Realizm ve Neorealizm

506 soru

Soru 61Soru

Realizm geleneği içerisindeki düşünürler gücün uluslararası politikadaki önemi konusunda genel olarak uzlaşsalar da, devletlerin gücü hangi amaçla kullanacakları konusunda farklılaşmaktadırlar. Klasik realizmin temel temsilcisi Hans Morgenthau, insan doğasına atıfla devletlerin nihai amacının gücü maksimize etmek olduğunu savunur. Yapısal realizmin (neorealizm) öncüsü Kenneth Waltz ise bu görüşü eleştirerek, sistemde aşırı güç peşinde koşmanın diğer aktörleri dengeleyici koalisyonlar kurmaya iteceğini ve bunun sonuçta devletin bizzat kendisine zarar vereceğini belirtir.

Buna göre, Kenneth Waltz'un neorealist teorisi (savunmacı realizm) çerçevesinde devletlerin dış politikadaki birincil ve nihai amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşik sistemin yarattığı belirsizlik ortamında kendi güvenliklerini sağlamak ve hayatta kalmak

Cevap

Kenneth Waltz'un neorealist yaklaşımına göre devletlerin uluslararası sistemdeki temel amacı, anarşik yapı içerisinde kendi güvenliklerini güvence altına almak ve hayatta kalmaktır.
Kenneth Waltz'un yapısal (neorealist) teorisine göre devletler uluslararası arenada 'güç maksimizasyonu' peşinde koşan aktörler değil, 'güvenlik maksimizasyonu' peşinde koşan aktörlerdir. Uluslararası sistemin anarşik yapısı (yani üstün bir merkezi otoritenin olmaması), devletleri 'kendi kendine yardım' (self-help) ilkesi gereği her şeyden önce kendi bekalarını (hayatta kalmalarını) garanti altına almaya zorlar. Sistemsel baskı nedeniyle devletler, bir başka aktörün veya koalisyonun kurbanı olmamak için sadece güvende olmayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Klasik realizm ile yapısal realizm (neorealizm) arasındaki nihai amaç farkını belirle.
Klasik realizm gücün kendisini maksimize etmeyi hedeflerken, neorealizm anarşik sistemin baskısıyla güvenliği maksimize etmeyi hedefler.
Soru metni, Morgenthau ile Waltz arasındaki temel teorik ayrım noktasına işaret etmektedir.
2
Waltz'un güç kavramına bakış açısını analiz et.
Waltz'a göre aşırı güç arayışı diğer devletlerin dengeleme politikaları üretmesine yol açar, bu nedenle rasyonel devlet gücü bir amaç olarak değil, bekasını (hayatta kalmasını) sağlayacak bir araç olarak görür.
Sistem düzeyindeki etkileşimlerin devlet davranışlarını nasıl kısıtladığını (güç dengesi) kavramak için bu gereklidir.
3
Seçenekleri realizm içi ekoller ve diğer teorilerle eşleştirerek ele.
Hegemonya (ofansif realizm), insan doğası (klasik realizm), mutlak kazanç (neoliberalizm) ve iç rejim (liberalizm) elenirken; anarşi ve hayatta kalma kavramlarını içeren seçenek doğru olarak bulunur.
Neorealizmin çekirdek kavramlarını (anarşi, beka, kendi kendine yardım) içeren şıkkı diğer yaklaşımlardan izole etmek sorunun çözümüdür.

Anahtar Kavram

Neorealizm'de Güvenlik Maksimizasyonu ve Hayatta Kalma (Beka) Güdüsü
Soru 62Soru

Uluslararası sistemin anarşik yapısının devlet davranışları üzerindeki etkilerini inceleyen neorealist teori kendi içinde farklı kollara ayrılmaktadır. Bu kollardan biri olan savunmacı (defansif) realizme göre, uluslararası sistem fazla güçlenen ve saldırganlaşan aktörleri 'dengeleme (balancing)' koalisyonları aracılığıyla cezalandırır. Bu nedenle Kenneth Waltz gibi düşünürlere göre anarşi, devletleri her koşulda daha fazla güç peşinde koşmaya değil, asgari hayatta kalma şartlarını güvence altına almaya iter.

Bu teorik çerçeveye göre, savunmacı realizmin devletlerin güç ve güvenlik arayışına ilişkin temel varsayımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletler için rasyonel olan dış politika davranışı, sistemdeki mevcut konumlarını korumak (statüko) amacıyla 'uygun miktarda' güce sahip olmaktır.

Cevap

Savunmacı realizme göre doğru yaklaşım, devletlerin statükoyu korumak ve sistemdeki mevcut konumlarını güvence altına almak için 'uygun miktarda' güce sahip olmalarıdır.
Savunmacı realizm (defansif realizm), devletlerin dış politikadaki temel motivasyonunun sistemdeki mevcut konumlarını korumak olduğunu belirtir. Kenneth Waltz'a göre sistemin anarşik yapısı, çok fazla güçlenen bir devlete karşı diğer devletlerin birleşerek dengeleme (balancing) yapmasına neden olur. Bu cezalandırıcı mekanizma yüzünden devletler güç maksimizasyonundan kaçınır ve yalnızca güvenliklerini garanti altına alacak 'uygun miktarda' güce odaklanırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teorik çerçeveyi analiz et.
Sorunun neorealizmin 'savunmacı (defansif)' kanadının güç ve güvenlik konusundaki temel argümanını sorduğu belirlenir.
Teorinin hangi aktöre veya kavrama odaklandığını tespit etmek, diğer teorilere ait çeldiricileri elemek için gereklidir.
2
Savunmacı realizmin temel kavramlarını hatırla.
Kenneth Waltz'a göre sistemin anarşik yapısı devletleri 'güç maksimizasyonu' yerine 'güvenlik maksimizasyonu'na yöneltir. Aşırı güç arayışı diğer devletleri korkutup dengeleme koalisyonlarına yol açacağı için tehlikelidir.
Saldırgan realizm (hegemonya arayışı) ile savunmacı realizm (statükoculuk) arasındaki temel farkın belirlenmesi şarttır.
3
Seçenekleri analiz et ve teorik eşleştirmeleri yap.
Hegemonya peşinde koşma saldırgan realizm, insan doğası klasik realizm, kurumlar ve mutlak kazanç neoliberalizm, norm inşası konstrüktivizm ile ilgilidir. Uygun miktarda güç ve statükoyu koruma ise savunmacı realizmin varsayımıdır.
Yanlış seçenekler diğer teorilerin ana argümanlarıdır ve sistematik bir eleme yapılmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Savunmacı Realizmde Güvenlik Maksimizasyonu ve Statüko
Soru 63Soru

X ülkesi, sınır komşularının son yıllarda salt savunma amaçlı silahlandıklarını beyan etmelerine ve mevcut statükodan memnun görünmelerine rağmen, onların gelecekteki niyetlerinin ne olacağının hiçbir zaman kesin olarak bilinemeyeceği gerekçesiyle kendi askeri kapasitesini sürekli olarak artırmaktadır. Ülkenin dış politika karar alıcıları, uluslararası sistemde "yeterli güç" diye bir durumun söz konusu olmadığını, devletin bekasını garanti altına almanın tek yolunun sistemdeki en güçlü aktör haline gelmek ve bölgesinde tartışmasız bir üstünlük kurmak olduğunu vurgulamaktadırlar.

