Türk-İslam Tarihi

606 soru

Soru 461Soru

Mısır coğrafyasında kurulan Türk-İslam devletleri içerisinde, İslam dünyasının kutsal şehirleri olan Mekke ve Medine'yi (Hicaz bölgesi) topraklarına katan ilk Türk devleti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akşitler (İhşidiler)

Cevap

Mısır'da kurulan ve kutsal topraklar olan Hicaz bölgesine (Mekke ve Medine) egemenlik kuran ilk Türk devleti Akşitler (İhşidiler) devletidir.
Akşitler (İhşidiler), Abbasi valisi Muhammed bin Togaç tarafından Mısır'da kurulmuş ve İslamiyet'in kutsal kabul edilen Hicaz bölgesini sınırlarına dahil ederek bu bölgede egemenlik kuran ilk Türk devleti olma unvanını kazanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Mısır'da kurulan devletleri kronolojik olarak sıralayın.
Tolunoğulları, Akşitler, Eyyubiler ve Memlükler.
Mısır tarihindeki Türk-İslam hakimiyetinin sırasını bilmek ayırt edici özellikleri bulmaya yardımcı olur.
2
Hicaz bölgesinin (Mekke-Medine) ilk kez hangi dönemde Türk hakimiyetine girdiğini belirleyin.
Akşitler (İhşidiler) dönemi.
Muhammed bin Togaç (Akşit) döneminde Hicaz bölgesi ele geçirilmiştir.

Anahtar Kavram

Hicaz Egemenliği

İpuçları

1
Bu devletin kurucusu olan Muhammed bin Togaç'a Abbasi halifesi tarafından 'Akşit' (Prenseslerin prensi) unvanı verilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mısır'da kurulan Türk devletlerinin yıkılış nedenlerini ve halk-yönetici arasındaki etnik farkın sonuçlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 462Soru

Türk-İslam devletlerinde devletin bekasını sağlamak adına merkezî otoritenin taşradaki ve merkezdeki sivil ve mali işleyişi kontrol altında tutması esas alınmıştır. Bu doğrultuda, askerî işler dışındaki tüm kurumların mali ve idari denetimini yapmak, yolsuzlukları önlemek ve devlet kurumlarının işleyişini teftiş etmek amacıyla oluşturulan divan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Divan-ı İşraf

Cevap

Askeri işler dışındaki mali ve idari denetimi yapan kurum Divan-ı İşraf'tır.
Divan-ı İşraf, Türk-İslam devletlerinde (özellikle Büyük Selçuklularda) askerî işler hariç olmak üzere, devletin tüm mali ve idari kurumlarını denetleyen teftiş organıdır. Bu divanın başında bulunan görevliye 'Müşrif' denir. Görevi, yolsuzlukları önlemek ve devletin merkezi otoritesini korumaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda belirtilen 'denetim', 'teftiş' ve 'mali/idari kontrol' kavramlarına odaklanın.
Bu görevlerin doğrudan 'teftiş' (audit) mekanizması ile ilgili olduğu belirlenir.
Türk-İslam devletlerinde yönetimin kontrolünü sağlamak için özelleşmiş bir denetim birimi bulunur.
2
Büyük Selçuklu ve diğer Türk-İslam devletlerindeki alt divanların işlevlerini karşılaştırın.
İstifa (Maliye), İşraf (Denetim), Arz (Ordu), İnşa (Yazışma) ayrımı yapılır.
Her divanın başında farklı bir görevli bulunur ve sorumluluk alanları keskindir.
3
Askeri işler hariç tutularak yapılan genel denetimin başında kimin olduğunu belirleyin.
Divan-ı İşraf'ın başında bulunan 'Müşrif'in bu görevden sorumlu olduğu saptanır.
Divan-ı İşraf, devletin sivil ve mali mekanizmasını teftiş eden ana organdır.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Divan Teşkilatı ve Denetim Mekanizması

İpuçları

1
Bu kurumun başındaki görevliye 'Müşrif' adı verilmektedir.
2
Görevi 'teftiş' yapmaktır; ancak askeri kurumlar bu divanın denetim alanı dışındadır.
3
Kelime anlamı 'denetleme, gözetleme' olan 'İşraf' kökünden gelir.

Daha Fazla Pratik

İkta topraklarının dağıtımından sorumlu olan 'Pervaneci' makamının Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki yerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 463Soru

Büyük Selçuklu Devleti'nde Sultan Melikşah’ın vefatından (10921092) sonra yaşanan ve yaklaşık yirmi altı yıl süren "Fetret Devri" (taht kavgaları) sürecini sonlandırarak merkezi otoriteyi yeniden tesis eden, ancak 11411141 Katvan Savaşı’ndaki mağlubiyetiyle devletin fiilen yıkılış sürecine girmesine engel olamayan Sultan Sencer dönemiyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi hatalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslam dünyasındaki dini liderliği de üstlenmek amacıyla Abbasi halifeliğini lağvederek halifelik makamını tamamen Selçuklu hanedanına bağlamıştır.

Cevap

Selçuklu hanedanının Abbasi halifeliğini lağvederek makamı kendisine bağladığı bilgisi yanlıştır; Selçuklular sadece halifelerin siyasi koruyuculuğunu yapmışlardır.
Büyük Selçuklu Devleti, Abbasi halifeliğini hiçbir zaman lağvetmemiş ve bu makamı Selçuklu hanedanına bağlamamıştır. Selçuklu sultanları, halifelik makamını sadece siyasi ve askeri olarak koruma altına almışlardır. Bu durum, 'Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı' gibi unvanlarla pekiştirilen bir dünyevi liderlik modelidir; dini liderlik hala Bağdat'taki Abbasi halifesinde kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Fetret Dönemi ve Sencer'in Rolü
Melikşah'ın ölümüyle başlayan taht kavgalarının Sultan Sencer tarafından bitirildiği ve 'İkinci Doğuş' döneminin başladığı doğrulanır.
Sencer'in BSD tarihindeki merkeziyetçi rolünü anlamak için.
2
Selçuklu-Abbasi İlişkilerini Değerlendir
Tuğrul Bey'den itibaren Selçukluların halifeyi Şii baskısına karşı koruduğu ancak dini makama dokunmadığı, 'siyasal himaye' politikasını sürdürdüğü saptanır.
Halifelik makamının statüsüyle ilgili yaygın hatayı düzeltmek için.
3
Yıkılış Nedenlerini İncele
Katvan Savaşı mağlubiyeti ve Oğuz İsyanı'nın devletin fiili varlığına son veren temel etkenler olduğu görülür.
Sencer döneminin sonundaki siyasi tabloyu netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Selçuklu-Abbasi İlişkileri ve Sultan Sencer Dönemi Siyasi Gelişmeleri

İpuçları

1
Türk tarihinde halifelik makamının bir Türk devletine geçişi çok daha sonraki yüzyıllarda gerçekleşmiştir.
2
Sultan Sencer'in 'Sultan-ı Azam' unvanı onun siyasi ve askeri üstünlüğünü simgeler, dini bir makamı temsil etmez.
3
Selçuklu sultanları, halifeden 'menşur' alarak meşruiyet sağlarlar; bu durum halifelik makamının bağımsız varlığını koruduğunu gösterir.

