Felsefe Tarihi

85 soru

Soru 1Soru

Aşağıda 18. yüzyıl - 19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan filozoflar ve onların bilgi ile birey-devlet ilişkisine dair temel görüşleri verilmiştir. Bu filozofları, savundukları temel görüşlerle doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

John Locke
Immanuel Kant
Jean-Jacques Rousseau
G. W. F. Hegel

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

John Locke empirist bilgi anlayışı ve mülkiyeti koruyan sınırlandırılmış devlet modeliyle; Immanuel Kant akıl ve deneyi kritisizm ile sentezleyen yaklaşımı ve özgürlüğü güvenceye alan devlet anlayışıyla; Jean-Jacques Rousseau genel irade ve toplumsal sözleşme fikriyle; G. W. F. Hegel ise Geist'a dayalı diyalektik felsefesi ve devleti ahlaki tinin en üst aşaması gören yaklaşımıyla eşleşmelidir.
Filozofların aydınlanma dönemi ve sonrasındaki epistemolojik (bilgi problemi) ve politik (birey-devlet ilişkisi) argümanları tam olarak karşılık gelen tanımlarla eşleşmiştir. Locke empirizm ve sınırlı devletle, Kant kritisizm ve hukuki özgürlükle, Rousseau genel irade ve toplumsal sözleşmeyle, Hegel ise Geist ve mutlak ahlaki devletle ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
John Locke'un felsefesinin analiz edilmesi
Locke'un bilgi kuramında empirizmi (zihnin tabula rasa olması) ve siyaset felsefesinde mülkiyet hakkını korumayı amaçlayan liberal devlet anlayışını temsil ettiği belirlenir. Bu, ikinci açıklamayla eşleşir.
Locke'un epistemolojik ve politik argümanlarının temel niteliklerini doğru ayırt etmek.
2
Immanuel Kant'ın felsefesinin analiz edilmesi
Kant'ın bilgi kuramında kritisizmi (akıl ve deneyin sentezi) ve siyaset felsefesinde ahlaki özerklik ile hukukun üstünlüğünü temel alan devlet yapısını savunduğu belirlenir. Bu, birinci açıklamayla eşleşir.
Kant'ın kritisizm akımını ve ahlak-siyaset ilişkisine dair yaklaşımını saptamak.
3
Jean-Jacques Rousseau'nun felsefesinin analiz edilmesi
Rousseau'nun toplumsal sözleşme, genel irade ve insanın doğal durumdaki özgürlüğünün toplumsal yapıda nasıl korunacağı üzerine olan görüşleri belirlenir. Bu, dördüncü açıklamayla eşleşir.
Rousseau'nun halk egemenliği ve genel irade teorisini ayırt etmek.
4
G. W. F. Hegel'in felsefesinin analiz edilmesi
Hegel'in diyalektik idealizminde Geist (mutlak zihin) kavramını ve devleti bu nesnel tinin yeryüzündeki en yüksek ahlaki açılımı olarak gören devlet teorisini savunduğu saptanır. Bu, üçüncü açıklamayla eşleşir.
Hegel'in Geist odaklı ontolojik ve siyasi şemasını belirlemek.

Anahtar Kavram

18-19. Yüzyıl Felsefesinde Filozofların Bilgi ve Siyaset Görüşleri
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 2Soru

David Hume, zihindeki tüm içeriklerin izlenimler ve fikirlerden oluştuğunu savunur. Ona göre, bir bilardo topunun diğerine çarpıp onu hareket ettirdiğini gördüğümüzde, duyularımız bize sadece iki olayın ardışıklığını (önce ilk topun hareket ettiğini, ardından ikinci topun hareket ettiğini) sunar; fakat bu iki olay arasında gözle görünür veya denetlenebilir zorunlu bir bağ (nedensellik) sunmaz. Nedensellik düşüncesi, benzer olayların ardı ardına gerçekleşmesini tekrar tekrar gözlemlememizden kaynaklanan zihinsel bir alışkanlıktan ibarettir. Buna göre Hume'un nedensellik ilkesine yönelik bu eleştirisinden aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dış dünyadaki olaylar arasında gözlemlediğimiz nedensellik bağı, nesnel bir zorunluluktan değil, zihinsel çağrışım ve alışkanlıklardan kaynaklanır.

Cevap

Dış dünyadaki olaylar arasında gözlemlediğimiz nedensellik bağı, nesnel bir zorunluluktan değil, zihinsel çağrışım ve alışkanlıklardan kaynaklanır.
Nedensellik bağının dış dünyada gözlemlenen nesnel bir zorunluluk olmadığını, sadece olayların peş peşe gelmesinden kaynaklanan zihinsel bir alışkanlık olduğunu belirten seçenek doğrudur. Çünkü Hume paragrafta iki olay arasında doğrudan duyusal veya mantıksal bir zorunlu bağ bulamadığımızı, sadece ardışıklık gözlemlediğimizi açıkça belirtmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafın analiz edilmesi
Hume'un nedensellik kavramını doğrudan duyusal bir izlenim olarak değil, olayların ardışık olarak tekrar etmesinin zihinde yarattığı bir alışkanlık olarak gördüğü tespit edilir.
Hume'un bilgi felsefesindeki temel iddiasını belirlemek.
2
Seçeneklerdeki akımların ve kavramların ayrıştırılması
Rasyonalist doğuştancılık, Kant'ın a priori kategorileri ve rasyonalist tümdengelim fikirleri elenir.
Hume'un saf empirist ve kuşkucu pozisyonunu korumak.
3
Doğru yargının belirlenmesi
Nedensellik bağının zihinsel çağrışım ve alışkanlıktan ibaret olduğunu belirten yargının paragraftaki açıklamaya tam olarak uyduğu görülür.
Çıkarımın metne uygunluğunu doğrulamak.

Anahtar Kavram

David Hume'un Nedensellik Eleştirisi ve Empirizm
Soru 3Soru

Hristiyan felsefesi, tarihsel süreç içinde Patristik ve Skolastik olmak üzere iki ana döneme ayrılır. Bu iki dönem; bilginin üretildiği kurumlar, akıl-inanç ilişkisini ele alma biçimleri ve felsefeye yükledikleri işlevler bakımından farklılık gösterir. Patristik dönemde felsefe, Kilise Babaları tarafından Hristiyanlığın dogmalarını savunmak ve dışsal saldırılara karşı apoloji (savunma) yapmak amacıyla dinin hizmetine sunulmuştur. Skolastik dönemde ise manastır ve üniversitelerin kurulmasıyla birlikte felsefe, inancın dogmalarını mantıksal ve kavramsal olarak temellendirme, sistematik hale getirme ve eğitim yoluyla açıklama aracına dönüşmüştür.

Buna göre, Hristiyan felsefesindeki bu iki dönemin karşılaştırılmasıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Patristik dönemde felsefe daha çok inancı savunma ve yayma (apoloji) amacı taşırken, Skolastik dönemde dinî öğretileri sistematik bir eğitim ve mantıksal temellendirme aracına dönüşmüştür.