Bu ülkenin benimsediği revizyonist dış politika stratejisinin arka planında yer alan ve devletleri "güç maksimizasyonuna" iten teorik mantık, aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşik ortamda diğer aktörlerin niyetlerinden asla emin olunamayacağı için, bekasını güvence altına almak isteyen devletlerin sürekli bir güç maksimizasyonu arayışıyla bölgesel hegemonyayı hedeflemesi

Cevap

Saldırgan realizme göre, anarşik sistemde diğer aktörlerin niyetlerinden asla tam olarak emin olunamaması, bekasını düşünen devletleri mecburi bir güç maksimizasyonu arayışına ve nihayetinde bölgesel hegemonyaya yöneltir.
Soru kökünde anlatılan durum, uluslararası ilişkilerde John Mearsheimer tarafından geliştirilen 'Saldırgan (Ofansif) Realizm' yaklaşımını özetlemektedir. Mearsheimer'a göre anarşik sistemde devletlerin birbirlerinin niyetlerinden emin olamaması ve temel hedeflerinin hayatta kalmak (beka) olması, onları sürekli olarak güçlerini artırmaya iter. Savunmacı realizmin aksine, saldırgan realizmde 'yeterli güç' yoktur; bir devletin güvenliğini sağlamasının tek kesin yolu sistemdeki en büyük güç (bölgesel hegemon) haline gelmesidir. Bu nedenle anarşik yapı, devletleri doğası gereği revizyonist aktörlere dönüştürür.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki devletin temel motivasyonlarını ve stratejik davranışlarını analiz et.
Devlet, komşularının niyetlerinden emin olamadığı için "yeterli güç" kavramını reddediyor ve hayatta kalmak (beka) için bölgesel üstünlük (hegemonya) kurmayı amaçlıyor.
Teorik çerçeveyi doğru tespit etmek için senaryodaki aktörün ontolojik varsayımlarını belirlemek gerekir.
2
Tespit edilen özellikleri uluslararası ilişkiler teorileriyle eşleştir.
Niyetlerin belirsizliği, anarşi vurgusu ve bunun sonucunda güç maksimizasyonu ile hegemonya arayışı doğrudan John Mearsheimer'ın Saldırgan (Ofansif) Realizm teorisine işaret etmektedir.
Klasik realizm insan doğasına odaklanırken, savunmacı realizm güç dengesinin korunmasını yeterli görür. Sadece saldırgan realizm devletleri yapısal olarak revizyonist ve güç maksimizasyonuna zorunlu aktörler olarak tanımlar.
3
Seçenekleri analiz ederek Saldırgan Realizm'in argümanını tam olarak yansıtan ifadeyi bul.
Doğru seçenek, anarşi ve niyetlerin belirsizliği temelinde devletlerin bekası için güç maksimizasyonu ve hegemonyayı hedeflediğini belirten ifadedir.
Diğer seçenekler savunmacı realizm, klasik realizm, neoliberalizm ve anarşinin yanlış yorumlanması üzerine kurulmuş kavramsal çeldiricilerdir.

Anahtar Kavram

Saldırgan Realizm'de Güç Maksimizasyonu ve Hegemonya Arayışı
Soru 64Soru

Yapısal realizm bünyesindeki teorik tartışmalarda, anarşik sistemin devlet davranışlarını nasıl şekillendirdiği konusunda önemli fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Savunmacı (defansif) realizm, devletlerin uluslararası arenada amansız bir güç mücadelesine ve sürekli bir yayılmacılığa yönelmediklerini; aksine güvenliklerini sağlamak için ölçülü davranarak mevcut durumlarını (statüko) korumayı tercih ettiklerini öne sürer.

Savunmacı realist yaklaşıma göre, anarşik düzene rağmen devletlerin agresif davranışlardan kaçınmasını rasyonel kılan ve sistemde istikrarı kolaylaştıran temel neden aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saldırı-savunma dengesinin genellikle savunma lehine olması ve sistemin revizyonist aktörlere karşı otomatik dengeleme koalisyonları üreterek yayılmacılığı cezalandırması

Cevap

Saldırı-savunma dengesinin genellikle savunma lehine olması ve sistemin revizyonist aktörlere karşı otomatik dengeleme koalisyonları üreterek yayılmacılığı cezalandırması
Savunmacı realizme (özellikle Kenneth Waltz, Robert Jervis, Stephen Van Evera) göre devletlerin öncelikli amacı gücü maksimize etmek değil, güvenliği maksimize etmektir. Uluslararası sistemde saldırı-savunma dengesi teknolojik ve coğrafi faktörler ışığında çoğunlukla savunma lehinedir. Bir devlet kapasitesini aşırı artırıp saldırganlaştığında diğer devletler beka endişesiyle bir araya gelerek onu anında dengeler (balancing). Bu sistemsel ceza mekanizması, yayılmacı politikaların devletler için irrasyonel ve tehlikeli olmasına yol açar; devleti statükoyu korumaya iter.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teorik çerçevenin analiz edilmesi
Sorunun 'yapısal realizm' içindeki 'savunmacı (defansif) realizm' alt dalına ait yapısal mekanizmaları sorguladığı belirlenir.
Doğru seçeneği bulabilmek için diğer realizm türlerinden ve rakip teorilerden ayrılan özgül argümanları tespit etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki argümanların teorik aidiyetlerinin sınıflandırılması
Seçeneklerde sırasıyla Saldırgan Realizm, Klasik Realizm, İnşacılık ve Neoliberalizm'e ait argümanların bulunduğu görülür.
Çeldirici seçenekler genellikle teori sorularında diğer popüler yaklaşımların temel önermelerinden oluşturulur.
3
Savunmacı realizmin temel nedensel mekanizmasının eşleştirilmesi
Waltz ve Jervis gibi düşünürlerin vurguladığı 'sistemin yayılmacılığı dengeleme ile cezalandırması' ve 'savunma avantajı' argümanını barındıran seçenek tespit edilir.
Savunmacı realizmin statükocu devlet davranışını rasyonel bulmasının temel akademik dayanağı bu mekanizmalardır.

Anahtar Kavram

Savunmacı Realizmde Dengeleme (Balancing) ve Saldırı-Savunma Dengesi
Soru 65Soru

Güç ve güvenlik arasındaki ilişkiyi incelerken, devletlerin temel amacının sistemdeki güç paylarını maksimize etmek değil, mevcut konumlarını muhafaza etmek olduğunu savunan Savunmacı (Defansif) Realizm, sistemin saldırganlığı cezalandırdığını ileri sürer.