Daha Fazla Pratik

Büyük Selçuklu Devleti'nin parçalanmasıyla kurulan şubeler (Irak, Suriye, Kirman) ile atabeylikleri karşılaştıran bir tablo hazırlayarak merkezi otoritenin dağılma sürecini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 464Soru

Türk-İslam medeniyetinde bilimsel çalışmalar sadece pozitif bilimlerle sınırlı kalmamış; dil, edebiyat ve dini ilimlerde de dünya çapında otorite kabul edilen eserler verilmiştir. Özellikle XI.XI. ve XII.XII. yüzyıllarda Harezm bölgesinde yetişen, Arap dili ve belagati üzerine yazdığı "Mukaddimetü'l-Edeb" adlı sözlük tarzındaki eseriyle tanınan ve Kur'an tefsiri alanında "Keşşaf" adlı eseriyle İslam dünyasında derin izler bırakan Türk asıllı bilgin aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zemahşeri

Cevap

Zemahşeri, Arap dili üzerine yazdığı 'Mukaddimetü'l-Edeb' ve tefsir alanındaki 'Keşşaf' adlı eserleriyle tanınan önemli bir Türk-İslam bilginidir.
Zemahşeri, özellikle 'Keşşaf' tefsiriyle Arap dili ve belagatinin inceliklerini Kur'an üzerinden açıklamış, 'Mukaddimetü'l-Edeb' ile de döneminin en önemli sözlük çalışmalarından birini gerçekleştirmiştir. Harezmşahlar dönemindeki bilimsel canlılığın en önemli temsilcilerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Eser isimlerini analiz etme
Soru kökünde verilen 'Mukaddimetü'l-Edeb' bir dil ve sözlük çalışması, 'Keşşaf' ise bir Kur'an tefsiridir.
Eser-yazar eşleştirmesi yapabilmek için önce eserlerin içeriğini ve hangi bilim dalına ait olduğunu belirlemek gerekir.
2
Coğrafi ve kronolojik ipuçlarını değerlendirme
Harezm bölgesi ve XIXI-XII.XII. yüzyıllar vurgusu bizi bu bölgede yetişen alimlere yönlendirir.
Dönem ve bölge bilgisi, seçeneklerdeki diğer büyük alimler arasından seçim yapmayı kolaylaştırır.
3
Bilginleri karşılaştırma
İbn-i Sina tıp, Biruni gökbilim, Gazali felsefe/din, Utbi ise tarih alanında öne çıkarken; Zemahşeri verilen eserlerin asıl sahibidir.
Seçeneklerdeki diğer alimler de aynı çağlara yakın yaşamış olsalar da uzmanlık alanları ve başyapıtları farklıdır.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Bilim İnsanları ve Uzmanlık Alanları

İpuçları

1
Bu bilgin, Harezmşahlar döneminde yaşamış olup Arapçayı bir yabancı olarak en iyi kullanan alimlerden biri sayılır.

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar dönemindeki Kaşgarlı Mahmut'un dil çalışmaları ile Zemahşeri'nin çalışmalarını karşılaştırarak farklarını not ediniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 465Soru

751 yılında Orta Asya'nın batı sınırlarında gerçekleşen Talas Savaşı, Abbasi Devleti ile Çin'deki Tang Hanedanı arasındaki jeopolitik gerilimin bir sonucudur. Bu savaşın, Türklerin kitleler hâlinde İslamiyet’e geçiş sürecini hızlandıran temel dinamikleri ve dünya medeniyet tarihindeki yeri düşünüldüğünde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi bu sürecin sosyo-politik ve kültürel boyutlarını en kapsamlı şekilde sentezlemektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Abbasilerin mevali politikasını terk ederek eşitlikçi (Şuubiyye) bir yaklaşım benimsemesi, Karlukların stratejik desteğiyle Çin'in batı ilerleyişinin durdurulması ve Semerkant'ta başlayan kâğıt üretiminin ilmi faaliyetlerin kurumsallaşmasına zemin hazırlaması.

Cevap

Abbasilerin eşitlikçi politikaları, Karlukların askeri desteği ve kâğıt üretiminin yaygınlaşmasıyla oluşan bütüncül etkidir.
Doğru seçenek, Abbasilerin 'Mevali' politikasını terk ederek Şuubiyye (eşitlik) akımının da etkisiyle hoşgörülü bir yönetim sergilemesini, Karlukların Çin yayılmacılığına karşı sağladığı askeri desteği ve Semerkant'ta kâğıt üretiminin başlamasıyla tetiklenen kültürel gelişimi bir bütün olarak ele almaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Jeopolitik aktörleri belirle.
Abbasiler (İslam Devleti) ve Tang Hanedanı (Çin) arasındaki rekabetin Orta Asya'da savaşa yol açtığı saptandı.
Savaşın taraflarını ve temel nedenini anlamak çıkarım yapmak için ön koşuldur.
2
Askeri belirleyiciyi analiz et.
Karluk Türklerinin savaş sırasında taraf değiştirerek Abbasileri desteklemesinin zaferde kilit rol oynadığı görüldü.
Türklerin İslam dünyasına entegrasyonunun askeri iş birliğiyle başladığını kanıtlar.
3
Sosyo-politik değişimi değerlendir.
Abbasilerin, Emevilerin Arap milliyetçisi 'Mevali' politikasını terk edip ümmetçi ve eşitlikçi bir yapıya geçmesinin Türklerin dini tercihini kolaylaştırdığı anlaşıldı.
İslamlaşma sürecinin neden kitleler hâlinde gerçekleştiğini açıklar.
4
Kültürel transferi incele.
Savaş esirleri aracılığıyla kâğıt üretiminin Çin dışına (Semerkant) çıkmasının İslam ve dünya medeniyetine katkısı doğrulandı.
Savaşın sadece bölgesel değil, evrensel kültürel sonuçlarını gösterir.

Anahtar Kavram

Talas Savaşı'nın Çok Boyutlu Sonuçları ve İslamlaşma Süreci

İpuçları

1
Abbasilerin iktidara gelmesiyle İslam devletinin sosyal politikasında nasıl bir değişim yaşandığını düşünün.
2
Çin'in batıya doğru genişleme siyasetine karşı hangi Türk boyunun Abbasilerin yanında yer aldığını hatırlayın.
3
Savaşın teknolojik ve kültürel mirası olarak Semerkant'ta üretilmeye başlanan maddeyi göz önünde bulundurun.

Daha Fazla Pratik

Talas Savaşı'nın ardından kurulan ilk Türk-İslam devleti olan Karahanlılar'ın kültürel yapısını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Savaşın aktörlerini (Abbasiler-Türkler-Çinliler) ve sonuçlarını (Siyasi-Sosyal-Kültürel) bir matris üzerinde eşleştirerek seçenekleri eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 466Soru

Türk-İslam devletlerinde toplumsal düzenin ve devlet otoritesinin tesisi için hukuk sistemi 'ikili bir karakter' sergilemiştir. Aile, miras ve vakıf gibi bireysel hukuk konuları 'Şer'i Hukuk' dairesinde çözülürken; devletin güvenliğini, kamu düzenini ve idari işleyişi ilgilendiren konular 'Örfi Hukuk' dairesinde ele alınmıştır.

