Sürdürülebilir Kalkınma

117 soru

Soru 1Soru

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması süreci ile Türkiye'nin bu süreçteki konumu dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, BMİDÇS’nin Ek-I listesinde yer almasına rağmen, 20012001 yılında alınan Marakeş Kararları ile Ek-II listesinden çıkarılmış; Paris Anlaşması’nı ise 20212021 yılında 'özel koşulları' vurgulanarak onaylamıştır.

Cevap

Türkiye, BMİDÇS kapsamında Ek-I ülkesi olmasına rağmen 2001 Marakeş Kararları ile Ek-II'den çıkarılmış ve Paris Anlaşması'nı 2021 yılında onaylamıştır.
Doğru ifade, Türkiye'nin 19921992 tarihli BMİDÇS kapsamında Ek-I'de kaldığını ancak 20012001 Marakeş Uzlaşıları ile finansal yükümlülük getiren Ek-II'den çıkarıldığını ve Paris Anlaşması'nı 20212021 yılında onayladığını belirtmektedir. Bu durum Türkiye'nin 'özel koşullar' (special circumstances) çerçevesindeki diplomatik kazanımını yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin BMİDÇS statüsünü analiz etme
Türkiye sözleşmenin hem Ek-I (sanayileşmiş ülkeler) hem de Ek-II (mali yardım yapacaklar) listesindeydi.
Başlangıçtaki statü, Türkiye'nin gelişmiş ülke olarak kabul edildiğini gösterir.
2
Marakeş Kararları'nın (2001) etkisini değerlendirme
Türkiye Ek-II listesinden çıkarılarak mali yardım yapma yükümlülüğünden kurtulmuştur ancak Ek-I'de kalmaya devam etmiştir.
Türkiye'nin özel şartlarının tanınması sürecinin ilk adımıdır.
3
Kyoto ve Paris süreçlerini kronolojik olarak kontrol etme
Türkiye Kyoto'ya 2009'da, Paris'e ise (ratifikasyon olarak) 2021'de katılmıştır.
Türkiye'nin iklim rejimine katılımı, finansmana erişim ve teknoloji transferi talepleri nedeniyle gecikmeli olmuştur.

Anahtar Kavram

İklim Diplomasisinde Türkiye'nin Özel Koşulları ve Ekler Rejimi
Soru 2Soru

Sürdürülebilir kalkınma stratejileri kapsamında geliştirilen araçlar; çevresel, ekonomik ve sosyal boyutların bütünleştirilmesini hedefler. Bu bağlamda, yerel aktörlerin karar alma süreçlerine katılımını esas alan, sürdürülebilirliği bir yerel yönetim ve yönetişim meselesi olarak kurgulayan ve Türkiye'de Kent Konseylerinin yasal dayanağını oluşturan yönetsel araç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yerel Gündem 21

Cevap

Yerel Gündem 21, sürdürülebilir kalkınmanın yerel düzeyde uygulanmasını ve demokratik katılımı sağlayan temel yönetsel araçtır.
Doğru yanıt olan seçenek, sürdürülebilirliğin yerelleşmesi ilkesi doğrultusunda toplumun farklı kesimlerinin (kadınlar, gençler, STK'lar) yönetime katılımını sağlayan ve Türkiye'de Kent Konseylerinin kurulmasına zemin hazırlayan mekanizmayı ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Sürdürülebilir kalkınmanın 'yerelleşmesi' kavramını analiz etme
Rio 1992 sonrasında yerel düzeydeki faaliyetlerin öneminin arttığı saptanmıştır.
Sürdürülebilirlik sadece küresel değil, yerel eylem planlarıyla mümkündür.
2
Katılımcı yönetişim ve yasal mevzuat arasındaki ilişkiyi kurma
Türkiye'de 53935393 sayılı Belediye Kanunu'nun 7676. maddesi ile Kent Konseyleri kurulmuştur.
Yerel halkın yönetime katılımı bu madde ile yasal bir statü kazanmıştır.
3
Belirlenen özellikleri karşılayan aracı saptama
Yerel Gündem 21, bu katılım sürecinin ve Kent Konseylerinin temel felsefesini oluşturur.
Yerel eylem planları ve yönetişim odaklı yapısı sorudaki tanımla örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Yerel Gündem 21 ve Yönetişim

Daha Fazla Pratik

Kent Konseylerinin çalışma usul ve esaslarını belirleyen yönetmeliği inceleyerek Yerel Gündem 21 etkisini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:55s
Soru 3Soru

19721972 Stockholm Konferansı’nda çevre koruma ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişki, genellikle birbiriyle çatışan iki ayrı alan olarak ele alınmıştır. 19871987 yılında yayımlanan Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz) ise bu iki kavramı "sürdürülebilir kalkınma" çatısı altında birleştirerek küresel düzeyde yeni bir politika zemini oluşturmuştur.

Buna göre, Brundtland Raporu’nun sürdürülebilir kalkınma yaklaşımına dair aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Günümüz kuşaklarının ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan; ekonomik büyüme, sosyal adalet ve çevresel korumayı bütünleştiren bir yaklaşımdır.