Buna göre, sistemde kapasitesini agresif bir şekilde artırarak aşırı güç biriktirme yoluna giden bir devletin karşılaşacağı en temel yapısal sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diğer aktörlerin ortak tehdit algısıyla bir araya gelerek dengeleme koalisyonları kurması ve sonuç olarak söz konusu devletin güvenliğinin daha da zayıflaması

Cevap

Savunmacı realizme göre aşırı güçlenen devlet, diğer aktörlerin dengeleme koalisyonları kurmasına yol açar ve nihayetinde kendi güvenliğini tehlikeye atar.
Savunmacı (Defansif) Realizm, devletlerin temel motivasyonunun sistemdeki güçlerini sınırsızca artırmak değil, mevcut statükolarını ve güvenliklerini muhafaza etmek olduğunu savunur. Bu teoriye göre, bir devlet kapasitesini agresif bir şekilde artırarak hegemonya kurmaya çalışırsa, uluslararası sistemin anarşik yapısı bu durumu cezalandırır. Diğer devletler, artan bu gücü kendi bekalarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak algılar ve güçlenen devlete karşı 'dengeleme koalisyonları' (balancing coalitions) oluştururlar. Sonuç olarak, gücünü maksimize etmeye çalışan devlet, eskisinden daha fazla düşmanla yüzleşmek zorunda kalarak kendi güvenliğini zayıflatmış olur.

Adım Adım Çözüm

1
Savunmacı realizmin devletlerin temel hedefine yönelik varsayımını hatırlamak.
Savunmacı realizme göre devletlerin öncelikli amacı güç maksimizasyonu değil, güvenlik maksimizasyonudur (statükoyu korumak).
Çünkü sistemin anarşik yapısı, mevcut konumu korumanın saldırganlıktan daha rasyonel olduğunu dayatır.
2
Aşırı güç arayışının doğuracağı sistemik tepkiyi analiz etmek.
Bir devlet hegemonik eğilimler gösterdiğinde, diğer devletler bekalarını korumak için ortak bir tehdit algısıyla birleşir (dengeleme/balancing).
Uluslararası sistem, aşırı gücü cezalandırma eğilimindedir.
3
Bu analize uygun olan seçeneği belirlemek.
Genişlemeci devletin dengeleme koalisyonlarıyla karşılaşıp güvenliğinin azalacağını belirten seçenek doğru yanıttır.
Bu durum, Waltz'un savunduğu Savunmacı Realizm'in Ofansif Realizm'den ayrıldığı en temel noktadır.

Anahtar Kavram

Güvenlik Maksimizasyonu ve Dengeleme
Soru 66Soru

E.H. Carr, "Yirmi Yıl Krizi" (1939) adlı eserinde, uluslararası ilişkiler disiplininin erken dönemini "ütopik" olarak nitelendirerek sert bir eleştiriye tabi tutar. Carr'a göre, dönemin idealist düşünürlerinin uluslararası barışın tesis edilebileceğine dair sarsılmaz inançlarının temelinde, 19. yüzyıl iktisadi liberalizminden (laissez-faire) uluslararası siyasete hatalı bir şekilde uyarlanan hangi temel varsayım yer almaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireysel çıkar ile genel toplum çıkarının kendiliğinden örtüştüğünü savunan "çıkarların uyumu" ilkesi

Cevap

Bireysel çıkar ile toplumun çıkarının kendiliğinden örtüştüğü "çıkarların uyumu" ilkesi
E.H. Carr, ütopyacıların uluslararası politikada bir çıkar uyumu olduğunu varsaymalarını, 19. yüzyılın 'bırakınız yapsınlar' (laissez-faire) iktisat anlayışına benzetir. Bu anlayışa göre, her bireyin kendi çıkarını maksimize etmesi toplumsal bir zenginlik ve uyum doğurur. Ütopyacılar da benzer şekilde, devletlerin çıkarlarının doğal olarak barışla uyumlu olduğunu ve çatışmanın ancak 'cehalet' veya 'yanlış anlama' sonucu çıktığını savunmuşlardır. Carr bu varsayımı, egemen güçlerin kendi çıkarlarını ahlaki bir örtüyle gizlemesi olarak eleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda istenen Carr'ın ütopyacılık eleştirisinin iktisadi kökenini belirlemek
Carr, 19. yüzyıl serbest piyasa ekonomisindeki 'görünmez el' mantığının siyasete uyarlandığını tespit eder.
Ütopyacılığın bilimsel olmayan, iradeci ve normatif yapısını deşifre etmek için kökenlerine inilmelidir.
2
İktisadi liberalizmin temel bir kavramı olan "Laissez-faire" ve "Çıkarların Uyumu" ilişkisini kurmak
Ekonomideki bireyin çıkarının toplumun çıkarına hizmet ettiği varsayımı, siyasette 'devletin çıkarı insanlığın çıkarıdır' şekline bürünmüştür.
Carr, bu varsayımın statükocu güçlerin kendi çıkarlarını 'evrensel iyi' olarak pazarlamak için kullandığı bir araç olduğunu savunur.

Anahtar Kavram

Çıkarların Uyumu (Harmony of Interests) Eleştirisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 67Soru

Kenneth Waltz, uluslararası politikayı bir "sistem" olarak ele almış ve bu sistemin devletler üzerinde kısıtlayıcı bir etkisi olduğunu savunmuştur. Waltz'un yaklaşımına göre, uluslararası sistemin yapısını tanımlayan ve devletleri kendi güvenliklerini sağlamaya (selfself-helphelp) zorlayan temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkezi bir otoritenin bulunmadığı anarşik yapı

Cevap

Uluslararası sistemin merkezi bir otoriteden yoksun olması yani anarşik yapıda olmasıdır.
Kenneth Waltz'un Yapısal Realizminde (Neorealizm), uluslararası sistemin düzenleyici ilkesi anarşidir. Anarşi, devletlerin üzerinde yasal olarak zor kullanma yetkisine sahip merkezi bir dünya devletinin veya otoritesinin bulunmaması durumudur. Bu yapısal durum, devletlerin birbirine güvenmemesine ve hayatta kalmak için kendi güçlerine dayanmalarına (selfself-helphelp) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Waltz'un analiz düzeyini belirle.
Waltz, analizini birey veya devlet düzeyinden sistem düzeyine (üçüncü imge) taşımıştır.
Teorinin yapısal (neorealist) karakterini anlamak için sistemin belirleyiciliğini görmek gerekir.
2
Sistemin temel düzenleyici ilkesini sorgula.
İç siyasette hiyerarşi hakimken, uluslararası siyasette anarşi hakimdir.
Anarşi, devletlerin davranışlarını kısıtlayan en temel yapısal unsurdur.
3
Anarşinin devlet üzerindeki etkisini analiz et.
Devletler hayatta kalmak için sadece kendi güçlerine güvenmek (selfself-helphelp) zorundadır.
Merkezi bir koruyucunun yokluğu, güvenlik ikilemini ve kendi başının çaresine bakma zorunluluğunu doğurur.

Anahtar Kavram

Anarşi ve Sistemik Yapı

İpuçları

1
Waltz, devletlerin neden iç yapılarından bağımsız olarak benzer güvenlik kaygıları taşıdığını sistem düzeyinde açıklar.