Selçuklu devlet teşkilatında, hükümdarın 'örfi yargı' yetkisini temsil eden, saray ve taşradaki idari-sivil suçları yargılama yetkisine sahip olan ve örfi mahkemelerin başında bulunan görevli aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Emir-i Dad

Cevap

Türk-İslam devletlerinde örfi yargı sisteminin başında bulunan ve idari-sivil suçları yargılama yetkisine sahip olan görevli Emir-i Dad'dır.
Doğru yanıt olan görevli, Selçuklularda 'Örfi Yargı'nın başı kabul edilen Emir-i Dad'dır. Bu görevli, hükümdarın örfi hukuk alanındaki yetkilerini temsil eder, idari yolsuzlukları ve siyasi suçları denetler, ayrıca gerektiğinde Divan-ı Mezalim'de sultanın yanında yer alarak adalet mekanizmasının işlemesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuk sisteminin yapısını analiz et.
Hukuk; Şer'i (dini) ve Örfi (geleneksel/idari) olarak ikiye ayrılmaktadır.
Soruda istenen görevlinin hangi hukuk dalına ait olduğunu saptamak için bu ayrım temeldir.
2
Şer'i hukukun temsilcisini ele.
Kadıü'l-Kudat, dini hukukun başıdır ve sorudaki idari-örfi yetki tanımına uymaz.
Dini hukuk ve idari hukuk yetki alanları Türk-İslam devletlerinde keskin çizgilerle ayrılmıştır.
3
Örfi yargı ve askeri yargı farkını ayırt et.
Kadı-ı Leşker orduyla sınırlıdır; Emir-i Dad ise genel örfi hukukun başıdır.
Askeri mahkemeler ile sivil-idari mahkemelerin başındaki kişilerin görev tanımları farklıdır.
4
Saray ve taşra teşkilatındaki en üst düzey adalet görevlisini belirle.
Emir-i Dad (Dadbeg), hükümdarın örfi yargıdaki temsilcisidir.
Hükümdar adına yüksek devlet görevlilerini bile tutuklama yetkisine sahip olan tek adli birimdir.

Anahtar Kavram

Türk-İslam devletlerinde adalet sistemindeki Şer'i-Örfi hukuk ayrımı ve Emir-i Dad'ın örfi yargıdaki mutlak yetkisi.

İpuçları

1
Türk-İslam devletlerinde hukuk sisteminin Şer'i ve Örfi olarak ikiye ayrıldığını hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'ndeki 'Kazasker' ve 'Nişancı' görevlerinin Selçuklu'daki karşılıklarını karşılaştırarak çalışınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 467Soru

88. yüzyılda Orta Asya hakimiyeti için karşı karşıya gelen Tang Hanedanı ve Abbasi Devleti, 751751 yılında Talas Irmağı kenarında büyük bir savaşa tutuşmuştur. Karluk Türklerinin Abbasilerin safında yer almasıyla savaşın seyri değişmiş ve Müslümanlar kesin bir zafer elde etmiştir. Bu zafer, kültürel açıdan kağıt üretiminin Semerkant'ta başlayarak Çin dışında da yayılmasının önünü açarken, dini açıdan da Türklerin İslamiyet'e geçiş sürecini başlatmıştır.

Aşağıdakilerden hangisi, bu zaferden sonra Türklerin İslamiyet'i kitleler halinde kabul etmesinde ve Müslümanlar ile yakınlaşmasında en etkili olan siyasi unsurdur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Abbasilerin, Emeviler Dönemi'nde uygulanan ve Arap olmayan Müslümanları dışlayan "mevali" politikasını terk ederek hoşgörü ve eşitliğe dayalı bir yönetim anlayışı sergilemesi

Cevap

Abbasilerin, Emeviler dönemindeki ırkçı mevali politikasını terk ederek ümmetçi ve eşitlikçi bir yönetim anlayışına geçmeleri, Türklerin İslamiyet'e girişini kolaylaştırmıştır.
Talas Savaşı sonrasında Türklerin İslamiyet'i kabul etmesindeki en kritik etken, Abbasilerin iktidara gelmesiyle birlikte Emevi dönemindeki Arap milliyetçiliğinin (Mevali politikası) sona ermesidir. Müslümanlar arası eşitliği savunan bu yeni yaklaşım, Türklerin İslam dinine karşı olan mesafesini ortadan kaldırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Savaşın taraflarını ve nedenini belirle.
751751 Talas Savaşı, Çin (Tang) ve Abbasiler arasında Orta Asya hakimiyeti için yapılmıştır.
Savaşın stratejik önemini anlamak için temel aktörleri tanımak gerekir.
2
Türklerin savaştaki rolünü analiz et.
Karluk Türkleri, Çin baskısına karşı Abbasilerin yanında yer alarak savaşın kazanılmasını sağlamıştır.
Türk-Arap ittifakının başlangıç noktasını belirlemek içindir.
3
İslamiyet'e geçişin önündeki engellerin nasıl kalktığını değerlendir.
Emevilerin Arap milliyetçiliği (Mevali) politikası Abbasilerle birlikte yerini eşitlikçi (Ümmetçi) anlayışa bırakmıştır.
Türklerin kitleler halinde İslamiyet'i kabul etmesindeki psikolojik ve siyasi nedeni bulmak içindir.

Anahtar Kavram

Abbasi Ümmetçilik Politikası

İpuçları

1
Türklerin neden daha önce (Emeviler döneminde) İslamiyet'e bu kadar sıcak bakmadığını düşünün.
2
Emeviler dönemindeki 'Mevali' anlayışı ile Abbasilerin 'Ümmetçilik' anlayışı arasındaki farka odaklanın.
3
Türklerin kitleler halinde dine girmesi için o dinin temsilcilerinin onlara eşit davranması gerekirdi; bu değişim hangi dönemde yaşandı?

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar dönemindeki İslamiyet'in kabul süreci ile Talas Savaşı'ndaki diplomatik yakınlaşmayı karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 468Soru

Karahanlılar; orduda Gulam sistemini başlatmaları, sınır boylarında Ribat adı verilen kervansaraylar inşa etmeleri ve medreselerde burslu öğrencilik sistemini uygulamaları gibi kurumsal yeniliklerin yanı sıra Türk-İslam kültürünün ilk edebi ürünlerini de vermişlerdir. 'Geçiş Dönemi Eserleri' olarak adlandırılan bu eserler, hem Türk dilinin canlılığını korumasını sağlamış hem de yeni dinin ahlaki ve hukuki değerlerini halka aktarmıştır.

Aşağıdakilerden hangisi, bu döneme ait eserler ve özellikleri hakkında verilen yanlış bir bilgidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Atabetü'l Hakayık, Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılmış olup Türk-İslam tarihinin ilk tasavvufi eseri olma özelliğini taşır.

