki statüsünün bölgeyi doğrudan Türkiye'ye mi bağladığını yoksa özerk mi kıldığını düşünün.
2
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı 'tam egemenlik' ile Hatay'ın 1937'deki 'ayrı varlık' statüsünü kıyaslayın.
3
Hatay anavatana 1937'de mi yoksa 1939'da mı katıldı? Bu sorunun cevabı sizi doğru seçeneğe götürecektir.

Daha Fazla Pratik

Hatay Cumhuriyeti'nin kurulması (1938) ve ilk cumhurbaşkanı ile başbakanının kimler olduğunu gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 560Soru

19301930’lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı ve Orta Doğu üzerindeki yayılmacı emelleri, bölge devletlerini ortak bir güvenlik şemsiyesi altında birleşmeye yöneltmiştir. Bu doğrultuda 19371937 yılında Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalanmıştır. Bu paktın oluşum süreci ve üyelik yapısı dikkate alındığında; Suriye'nin paktın dışında kalmasında belirleyici olan temel unsurlar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye ile yaşanan Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır ihtilafları

Cevap

Suriye'nin Sadabat Paktı'na katılmamasında Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır ihtilafları belirleyici olmuştur.
Suriye, Sadabat Paktı'na davet edilmesine rağmen iki temel nedenden dolayı katılmamıştır: Birincisi, Türkiye ile arasındaki Hatay egemenliği konusundaki anlaşmazlık; ikincisi ise Irak ile yaşadığı sınır ihtilaflarıdır. Bu iki sorun Suriye'nin paktın diğer iki önemli üyesiyle iş birliği yapmasını engellemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politik sorunlarını analiz etmek
Suriye'nin o tarihlerde hem Türkiye (Hatay) hem de komşusu Irak ile ikili sorunlar yaşadığını belirlemek
Bir paktın üye yapısını, ülkelerin birbiriyle olan ikili ilişkileri doğrudan etkiler.
2
Paktın kurulma amacını değerlendirmek
Paktın bölgesel barış ve sınır güvenliği için kurulduğunu ancak Suriye'nin mevcut sınır sorunları nedeniyle bu güveni hissetmediğini görmek
Saldırmazlık paktları, taraflar arasında çözülememiş toprak iddiaları varken sağlıklı işlemez.
3
Çeldirici paktları elemek
Bağdat Paktı (19551955) gibi kronolojik olarak uymayan seçenekleri dışarıda bırakmak
KPSS tarih sorularında paktların kronolojik sıralaması ve dönemleri en sık kullanılan çeldiricidir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı ve Suriye'nin Katılmama Gerekçeleri

İpuçları

1
Suriye'nin o dönemde Türkiye ile yaşadığı en büyük toprak sorununu düşünün.
2
Bir ülkenin bölgesel bir güvenlik paktına girmesi için komşularıyla sınır sorunu yaşamaması beklenir; Suriye'nin iki komşusuyla da sorunu vardı.
3
Özellikle Hatay meselesi Suriye'nin Türkiye ile yan yana gelmesini imkansız kılıyordu.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı üye devletlerini ve paktın dışında kalan Bulgaristan'ın gerekçelerini Sadabat Paktı ile karşılaştırarak çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 28 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 28 | Examkin