Daha Fazla Pratik

Waltz'un 'Uluslararası Politika Teorisi' eserindeki sistemin üç öğesini (düzenleyici ilke, birimlerin karakteri ve kapasite dağılımı) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 68Soru

Kenneth Waltz, uluslararası siyasetin teorisini oluştururken sistemin yapısını iç siyasetin yapısıyla karşılaştırarak açıklar. Ona göre iç siyasal yapıda birimler (kurumlar, bireyler) uzmanlaşmış ve işlevsel olarak farklılaşmış bir karakter sergilerken; uluslararası sistemde devletler, rejimleri veya ideolojileri ne kadar farklı olursa olsun "işlevsel olarak benzer birimler" (like units) olarak tanımlanırlar.

Waltz'un yapısal realizm (neorealizm) kuramına göre, devletlerin uluslararası sistemde işlevsel açıdan birbirlerine benzemelerinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle her devletin hayatta kalmak için kendi güvenliğini sağlamak (self-help) zorunda olması

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik olması sebebiyle tüm devletlerin hayatta kalmak için benzer güvenlik faaliyetlerini yürütmek (kendi başının çaresine bakma) zorunda olması
Kenneth Waltz'a göre uluslararası sistemin sıralayıcı ilkesi 'anarşi'dir. Anarşik bir sistemde merkezi bir otorite bulunmadığı için devletler hayatta kalabilmek adına 'kendi başının çaresine bakmak' (self-help) zorundadır. Bu durum, devletlerin kapasiteleri (güçleri) farklı olsa da, hepsinin benzer temel işlevleri (savunma, güvenlik, kaynak yönetimi vb.) yerine getirmesine neden olur. Bu yüzden devletler, iç siyasetin aksine uluslararası alanda uzmanlaşmış parçalar değil, 'işlevsel olarak benzer birimler' (like units) olarak kalırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Waltz'un yapı tanımını hatırla
Waltz'a göre siyasal yapı üç unsurdan oluşur: Sıralayıcı ilke, birimlerin karakteri (işlevleri) ve kapasite dağılımı.
Sorunun kökenindeki 'işlevsel benzerlik' kavramı yapının ikinci unsuruyla ilgilidir.
2
Uluslararası sistemin sıralayıcı ilkesini belirle
Uluslararası sistemde hiyerarşi yoktur, sıralayıcı ilke anarşidir.
Anarşi, sistemde bir iş bölümü veya uzmanlaşma (işlevsel farklılaşma) olmasını engeller.
3
Anarşinin birimler üzerindeki etkisini analiz et
Anarşik bir ortamda devletler 'kendi başının çaresine bakma' (self-help) ilkesiyle hareket ederler.
Hayatta kalma güdüsü, her devleti (küçük veya büyük) savunma, vergi toplama ve güvenlik sağlama gibi aynı temel işlevleri yerine getirmeye iter.

Anahtar Kavram

Waltz'un Yapı Tanımı ve İşlevsel Benzerlik (Like Units)

Daha Fazla Pratik

Waltz'un yapı tanımındaki üçüncü unsur olan 'kapasite dağılımı'nın (distribution of capabilities) sistemin kutupluluğunu nasıl belirlediğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 69Soru

John Mearsheimer'ın kavramsallaştırdığı saldırgan realizm (ofansif realizm) teorisine göre, uluslararası sistemin anarşik yapısı içinde devletlerin birbirlerinin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamaları onları sürekli bir güç artırımına sevk eder. Bu perspektife göre, bir devletin sistemdeki rakipleri karşısında kendi güvenliğini tam olarak garanti altına alabilmesi için ulaşabileceği en üst nokta ve nihai hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgesel bir hegemon güç haline gelerek sistemin en güçlü aktörü konumuna yükselmek

Cevap

Saldırgan realizme göre devletlerin nihai hedefi bölgesel bir hegemon güç haline gelerek sistemdeki en güçlü aktör olmaktır.
Saldırgan realizmin temel savunucusu John Mearsheimer'a göre, uluslararası sistemin yapısı devletleri sürekli güçlerini artırmaya ve rakiplerini zayıflatmaya iter. Bunun temel nedeni, diğer devletlerin niyetlerinin hiçbir zaman tam olarak bilinememesi ve sistemde bir 'yardım hattı' (merkezi otorite) bulunmamasıdır. Bu belirsizlik ortamında en güvenli konum, sistemdeki en güçlü aktör yani 'hegemon' olmaktır. Mearsheimer, devletlerin bölgesel hegemonya kurarak kendi bölgelerinde rakipsiz kalmayı ve diğer bölgelerde rakip hegemonların çıkmasını engellemeyi hedeflediklerini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Saldırgan realizmin temel varsayımlarını hatırla.
Uluslararası sistem anarşiktir, devletler niyetlerden emin olamaz ve hayatta kalma temel amaçtır.
Teorinin mantığını kurmak için anarşi ve niyet belirsizliğinin devletleri nasıl etkilediğini anlamak gerekir.
2
Devletlerin güç arayışındaki motivasyonunu analiz et.
Devletler güvenliklerini sağlamak için güçlerini maksimize etmek zorundadırlar; çünkü ne kadar güçleri olursa o kadar güvendedirler.
Saldırgan realizmde devletler statükocu değil, sistemin zorlamasıyla revizyonist (güç artırıcı) aktörlerdir.
3
Güç artırımının ulaştığı son noktayı belirle.
Bir devlet ancak sistemdeki rakiplerine karşı ezici bir üstünlük kurup hegemon olduğunda tehditlerden tamamen kurtulur.
Mearsheimer'a göre küresel hegemonya imkansıza yakın olduğundan, devletlerin temel rasyonel hedefi bölgesel hegemonyadır.

Anahtar Kavram

Güç Maksimizasyonu ve Hegemonya

Daha Fazla Pratik

Waltz'un 'Güvenlik Maksimizasyonu' ile Mearsheimer'ın 'Güç Maksimizasyonu' arasındaki farkları özetleyen bir karşılaştırma tablosu hazırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 70Soru

Hans Morgenthau, siyasal gerçekçiliğin temelini oluştururken uluslararası politikanın "insan doğasına kök salmış nesnel yasalar" tarafından yönetildiğini savunur. Bu bağlamda araştırmacıya, karmaşık siyasal olgular içinde yol gösterecek olan temel rehberin "güç cinsinden tanımlanan çıkar" (interest defined in terms of power) kavramı olduğunu belirtir. Morgenthau’nun bu kavramsallaştırmayla uluslararası ilişkiler disiplinine kazandırmak istediği temel perspektif aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dış politika analizini, niyetlerin ve ideolojilerin ötesinde rasyonel ve nesnel bir kuramsal çerçeveye oturtmak

Cevap

Dış politika analizini, niyetlerin ve ideolojilerin ötesinde rasyonel ve nesnel bir kuramsal çerçeveye oturtmak
Morgenthau'nun ilk iki ilkesi, uluslararası politikanın rasyonel bir haritasını çıkarmayı amaçlar. 'Güç cinsinden tanımlanan çıkar' kavramı, araştırmacıyı devlet adamlarının değişken niyetlerini veya psikolojik durumlarını analiz etme yükünden kurtararak rasyonel ve nesnel bir kuramsal çerçeve sunar.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki temel kavramı analiz edin.
"Güç cinsinden tanımlanan çıkar" kavramı Morgenthau'nun ikinci ilkesidir.
Morgenthau bu kavramı uluslararası politikanın "deniz feneri" (signpost) olarak tanımlar.
2
Kavramın metodolojik amacını belirleyin.
Bu kavram, araştırmacıyı politikacıların öznel niyetlerini veya ideolojik söylemlerini analiz etme karmaşasından kurtarır.
Morgenthau'ya göre niyetler değişkendir ve yanıltıcı olabilir; çıkar ise rasyonel bir analiz düzeyi sunar.
3
Seçenekler arasında ayrım yapın.
Analizin rasyonel bir harita sunması vurgusu doğru yaklaşımdır.
Morgenthau'nun amacı, uluslararası ilişkileri nesnel yasalarla açıklayan bilimsel bir teori kurmaktır.