Cevap

Patristik dönemde felsefe daha çok inancı savunma ve yayma (apoloji) amacı taşırken, Skolastik dönemde dinî öğretileri sistematik bir eğitim ve mantıksal temellendirme aracına dönüşmüştür.
Doğru seçenek Hristiyan felsefesinin iki ana döneminin tarihsel ve işlevsel farklarını isabetli bir şekilde ortaya koymaktadır. Patristik felsefe Hristiyanlığın yayılması ve savunulması (apoloji) için felsefeyi bir araç olarak kullanırken, Skolastik felsefe manastır ve üniversitelerde dinî dogmaların akılla açıklanması, mantıksal olarak temellendirilmesi ve sistematik bir biçimde öğretilmesi işlevini üstlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Patristik dönemin temel amacını analiz etme
Patristik felsefenin erken dönem Kilise Babaları tarafından Hristiyanlığa yönelik saldırılara karşı savunma (apoloji) yapmak amacıyla kurulduğu belirlenir.
Soruda verilen iki dönem arasındaki farkı ayırt edebilmek için ilk evrenin felsefeye yüklediği savunma işlevini anlamak gerekir.
2
Skolastik dönemin kurumsal ve yöntemsel yapısını inceleme
Skolastik dönemde manastır ve üniversitelerin kurulmasıyla felsefenin inancı rasyonel olarak temellendirme, sistematikleştirme ve eğitim aracı kılma işlevi kazandığı belirlenir.
Skolastik felsefenin Patristik felsefeden ayrılan mantıksal yöntemini ve kurumsallaşma düzeyini tespit etmek amacıyla bu inceleme yapılır.
3
İki dönemin özelliklerini karşılaştırarak doğru seçeneği belirleme
Patristik felsefenin savunmacı (apolojik) kimliği ile Skolastik felsefenin üniversiteler eksenindeki sistematik ve eğitim odaklı yapısının karşılaştırıldığı ifadenin doğru olduğu sonucuna ulaşılır.
Soru kökünde istenen temel farkı doğru biçimde yansıtan seçeneği saptamak için bu karşılaştırma yapılır.

Anahtar Kavram

Patristik ve Skolastik felsefelerin tarihsel ve yöntemsel özellikleri ile aralarındaki farklar
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 4Soru

Descartes, skolastik düşüncenin madde ile zihni iç içe geçiren ve doğayı gizil güçler ya da ereksel (teleolojik) nedenlerle açıklayan yaklaşımına karşı çıkar. Ona göre fiziksel dünya ile zihinsel dünya birbirinden tamamen ayrı iki tözdür. Düşünen töz (res cogitans), yer kaplamayan ama düşünen bilinçli yapıyken; uzamlı töz (res extensa), düşünmeyen ama mekanda yer kaplayan maddi yapıdır. Descartes bu keskin ayrımıyla, doğadaki tüm nesneleri ve canlı organizmaları matematiksel ve geometrik kurallarla işleyen birer makine olarak tan��mlar. Maddi dünyadan ruhsal nitelikleri, amaçsallığı ve mistik kuvvetleri tamamen uzaklaştıran bu düalizm, modern doğa bilimlerinin gelişiminde kurucu bir rol oynamıştır.

Bu parçaya göre, Descartes'ın geliştirdiği töz düalizminin modern bilimsel anlayışın önünü açmasındaki temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğayı ereksel ve aşkın niteliklerden arındırıp onu mekanik ve ölçülebilir bir nedensellik ilişkisi içinde nesnelleştirmesi

Cevap

Doğayı ereksel ve aşkın niteliklerden arındırıp onu mekanik ve ölçülebilir bir nedensellik ilişkisi içinde nesnelleştirmesi
Descartes zihin (düşünen töz) ile maddeyi (uzamlı töz) birbirinden tamamen ayırarak maddi dünyayı tin dışı, mekanik ve matematiksel yasalara göre işleyen bir alan olarak tanımlamıştır. Bu durum, skolastik felsefenin doğayı ereksel (amaçsal) ve aşkın güçlerle açıklayan yaklaşımına son vermiş; doğanın mekanik, nicel ve ölçülebilir bir nedensellik çerçevesinde nesnel olarak incelenmesinin, yani modern doğa bilimlerinin doğuşunun yolunu açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada sunulan Descartes'ın töz düalizmi (ikicilik) yaklaşımını ve skolastik doğa anlayışına getirdiği eleştiriyi incelemek.
Descartes'ın zihin ve maddeyi tamamen ayrı iki bağımsız töz olarak tanımladığı ve maddeyi ruhsal niteliklerden arındırdığı belirlenir.
Descartes'ın metafiziksel bölünmesinin doğa tasavvurunu nasıl değiştirdiğini anlamak için.
2
Maddi tözün (res extensa) parçadaki tanımından yola çıkarak doğanın nasıl bir yapıya büründüğünü saptamak.
Maddi dünyanın, üzerinde hiçbir amaçsallık veya gizil güç barındırmayan, tamamen mekanik ve matematiksel yasalara göre işleyen bir makine olarak görüldüğü anlaşılır.
Bu mekanik ve matematiksel doğa tasarımının, doğayı ölçülebilir kılan yönünü ortaya çıkarmak için.
3
Mekanik doğa anlayışının modern doğa bilimlerinin doğuşuna ve bilimsel yönteme sağladığı katkıyı belirlemek.
Doğanın ereksel (teleolojik) ve teolojik açıklamalardan temizlenerek nesnel, denetlenebilir ve ölçülebilir bir fiziksel çalışma alanı hâline geldiği sonucuna ulaşılır.
Kartezyen düalizmin modern bilimin gelişimindeki kurucu rolünü tam olarak temellendirmek için.

Anahtar Kavram

Kartezyen felsefede töz düalizmi ve modern bilime etkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen Hristiyan felsefesi kavram ve problemlerini, sağ sütundaki en uygun açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Ontolojik Kanıt
Kozmolojik Kanıt
Kötülük Problemi (Augustine'in Çözümü)
Tümeller Problemi (Kavram Realizmi)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Ontolojik Kanıt - Tanrı kavram��nın kendisinden yola çıkarak en yetkin varlığın var olması gerektiğini savunan rasyonel çıkarım; Kozmolojik Kanıt - Evrendeki varlıkların ve hareketlerin bir ilk nedene dayanması gerektiğini savunan gerekçelendirme; Kötülük Problemi - Dünyadaki olumsuzlukların kaynağını insanın özgür iradesini kötüye kullanmasında arayan görüş; Kavram Realizmi - Tümel kavramların Tanr��'nın zihninde bağımsız ve gerçek olarak var olduğunu savunan yaklaşım.
Doğru eşleştirmeler yapıldığında; Ontolojik Kanıt doğrudan en yetkin varlık kavramından zihin dışındaki varoluşa geçiş yapar; Kozmolojik Kanıt evrendeki nedensel zincirden ilk nedene ulaşır; Augustine kötülüğü irade özgürlüğü ve iyiliğin eksikliğiyle açıklar; Kavram Realizmi ise tümelleri Tanrı'nın zihninde bağımsız gerçek varlıklar olarak konumlandırır.

