Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 521Soru

19371937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabat Paktı'nın içeriğinde; tarafların birbirlerinin iç düzenini sarsmaya yönelik kurulmuş dernek, teşkilat veya çetelerin faaliyetlerini engelleme taahhüdü yer almıştır.

Bu hükmün pakt metnine dahil edilmesi, imzacı devletlerin öncelikle hangi ortak soruna karşı bir "güvenlik iş birliği" zemini oluşturmaya çalıştığını göstermektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır bölgelerinde faaliyet gösteren ayrılıkçı aşiret ve topluluk hareketlerini kontrol altına almak

Cevap

Sınır bölgelerinde faaliyet gösteren ayrılıkçı aşiret ve topluluk hareketlerini kontrol altına almak
Sadabat Paktı'nın 7.7. maddesi, imzacıların birbirlerinin iç düzenini bozmaya yönelik kurulmuş dernek, teşkilat veya çetelerin faaliyetlerini engelleme ve sınır güvenliğini sağlama yükümlülüğünü içerir. Bu madde, özellikle Türkiye, İran ve Irak arasında o dönemde sorun yaratan sınır ötesi aşiret hareketlerini ve ayrılıkçı faaliyetleri kontrol altına alarak devlet otoritesini güçlendirmeyi hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Pakt metnindeki özel hükmü analiz et.
İç düzeni sarsan teşkilat ve çetelerin engellenmesi maddesi tespit edildi.
Soruda paktın genel varlık nedeni değil, özel bir maddesinin amacı sorulmaktadır.
2
İmzacı devletlerin (19301930'lu yıllardaki) ortak iç güvenlik sorunlarını düşün.
Türkiye, İran ve Irak'ın sınır bölgelerinde kontrolü zor aşiret hareketleri ve ayrılıkçı faaliyetler olduğu hatırlandı.
Bu devletlerin sınır güvenliği ve toprak bütünlüğü için bu tür bir iş birliğine ihtiyacı vardır.
3
Seçenekler arasında bu duruma en uygun olanı belirle.
Ayrılıkçı hareketlerin kontrol altına alınması seçeneği, metindeki 'çete ve teşkilatları engelleme' taahhüdüyle tam örtüşür.
Diplomatik metinlerde bu ifadeler genellikle sınır aşan gayrinizami unsurları hedefler.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Bölgesel Güvenlik ve Sınır Dokunulmazlığı Niteliği

İpuçları

1
Paktın sadece dışarıdaki büyük güçlere (İtalya gibi) karşı değil, içerideki otorite sarsıcı gruplara karşı da bir savunma mekanizması olduğunu düşünün.
2
Türkiye, İran ve Irak arasındaki sınır bölgelerinde o dönemde devletleri en çok uğraştıran 'devlet dışı aktörleri' hatırlamaya çalışın.
3
Soruda alıntılanan madde, 19301930'lu yıllarda sınırların henüz tam denetlenemediği bölgelerdeki aşiret faaliyetlerini ve ayrılıkçı örgütlenmeleri engellemek için pakt metnine eklenmiştir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nı üye devletlerin niteliği ve kuruluş amaçlarındaki 'revizyonizm karşıtlığı' açısından kıyaslayınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 522Soru

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye'nin egemenlik haklarını güçlendirirken aynı zamanda bölge barışını korumayı amaçlayan karmaşık bir hukuki denetim mekanizması kurmuştur. Sözleşmenin 2121. maddesiyle Türkiye'ye tanınan "kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması" durumunda Boğazlar'ı kapatma yetkisi, mutlak bir serbestlikten ziyade belirli bir uluslararası itiraz sürecine tabi tutulmuştur. Buna göre, Türkiye'nin söz konusu yetkiyi kullanması ve buna karşı işleyen denetim mekanizmasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye aldığı kararı Milletler Cemiyeti Konseyi'ne ve imzacı devletlere bildirmek zorundadır; Konsey'in üçte iki çoğunluğu ve imzacıların çoğunluğu kararı haksız bulursa Türkiye bu önlemleri geri almakla yükümlüdür.

Cevap

Türkiye'nin savaş tehdidi durumunda aldığı Boğazlar'ı kapatma kararı, Milletler Cemiyeti Konseyi'nin üçte iki çoğunluğu ve imzacı devletlerin çoğunluğu tarafından haksız bulunursa Türkiye bu kararı geri almak zorundadır.
Doğru seçenek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 2121. maddesinde yer alan teknik detayı tam olarak yansıtmaktadır. Türkiye, bir savaş tehdidi hissettiğinde Boğazlar'ı kapatabilir; ancak bu kararın meşruiyeti Milletler Cemiyeti Konseyi (üçte iki çoğunluk) ve imzacı devletlerin çoğunluğu tarafından denetlenebilir. Eğer bu merciler kararı haksız bulursa, Türkiye önlemleri kaldırmak zorundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşmenin 2121. maddesini analiz etme
Türkiye'nin savaş tehdidi altında Boğazlar'ı kapatma ve tahkim etme yetkisi olduğu belirlenir.
Sözleşmenin temel güvenlik maddesini anlamak için gereklidir.
2
Bildirim yükümlülüğünü kontrol etme
Türkiye'nin bu kararı derhal Milletler Cemiyeti'ne ve imzacı devletlere bildirmesi gerektiği görülür.
Uluslararası hukukun şeffaflık ilkesi gereğidir.
3
Denetim ve itiraz mekanizmasını değerlendirme
Milletler Cemiyeti Konseyi'nin 2/32/3 çoğunluğu ve imzacıların salt çoğunluğunun 'haksız bulma' yetkisi olduğu saptanır.
Sözleşmenin Türkiye'ye verdiği yetkiyi uluslararası bir denge ile sınırladığını gösterir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde 'Savaş Tehdidi' Rejimi ve Uluslararası Denetim

İpuçları

1
Montrö, Türkiye'ye Boğazlar'ı kapatma yetkisi verirken bu yetkiyi uluslararası bir 'itiraz' mekanizmasıyla dengelemiştir.
2
Savaş tehlikesi durumunda Türkiye kararını verir ve uygular, ancak bu kararı Milletler Cemiyeti'ne raporlamak zorundadır.
3
Sözleşmenin 2121. maddesine göre, Türkiye'nin kararını iptal edebilecek tek güç, Milletler Cemiyeti Konseyi'nin 2/32/3 çoğunluğu ve imzacıların salt çoğunluğunun ortak kararıdır.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö sözleşmelerini 'Boğazlar Komisyonu', 'Askerden arındırılmış bölgeler' ve 'Savaşta geçiş rejimi' kriterlerine göre karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.

