Felsefenin Temel Konuları ve Problemleri
57 soru
Doğadaki bir fırtına, yıkıcılığı ve ürkütücülüğüyle insanda bir hoşnutsuzluk yaratabilir; ancak bir ressamın tuvalinde aynı fırtınanın betimlenmesi, izleyicide derin bir estetik hayranlık uyandırabilir. Doğadaki nesne doğrudan doğruya kendi varlığıyla var olurken, sanat eseri bir öznenin yaratıcı bilinciyle biçimlendirilmiş bir tinsel tasarımın ürünüdür. Bu bakımdan doğa güzelliği, kendiliğindenliğe ve alımlayıcının nesnesiz hoşlanımına dayanırken; sanat güzelliği, insan aklının ve hayal gücünün doğayı kendi tinsel ama��ları doğrultusunda yeniden üretmesini gerektirir.
Buna göre, doğa güzelliği ile sanat güzelliği arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
Bir ormanda kendi kendine yetişen yabani bir çiçeğin renk uyumu ve simetrisi, onu gören bir insanda hoş bir estetik duygu uyandırabilir. Ancak Hegel'e göre bu çiçeğin güzelliği, bir sanatçının o çiçeği kendi zihinsel süzgecinden geçirerek tuvale aktardığı resmin güzelliğiyle aynı estetik değerde değildir. Çünkü doğadaki güzellik tinin (zihnin) özgür yaratıcılığından yoksundur; oysa sanattaki güzellik, insan zihninin doğaya kendi damgasını vurmasıyla ortaya çıkan tinsel bir tasarımdır.
Buna göre Hegel'in sanat felsefesinden hareketle aşağıdakilerden hangisi doğadaki güzel ile sanattaki güzel arasındaki temel farkı ifade etmektedir?
Bir ormandaki bülbülün ötüşü, doğanın kendi yasaları içinde kendiliğinden gerçekleşen fiziksel bir olaydır. İnsan bu sesi dinlerken estetik bir haz duyabilir; fakat bülbülün sesi, bir bestecinin insan ruhundaki fırtınaları dışa vurmak amacıyla yazdı��ı bir sonat gibi bilinçli bir kurgu veya sanatsal bir kaygı taşımaz. Estetik felsefesinde bu durum, doğada var olan güzellik ile insan yaratıcılığının ürünü olan güzellik arasındaki temel sınırı çizer.
Buna göre, doğa güzelliği ile sanat güzelliğinin ayrımına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Düşünen bir zihin olmasaydı bile, uzayda yer kaplayan nesneler var olmaya devam edecekti. Çünkü var olmak; eni, boyu ve derinliği olan fiziksel bir cisim olmaktan ibarettir. İnsan zihni de dahil olmak üzere evrendeki her şey, maddesel parçacıkların mekanik hareketleriyle açıklanabilir. Cisimsel olmayan hiçbir tözün varlığından söz etmek mümkün değildir.
Bu parçada dile getirilen görüşler, varlık felsefesindeki (ontoloji) aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle uyuşmaktadır?
Sanat felsefesinde (estetikte) nesnelerin alımlayıcı tarafından algılanması ve değerlendirilmesi sürecinde farklı estetik değer kategorileri kullanılır. Buna göre, sol sütunda verilen açıklama ve örnek durumlar ile sağ sütunda yer alan estetik değer kategorilerini doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Kant, doğa bilimleri ile metafizik/felsefe arasındaki sınırı çizerken, insan zihninin dış dünyadan gelen duyusal verileri zaman, uzay ve anlama yetisinin kategorileri aracılığıyla biçimlendirerek 'fenomenal' bir varlık alanı kurduğunu savunur. Bilimler, bu fenomenal dünyayı nedensellik ilkesi çerçevesinde ele alarak deneysel düzeyde inceler ve varlığı nesnel bir veri kabul eder. Öte yandan, fenomenlerin gerisinde yer alan ve insan bilincinden tamamen bağımsız olan 'numen' (kendinde şey) alanı, bilimin sınırlarının dışında kalır. Felsefi ontoloji ise bu ayrımın farkında olarak doğrudan nesnelerin varoluşsal statüsünü ve bu nesnelerin zihindeki kuruluş süreçlerini sorgulamaya yönelir.