Adım Adım Çözüm

1
Ontolojik kanıtın temel niteliğini belirlemek.
Ontolojik kanıtın doğrudan 'Tanrı' kavramının analizine dayandığı ve deneyime başvurmadığı saptanır. Bu, zihindeki yetkin varlık fikrinden hareketle varoluşun kanıtlandığı tanım olan üçüncü açıklamayla eşleşir.
Kavram temelli a priori kanıtlamayı ayırt etmek amacıyla yapılır.
2
Kozmolojik kanıtın nedensellik ilkesiyle olan ilişkisini saptamak.
Kozmolojik kanıtın evrendeki neden-sonuç ilişkisinden yola çıkarak bir ilk nedene ulaştığı belirlenir. Bu, evrendeki hareket ve nedensellik zincirini ilk nedene bağlayan birinci açıklamayla eşleşir.
Evrenin gözlemlenebilir yapısına dayanan a posteriori kanıtlamayı tanımak amacıyla yapılır.
3
Augustine'in kötülük problemine getirdiği çözümü analiz etmek.
Augustine'e göre kötülük, müstakil bir varlık olmayıp iyiliğin eksikliğidir ve kaynağı insanın özgür iradesini yanlış kullanmasıdır. Bu, kötülüğün kaynağını insani iradeye bağlayan dördüncü açıklamayla eşleşir.
Hristiyan teodisesindeki irade ve iyilik/kötülük ilişkisini belirlemek amacıyla yapılır.
4
Kavram realizminin tümeller konusundaki konumunu değerlendirmek.
Kavram realizminin tümel kavramları (tümelleri) gerçek ve aşkın varlıklar olarak gördüğü, bunların Tanrı'nın zihninde yer aldığını savunduğu saptanır. Bu, tümellerin nesnelerden bağımsız varlığını öne süren ikinci açıklamayla eşleşir.
Orta Çağ tümeller tartışmasındaki realizm pozisyonunu netleştirmek amacıyla yapılır.

Anahtar Kavram

Hristiyan Felsefesinde Tanrı'nın Varlığının Kanıtları, Kötülük Problemi ve Tümeller Tartışması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6Soru

Skolastik fizik, doğadaki değişimleri ve hareketleri niteliksel özelliklerle ve nesnelerin içsel 'ereksel' (teleolojik) yönelimleriyle açıklamaktaydı. Örneğin, bir taşın yere düşmesi onun kendi doğal mekanına ulaşma arzusuyla gerekçelendiriliyordu. 17. yüzyıla gelindiğinde ise Galileo, doğanın dilinin matematik olduğunu ve bu dili anlamak için geometrik şekillerin, sayıların ve ölçülebilir b��yüklüklerin kullanılması gerektiğini savundu. Ona göre felsefe, gözümüzün önünde her an açık duran evren kitabında yazılmıştır; fakat onun yazıldığı dili ve karakterleri öğrenmeden bu kitab�� anlamak mümkün değildir.

Buna göre, 15-17. yüzyıl felsefesinde ortaya çıkan yeni doğa ve bilim anlayışı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğa, skolastik felsefenin niteliksel ve ereksel açıklamalarından arındırılarak ölçülebilir ve matematiksel ilişkilerle örülü bir mekanizma olarak kavranmıştır.

Cevap

Doğanın, skolastik felsefenin niteliksel ve ereksel açıklamalarından arındırılarak ölçülebilir ve matematiksel ilişkilerle örülü bir mekanizma olarak kavranması.
Doğanın, skolastik felsefenin niteliksel ve ereksel açıklamalarından arındırılarak ölçülebilir ve matematiksel ilişkilerle örülü bir mekanizma olarak kavranması seçeneği doğrudur. Çünkü parçada, skolastik felsefenin teleolojik ve niteliksel doğa açıklamalarının karşısına Galileo'nun ölçüm, geometri ve matematiğe dayalı niceliksel yöntemi konmuştur. Bu da doğanın matematiksel bir mekanizma olarak yeniden tanımlandığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki skolastik yaklaşımı belirleme.
Skolastik yaklaşımın doğayı teleolojik ve niteliksel olarak açıkladığı saptanır.
Yeni doğa ve bilim anlayışının neye karşı çıktığını anlamak için bu tespit gereklidir.
2
Modern doğa ve bilim anlayışının temelini analiz etme.
Doğayı anlamak için ölçülebilir büyüklüklerin, geometrinin ve matematiğin (niceliksel yöntem) esas alındığı görülür.
Modern bilimin doğayı anlama konusundaki metodolojik değişimini tespit etmek için gereklidir.
3
Bulguları sentezleyerek doğru seçeneği belirleme.
Doğanın ereksel niteliklerden arındırılıp ölçülebilir matematiksel bir mekanizma olarak görüldüğü sonucuna ulaşılır.
Parçadaki temel felsefi dönüşümü tam olarak yansıtan seçeneğe ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

15-17. Yüzyıl felsefesinde doğanın mekanikleşmesi ve niceliksel bilimsel yöntem.
Soru 7Soru

Farâbî’ye göre insan, tek başına tüm ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz olan ve varlığını sürdürebilmek için hemcinsleriyle iş birliği yapmaya muhtaç yaradılışta bir varlıktır. Bu yardımlaşma ve bir arada yaşama arzusu, en yetkin biçimde 'erdemli şehir'de (el-Medînetü’l-Fâzıla) gerçekleşir. O, bu toplumsal yapıyı sağlıklı işleyen bir insan bedenine benzetir. Bedendeki organların her birinin ayrı bir görevi olması ve bu görevlerin kalbin yönetimi altında uyum içinde yerine getirilmesi gibi, şehirdeki bireyler de yöneticinin liderliğinde ortak mutluluğu gerçekleştirmek üzere iş birliği yaparlar.

Buna göre Farâbî’nin devlet ve toplum görüşüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet, insanların ortak mutluluğa ve ahlaki yetkinliğe ulaşmak amacıyla oluşturdukları, yardımlaşmaya dayalı organik bir bütündür.

Cevap

Devlet, insanların ortak mutluluğa ve ahlaki yetkinliğe ulaşmak amacıyla oluşturdukları, yardımlaşmaya dayalı organik bir bütündür.
Doğru seçenek olan yardımlaşmaya dayalı organik bütünlük ifadesi, Farâbî’nin toplumun üyelerini bir bedenin organlarına benzeten ve onların yöneticinin liderliğinde mutluluğa ulaşmak için iş birliği yaptığını belirten görüşleriyle doğrudan uyuşmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada kurulan benzetmeyi ve temel kavramları analiz etmek.
Farâbî'nin devleti organlardan oluşan sağlıklı bir bedene benzettiği ve insanların yardımlaşarak ortak mutluluğu (el-Medînetü’l-Fâzıla) hedeflediği belirlenmiştir.
Paragraftaki temel analojiyi doğru saptamak doğru cevaba ulaşmanın ilk adımıdir.
2
Seçenekleri bu organik bütünlük ve ortak mutluluk ilkesi doğrultusunda değerlendirmek.
Yardımlaşmaya dayalı organik bütünlük ve ahlaki yetkinlik hedefini içeren seçeneğin parçadaki düşüncelerle doğrudan örtüştüğü görülür.
Farâbî'nin siyaset felsefesindeki temel amaç olan ahlaki olgunlaşma ve mutluluğu, bedensel uyum üzerinden açıklayan seçeneği doğrulamak gerekir.