Alternatif Yöntem

Hukuki mantık süzgeci: Uluslararası sözleşmelerde 'mutlak ve denetimsiz' yetkiler nadirdir. Lozan'ın kısıtlamaları kalkmış olsa da, Montrö'nün bir 'denge' sözleşmesi olduğunu hatırlayarak denetim içeren seçeneğe yönelmek mümkündür.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 523Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası, 192319321923-1932 ve 193219391932-1939 olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır. İkinci dönemde Türkiye; Milletler Cemiyeti’ne üye olmuş, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı’nın kurulmasına öncülük etmiştir.

Türkiye’nin 19301930’lu yıllarda izlediği bu aktif ve iş birliğine dayalı dış politika çizgisinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası barışı tehdit eden yayılmacı politikalara karşı bölgesel ve küresel güvenliği sağlama isteği

Cevap

Uluslararası barışı tehdit eden yayılmacı politikalara karşı bölgesel ve küresel güvenliği sağlama isteği
Doğru yanıt olan seçenek, Türkiye'nin 19301930'lu yıllarda izlediği aktif diplomasi ve kurduğu ittifakların ana nedenini açıklar. İtalya ve Almanya gibi devletlerin yayılmacı emellerine karşı Türkiye, 'kolektif güvenlik' anlayışını benimseyerek dünya barışına katkı sağlamayı ve kendi sınırlarını güvence altına almayı hedeflemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem Analizi
193219391932-1939 yılları arası, dünyada II. Dünya Savaşı'na giden sürecin ayak seslerinin duyulduğu dönemdir.
Dış politikanın şekillenmesinde küresel konjonktür belirleyicidir.
2
Tehdit Tespiti
İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı ve Almanya'nın silahlanması, Türkiye'nin güvenliğini tehdit etmiştir.
Yayılmacı devletlerin politikaları Türkiye'yi savunma önlemleri almaya itmiştir.
3
Politika Belirleme
Türkiye, tek başına kalmak yerine Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi kolektif güvenlik örgütlerine öncelik vermiştir.
Kolektif güvenlik, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesinin bir gereğidir.

Anahtar Kavram

Kolektif Güvenlik ve Statükoculuk

İpuçları

1
19301930'lu yılların başında Avrupa'daki siyasi atmosferi (silahlanma yarışı, totaliter rejimler) düşünün.
2
Türkiye'nin Balkan Antantı'nı batı sınırını, Sadabat Paktı'nı ise doğu sınırını korumak için kurduğunu hatırlayın.
3
Bu girişimler, tek bir ülkeye karşı saldırıdan ziyade, genel bir savaş tehdidine karşı 'birlikte hareket etme' (kolektif güvenlik) çabasıdır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin bu dönemde Milletler Cemiyeti'ne hangi ülkenin (İspanya ve Yunanistan) davetiyle girdiğini araştırarak üyelik sürecindeki prestijini pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik gruplandırma yaparak; 192319321923-1932 arasını 'Lozan'dan kalan sorunları çözme', 193219391932-1939 arasını ise 'Dünya barışına katkı ve sınır güvenliği' olarak kodlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 524Soru

Türkiye, 19201920’li yıllarda Musul Meselesi'nde Milletler Cemiyetinin (Cemiyet-i Akvam) yanlı tutumu nedeniyle bu kuruma karşı mesafeli bir duruş sergilemiştir. Ancak 19301930’lu yıllarda barışçı politikasını güçlendiren Türkiye, 1818 Temmuz 19321932 tarihinde cemiyete resmen üye olmuştur.

Türkiye’nin Milletler Cemiyetine katılım süreci, cemiyetin genel üyelik prosedüründen (başvuru usulü) farklı olarak aşağıdakilerden hangisi ile gerçekleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteği üzerine cemiyet tarafından üyeliğe davet edilmesiyle

Cevap

Türkiye, Milletler Cemiyetine kendi başvurusuyla değil, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen özel bir davet üzerine katılmıştır.
Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi dünya diplomasi tarihinde özel bir yere sahiptir. Çoğu devlet cemiyete katılmak için başvuru yaparken, Türkiye, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile cemiyet tarafından üyeliğe davet edilen ilk ve tek devlet olmuştur. Bu durum Türkiye'nin uluslararası alandaki gücünü ve barışçıl politikasının başarısını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin dış politika sürecini analiz et
Türkiye 19201920’lerde Musul sorunu nedeniyle cemiyete mesafelidir.
Cemiyetin İngiltere lehine karar vermesi güven sarsmıştır.
2
19301930’lu yıllardaki değişimi değerlendir
Türkiye barışçıl bir siyaset izleyerek uluslararası saygınlığını artırmıştır.
Uluslararası barışa katkı sağlamak devletin temel ilkesidir.
3
Katılım prosedürünü belirle
Normalde başvuru gerekirken Türkiye davet edilmiştir.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifi Türkiye'nin prestijini göstermektedir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Girişi

İpuçları

1
Türkiye'nin üyeliği normal bir başvuru süreciyle değil, prestijini artıran bir yöntemle olmuştur.
2
Üyeliğimiz için teklifi yapan ülke İspanya, destekleyen ise o dönem ilişkilerimizin düzeldiği Yunanistan'dır.
3
Türkiye, cemiyet tarafından resmen 'davet' edilen devlet olarak üyeliğe kabul edilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın hangi tehlikelere karşı kurulduğunu incelemek kronolojik bilgiyi pekiştirecektir.
Tahmini Süre:50s
Soru 525Soru

1923 Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının kapsamı ve hangi Rumların İstanbul'da kalabileceği konusundaki hukuki uyuşmazlık, Türk ve Yunan hükümetlerini savaşın eşiğine getirmiştir. Bu kriz, 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur.

1930 Ankara Antlaşması ile "etabli" sorununu çözen ve iki ülke ilişkilerinde dostluk sürecini başlatan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılması

Cevap

İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılması kararı ile sorun çözülmüştür.
1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile etabli (yerleşik) sorunu, tartışmalı olan 'tarih' kriterinin terk edilmesiyle çözülmüştür. Buna göre İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler, oraya ne zaman gelmiş olurlarsa olsunlar 'yerleşik' sayılmış ve mübadele dışı bırakılmışlardır. Bu uzlaşmacı tavır, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli krizinin nedenini belirle.
Lozan'da '30 Ekim 1918'den önce İstanbul'a gelen Rumlar yerleşiktir' maddesi vardı. Yunanistan daha sonra gelenleri de tutmak isteyince kriz çıktı.
Sorunun kaynağı, Rumların İstanbul'a geliş tarihlerinin belgelenememesi veya tartışmalı olmasıdır.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği çözümü analiz et.
Geliş tarihi ve doğum yeri ne olursa olsun, o an İstanbul'da bulunan Rumlar ve Batı Trakya'da bulunan Türkler 'etabli' kabul edildi.
Gerginliği bitirmek için 'tarih' şartı kaldırılarak mevcut durumun korunması (statüko) esas alınmıştır.
3
Siyasi sonucu değerlendir.
Türk-Yunan dostluğu başladı (Venizelos'un ziyareti) ve bu süreç 1934 Balkan Antantı'na zemin hazırladı.
Dış politikada sorunların çözülmesi bölgesel iş birliklerinin önünü açmıştır.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Kriterinin Esnetilmesi

