Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme
109 soru
Dijital çağın beraberinde getirdiği 'sürekli ulaşılabilirlik' hali, aslında bireyin kendi iç dünyasına yaptığı yolculukların önündeki en büyük engeldir. Her an bir bildirimle bölünen zihin, derinleşme yetisini kaybederek yüzeyde salınmaya mahkûm kalır. Sosyolog Zygmunt Bauman'ın 'akışkan modernite' kavramıyla işaret ettiği gibi, hiçbir şeyin sabit kalmadığı bu düzende bağ kurmak da imkânsızlaşır. Modern insan, kalabalıklar içinde yalnızlaşırken bu yalnızlığını yeni dijital uyaranlarla örtmeye çalışmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?
Bozkır; kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde görülen, ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz sıcaklarıyla sararıp kuruyan otsu bitki örtüsüdür. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde geniş yer kaplayan bu bitki topluluğu; geven, çoban yastığı ve gelincik gibi türlerden oluşur. Bu ekosistemde toprak yapısı ve iklim şartları, ağaç yetişmesine pek imkân vermediği için doğal bir denge içinde sadece bu türler varlığını sürdürür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Kültürel mirasın korunması meselesi, genellikle fiziksel yapıların restore edilmesine indirgeniyor. Oysa bir şehrin ruhu, sadece taş duvarlarda değil, o sokaklarda yankılanan hikâyelerde ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneklerde gizli değil midir? Sadece fiziksel olanı koruyup ruhu ihmal etmek, içi boşaltılmış bir müze kurmaya benzer. André Malraux'nun "Kültür, geçmişin geleceğe dönüşmesidir." ifadesi, mirasın dinamik yapısını vurgularken statik koruma anlayışına bir başkaldırıdır. Bu bağlamda asıl soru, geçmişi bir dondurucuya mı koyacağımız yoksa onu bugünün içinde mi yaşatacağımızdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
Sanatın toplumsal bir sorumluluk taşıyıp taşımadığı meselesi, estetik kuramların öteden beri süregelen en temel tartışma alanlarından biridir. Kimi çevreler sanatın mutlak bir özerkliğe sahip olduğunu, onun herhangi bir toplumsal yarar gözetmesinin sanatsal yaratıcılığı prangalamaktan başka bir işe yaramayacağını iddia eder. Oysa bu bakış açısı, sanatçının varoluşsal olarak toplumsal bir dokunun parçası olduğu gerçeğini ıskalamaktadır. Tolstoy’un ifadesiyle "Sanat, bir duygunun bir kimseden diğerine geçirilmesi aracılığıdır." Dolayısıyla sanat, bireysel bir lüks değil, toplumsal bir zorunluluktur; fildişi kulelerin sessizliğinde değil, hayatın gürültüsü içinde şekillenir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
Postmodern edebiyatta 'üstkurmaca', metnin kendi inşa sürecini sorunsallaştırarak kurmaca ile gerçeklik arasındaki sınırı bulanıklaştırmasıdır. Geleneksel romanda yazar, yarattığı evrenin kapılarını okura sonuna kadar açıp onu bu dünyanın gerçekliğine hapsederken postmodern yazar, bu kapının sadece bir dekordan ibaret olduğunu her fırsatta vurgular. Örneğin Jorge Luis Borges, öykülerinde okuru bir labirentin içine bırakır ve ona labirentin duvarlarının kağıttan olduğunu hatırlatır. Bu durum, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp metnin inşasına katılan etkin bir özneye dönüştürür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangilerinden yararlanılmıştır?
Arşiv belgelerini incelerken kendinizi adeta bir zaman yolculuğunda hissedersiniz. Tozlu raflardan indirilen o kalın ciltlerin deri kapakları, parmak uçlarınızda pürüzlü ve serin bir doku bırakır; sayfaları çevirdikçe havaya yayılan o kendine has eski kâğıt kokusu, sizi yüzyıllar öncesinin loş odalarına, mürekkebe bulanmış parmakların titrediği anlara götürür. Örneğin, bir şehre ait tahrir kayıtları, o bölgenin sadece vergi düzenini değil, sosyokültürel dokusunu da bir ressamın incelikli fırça darbeleri gibi zihninizde canlandırır. Bu kayıtlar, tarihin sadece rakamlardan ibaret olmadığını, her belgenin kendine ait bir hikâyesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Küçük kasabanın çarşısında, alçak tavanlı dükkânlar dar bir hat boyunca uzanıyordu. Kepenkleri paslanmış bu dükkânların önünde, yaşlı esnaflar hasır iskemlelerde sessizce oturuyordu. Havada taze ekmek ve kızarmış biber kokusu, esen serin rüzgârla birbirine karışıyordu. Güneş, kurşuni renkli çatılardan süzülüp arnavut kaldırımlı yola solgun bir parıltı bırakıyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Kültürel bellek, toplumların zaman içindeki varoluş çabalarının süzüldüğü bir imbik gibidir. Bu imbikten süzülenler, sadece tarih kitaplarının kuru sayfalarında değil; bir ninninin ezgisinde, bir caminin avlusundaki şadırvanda veya bir zanaatkârın çekicinde hayat bulur. Bellek, geçmişin tozlu bir deposu değil; bugünü inşa eden canlı bir organizmadır. Tarih, olayları kronolojik bir sıraya dizerken bellek, bu olayları duygusal ve simgesel bir değerle yeniden harmanlar. Bu yönüyle bellek, tarihin nesnelliğine karşı insan ruhunun öznelliğini savunur.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Edebiyatın temel işlevi, dünyayı bir fotoğraf makinesi gibi olduğu gibi kopyalamak mıdır? Birçoklarına göre edebiyat, dış dünyayı yansıtan sadık bir aynadır. Oysa bu yaklaşım, sanatın yaratıcı özünü ıskalamaktadır. Çünkü ayna, bilinci olmayan soğuk bir yüzeydir; oysa edebiyat, yazarın hayal gücüyle yeniden biçimlenen bir hakikat inşasıdır. Stendhal’in meşhur 'yol boyunca gezdirilen ayna' ifadesi, romanın sadece kapsamını anlatır; yazarın o aynayı hangi açıyla tuttuğunu, neyi yansıtıp neyi gizlediğini söylemez. Gerçek sanat yapıtı, ham gerçeği estetik bir cevhere dönüştüren bir laboratuvar çıktısıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?