Cevap

Atabetü'l Hakayık'ın ilk tasavvufi eser olarak tanımlanması yanlıştır; bu eser ahlaki öğütler içeren didaktik bir metindir.
Karahanlılar döneminde yazılan eserlerden Atabetü'l Hakayık, Edip Ahmet Yükneki tarafından kaleme alınmış olup 'ahlaki öğütler ve bilginin erdemi' üzerine yoğunlaşan didaktik bir eserdir. Türk-İslam tarihindeki ilk tasavvufi eser ise Hoca Ahmet Yesevi'ye ait olan Divan-ı Hikmet'tir. Bu nedenle seçeneklerdeki ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Karahanlılar dönemi eserlerini ve yazarlarını hatırla.
Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip), Divan-ı Lügati't-Türk (Kaşgarlı Mahmut), Atabetü'l Hakayık (Edip Ahmet Yükneki), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi).
Eser-yazar eşleşmelerini doğrulamak için ilk adımdır.
2
Eserlerin içerik ve türlerini karşılaştır.
Atabetü'l Hakayık 'Hakikatlerin Eşiği' demektir ve ahlak kitabıdır. Divan-ı Hikmet ise tasavvufi (mistik) bir eserdir.
Seçeneklerdeki içerik bilgilerinin doğruluğunu kontrol etmek gerekir.
3
Yanlış olan bilgiyi tespit et.
Tasavvufi düşüncenin temellerini atan ilk eser Atabetü'l Hakayık değil, Divan-ı Hikmet'tir.
Tür karışıklığı KPSS'de sık yapılan bir hatadır.

Anahtar Kavram

Karahanlılar Dönemi Geçiş Eserleri

İpuçları

1
Karahanlılar dönemi dört büyük eserin içeriklerini ve yazarlarını gözden geçirin.
2
'İlk tasavvuf eseri' ile 'Ahlaki öğütler içeren eser' arasındaki farkı düşünün.
3
Ahmet Yesevi'nin eserinin tasavvuf tarihimizdeki yerini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar'ın Türkçeyi resmi dil ilan etmeleri ile bu eserlerin Türkçe yazılması arasındaki ilişkiyi analiz edin.

Alternatif Yöntem

Eserlerin yazıldığı dönemdeki sunulan kişileri (Tabgaç Buğra Han, El-Muktedî Billâh vb.) hatırlayarak da eleme yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 469Soru

İslam dünyasında "Hekimlerin Prensi" ve "Şeyh el-Reis" olarak anılan İbn-i Sînâ, tıp alanında olduğu kadar felsefe ve temel bilimlerde de derin izler bırakmıştır. Bilginin; mantık, fizik, matematik ve metafizik gibi disiplinleri bir bütün olarak ele alan, adının çağrıştırdığının aksine tıbbi bir eser olmayıp insan ruhunun cehaletten kurtularak "şifa" bulmasını amaçlayan felsefi ve bilimsel ansiklopedisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kitâbü’ş-Şifâ

Cevap

İbn-i Sînâ'nın felsefi ve bilimsel ansiklopedisi olan Kitâbü’ş-Şifâ'dır.
Kitâbü’ş-Şifâ, İbn-i Sînâ'nın en hacimli eseridir. Mantık, Matematik, Tabiat Bilimleri ve Metafizik olmak üzere dört ana bölümden oluşur. Eserin adı 'Şifa' olsa da bu tıp anlamında değil, cehaletin karanlığından kurtulan aklın 'şifası' anlamındadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen özellikleri analiz et.
İbn-i Sînâ'ya ait olması, tıp dışı (mantık, fizik, metafizik) içeriğe sahip olması ve bir ansiklopedi olması kriterleri belirlendi.
Doğru eseri diğer ünlü eserlerden ayırt etmek için içerik analizi gereklidir.
2
Seçeneklerdeki eser-yazar eşleşmelerini kontrol et.
İhsâü’l-Ulûm (Fârâbî), Asâru’l-Bâkiye (Bîrûnî) ve Tehâfütü’l-Felâsife (Gazzâlî) seçenekleri yazar farkından dolayı elenir.
Farklı dönem ve isimlere ait eserleri ayıklamak temel bir bilgi basamağıdır.
3
Kalan iki İbn-i Sînâ eseri arasında kavramsal ayrım yap.
El-Kânûn fi’t-Tıbb doğrudan tıp kitabıyken, Kitâbü’ş-Şifâ ismine rağmen bir felsefe ansiklopedisidir.
İsim benzerliği (Şifa kelimesi) nedeniyle düşülen en büyük hatayı gidermek için içerik farkı vurgulanmalıdır.

Anahtar Kavram

İbn-i Sînâ'nın Eserleri ve İçerikleri

İpuçları

1
Bu eser, isminin aksine sadece tıp konusunu içermeyen, mantık ve fizik gibi derslerin de yer aldığı dev bir ansiklopedidir.
2
Hekimlerin Prensi'nin, tıbbın kanunlarını yazdığı kitaptan farklı olarak, felsefi görüşlerini derlediği şaheseridir.
3
Eserin adı 'İyileşme Kitabı' anlamına gelse de, bu iyileşme aklın ve ruhun olgunlaşması üzerinedir.

Daha Fazla Pratik

İbn-i Sînâ'nın bu eserinin Avrupa'daki etkilerini 'Avicennism' (İbn-i Sînâcılık) akımı üzerinden araştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 470Soru

Türk-İslam devletlerinde hükümdarlar, siyasi otoritelerini pekiştirmek ve halk nezdinde meşruiyet kazanmak amacıyla Abbasi halifeleriyle iyi ilişkiler kurmaya büyük önem vermişlerdir. Bu doğrultuda halife, hükümdarın tahta çıkışını tanıdığını simgeleyen çeşitli hediyeler ve resmi belgeler göndermiştir.

Halife tarafından gönderilen ve hükümdarın siyasi hakimiyetini dini otorite nezdinde resmen onaylayan bu 'tasdikname' niteliğindeki belgeye verilen isim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Menşur

Cevap

Türk-İslam devletlerinde hükümdarın meşruiyetini belgeleyen onay dökümanına Menşur adı verilir.
Menşur, Türk-İslam devlet geleneğinde halifenin hükümdarın otoritesini tanıdığını bildiren resmi onay belgesidir. Bu belge, hükümdarın hem dini hem de siyasi meşruiyetini perçinleyen hukuki bir döküman niteliği taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Türk-İslam devletlerinde meşruiyetin kaynağını belirleyin.
Hükümdarların otoritesi için halifenin onayı (meşruiyet) kritik bir unsurdur.
Hükümdarlık, dini bir kimlik kazandığı için halifenin onayı halk nezdinde bağlılığı artırır.
2
Halifenin gönderdiği semboller arasındaki farkları ayırt edin.
Belge, elbise ve fiziksel semboller (şemsiye, davul) arasında ayrım yapılır.
Soruda özellikle bir 'belge' veya 'tasdikname' sorulmaktadır.
3
Terminolojik eşleştirmeyi yapın.
Hilat genel hediye setini, Tıraz işlemeli kaftanı, Menşur ise onay belgesini ifade eder.
Menşur, kelime anlamı olarak da neşredilen, duyurulan belge niteliğindedir.

Anahtar Kavram

Hükümdarlık Alametleri ve Meşruiyet (Menşur)

İpuçları

1
Halifenin siyasi otoriteyi tanıdığını belgeleyen bir döküman arayın.
2
Hediye paketinin tamamı (Hilat) ile bu paketin içindeki 'ferman' niteliğindeki kağıdı karıştırmayın.
3
Bu kavram, günümüzdeki 'kararname' veya 'atama belgesi'nin o dönemdeki karşılığıdır ve 'Menşur' olarak adlandırılır.