Cevap

Sürdürülebilir kalkınma; günümüz kuşaklarının ihtiyaçlarını gelecek kuşakların haklarını gasp etmeden karşılayan ve ekonomik, sosyal, çevresel boyutları birleştiren bir modeldir.
Brundtland Raporu, "Ortak Geleceğimiz" başlığıyla yayımlanmış ve sürdürülebilir kalkınmayı, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin yeteneklerini tehlikeye atmama ilkesi üzerine kurmuştur. Bu yaklaşım ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları birbirinden ayrılamaz bir bütün olarak görür.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel bağlamı analiz et.
19721972 Stockholm'deki çatışma yerine 19871987 Brundtland ile uzlaşma ve bütünleşme geldiği saptandı.
Sürdürülebilir kalkınmanın tarihsel gelişimindeki kırılma noktasını anlamak için gereklidir.
2
Tanımın unsurlarını ayrıştır.
Tanımda iki ana unsur vardır: kuşaklararası adalet ve boyutlar arası denge (ekonomik, sosyal, çevresel).
Raporun özünü teşkil eden tanımı tam olarak doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Brundtland Raporu'nun Sürdürülebilir Kalkınma Tanımı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 4Soru

Sürdürülebilirlik göstergeleri içerisinde en yaygın kullanılan araçlardan biri olan 'Ekolojik Ayak İzi' hesaplamalarında; fosil yakıtların kullanımı sonucu atmosfere salınan CO2CO_2 emisyonlarını absorbe etmek (geri kazanmak) için ihtiyaç duyulan üretken orman alanlarını temsil eden temel bileşen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karbon tutma alanı (Enerji arazisi)

Cevap

Karbon tutma alanı (Enerji arazisi), ekolojik ayak izi hesaplamalarında fosil yakıt kullanımı sonucu oluşan karbon salınımını nötrlemek için gereken ormanlık alan miktarını temsil eden temel bileşendir.
Doğru yanıt olan seçenek, sürdürülebilirliğin ölçülmesinde kullanılan ekolojik ayak izi metodolojisinin bir parçasıdır. Karbon tutma alanı (enerji arazisi), insan faaliyetleri sonucu atmosfere bırakılan karbondioksiti absorbe etmek için ihtiyaç duyulan orman alanlarını temsil eder ve genellikle bir ülkenin toplam ekolojik ayak izinin yarısından fazlasını oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Ekolojik Ayak İzi'nin metodolojik bileşenlerini belirlemek.
Ekolojik ayak izi; tarım, otlatma, orman, balıkçılık, yapılaşmış alan ve karbon tutma (enerji) arazisi olmak üzere 66 ana bileşenden oluşur.
Sürdürülebilirlik araçlarının hangi çevresel etkileri ölçtüğünü anlamak için bu kategorizasyonun bilinmesi gerekir.
2
Karbon salınımı ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiyi kurmak.
Fosil yakıt tüketimi sonucu oluşan CO2CO_2 emisyonlarının biyolojik olarak geri emilmesi için ihtiyaç duyulan orman alanı, 'enerji arazisi' veya 'karbon tutma alanı' olarak tanımlanır.
Karbon ayak izinin, toplam ekolojik ayak izi içindeki baskın payını (yaklaşık %60) ve hangi arazi tipiyle ilişkilendirildiğini saptamak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

Ekolojik Ayak İzi Bileşenleri ve Karbon Ayak İzi İlişkisi
Soru 5Soru

Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından 19871987 yılında yayımlanan ve sürdürülebilir kalkınma kavramını küresel bir politika hedefi haline getiren Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz), temel olarak hangi iki unsur arasında bir denge kurulması gerektiğini vurgulamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Günümüz kuşaklarının ihtiyaçları ile gelecek kuşakların ihtiyaçları

Cevap

Günümüz kuşaklarının ihtiyaçları ile gelecek kuşakların ihtiyaçları arasındaki denge
Brundtland Raporu, sürdürülebilir kalkınmayı tanımlarken en büyük vurguyu 'kuşaklararası adalet' ilkesine yapmıştır. Bu ilkeye göre, bugünkü nesiller ekonomik ve sosyal refahlarını artırırken, yarının nesillerinin (gelecek kuşaklar) kullanacağı doğal kaynakları ve çevresel değerleri tahrip etmemelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Raporun tarihini ve ismini tanımla.
19871987 Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz).
Sürdürülebilir kalkınmanın küresel tanımının kaynağını belirlemek için.
2
Sürdürülebilir kalkınmanın temel tanımını hatırla.
"Günümüz kuşaklarının ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma."
Kavramın özündeki 'kuşaklararası adalet' ilkesini tespit etmek için.
3
Tanımdaki temel aktörleri seçeneklerle eşleştir.
Günümüz ve gelecek kuşaklar arasındaki denge vurgusu.
Doğru seçeneğe ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Kuşaklararası Adalet ve Sürdürülebilir Kalkınma Tanımı
Tahmini Süre:45s
Soru 6Soru

Birleşmiş Milletler bünyesinde çevre sorunlarının küresel ölçekte ilk kez hükümetler düzeyinde ele alındığı ve sonucunda Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) kurulmasına karar verilen konferans aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Stockholm İnsan Çevresi Konferansı

Cevap

Stockholm İnsan Çevresi Konferansı
Stockholm İnsan Çevresi Konferansı (1972), çevre sorunlarının ilk kez ulusal bir mesele olmaktan çıkıp uluslararası bir gündem maddesi haline geldiği, 'Sadece Bir Dünya' ilkesinin benimsendiği ve BM bünyesinde kalıcı bir yapı olan UNEP'in (BM Çevre Programı) kurulmasına öncülük eden ilk büyük zirvedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar kavramları belirle.
Anahtar kavramlar: 'BM bünyesinde ilk kez', 'küresel ölçekte hükümetler düzeyi' ve 'UNEP'in kurulması'.
Uluslararası çevre rejimlerinin tarihsel gelişimindeki ilk adımı bulmak için bu ipuçları kritiktir.
2
Konferansların tarihlerini ve temel çıktılarını karşılaştır.
1972 Stockholm (İlk adım, UNEP), 1992 Rio (Gündem 21), 2002 Johannesburg (Uygulama), 2012 Rio+20 (Güncelleme).
Kronolojik sıralama, çevre sorunlarının kurumsallaşma sürecindeki ilk basamağı doğrular.

