Kurumsal Yönetim

6 soru

Soru 1Soru

Günümüzde büyük ölçekli anonim şirketlerde sahiplik (ortaklar) ile yönetim (profesyonel yöneticiler) işlevleri genellikle birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrılık, yöneticilerin her zaman ortakların servetini maksimize edecek şekilde hareket etmemesi riskini doğurur. Örneğin, yöneticiler kişisel prestijlerini artırmak amacıyla şirket kaynaklarını gereksiz yere lüks harcamalara veya düşük getirili ancak gösterişli projelere yönlendirebilirler. Ortakların bu durumu sınırlandırmak için bağımsız denetim yaptırmaları, performans prim sistemleri kurmaları ve yönetimi izlemek amacıyla katlandıkları çeşitli harcamalar bulunmaktadır.

Finansal yönetim teorisi ve kurumsal yönetim ilkeleri bağlamında, bahsedilen bu çıkar çatışmasına ve ortakların katlanmak zorunda kaldığı izleme ve denetim giderlerine ne ad verilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Temsil (Vekalet) sorunu ve maliyetleri

Cevap

Sahiplik ve yönetimin ayrılmasından doğan çıkar çatışması ve bu doğrultuda katlanılan denetim/izleme giderleri, Temsil (Vekalet) sorunu ve maliyetleri olarak adlandırılır.
Kurumsal yönetimde, şirket ortakları (asil) ile profesyonel yöneticiler (vekil) arasındaki hedeflerin uyuşmazlığından kaynaklanan çıkar çatışması 'Temsil (Vekalet) Sorunu' olarak adlandırılır. Yöneticilerin kendi çıkarlarını ortakların çıkarlarının önüne koymasını engellemek amacıyla ortakların katlandığı bağımsız denetim, teşvik sistemleri ve izleme harcamalarına ise 'Temsil Maliyetleri' denir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki temel problemi tanımlama
Sahiplik (ortaklar) ve yönetim (yöneticiler) arasındaki çıkar çatışması teşhis edilir.
Kurumsal yönetimin en temel tartışma konularından biri şirket sahipleri ile yöneticileri arasındaki ilişkinin doğasıdır.
2
Katlanılan maliyetlerin niteliğini belirleme
Bağımsız denetim, performans primleri ve izleme harcamalarının ortakların servetini korumak için yapıldığı belirlenir.
Çıkar çatışmasını asgariye indirmek için katlanılan bu giderler literatürde özel bir maliyet türü olarak sınıflandırılır.
3
Kavramsal eşleştirme yapma
Durumun, vekalet teorisi kapsamında temsil sorunu ve temsil maliyetleri ile tam olarak örtüştüğü sonucuna varılır.
Ortakların asil, yöneticilerin ise vekil konumunda olduğu bu ilişkide yaşanan aksaklıklar temsil sorunu olarak tanımlanır.

Anahtar Kavram

Temsil (Vekalet) Sorunu ve Maliyetleri
Soru 2Soru

Modern finansal yönetimde, şirketi yöneten profesyonellerin (vekillerin), şirket sahiplerinin (asillerin) servetini maksimize etmek yerine kendi kişisel çıkarları (yüksek maaş, lüks harcamalar, güç arzusu vb.) doğrultusunda hareket etmesi önemli bir finansal soruna yol açar. Bu sorunun etkilerini azaltmak ve yöneticilerin performansını etkin bir şekilde izleyerek şirket ortaklarına karşı mesuliyetlerini güvence altına almak amacıyla, yönetim kurulunun gözetim işlevinin güçlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen finansal sorun ve bu sorunun çözümünde temel alınan OECD Kurumsal Yönetim İlkesi sırasıyla aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Temsil (Vekalet) Sorunu – Hesap Verebilirlik

Cevap

Doğru cevap, sorunun 'Temsil (Vekalet) Sorunu' ve ilkenin 'Hesap Verebilirlik' olduğunu belirten seçenektir.
Verilen senaryoda mülkiyet ile yönetimin ayrılması sonucunda yöneticilerin kendi çıkarlarını ön planda tutması durumu, literatürde doğrudan 'Temsil (Vekalet) Sorunu' olarak adlandırılır. Bu sorunu çözmek için yönetim kurulunun gözetim kapasitesinin artırılması ve performansa dayalı izleme yapılması ise OECD'nin kurumsal yönetim ilkelerinden 'Hesap Verebilirlik' ilkesine dayanır.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki finansal sorunu tanımlama
Yöneticilerin (vekillerin) hissedarların (asillerin) aleyhine kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışması 'Temsil (Vekalet) Sorunu' olarak tespit edilir.
Finansal yönetimde mülkiyet ve yönetimin ayrılmasından doğan çıkar çatışmaları doğrudan bu kavramla ifade edilir.
2
Senaryodaki çözüm mekanizmasının OECD ilkesiyle eşleştirilmesi
Yönetim kurulunun gözetim işlevinin güçlendirilmesi ve yöneticilerin hissedarlara karşı mesuliyetinin sağlanması 'Hesap Verebilirlik' (Accountability) ilkesiyle eşleşir.
Hesap verebilirlik, yönetimin kurulu ve şirketin hissedarlara karşı olan denetim ve hesap verme yükümlülüğünü kapsar.