Anahtar Kavram

Siyasal Gerçekçiliğin Rasyonel Metodolojisi

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun dördüncü ilkesi olan 'ihtiyat' (prudence) kavramının neorealist 'güvenlik ikilemi' ile benzerliklerini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 71Soru

Hans Morgenthau, siyasal gerçekçiliğin birinci ilkesinde, politikanın tesadüfi olgulardan ziyade kökleri insan doğasında bulunan "nesnel yasalar" tarafından yönetildiğini savunmaktadır. Bu yasaların değişmezliği, uluslararası politikanın rasyonel bir kuramının oluşturulabilmesine olanak tanır.

Buna göre Morgenthau’nun bu yaklaşımı, bir dış politika analisti için aşağıdakilerden hangisini zorunlu kılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasi olguların sübjektif ve geçici tercihlerden arındırılarak, rasyonel ve nesnel gerçeklikler ışığında öngörülebilir bir düzlemde ele alınmasını

Cevap

Siyasi olguların sübjektif ve geçici tercihlerden arındırılarak, rasyonel ve nesnel gerçeklikler ışığında öngörülebilir bir düzlemde ele alınması
Morgenthau'nun siyasal gerçekçilik için öne sürdüğü birinci ilke, uluslararası politikanın rastlantısal olmadığını, aksine insan doğasından kaynaklanan nesnel ve rasyonel yasalara tabi olduğunu savunur. Bu varsayım, araştırmacının dış politika analizinde kişisel görüşlerini veya devlet adamlarının sübjektif niyetlerini bir kenara bırakarak, politikanın değişmez doğasını ve rasyonel işleyişini esas almasını zorunlu kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Morgenthau'nun birinci ilkesinin temel vurgusunu belirle.
Politikanın kökleri insan doğasında olan nesnel yasalara dayandığı tespiti.
Teorinin bilimsel nitelik kazanması için değişmez bir temele (insan doğası) ihtiyaç vardır.
2
Bu ilkenin metodolojik sonucunu analiz et.
Analizin sübjektiflikten (duygular, kişisel ahlak) arındırılması ve rasyonel bir çerçeveye oturtulması gerekliliği.
Eğer yasalar nesnelse, araştırmacı bu yasaları rasyonel bir şekilde takip ederek öngörülerde bulunabilir.

Anahtar Kavram

Siyasal Gerçekçiliğin Birinci İlkesi: Nesnel Yasalar ve İnsan Doğası

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun altıncı ilkesi olan 'siyasal alanın özerkliği' kavramını, ekonomi ve hukuk alanlarından ayrımı üzerinden inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 72Soru

E.H. Carr, "Yirmi Yıl Krizi" (The Twenty Years' Crisis) adlı eserinin girişinde uluslararası ilişkiler disiplininin gelişimini bir bilimin olgunlaşma süreci olarak ele alır. Carr'a göre, başlangıç aşamasındaki bir bilim dalında (ütopya evresi) "amaç analizin önüne geçerken", bilimin olgunluk aşamasında (gerçekçilik evresi) bu durumun yerini aşağıdakilerden hangisi alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Belirli bir amaca yönelik arzuların yerini, mevcut gerçekliğin ve neden-sonuç ilişkilerinin soğukkanlılıkla analiz edilmesinin alması

Cevap

Carr'a göre bir bilimin olgunluk evresi olan gerçekçilik, arzuların (amacın) yerini mevcut gerçekliğin ve neden-sonuç ilişkilerinin analizinin almasıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, Carr'ın disiplinin olgunlaşma sürecini doğrudan tarif eder. Carr'a göre başlangıçta (ütopya evresi) insan zihni dünyayı istediği gibi (amaç odaklı) görmeye meyyalken; olgunluk aşamasında (gerçekçilik evresi) zihin, olguları kendi arzularından bağımsız bir şekilde, neden-sonuç ilişkileri ve mevcut koşullar çerçevesinde analiz etmeye başlar.

Adım Adım Çözüm

1
E.H. Carr'ın bilimin gelişimi hakkındaki temel argümanını belirleyin.
Carr, her bilimin başlangıçta ütopik (amaç odaklı) olduğunu, ancak olgunlaştıkça gerçekçi (analiz odaklı) bir nitelik kazandığını savunur.
Tartışmanın kavramsal temelini anlamak için bu disiplinel ayrım gereklidir.
2
Ütopya ve Gerçekçilik arasındaki ontolojik farkı tanımlayın.
Ütopya "olması gereken" (ought to be) ile ilgilenirken, gerçekçilik "olan" (is) ile ilgilenir.
Gerçekçiliğin disipline getirdiği temel yenilik, arzuların yerine soğukkanlı analizi koymasıdır.
3
Carr'ın determinizm ve özgür irade vurgusunu analiz edin.
Gerçekçilik evresi, olayların belirli nedenler ve zorunluluklar çerçevesinde gerçekleştiğini fark etme aşamasıdır.
Bu geçiş, disiplinin ideolojik bir kurgudan bilimsel bir analize dönüşmesini sağlar.

Anahtar Kavram

Olması gereken (Ütopya) ile Olan (Gerçeklik) arasındaki diyalektik süreç.