İpuçları

1
Etabli sorunu, Lozan'da belirlenen 'tarih' şartının uygulanamamasından kaynaklanmıştır.
2
1930 yılında imzalanan antlaşma, tartışmaları bitirmek için mevcut nüfusu olduğu gibi kabul etme yoluna gitmiştir.
3
Antlaşmaya göre İstanbul'da o an bulunan Rumlar, şehre ne zaman geldiklerine bakılmaksızın kalıcı sayılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşmadan sonra başlayan Türk-Yunan dostluğunun 1934 yılında hangi bölgesel paktın kurulmasına yol açtığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 526Soru

Türkiye'nin 19321932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılım süreciyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi, bu üyeliği diğer devletlerin katılım süreçlerinden ayıran ve Türkiye'nin uluslararası prestijini gösteren temel özelliktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyete davet edilmesi

Cevap

Türkiye'nin İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyete davet edilmesi
Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) tüzüğüne göre, bir devletin üyeliği için o devletin yazılı başvuruda bulunması gerekiyordu. Ancak Türkiye, barışçı dış politikası ve uluslararası prestiji sayesinde bu kuralın dışına çıkılarak, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyete davet edilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin dünya barışına katkılarının uluslararası toplum tarafından takdir edildiğinin en önemli göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politika şartlarını değerlendirmek
Türkiye 19231923-19301930 yılları arasında Lozan'dan kalan sorunları çözmüş ve barışçı bir kimlik kazanmıştır.
Cemiyete girişin temelindeki diplomatik zemini anlamak gerekir.
2
Cemiyet tüzüğü ile Türkiye'nin durumunu karşılaştırmak
Normalde üyelik için 'başvuru' şartı varken, Türkiye için 'davet' usulü işletilmiştir.
Bu durum Türkiye'nin uluslararası alandaki gücünü ve vazgeçilmezliğini kanıtlar.
3
Davet eden devletleri belirlemek
İspanya teklif etmiş, Yunanistan ise bu teklifi desteklemiştir.
Bu bilgi, Türkiye'nin özellikle komşularıyla olan sorunlarını (nüfus mübadelesi vb.) çözdüğünü gösterir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete girişinde izlenen diplomatik 'usul' (yöntem), diğer devletlerinkinden farklıdır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girdikten sonra bu platformda çözüme kavuşturduğu ilk konunun Bozkurt-Lotus olayı mı yoksa Boğazlar sorunu mu olduğunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 527Soru

19231923 yılında imzalanan Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Boğazlar’ın her iki yakasında askerden arındırılmış bölgeler (demilitarize kuşaklar) oluşturulmuş ve bu bölgelerin güvenliği Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına alınmıştır. Ancak 19301930’lu yıllarda İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması gibi gelişmeler üzerine Türkiye, statünün değiştirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmuştur.

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu durumun yerini alan ve Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan sağlayan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Askerden arındırılmış kuşakların kaldırılarak Türk ordusuna Boğazlar’da tahkimat yapma ve asker bulundurma hakkı tanınması

Cevap

Askerden arındırılmış kuşakların kaldırılarak Türk ordusuna Boğazlar’da tahkimat yapma ve asker bulundurma hakkı tanınması
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan'da Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan 'askerden arındırılmış kuşak' uygulamasını sona erdirmiştir. Bu sayede Türk ordusu stratejik öneme sahip bu bölgelere yerleşmiş ve savunma hatlarını (tahkimat) kurma hakkını elde etmiştir. Bu durum, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki askeri ve siyasi kontrolünü mutlak hale getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan rejiminin askeri kısıtlamalarını analiz et
Lozan'a göre Boğazlar'ın her iki yakası 152015-20 km derinliğinde askerden arındırılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin bölgedeki savunma kabiliyetini engelliyor ve egemenliğini kısıtlıyordu.
2
Montrö Sözleşmesi'nin getirdiği askeri değişikliği belirle
Montrö ile askerden arındırılmış bölgeler (demilitarize kuşaklar) kaldırıldı.
Türkiye'nin kendi topraklarını savunma hakkı uluslararası hukuk tarafından tescil edildi.
3
Tahkimat ve askeri yerleşim hakkını doğrula
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Boğazlar bölgesine yerleşmesi ve tahkimat yapması sağlandı.
Bu durum Türkiye'nin hem Boğazlar hem de Karadeniz güvenliği üzerindeki tam kontrolünü kanıtlar.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi - Askeri Egemenlik ve Tahkimat Hakkı

İpuçları

1
Lozan'daki 'güvenlik garantisi' kimdeydi ve Montrö'de bu durum kime geçtiğini düşünün.
2
Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan 'silahsız bölgeler' ve 'uluslararası denetim' unsurlarının Montrö ile nasıl değiştiğine odaklanın.
3
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın Montrö'deki diplomatik başarısı, Boğazlar'da Türk askerinin tekrar varlık göstermesini sağlamıştır.

Daha Fazla Pratik

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni; Komisyon, Askeri Statü ve Geçiş Rejimi başlıkları altında karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken 'Tam Bağımsızlık' ilkesini rehber edinebilirsiniz. Seçeneklerden hangisi Türkiye'nin kendi toprağında istediği gibi hareket etmesini sağlıyorsa (asker bulundurmak gibi), doğru cevap odur.
Tahmini Süre:55s
Soru 528Soru

19341934 yılında Atina'da Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya arasında imzalanan Balkan Antantı, bölgede statükoyu koruma ve sınır güvenliğini sağlama amacı taşıyan 'statükocu' bir ittifaktır. Ancak paktın imzalanması sürecinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler, bu ittifakın bir 'kolektif savunma örgütü' olarak işlevselliğini ciddi ölçüde kısıtlamıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı'nın bölgesel bir güvenlik kuşağı oluşturma gücünü sınırlayan ve paktın askeri yükümlülüklerinin kapsamını daraltan en temel hukuki/siyasi faktördür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın yalnızca Balkanlı bir saldırgana karşı karşılıklı yardımı öngörmesi ve bir 'Büyük Güç'ün saldırısı durumunda yardımlaşma yükümlülüğü getirmemesi.

