Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

478 soru

Soru 221Soru

I.Du¨nyaSavas\cıI. Dünya Savaşı’nın ardından İtalya’da yaşanan ekonomik ve sosyal huzursuzluklardan yararlanarak "Kara Gömlekliler" adı verilen paramiliter bir güçle "Roma Yürüyüşü"nü gerçekleştiren ve ülkede Faşist yönetimi başlatan devlet adamı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Benito Mussolini

Cevap

İtalya'da Faşizm'in kurucusu ve Kara Gömlekliler hareketiyle iktidarı ele geçiren lider Benito Mussolini'dir.
Doğru yanıt olan Benito Mussolini, İtalya'da Faşist Parti'yi kurmuş, "Roma Yürüyüşü" ile 1922'de iktidarı ele geçirmiş ve "Düce" unvanını kullanmıştır. Kara Gömlekliler onun en önemli siyasi ve askeri dayanağıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki anahtar kavramları belirle.
İtalya, Kara Gömlekliler, Roma Yürüyüşü, Faşizm.
Bu kavramlar bizi doğrudan I.Du¨nyaSavas\cıI. Dünya Savaşı sonrası İtalya siyasetine götürür.
2
Belirlenen kavramlarla eşleşen lideri hatırla.
Benito Mussolini.
Mussolini, 1922 yılında Roma Yürüyüşü ile başbakanlık makamına gelmiş ve totaliter bir rejim kurmuştur.

Anahtar Kavram

Totaliter Rejimlerin Doğuşu

İpuçları

1
I.Du¨nyaSavas\cıI. Dünya Savaşı’ndan istediğini alamayan İtalya’daki gelişmeleri düşünün.
2
Bu lider, kendisini "Düce" (Lider) olarak adlandırmıştır.
3
İtalya'da Faşizm akımının kurucusu olan ismi hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Mussolini'nin dış politika vizyonu olan 'Bizim Deniz' (Mare Nostrum) kavramını araştırmanız konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:45s
Soru 222Soru

19051905 Rus Devrimi'nin ardından Çarlık Rusyası'ndaki Türk ve Müslüman topluluklar arasında siyasi bir uyanış yaşanmış; bu süreçte Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı ve Ali Merdan Topçubaşı gibi isimlerin öncülüğünde "Rusya Müslümanları Kongreleri" toplanmıştır.

19051905 yılında Nijni Novgorod'da gizlice toplanan I. Rusya Müslümanları Kongresi'nin temel amacı ve bu süreçte kurulan siyasi oluşum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rusya'daki Müslüman unsurların eğitim, kültür ve siyasi haklarını savunmak amacıyla "İttifakü'l Müslimin" (Müslüman İttifakı) birliğini kurmak

Cevap

Rusya'daki Müslüman unsurların eğitim, kültür ve siyasi haklarını savunmak amacıyla "İttifakü'l Müslimin" (Müslüman İttifakı) birliğini kurmak
Doğru cevap, Rusya'daki Müslümanların eğitim, kültür ve siyasi haklarını korumak için İttifakü'l Müslimin'in kurulmasıdır. 19051905 Nijni Novgorod Kongresi, Rusya Türklerinin siyasi tarihindeki ilk büyük koordineli adımdır ve İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" ilkesinin siyasi sahaya yansımasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
19051905 Rus Devrimi'nin yarattığı siyasi atmosferi analiz etme
Devrim sonrası oluşan Meşruti ortam, Rusya'daki azınlıklara ve Müslüman Türk topluluklarına örgütlenme fırsatı vermiştir.
Sorunun tarihsel arka planını anlamak için devrimin etkilerini bilmek gerekir.
2
I. Rusya Müslümanları Kongresi'nin içeriğini değerlendirme
Nijni Novgorod'da (bir gemide gizlice) toplanan bu kongre, Rusya'daki Türklerin ilk defa ortak bir siyasi platformda birleştiği olaydır.
Kongrenin niteliği, cevabı doğrudan belirleyen faktördür.
3
"İttifakü'l Müslimin" oluşumunu tanımlama
Bu kongrede Yusuf Akçura ve arkadaşları tarafından Rusya Müslümanlarının haklarını arayacak olan siyasi birlik (İttifakü'l Müslimin) kurulmuştur.
Kavramsal netlik sağlamak ve yanlış seçenekleri (Basmacı, Vatan Cemiyeti vb.) elemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Rusya Müslümanları Kongreleri ve İttifakü'l Müslimin

İpuçları

1
19051905 Rus Devrimi'nin sağladığı göreceli özgürlük ortamında Müslüman aydınların ilk büyük örgütlenmesini düşünün.
2
Yusuf Akçura'nın öncülüğünde kurulan ve Rus Duması'nda grup kuran siyasi oluşumun adını hatırlayın.
3
Bu oluşumun adı "Müslüman İttifakı" anlamına gelen ve Rusya'daki Müslümanların ortak sesi olan bir kavramdır.

Daha Fazla Pratik

II. ve III. Rusya Müslümanları Kongrelerinde alınan 'eğitimde birlik' (Usul-ü Cedid) ve 'dini özerklik' kararlarını inceleyerek konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 223Soru

II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye, Batı Bloku ile bütünleşme ve Amerikan yardımlarından (Marshall Planı) faydalanma süreci doğrultusunda ekonomik politikalarında köklü bir değişikliğe gitmiştir. Bu çerçevede, 1930'lu yılların sıkı devletçi ve içe kapalı modelinden uzaklaşarak liberal prensipleri ve dış yardıma dayalı kalkınmayı hedefleyen, Marshall Planı'nın beklentilerine uyum sağlamak amacıyla 1947 yılında hazırlanan ekonomi belgesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı (Vaner Planı)

Cevap

Türkiye'nin Marshall Planı yardımlarına uyum sağlamak için hazırladığı 1947 Türkiye İktisadi Kalkınma Planı (Vaner Planı)
Doğru seçenek olan Vaner Planı, Türkiye'nin 1947 yılında Marshall Planı'ndan yardım alabilmek için hazırladığı, devletçilikten vazgeçip liberal ekonomiye geçişi simgeleyen stratejik kalkınma belgesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soğuk Savaş'ın başlangıcındaki ekonomik yönelimi belirle.
Türkiye, Sovyet tehdidine karşı Batı Bloku'na (ABD) yaklaşmıştır.
Truman Doktrini ve Marshall Planı'ndan yararlanmak için Batı standartlarında ekonomik reformlar gerekiyordu.
2
Marshall Planı'nın Türkiye'den taleplerini analiz et.
ABD, yardımların verimli kullanılması için devletçi müdahalelerin azaltılmasını ve tarıma dayalı bir kalkınma planı sunulmasını şart koşmuştur.
Amerikan yardımı, serbest piyasa ekonomisine geçişi teşvik eden bir araç olarak kullanılmıştır.
3
Belgenin ismini ve amacını tespit et.
İktisat Bakanlığı Müsteşarı İhsan Şerif Vaner başkanlığındaki komisyon tarafından hazırlanan 'Vaner Planı' bu dönüşümün belgesidir.
Vaner Planı, sanayileşmeden ziyade tarım ve ulaşıma öncelik vererek dış yardımın yolunu açmıştır.