Alternatif Yöntem

Soruya 'Ütopya = Amaç/Arzu' ve 'Gerçekçilik = Analiz/Gerçek' denklemi üzerinden yaklaşıldığında seçenekler arasında eliminasyon yapılabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 73Soru

Bir devletin dış politika yapıcıları, uluslararası arenadaki hamlelerini 'tüm insanlık için tek ahlaki doğru' ve 'evrensel adaletin yeryüzündeki tecellisi' olarak nitelendirmektedir. Hans Morgenthau'nun 'Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi' temel alındığında, bu tür bir söylem aşağıdaki ilkelerden hangisine doğrudan aykırılık teşkil eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Belirli bir ulusun ahlaki amaçlarının, evrensel ahlak yasalarıyla özdeşleştirilmesinin reddedilmesi

Cevap

Belirli bir ulusun ahlaki amaçlarının, evrensel ahlak yasalarıyla özdeşleştirilmesinin reddedilmesi
Doğru yanıt olan seçenek Morgenthau'nun beşinci ilkesini ifade eder. Bu ilke, hiçbir devletin kendi ahlaki arzularını tüm evrene hükmeden ahlak yasalarıyla bir tutma hakkı olmadığını savunur. Bu yaklaşım, devletlerin dış politikalarını haçlı seferi benzeri ideolojik bir körlükle yürütmesini engellemeye çalışır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel iddiayı belirleme
Bir devletin kendi politikalarını 'evrensel tek doğru' ve 'mutlak ahlak' olarak sunması durumu tespit edilmiştir.
Morgenthau'nun hangi ilkesinin bu 'ahlaki mutlakçılık' ile çatıştığını bulmak gerekir.
2
Morgenthau'nun ilkeleri arasında ahlak ve devlet ilişkisini inceleyen maddeleri hatırlama
4. ilke (basiret) ve 5. ilke (ulusal ahlak vs. evrensel ahlak) bu konuyla doğrudan ilgilidir.
Soruda devletin kendi ahlakını 'evrensel' ilan etmesi vurgulandığı için ayrım bu noktada yapılmalıdır.
3
5. ilkenin tanımını analiz etme
Morgenthau, 'Bütün milletlerin, kendi amaçlarını evrensel ahlaki prensiplerin içine gizleme eğilimi vardır' diyerek bunu siyasal gerçekçiliğe aykırı bulur.
Bu ilke, devletlerin 'kendini beğenmişlik' (self-righteousness) tuzağına düşmesini engellemeyi amaçlar.

Anahtar Kavram

Ulusal Ahlak ve Evrensel Ahlak Ayrımı (Morgenthau'nun 5. İlkesi)

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun 4. ve 5. ilkeleri arasındaki farkı netleştirmek için 'Prudence' (Basiret) kavramının realizmdeki yerini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 74Soru

Hans Morgenthau, siyasal gerçekçiliğin üçüncü ilkesinde "çıkar" (interest) kavramının siyasetin özünü oluşturduğunu ve zaman/mekân fark etmeksizin nesnel bir kategori olduğunu savunur. Ancak Morgenthau, bu çıkarın somut içeriğinin (askeri, ekonomik, kültürel vb.) toplumların içinde bulunduğu tarihsel ve kültürel bağlama göre farklılık gösterebileceğini özellikle vurgular. Morgenthau’nun üçüncü ilkesinde yaptığı bu "içeriksel değişim" vurgusu, realizm teorisine yöneltilen aşağıdaki eleştirilerden hangisine doğrudan bir yanıt niteliği taşımaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Realizmin değişen dünya koşullarını ve tarihsel dönüşümleri açıklayamayan statik bir teori olduğu iddiası

Cevap

Realizmin değişen dünya koşullarını ve tarihsel dönüşümleri açıklayamayan statik bir teori olduğu eleştirisi
Morgenthau, üçüncü ilkesiyle realizme tarihsel bir derinlik ve esneklik kazandırır. Teorinin, sadece toprak kazanımı gibi eski dönem güç unsurlarına dayandığı ve bu yüzden modern dünyayı açıklayamadığı yönündeki 'statik teori' eleştirilerine karşı, çıkarın içeriğinin kültürel ve siyasi bağlama göre her zaman yeniden şekillenebileceğini savunarak cevap verir.

Adım Adım Çözüm

1
Morgenthau'nun üçüncü ilkesinin kapsamını belirlemek.
Üçüncü ilke, güç temelinde tanımlanan çıkar kavramının özünün (nesnel kategori) değişmezliğini, ancak somut tezahürünün (içerik) dinamik olduğunu belirtir.
Soruda sorulan 'içeriksel değişim' vurgusunun teorik amacını saptamak için bu adım gereklidir.
2
Bu dinamik yapının realizm teorisine sağladığı esnekliği analiz etmek.
Çıkarın içeriğinin tarihsel ve kültürel bağlama göre değişebilmesi, realizmin 19. yüzyıl diplomasisinden modern dönemdeki teknolojik/ekonomik güç mücadelelerine kadar her dönemi açıklayabilmesini sağlar.
Teorinin neden 'statik' veya 'eskimiş' bulunmadığını anlamak için çıkar kavramının bu esnekliğinin görülmesi gerekir.
3
Doğru teorik eleştiri ile eşleştirme yapmak.
Realizmin sadece belli bir döneme özgü olduğu ve statik kaldığı eleştirisi, üçüncü ilkedeki dinamik çıkar tanımıyla çürütülmektedir.
Morgenthau bu ilkeyi realizmi tarihin her aşamasında geçerli kılan bir 'analiz anahtarı' olarak kurgulamıştır.

Anahtar Kavram

Güç temelinde tanımlanan çıkarın nesnel özü ile dinamik içeriği arasındaki ayrım
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 75Soru

Hans Morgenthau’ya göre siyasal gerçekçilik, "çıkar" (interest) kavramının özünü sabit bir anlama hapsetmez. Çıkar, her zaman güç üzerinden tanımlansa da bu gücün niteliği ve içeriği; siyasal, kültürel ve tarihsel koşullara bağlı olarak sürekli bir değişim halindedir. Dolayısıyla, bir devletin 18. yüzyıldaki çıkar algısı ile 21. yüzyıldaki çıkar algısı, gücü oluşturan araçların ve önceliklerin farklılaşması nedeniyle aynı kalmayacaktır.

Bu ifadeler, Morgenthau’nun "Uluslararası Politika" eserinde ortaya koyduğu siyasal gerçekçiliğin aşağıdaki ilkelerinden hangisi ile en iyi şekilde açıklanabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çıkar kavramının içeriğinin istikrarlı olmadığını, gücün ve çıkarın biçiminin dönemsel koşullara göre değişebileceğini savunan ilke

Cevap

Çıkar kavramının içeriğinin istikrarlı olmadığını, gücün ve çıkarın biçiminin dönemsel koşullara göre değişebileceğini savunan ilke
Doğru yanıt olan seçenek, Morgenthau'nun üçüncü ilkesini doğrudan tanımlamaktadır. Morgenthau, uluslararası politikanın temel taşı olan 'güç temelinde tanımlanmış çıkar' ilkesinin, bu çıkarın mahiyetinin her zaman aynı kalacağı anlamına gelmediğini savunur. Ona göre çıkarın özü (güç arayışı) sabit kalsa da, bu gücü gerçekleştirecek araçlar ve devletlerin öncelik verdiği çıkar türleri (toprak, ekonomi, prestij vb.) dönemin siyasal ve kültürel iklimine göre değişir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar ifadeleri analiz edin.
"Çıkarın içeriğinin sabit olmaması", "gücün niteliğinin değişmesi" ve "tarihsel koşullara bağlılık" ifadeleri tespit edildi.
Morgenthau'nun hangi ilkesinin kavramın özü ile içeriği arasındaki ayrımı ele aldığını belirlemek gerekir.
2
Morgenthau'nun üçüncü ilkesini hatırlayın.
Üçüncü ilke: "Çıkarın içeriği değişkendir; güç ve çıkar arasındaki ilişki süreklidir ancak gücün içeriği zaman ve mekâna göre farklılaşır."
Bu ilke, realizmin statik bir güç tanımına sahip olmadığını gösteren temel dayanaktır.
3
Çeldiricileri eleyerek doğrulamayı yapın.
İnsan doğası (1. ilke), niyetlerin reddi (2. ilke) ve siyasetin özerkliği (6. ilke) seçenekleri sorudaki tarihsel değişim vurgusunu tam olarak karşılamaz.
Kavramsal netlik sağlamak ve realizmin diğer dallarıyla (Neorealizm gibi) karıştırmamak için bu ayrım kritiktir.