Cevap

Paktın yalnızca Balkanlı bir saldırgana karşı karşılıklı yardımı öngörmesi ve bir 'Büyük Güç'ün saldırısı durumunda yardımlaşma yükümlülüğü getirmemesi.
Balkan Antantı, imzacı devletlerin yalnızca 'Balkanlı' bir komşudan (özellikle Bulgaristan) gelecek saldırılara karşı birbirini savunmasını öngörüyordu. Pakt metnine eklenen protokoller ve özellikle Yunanistan'ın koyduğu çekince, bir Büyük Güç'ün (İtalya veya Almanya) saldırısını 'yardım yükümlülüğü' dışında bırakmıştır. Bu durum, paktın caydırıcılığını yerel bir seviyeye indirgemiş ve İkinci Dünya Savaşı tehlikesi karşısında paktın dağılmasına neden olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
19301930'lu yılların genel siyasi havasını analiz etmek.
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı (revizyonist) politikalarının Balkanlar'da büyük bir güvenlik tehdidi oluşturduğu saptandı.
Balkan Antantı'nın hangi tehlikeye karşı kurulduğunu anlamak için revizyonizm kavramını bilmek gerekir.
2
Paktın üye yapısını ve kapsamını incelemek.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın statükoyu (mevcut durumu) korumak için birleştiği görüldü.
Paktın üyeleri arasındaki uyumu ve ortak amacı belirlemek önemlidir.
3
Paktın 'Ek Protokol' ve 'Yunan Şerhi' gibi sınırlayıcı unsurlarını değerlendirmek.
Paktın yalnızca 'Balkanlı bir saldırgan' durumunda (örneğin Bulgaristan'ın saldırısı) devreye gireceği, bir Büyük Güç'ün (İtalya) saldırısında üyelerin birbirine yardım etme zorunluluğu olmadığı sonucuna varıldı.
Bu detay, paktın neden İkinci Dünya Savaşı öncesinde etkili bir koruma sağlayamadığını açıklayan kilit bilgidir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Bölgesel Sınırları ve Büyük Güçlere Karşı Etkisizliği

İpuçları

1
Balkan Antantı'na katılan devletlerin (T-G-Y-R) temel korkusunun Bulgaristan'ın yayılmacılığı olduğunu hatırlayın.
2
Paktın bir 'Büyük Güç' (İtalya gibi) karşısında üyelere bir savaş yükümlülüğü getirip getirmediğini sorgulayın.
3
Özellikle Yunanistan'ın, paktın kendisini İtalya ile bir savaşa sürüklemesini engellemek için koyduğu şerhi göz önüne getirin.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nı üye ülkeler ve tehdit algıları (Batı sınırı vs. Doğu sınırı) açısından karşılaştıran bir çalışma yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 529Soru

Atatürk dönemi dış politikasının 192319321923-1932 yılları arasındaki ilk safhasında Türkiye, daha çok Lozan’dan kalan ikili pürüzleri çözmeye ve yeni rejimi dünyaya tanıtmaya odaklanmıştır. Ancak 19301930’ların başından itibaren, İtalya ve Almanya’nın saldırgan politikalarıyla bozulan dünya barışı karşısında Türkiye; ideolojik kalıplara hapsolmadan, değişen şartları ve güç dengelerini analiz ederek bölgesel ittifaklara (Balkan Antantı ve Sadabat Paktı) öncülük etmiştir.

Türkiye’nin dış politikada izlediği bu "konjonktüre dayalı ve akılcı" tutum, aşağıdaki temel ilkelerden en çok hangisiyle ilişkilendirilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gerçekçilik

Cevap

Türkiye'nin dış politikada duygusallıktan uzak, dünya konjonktürünü ve güç dengelerini analiz ederek attığı akılcı adımlar 'Gerçekçilik' ilkesiyle doğrudan ilişkilidir.
Gerçekçilik ilkesi, dış politikada ideolojik saplantılar yerine milli çıkarları ve değişen dünya şartlarını esas almayı gerektirir. Türkiye'nin 19301930’lu yıllarda yaklaşan II. Dünya Savaşı tehdidini erkenden sezip Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi kolektif güvenlik sistemlerine dahil olması, dış dünyayı doğru analiz ettiğinin ve akılcı davrandığının kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın iki dönemini analiz etme
Birinci dönem (192319321923-1932) içe dönük ve sorun çözücüdür; ikinci dönem (193219391932-1939) ise dış tehditlere karşı aktif ve ittifak odaklıdır.
Dönemler arasındaki farkı anlamak, değişen stratejinin arkasındaki ilkeyi bulmayı sağlar.
2
Metindeki anahtar kavramları belirleme
"İdeolojik kalıplara hapsolmama", "değişen şartları analiz etme" ve "güç dengelerini gözetme" ifadeleri tespit edilir.
Bu kavramlar dış politikada rasyonalizm ve realizm (gerçekçilik) ile özdeşleşmiştir.
3
Kavram-İlke eşleştirmesi yapma
Dünya siyasetindeki gelişmelere göre esneklik gösterebilen ve hayalcilikten uzak duran ilkenin 'Gerçekçilik' olduğu sonucuna varılır.
Atatürk'ün "Biz hayalperest değiliz" sözü bu ilkenin temel dayanağıdır.

Anahtar Kavram

Gerçekçilik (Realizm) İlkesi

İpuçları

1
Türkiye'nin dış politikada 'hayalperest' değil, verilerle hareket etmesine odaklanın.
2
19321932 sonrası paktlara katılım, Avrupa'daki güç dengesinin bozulmasına karşı bir önlemdir.
3
Dış politikada şartlara uyum sağlama ve akılcı analiz yapma yeteneği hangi ilkeyle tanımlanır?

Daha Fazla Pratik

Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin statükoyu koruma çabasıyla olan ilişkisini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 530Soru

Lozan Antlaşması'nda çözüme kavuşturulmasına rağmen 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yarattığı ödeme güçlükleri nedeniyle 19331933 yılında yeniden düzenlenen dış borçlar meselesinde; Düyun-u Umumiye İdaresi'nin yetkilerinin feshedilerek ödeme kontrolünün tamamen Türkiye Cumhuriyeti'ne geçmesi, aşağıdakilerden hangisinin doğrudan bir sonucudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışının ekonomi alanına yansıtılmasının

Cevap

Düyun-u Umumiye'nin yetkilerinin kaldırılması ve kontrolün Türkiye'ye geçmesi, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışının ekonomi alanına yansıtılmasının bir sonucudur.
Düyun-u Umumiye İdaresi, Osmanlı döneminde yabancı devletlerin Osmanlı gelirlerine doğrudan el koyduğu, 'devlet içinde devlet' gibi çalışan bir kurumdu. 19331933 Borçlar Sözleşmesi ile bu idarenin tüm yetkilerinin feshedilmesi ve borç yönetiminin doğrudan Türk hükümetine geçmesi, Türkiye'nin mali kaynakları üzerindeki dış denetimi tamamen sona erdirmiştir. Bu durum, siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlık ve ulusal egemenlik ile taçlandırılması anlamına gelmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki borç düzenlemesini hatırlat
Borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletlere paylaştırılmış ve Düyun-u Umumiye'nin yürütme yetkisi kısıtlanmıştır.
Konunun tarihsel temelini belirlemek için.
2
19291929 Krizi ve Hoover Moratoryumu'nun etkisini analiz et
Dünya ekonomik krizi Türkiye'nin ödeme dengesini bozmuş, bu durum uluslararası çapta borç ertelemelerini (Hoover) gündeme getirmiştir.
19331933 düzenlemesine giden süreci anlamak için.
3
19331933 Sözleşmesi'nin teknik sonucunu değerlendir
Düyun-u Umumiye'nin yetkileri feshedilmiş, ödemeler Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin denetimine geçmiştir.
Düzenlemenin egemenlik hakları üzerindeki etkisini saptamak için.