Anahtar Kavram

Birleşmiş Milletler Çevre Konferanslarının Tarihsel Başlangıcı (Stockholm 1972)
Soru 7Soru

Sürdürülebilirlik göstergeleri kapsamında bir ülkenin veya yerel birimin doğa üzerindeki net talebini ve o bölgede yaşayan insanların tüketim kalıplarının küresel ekosistem üzerindeki gerçek etkisini en doğru şekilde ortaya koyan "Tüketim Ekolojik Ayak İzi" aşağıdaki hesaplama yöntemlerinden hangisiyle elde edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: U¨retim Ayak I˙zi+I˙thalat Ayak I˙ziI˙hracat Ayak I˙zi\text{Üretim Ayak İzi} + \text{İthalat Ayak İzi} - \text{İhracat Ayak İzi}

Cevap

Tüketim Ekolojik Ayak İzi, o bölgedeki üretimin üzerine ithal edilen ürünlerin ayak izinin eklenmesi ve ihraç edilenlerin çıkarılmasıyla hesaplanır.
Tüketim Ekolojik Ayak İzi, bir toplumun yaşam standardını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu toplam biyolojik alanı ifade eder. Bu hesaplamada, ülkenin kendi sınırları içindeki üretim faaliyetlerinden kaynaklanan ayak izine, dışarıdan ithal edilen malların üretiminde kullanılan ekolojik alan eklenir; yurt dışına satılan (ihraç edilen) ürünlerin ayak izi ise o ülkenin tüketimi olmadığı için bu toplamdan çıkarılır.

Adım Adım Çözüm

1
Ekolojik talep ve arz dengesini analiz etmek
Tüketim ayak izinin, yerel sınırların ötesindeki kaynak kullanımını da kapsaması gerektiği anlaşılır.
Bir bölgede yaşayanların tükettiği ürünler sadece orada üretilmez; ithalat ve ihracat net tüketimi belirler.
2
Ticari düzeltmeyi (Trade Adjustment) formüle uygulamak
U¨retim+I˙thalatI˙hracat\text{Üretim} + \text{İthalat} - \text{İhracat} denklemi kurulur.
İthalat o bölgedeki tüketime eklenirken, ihracat başka ülkelerde tüketileceği için yerel tüketim yükünden düşülmelidir.

Anahtar Kavram

Tüketim Ekolojik Ayak İzi (Consumption Ecological Footprint)

Daha Fazla Pratik

Ekolojik ayak izi ve biyolojik kapasite arasındaki farkın 'ekolojik açık' (ecological deficit) kavramına nasıl yol açtığını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 8Soru

19721972 Stockholm Konferansı'nda çevre ve kalkınma arasındaki gerilim "büyümenin sınırları" tartışmaları ekseninde ele alınırken, 19871987 Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz) bu tartışmaya yeni bir paradigma kazandırmıştır. Buna göre, Brundtland Raporu'nun sürdürülebilir kalkınma anlayışında, kalkınmanın çevresel boyutunun yanı sıra vurgulanan ve onu önceki yaklaşımlardan ayıran temel stratejik yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevresel korumayı ekonomik gelişme ve sosyal adalet ile bütünleşik bir süreç olarak tanımlayarak kuşaklar arası adaleti merkeze alması

Cevap

Çevresel korumayı ekonomik gelişme ve sosyal adalet ile bütünleşik bir süreç olarak tanımlayarak kuşaklar arası adaleti merkeze alan seçenek doğrudur.
Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz), 19721972 Stockholm Konferansı'ndaki 'çevre ya da kalkınma' kutuplaşmasını sona erdirmiş; kalkınmanın çevreyle uyumlu olması gerektiğini, bunun da sadece çevresel değil, ekonomik ve sosyal (sosyal adalet/eşitlik) politikaların bir bütün olarak ele alınmasıyla mümkün olacağını savunmuştur. Özellikle 'gelecek kuşakların hakları' vurgusuyla zamansal bir adalet perspektifi getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel bağlamı analiz et.
Stockholm (19721972) 'çevre mi kalkınma mı?' ikilemine odaklanmıştı.
Brundtland Raporu'nun farkını anlamak için önceki konferansın kısıtlarını bilmek gerekir.
2
Brundtland Raporu'nun (19871987) getirdiği tanımı incele.
Sürdürülebilir kalkınma; ekonomik büyüme, sosyal adalet ve çevresel korumanın dengelenmesidir.
Raporun 'üçlü sacayağı' (çevre, ekonomi, toplum) modelini belirlemek.
3
Ayırıcı unsuru (Kuşaklar arası adalet) tespit et.
Gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama yeteneğini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarının karşılanması vurgusu.
Sürdürülebilir kalkınmanın en temel ve ayırt edici hukuki/sosyal ilkesini bulmak.

Anahtar Kavram

Sürdürülebilir kalkınmanın üç temel boyutu (ekonomik, sosyal, çevresel) ve kuşaklar arası adalet ilkesi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 9Soru

Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından 19871987 yılında yayımlanan ve küresel çevre politikalarında paradigma değişimine yol açan Brundtland Raporu'nun (Ortak Geleceğimiz), 19721972 Stockholm Konferansı'ndan bu yana süregelen "çevre mi, kalkınma mı?" tartışmasına getirdiği temel çözüm yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kalkınmayı çevrenin bir antitezi olarak görmek yerine; "insanlığın, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğinden ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılaması" ilkesiyle çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları bütünleştirmesi.

