20. yüzyıl felsefesinin en etkili yönelimlerinden fenomenoloji, varoluşçuluk ve mantıkçı pozitivizm, geleneksel metafiziğin 'kendinde gerçeklik' anlayışına köklü itirazlar sunarlar. Edmund Husserl’in fenomenolojisinde dış dünyaya dair doğal tavrın paranteze alınması (epokhe), dünyayı yok saymak değil, bilincin yönelimsel yapısında nesnenin anlam olarak nasıl kurulduğunu açığa çıkarmaktır. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu ontolojisinde ise insan, anlamdan yoksun ve kendi başına var olan 'kendinde-varlık' (dünya) karşısında kendi özünü özgür seçimleriyle var eden 'kendisi-için-varlık'tır (bilinç). Rudolf Carnap ise gerçeklik iddialarını tamamen dilsel çerçevelerin sınırları içine çeker ve bu çerçevelerin dışındaki bir kendinde gerçeklik sorgulamasını bilişsel olarak anlamsız bulur. Bu parçadaki açıklamalardan yola çıkıldığında; üç akımın 'dünya, nesne ve anlam' ilişkisine yaklaşımları hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
- ASartre ve Husserl bilincin dışındaki nesnel dünyayı tümüyle reddederek idealist bir ontolojide birleşirken, Carnap dış dünyanın varlığını metafiziksel olarak temellendiren bir realizmi savunur.
- BHusserl nesnelerin özüne ulaşmak için dilsel çözümlemeyi tek yöntem olarak görürken, Sartre paranteze alma yöntemiyle insanın özünü belirler, Carnap ise bilincin yönelimselliğini olgusal olarak doğrular.
- Husserl ve Sartre için dünya ve nesneler ancak insan bilincinin yönelimi veya eylemiyle bir anlam kazanırken, Carnap için nesnelere dair anlamlı konuşabilmenin sınırı olgusal doğrulama ve mantıksal çözümlemeyle çizilir.Cevap
- DHer üç yaklaşım da dış dünyanın nesnel gerçekliğini insanın özgür seçimlerine bağlayarak metafiziksel önermelerin doğruluğunu bu seçimler üzerinden temellendirir.
- ECarnap ve Husserl olgusal dünyayı paranteze alarak metafiziği mantıksal olarak yeniden inşa etmeyi hedeflerken, Sartre bilincin yönelimselliğini deneysel olarak kanıtlamaya çalışır.