Anahtar Kavram

Marshall Planı ve Ekonomik Liberalleşme Süreci

İpuçları

1
Bu belge, Türkiye'nin 'devletçilik' ilkesinden 'liberalizm'e doğru kaydığı 1947 yılında hazırlanmıştır.
2
Planın adı, dönemin İktisat Bakanlığı Müsteşarı olan kişinin soyadı ile anılmaktadır.
3
Bu plan, Marshall Yardımı alabilmek için ABD'li uzmanların isteği üzerine tarım ve karayolu ulaşımına öncelik vermiştir.

Daha Fazla Pratik

Marshall Planı'nın Türkiye'de tarımsal makineleşme (traktör sayısı artışı) üzerindeki etkilerini inceleyen soruları çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki '1947' tarihine ve 'Marshall Planı'na uyum' ifadesine odaklanarak, Cumhuriyet tarihinin ilk yıllarındaki (1923-1938) planları eleyerek doğru cevaba ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 224Soru

II.II. Dünya Savaşı süresince izlediği "aktif tarafsızlık" politikasıyla ülkeyi savaşın dışında tutmaya çalışan Türkiye, özellikle 19431943 yılından itibaren Müttefik Devletlerin savaşa katılması yönündeki yoğun baskılarıyla karşılaşmıştır. Bu baskıların diplomatik anlamda en üst düzeye ulaştığı ve İsmet İnönü'nün Müttefik liderlerle (Roosevelt ve Churchill) bir araya gelerek "prensipte savaşa katılmayı kabul ettiği ancak teknik ve askeri yardım şartını öne sürdüğü" görüşme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kahire Konferansı

Cevap

Kahire Konferansı
Doğru cevap Kahire Konferansı'dır (464-6 Aralık 19431943). Bu konferans, Türkiye'nin savaşa katılımının en ciddi şekilde müzakere edildiği diplomatik zirvedir. İsmet İnönü, Müttefik liderlere ordunun ekipman eksiğini gerekçe göstererek zaman kazanmış ve savaşa giriş için devasa bir askeri yardım paketi talep etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Savaşın sonlarına doğru Türkiye üzerindeki diplomatik baskıları analiz et.
Müttefiklerin Türkiye'yi fiilen savaşa çekmek için 1943 yılında baskılarını artırdığı görülür.
Türkiye'nin jeopolitik konumu ve Balkanlar üzerinden bir cephe açılması stratejisi Müttefikler için önemlidir.
2
1943 yılındaki temel görüşmeleri (Adana ve Kahire) birbirinden ayırt et.
Adana'da sadece Churchill varken, Kahire'de (Aralık 1943) Roosevelt ve Churchill birlikte yer almıştır.
Roosevelt'in katılımı, baskının boyutunu ve konferansın bağlayıcılığını artıran temel unsurdur.
3
Konferansın sonucundaki Türk tutumunu değerlendir.
İsmet İnönü'nün 'askeri yardım gelirse savaşa gireriz' şeklindeki oyalama taktiğiyle sonuçlanmıştır.
Türkiye savaşa girmekten ziyade zaman kazanmayı ve ordunun modernizasyonunu amaçlamıştır.

Anahtar Kavram

II. Dünya Savaşı'nda Türk Dış Politikası ve Konferanslar Diplomasisi

İpuçları

1
19431943 yılının Aralık ayında Mısır'da gerçekleşmiştir.
2
İsmet İnönü'nün hem ABD Başkanı Roosevelt hem de İngiliz Başbakanı Churchill ile görüştüğü zirvedir.
3
Türkiye'nin prensipte savaşa girmeyi kabul edip 'askeri yardım' şartını öne sürerek zaman kazandığı olaydır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin savaş sonundaki konumunu belirleyen Yalta Konferansı kararlarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 225Soru

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCBSSCB) 19911991 yılındaki dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri ve diğer komşu ülkelerle ekonomik, teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında projeler yürüterek iş birliğini geliştirmek amacıyla 19921992 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından kurulan kuruluş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı)

Cevap

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)
TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı), 1992 yılında Türkiye'nin dış politikada Türk dünyasıyla ilişkilerini kurumsallaştırmak, bu ülkelere ekonomik, sosyal ve teknik alanda destek vermek amacıyla kurulan ana kurumdur.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci analiz etme
1991 sonunda SSCB dağılmış ve Orta Asya ile Kafkasya'da yeni Türk devletleri kurulmuştur.
Soruda belirtilen dönemin koşullarını anlamak için SSCB sonrası süreci belirlemek gerekir.
2
Türkiye'nin dış politika hamlesini belirleme
Türkiye, 1992 yılında bu devletlere teknik destek ve yardım sağlamak için resmi bir kurum oluşturmuştur.
Soruda istenen kuruluşun kuruluş yılı ve kurucusu (Türkiye) ile eşleştirme yapılır.
3
Seçenekler arasında ayrım yapma
TİKA dışındaki kuruluşlar ya sadece kültüre odaklıdır ya da farklı coğrafyaları (Karadeniz, D-8 vb.) kapsamaktadır.
Doğru kuruluşu belirlemek için faaliyet alanının çok yönlülüğüne (ekonomik, teknik, sosyal) bakılır.

Anahtar Kavram

TİKA'nın Kuruluşu ve Misyonu

İpuçları

1
Bu kuruluş, Türkiye'nin 'Yumuşak Güç' (Soft Power) unsurlarından biridir ve kalkınma yardımlarıyla tanınır.
2
1992 yılında kurulmuş olan bu kurum, günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
3
Baş harfleri 'Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı' kelimelerinin kısaltmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin üye olduğu veya öncülük ettiği diğer kuruluşlar olan Türk Devletleri Teşkilatı (Eski adıyla Türk Konseyi) ve TÜRKSOY arasındaki farkları inceleyin.
Tahmini Süre:45s
Soru 226Soru

1920-1921 yıllarında Orta Avrupa'da Versay düzenini korumak ve Macaristan'ın revizyonist (yayılmacı) politikalarına karşı bir güvenlik kuşağı oluşturmak amacıyla; Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya arasında kurulan bölgesel ittifak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük Antant

Cevap

Küçük Antant, 1920-1921 yıllarında Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya tarafından Macaristan'ın yayılmacı emellerine karşı kurulmuştur.
Küçük Antant, I. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan barış antlaşmalarıyla (özellikle Trianon Antlaşması) belirlenen sınırları korumak ve Macaristan'ın kaybettiği toprakları geri alma çabalarına karşı bir dayanışma sergilemek amacıyla kurulmuştur. Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya bu ittifakın asli üyeleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen ülkeleri ve zaman dilimini analiz edin.
1920-1921 yılları, Orta Avrupa coğrafyası ve Çekoslovakya, Romanya, Yugoslavya ülkeleri belirlenmiştir.
İttifakın kapsamını ve amacını belirlemek için tarihsel ve coğrafi bağlamı netleştirmek gerekir.
2
Söz konusu ülkelerin ortak güvenlik endişesini tespit edin.
Bu üç ülke, I. Dünya Savaşı'ndan sonra Macaristan'ın toprak taleplerinden (revizyonizm) çekinmektedir.
Bölgesel ittifakların temelinde genellikle ortak bir tehdit algısı yatar.
3
Eşleştirme yaparak doğru ittifak ismine ulaşın.
Belirtilen özellikler Küçük Antant (Little Entente) ile tam olarak örtüşmektedir.
Küçük Antant, Versay Barış Sistemi'ni korumayı amaçlayan en önemli bölgesel bloklardan biridir.