Anahtar Kavram

Ekonomik Bağımsızlık (Misak-ı İktisadi)

İpuçları

1
Düyun-u Umumiye'nin yetkilerinin kaldırılmasının egemenlik hakları üzerindeki etkisini düşünün.
2
Yabancı bir idarenin devletin gelirlerini toplaması hangi temel ilkeye (bağımsızlık/bağımlılık) aykırıdır?
3
19331933 yılında borçların bitmediğini, sadece yönetim biçiminin değiştiğini ve 'Clearing' (takas) sistemi gibi yöntemlerin geldiğini unutmayın.

Daha Fazla Pratik

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın Türk ekonomisi üzerindeki etkilerini ve bu dönemde kabul edilen 'Koruyucu Gümrük Politikası' ile 'Devletçilik' ilkesini tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Soruya 'devlet içinde devlet' kavramından yola çıkarak yaklaşırsanız, yabancı bir idarenin varlığının sonlanmasının doğrudan egemenlik haklarıyla ilgili olduğunu görebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 531Soru

Türkiye’nin 19371937 yılında Orta Doğu’daki sınırlarını güvence altına almak amacıyla öncülük ettiği Sadabat Paktı’nın imzalanmasında etkili olan temel dış gelişme ve Türkiye ile yaşadığı sınır sorunları nedeniyle bu paktın dışında kalan devlet aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Habeşistan’daki yayılmacılığı – Suriye

Cevap

İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Habeşistan’daki yayılmacılığı – Suriye
Sadabat Paktı, 19371937 yılında İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve Orta Doğu’da yayılmacı bir politika izlemesi üzerine Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’da imzalanmıştır. Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır sorunları nedeniyle bu birliğe katılmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış tehdidin belirlenmesi
1930'lu yılların ikinci yarısında İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Akdeniz'deki 'Bizim Deniz' iddiası Orta Doğu ülkelerini tedirgin etmiştir.
Bölgesel ittifakların temel motivasyonu genellikle ortak güvenlik tehditleridir.
2
Katılımcı ve katılmayan devletlerin analizi
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan pakta imza atarken; Suriye, Türkiye ile olan Hatay sorunu ve Irak ile olan sınır anlaşmazlıkları nedeniyle paktın dışında kalmıştır.
Suriye'nin dışarıda kalma sebebi ikili ilişkilerdeki çözülememiş sorunlardır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı (1937) Üyeleri ve Kurulma Gerekçesi

İpuçları

1
Paktın kurulduğu yer olan Tahran'da bugün de Sadabat Sarayı bulunmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı üyelerini 'TAYYAR' ve 'Atİİ' kodlamalarıyla pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 532Soru

1930'lu yıllarda dünya barışını tehdit eden gelişmeler karşısında Türkiye, bölgesel güvenliğini sağlamak amacıyla hem batıda hem de doğuda dostluk ve iş birliği paktları kurmuştur. 1937 yılında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı da bu çabaların bir sonucudur.

Buna göre, Sadabat Paktı ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğru değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın temel amacı, Orta Doğu'daki komünizm tehlikesine karşı Batılı devletlerin öncülüğünde askeri bir blok oluşturmaktır.

Cevap

Paktın temel amacı, Orta Doğu'daki komünizm tehlikesine karşı Batılı devletlerin öncülüğünde askeri bir blok oluşturmaktır ifadesi yanlıştır.
Sadabat Paktı, 1937'de İtalya'nın yayılmacılığına karşı Türkiye'nin liderliğinde kurulmuş bölgesel bir saldırmazlık paktıdır. Batılı devletlerin (İngiltere gibi) dahil olduğu veya öncülük ettiği, komünizm tehdidine odaklanan pakt ise 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı'dır. Dolayısıyla paktın komünizme karşı askeri bir blok olduğu iddiası tarihsel olarak yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin küresel siyasi konjonktürünü analiz edin.
1937 yılı, II. Dünya Savaşı öncesi dönemi kapsar. Bu dönemde temel tehdit Sovyet komünizminden ziyade İtalya ve Almanya'nın revizyonist (yayılmacı) politikalarıdır.
Kronolojik doğruluk, dış politika sorularında hatalı eşleştirmeleri elemek için gereklidir.
2
Paktın imzacı devletlerini ve amaçlarını kontrol edin.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan üye ülkelerdir. Amaç; saldırmazlık, iç işlerine karışmama ve sınır güvenliğidir.
Sadabat Paktı'nın içeriğini Bağdat Paktı (1955) gibi Soğuk Savaş oluşumlarından ayırmak gerekir.
3
Yanlış olan seçeneği belirleyin.
Komünizm tehlikesi ve Batılı devletlerin (İngiltere/ABD) öncülüğü, 1950'li yılların (Bağdat Paktı/CENTO) özelliğidir.
Öğrencilerin en çok yaptığı hata, 1937 Sadabat Paktı ile 1955 Bağdat Paktı'nı birbirine karıştırmaktır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın (1937) bölgesel güvenlik ve saldırmazlık karakteri ile Bağdat Paktı'ndan (1955) farkı.

İpuçları

1
Paktın imzalandığı tarihi (1937) düşünün. Bu dönemde dünya henüz Soğuk Savaş'a girmemişti.
2
Paktın kimin tehdidine karşı kurulduğunu hatırlayın: Akdeniz'e 'Bizim Deniz' diyen devlet hangisiydi?
3
Komünizme karşı kurulan paktlar genellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra (1945 sonrası) ortaya çıkmıştır. Sadabat Paktı ise bir saldırmazlık antlaşmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'na katılmayan Balkan devletlerini (Bulgaristan ve Arnavutluk) ve nedenlerini Sadabat Paktı'ndaki Suriye örneğiyle karşılaştırarak çalışın.

Alternatif Yöntem

Eğer üye ülkeleri karıştırıyorsanız 'ATİA' (Afganistan, Türkiye, İran, Irak) şeklinde kodlayabilirsiniz. Ayrıca 1930'lu yıllardaki paktların (Balkan ve Sadabat) temelinde İtalya ve Almanya korkusunun yattığını unutmayın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 533Soru

Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan Mübadele Sözleşmesi'nde, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri "etabli" (yerleşik) kabul edilerek değişim kapsamı dışında tutulmuştur. Ancak Yunanistan'ın daha fazla Rum nüfusunu İstanbul'da tutmak istemesi üzerine, yerleşik sayılmak için gerekli olan "3030 Ekim 19181918 tarihinden önce orada bulunma" şartının hukuki yorumu iki ülke arasında büyük bir krize dönüşmüştür. 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu sorun kesin olarak karara bağlanmıştır.