Cevap

Brundtland Raporu, kalkınma ve çevre arasındaki çatışmayı, gelecek kuşakların haklarını koruyarak bugünkü ihtiyaçların karşılanması (sürdürülebilir kalkınma) ilkesiyle çözüme kavuşturmayı amaçlar.
Doğru yanıt olan seçenek, Brundtland Raporu'nun (Ortak Geleceğimiz) literatüre kazandırdığı en temel ve kabul görmüş sürdürülebilir kalkınma tanımını içermektedir. Rapor, 19721972 Stockholm'deki "çevre mi yoksa büyüme mi?" ikilemini aşarak, gelecek nesillerin kaynaklarını tüketmeden bugünkü gelişmenin sağlanabileceği uzlaşısını (çevresel, ekonomik, sosyal bütünleşme) önermiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci analiz et.
19721972 Stockholm Konferansı çevreyi kalkınmaya karşı koruma odaklıydı ancak bu durum gelişmekte olan ülkeler için kalkınma engeli olarak görüldü.
Sürecin neden tıkandığını anlamak için tarihsel bağlam gereklidir.
2
Brundtland Raporu'nun (19871987) temel tanımını hatırla.
"Gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeksizin, bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma."
Raporun getirdiği en önemli kavramsal yenilik bu tanımdır.
3
Kalkınmanın boyutlarını değerlendir.
Rapor; çevre koruma, ekonomik büyüme ve sosyal adaletin (üç boyut) bir arada yürütülebileceğini savunur.
Sürdürülebilirliğin sadece çevreci bir yaklaşım olmadığını teyit etmek için boyut analizi şarttır.

Anahtar Kavram

Sürdürülebilir Kalkınma ve Brundtland Raporu (19871987)

Daha Fazla Pratik

Brundtland Raporu'ndaki bu tanımın 19921992 Rio Dünya Zirvesi ve Gündem 2121 belgesine nasıl temel oluşturduğunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 10Soru

Sürdürülebilir kalkınmanın yerelleşmesi sürecinde "küresel düşün, yerel hareket et" prensibiyle ortaya çıkan ve Türkiye'de 53935393 sayılı Belediye Kanunu'nun 7676. maddesi ile yasal bir statü kazanan "Kent Konseyi" mekanizmasının temel dayanağını oluşturan uluslararası sürdürülebilirlik aracı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rio Yeryüzü Zirvesi - Yerel Gündem 2121

Cevap

Rio Yeryüzü Zirvesi ve bu zirvede kabul edilen Yerel Gündem 2121 süreci, Kent Konseyi yapılanmasının temel dayanağıdır.
Rio Yeryüzü Zirvesi'nde kabul edilen Yerel Gündem 2121, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yerel düzeyde, halkın ve sivil toplumun katılımıyla gerçekleştirilmesini öngörür. Türkiye'de bu süreç, belediyeler bünyesinde kurulan Kent Konseyleri aracılığıyla kurumsallaşmış ve 53935393 sayılı Belediye Kanunu ile yasal güvenceye kavuşmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki ipuçlarını analiz etme
Kent Konseyi ve 53935393 sayılı Kanun vurgusu tespit edildi.
Türkiye'deki yerel yönetim mevzuatında katılımı öngören düzenlemelerin kökenini bulmak için gereklidir.
2
Uluslararası süreçlerle kurumsal araçlar arasında bağ kurma
Kent Konseyleri, 19921992 Rio Zirvesi'nin bir çıktısı olan Yerel Gündem 2121 (Local Agenda 2121) prensiplerinin yerelleşmesiyle oluşmuştur.
Yerel düzeyde sürdürülebilirlik ve yönetişimin en temel aracı Yerel Gündem 2121'dir.

Anahtar Kavram

Yerel Gündem 2121 ve Kent Konseyleri

Alternatif Yöntem

Türkiye'de yerel yönetişim ve 'Kent Konseyi' kavramı görüldüğünde doğrudan Rio 19921992 ve Yerel Gündem 2121 eşleştirmesi yapılabilir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 11Soru

1992 Rio Yeryüzü Zirvesi’nde kabul edilen Gündem 21’in yerel düzeydeki uygulaması olan Yerel Gündem 21 (YG21) süreci, Türkiye’de 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76. maddesi ile "Kent Konseyi" modeline evrilerek kurumsallaşmıştır. Bu kurumsallaşma süreci ve ilgili mevzuatın Türk yerel yönetim sistemine getirdiği yapısal yenilik dikkate alındığında, YG21 ilkelerinin uygulanmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: YG21 ile başlayan süreç, yerel düzeydeki katılımı proje temelli ve gönüllülük esaslı bir işleyişten; katılımın kurumsallaştığı, yönetişim odaklı ve görüşlerinin belediye meclis gündemine alınmasının yasal zorunluluk olduğu bir yapıya dönüştürmüştür.