Daha Fazla Pratik

İslamiyet öncesi (Örgin, Kotuz, Tuğ) ve İslamiyet sonrası (Hutbe, Sikke, Menşur) hükümdarlık alametlerini bir tablo üzerinde karşılaştırın.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 471Soru

Batı Türkistan hâkimiyeti için Çin ve Abbasi güçlerini karşı karşıya getiren 751751 tarihli Talas Savaşı, Karlukların desteğiyle Abbasilerin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bu zafer sonrası Semerkant'ta kâğıt üretiminin başlamasıyla kültürel bir etkileşim yaşanırken, Türklerin İslamiyet'i hızla benimsemesinde Abbasi Devleti'nin Müslümanlar arasında ayrım gözetmeyen hangi politikası etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adalet, eşitlik ve hoşgörüye dayalı Ümmetçilik anlayışı

Cevap

Türklerin İslamiyet'i kitleler hâlinde kabul etmesindeki temel etken, Abbasilerin uyguladığı adalet, eşitlik ve hoşgörüye dayalı Ümmetçilik anlayışıdır.
Doğru cevap olan Ümmetçilik anlayışı, Abbasilerin Arap milliyetçiliğini reddederek tüm Müslümanları eşit kabul etmesi demektir. Bu durum, Türklerin İslamiyet'i bir Arap dini olarak değil, evrensel ve adil bir inanç sistemi olarak görmelerini sağlayarak kitleler hâlinde din değiştirmelerine zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Talas Savaşı'nın taraflarını ve sonucunu belirle
Savaş Çin ve Abbasiler arasındadır; Karluk Türklerinin desteğiyle Abbasiler kazanmıştır.
Savaşın jeopolitik galibini ve Türklerin bu süreçteki rolünü anlamak için.
2
Emevi ve Abbasi dönemlerini karşılaştır
Emeviler Arap milliyetçiliği (Mevâlî) yaparken, Abbasiler eşitlikçi (Ümmetçi) bir yol izlemiştir.
Türklerin neden daha önce değil de bu dönemde İslamiyet'e geçtiğini analiz etmek için.
3
Sosyo-kültürel sonuçları değerlendir
Eşitlik politikası ve Semerkant'taki kâğıt üretimi gibi gelişmeler Türk-İslam sentezini başlatmıştır.
Savaşın sadece askeri değil, dini ve kültürel etkisini teyit etmek için.

Anahtar Kavram

Ümmetçilik ve Mevâlî Politikası Karşılaştırması

İpuçları

1
Emevilerin Arap milliyetçiliği yapan politikasının tam tersi olan uygulamayı düşünmelisiniz.
2
Abbasilerin Müslümanları ırk ayrımı gözetmeksizin eşit kabul etmesi, Türklerin İslamiyet'e ısınmasındaki en büyük etkendir.

Daha Fazla Pratik

Abbasilerin Türkler için kurduğu özel askeri şehirler (Samerra) ve ordu teşkilatındaki değişimleri inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'Müslümanlar arasında ayrım gözetmeyen' ifadesinden yola çıkarak 'eşitlik' ve 'hoşgörü' anahtar kelimelerini içeren seçeneğe odaklanabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 472Soru

Gazneli Mahmut, Hindistan üzerine gerçekleştirdiği seferlerle İslamiyet'in bu geniş coğrafyada yayılmasını sağlamış; Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları baskısından kurtardığı için de İslam dünyasında siyasi liderliği simgeleyen 'Sultan' unvanını kullanmaya başlamıştır. Ayrıca sarayında El-Biruni gibi dünyaca ünlü bilim insanlarını ağırlayarak onları 'Sarayımın en değerli hazinesi' olarak nitelendirmiştir.

Gazneli Devleti'nin bu özellikleri ve faaliyetleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu devletin bir özelliği olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ulusçu bir devlet politikası izlenerek orduda ve yönetimde sadece Türk kökenli unsurlara yer verilmesi

Cevap

Gazneliler kozmopolit bir yapıya sahip oldukları için yönetim ve orduda sadece Türk unsurlara yer verilmesi (ulusçu politika) bu devletin bir özelliği değildir.
Gazneli Devleti, Horasan, Afganistan ve Hindistan gibi çok geniş ve farklı etnik grupların (Farslar, Afganlar, Hintliler, Türkler) bulunduğu bir coğrafyada hüküm sürmüştür. Bu nedenle Karahanlılar gibi 'ulusçu' veya 'homojen Türk' karakteri taşımazlar. Ordularında 'Gulam' sistemiyle farklı milletlerden askerlere yer vermişler, saray ve edebiyat dillerinde Farsça'nın etkisinde kalmışlardır. Dolayısıyla yönetimde sadece Türk unsurlara yer verdikleri söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki verileri analiz et
Sultan unvanı (siyasi güç), El-Biruni (bilim), Hindistan seferleri (İslamiyet'in yayılması) vurgulanmıştır.
Sorunun kökünde verilen bilgilerin hangi devlet özelliklerine işaret ettiğini belirlemek için.
2
Gazneli Devleti'nin etnik ve sosyal yapısını değerlendir
Gazneliler; Afgan, Hint, Fars ve Türklerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir coğrafyada kurulmuştur.
Devletin 'ulusçu' mu yoksa 'imparatorluk' karakterinde mi olduğunu ayırt etmek için.
3
Seçenekleri karşılaştır
Orduda ve yönetimde sadece Türklerin yer alması ifadesi, Gaznelilerin çok uluslu yapısıyla çelişmektedir.
Hatalı olan genel özelliği tespit etmek için.

Anahtar Kavram

Gazneliler'in kozmopolit yapısı ve Türk-İslam dünyasındaki öncü rolleri

İpuçları

1
Gazneli Devleti'nin kurulduğu coğrafyadaki etnik çeşitliliği düşünün.
2
Gaznelileri, Orta Asya'da halkı ve yöneticisi tamamen Türk olan Karahanlılar ile kıyaslayın.
3
Gaznelilerde ordu ve bürokraside farklı milletlerin yer almasının devletin yıkılış sürecine (iç karışıklıklara) etkisini anımsayın.

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar ve Gazneliler arasındaki dil ve etnik yapı farklılıklarını gösteren bir karşılaştırma tablosu hazırlayarak konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 473Soru

Türk-İslam devletlerinde uygulanan İkta Sistemi'nde; taşradaki askeri görevlilere (sipahi/emir) halktan toprak vergilerini toplama yetkisi verilirken, halk ile bu görevliler arasındaki hukuki ihtilafları çözme ve cezai müeyyide uygulama yetkisinin doğrudan merkezden atanan bağımsız "kadı"lara bırakılması aşağıdakilerden hangisini doğrudan amaçlamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Askeri ve idari yöneticilerin denetimsiz birer yerel güç odağına dönüşmesini engelleyerek merkezi otoriteyi korumayı

Cevap

Askeri ve idari yöneticilerin denetimsiz birer yerel güç odağına (senyör/derebeyi) dönüşmesini engelleyerek merkezi otoriteyi korumayı amaçlayan seçenek doğrudur.
Türk-İslam devletlerinde merkezi otoriteyi korumak en temel önceliktir. Eğer bir askeri yönetici (ikta sahibi) aynı zamanda yargılama yetkisine sahip olsaydı, o bölgede devlet içinde devlet gibi davranabilir ve Avrupa'daki derebeyleri gibi bağımsızlaşabilirdi. Yetkilerin parçalanması ve yargının bağımsız kadılara verilmesi, yerel güç odaklarının oluşmasını engeller.