Anahtar Kavram

Farâbî'nin devlet ve toplum görüşü (organik devlet kuramı ve ortak mutluluk amacı)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 8Soru

Rönesans'la birlikte doğa, kendi içinde işleyen mekanik bir sistem olarak yeniden tanımlanırken, bu sistemi kavramanın yolu da köklü bir yöntem değişimini zorunlu kılmıştır. Francis Bacon, geleneksel tümdengelim yönteminin yeni bir bilgi üretmediğini, sadece zaten bilineni onayladığını ileri sürerek olgulardan hareket eden yeni bir yöntemi (tümevarım) savunmuştur. Ancak Bacon'a göre, doğanın doğrudan gözlemine geçmeden önce zihnin, nesneleri oldukları gibi görmesini engelleyen ve adeta birer 'gölge' gibi zihne yerleşmiş olan idollerden temizlenmesi gerekir. Zira insan zihni, üzerine düşen ışınları kendi yapısına göre büküp yansıtan kusurlu bir ayna gibidir. Bu parçadan hareketle, 15-17. yüzyıl felsefesinde ortaya çıkan yeni bilimsel ve felsefi yönelimle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğru bilgiye ulaşabilmek için hem yöntemsel bir araç değişimine hem de zihinsel bir arınmaya ihtiyaç duyulduğu

Cevap

Doğru bilgiye ulaşabilmek için hem yöntemsel bir araç değişimine hem de zihinsel bir arınmaya ihtiyaç duyulduğu
Doğru bilgiye ulaşabilmek için hem yöntemsel bir araç değişimine hem de zihinsel bir arınmaya ihtiyaç duyulduğu yargısı doğrudur. Çünkü parçada Bacon'ın hem geleneksel tümdengelim yöntemi yerine tümevarım yöntemini (yöntemsel araç değişimi) önerdiği hem de bu yöntemin başarılı olabilmesi için zihnin yanılsamalardan ve idollerden arındırılması gerektiğini (zihinsel arınma) savunduğu belirtilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel tezleri ve kavramları analiz etmek.
Parçada iki ana husus öne çıkmaktadır: Birincisi, doğayı kavramak için tümdengelim yerine olgulardan hareket eden tümevarım yöntemine (yöntemsel değişim) geçilmesi gerektiği; ikincisi ise gözleme başlamadan önce zihnin idollerden (önyargılardan) temizlenmesi (zihinsel arınma) gerektiğidir.
Parçanın bütününde savunulan ana fikri belirlemek.
2
Elde edilen sonuçları seçeneklerle karşılaştırmak.
Doğru bilgiye ulaşabilmek için hem yöntemsel bir araç değişimine hem de zihinsel bir arınmaya ihtiyaç duyulduğunu belirten yargı, parçanın iki temel argümanını da kapsayan doğru cevaptır.
Doğru yargıyı tespit etmek.

Anahtar Kavram

Francis Bacon'ın bilimsel yöntem anlayışı ve zihnin idollerden temizlenmesi (arınma) fikrinin 15-17. yüzyıl felsefesindeki yeri.
Soru 9Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen İslam filozoflarını, sağ sütunda verilen ve bu filozofların felsefi sistemlerinde öne çıkan temel yaklaşım ya da kanıtlarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

İbn Sînâ
Gazzâlî
İbn Rüşd
Kindî

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İbn Sînâ, mümkün ve zorunlu varlık ayrımıyla (İmkân kanıtı); Gazzâlî, doğadaki nedenselliğin zorunsuzluğu ve mucize açıklamasıyla; İbn Rüşd, din ve felsefe uzlaşısında tevil metoduyla; Kindî ise evrenin sonradan yaratılmış olması fikrine dayanan hudûs kanıtıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmede; İbn Sînâ varlığın zorunlu ve mümkün ayrımı üzerinden imkân kanıtına; Gazzâlî nedenselliğin alışkanlıktan ibaret olduğunu savunarak mucize açıklamasına; İbn Rüşd din ile felsefe arasındaki uyumu tevil metoduyla açıklamaya; Kindî ise evrenin sonradan yaratılmasına dayanan hudûs kanıtına götürür.

Adım Adım Çözüm

1
İbn Sînâ'nın ontolojisini (varlık felsefesini) incelemek.
İbn Sînâ'nın varlığı zorunlu (vâcip) ve mümkün (mümkin) olarak sınıflandırdığı ve 'İmkân Kanıtı'nı geliştirdiği belirlenir. Bu durum, onun zorunlu varlık temellendirmesiyle eşleşmesini sağlar.
Filozofun temel varlık teorisini ve Tanrı kanıtlamasını doğru eşleştirmek için.
2
Gazzâlî'nin nedensellik ve doğa felsefesine yönelik eleştirilerini analiz etmek.
Gazzâlî'nin nedensel zorunluluğu reddettiği, ateş ve yanma gibi olaylar arasındaki ilişkiyi alışkanlık olarak gördüğü ve mucizelerin imkânını savunduğu tespit edilir.
Filozofun doğadaki determinizme karşı geliştirdiği özgün teolojik ve felsefi eleştiriyi saptamak için.
3
İbn Rüşd'ün akıl-inanç ilişkisi konusundaki görüşlerini değerlendirmek.
İbn Rüşd'ün din (şeriat) ile felsefe (hikmet) ilişkisinde 'tevil' kavramını merkezi bir konuma yerleştirdiği ve akıl ile vahiy arasında çelişki olmayacağını savunduğu belirlenir.
Filozofun din felsefesindeki uzlaştırmacı metodunu doğru tanımlamak için.
4
Kindî'nin ilk neden ve yaratılış açıklamalarını incelemek.
Kindî'nin evrenin zamansal olarak sonradan meydana geldiğini (hudûs) savunarak, bunu bir yaratıcının (ilk nedenin) varlığına kanıt gösterdiği anlaşılır.
İslam felsefesinin kurucu filozofunun Yaratıcı'nın varlığına ilişkin sunduğu ilk kanıtı doğru yerleştirmek için.

Anahtar Kavram

İslam felsefesinde Yaratıcı'nın varlığına dair kanıtlar (hudûs, imkân), nedensellik tartışmaları (Gazzâlî) ve akıl-inanç ilişkisinde tevil yöntemi (İbn Rüşd).
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 10Soru

İbn Sînâ, ruhun (nefsin) bedenden ayrı ve manevi bir cevher olduğunu temellendirmek amacıyla ünlü "uçan (asılı) adam" düşünce deneyini ortaya koyar. Bu deneye göre; hiçbir duyusal deneyime sahip olmadan, boşlukta aniden yaratılmış, organları birbirine temas etmeyen ve gözleri perdeli bir insan, dış dünyayı ya da kendi bedenini algılayamasa dahi kendi varlığının ve bilincinin farkında olacaktır.