Anahtar Kavram

Savaşlar Arası Dönemde Bölgesel Güvenlik ve İttifaklar

İpuçları

1
Bu ittifak, I. Dünya Savaşı sonrasında Orta Avrupa'daki sınırları korumak için kurulmuştur.
2
Temel amaç, Macaristan'ın toprak taleplerini (revizyonizm) engellemektir.
3
İttifakın üyeleri Çekoslovakya, Romanya ve Yugoslavya'dır; Türkiye bu yapıya dahil değildir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın üyelerini karşılaştırarak Türkiye'nin bu paktlardaki yerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 227Soru

Yumuşama Dönemi'nde Türkiye'nin dış politikada karşılaştığı en önemli sorunlardan biri Ermeni terörüdür. 19701970'li yıllardan itibaren yurt dışındaki Türk diplomatlarını, büyükelçiliklerini ve temsilciliklerini hedef alan suikastlar gerçekleştiren terör örgütü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: ASALA

Cevap

1970'li yıllardan itibaren Türk diplomatlarını hedef alan Ermeni terör örgütü ASALA'dır.
Doğru cevap olan örgüt, 19731973 yılında ilk saldırılarını başlatmış ve 19801980'li yılların ortalarına kadar yurt dışında görev yapan onlarca Türk diplomatını ve ailelerini şehit etmiştir. Temel amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını dünya kamuoyuna duyurmaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemi ve hedefi analiz et.
19701970'li yıllarda başlayan ve yurt dışındaki diplomatlarımızı hedef alan bir terör faaliyeti sorulmaktadır.
Yumuşama Dönemi'ndeki spesifik bir dış tehdidi belirlemek gerekir.
2
Seçeneklerdeki örgütlerin faaliyet alanlarını karşılaştır.
EOKA ve TMT Kıbrıs meselesiyle, Taşnak Cemiyeti ise Osmanlı dönemiyle ilgilidir.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru sonuca ulaşmak için zaman ve amaç analizi yapılır.
3
Doğru örgütü tanımla.
Ermeni iddialarını savunarak Türk diplomatlara suikast düzenleyen örgüt ASALA'dır.
Tarihsel veriler bu dönemdeki diplomat suikastlarının faili olarak bu örgütü işaret eder.

Anahtar Kavram

ASALA ve Ermeni Terörü

İpuçları

1
Bu örgüt özellikle 19701970'li yıllarda yurt dışındaki büyükelçiliklerimizi hedef almıştır.
2
Örgütün temel dayanağı sözde Ermeni soykırımı iddialarıdır.
3
Adı 'Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu' ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Bu terör örgütünün faaliyetlerinin sona ermesinde etkili olan faktörleri ve diplomatlarımızı korumak için alınan güvenlik önlemlerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 228Soru

12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından kurulan "partilerüstü" teknokrat hükümetler döneminde, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü ortamın kamu düzenini zayıflattığı savunulmuş ve 1971-1973 yılları arasında anayasada köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu düzenlemelerle yürütme organı güçlendirilirken temel hak ve özgürlükler üzerinde devlet denetimi artırılmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1971-1973 anayasa değişiklikleri kapsamında hukuk sistemimize giren veya değişime uğrayan düzenlemelerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) ilk kez anayasal bir kurum olarak devlet teşkilatına dahil edilmesi

Cevap

Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) ilk kez anayasal bir kurum olarak devlet teşkilatına dahil edilmesi seçeneği yanlıştır; çünkü MGK 1961 Anayasası'nın orijinal metniyle kurulmuştur.
Milli Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasası ile anayasal statü kazanmıştır. 1971 değişiklikleri ise MGK'yı kurmamış, aksine kurulun hükümete bildirdiği görüşlerin ağırlığını artırarak yapısını genişletmiştir. Bu nedenle MGK'nın ilk kez sisteme girdiği iddiası yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemi ve bağlamı analiz et
1971-1973 arası, 12 Mart Muhtırası sonrası yürütmeyi güçlendirme dönemidir.
Sorunun hangi anayasal evreyi kapsadığını netleştirmek gerekir.
2
Kurumların kuruluş tarihlerini karşılaştır
KHK yetkisi (1971), AYİM (1971), DGM (1973) ve Özerklik kısıtlamaları (1971) bu döneme aittir.
Hukuki kronolojiyi doğrulamak hatalı şıkkı bulmayı sağlar.
3
Milli Güvenlik Kurulu'nun kökenini belirle
MGK, 1961 Anayasası ile anayasal bir kurum olmuş, 1971'de sadece anayasadaki konumu güçlendirilmiştir.
En yaygın yanılgı olan MGK'nın 1971 ürünü olduğu bilgisini düzeltmek gerekir.

Anahtar Kavram

1971-1973 Anayasa Değişiklikleri ve Ara Rejim Düzenlemeleri

İpuçları

1
1971 değişiklikleri genellikle 'kısıtlayıcı' ve 'yürütmeyi güçlendirici' niteliktedir.
2
Bir kurumun yetkilerinin artırılması ile o kurumun ilk kez kurulması farklı kavramlardır.
3
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 27 Mayıs darbesi sonrası hazırlanan 1961 Anayasası'nın temel taşlarından biri olarak zaten mevcuttu.

Daha Fazla Pratik

1961 Anayasası ile 1982 Anayasası arasındaki temel farkları, yürütme organının konumu ve temel hakların sınırlanması üzerinden inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Hukuk tarihindeki 'ara rejim' dönemlerini (1971-73 ve 1980-82) karşılaştırarak, hangi kurumun hangi darbe veya muhtıra ürünü olduğunu kronolojik bir tablo üzerinden kodlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 229Soru

II.II. Dünya Savaşı'nın son döneminde Müttefik Devletler, savaş sonrası kurulacak yeni dünya düzeninin siyasi ve hukuki temellerini atmak üzere çeşitli zirveler düzenlemişlerdir. Bu süreçte Türkiye, savaşın başından itibaren sürdürdüğü "aktif tarafsızlık" politikasını, uluslararası sistemde yalnız kalmamak ve kurulacak olan Birleşmiş Milletler teşkilatında yer alabilmek adına stratejik bir kararla sonlandırmıştır.