Cevap

Sivil toplum ve yerel paydaşların katılımını proje bazlı gönüllülükten, yönetişim odaklı kurumsal bir platforma ve görüşlerin belediye meclis gündemine taşınmasının yasal zorunluluk haline geldiği bir yapıya dönüştürmüştür.
Doğru ifade, YG21'in Türkiye'deki en temel başarısının katılımı proje bazlı bir modelden çıkarıp, 5393 sayılı Kanun ile 'yönetişim' odaklı bir kurumsal yapıya (Kent Konseyi) dönüştürmesi olduğunu belirtir. Özellikle Belediye Kanunu'nun 76. maddesi uyarınca kent konseyinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilmesi zorunluluğu, bu sürecin en kritik yasal sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Yerel Gündem 21'in kökenini analiz etme
1992 Rio Yeryüzü Zirvesi'nde kabul edilen Gündem 21, yerel aktörlerin sürdürülebilir kalkınmaya katılımını hedefleyen bir eylem planıdır.
Sürecin uluslararası arka planını anlamak, yereldeki amacını belirlemek için gereklidir.
2
Türkiye'deki yasal gelişimi değerlendirme
YG21 süreci Türkiye'de önce projelerle başlamış, ardından 2005 yılında 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 76. maddesi ile Kent Konseyleri aracılığıyla yasal statü kazanmıştır.
Yasal dayanak (Madde 76), katılımın sadece bir 'tercih' değil, bir 'kurumsal zorunluluk' haline geldiğini gösterir.
3
Kent Konseyi kararlarının hukuki etkisini inceleme
Kent Konseyi kararları belediye meclisinin ilk toplantısında değerlendirilmek zorundadır. Bu, doğrudan karar alma değil, kararı etkileme (yönetişim) mekanizmasıdır.
Temsili demokrasi ile katılımcı yönetişim arasındaki dengeyi anlamak doğru cevaba ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Yönetişim ve Katılımcı Demokrasinin Kurumsallaşması (Kent Konseyi Kararlarının Meclis Gündemine Alınma Zorunluluğu)

Daha Fazla Pratik

5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 76. maddesinde yapılan değişikliklerin Kent Konseyi Yönetmeliği ile nasıl detaylandırıldığını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

1992 yılında imzaya açılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ile başlayan süreçte Türkiye’nin uluslararası iklim rejimi içindeki hukuki statüsü ve yükümlülükleri hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, sözleşmenin başlangıcında hem Ek-I hem de Ek-II listelerinde yer almış; ancak 2001 Marakeş Konferansı’nda (COP7) özel şartları tanınarak Ek-II listesinden çıkarılmıştır.

Cevap

Türkiye, BMİDÇS başlangıcında Ek-I ve Ek-II listelerinde yer almaktayken, 2001 Marakeş Konferansı kararıyla Ek-II listesinden (finansman sağlayan ülkeler) çıkarılarak özel şartları tanınan bir Ek-I ülkesi statüsüne geçmiştir.
Türkiye, BMİDÇS'ye taraf olurken OECD üyesi olması hasebiyle sanayileşmiş ülkelerin yer aldığı Ek-I ve mali yardım yükümlülüğü olan Ek-II listelerine dahil edilmiştir. Ancak gelişmekte olan bir ekonomi olduğu gerekçesiyle yürüttüğü diplomatik çabalar sonucunda, 2001 yılında Marakeş'te yapılan COP7 toplantısında Ek-II listesinden çıkarılmış ve özel şartları kabul edilmiş bir Ek-I ülkesi olarak tanımlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
BMİDÇS eklerinin (Ek-I ve Ek-II) Türkiye açısından başlangıçtaki durumunu hatırlamak.
Türkiye 1992'de hem Ek-I (sanayileşmiş/emisyon azaltan) hem de Ek-II (finansör) listelerindeydi.
Türkiye'nin OECD üyeliği, sözleşme hazırlanırken gelişmiş ülke kategorisinde değerlendirilmesine yol açmıştır.
2
Türkiye'nin statüsündeki tarihsel değişikliği ve 2001 Marakeş Kararı'nı (COP7) analiz etmek.
2001 yılında Türkiye'nin adı Ek-II listesinden silinmiş, ancak Ek-I listesinde kalması kararlaştırılmıştır.
Türkiye'nin 'özel şartları' (ekonomik durumu) kabul edilerek mali yardım yapma zorunluluğu kaldırılmıştır.
3
Modern iklim rejimindeki (Kyoto ve Paris) güncel durumla karşılaştırmak.
Türkiye Paris Anlaşması'na 2021'de taraf olmuş ve NDC sürecine dahil olmuştur.
Güncel statünün doğru ifadeyle eşleştiğini teyit etmek.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Uluslararası İklim Rejimindeki Özel Hukuki Statüsü
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 13Soru

Sürdürülebilir kalkınmanın yönetimi ve izlenmesinde kullanılan araçların işlevsel hiyerarşisi dikkate alındığında; Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD), Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve Ekolojik Ayak İzi gibi kavramların uygulama kapsamı ve metodolojik farklılıkları hakkında yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi akademik ve hukuki açıdan doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: SÇD, bireysel projelerin ötesinde plan ve programların hazırlık aşamasında çevresel değerlerin kararlara entegre edilmesini sağlayarak, ÇED'in proje bazlı inceleme sınırlarını aşan kümülatif ve makro bir perspektif sunar.

Cevap

SÇD'nin plan ve program düzeyinde kümülatif etkileri değerlendiren, proje bazlı ÇED'den daha kapsamlı ve stratejik bir araç olduğunu belirten seçenek doğrudur.
SÇD (Stratejik Çevresel Değerlendirme), kamu politikalarının, planlarının ve programlarının henüz hazırlık aşamasında çevresel etkilerini bütüncül bir şekilde değerlendirir. Proje bazlı olan ÇED'den en temel farkı, münferit projelerin etkisinden ziyade havza veya sektör bazındaki kümülatif etkileri ve alternatif stratejik seçenekleri karara bağlamasıdır. Bu durum sürdürülebilirliğin karar verme hiyerarşisinin en üst basamaklarına entegre edilmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Sürdürülebilirlik araçlarının hiyerarşik konumlarını belirleme
Politika -> Plan -> Program -> Proje hiyerarşisi tespit edilir.
SÇD ve ÇED'in hangi aşamalarda devreye girdiğini anlamak için planlama kademelenmesi kritiktir.
2
SÇD ve ÇED arasındaki ölçek farkını analiz etme
SÇD'nin makro ölçekli (plan/program) ve kümülatif, ÇED'in ise mikro ölçekli (proje) olduğu görülür.
ÇED sadece tek bir projenin etkisine bakarken, SÇD birden fazla projenin toplam (kümülatif) etkisini ve alternatif stratejileri değerlendirir.
3
Göstergelerin (Ekolojik Ayak İzi vb.) metodolojik tanımını doğrulama
Ayak izinin 'talep', biyokapasitenin 'arz' olduğu netleştirilir.
Sürdürülebilirlik ölçümlerinde talep ve arz dengesi (ekolojik açık/fazla) temel kavramdır.