Anahtar Kavram

Güç ve Çıkarın Dinamik Doğası (Morgenthau'nun 3. İlkesi)

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun dördüncü ilkesi olan 'İhtiyat' (Prudence) kavramı ile altıncı ilke olan 'Siyasal Özerklik' arasındaki ahlaki gerilimi inceleyen soruları çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 76Soru

Kenneth Waltz tarafından geliştirilen Yapısal Realizm (Neorealizm) teorisine göre, uluslararası politikada devletlerin davranışlarını ve dış politika tercihlerini belirleyen temel sistemik faktör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin anarşik yapısı ve kapasite dağılımı

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik yapısı ve kapasite dağılımı
Yapısal Realizmin kurucusu Kenneth Waltz, uluslararası politikayı bir 'sistem' olarak ele alır. Bu sistemin yapısı iki temel bileşenden oluşur: Düzenleyici ilke olan 'anarşi' ve birimlerin (devletlerin) 'kapasite dağılımı'. Devletler, bu anarşik yapının dayattığı kısıtlamalar altında güvenliklerini sağlamak için benzer şekilde davranmak zorunda kalırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Teorik odağı belirleme
Kenneth Waltz'un Yapısal Realizmi, analizini sistem düzeyinde gerçekleştirir.
Waltz, devletlerin davranışlarını açıklarken bireysel veya devlet düzeyindeki faktörleri 'indirgemeci' bularak reddeder.
2
Sistemik yapının unsurlarını tanımlama
Sistemin yapısı; merkezi bir otoritenin yokluğu (anarşi) ve birimler arasındaki kapasite (güç) dağılımı ile tanımlanır.
Uluslararası sistemde devletlerin birbirine karşı nasıl konumlanacağını bu iki temel değişken belirler.

Anahtar Kavram

Sistemik Analiz ve Anarşi

Daha Fazla Pratik

Waltz'un 'savunmacı realizm' (defansif) yaklaşımı ile Mearsheimer'ın 'saldırgan realizm' (ofansif) yaklaşımı arasındaki temel farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 77Soru

Uluslararası sistemde devletler, niyetlerini birbirlerine şeffaf ve inandırıcı bir şekilde iletmekte yapısal zorluklar yaşarlar. Bu durum, bir devletin tamamen öz savunma (self-defense) amacıyla gerçekleştirdiği askeri kapasite artışının bile, diğer devletler nezdinde bir saldırı tehdidi olarak algılanmasına sebebiyet verir.

Realizm literatüründe "Güvenlik İkilemi" (Security Dilemma) olarak tanımlanan bu durumun ortaya çıkmasındaki temel belirleyici faktör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemin anarşik yapısı gereği devletlerin birbirlerinin gelecekteki niyetlerinden emin olmalarını sağlayacak bir mekanizmanın bulunmaması

Cevap

Sistemin anarşik yapısı gereği devletlerin birbirlerinin gelecekteki niyetlerinden emin olmalarını sağlayacak bir mekanizmanın bulunmaması
Güvenlik ikileminin (Security Dilemma) temelinde, uluslararası sistemin anarşik yapısı yatar. Bu yapıda devletler, diğer devletlerin gelecekteki niyetlerinden (intentions) asla %100 emin olamazlar. Bu yapısal belirsizlik, bir devletin kendi güvenliğini sağlamak için attığı en masumane adımın bile komşusu tarafından tehdit olarak algılanmasına ve bir silahlanma sarmalının tetiklenmesine neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Sistemsel yapının analiz edilmesi
Anarşi, devletlerin üstünde onları koruyacak merkezi bir gücün olmamasıdır.
Güvenlik ikileminin ana kaynağı olan 'belirsizlik' anarşik ortamda doğar.
2
Devletlerin davranış motivasyonunun belirlenmesi
Devletler, diğerlerinin niyetlerinden emin olamadıkları için en kötü senaryoya (saldırı ihtimali) göre hazırlık yaparlar.
Yapısal belirsizlik, savunma amaçlı silahlanmanın bile saldırı hazırlığı olarak algılanmasına yol açar.
3
Kavramsal sonucun doğrulanması
Bu durum, istenmeyen bir silahlanma sarmalına ve her iki tarafın da güvenliğinin azalmasına (trajedi) neden olur.
Robert Jervis ve John Herz'e göre bu süreç kasıtlı bir saldırganlıktan değil, sistemin yapısından kaynaklanan bir zorunluluktur.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi ve Niyet Belirsizliği
Soru 78Soru

Kenneth Waltz, *Uluslararası Siyaset Teorisi* adlı eserinde uluslararası siyasal yapıyı üç kurucu unsur üzerinden tanımlamaktadır. Waltz'a göre, sistemin yapısını oluşturan 'birimlerin karakteri' (character of the units) unsuru bağlamında tüm devletlerin 'işlevsel olarak benzer birimler' (like units) olarak kabul edilmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin anarşik yapısı gereği devletlerin 'kendi başının çaresine bakma' (self-help) ilkesiyle hareket etmek zorunda olmaları

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle devletlerin kendi güvenliklerini sağlamak (self-help) zorunda kalmaları ve bu sebeple aynı temel işlevleri yerine getirmeleri.
Waltz'un teorisinde uluslararası sistem 'anarşik' bir yapıdadır. Bu anarşik ortamda devletlerin üzerinde onları koruyacak merkezi bir otorite bulunmadığı için her devlet 'kendi başının çaresine bakma' (self-help) prensibiyle hareket eder. Bu zorunluluk, devletlerin kapasiteleri ne kadar farklı olursa olsun, hepsinin aynı temel 'hayatta kalma' ve 'güvenlik sağlama' işlevlerini yerine getirmesine yol açar. Bu durum devletleri sistemik düzeyde 'işlevsel olarak benzer birimler' kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Waltz'un uluslararası yapı tanımını analiz etme
Waltz yapıyı; düzenleyici ilke (anarşi), birimlerin karakteri (işlevsel benzerlik) ve kapasite dağılımı olmak üzere üç bileşenle açıklar.
Sorunun kökenini anlamak için teorik çerçevenin belirlenmesi gerekir.
2
Hiyerarşi ve Anarşi karşılaştırması yapma
İç siyasette hiyerarşi olduğu için iş bölümü ve farklılaşma varken, uluslararası siyasette anarşi olduğu için her birim benzer görevleri yapmak zorundadır.
İşlevsel benzerliğin nedeninin sistemin 'düzenleyici ilkesi' olan anarşiden kaynaklandığını saptamak.
3
Self-help (Kendi başının çaresine bakma) kavramını uygulama
Merkezi otorite olmadığında devletler 'like units' (benzer birimler) haline gelir; çünkü hepsi hayatta kalmak için güvenlik üretmek zorundadır.
Seçenekler arasından anarşi ve self-help ilişkisini kuran doğru yanıtı belirlemek.