Türkiye'nin 2323 Şubat 19451945 tarihinde Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etme kararı almasına doğrudan zemin hazırlayan ve "11 Mart 19451945 tarihine kadar Mihver Devletlere savaş ilan etmeyen ülkelerin San Francisco Konferansı'na davet edilmeyeceği" şartının kararlaştırıldığı diplomatik zirve aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yalta Konferansı

Cevap

Türkiye'nin savaş ilan etme kararına dayanak oluşturan şartların belirlendiği zirve Yalta Konferansı'dır.
Doğru cevap olan zirve, 44-1111 Şubat 19451945 tarihleri arasında toplanan Yalta Konferansı'dır. Bu zirvede Birleşmiş Milletler'in kurucu üyeleri ve oylama usulü belirlenirken, konferansa sadece 11 Mart 19451945 tarihine kadar Almanya ve Japonya'ya savaş açmış olan devletlerin davet edilmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye bu karara binaen 2323 Şubat'ta sembolik olarak savaş ilan etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin savaş ilan ettiği tarihi ve amacını analiz etme
2323 Şubat 19451945 tarihinde, Birleşmiş Milletler'e kurucu üye olma amacıyla savaş ilan edilmiştir.
Savaş ilanı fiili bir askeri müdahaleden ziyade diplomatik bir zorunluluktan kaynaklanmıştır.
2
Birleşmiş Milletler kurucu üyeliği için getirilen şartın kaynağını belirleme
Müttefiklerin (ABD, İngiltere, SSCB) katıldığı Yalta Konferansı'nda bu şartın konulduğu bilgisine ulaşılır.
Yalta, savaş sonrası düzenin (veto hakkı, kurucu üyeler vb.) mimari planının yapıldığı zirvedir.

Anahtar Kavram

Yalta Konferansı ve Türkiye'nin Savaş İlanı

İpuçları

1
Türkiye'nin savaş ilanı fiilen bir cephe açmak için değil, savaş sonrası kurulacak teşkilatın dışında kalmamak içindir.
2
Söz konusu zirve, Roosevelt, Churchill ve Stalin'in (Büyük Üçlü) savaş sırasındaki son büyük buluşmalarından biridir.
3
Bu konferans Şubat 19451945'te toplanmış ve Birleşmiş Milletler'deki veto hakkı meselesi de burada çözülmüştür.

Daha Fazla Pratik

II. Dünya Savaşı sonrasında toplanan ve savaşın tasfiyesini amaçlayan Potsdam Konferansı ile Yalta Konferansı arasındaki temel farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 230Soru

II.II. Dünya Savaşı'nın yarattığı olağanüstü ekonomik koşullarda haksız kazanç ve karaborsacılıkla mücadele etmek amacıyla 19421942 yılında yürürlüğe giren Varlık Vergisi Kanunu, dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu tarafından "Sermayenin Türkleştirilmesi" idealinin bir parçası olarak da nitelendirilmiştir.

Bu kanunun uygulanma süreci ve sonuçları dikkate alındığında, Türkiye'deki toplumsal ve ekonomik yapı üzerindeki en belirgin etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sermayenin büyük oranda azınlıklardan Türk girişimcilere geçmesi ve ticaret hayatında etnik yapının değişmesi

Cevap

Sermayenin azınlıklardan Türk girişimcilere geçmesi ve ticaret hayatındaki etnik yapının değişmesidir.
Doğru seçenek olan sermaye transferi ifadesi, kanunun dönemin siyasi atmosferindeki asıl işlevini açıklar. Başbakan Şükrü Saraçoğlu'nun da belirttiği üzere, piyasaya hakim olan yabancı ve azınlık sermayesinin yerini Türk girişimcilerin alması hedeflenmiş ve uygulama bu yönde sonuçlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Varlık Vergisi'nin (19421942) çıkarılma amacını analiz et.
Ekonomik dar boğazla mücadele resmi gerekçe olsa da, siyasi hedef 'Sermayenin Türkleştirilmesi'dir.
Savaş dönemindeki yüksek enflasyon ve karaborsadan elde edilen kazançları vergilendirmek hedeflenmiştir.
2
Uygulamanın hedef kitlesini belirle.
Büyük şehirlerdeki gayrimüslim tüccarlar ve varlıklı kesimlerin en ağır vergi yüküyle karşılaştığı görülür.
Vergi listeleri her ilde kurulan komisyonlarca belirlenmiş ve itiraz hakkı tanınmamıştır.
3
Uzun vadeli toplumsal ve ekonomik sonuçları değerlendir.
Ticaret hayatında gayrimüslim etkisi azalırken, sermaye yerli (Türk) müteşebbislerin elinde toplanmaya başlamıştır.
Vergisini ödeyemeyenlerin varlıklarına el konulması ve Aşkale'ye gönderilmesi, sermaye transferini hızlandırmıştır.

Anahtar Kavram

Savaş Ekonomisi ve Sermayenin Türkleştirilmesi Politikası

İpuçları

1
Dönemin başbakanının 'Sermayenin Türkleştirilmesi' ifadesi, verginin sadece mali değil aynı zamanda milli/etnik bir hedefi olduğunu gösterir.

Daha Fazla Pratik

II. Dünya Savaşı yıllarında uygulanan 'Toprak Mahsulleri Vergisi'nin köylü üzerindeki etkilerini araştırarak kentsel ve kırsal vergi yükünü karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 10s
Soru 231Soru

II.II. Dünya Savaşı sürecinde Türkiye; hem Müttefik hem de Mihver devletlerle çeşitli diplomatik temaslarda bulunmuş, ancak savaşın son aşamasına kadar fiilen çatışmalara girmemeye büyük özen göstermiştir.

Türkiye'nin savaşın başından sonuna kadar sürdürdüğü bu dengeye dayalı stratejik tutum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aktif tarafsızlık

Cevap

Türkiye'nin II. Dünya Savaşı boyunca izlediği, her iki blokla da ilişkilerini sürdürerek savaşa fiilen girmeme politikasına 'aktif tarafsızlık' denir.
Türkiye, II. Dünya Savaşı boyunca 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda hareket ederek, her iki tarafla da saldırmazlık ve dostluk antlaşmaları imzalamış ve savaşın yıkıcı etkilerinden ülkeyi korumuştur. Bu 'aktif tarafsızlık' stratejisi, Türkiye'nin son ana kadar savaşa girmemesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin savaştaki konumunu analiz etme
Türkiye'nin savaşta hiçbir bloğa fiilen asker göndermediği ve çatışmalara girmediği tespit edilir.
Soruda belirtilen 'çatışmalara girmeme' ifadesi bizi tarafsızlık kavramına yönlendirir.
2
Politikanın niteliğini belirleme
Türkiye'nin sadece sessiz kalmadığı, aynı zamanda diplomatik görüşmeler (Adana, Kahire konferansları vb.) yürüttüğü görülür.
Diplomatik temasların devam etmesi bu tarafsızlığın pasif değil, aktif bir denge siyaseti olduğunu gösterir.
3
Kavramsal eşleştirme yapma
Bu tutum tarih literatüründe 'Aktif Tarafsızlık' veya 'Denge Politikası' olarak adlandırılır.
Seçenekler arasından en uygun terim budur.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin II. Dünya Savaşı Dış Politikası

