Uluslararası sistemde X ve Y devletleri, uzun yıllar boyunca birbirlerini varoluşsal bir tehdit olarak algılamış ve ilişkilerini sürekli bir silahlanma yarışı üzerinden yürütmüştür. Ancak zamanla bu iki devlet, diplomatik etkileşimler aracılığıyla birbirlerinin egemenlik haklarını ve yaşama hakkını tanımış; rekabet etmeye devam etseler de anlaşmazlıklarını şiddet dışı yollarla çözme pratiğini benimsemişlerdir. İlerleyen on yıllarda ise ilişkileri, birbirlerinin güvenliğini kendi güvenliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri ve olası dış tehditlere karşı ortak hareket ettikleri kalıcı bir dostluk ve ittifak aşamasına evrilmiştir. Dikkat çekici olan husus, tüm bu zihniyet ve ilişki dönüşümü yaşanırken, her iki devletin de askeri kapasitelerinde veya uluslararası sistemin genel maddi güç dağılımında belirgin bir değişiklik olmamasıdır.
Alexander Wendt’in sosyal inşacı (konstrüktivist) teorisi temel alındığında, X ve Y devletleri arasındaki bu tarihsel dönüşümü aşağıdakilerden hangisi en doğru şekilde açıklar?
- A'Anarşi devletlerin ondan ne anladığıdır' tezi uyarınca, devletlerin algıları geliştikçe uluslararası sistemdeki anarşik yapı tamamen ortadan kalkmış ve yerine aktörlerin çıkar çatışmalarından arındığı ütopik ve hiyerarşik bir barış düzeni kurulmuştur.
- BDevletlerin birbirlerinin yaşama hakkını tanıyarak şiddet dışı rekabete yönelmeleri Kantçı kültürü; güvenliklerini bütünleşik olarak algılayıp ittifak kurmaları ise Hobbesçu kültürü yansıtmaktadır.
- Anarşi verili ve tek tip bir yapı değildir; devletler arasındaki paylaşılan fikirler ve sosyal etkileşimler değiştikçe, maddi kapasiteler sabit kalsa bile sistem sırasıyla Hobbesçu, Lockeçu ve Kantçı anarşi kültürleri temelinde yeniden inşa edilmiştir.Cevap
- Dİki devlet arasındaki diplomatik uzlaşma, anarşinin doğası gereği ifade ettiği kalıcı kaos ve sürekli savaş durumunu değiştirmemiş, sadece aktörlerin beklentileri doğrultusunda bu kaos ortamı geçici süreliğine askıya alınmıştır.
- EDönüşüm süreci, sistemik düzeydeki anarşinin doğasının değişmesiyle değil, dış politika kararlarını alan liderlerin bireysel analiz düzeyindeki psikolojik tercihlerinin uluslararası yapıyı tek taraflı olarak belirlemesiyle açıklanabilir.