Buna göre, 19301930 Ankara Antlaşması ile Nüfus Mübadelesi sorununun çözüme kavuşturulmasında uygulanan temel yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meseleyi hukuki bir ihtilaf olmaktan çıkarıp siyasi bir uzlaşıyla mevcut durumu kabul etmek

Cevap

Nüfus Mübadelesi sorunu, hukuki tartışmaların yerini mevcut durumun kabul edildiği siyasi bir uzlaşının almasıyla çözülmüştür.
Doğru cevap, sorunun hukuki tartışmalardan arındırılarak siyasi bir uzlaşıyla çözüldüğünü belirten seçenektir. 19231923 Lozan Antlaşması'ndan sonra 19301930 yılına kadar devam eden kriz, tarafların yerleşme tarihine (30 Ekim 1918) bakmaksızın mevcut yerleşik nüfusu 'etabli' kabul etmesiyle, yani pragmatik bir siyasi manevrayla çözülmüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin kaynağını belirle
Lozan'daki 'etabli' tanımı ve 3030 Ekim 19181918 tarihli yerleşme şartı hukuki bir çıkmaza neden olmuştur.
Yunanistan'ın daha fazla Rum'u İstanbul'da tutma çabası hukuki metinlerin farklı yorumlanmasına yol açmıştır.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz et
Antlaşma, yerleşme tarihine bakılmaksızın İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin 'etabli' sayılmasını kabul etmiştir.
Hukuki detaylar yerine siyasi bir çözüm tercih edilerek gerginlik sonlandırılmak istenmiştir.
3
Sonucu değerlendir
Sorun siyasi bir uzlaşıyla çözülmüş ve Türk-Yunan ilişkilerinde dostluk dönemi başlamıştır.
Mevcut durumun olduğu gibi kabul edilmesi, iki ülkenin de ortak bir zeminde buluşmasını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ve Siyasi Uzlaşı

İpuçları

1
Etabli uyuşmazlığında temel sorun, yerleşik sayılma kriterinin başlangıç tarihidir.
2
19301930 yılında imzalanan antlaşma, hukuki metinlerin yorumuna değil, sahadaki gerçekliğe odaklanmıştır.
3
Türkiye ve Yunanistan, İtalya tehdidine karşı yakınlaşmak için bu sorunu karşılıklı tavizlerle 'siyasi' olarak kapatmıştır.

Daha Fazla Pratik

1930 Ankara Antlaşması sonrasında Türk-Yunan yakınlaşmasının bir sonucu olarak kurulan 'Balkan Antantı' konusuna göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 534Soru

Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye ve Yunanistan arasında uzun yıllar süren 'etabli' (yerleşiklik) anlaşmazlığı, 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile nihai bir çözüme ulaştırılmıştır. Bu antlaşma ile etabli sorununa getirilen ve iki ülke arasındaki gerginliği sona erdiren temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin, şehre geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik sayılması

Cevap

İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin, şehre geliş tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın 'yerleşik' (etabli) kabul edilerek mübadele dışı bırakılması.
1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ile etabli sorunu, yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin tamamının yerleşik kabul edilmesiyle çözülmüştür. Bu durum, 1923'ten beri süregelen 'kimlerin etabli sayılacağı' tartışmasını bitirmiş ve Balkan Antantı'na giden süreci hızlandırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kökenini hatırla
1923 Lozan'da İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri hariç tutulmuş ancak 'etabli' tanımı (30 Ekim 1918 öncesi yerleşme şartı) kriz çıkarmıştır.
Türkiye, Mondros Ateşkesi'nden sonra gelenlerin gitmesini istiyordu.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz et
İki ülke, İtalya'nın yayılmacı politikası karşısında yakınlaşmış ve tarih sınırlamasını kaldırmıştır.
Siyasi zorunluluklar, hukuki tartışmaların (etabli kriteri) önüne geçmiştir.
3
Ulaşılan sonucu tespit et
İstanbul'daki tüm Rumlar ve Batı Trakya'daki tüm Türkler yerleşik sayıldı.
Bu durum Türk-Yunan dostluk dönemini (Atatürk-Venizelos dönemi) başlatmıştır.

Anahtar Kavram

1930 Ahali (Ankara) Antlaşması ile Etabli kriterlerinin esnetilmesi

İpuçları

1
1930 yılında imzalanan antlaşma, 1923'teki kısıtlayıcı tarihleri ortadan kaldırmıştır.

Daha Fazla Pratik

1930'da mübadele sorununun çözülmesinin Türkiye'nin bölgesel ittifaklara (Balkan Antantı) katılımındaki rolünü araştırın.
Tahmini Süre:50s
Soru 535Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlara yaklaşımı 'eşitlik' ve 'saygınlık' prensiplerine dayanmıştır. Bu doğrultuda, 19321932 yılında gerçekleşen Milletler Cemiyeti üyeliği, cemiyetin o güne kadarki genel işleyişinden farklı bir diplomatik usulle gerçekleşmiştir.

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine katılımındaki bu farklılık ve üyeliği için resmi teklifte bulunan devletler aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yazılı bir başvuru yapılmadan İspanya ve Yunanistan'ın davetiyle katılma

Cevap

Türkiye, Milletler Cemiyetine herhangi bir yazılı başvuruda bulunmamış; İspanya ve Yunanistan'ın resmi daveti üzerine cemiyete katılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası siyasetteki onurunu ve eşitlik ilkesini korumak amacıyla Milletler Cemiyeti'ne müracaat ederek girmeyi reddetmiştir. Bunun üzerine cemiyet, tüzüğünü esneterek Türkiye'yi İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle resmen davet etmiştir. Bu, Türkiye'nin o dönemdeki diplomatik başarısının ve barışçıl politikasının bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin Milletler Cemiyetine giriş tarihini ve üyelik şartlarını hatırla.
Türkiye 19321932 yılında üye olmuştur. Normalde yazılı başvuru gerekirken Türkiye bu şartı 'saygınlık' gereği yerine getirmemiştir.
Üyelik prosedüründeki farklılığı belirlemek için genel kuralı bilmek gerekir.
2
Türkiye'ye davet gönderen devletleri tespit et.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyet genel kurulunda alınan karar sonucu Türkiye davet edilmiştir.
Soruda sorulan 'teklifte bulunan devletler' bilgisini doğrulamak için gereklidir.
3
Seçeneklerdeki diğer dış politika olaylarının tarihlerini karşılaştır.
Balkan Antantı (19341934), Montrö (19361936) ve Sadabat Paktı (19371937) olaylarının cemiyete girişten (19321932) sonra olduğu görülür.
Kronolojik hataları eleyerek doğru cevaba ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Giriş Usulü ve Diplomatik Saygınlık

İpuçları

1
Türkiye'nin 'yazılı başvuru' yapmadan cemiyete katılan tek devlet olduğunu hatırla.
2
Üyelik için resmi teklifi, o dönemde ilişkilerimizin normalleştiği batılı ve komşu bir devletin öncülüğünde yapıldığını düşün.
3
Cemiyete davet edenler arasında Akdenizli bir komşu (Yunanistan) ve bir Avrupa devleti (İspanya) yer almaktadır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ndeki ilk temsilcisinin kim olduğunu araştırarak konuyu derinleştirebilirsiniz (Cemal Hüsnü Taray).