Anahtar Kavram

Temsil (Vekalet) Sorunu ve OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri
Soru 3Soru

Mülkiyet yapısının yüksek oranda yoğunlaştığı (concentrated ownership) gelişmekte olan piyasalarda, grup şirketleri ile holding merkezleri arasındaki ilişkiler kurumsal yönetim açısından çeşitli riskler barındırır. Bir holding bünyesinde faaliyet gösteren ve paylarının bir kısmı borsada işlem gören X A.Ş.'nin yönetim kurulu, şirketin kârlı operasyonlarından elde ettiği nakit fazlasını, holdingin mali darboğazda olan ve halka açık olmayan başka bir iştirakine teminatsız ve piyasa faiz oranlarının çok altında bir bedelle borç olarak aktarmıştır. Bu işlem sonucunda X A.Ş.'nin serbest nakit akımları erimiş, hisse değeri düşmüş ve borsadaki yatırımcılar zarara uğratılmıştır.

Finansal yönetim literatürü ve OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri dikkate alındığında; bu vakada gözlemlenen 'kaynak aktarımı (tunneling)' eyleminin temelini oluşturan çatışma türü ile bu tür ihlalleri engellemeyi amaçlayan öncelikli kurumsal yönetim ilkesi aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tip II Temsil Sorunu (Hakim Ortak ile Azınlık Ortak) / Adillik (Eşitlik)

Cevap

Doğru eşleştirme, Tip II Temsil Sorunu (Hakim Ortak ile Azınlık Ortak) ile Adillik (Eşitlik) ilkesini içeren seçenektir.
Doğru cevap, çatışmayı Tip II Temsil Sorunu ve çözüm ilkesini Adillik olarak tanımlayan seçenektir. Gelişmekte olan piyasalarda mülkiyet yapıları yoğunlaştığı için, temel vekalet sorunu profesyonel yöneticiler ile ortaklar arasında (Tip I) değil, şirketi kontrol eden büyük hissedarlar ile azınlık hissedarları (Tip II) arasında yaşanır. Hakim ortağın kendi kontrolündeki başka bir şirkete piyasa koşullarına aykırı fon aktarımı yapması (tunneling/kaynak aktarımı) Tip II sorunun en tipik örneğidir. OECD ilkelerinden 'Adillik' (Fairness), özellikle azınlık pay sahiplerinin korunması ve ilişkili taraf işlemlerinde sömürünün önlenmesi amacıyla tüm pay sahiplerine eşit muamele edilmesini şart koşar.

Adım Adım Çözüm

1
Vakadaki mülkiyet yapısını ve çatışan tarafları analiz etme
Çatışma, profesyonel yöneticiler ile hissedarlar arasında değil; şirketi kontrol eden holding (hakim ortak) ile borsadaki yatırımcılar (azınlık ortaklar) arasında gerçekleşmektedir.
Holding, kontrol gücünü kullanarak kaynakları kendi iştirakine aktarmış ve azınlık pay sahiplerini zarara uğratmıştır.
2
Temsil (vekalet) sorunu tipini belirleme
Hakim ortak ile azınlık pay sahipleri arasındaki bu çıkar çatışması literatürde 'Tip II Temsil Sorunu' (Principal-Principal Conflict) olarak adlandırılır.
Tip I sorun yönetici-ortak, Tip II sorun hakim ortak-azınlık ortak, Tip III sorun ise ortak-alacaklı çatışmasını ifade eder.
3
İhlal edilen ve bu durumu önlemeyi amaçlayan OECD ilkesini tespit etme
İlişkili taraf işlemlerinde haksız kazanç transferini (tunneling) engelleyen, azınlık ve yabancı pay sahipleri dahil tüm ortaklara eşit davranılmasını emreden ilke 'Adillik' (Fairness) ilkesidir.
Hakim ortak azınlığın aleyhine işlem yaparak eşit işlem prensibini ve adil yönetim anlayışını ihlal etmiştir.