Buna göre, İbn Sînâ'nın bu düşünce deneyinden hareketle ula��ılabilecek temel felsefi sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsanın kendi varlığına dair bilinci, bedenden ve duyusal deneyimlerden bağımsızdır.

Cevap

İnsanın kendi varlığına dair bilinci, bedenden ve duyusal deneyimlerden bağımsızdır.
Doğru seçenek olan 'İnsanın kendi varlığına dair bilinci, bedenden ve duyusal deneyimlerden bağımsızdır' ifadesi, İbn Sînâ'nın düşünce deneyinin doğrudan sonucudur. Çünkü deneyde insanın dış dünyayla ve kendi bedeniyle hiçbir duyusal bağı olmadığı halde kendi varlığının farkında olacağı belirtilmektedir. Bu da ruhun bedenden ayrı, kendi başına var olan manevi bir cevher olduğunu ve kendi bilincine varmak için duyusal verilere ihtiyaç duymadığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Düşünce deneyinin kurgusunu çözümleme
Dış dünya ile hiçbir duyusal teması olmayan, organlarını hissetmeyen ve gözleri görmeyen bir insanın durumu tasavvur edilir.
Filozofun duyusal verileri ve bedensel hisleri tamamen dışarıda bırakan bir senaryo kurduğunu saptamak için.
2
Zihinsel farkındalık durumunu sorgulama
Bu durumdaki insanın kendi varlığını (nefsini) kesin olarak bileceği ve onun farkında olacağı sonucuna ulaşılır.
Duyusal ve bedensel engellere rağmen bilincin kendi kendini algılayabildiğini görmek için.
3
Ana felsefi tezi belirleme
Ruhun (bilincin) varlığının ve kendini bilmesinin, bedene ve dış dünyadan gelecek deneysel verilere bağlı olmadığı anlaşılır.
Paragraftan çıkarılabilecek en temel ontolojik ve epistemolojik sonucu belirlemek için.

Anahtar Kavram

İbn Sînâ'nın insan nefsinin (ruhun) gayrimaddi (maddi olmayan) ve bedenden bağımsız bir cevher olduğunu savunan 'Uçan Adam' (Asılı Adam) argümanı.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 11Soru

Jean-Jacques Rousseau, *Toplum Sözleşmesi* adlı yapıtında, insanın toplumsal yaşama geçişle birlikte doğal özgürlüğünü yitirdiğini ancak bunun karşılığında daha üstün olan sivil ve ahlaki özgürlüğü kazandığını öne sürer. Ona göre egemenlik, bireylerin ortak yararını gözeten 'genel irade' (volonté générale) tarafından yürütülmelidir. Genel irade, tikel çıkarların toplamından ibaret olan 'herkesin iradesi' (volonté de tous) kavramından bütünüyle farklıdır. Birey, genel iradenin koyduğu yasalara boyun eğdiğinde aslında kendi aklının yasasına uymuş olur.

Bu parçaya göre Jean-Jacques Rousseau'nun birey-devlet ilişkisine yönelik düşünceleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birey, genel iradenin belirlediği ortak yasalara uymakla kendi rasyonel ahlaki iradesine itaat etmiş olur ve böylece sivil toplum içinde özgürleşir.

Cevap

Bireyin, genel iradenin belirlediği ortak yasalara uymakla kendi rasyonel ahlaki iradesine itaat etmiş olacağını ve böylece sivil toplum içinde özgürleşeceğini belirten seçenek doğrudur.
Doğru olan seçenek, Rousseau'nun 'yasalara boyun eğen bireyin aslında kendi aklının yasasına uyduğu ve bu sayede özgürleştiği' yönündeki ahlaki ve sivil özgürlük tanımını tam olarak yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen temel felsefi kavramları ve ayrımları belirleme
Genel irade ve herkesin iradesi arasındaki fark ile sivil/ahlaki özgürlük kavramları tespit edilir.
Rousseau'nun argümanının dayandığı kavramsal temeli anlamak için bu belirleme gereklidir.
2
Özgürlük ile yasa arasındaki ilişkiyi değerlendirme
Bireyin yasalara itaat ederken nasıl özgür kalabildiği sorgulanır.
Bireyin, kendi aklının ürünü olan genel iradenin yasalarına uyarak ahlaki özgürlüğe kavuştuğu sonucuna varılır.
3
Seçenekleri karşılaştırma ve doğru yargıya ulaşma
Rousseau'nun devlet ve birey ilişkisine yönelik sentezi seçeneklerde aranır.
Yasalara uymanın bireyin kendi ahlaki iradesine itaati olduğunu ve bunun sivil özgürlük sağladığını belirten seçeneğin doğru olduğu saptanır.

Anahtar Kavram

Jean-Jacques Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi Kuramı ve Genel İrade Kavramı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 12Soru

Aşağıdaki parçada boş bırakılan yerleri İslam felsefesindeki nedensellik tartışmasın�� göz önünde bulundurarak uygun filozof isimleriyle doldurunuz.

Aşağıdaki boşlukları doldurun

İslam felsefesinde nedensellik ve doğa yasaları tartışmasında, ateş ile yanma arasındaki bağıntının aklî bir zorunluluk olmadığını, her şeyin Tanrı'nın iradesiyle gerçekleştiğini savunan düşünür iken; nedenselliği reddetmenin aklın ilkelerini ve nesnel bilgi imkânını tamamen ortadan kaldıracağını savunarak ona karşı çıkan düşünür 'tür.
Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İlk boşluğa Gazâlî, ikinci boşluğa ise İbn Rüşd gelmelidir.
İslam felsefesinde nedensellik tartışması Gazâlî ve İbn Rüşd arasında geçmektedir. Gazâlî, doğadaki olayların birbirinin zorunlu nedeni olmadığını, her şeyin Tanrı'nın doğrudan iradesiyle (âdetullah çerçevesinde) gerçekleştiğini savunur. İbn Rüşd ise bu görüşün bilgiyi ve akıl yürütmeyi imkânsız kılacağını belirterek nedenselliğin zorunlu olduğunu savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki ilk tanımı analiz etmek
Ateş ile yanma arasındaki nedensellik ilişkisinin zorunlu olmadığını ve bunun Tanrı'nın iradesine bağlı bir alışkanlık (âdetullah) olduğunu savunan düşünürün Gazâlî olduğu tespit edilir.
Gazâlî, Tehâfütü'l-Felâsife adlı eserinde doğa filozoflarının zorunlu nedensellik fikrine karşı çıkmış ve mucizelerin gerçekleşebilirliğini temellendirmek için illiyet ilişkisinin aklî bir zorunluluk olmadığını savunmuştur.
2
Parçadaki ikinci tanımı analiz etmek
Gazâlî'nin nedensellik eleştirisine karşı çıkan ve nedenselliği reddetmenin aklın işleyişini ve bilgi imkânını yok edeceğini savunan düşünürün İbn Rüşd olduğu tespit edilir.
İbn Rüşd, Tehâfütü't-Tehâfüt adlı eserinde Gazâlî'ye cevap vererek, doğadaki düzenin ve nedenselliğin inkâr edilmesinin aklın ve bilginin inkârı anlamına geleceğini savunmuştur.