İpuçları

1
Türkiye'nin bu politikası, hem Almanya hem de İngiltere gibi zıt taraflarla diplomatik köprüler kurmasını sağlamıştır.
2
Bu terim, bir devletin savaşta taraf tutmaması ancak uluslararası ilişkilerde etkin rol oynamaya devam etmesi anlamına gelir.
3
Türkiye'nin savaşın sonunda müttefiklerin yanında yer almak için sembolik olarak savaş ilan etmesinden önceki temel duruşudur.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin savaşa fiilen girmemek için Müttefiklerle yaptığı Adana ve Kahire görüşmelerinin detaylarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 232Soru

Küreselleşen dünyada iletişim teknolojilerinin ve sosyal medyanın gelişmesi, toplumsal hareketlerin sınırları aşan bir etki yaratmasına olanak sağlamıştır. Bu kapsamda, 20102010 yılının sonlarında Tunus'ta başlayıp kısa sürede Mısır, Libya, Suriye ve Yemen gibi pek çok Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkesine yayılan; demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleriyle karakterize edilen süreç aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Arap Baharı

Cevap

Tunus'ta başlayıp Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya yayılan toplumsal hareketler bütünü Arap Baharı'dır.
Doğru seçenek olan Arap Baharı ifadesi, 20102010 yılında Tunus'ta Muhammed Buazizi'nin kendisini yakmasıyla tetiklenen ve kısa sürede bölgedeki pek çok ülkede yönetim değişikliklerine veya iç savaşlara yol açan geniş çaplı halk hareketlerini tanımlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın başlangıç zamanını ve mekanını tespit etmek.
20102010 yılı sonu ve Tunus.
Soruda verilen öncül bilgilerle tarihsel ve coğrafi uyumu yakalamak gerekir.
2
Sürecin yayıldığı coğrafyayı analiz etmek.
Mısır, Libya, Suriye ve Yemen (Orta Doğu ve Kuzey Afrika).
Bu coğrafya, 'Arap' dünyasının kalbi olarak nitelendirilir.
3
Seçeneklerdeki diğer 'Renkli Devrimler' ile karşılaştırma yapmak.
Kadife, Gül, Turuncu ve Lale devrimlerinin eski Sovyet coğrafyasında gerçekleştiğini belirlemek.
Kavram karmaşasını önlemek için benzer isimli siyasi hareketlerin coğrafi farklarını ayırt etmek şarttır.

Anahtar Kavram

Arap Baharı ve Bölgesel Etkileri

İpuçları

1
Bu süreç Tunus'ta 'Yasemin Devrimi' ile başlamıştır.
2
Hareketin etkilediği başlıca ülkeler arasında Mısır (Tahrir Meydanı) ve Libya bulunmaktadır.
3
Demokrasi talepleriyle başlayan bu süreç, zamanla 'Arap' dünyasında bir mevsim ismiyle anılmaya başlanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Arap Baharı'nın Türkiye'nin dış politikasına etkilerini ve Suriye iç savaşı ile olan bağlantısını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 233Soru

II.II. Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye’de çok partili hayata geçiş sürecini hızlandıran en önemli gelişmelerden biri, iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHPCHP) içerisinde yaşanan görüş ayrılıklarıdır. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan gibi isimlerin parti yönetimine muhalefet ederek ayrılmalarında ve Demokrat Parti’yi kurmalarında etkili olan, Meclis'te mülkiyet hakkı ve devlet müdahalesi üzerine sert tartışmalara yol açan yasal düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu

Cevap

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu
Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, toprağı olmayan köylüye toprak sağlamayı amaçlasa da, büyük arazilerin devlet eliyle kamulaştırılmasını öngörmesi nedeniyle liberal görüşlü ve mülkiyet hakkını savunan Celal Bayar ve Adnan Menderes gibi isimlerin sert muhalefetiyle karşılaşmıştır. Bu tartışmalar, CHPCHP içindeki fikir ayrılığını geri dönülmez hale getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin siyasi konjonktürünü analiz edin.
II.II. Dünya Savaşı sonrası dışarıda demokratikleşme rüzgarları eserken, içeride mülkiyet ve hürriyet tartışmaları başlamıştır.
Siyasi ayrışmanın hangi zemin üzerinde geliştiğini anlamak için ekonomik politikaları değerlendirmek gerekir.
2
Demokrat Parti'nin kurucu kadrosunun (Dörtlü Takrir'i verenlerin) eleştiri noktalarını belirleyin.
Adnan Menderes ve arkadaşları, devletin mülkiyet hakkına aşırı müdahalesine karşı çıkmıştır.
Demokrat Parti'nin temel ideolojisi olan liberalleşme, devletçilik karşıtı bir duruş gerektiriyordu.
3
19451945 yılında Meclis gündemine gelen yasayı teşhis edin.
Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu tasarısı, özellikle 17.17. ve 21.21. maddeleriyle arazilerin kamulaştırılmasını öngörmekteydi.
Bu yasa üzerindeki tartışmalar, CHPCHP içindeki muhaliflerin 'Dörtlü Takrir'i vermesine ve ardından partiden kopmasına zemin hazırlamıştır.

Anahtar Kavram

Demokrat Parti'nin kuruluşu ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ilişkisi

İpuçları

1
Demokrat Parti'nin kurucu kadrosunun CHPCHP içinde en çok itiraz ettiği konulardan biri toprak mülkiyeti ve devlet müdahalesiydi.
2
19451945 yılında Meclis'te görüşülen bu kanun tasarısı, özellikle büyük toprak sahiplerinin topraklarının kamulaştırılması maddesi nedeniyle sert tartışmalara yol açmıştır.
3
Adnan Menderes'in Meclis kürsüsünde en çok eleştirdiği ve liberal ekonomiyi savunduğu bu yasal düzenleme, 'Dörtlü Takrir'e giden süreci tetiklemiştir.

Daha Fazla Pratik

Demokrat Parti'nin kuruluşundan sonraki ilk genel seçimlerin (19461946) özelliklerini ve sonuçlarını incelemek bu konuyu pekiştirir.

Alternatif Yöntem

Siyasi gelişmeleri takip etmek yerine, kanunun içeriği olan 'mülkiyet ve kamulaştırma' tartışmalarından yola çıkarak liberal ekonomiyi savunan Demokrat Parti kadrosunun hangi düzenlemeye karşı çıkacağını düşünebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 234Soru

Japonya'nın 1941 yılındaki Pearl Harbor saldırısı sonrası ABD'nin savaşa katılımıyla, 1 Ocak 1942'de Müttefik Devletler tarafından yayımlanan ve tarihte 'Birleşmiş Milletler' (UnitedUnited NationsNations) tabirinin ilk kez resmi olarak kullanıldığı belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler Deklarasyonu

Cevap

Birleşmiş Milletler tabiri ilk kez 1 Ocak 1942'de yayımlanan Birleşmiş Milletler Deklarasyonu'nda kullanılmıştır.
1 Ocak 1942'de 26 devletin temsilcisi tarafından imzalanan Birleşmiş Milletler Deklarasyonu, Mihver Devletleri'ne karşı bir ittifak belgesi niteliğindedir ve tarihte 'Birleşmiş Milletler' isminin resmiyet kazandığı ilk belgedir.