Anahtar Kavram

Sürdürülebilirlik Değerlendirme Hiyerarşisi (SÇD vs. ÇED)

Daha Fazla Pratik

SÇD ve ÇED yönetmeliklerindeki uygulama alanlarını ve Türkiye'deki güncel hukuki durumunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 14Soru

Küresel iklim değişikliği ile mücadele kapsamında geliştirilen uluslararası hukuki rejimlerin yapısı ve Türkiye’nin bu süreçteki konumuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paris Anlaşması, emisyon azaltım hedeflerini Kyoto Protokolü'ndeki merkezi 'yukarıdan aşağıya' yaklaşım yerine, ülkelerin kendi belirlediği 'Ulusal Katkı Beyanları' (NDC) aracılığıyla 'aşağıdan yukarıya' bir modelle kurgulamıştır.

Cevap

Paris Anlaşması'nın emisyon azaltım hedeflerini ülkelerin kendi belirlediği 'Ulusal Katkı Beyanları' (NDC) aracılığıyla esnek bir modelle kurguladığı ifadesi doğrudur.
Doğru ifade, Paris Anlaşması'nın 'Ulusal Katkı Beyanları' (NDC) mekanizması aracılığıyla ülkelerin kendi hedeflerini belirlemesine izin veren 'aşağıdan yukarıya' bir model sunduğunu belirtmektedir. Kyoto Protokolü'ndeki katı ve sadece belirli ülkeleri kapsayan emisyon kotalarının aksine Paris, tüm ülkelerin katılımını bu esnek yöntemle sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası iklim rejimlerinin yapısal farklarını incelemek.
Kyoto Protokolü'nün merkezi ve bağlayıcı bir sistemden, Paris Anlaşması'nın ise ülkelerin kendi kapasitelerine göre beyanda bulunduğu (NDC) esnek bir sisteme geçtiği görülür.
Bu geçiş, küresel katılımı artırmak amacıyla yapılmıştır.
2
Türkiye'nin sözleşmelerdeki hukuki statüsünü değerlendirmek.
Türkiye BMİDÇS'de Ek-I ülkesidir ancak Ek-II'den çıkarılmıştır. Kyoto'ya geç taraf olmuş (20092009), Paris'i ise 20212021 yılında onaylamıştır.
Ülkelerin emisyon yükümlülükleri bu listelere ve onay tarihlerine göre değişir.

Anahtar Kavram

Kyoto Protokolü ile Paris Anlaşması arasındaki paradigma değişimi ve Türkiye'nin uluslararası çevre rejimlerindeki statüsü.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 20532053 net sıfır emisyon hedefi ve bu kapsamda Paris Anlaşması sonrası güncellediği Ulusal Katkı Beyanı (NDC) detaylarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 15Soru

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde düzenlenen küresel çevre konferansları, çevre sorunlarının uluslararası kamu yönetiminde kurumsallaşması ve 'sürdürülebilir kalkınma' ilkesinin evrensel bir norm haline gelmesi sürecinde farklı aşamaları temsil etmektedir. Bu tarihsel süreçte ortaya çıkan temel belgeler ve konferans çıktıları dikkate alındığında, aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 2002 Johannesburg Zirvesi – 'Yeşil Ekonomi' kavramının ilk kez temel bir strateji olarak tanımlanması

Cevap

2002 Johannesburg Zirvesi ile 'Yeşil Ekonomi' kavramının eşleştirilmesi yanlıştır; çünkü yeşil ekonomi stratejisi 2012 Rio+20 Konferansı'nın ana temalarından biridir.
Doğru yanıt olan seçenek, 'Yeşil Ekonomi' kavramının 2002 Johannesburg Zirvesi'ne ait olduğunu iddia etmektedir. Oysa Yeşil Ekonomi, 2012 Rio+20 (Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı) toplantısının 'Sürdürülebilir Kalkınma için Kurumsal Çerçeve' ile birlikte belirlenen iki ana temasından biridir. Johannesburg Zirvesi (2002) ise daha çok uygulama (implementasyon) ve ortaklıklar üzerine yoğunlaşmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
BM Çevre Konferanslarının kronolojik çıktılarını analiz etme
1972 (Stockholm) - UNEP; 1987 (Brundtland) - Tanım; 1992 (Rio) - Gündem 21; 2002 (Johannesburg) - Uygulama Odaklılık; 2012 (Rio+20) - Yeşil Ekonomi.
Konferansların hangi yıllarda hangi temel kavramları ürettiğini belirlemek gerekir.
2
Seçeneklerdeki kavram-tarih uyumunu kontrol etme
2002 Johannesburg Zirvesi (WSSD), Rio kararlarının uygulanmasına ve yoksullukla mücadeleye odaklanmışken; 'Yeşil Ekonomi' ve 'Sürdürülebilir Kalkınma için Kurumsal Çerçeve' 2012 Rio+20'nin iki ana başlığıdır.
Kavramsal kaymaları tespit ederek hatalı eşleştirmeyi bulmak.