Anahtar Kavram

İslam felsefesinde nedensellik ve mucize problemi bağlamında Gazâlî ve İbn Rüşd'ün görüşleri.
Soru 13Soru

Immanuel Kant'ın kritisisizm (eleştiricilik) felsefesine göre, dış dünyadan gelen ham duyusal verilerin nesnel bir bilgiye (yargıya) dönüşmesi sürecinde gerçekleşen aşağıdaki aşamaları mantıksal ve kronolojik sıraya göre nasıl sıralarsınız?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kant'ın bilgi kuramına göre doğru sıralama; dış dünyadan ham verilerin duyu organlarıyla alınması, bu verilerin uzay ve zaman formlarıyla düzenlenmesi, ardından anlama yetisinin kategorileriyle işlenmesi ve son olarak nesnel bilgiye (yargıya) ulaşılması adımlarından oluşur.
Doğru sıralama, Kant'ın 'görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür' ilkesini takip eder. Süreç ham duyusal verilerle (deney) başlar; bu veriler zihnin duyarlık formları (uzay ve zaman) ile düzenlenir, ardından zihnin anlama yetisine ait kategoriler (kavramlar) ile işlenir ve son olarak nesnel bilgiye (fenomene dair yargı) ulaşılır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış dünyadan gelen ham duyusal izlenimlerin duyu organları vasıtasıyla alınması belirlenmelidir.
Sürecin ilk aşaması olan 'deney' basamağı tespit edilir.
Kant'a göre bilgi deneyle başlar, bu nedenle ham duyusal veriler ilk adımdır.
2
Ham verilerin uzay ve zaman kalıplarıyla düzenlenmesi aşaması bulunmalıdır.
Duyarlık formlarının (uzay ve zaman) verileri düzenlemesi basamağı ikinci sıraya yerleştirilir.
Zihin, ham verileri doğrudan işleyemez; önce uzay ve zaman koordinatlarında görüler haline getirmelidir.
3
Görülerin anlama yetisinin kategorileri ile işlenmesi adımı seçilmelidir.
Anlama yetisinin (kategorilerin) devreye girdiği basamak üçüncü sıraya konur.
Duyularla alınan görüler, zihnin kategorileri (örn. nedensellik) olmaksızın anlamlı bir kavram haline gelemez.
4
Kavram haline gelen verilerin sentezlenerek nesnel bilgiye dönüştürülmesi adımı son sıraya konmalıdır.
Fenomenlerin bilgisine (yargıya) ulaşılan nihai adım sonuncu olarak belirlenir.
Bilgi, tüm bu zihinsel işlemlerin sonunda ortaya çıkan yargısal bir sentezdir.

Anahtar Kavram

Kant'ın bilgi problemi ve eleştirici felsefesi (kritisisizm)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 14Soru

İbn Sînâ felsefesinde varlık, özü gereği ikiye ayrılır: Kendi başına var olması düşünülemeyen, varlığı da yokluğu da bir dış nedene bağlı olan varlıklar ile var olmak için kendisi dışında hiçbir sebebe ihtiyaç duymayan, varlığı kendinden olan varlık. Birincisi 'mümkün varlık' (mümkinü’l-vücûd) olarak adlandırılırken ikincisi 'zorunlu varlık' (vâcibü’l-vücûd) olarak tanımlanır. İbn Sînâ’ya göre dış dünyadaki tüm mümkün varlıklar, varlık sahas��na çıkabilmek için zorunlu bir var ediciye ihtiyaç duyarlar. Çünkü kendi başlarına var olamayan bu varlıklar, birbirlerinin nedeni olmaya kalkışırlarsa bu durum sonsuz bir nedenler zincirine (teselsül) yol açar ki bu da mantıksal olarak imkânsızdır. Bu parçada İbn Sînâ’nın Yaratıcı’nın varlığını kanıtlamak amacıyla başvurduğu aşağıdaki delillerden hangisi açıklanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmkân delili

Cevap

imkân delili
Parçada geçen 'mümkün varlık' (mümkinü'l-vücûd) ve 'zorunlu varlık' (vâcibü'l-vücûd) kavramları, varlığın ontolojik statüsünü belirleyerek bir var ediciye olan ihtiyacı rasyonel olarak temellendirir. Sonsuz nedenler zincirinin (teselsül) imkânsız kılınmasıyla varlığın kaynağının kendinden zorunlu bir Varlık olması gerektiği savunulur. Bu akıl yürütme İslam felsefesinde 'imkân delili' olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel kavramları (mümkün varlık, zorunlu varlık) tespit etmek.
Varlıkların ontolojik olarak iki sınıfa ayrıldığı ve mümkün olanın zorunlu olana muhtaç olduğu görülür.
Metnin hangi kavramsal zemin üzerinde kurulduğunu anlamak için.
2
Nedenler zincirinin (teselsülün) imkânsızlığı argümanını incelemek.
Sonsuz geriye gidişin mantıksal olarak reddedildiği ve zincirin başlangıcında bağımsız bir ilk nedenin olması gerektiği sonucuna ulaşılır.
Yaratıcı'nın varlığının mantıksal zorunluluğunu temellendirmek için.
3
Elde edilen sonuçları İslam felsefesindeki Yaratıcı'nın varlığına yönelik delillerle eşleştirmek.
Zorunluluk ve imkân kavramlarına dayalı bu kanıtlamanın 'imkân delili' olduğu belirlenir.
Soruda istenen doğru kavramsal delili saptamak için.

Anahtar Kavram

İbn Sînâ'nın Zorunlu ve Mümkün Varlık ayrımı üzerinden geliştirdiği İmkân Delili
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 15Soru

Husserl'in fenomenolojisi, nesnelerin kendinde varlığını değil, bilince yönelmiş olan nesnelerin 'özünü' incelemeyi hedefler. Bu özü yakalayabilmek için 'paranteze alma' (epoché) yöntemini kullanır. Bu yöntemde nesneye ilişkin duyusal veriler, bilimsel açıklamalar, tarihsel ön kabuller ve hatta nesnenin dış dünyada var olup olmadığına dair inançlar askıya alınır. Ancak bu askıya alma, nesnenin varlığını inkâr etmek değil; bilincin ona yönelerek kavradığı saf anlama ulaşmasını sağlamaktır.

Buna göre, Husserl'in fenomenolojik yöntemiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nesneleri, onlara yönelik her türlü gündelik ve teorik ön yargıdan arındırarak bilince doğrudan sunulan anlam yapılarıyla kavramayı amaçlar.