Anahtar Kavram

Tip II Temsil Sorunu ve Kurumsal Yönetim İlkeleri
Soru 4Soru

Kurumsal yönetim uygulamalarında; şirketin faaliyet sonuçlarının, maruz kaldığı finansal risklerin ve yönetim kurulu yapısının yatırımcılar ile diğer menfaat sahipleri tarafından kolayca incelenebilmesi büyük önem taşır. Bu bağlamda, şirketle ilgili her türlü finansal ve finansal olmayan bilginin, ticari sırlar hariç olmak üzere, zamanında, anlaşılır, eksiksiz ve gerçeğe uygun olarak kamuoyu ile paylaşılması esastır.

Bu açıklamada vurgulanan kurumsal yönetim ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şeffaflık

Cevap

Şirketle ilgili finansal ve finansal olmayan bilgilerin kamuoyuyla zamanında ve doğru şekilde paylaşılması 'Şeffaflık' ilkesinin gereğidir.
Verilen açıklamada, şirketin durumuyla ilgili bilgilerin zamanında, doğru, eksiksiz ve anlaşılır bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması üzerinde durulmaktadır. OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri'ne göre, zamanında ve doğru bilginin ticari sırlar hariç olmak üzere kamuya açıklanması ve asimetrik bilginin azaltılması 'Şeffaflık' ilkesinin temel tanımıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta vurgulanan temel eylemi belirlemek
Temel eylemin 'bilginin kamuoyu ile paylaşılması ve incelenebilir olması' olduğu tespit edilir.
Kurumsal yönetim ilkeleri (Şeffaflık, Adillik, Sorumluluk, Hesap Verebilirlik) farklı odak noktalarına sahiptir. Doğru ilkeyi bulmak için eylemin ana odağı bulunmalıdır.
2
Belirlenen eylemi kurumsal yönetim ilkeleri ile eşleştirmek
Bilgi paylaşımı ve kamuyu aydınlatma kavramları doğrudan Şeffaflık ilkesi ile eşleşir.
Şeffaflık ilkesi, yatırımcıların doğru karar alabilmesi için bilgi asimetrisini ortadan kaldırmayı hedefler.

Anahtar Kavram

Kurumsal Yönetim İlkeleri - Şeffaflık
Soru 5Soru

Halka açık bir şirketin genel kurulunda, yöneticilerin görev süreleri boyunca kendi performans primlerini maksimize etmek amacıyla sadece kısa vadede yüksek getiri sağlayan projelere yöneldikleri ve şirketin uzun vadeli değer yaratma potansiyelini göz ardı ettikleri tespit edilmiştir. Bu durum, asil-vekil ilişkisinden doğan yapısal bir sorun olarak değerlendirilmektedir.

Yönetim kurulu, bu sorunu yalnızca gözetim, denetim veya kısıtlayıcı kurallar getirerek çözmek yerine; yöneticilerin kişisel ekonomik çıkarlarını doğrudan pay sahiplerinin uzun vadeli servet maksimizasyonu hedefiyle 'uyumlaştırmayı (hizalamayı)' stratejik bir öncelik olarak belirlemiştir.

Kurumsal yönetim teorisi kapsamında, yönetim kurulunun bahsi geçen amaca ulaşmak için aşağıdaki adımlardan hangisini atması en uygun olur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yöneticilerin ödüllendirme paketlerine, belirli bir süre şirkette kalma ve hisseyi elden çıkarmama (hak ediş) şartına bağlı hisse senedi opsiyonları eklemek

Cevap

Yöneticilerin ödüllendirme paketlerine, belirli bir süre şirkette kalma ve hisseyi elden çıkarmama (hak ediş) şartına bağlı hisse senedi opsiyonları eklemek
Temsil (vekalet) teorisinde, yöneticilerin (vekillerin) kısa vadeli çıkarlar peşinde koşmasını engellemenin en etkili yollarından biri teşviklerin uyumlaştırılmasıdır. Yöneticilere uzun süreli hak ediş (vesting) şartına bağlı hisse senedi opsiyonları verilmesi, onların kişisel servetlerini şirketin uzun vadeli piyasa değerine bağlar. Böylece yöneticiler, kısa vadeli kârı şişiren ancak uzun vadede şirkete zarar veren projelerden kaçınarak pay sahipleriyle aynı risk-getiri perspektifine sahip olurlar.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki temel problemi analiz etme
Yöneticilerin kısa vadeli primler için şirketin uzun vadeli değerini feda etmesi, tipik bir temsil (vekalet) sorunudur.
Sorunun doğasını anlamak, doğru kurumsal yönetim mekanizmasını seçmenin ilk adımıdır.
2
Yönetim kurulunun benimsediği stratejik yaklaşımı belirleme
Kurul, salt gözetim (monitoring) veya kısıtlama yerine, teşvikleri doğrudan pay sahiplerinin uzun vadeli hedefleriyle uyumlaştırmayı (incentive alignment) hedeflemektedir.
Soru metninde özellikle 'gözetim veya kısıtlayıcı kurallar yerine çıkarları uyumlaştırmayı tercih etmiştir' vurgusu yapılmıştır.
3
Seçenekleri stratejik yaklaşımla eşleştirme
Uzun süreli hak ediş şartına bağlı hisse opsiyonları, yöneticilerin kişisel servetini şirketin uzun vadeli başarısına endeksleyen en doğrudan uyumlaştırma aracıdır.
Diğer mekanizmalar ya izleme (risk komitesi), ya kısıtlama (borçlanma baskısı), ya şeffaflık (raporlama) ya da sorunu derinleştirecek yanlış teşviklerdir (yıllık bonusa endeksleme).