Adım Adım Çözüm

1
Zaman çizelgesini belirle
Pearl Harbor saldırısı (Aralık 1941) sonrasındaki ilk diplomatik adım 1 Ocak 1942 tarihli belgedir.
Soruda belirtilen tarih ve olaylar dizisi bizi 1942 başına götürür.
2
Belgeler arasındaki isim farkını ayırt et
Atlantik Bildirisi (1941) fikirsel temeldir; Birleşmiş Milletler Deklarasyonu (1942) ise ismin ilk telaffuz edildiği yerdir.
Franklin D. Roosevelt tarafından önerilen bu isim ilk kez bu deklarasyonla resmiyet kazanmıştır.

Anahtar Kavram

Birleşmiş Milletler'in (BM) Diplomatik Kuruluş Süreci

İpuçları

1
Bu belge, Pearl Harbor saldırısından hemen sonra, 1942 yılının ilk gününde imzalanmıştır.
2
Belgenin ismi, bizzat ABD Başkanı Roosevelt'in önerdiği ve bugün hala kullanılan örgüt ismiyle aynıdır.
3
San Francisco kuruluş yeridir, ancak bu belge kuruluşun diplomatik temelini atan ve 'Birleşmiş Milletler' adını veren deklarasyondur.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'e asil üye olabilmek için hangi tarihte ve hangi konferans kararı gereği savaş ilan ettiğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 235Soru

II.II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de, muhtemel hava saldırılarının etkilerini en aza indirmek ve düşman uçaklarının şehirleri hedef seçmesini zorlaştırmak amacıyla uygulanan; geceleri ışıkların söndürülmesi, pencerelerin koyu renkli kâğıtlarla kapatılması gibi "karartma" tedbirlerini de kapsayan sivil savunma faaliyetlerine verilen genel ad aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pasif Korunma

Cevap

Türkiye'de sivil halkın hava saldırılarından korunması için uygulanan karartma ve benzeri tedbirlerin genel adı Pasif Korunma'dır.
Pasif Korunma, düşman saldırılarına karşı koymak yerine, bu saldırıların yaratacağı zararı sivil halk için en aza indirmeyi amaçlayan "karartma", "ikaz-alarm" ve "sığınak" gibi önleyici tedbirler bütünüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen tedbirlerin (karartma, sığınak vb.) niteliğini analiz et.
Bu tedbirlerin askeri saldırıdan ziyade sivilleri korumaya yönelik olduğu belirlenir.
Işıkların söndürülmesi gibi önlemler saldırıyı durdurmaz, sadece saldırının hedef bulmasını zorlaştırır.
2
Dönemin savunma terminolojisini hatırla.
Askeri müdahale içermeyen, sivilleri koruyan önlemlerin 'Pasif Korunma' olarak adlandırıldığı sonucuna varılır.
II.II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de kurulan emniyet ve savunma teşkilatları bu faaliyetleri bu başlık altında yürütmüştür.

Anahtar Kavram

Pasif Korunma ve Karartma Uygulaması

İpuçları

1
Bu tedbirler düşmana silahla karşılık vermek yerine, halkı görünmez kılmayı veya saklamayı amaçlar.
2
Geceleri sokak lambalarının yakılmaması ve camların siyah kâğıtla örtülmesi bu stratejinin bir parçasıdır.
3
Düşman saldırısına karşı 'etkisiz' veya 'eylemsiz' kalarak korunma anlamına gelen terimi düşünün.

Daha Fazla Pratik

Pasif Korunma faaliyetlerinin hukuki altyapısı ile Milli Korunma Kanunu'nun kapsadığı ekonomik yetkileri karşılaştıran bir tablo hazırlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 236Soru

Aşağıdaki tabloda, Türkiye'nin de kurucu üye olduğu uluslararası bir kuruluşa ait temel bilgiler verilmiştir:

ÖzellikAçıklama
Kuruluş Tarihi1515 Haziran 19971997
Merkeziİstanbul
Kurucu ÜyelerTürkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır, Nijerya
Temel İlkeBarış, diyalog, iş birliği ve adalet

Bu tabloda özellikleri ve üye yapısı belirtilen uluslararası kuruluş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: D-8 (Gelişen Sekiz Ülke)

Cevap

Tabloda belirtilen 19971997 kuruluş tarihli ve İstanbul merkezli kuruluş D-8 (Gelişen Sekiz Ülke) teşkilatıdır.
Doğru cevap, Gelişen Sekiz Ülke (D-8) teşkilatıdır. Bu kuruluş, Türkiye'nin girişimiyle 19971997 yılında İstanbul'da kurulmuş; Müslüman nüfuslu ve gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik iş birliğini sağlamayı amaçlamıştır. Tablodaki kuruluş tarihi, merkezi ve üye listesi bu bilgiyi tam olarak doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Kuruluş tarihi ve yerini analiz et.
1515 Haziran 19971997 tarihi ve İstanbul merkezli olması, Soğuk Savaş sonrası dönemdeki yeni oluşumlara işaret eder.
Kuruluş tarihleri, KPSS Tarih sorularında örgütleri ayırt etmek için en belirleyici veridir.
2
Üye ülkelerin coğrafi ve demografik yapısını incele.
Üyelerin tamamının Müslüman nüfuslu ve gelişmekte olan ülkeler (Türkiye, Mısır, Nijerya vb.) olduğu görülür.
D-8, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte gelişmekte olan Müslüman ülkeleri bir araya getiren bir yapıya sahiptir.
3
Bilgileri seçeneklerle karşılaştır.
Bu spesifik özellikler grubu sadece Gelişen Sekiz Ülke (D-8) tanımına uymaktadır.
Diğer teşkilatların (KEİ, EİT, İİT) kuruluş tarihleri veya üye odakları farklılık göstermektedir.

Anahtar Kavram

Küreselleşen Dünya'da Türkiye'nin Öncülük Ettiği Uluslararası Kuruluşlar

İpuçları

1
Teşkilatın ismindeki sayı, tabloda verilen kurucu üye sayısıyla aynıdır.
2
Bu kuruluşun temelleri Necmettin Erbakan'ın başbakanlığı dönemindeki İstanbul Zirvesi ile atılmıştır.
3
Adı 'Developing Eight' ifadesinin kısaltmasıdır.

Daha Fazla Pratik

D-8'in temel prensiplerini (savaş yerine barış, çatışma yerine diyalog vb.) ve TİKA ile arasındaki farkları incelemek konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.