Adım Adım Çözüm

1
İkta sistemindeki yetki dağılımını analiz et
Askeri görevli (Sipahi) vergi topluyor, ancak yargılama yapamıyor.
Yöneticinin yetkilerinin hangi alanlarla sınırlandırıldığını anlamak gerekir.
2
Yargı yetkisinin kime verildiğini belirle
Yargı yetkisi, merkezden atanan bağımsız kadılara aittir.
Kadıların merkeze bağlı olması, taşradaki askeri gücün hukuk dışına çıkmasını denetler.
3
Bu ayrımın siyasi sonucunu değerlendir
Askeri yöneticinin halk üzerinde keyfi güç kullanması engellenerek feodalleşmenin önüne geçilir.
Avrupa'daki derebeylik sisteminden farkı, yöneticinin aynı zamanda hakim olmamasıdır.

Anahtar Kavram

İkta Sisteminde Kuvvetler Ayrılığı ve Merkezi Otorite Denetimi

İpuçları

1
Bir yöneticinin hem elinde silah (ordu) hem de elinde kanun (yargı) olması durumunda ne olabileceğini düşünün.
2
Devletin, taşradaki görevlisinin halka zulmetmesini veya halkı kendine bağlamasını nasıl önlediğine odaklanın.
3
Bu düzenleme, Türk-İslam devletlerini Avrupa'daki feodal (derebeylik) sisteminden ayıran en temel farktır.

Daha Fazla Pratik

İkta sisteminin askeri, ekonomik ve idari sonuçlarını bir tablo halinde karşılaştırarak çalışmak kalıcılığı artıracaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 474Soru

Emeviler Dönemi'nde uygulanan dışlayıcı 'Mevali' politikası Türklerin İslamiyet'e mesafeli kalmasına ve Arap ordularıyla çatışmasına yol açarken, Abbasilerin iktidara gelişiyle benimsenen hoşgörü ve eşitlik temelli 'ümmetçi' yaklaşım, Türk-Arap ilişkilerinde stratejik bir kırılma noktası oluşturmuştur. 751751 yılında gerçekleşen Talas Savaşı'nda Karlukların Çin'e karşı Müslüman ordusuyla iş birliği yapması, bu siyasi iklim değişikliğinin somut bir tezahürüdür.

Buna göre, Talas Savaşı'nın Türklerin İslamiyet'i kabulü üzerindeki belirleyici etkisiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslamiyet'in Türkler arasında yayılması, sadece askeri bir zaferin sonucu değil, değişen yönetim anlayışının sağladığı sosyo-politik bir uzlaşmanın ürünüdür.

Cevap

İslamiyet'in Türkler arasında yayılmasının temelinde, Abbasilerin uyguladığı hoşgörü ve eşitlik politikasının (ümmetçilik) yarattığı sosyo-politik uzlaşma yatmaktadır.
Talas Savaşı'nın asıl önemi, Türklerin İslam ordularıyla ilk kez bu kadar kapsamlı bir stratejik iş birliği içine girmesidir. Bu durumun temelinde ise Abbasilerin, Emevilerin aksine Arap olmayan Müslümanlara da eşit haklar tanıyan ümmetçi politikası yatar. Dolayısıyla İslamiyet'in yayılması salt askeri bir başarının ötesinde, iki toplum arasındaki güven ve uzlaşma ikliminin bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Emevi ve Abbasi politikalarını karşılaştır.
Emevilerin Arap milliyetçiliği (Mevali) Türkleri uzaklaştırırken, Abbasilerin eşitlikçi yaklaşımı yakınlaştırmıştır.
Yönetim anlayışındaki fark, askeri ittifakların zeminini hazırlar.
2
Talas Savaşı'ndaki Karluk-Abbasi ittifakını analiz et.
Türklerin Çin'e karşı Müslümanların yanında yer alması siyasi bir tercihtir.
Ortak düşman (Çin) ve güven veren yeni yönetim anlayışı iş birliğini doğurmuştur.
3
Dini değişimin niteliğini değerlendir.
Din değiştirme süreci kılıç zoruyla değil, bu siyasi ve kültürel yakınlaşma kanalıyla başlamıştır.
Askeri zafer sadece bir katalizördür; asıl değişim zihniyet ve yönetim bazlıdır.

Anahtar Kavram

Mevali politikasından Ümmetçiliğe geçişin Türklerin İslamlaşma sürecindeki hızlandırıcı etkisi.

İpuçları

1
Emevilerin 'Mevali' (köle) politikası ile Abbasilerin 'Ümmetçi' politikasının Türkler üzerindeki psikolojik etkisini düşünün.
2
İslamiyet'in kılıç zoruyla mı yoksa bir çıkar ve kültür birliği ile mi daha kolay yayılabileceğini analiz edin.
3
Talas Savaşı'ndaki ittifakın, Arapların Türkleri 'ikinci sınıf' görmekten vazgeçmesi sayesinde mümkün olduğunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Talas Savaşı'nın ardından kurulan ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar'ın teşkilat yapısını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 475Soru

Abbasilerin merkezi otoritesinin zayıflaması sonucunda valilerin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle 'Tavaif-i Mülük' adı verilen küçük devletler ortaya çıkmıştır. Bu süreçte Mısır coğrafyasında kurulan ilk Türk-İslam devletleri; yönetici kadrolarının ve ordularının Türk, halkın ise çoğunlukla Arap olması nedeniyle toplumsal bir bağ kurmakta zorlanmış ve bu durum devletlerin ömrünün kısa olmasına yol açmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bahsedilen 'Tavaif-i Mülük' kapsamında değerlendirilen ve Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devletleri arasında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tolunoğulları ve Akşitler

Cevap

Tolunoğulları ve Akşitler (İhşidiler), Abbasilerin zayıflamasıyla Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devletleridir.
Doğru yanıt olan Tolunoğulları ve Akşitler (İhşidiler), Abbasiler döneminde Mısır'a vali olarak atanan Türk komutanlar tarafından kurulmuştur. Bu devletlerin en belirgin ortak özelliği, yönetici sınıfı ile halk arasındaki etnik farktan dolayı kısa ömürlü olmalarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tavaif-i Mülük kavramını analiz etme
Abbasilerin merkezi otoritesi zayıflayınca uç bölgelerdeki valilerin (Emirü'l Ümera) kurduğu bağımsız devletçikler.
Mısır'da bu şekilde kurulan devletlerin hangileri olduğunu belirlemek için gereklidir.
2
Etnik yapının devlet ömrüne etkisini değerlendirme
Mısır'daki ilk Türk devletlerinde (Tolunoğulları ve Akşitler) yöneticiler Türk, halk ise Araptır.
Bu toplumsal kopukluğun devletlerin kısa sürede yıkılmasına (sırasıyla 37 ve 34 yıl) neden olduğunu anlamak için.
3
Mısır'da kurulan devletleri kronolojik ve siyasi köken bakımından eşleştirme
Tolunoğulları ve Akşitler'in bahsedilen tüm kriterlere (Mısır'da kurulma, Türk olma, Tavaif-i Mülük olma) uyduğunun teyit edilmesi.
Doğru seçenek olan Tolunoğulları ve Akşitler ikilisine ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Tavaif-i Mülük ve Mısır'daki Türk Devletlerinin Etnik Yapısı