Alternatif Yöntem

Dış politika olaylarını kronolojik olarak (1932, 1934, 1936, 1937) sıralayarak diğer şıklardaki tarihsel tutarsızlıkları eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 536Soru

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonraki süreçte, Türkiye’deki Fransız ve İtalyan okullarının Türk müfettişlerce denetlenmesi ve müfredatlarına Türkçe derslerin eklenmesi kararlaştırılmıştır. Fransa ve Vatikan'ın bu durumu diplomatik bir görüşme konusu yapmak istemesine karşı Türkiye'nin sergilediği temel tutum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorunu bir 'iç mesele' sayarak dış devletlerle müzakere etmeyi reddetmek

Cevap

Sorunun bir iç mesele sayılarak dış devletlerle müzakere edilmesinin reddedilmesi
Doğru cevap, sorunun bir 'iç mesele' olarak kabul edilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereğince, topraklarındaki tüm okulların Milli Eğitim Bakanlığı denetimine girmesini şart koşmuştur. Fransa ve Vatikan'ın bu kuralı yumuşatmak için yaptığı diplomatik hamleler, 'kendi yasalarımızı yabancı devletlerle tartışmayız' ilkesiyle geri çevrilmiş, böylece tam bağımsızlık ve egemenlik korunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun niteliğini analiz etme
Yabancı okulların Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde faaliyet gösteren kurumlar olduğu saptanır.
Bir devletin kendi sınırları içindeki kurumları denetlemesi egemenlik hakkıdır.
2
Türkiye'nin diplomatik cevabını değerlendirme
Fransa ve Vatikan'ın görüşme taleplerinin 'iç işlerine müdahale' gerekçesiyle reddedildiği görülür.
Lozan Antlaşması'na göre bu okullar Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi kılınmıştır.

Anahtar Kavram

Ulusal Egemenlik ve İç Mesele Kavramı

İpuçları

1
Türkiye'nin bu okulları kendi topraklarında faaliyet gösteren birer 'Türk okulu' gibi görmeye başladığını düşünün.
2
Bir devletin kendi okullarını denetlemek için başka bir devletten izin alması gerekip gerekmediğini sorgulayın.
3
Türkiye'nin Fransa'ya verdiği cevapta 'Bu bizim iç işimizdir, tartışmaya kapalıdır' dediğini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun bu sorunun çözümündeki hukuki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 537Soru

Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan 30 Ocak 1923 tarihli "Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol"de yer alan "etabli" (yerleşik) kavramı, 1923-1930 yılları arasında iki ülke ilişkilerinde büyük bir krize dönüşmüştür. Türkiye, yerleşiklik kriterinde Türk hukukunun ve nüfus kayıtlarının esas alınmasını savunurken; Yunanistan, kişinin İstanbul'da fiilen bulunma durumunun yeterli olduğunu ileri sürmüştür.

Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'nın hukuki yorumlarla çözemediği bu uyuşmazlığın, 10 Haziran 1930'da imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ile kesin olarak çözülmesini sağlayan temel yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorunun hukuki bir uyuşmazlıktan çıkarılarak, 30 Ekim 1918 tarihinden önce orada bulunan herkesin "yerleşik" sayıldığı siyasi bir uzlaşı zeminine taşınması

Cevap

Sorunun hukuki bir uyuşmazlıktan çıkarılarak, 30 Ekim 1918 tarihinden önce orada bulunan herkesin "yerleşik" sayıldığı siyasi bir uzlaşı zeminine taşınması
Etabli sorunu, yerleşiklik kavramının hangi yasaya göre yorumlanacağı konusundaki hukuki tıkanıklıktan dolayı yıllarca çözülememiştir. 1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile taraflar, hukuki tartışmaları bir kenara bırakmış ve Mondros Ateşkesi'nin tarihi olan 30 Ekim 1918'i bir 'milat' kabul ederek, bu tarihten önce bölgede bulunanları yerleşik sayma yolunda siyasi bir taviz vermişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun taraflar arasındaki tez farkını analiz etme
Türkiye 'hukuki/kayıt' esasını, Yunanistan 'fiili/bulunma' esasını savunmuştur.
Uyuşmazlığın kökenini anlamak için tarafların iddiaları bilinmelidir.
2
Uluslararası kurumların müdahalesini değerlendirme
Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı hukuki yorumlar yapmış ancak tarafları uzlaştıramamıştır.
Hukuki yolların neden tıkandığını belirlemek için.
3
1930 Ankara Antlaşması'nın (Ahali Sözleşmesi) içeriğini inceleme
30 Ekim 1918'den önce İstanbul'da bulunan Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin 'etabli' sayılması kabul edilmiştir.
Sorunun nasıl çözüldüğünü netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Etabli Sorunu ve Siyasi Uzlaşı

İpuçları

1
Etabli kelimesi 'yerleşik' anlamına gelir ve Lozan'da kimlerin İstanbul'da kalacağını belirleyen temel terimdir.
2
Türkiye ve Yunanistan arasındaki hukuki çekişme, 1930'da Venizelos'un Ankara ziyaretiyle dostluk havasına girmiş ve siyasi bir formülle sonuçlanmıştır.
3
Çözümde kullanılan tarihsel sınır, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı gündür.

Daha Fazla Pratik

1930 Ankara Antlaşması'nın yarattığı dostluk havasının, 1934'te Balkan Antantı'nın kurulmasına nasıl zemin hazırladığını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken 'hukuki çıkmaz vs. siyasi çözüm' dengesine odaklanabilirsiniz. Uluslararası mahkemelerin çözemediği bir konunun antlaşma ile çözülmesi genellikle karşılıklı taviz (siyasi uzlaşı) içerir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 538Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yıllarda artan savaş tehditlerine karşı 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesi doğrultusunda çok taraflı bölgesel paktlara öncülük etmiştir. Bu kapsamda 88 Temmuz 19371937 tarihinde Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabat Paktı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğru bir bilgi değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anlaşma ile üye devletler arasında ortak bir parlamento ve gümrük birliği mekanizması hayata geçirilmiştir.