Alternatif Yöntem

Seçeneklerdeki ülkelerin ortak paydasını analiz edebilirsiniz: Üyelerin tamamı Müslüman nüfuslu ve gelişmekte olan ülkelerdir. Bu profil direkt olarak D-8'i tanımlar.
Tahmini Süre:45s
Soru 237Soru

19531953 yılında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan Balkan Paktı, 19541954 yılında Bled'de imzalanan bir antlaşma ile askeri ittifaka dönüştürülmüştür. Ancak bu ittifak, bölgesel bir güvenlik kuşağı oluşturma amacına tam olarak ulaşamadan kısa sürede etkisini yitirmiş ve dağılmıştır.

Bu ittifakın kısa sürede işlevsiz hale gelmesinde etkili olan temel dış siyasi gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sovyetler Birliği'nde Stalin'in ölümüyle başlayan yumuşama sürecinin Yugoslavya'nın dış politikasını değiştirmesi

Cevap

Sovyetler Birliği'nde Stalin'in ölümüyle başlayan yumuşama sürecinin Yugoslavya'nın dış politikasını değiştirmesi
Balkan Paktı'nın kurulmasındaki en büyük etken Yugoslavya'nın Stalin liderliğindeki SSCB tarafından tehdit edilmesidir. 19531953 yılında Stalin'in ölümüyle Sovyetler Birliği'nde 'Yumuşama' emareleri görülmüş ve Yugoslavya ile ilişkiler normalleşmiştir. Bu durum Yugoslavya'nın paktın askeri kanadından uzaklaşmasına neden olmuştur. Ayrıca Türkiye ve Yunanistan arasında o yıllarda tırmanan Kıbrıs Sorunu da ittifakın sonunu hazırlayan bir diğer faktördür.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemi ve Aktörleri Analiz Etme
19531953 Balkan Paktı; Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasındadır.
Paktın neden kurulduğunu anlamak için o günkü tehdit algısını belirlemek gerekir.
2
Tehdit Unsurunu Belirleme
Paktın kurulmasındaki temel motivasyon Sovyetler Birliği'nin (Stalin dönemi) yayılmacı politikasıdır.
Yugoslavya, Sovyet bloğundan dışlandığı için Batı ile iş birliği yapmak zorunda kalmıştır.
3
Kırılma Noktasını Belirleme
19531953 yılında Stalin'in ölmesi, Sovyet dış politikasında bir eksen kaymasına yol açmıştır.
Yeni Sovyet yönetimi Yugoslavya ile ilişkileri normalleştirme yoluna gitmiştir.
4
Sonucu Yorumlama
Yugoslavya'nın SSCB ile barışması ve Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun başlaması paktı bitirmiştir.
Dış tehdit azaldığında, bölgesel ittifakların bir arada kalma motivasyonu da zayıflar.

Anahtar Kavram

Balkan Paktı'nın (19531953) Dağılma Nedenleri

İpuçları

1
Paktın en önemli üyesi olan Yugoslavya'nın, bu paktı neden imzaladığını ve sonra neden vazgeçtiğini düşünün.
2
Sovyetler Birliği'nde 19531953 yılında meydana gelen çok önemli bir lider değişikliği uluslararası ilişkileri kökten etkilemiştir.
3
Stalin'in ölümü sonrası Yugoslavya lideri Tito'nun Moskova ile tekrar yakınlaşması paktın sonunu getirmiştir.

Daha Fazla Pratik

Bağdat Paktı'nın (19551955) neden CENTO'ya dönüştüğünü ve Irak'taki rejim değişikliğinin etkilerini araştırabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Olayı 'Dış Tehdit Algısı' üzerinden çözebilirsiniz: Bir savunma paktını ayakta tutan şey ortak düşmandır; düşman (SSCB) ile üyelerden biri (Yugoslavya) arasındaki buzlar erirse paktın anlamı kalmaz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 238Soru

19911991 yılında SSCBSSCB içerisinde yaşanan siyasi istikrarsızlıklar ve Mikhail Gorbaçov'a karşı düzenlenen başarısız darbe girişimi, birliğin dağılma sürecini geri dönülemez bir noktaya taşımıştır. Bu sürecin sonunda, 88 Aralık 19911991 tarihinde Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderlerinin bir araya gelerek Sovyetler Birliği'nin resmen sona erdiğini ve yerine Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDTBDT) kurulduğunu ilan ettikleri belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Minsk (Belovej) Antlaşması

Cevap

Minsk (Belovej) Antlaşması, Sovyetler Birliği'nin hukuken sona erdiğini tescilleyen ve üç kurucu üye tarafından imzalanan temel belgedir.
Minsk (Belovej) Antlaşması, 88 Aralık 19911991 tarihinde Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderleri tarafından imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Sovyetler Birliği'nin bir özne olarak uluslararası hukukta ve jeopolitik gerçeklikte sona erdiği, yerine Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDTBDT) kurulduğu ilan edilmiştir. Bu, birliğin dağılmasının resmîleştiği en kritik adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin siyasi bağlamını analiz et.
19911991 yılındaki darbe girişimi sonrası merkezi otorite çökmüş ve cumhuriyetlerin ayrılma süreci başlamıştır.
Soruda istenen belgenin hangi tarihsel olaylar zincirinin bir parçası olduğunu anlamak için.
2
Kurucu aktörleri belirle.
Belgeyi imzalayanlar Rusya (YeltsinYeltsin), Ukrayna (Kravc\cukKravçuk) ve Beyaz Rusya (S\cus\ckevic\cŞuşkeviç) liderleridir.
Farklı belgelerin (Alma-Ata gibi) imza sahipleri ve kapsamı arasındaki farkı ayırt etmek için.
3
Belgenin spesifik amacını ve tarihini doğrula.
88 Aralık 19911991 tarihi, SSCBSSCB'nin resmi sonunu ve BDTBDT'nin kuruluşunu simgeler.
Alma-Ata Protokolü (2121 Aralık 19911991) ile olan kronolojik ve işlevsel farkı netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Bağımsız Devletler Topluluğu'nun (BDT) Kuruluşu ve SSCB'nin Dağılışı

İpuçları

1
Belgeyi imzalayan üç devlet, SSCB'nin Slav kökenli kurucu cumhuriyetleridir.
2
88 Aralık 19911991'de imzalanan bu antlaşma, Gorbaçov'un kontrolü tamamen kaybetmesine yol açmıştır.
3
İsmini antlaşmanın imzalandığı Beyaz Rusya'daki ormanlık bölgeden veya başkentinden alır; Alma-Ata'dan yaklaşık iki hafta önce gerçekleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

Bağımsız Devletler Topluluğu'na sonradan katılan ancak 20082008 yılında ayrılan devlet hangisidir? (Gürcistan) sorusunu inceleyerek örgütün tarihçesini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 239Soru

1964 yılında ABD Başkanı Lyndon Johnson tarafından gönderilen ve Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini sert bir dille engelleyen mektup, Türk dış politikasında "ittifak içinde yalnızlık" hissiyatını doğurmuştur. 1965 yılından itibaren uygulanmaya başlanan "Çok Yönlü Dış Politika" doktriniyle Türkiye, geleneksel Batı bağımlılığını esneterek farklı bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamıştır.