Anahtar Kavram

BM Çevre Konferansları ve Tarihsel Çıktıları

Daha Fazla Pratik

Brundtland Raporu ile Rio Zirvesi arasındaki farkları (kavramsal tanım vs. eylem planı) karşılaştırarak çalışınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 16Soru

1987 yılında yayımlanan ve sürdürülebilir kalkınma kavramını küresel bir politika haline getiren Brundtland Raporu (Ortak Geleceğimiz), çevre koruma ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi hangi temel yaklaşım çerçevesinde ele almıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekonomik büyüme ve çevresel korumanın birbirini desteklediği, kuşaklar arası adaleti gözeten bütünsel bir yaklaşım

Cevap

Ekonomik büyüme ve çevresel korumanın birbirini desteklediği, kuşaklar arası adaleti gözeten bütünsel bir yaklaşım
Brundtland Raporu'nun (Ortak Geleceğimiz) en büyük başarısı, 1972 Stockholm Konferansı'nda birbiriyle çatışan iki alan olarak görülen çevre koruma ve ekonomik kalkınmayı, 'sürdürülebilir kalkınma' kavramı altında birbirini tamamlayan unsurlar olarak sentezlemesidir. Bu model, çevresel sınırları göz ardı etmeden ekonomik gelişmeyi sürdürmeyi ve bunu yaparken kuşaklar arası adaleti sağlamayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Brundtland Raporu'nun temel amacını belirle
Raporun asıl amacı, 1972 Stockholm Konferansı'ndan bu yana süregelen 'çevre mi yoksa kalkınma mı?' tartışmasına son vermektir.
Sürdürülebilir kalkınma kavramının tarihsel gelişimini anlamak için bu raporun getirdiği sentezi kavramak gerekir.
2
Raporun getirdiği sürdürülebilir kalkınma tanımını analiz et
Tanım; günümüz ihtiyaçlarının, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılanmasıdır.
Bu tanım, ekonomik (günümüzün ihtiyaçları), sosyal (adalet) ve çevresel (gelecek kuşakların hakları) boyutları birleştirir.

Anahtar Kavram

Sürdürülebilir kalkınmanın bütünsel ve kuşaklar arası adalet odaklı yapısı

İpuçları

1
Brundtland Raporu, 1972 Stockholm'deki 'çatışma' yerine bir 'uzlaşma' aramıştır.
2
Raporun alt başlığı 'Ortak Geleceğimiz'dir; bu gelecek kimleri kapsamaktadır?

Daha Fazla Pratik

Brundtland Raporu'nun ardından 1992 yılında gerçekleşen Rio Yeryüzü Zirvesi ve Gündem 21 belgelerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 17Soru

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması ile şekillenen küresel iklim rejiminin gelişim süreci ve Türkiye'nin bu süreçteki konumu dikkate alındığında, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü’ndeki gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ayrımına dayalı katı "yukarıdan aşağıya" yükümlülük yöntemi yerine, her ülkenin kendi kapasitesine göre belirlediği "Ulusal Katkı Beyanları" (NDC) sistemini getirmiştir; Türkiye ise bu anlaşmayı 20212021 yılında onaylamıştır.

Cevap

Paris Anlaşması'nın Kyoto Protokolü'ndeki katı kategori ayrımını esneterek her ülkenin kendi kapasitesine göre belirlediği "Ulusal Katkı Beyanları" (NDC) sistemini getirdiği ve Türkiye'nin bu anlaşmayı 20212021 yılında onayladığı ifadesi doğrudur.
Doğru olan değerlendirme, Paris Anlaşması'nın getirdiği yapısal değişikliği ve Türkiye'nin katılım tarihini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Kyoto Protokolü, ülkeleri Ek-I (gelişmiş) ve Ek-I dışı (gelişmekte olan) şeklinde ikiye ayırarak sadece Ek-I ülkelerine katı azaltım hedefleri verirken; Paris Anlaşması tüm tarafların kendi belirledikleri "Ulusal Katkı Beyanları" (NDCNDC) ile sürece katılmasını sağlamıştır. Türkiye bu önemli metni 66 Ekim 20212021 tarihinde onaylayarak taraf olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası iklim rejimlerinin yapısal farklarını analiz etme
Kyoto Protokolü "yukarıdan aşağıya" ve sadece gelişmiş ülkeler (Ek-I) için bağlayıcı hedefler içerirken, Paris Anlaşması "aşağıdan yukarıya" ve tüm ülkeler için geçerli NDC sistemini benimsemiştir.
İki rejim arasındaki temel felsefi farkı anlamak, yükümlülük yapılarını kavramayı sağlar.
2
Türkiye'nin bu antlaşmalar içindeki hukuki statüsünü değerlendirme
Türkiye BMİDÇS'ye 20042004, Kyoto'ya 20092009 ve Paris Anlaşması'na 20212021 yılında taraf olmuştur.
Tarihsel kronoloji ve onay süreçleri, Türkiye'nin uluslararası çevre hukukundaki konumunu belirler.
3
Seçenekleri bu bilgiler ışığında karşılaştırma
Sadece Paris Anlaşması'nın NDC yapısını ve Türkiye'nin 20212021 onay tarihini doğru veren seçenek kalmaktadır.
Yanlış tarihler ve hatalı yükümlülük tanımları elenerek doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

İklim Değişikliği Rejimlerinde Yükümlülük Yapısı ve NDC Sistemi

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Paris Anlaşması kapsamındaki güncel Ulusal Katkı Beyanı (NDCNDC) hedeflerini ve 20532053 net sıfır emisyon vizyonunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 18Soru

1972 Stockholm Konferansı'ndan sonra çevre ve kalkınma arasındaki dengenin küresel ölçekte kurulması amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde hazırlanan ve 1987 yılında yayımlanan 'Ortak Geleceğimiz' (Brundtland Raporu) ile literatüre kazandırılan 'sürdürülebilir kalkınma' tanımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeksizin günümüz kuşaklarının ihtiyaçlarını karşılayan kalkınmadır.