İpuçları

1
Abbasilerin zayıflamasıyla kurulan 'Tavaif-i Mülük' devletlerini ve Mısır'da kurulan ilk Türk devletini hatırlayın.
2
Mısır'da kurulan dört Türk devletinden ilk ikisi (Tolunid ve İhşid) çok kısa süre hüküm sürmüştür.
3
Bu devletlerden birinin kurucusu Ahmed bin Tolun, diğerinin ise 'Prenslerin Prensi' unvanlı Muhammed bin Togaç'tır.

Daha Fazla Pratik

Mısır'da kurulan Türk devletlerinin Hicaz (Kutsal Yerler) hakimiyetini ve bu devletlerin yıkılış sebeplerini tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 476Soru

Karahanlılar, Orta Asya Türk devlet geleneğinin 'sosyal refah' (töre) anlayışını, İslamiyet’in kabulüyle beraber 'Vakıf' hukukuna dayalı müesseseler üzerinden yeniden tanımlamışlardır. Bu çerçevede, stratejik noktalarda kurulan 'Ribat'lar ile ticari hayatı; 'Bimarhane'ler ile de halk sağlığını 'devletin ali menfaatleri' ve 'hayrat' ekseninde birleştirmişlerdir. Karahanlılardaki bu kurumsal dönüşüm, Türk-İslam siyasi düşüncesindeki hangi gelişimin temel dayanağını oluşturmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslam öncesi bozkır kültüründeki 'sosyal devlet' pratiğinin, İslami vakıf hukukuyla birleşerek kurumsal ve sürekliliği olan bir modele dönüştüğünün

Cevap

İslam öncesi bozkır kültüründeki 'sosyal devlet' pratiğinin, İslami vakıf hukukuyla birleşerek kurumsal ve sürekliliği olan bir modele dönüştüğünün
Karahanlılar, Türk-İslam sentezinin kurumsal temellerini atmışlardır. İslamiyet öncesi Türk devletlerindeki 'sosyal devlet' (halkın refahını sağlama) anlayışı, Karahanlılar döneminde İslam hukukunun bir parçası olan 'Vakıf' sistemi ile birleşmiş; böylece Ribat (kervansaray) ve Bimarhane (hastane) gibi kurumlar hem hukuki bir statü kazanmış hem de devletin ali görevleri olarak sistemleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüldeki kurumları analiz etme
Ribat (ticaret/güvenlik) ve Bimarhane (sağlık) gibi kurumların sosyal amaçlı olduğu saptandı.
Bu kurumlar devletin toplumla olan ilişkisinin temel yapı taşlarıdır.
2
Hukuki mekanizmayı belirleme
Bu hizmetlerin 'Vakıf' sistemiyle yürütüldüğü görüldü.
Vakıf sistemi, bir hizmetin devlet hazinesinden bağımsız ve sürekli hale getirilmesini sağlar.
3
Tarihsel kökenle bağ kurma
İslam öncesi 'açları doyurma' töresi ile İslami vakıf hukukunun birleştiği anlaşıldı.
Bu durum, Karahanlılar'ın 'ilk Türk-İslam sentezi' olma özelliğinin kurumsal kanıtıdır.

Anahtar Kavram

Karahanlı Sosyal Devlet ve Vakıf Sentezi

İpuçları

1
Karahanlılar 'ilk' Türk-İslam sentezidir; yani eski Türk töresini tamamen atmak yerine İslam'ın sunduğu hukuki imkanlarla (vakıf gibi) birleştirmişlerdir.

Daha Fazla Pratik

Gazneliler ve Selçukluların merkeziyetçilik anlayışını Karahanlılar ile kıyaslayarak 'sentez' ile 'imparatorluk' modelleri arasındaki farkı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 477Soru

Türk-İslam devletlerinde merkezi yönetimin en üst kademesinde bulunan ve "hükümdarın adalet kapısı" olarak nitelendirilen bir kurum, hem siyasi hem de hukuki bir nitelik taşımaktadır. Bu kurum; kadıların çözüme kavuşturamadığı davaları karara bağlamak, halkın devlet görevlileri hakkındaki şikayetlerini bizzat dinlemek, vakıfların yönetimini denetlemek ve kadı kararlarını infaz etmek gibi kritik yetkilere sahiptir. Kararları doğrudan sultanın otoritesine dayandığı için icra kabiliyeti en yüksek olan bu yapı, devletin bekası için bir emniyet sübabı görevi görür. Özellikleri verilen ve doğrudan hükümdarın başkanlığında toplanan bu yüksek denetim ve yargı organı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Divan-ı Mezalim

Cevap

Türk-İslam devletlerinde hem yüksek bir mahkeme hem de üst düzey bir denetim organı olarak görev yapan kurum Divan-ı Mezalimdir.
Doğru seçenek olan kurum, hükümdarın bizzat başkanlık ettiği, devletin en üst düzey yargı ve yürütme organlarından biridir. Özellikle memurların halka baskı yapmasını engellemesi ve vakıfları denetlemesi gibi özellikler bu kuruma hastır.

Adım Adım Çözüm

1
Kurumun başkanını belirleme
Hükümdar
Paragrafta belirtilen yüksek otorite ve icra gücü hükümdarın varlığına dayanmaktadır.
2
Görev alanlarını analiz etme
Yargı, denetim ve vakıf kontrolü
Normal kadı mahkemelerinin üzerindeki yetkiler (memur yargılama, vakıf denetimi) bu kurumu özel kılar.
3
Kurum ismini tanımlama
Divan-ı Mezalim
Zulme uğrayanların (mazlumların) başvurduğu en üst merci olduğu için bu ismi almıştır.

Anahtar Kavram

Divan-ı Mezalim'in çok fonksiyonlu (yargısal ve idari) yapısı

İpuçları

1
Bu kurumun adı, haksızlığa ve zulme uğrayanların başvurduğu yer anlamına gelmektedir.
2
Başında doğrudan sultanın bulunması, kararlarının tartışılmaz olmasını sağlar.
3
Sadece hırsızlık gibi adi suçlara değil, devletin işleyişini bozan 'siyasi' suçlara ve vakıf suistimallerine de bakar.