Anahtar Kavram

Temsil (Vekalet) Sorunu ve Teşvik Uyumlaştırma
Soru 6Soru

Kurumsal yönetim teorilerinden 'Serbest Nakit Akımı Hipotezi'ne göre, yöneticilerin ellerindeki atıl fonları hissedarların servetini maksimize etmeyen (net bugünkü değeri negatif olan) projelere yatırma veya kişisel (prestij, lüks ofis vb.) menfaatleri doğrultusunda harcama eğilimi, önemli bir vekalet (temsil) maliyeti yaratır.

Halka açık bir anonim şirketin geniş tabanlı hissedar kitlesi, yöneticilerin bu tür ihtiyari harcama inisiyatiflerini daraltmak ve onları daha sıkı bir piyasa disiplini altına sokmak istemektedir.

Buna göre, yöneticilerin serbest nakit akımlarını verimsiz kullanma eğilimini sınırlandırmak ve temsil maliyetlerini düşürmek amacıyla aşağıdaki politikalardan hangisinin uygulanması en uygundur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şirketin finansal kaldıraç oranını yükselterek düzenli nakit çıkışı gerektiren sabit ödeme yükümlülükleri yaratılması

Cevap

Şirketin finansal kaldıraç oranını yükselterek düzenli nakit çıkışı gerektiren sabit ödeme yükümlülükleri yaratılması
Michael Jensen'in 'Serbest Nakit Akımı Hipotezi'ne göre, yöneticiler ile ortaklar arasındaki çıkar çatışmasının (temsil sorununun) ana kaynaklarından biri, yöneticilerin şirketin elindeki atıl nakdi kendi prestijleri veya kişisel hedefleri için verimsiz projelere harcama eğilimidir. Şirketin finansal kaldıraç oranını artırması (borçlanması), şirketi gelecekte düzenli ve mecburi faiz/anapara ödemeleri yapmak zorunda bırakır. Bu durum şirket içindeki serbest nakit havuzunu eriterek yöneticilerin keyfi harcama yapabileceği fonları ortadan kaldırır. İflas riskinden çekinen yöneticiler, borç yükümlülüklerini yerine getirebilmek için şirketi daha verimli yönetmek ve sıkı bir piyasa disiplinine uymak zorunda kalırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Vekalet sorununun kaynağını belirleme
Sorunun kaynağı, yöneticilerin elindeki 'serbest nakit akımının' fazlalığı ve bunu keyfi harcayabilme serbestisidir.
Çözüm üretmek için öncelikle yöneticileri verimsiz yatırıma iten atıl fonların tespit edilmesi gerekir.
2
Serbest nakit akımını ortadan kaldıracak veya sınırlandıracak finansal araçları değerlendirme
Temettü dağıtımı, hisse geri alımı veya borçlanma (kaldıraç artışı) nakdi şirketten çıkaran politikalardır.
Nakit şirketten çıkarıldığında yöneticinin inisiyatif alanı daralır.
3
Disiplin edici etkisi en yüksek olan yapısal politikayı seçme
Borçla finansman, yöneticileri iflas riski tehdidiyle karşı karşıya bırakarak yasal, sabit ve zorunlu nakit çıkışları yaratır. Bu durum yönetimi piyasa disiplini altına sokar.
Borç ödemeleri ihtiyari değil mecburidir, bu yüzden yöneticiler üzerinde en güçlü baskı unsurunu oluşturur.

Anahtar Kavram

Kurumsal Yönetimde Serbest Nakit Akımı Hipotezi ve Borcun Disiplin Etkisi
Kurumsal Yönetim Alıştırma Soruları — KPSS İşletme | Examkin