Cevap

Brundtland Raporu'nda sürdürülebilir kalkınma; gelecek nesillerin haklarını tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarının karşılanması olarak tanımlanmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma kavramı, 1987 Brundtland Raporu'nda tam olarak 'gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeksizin günümüz kuşaklarının ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma' şeklinde formüle edilmiştir. Bu tanım, çevre sorunlarını sadece kirlilik olarak değil, bir kalkınma ve yönetim sorunu olarak ele almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Raporun tarihsel bağlamını analiz et.
1987 yılında yayımlanan 'Ortak Geleceğimiz' raporu, çevre ve kalkınma arasındaki çatışmayı çözmeyi amaçlamıştır.
1972 Stockholm Konferansı sonrası artan çevre bilincini kalkınma politikalarıyla bütünleştirmek için bu rapor kritik bir eşiktir.
2
Tanımın temel kavramını belirle.
Tanım 'kuşaklararası adalet' (intergenerational equity) ilkesine dayanır.
Sürdürülebilirlik, kaynakların hem bugünün hem de yarının insanları için korunmasını gerektirir.
3
Çeldiricileri ele.
Neoliberal odaklı (B), sadece koruma odaklı (E) veya büyümeyi reddeden (C) yaklaşımlar raporun dengeli yaklaşımını yansıtmaz.
Rapor; çevre, ekonomi ve sosyal adaleti bir arada ele alan bütüncül bir yaklaşım sunar.

Anahtar Kavram

Kuşaklararası Adalet ve Sürdürülebilir Kalkınma

Daha Fazla Pratik

Brundtland Raporu'nun ilkelerini ve Rio 1992 Konferansı'ndaki somutlaşmış halini (Gündem 21) incelemek konuyu pekiştirir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 19Soru

19921992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (Yeryüzü Zirvesi) sonucunda kabul edilen Gündem 21’in "Yerel Yönetimlerin Gündem 21’i Desteklemedeki Rolü" başlıklı 2828. Bölümü, sürdürülebilir kalkınmanın yerel düzeyde katılımcı bir süreçle hayata geçirilmesini öngörmüştür. Türkiye’de bu uluslararası yaklaşımın yerelleştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda ortaya çıkan ve 53935393 sayılı Belediye Kanunu ile yasal bir statüye kavuşan temel sivil katılım mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kent Konseyleri

Cevap

Kent Konseyleri, Yerel Gündem 21 sürecinin Türkiye'deki kurumsal ve yasal mirasçısı olan temel katılımcı mekanizmadır.
Kent Konseyleri, 1992 Rio Yeryüzü Zirvesi’nde kabul edilen sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yerel düzeyde uygulanmasını sağlayan katılımcılık modelinin Türkiye'deki yasal karşılığıdır. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 76. maddesi, bu yapıları 'kent vizyonunun geliştirilmesi ve hemşehrilik hukuku' temelinde kurumsallaştırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası metnin analiz edilmesi
1992 Rio Zirvesi ve Gündem 21'in 28. Bölümü'nün yerel otoritelere ve katılımcılığa vurgu yaptığı saptanır.
Sorunun dayanağı olan küresel sürdürülebilirlik ilkelerinin kaynağını belirlemek için gereklidir.
2
Türkiye'deki uygulamanın tespiti
Yerel Gündem 21 (YG21) programı kapsamında sivil toplumun yerel yönetime katılımı için platformlar oluşturulduğu görülür.
Küresel ilkenin ulusal düzeydeki ilk uygulama biçimini anlamak için gereklidir.
3
Yasal kurumsallaşmanın kontrolü
2005 yılında yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 76. maddesi ile bu platformların 'Kent Konseyi' adıyla yasallaştığı doğrulanır.
Mekanizmanın güncel yasal statüsünü belirlemek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Yerel Gündem 21 ve Kent Konseyleri İlişkisi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 20Soru

Belirli bir nüfusun, topluluğun veya faaliyetin tükettiği doğal kaynakların üretilmesi ve yarattığı atıkların etkisiz hale getirilmesi için gerekli olan üretken toprak ve su alanını ifade eden sürdürülebilirlik göstergesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekolojik Ayak İzi

Cevap

Ekolojik ayak izi; tüketilen kaynakların üretimi ve atıkların bertarafı için gereken biyolojik olarak verimli toplam toprak ve su alanını ölçen göstergedir.
Ekolojik ayak izi, bir nüfusun tüketim alışkanlıklarını desteklemek için doğanın sağlaması gereken biyolojik kapasiteyi (tarım arazisi, otlak, orman, balıkçılık sahası ve karbon emilimi için gereken alan) hesaplar. Tanım doğrudan bu ölçüme işaret etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda istenen ölçüt türünü belirleyin.
Tüketilen kaynaklar ile üretilen atıkların karşılığı olan 'alan' (toprak ve su) bilgisini arıyoruz.
Sürdürülebilirlik göstergeleri arasında alan tabanlı ölçüm yapan temel kavramı bulmak gerekir.
2
Kavramları karşılaştırarak uygun olanı seçin.
Hektar cinsinden alan ölçümü yapan kavram 'Ekolojik Ayak İzi'dir.
Karbon ayak izi emisyonla, taşıma kapasitesi sınırla, ÇED ise süreçle ilgilidir; alan ölçümü ekolojik ayak izinin tanımıdır.

Anahtar Kavram

Ekolojik ayak izi, insanlığın doğadan talebi ile doğanın sunduğu kapasiteyi (biyokapasite) karşılaştıran bir sürdürülebilirlik aracıdır.
Tahmini Süre:45s
Sayfa 1 / 6Sonraki