Anahtar Kavram

Waltz'un Yapı Tanımı ve İşlevsel Benzerlik (Like Units)

İpuçları

1
Waltz'a göre uluslararası sistemde devletleri koruyacak merkezi bir 'dünya devleti' var mıdır?
2
Hiyerarşik bir yapıda (devlet içinde) herkes farklı işler yaparken, anarşik bir yapıda herkesin neden aynı işi (güvenlik) yapmak zorunda olduğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Waltz'un 'güç dengesi' (balance of power) teorisinde içsel ve dışsal dengeleme farklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 79Soru

Kenneth Waltz, 19791979 yılında yayımlanan "Uluslararası Politika Teorisi" (*Theory of International Politics*) adlı eserinde uluslararası ilişkiler teorilerini "indirgemeci" (reductionist) ve "sistemik" (systemic) olarak ikiye ayırır. Waltz'a göre, bir teorinin "indirgemeci" olarak nitelendirilmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sonuçların (çıktıların), sistemin yapısal özellikleri yerine sistemi oluşturan devletlerin iç yapıları veya yönetici özellikleri üzerinden açıklanmaya çalışılması.

Cevap

Waltz'a göre bir teorinin indirgemeci sayılmasının nedeni, uluslararası sonuçları sistemin yapısı yerine birimlerin (devletlerin veya bireylerin) özellikleri üzerinden açıklamaya çalışmasıdır.
Kenneth Waltz'un metodolojik yaklaşımına göre, eğer bir teori uluslararası sonuçları (savaş, barış, ittifaklar vb.) sistemin genel yapısından ziyade sistem içindeki aktörlerin (birimlerin) özellikleri, ideolojileri, rejim tipleri veya liderlerin karakterleriyle açıklıyorsa o teori 'indirgemeci' bir teoridir. Waltz, kendi teorisini ise 'sistemik' (yapısal) olarak tanımlar çünkü o, bu sonuçları sistemin anarşik yapısı ve kapasite dağılımı ile açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Waltz'un kuramsal ayrımını hatırla.
Waltz, teorileri analiz düzeylerine göre indirgemeci ve sistemik olarak ikiye ayırır.
Teorinin hangi düzeydeki nedenlere odaklandığını belirlemek için bu ayrım kritiktir.
2
İndirgemeci (reductionist) kavramını tanımla.
Bütünün (uluslararası sistem) davranışlarını, parçaların (devletler) nitelikleri veya içsel süreçleriyle açıklayan yaklaşımdır.
Klasik realizmin insan doğası vurgusu veya liberalizmin demokratik barış tezi bu kapsama girer.
3
Seçenekleri bu tanıma göre değerlendir.
Sistemin yapısı yerine devletlerin iç yapılarına odaklanan seçenek doğru cevaptır.
Waltz'un temel eleştirisi, sistemin kısıtlayıcı etkisini göz ardı eden yaklaşımlaradır.

Anahtar Kavram

İndirgemeci vs. Sistemik Teori Ayrımı

İpuçları

1
Waltz, analiz düzeyleri (levels of analysis) arasındaki farkı teorisinin temeline koyar.
2
İndirgemeci bir yaklaşım, 'nedenleri' yukarıdan (sistemden) değil, aşağıdan (parçalardan) arar.
3
Eğer bir teorisyen 'Savaşın nedeni liderin psikolojisidir' diyorsa, bu Waltz'a göre indirgemeciliğin bir örneğidir.

Daha Fazla Pratik

Waltz'un sistem yapısını oluşturan üç unsuru (Düzenleyici İlke, Birimlerin İşlevleri, Kapasite Dağılımı) inceleyerek Neorealizmin iç siyasetten farkını kavrayabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 80Soru

Neorealist teoride "güvenlik ikilemi" (security dilemma), devletlerin birbirlerine karşı kötü niyet beslemedikleri durumlarda dahi sistemin doğasından kaynaklanan bir sarmal olarak tanımlanır. Robert Jervis ve John Herz gibi düşünürlerin vurguladığı bu kavramda, bir devletin beka dürtüsüyle attığı adımlar rakip devletler nezdinde tehdit olarak yorumlanabilmektedir.

Buna göre, güvenlik ikileminin uluslararası ilişkilerde bir "yapısal trajedi" olarak nitelendirilmesinin temel sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin savunma amaçlı kapasite artırımlarının, niyetlerin belirsizliği nedeniyle diğer aktörler tarafından saldırgan bir hazırlık olarak algılanması

Cevap

Devletlerin savunma amaçlı kapasite artırımlarının, niyetlerin belirsizliği nedeniyle diğer aktörler tarafından saldırgan bir hazırlık olarak algılanması
Güvenlik ikileminin temelinde niyetlerin belirsizliği yatar. Bir devlet sadece kendini savunmak için silahlandığında (örneğin savunma füzeleri aldığında), komşusu bu kapasitenin gelecekte saldırı amacıyla kullanılabileceğinden endişe eder. Bu belirsizlik, her iki tarafın da niyetleri barışçıl olsa dahi bir silahlanma yarışına ve dolayısıyla her iki tarafın da daha az güvende hissettiği bir 'trajediye' yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Kavram Analizi
Güvenlik ikileminin 'trajedi' olarak tanımlanmasının sebebi, aktörlerin kötü niyetli olmamasına rağmen çatışmaya sürüklenmesidir.
Trajedi, istenmeyen bir sonuca yapısal zorunluluklarla ulaşılmasını ifade eder.
2
Neden-Sonuç İlişkisi Kurma
Anarşi -> Merkezi otorite yokluğu -> Niyetlerin belirsizliği -> Savunma hamlelerinin (silahlanma) saldırı olarak yorumlanması -> Karşı silahlanma -> Azalan güvenlik.
Sistemin yapısı, devletlerin niyetlerini birbirlerine %100 inandırıcı şekilde iletmelerine engel olur.
3
Seçenek Eleme
İnsan doğası (Klasik Realizm), Kaos (Anarşi yanılgısı) ve Göreli Kazanç (Ekonomik/İşbirliği vurgusu) gibi yapısal trajediyle doğrudan ilgisi olmayan unsurları eleme.
Doğru seçenek kavramın kalbindeki 'algı ve belirsizlik' sarmalını yansıtmalıdır.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi ve Niyet Belirsizliği

Daha Fazla Pratik

Robert Jervis'in 'saldırı-savunma dengesi' (offense-defense balance) kavramını ve hangi teknolojilerin güvenlik ikilemini şiddetlendirdiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 4 / 26Sonraki
Realizm ve Neorealizm Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 4 | Examkin