Cevap

Anlaşma ile üye devletler arasında ortak bir parlamento ve gümrük birliği mekanizması hayata geçirilmiştir ifadesi yanlıştır çünkü Sadabat Paktı askeri, siyasi veya ekonomik bir üst yapı değil, bölgesel bir güvenlik ve dostluk anlaşmasıdır.
Sadabat Paktı, imzacı devletlerin (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) birbirlerinin sınırlarına saygı duymasını ve bölge barışını korumasını hedefleyen diplomatik bir iş birliğidir. Ancak bu anlaşma, üye devletleri tek bir siyasi çatı altında toplayan ortak bir parlamento veya gümrük birliği gibi bir mekanizma kurmamıştır. Bu tür yapılar daha çok Avrupa Birliği gibi ekonomik ve siyasi entegrasyon modellerinde görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın imzalanma sürecini ve amacını analiz etmek.
Pakt, 19371937 yılında İtalya'nın Habeşistan'ı işgaliyle artan tehdit üzerine bölgesel güvenlik amacıyla kurulmuştur.
Dış tehditlerin paktın oluşumundaki etkisini belirlemek için.
2
Pakta katılan ve katılmayan devletleri tespit etmek.
Üyeler Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'dır; Suriye ise ikili sorunlar nedeniyle paktın dışındadır.
Katılımcı devletlerin kapsamını doğrulamak için.
3
Paktın hukuki ve siyasi niteliğini değerlendirmek.
Pakt; sınır dokunulmazlığı, iç işlerine karışmama ve saldırmazlık gibi ilkeleri kapsar ancak ortak bir parlamento veya gümrük birliği gibi kurumlar öngörmez.
Paktın bir konfederasyon veya ekonomik birlik olmadığını saptamak için.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi'nde Doğu sınırlarının güvenliğini sağlayan bölgesel iş birliği: Sadabat Paktı

İpuçları

1
Sadabat Paktı'nın Atatürk döneminde gerçekleşen bir 'dış güvenlik' hamlesi olduğunu hatırlayın.
2
Paktın üyeleri arasında hangi devletlerin bulunduğunu ve Suriye'nin neden dışarıda kaldığını düşünün.
3
Bu paktın bir 'devletler üstü birlik' (AB gibi) mi yoksa sadece bir 'saldırmazlık anlaşması' mı olduğunu değerlendirin.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nın amaç ve üye yapısını karşılaştıran bir tablo hazırlamak konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:50s
Soru 539Soru

19231923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının hukuki yorumu üzerindeki uyuşmazlık; konunun Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı gibi uluslararası mecralara taşınmasına yol açmıştır. 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ile bu sorunun kesin olarak çözüme kavuşturulmasını sağlayan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın "etabli" (yerleşik) kabul edilerek mübadele dışı tutulması

Cevap

İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın "etabli" (yerleşik) kabul edilerek mübadele dışı tutulması
Doğru seçenek, 19301930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği köklü çözümü yansıtmaktadır. Bu antlaşma ile taraflar, uyuşmazlığın temelini oluşturan '3030 Ekim 19181918 öncesi yerleşmiş olma' şartından vazgeçmişlerdir. Bunun yerine, İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, ne zaman geldiklerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılmaları kabul edilmiştir. Bu kapsayıcı çözüm, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmiş ve 19341934 Balkan Antantı'na zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan'daki uyuşmazlık noktasını belirleme
Lozan'da İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri mübadele dışı bırakıldı ancak kimlerin 'yerleşik' (etabli) sayılacağı konusunda ortak bir tanım yapılamadı.
Sorunun kaynağını anlamak için gereklidir.
2
Hukuki krizin nedenini analiz etme
Türkiye 3030 Ekim 19181918 öncesi ikameti şart koşarken, Yunanistan kapsamın daha geniş tutulmasını istedi ve konu uluslararası yargıya taşındı.
Krizin neden 77 yıl sürdüğünü ve neden çözülemediğini açıklar.
3
19301930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği çözümü saptama
İki ülke, İtalya'nın Akdeniz'deki tehdidi karşısında yakınlaşarak 'geliş tarihi' kriterini kaldırdı ve mevcut nüfusu yerleşik kabul etti.
Sorunun nasıl bir siyasi manevra ile çözüldüğünü ve sonucunu doğrular.

Anahtar Kavram

Etabli (Yerleşik) Sorunu ve 1930 Ankara Antlaşması

İpuçları

1
Uyuşmazlık, İstanbul'daki Rumların oraya ne zaman yerleştikleri konusundaki tarihsel bir kısıtlamadan kaynaklanıyordu.
2
19301930 yılındaki çözüm, hukuki kilitlenmeyi aşmak için 'belirli bir tarihten önce gelmiş olma' şartını tamamen ortadan kaldırmıştır.
3
Bu antlaşma ile İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri, bölgeye geliş tarihleri ne olursa olsun 'yerleşik' sayılarak mübadeleden muaf tutulmuştur.

Daha Fazla Pratik

Bu antlaşma sonrasında Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesinin Türk-Yunan dostluğuna etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 540Soru

19341934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı, üye devletlerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almayı ve bölgede statükoyu korumayı amaçlamıştır. Ancak Balkan Yarımadası'nda yer alan her devlet bu oluşumun içerisinde yer almamıştır.

Bu doğrultuda, Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II. Dünya Savaşı sonrası belirlenen sınırları kabul etmeyerek revizyonist bir tutum sergilemesi

Cevap

Bulgaristan'ın temel katılmama nedeni, II. Dünya Savaşı sonrası sınırları değiştirmek isteyen 'revizyonist' bir politika izlemesidir.
Doğru cevap, Bulgaristan'ın sınırları değiştirme isteğini ifade eden seçenektir. Balkan Antantı, sınırları korumaya (statükocu/antirevizyonist) yönelik bir güvenlik iş birliğidir. Bulgaristan ise komşularından (Romanya ve Yunanistan) toprak talep ettiği için mevcut sınırları koruma altına alan bu paktın bir parçası olmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın niteliğini analiz etme
Antantın 'antirevizyonist' (mevcut sınırları ve barışı koruma odaklı) olduğu tespit edilir.
Antantın amacı üye ülkelerin sınırlarını karşılıklı güvence altına almaktır.
2
Bulgaristan'ın o dönemdeki dış politika hedeflerini değerlendirme
Bulgaristan'ın özellikle Romanya ve Yunanistan'dan toprak talepleri olduğu (revizyonizm) görülür.
Kaybedilen toprakları geri alma isteği, sınırları koruma sözü vermeyi imkansız kılar.
3
Gerekçeyi belirleme
Bulgaristan'ın sınırları değiştirmek istemesi nedeniyle paktın dışında kaldığı sonucuna varılır.
Statükocu paktlar, yayılmacı emelleri olan devletlerce tercih edilmez.

Anahtar Kavram

Revizyonist ve Antirevizyonist Dış Politika Farkı

İpuçları

1
Bir devletin sınırlarını korumak istemesi ile sınırları değiştirmek istemesi arasındaki farkı düşünün.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nın üye ülkelerini ve kuruluş amaçlarını karşılaştırarak çalışmanız faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 27 / 30Sonraki