Cevap

Nesneleri, onlara yönelik her türlü gündelik ve teorik ön yargıdan arındırarak bilince doğrudan sunulan anlam yapılarıyla kavramayı amaçlar.
Doğru seçenekte belirtilen ifade, Husserl'in fenomenolojisinin temel amacını yansıtır. Fenomenolojik yöntem, nesneleri tarihsel kabullerden, doğal tavrın getirdiği ön yargılardan ve bilimsel kuramlardan arındırarak (paranteze alarak) bilincin yönelimi sayesinde onların saf özsel/anlamsal yapılarını yakalamayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen fenomenoloji tanımını ve yönelimsellik kavramını incelemek.
Fenomenolojinin nesnelerin kendisiyle değil, bilincin yönelimi sonucunda kavranan 'öz' ile ilgilendiği tespit edilmiştir.
Sorunun konusunu ve kavramsal çerçevesini belirlemek.
2
Husserl'in 'paranteze alma' (epoché) yönteminin niteliğini analiz etmek.
Bu yöntemin nesnelere dair duyusal, tarihsel ve bilimsel ön kabulleri askıya alarak saf özsel anlama ulaşmayı hedeflediği, varlığı inkâr etmediği belirlenmiştir.
Çeldiricileri elemek ve doğru cevaba giden yolu netleştirmek.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı bulmak.
Nesneleri her türlü ön yargıdan arındırıp bilince doğrudan sunulan anlam yapılarıyla kavrama hedefinin, paranteze almanın tanımına tam olarak uyduğu saptanmıştır.
Doğru yanıtı kesinleştirmek.

Anahtar Kavram

Fenomenoloji ve Paranteze Alma (Epoché)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 16Soru

Descartes, ilk olarak duyularından gelen tüm bilgileri, ardından rüyalarını ve hatta matematiksel doğruları bile sorgulayarak zihninde şüphe duyabileceği hiçbir şey kalmayana kadar ilerler. Ancak bu radikal şüphe sürecinin sonunda, şüphe etmekte olan kendisinin varlığından şüphe edemeyeceğini fark eder. Şüphe etmek bir düşünme biçimidir ve düşünen bir varlığın var olması zorunludur. Böylece ünlü 'Düşünüyorum, o halde varım' önermesine ulaşır. Bu yönüyle onun şüphesi, her türlü kesin bilgiyi reddeden Pyrrhoncu şüphecilikten tamamen ayrılır.

Buna göre Descartes'ın şüphe yönteminin Pyrrhoncu şüphecilikten ayrılan temel yönü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şüpheyi nihai bir amaç değil, sarsılmaz bir bilgi temeline ulaşmak için geçici bir araç olarak kullanması

Cevap

Şüpheyi nihai bir amaç değil, sarsılmaz bir bilgi temeline ulaşmak için geçici bir araç olarak kullanması
Descartes'ın yöntemi metodik şüphe olarak adlandırılır. Bu yöntemde şüphe, sarsılmaz ve kesin bir bilgi temeline ulaşmak amacıyla geçici bir araç (yöntem) olarak kullanılır. Pyrrhoncu şüphecilikte ise şüphe etmek nihai bir amaçtır ve hiçbir konuda kesin yargıya ulaşılamayacağı savunulur. Bu nedenle şüphenin araçsal kullanımı temel ayrım noktasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Descartes'ın metinde anlatılan şüphe sürecini ve ulaştığı sonucu analiz etmek.
Descartes'ın her şeyden şüphe ederek başladığı sürecin sonunda 'Düşünüyorum, o halde varım' önermesiyle kesin ve şüphe duyulamaz bir bilgiye ulaştığı görülür.
Descartes'ın şüpheyi hangi amaçla kullandığını tespit etmek.
2
Pyrrhoncu şüpheciliğin genel yaklaşımı ile Descartes'ın yaklaşımını karşılaştırmak.
Pyrrhoncu şüphecilikte şüphe etmek nihai bir amaçken ve doğru bilginin imkansız olduğu savunulurken, Descartes'ta şüphe kesin bilgiye ulaşmak için geçici bir araçtır.
İki şüphe anlayışı arasındaki temel farkı belirleyerek doğru seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Descartes'ın Metodik Şüphesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 17Soru

20. yüzyıl felsefesinin kurucu akımlarının öncüsü olan aşağıdaki filozoflar ile onların felsefi sistemlerini yansıtan temel yaklaşımları doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Edmund Husserl
Jean-Paul Sartre
Rudolf Carnap
Martin Heidegger

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Edmund Husserl epokhe yöntemi ve öz araştırmasıyla; Jean-Paul Sartre varoluşun özden önce gelmesi ve özgürlük d��şüncesiyle; Rudolf Carnap metafiziğin mantıksal analiziyle elenmesi fikriyle; Martin Heidegger ise dünyada-var-olan anlamındaki Dasein kavramlaştırmasıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmede Edmund Husserl epokhe yöntemiyle, Jean-Paul Sartre varoluşun özden önce gelmesi ve özgürlük düşüncesiyle, Rudolf Carnap metafiziğin mantıksal analiziyle elenmesi fikriyle, Martin Heidegger ise Dasein kavramıyla ilişkilendirilmiştir. Bu eşleştirmeler ilgili filozofların kurucu tezlerini tam olarak yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Edmund Husserl'in fenomenolojisi incelenir.
Husserl'in nesnelerin özüne ulaşmayı hedefleyen yöntemi, dış dünyaya dair ön kabullerin paranteze alınması (epokhe) esasına dayanır. Bu durum birinci açıklama ile örtüşür.
Filozofun metodolojisini belirlemek.
2
Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu felsefesi değerlendirilir.
Sartre, insanın kendi özünü kendisinin yarattığını ve varoluşun özden önce geldiğini öne sürer. Bu sav ikinci açıklama ile eşleşir.
Varoluşçu ahlak ve insan anlayışını tespit etmek.
3
Rudolf Carnap'ın mantıkçı pozitivist yaklaşımı analiz edilir.
Carnap, doğrulanabilir olmayan metafiziksel önermelerin anlamsız olduğunu ve felsefenin görevinin bilimsel dilin mantıksal analizi olması gerektiğini savunur. Bu yaklaşım üçüncü açıklama ile eşleşir.
Mantıkçı pozitivizmin sınırlarını ve amacını kavramak.
4
Martin Heidegger'in varoluşçu ontolojisi incelenir.
Heidegger, insan varoluşunu 'Dasein' kavramıyla temellendirir ve insanın dünyaya fırlatılmışlığına vurgu yapar. Bu görüş dördüncü açıklama ile eşleşir.
Varoluşçu ontolojinin temel kavramını belirlemek.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl felsefesinde fenomenoloji, varoluşçuluk ve mantıkçı pozitivizm akımlarının temel kavramları ve temsilcileri arasındaki ilişkiler.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 18Soru

Mantıkçı pozitivizm, felsefeyi bilimlerin dilini analiz eden ve metafiziksel önermeleri anlamsız kılmayı hedefleyen mantıksal bir etkinlik olarak tanımlar. Rudolf Carnap gibi düşünürler, olgusal olarak doğrulanamayan her türlü iddiayı 'sözde önerme' olarak nitelendirip eler. Buna karşın varoluşçu filozoflar, insanın kaygı, hiçlik ve ölüm karşısındaki öznel deneyimlerinin mantıksal kalıplara sığdırılamayacağını ve felsefenin asıl görevinin bu somut insanlık durumunu sorgulamak olduğunu savunurlar.