Buna göre, 1965-1971 yılları arasında Türkiye'nin bu yeni stratejik yönelimi kapsamında gerçekleştirdiği faaliyetler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1954 yılında Yunanistan ve Yugoslavya ile kurulan Balkan Paktı'nın (Balkan İttifakı) canlandırılarak Kıbrıs ve Ege sorunlarının bu kolektif güvenlik örgütü aracılığıyla çözüme kavuşturulmak istenmesi

Cevap

1954 yılında kurulan Balkan Paktı'nın bu dönemde canlandırılması ve sorunların bu pakt üzerinden çözülmeye çalışılması, Yumuşama Dönemi'ndeki Türk-Yunan ilişkilerinin gerçekliğiyle bağdaşmayan hatalı bir bilgidir.
Doğru yanıt olan seçenek, 1954 yılında kurulan Balkan Paktı'nın (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya) Yumuşama Dönemi'nde tekrar aktif hale getirildiğini öne sürmektedir. Ancak bu pakt, 1955'te Kıbrıs sorununun patlak vermesi ve Türk-Yunan ilişkilerinin bozulmasıyla fiilen önemini yitirmiştir. Yumuşama Dönemi'nde (özellikle 1964 sonrası) Türkiye'nin Yunanistan ile Kıbrıs ve Ege Kıta Sahanlığı gibi ciddi sorunlar yaşadığı bir konjonktürde, bu paktın canlandırılması tarihsel gerçeğe aykırıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Johnson Mektubu'nun etkisini analiz etme
Türkiye'nin sadece Batı'ya (ABD/NATO) güvenerek dış politika yürütemeyeceği anlaşıldı.
Mektup, Türkiye'nin Kıbrıs müdahalesinde NATO silahlarını kullanamayacağını ve SSCB müdahalesinde yalnız kalabileceğini belirtiyordu.
2
Çok Yönlü Dış Politika doktrinini değerlendirme
Türkiye'nin SSCB, Arap Dünyası ve Üçüncü Dünya ülkeleriyle ilişkilerini iyileştirme süreci başladı.
Uluslararası alanda, özellikle Kıbrıs konusunda diplomatik destek arayışı bu değişimi zorunlu kıldı.
3
Seçenekleri kronolojik ve siyasi açıdan irdeleme
A, B, C ve E seçeneklerindeki gelişmeler bu yeni doktrinin parçasıdır; ancak D seçeneğindeki Balkan Paktı işlevini çoktan yitirmiştir.
Balkan Paktı (1954) Kıbrıs gerilimi yüzünden 1950'lerin ortasında çökmüştü; 1960'ların sonunda Yunanistan ile sorunlar yaşanırken bu paktın canlandırılması mümkün değildi.

Anahtar Kavram

Çok Yönlü Dış Politika (1965-1980)

İpuçları

1
Türkiye'nin 1964 sonrası politikası 'Batı ile bağları koparmadan seçenekleri artırmak' üzerinedir.
2
Yunanistan ile 1960'larda tırmanan Kıbrıs gerilimi, iki ülkenin ortak olduğu eski bölgesel paktları nasıl etkilemiş olabilir?
3
1954 Balkan Paktı'nın, 1955'teki 6-7 Eylül Olayları ve Kıbrıs krizi sonrası hala işlevsel olup olmadığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Yumuşama Dönemi'nde SSCB ile ilişkilerini normalleştirmesinin iç politikadaki ekonomik yansımalarını (ağır sanayi hamleleri) inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Balkan Paktı'nın (1954) kuruluş tarihini ve Kıbrıs sorununun (1955-devam) bu ittifak üzerindeki yıkıcı etkisini hatırlamak, bu paktın 1960'larda bir çözüm aracı olamayacağını görmenizi sağlar.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 240Soru

Yumuşama Dönemi'nde Kıbrıs Meselesi, 1960 yılında kurulan ortaklık devletinin anayasal krizlerle sarsılması sonucu yeni bir evreye girmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios'un, Türk toplumunun veto haklarını kısıtlayan ve anayasayı tek taraflı değiştirmeyi amaçlayan '13 Maddelik Planı'nı sunması ve bu girişimin reddedilmesi, 1963 yılı sonunda 'Kanlı Noel' olaylarının patlak vermesine yol açmıştır. Türk toplumunun devlet mekanizmasından dışlanması üzerine, adadaki Türklerin siyasi ve idari haklarını savunmak amacıyla 27 Aralık 1967 tarihinde kurulan idari yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi

Cevap

Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi
Doğru yanıt olan Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi, 1963-1974 yılları arasındaki zorlu süreçte Kıbrıs Türk toplumunun yasama ve yürütme işlerini yürüten, 1967 yılında resmileşmiş idari yapıdır. Bu yapı, 1974 harekatı sonrası Özerk Kıbrıs Türk Yönetimi'ne, 1975'te ise Kıbrıs Türk Federe Devleti'ne dönüşmüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Kıbrıs meselesindeki kronolojik idari gelişmeleri analiz etme
1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1963'teki anayasal krizle (13 Maddelik Plan) Türkler için fiilen sona erdiği tespit edilir.
Türklerin yönetimden dışlanması, kendi idari mekanizmalarını kurmalarını zorunlu kılmıştır.
2
1967 tarihindeki spesifik siyasi gelişmeyi belirleme
27 Aralık 1967'de 'Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi'nin kurulduğu bilgisine ulaşılır.
1967'deki kriz (Sarayönü olayları) sonrası Türk toplumunun kendi yürütme ve yasama organlarını oluşturması gerekmiştir.
3
Diğer idari yapılarla karşılaştırma yapma
Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin 1975, KKTC'nin ise 1983 yılında kurulduğu; Türk Mukavemet Teşkilatı'nın ise askeri bir örgüt olduğu ayırt edilir.
Karıştırılma riski yüksek olan benzer isimli yapılar kronolojik olarak elenir.

Anahtar Kavram

Kıbrıs Türk Siyasi Teşkilatlanma Süreci

İpuçları

1
Soruda bahsedilen tarih 1967'dir; bu tarih 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan öncedir.
2
Makarios'un 13 maddelik anayasa değişikliği planı, adadaki ortaklık cumhuriyetini yıkan 'Akritas Planı'nın siyasi ayağıdır.
3
Bu yönetim, Dr. Fazıl Küçük'ün başkanlığında ve Rauf Denktaş'ın yardımcılığında 1974 harekatına kadar görev yapan 'Geçici' statülü bir yapıdır.

Daha Fazla Pratik

Kıbrıs Türklerinin 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile kazandığı 'Garantörlük' haklarının 1974 harekatındaki hukuki zeminini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir: 1983 (KKTC) ve 1975 (KTFD) tarihleri 1967'den çok sonradır. TMT ise bir ordu/örgüt ismidir, idari yapı değildir.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 12 / 24Sonraki