Daha Fazla Pratik

Bu kurumun Osmanlı Devleti'ndeki karşılığı olan 'Divan-ı Hümayun'un yargı yetkileri ile karşılaştırma yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 478Soru

Türk-İslam dünyasında pozitif bilimlerin gelişimine büyük katkı sağlayan; astronomi, coğrafya ve matematik alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Hindistan'ın kültürü ve coğrafyası üzerine yazdığı "Tahkik-i Ma li'l-Hind" adlı eseriyle bilinen ve Gazneli Mahmut tarafından "sarayımın en değerli hazinesi" olarak nitelendirilen bilim insanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Biruni

Cevap

Biruni
Biruni, Türk-İslam dünyasının en çok yönlü bilim insanlarından biridir. Gazneli Mahmut'un sarayında himaye görmüş, onunla birlikte Hindistan seferlerine katılmış ve bu süreçteki çalışmalarından dolayı hükümdar tarafından 'sarayımın en değerli hazinesi' olarak onurlandırılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Hükümdar ve Bilgin ilişkisini belirleme
Soruda Gazneli Mahmut'un 'sarayımın en değerli hazinesi' dediği bilginden bahsedilmektedir.
Gazneli Devleti döneminde bilim adamlarının korunması ve bilimsel faaliyetlerin desteklenmesi bilgin-hükümdar eşleşmesini önemli kılar.
2
Eser ve Çalışma Alanı kontrolü
Tahkik-i Ma li'l-Hind (Hindistan tarihi/kültürü) ve astronomi çalışmaları Biruni'ye işaret eder.
Biruni, Gazneli Mahmut'un Hindistan seferlerine katılarak bu bölge üzerine kapsamlı bir eser yazmıştır.
3
Doğru sonucu seçme
Biruni seçeneği tüm kriterleri (Gazneli dönemi, hazine nitelemesi, Hindistan eseri) karşılar.
Diğer bilginler farklı dönemlerde veya farklı temel eserlerle ön plana çıkmaktadır.

Anahtar Kavram

Gazneli Mahmut ve Biruni arasındaki bilimsel himaye ilişkisi

İpuçları

1
Bu bilgin, Gazneliler döneminde yaşamış ve Hindistan üzerine önemli çalışmalar yapmıştır.
2
Gazneli Mahmut'un Hindistan seferlerine katılmış ve bölgenin dini-kültürel yapısını incelemiştir.
3
Yer çekiminden Newton'dan çok önce bahsetmiş, 'sarayımın en değerli hazinesi' sözüyle tarihe geçmiştir.

Daha Fazla Pratik

Türk-İslam bilginlerinin diğer unvanlarını (Muallim-i Sani, Şeyhü'r-Reis gibi) bir tablo halinde çalışmak konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:45s
Soru 479Soru

Gazneli Mahmut, Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları’nın baskısından kurtararak İslam dünyasının siyasi liderliğini üstlenmiş ve halife tarafından kendisine "Sultan" unvanı verilmiştir. Ayrıca sarayında El-Biruni için "Sarayımın en değerli hazinesi" ifadesini kullanmış, Hindistan’a düzenlediği 17 seferle de bölgede İslamiyet’in yayılmasına öncülük etmiştir.

Bu bilgilere dayanarak Gazneliler Devleti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilim insanlarını hükümdar düzeyinde himaye ederek kültürel gelişimi ve pozitif bilimleri teşvik etmişlerdir.

Cevap

Bilim insanlarını ve kültürel faaliyetleri hükümdar düzeyinde himaye ederek pozitif bilimlerin gelişimine önem vermişlerdir.
Doğru cevap seçeneğinde belirtildiği üzere, Gazneli Mahmut'un El-Biruni gibi dönemin en büyük bilim insanlarından birini sarayında bulundurması ve ona büyük değer vermesi, devletin pozitif bilimlere ve kültürel gelişime verdiği önemi doğrudan kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Siyasi unvanın analizi
Sultan unvanı siyasi otoriteyi temsil eder.
Halifenin korunması karşılığında alınan bu unvan, Türk hükümdarının İslam dünyasındaki seküler liderliğini pekiştirmiştir.
2
Kültürel himayenin değerlendirilmesi
El-Biruni gibi isimlerin sarayda desteklenmesi bilimsel bir atmosferi gösterir.
Hükümdarın bir bilim insanına 'hazine' demesi, bilimin şahsi hırsların ötesinde bir devlet politikası olduğunu kanıtlar.
3
Coğrafi etkilerin sentezi
Hindistan seferleri kültürel etkileşimi artırmıştır.
Bu seferler sadece askeri değil, İslam kültürünün ve bilimin yeni coğrafyalara taşınmasını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Bilimsel ve Kültürel Himaye

İpuçları

1
Gazneli Mahmut'un El-Biruni'ye verdiği değerin ne anlama geldiğine odaklanın.
2
Sultan unvanı dünyevi liderliği temsil eder, dini liderlik halifededir.
3
Bilim insanlarının devlet eliyle korunması, o devletin kültürel ve bilimsel vizyonunu yansıtır.

Daha Fazla Pratik

Gaznelilerin çok uluslu yapısının ordu ve yönetim üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 480Soru

Türk-İslam medeniyetinde felsefe, mantık ve musiki alanındaki çalışmalarıyla tanınan; bilimleri ilk kez sistemli bir şekilde sınıflandırarak "İhsa’ül-Ulum" (İlimlerin Sayımı) adlı eseri kaleme alan ve Batı dünyasında "Alpharabius" adıyla anılan bilgin aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farabi

Cevap

Sözü edilen ve Batı'da Alpharabius olarak tanınan bilgin Farabi'dir.
Farabi, Aristo'nun mantık ve felsefesini en iyi açıklayan kişi olduğu için 'İkinci Öğretmen' (Muallim-i Sani) olarak anılır. Bilimleri ilk kez sistemli bir şekilde tasnif eden 'İhsa’ül-Ulum' eseri ve Batı'daki 'Alpharabius' lakabı onun en belirgin özellikleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Anahtar kavramları analiz et
Muallim-i Sani (İkinci Öğretmen), Alpharabius, İhsa’ül-Ulum, Kitabü’l Musiki.
Soruda verilen ipuçları doğrudan Farabi'nin akademik kimliğini tanımlamaktadır.
2
Eser-yazar eşleştirmesini kontrol et
İhsa’ül-Ulum eseri Farabi'ye aittir.
Bu eser bilimleri mantık, matematik, fizik-metafizik ve medeni bilimler şeklinde sınıflandıran ilk sistemli çalışmadır.
3
Çeldiricileri ele
İbn-i Sina (Tıp), Biruni (Astronomi), Harezmi (Matematik), Gazali (Kelam/Fıkıh) alanlarıyla öne çıkar.
Belirtilen özellikler kümesi sadece doğru cevaba uymaktadır.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Bilginleri ve Temel Eserleri

İpuçları

1
Aristo (Muallim-i Evvel) sonrası en büyük otorite kabul edilen bilgini düşünün.
2
Bu bilgin aynı zamanda kanun adlı müzik aletini geliştiren ve 'Kitabü'l Musiki'yi yazan kişidir.
3
Lakabı 'Muallim-i Sani' ve Latince adı 'Alpharabius' olan bilim insanıdır.

Daha Fazla Pratik

İbn-i Sina'nın 'El-Kanun fi't-Tıbb' eserinin Avrupa'daki etkilerini inceleyen bir soru çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 24 / 31Sonraki
Türk-İslam Tarihi — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 24 | Examkin