Bu parçadan hareketle, mantıkçı pozitivizm ile varoluşçuluk arasındaki temel felsefi ayrışma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Felsefi etkinliğin temel amac��nın dildeki mantıksal yapıları çözümlemek mi yoksa bireyin varoluşsal gerçekliğini anlamlandırmak mı olduğu

Cevap

Felsefi etkinliğin temel amacının dildeki mantıksal yapıları çözümlemek mi yoksa bireyin varoluşsal gerçekliğini anlamlandırmak mı olduğu
Felsefi etkinliğin temel amacının dildeki mantıksal yapıları çözümlemek mi yoksa bireyin varoluşsal gerçekliğini anlamlandırmak mı olduğu yönündeki yargı doğrudur. Mantıkçı pozitivizm felsefeyi yalnızca dilin mantıksal analiziyle sınırlı tutup metafiziği dışlarken, varoluşçuluk felsefeyi insanın kaygı, ölüm ve hiçlik gibi doğrudan doğruya öznel varoluş koşullarını inceleyen bir alan olarak görür.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki mantıkçı pozitivizm tanımını analiz etme
Mantıkçı pozitivizmin felsefeyi dil çözümlemesi yapan ve olgusal doğrulanamayan metafiziği dışlayan mantıksal bir etkinlik olarak gördüğü saptanır.
İlk akımın felsefenin amacına dair temel iddiasını belirlemek için.
2
Parçadaki varoluşçuluk tanımını analiz etme
Varoluşçuluğun felsefeyi insanın somut, öznel varoluşsal durumlarını (kaygı, ölüm, hiçlik) anlamlandırma çabası olarak gördüğü saptanır.
İkinci akımın felsefeye yüklediği misyonu tespit etmek için.
3
İki akım arasındaki felsefe tanımlarını ve amaçlarını karşılaştırma
Mantıkçı pozitivizmin biçimsel/dilsel sınırlandırmasına karşı varoluşçuluğun insani/yaşamsal odağı arasındaki köklü işlev farkı görülür.
Seçenekler arasından bu iki yaklaşımın felsefenin amacına dair ayrışmasını doğru formüle eden yargıyı seçmek için.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Felsefesinde Mantıkçı Pozitivizm ve Varoluşçuluk Akımlarının Felsefeye Bakışı ve İşlev Farklılıkları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 19Soru

Orta Çağ felsefesinde bilginin doğruluğu, kutsal metinlerin ve dogmatik otoritelerin onayına bağlıyken; Descartes felsefesinde her şeyden, hatta kendi bedeninden ve dış dünyadan bile şüphe eden özne, şüphe etme eyleminin kendisinde kesin bir dayanak bulur. Düşünen bir varlık olarak kendi varlığından şüphe edemeyeceğini fark eden özne, hakikatin ölçütünü dışsal otoritelerde değil, kendi zihninde kurar.

Buna göre Descartes'ın kartezyen felsefesi, bilginin kaynağı ve ölçütü açısından Orta Çağ felsefesinden aşağıdaki yönlerin hangisiyle ayrılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakikatin temelini ve güvenilirliğini dışsal dogmatik otoriteler yerine düşünen öznenin kendi zihninde temellendirmesiyle

Cevap

Descartes'ın kartezyen felsefesi, bilginin ve hakikatin öl��ütünü dışsal otoriteler yerine düşünen öznenin kendi zihinsel kesinliğinde temellendirmesi yönüyle Orta Çağ felsefesinden ayrılır.
Doğru yanıt, hakikatin temelini ve güvenilirliğini dışsal dogmatik otoriteler yerine düşünen öznenin kendi zihninde temellendirilmesidir. Metinde açıklandığı üzere Orta Çağ bilginin doğruluğunu dışsal dogmatik otoritelerin onayına bağlarken, Descartes şüphe eden öznenin kendi zihinsel eylemini kesin bir dayanak kabul ederek hakikatin ölçütünü zihinde kurmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Orta Çağ felsefesinin bilgi ve doğruluk ölçütünü tespit etmek.
Metne göre Orta Çağ'da doğruluğun ölçütü kutsal metinler ve kilise otoriteleri gibi dışsal unsurlardır.
Descartes ile yapılacak karşılaştırmanın ilk zeminini belirlemek.
2
Descartes felsefesinin bilgiye yaklaşımını ve kesinlik arayışını incelemek.
Descartes'ın her şeyden şüphe ederek başladığı, ancak şüphe eden kendi zihninin varlığını kesin bir hakikat ölçütü olarak merkeze aldığı görülür.
Kartezyen felsefenin epistemolojik temelini ortaya koymak.
3
İki yaklaşım arasındaki temel farkı belirleyerek doğru seçeneği bulmak.
Orta Çağ felsefesinin dışsal otoriteye dayalı bilgi anlayışına karşın, Descartes'ın hakikati düşünen öznenin kendi zihninde kurduğu belirlenir.
Sorunun kökünde istenen ayırt edici farkı netleştirmek.

Anahtar Kavram

Kartezyen epistemolojide öznenin kendi zihinsel kesinliğinin (cogito) hakikatin ölçütü yapılması ve dogmatik otoritelerden kopuş.
Soru 20Soru

Orta Çağ felsefesinde insan, asli günahla malul, kurtuluşu ancak kilisenin otoritesine boyun eğmekte arayan edilgen bir varlık olarak konumlandırılmıştır. 15-17. yüzyıl felsefesinde ise hümanizm akımının etkisiyle insan; kendi kaderini tayin edebilen, akıl sahibi, yaratıcı ve dünyayı anlama kapasitesine sahip aktif bir özne olarak yeniden tanımlanmıştır.

Bu parçada vurgulanan düşünce dönüşümü, aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Teosentrik (tanrı merkezli) bakış açısından antroposentrik (insan merkezli) bakış açısına geçilmesi

Cevap

Teosentrik (tanrı merkezli) bakış açısından antroposentrik (insan merkezli) bakış açısına geçilmesi
Parçada Orta Çağ felsefesindeki tanrı merkezli (teosentrik) insan tasarımından, 15-17. yüzyıl felsefesindeki insanı merkeze alan (antroposentrik) hümanist yaklaşıma geçiş anlatılmaktadır. Bu durum teosentrik bakış açısından antroposentrik bakış açısına geçilmesini ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Metni analiz etme
Orta Çağ felsefesi ile 15-17. yüzyıl felsefesinin insan anlayışları arasındaki karşıtlık belirlendi.
Soruda vurgulanan temel dönüşümün ne olduğunu saptamak için.
2
Kavramları eşleştirme
Orta Çağ'ın tanrı merkezli (teosentrik) yapısının yerini insanın merkezde olduğu (antroposentrik) yeni bir anlayışa bıraktığı görüldü.
Seçeneklerde bu dönüşümü en doğru ifade eden kavramsal değişimi bulmak için.

Anahtar Kavram

Hümanizm ve İnsan Merkezli Düşünce
Sayfa 1 / 5Sonraki