Bu parçaya göre, felsefi ontolojinin varlığa yönelik sorgulama tarzını bilimlerin yaklaşımından ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda bilgi felsefesinin (epistemoloji) temel akımları ve bu akımların bilgi edinme sürecine yönelik kuramsal iddiaları verilmiştir. Sol sütunda yer alan felsefi akımları, sağ sütundaki uygun açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Eğer bilginin tek kaynağı deneyim olsaydı, her yeni deneyimin kendisinden önceki deneyimlerden bağımsız olarak doğrulanması ya da yanlışlanması gerekirdi. Oysa insan zihni, henüz karşılaşmadığı olgular hakkında da genelgeçer yasalar öne sürebilmekte ve doğanın düzenliliğine yönelik zorunlu kabuller yapabilmektedir. Bu durum, basit bir alışkanlıktan veya zihnin geçmiş algıları birbiriyle ilişkilendirme eğiliminden ibaret olsaydı, elde ettiğimiz bilimsel veya felsefi bilgi hiçbir zaman mantıksal bir zorunluluk taşıyamazdı. Dolayısıyla, deneyimin bize sunduğu tikel verileri aşan, onları düzenleyip anlamlı kılan ve onlara tümellik ile zorunluluk kazandıran apriori (deney öncesi) bir zihinsel ilkenin veya aklın varlığı kaçınılmazdır.
Bu parçada öne sürülen argümanlar dikkate alındığında, yazarın aşağıdaki yaklaşımlardan hangisini eleştirmeyi ve hangisini temellendirmeyi amaçladığı söylenebilir?
Leibniz, evrendeki her olgunun ve varlığın kendisini aşan bir varoluşsal açıklama gerektirdiğini savunur. Ona göre, fiziksel evrendeki nesnelerin hiçbirinin varlığı kendinden değildir; çünkü hepsi başka türlü de var olabilecek yani 'mümkün' varlıklardır. Mümkün varlıkların oluşturduğu nedensellik zincirinin geriye doğru sonsuza gitmesi, zincirin kendisinin neden var olduğunu açıklamaz. Dolayısıyla evrenin varoluşunun yeter sebebi, kendi dışında, var olmaması düşünülemeyen 'zorunlu bir varlık'ta bulunmalıdır.
Bu parçada savunulan ve evrenin varlığından hareketle Tanrı'nın varlığını temellendirmeye çalışan kanıt ile bu kanıtın dayandığı temel düşünce aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
Ahlak felsefesinde ahlaki irade özgürlüğü problemi ve ahlaki eylemin amacı/ölçütü konusunda filozoflar farklı kuramsal açıklamalar geliştirmişlerdir.
Buna göre, sol sütunda verilen felsefi akım veya filozofları sağ sütundaki ahlak anlayışlarına dair temel açıklamaları ile doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bir doğa yürüyüşü sırasında karşılaşılan görkemli bir kanyonun estetik değer taşıması ile bir fotoğrafçının bu kanyonu fotoğraflayarak bir sergide sunması sonucunda ortaya çıkan estetik değer birbirinden farklıdır.
Buna göre, bahsedilen durum sanat felsefesinin aşağıdaki ayrımlarından hangisine örnek oluşturur?
Sanat felsefesinde sanatın yapısını ve kaynağını açıklamaya yönelik çeşitli kuramsal yaklaşımlar bulunmaktadır. Aşağıda sol sütunda yer alan sanat kuramlarını, sağ sütundaki temel açıklamalarıyla doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bilginin kaynağına yönelik tartışmalarda empirizm, zihnin doğuştan boş bir levha (tabula rasa) oldu��unu ve tüm bilgilerimizin deneyimlerimiz sayesinde oluştuğunu savunur. Diğer yandan rasyonalizm ise zihnin doğuştan birtakım akılsal ilkelerle ve kavramlarla donatıldığını, doğru bilgiye ancak akıl yoluyla ulaş��labileceğini ileri sürer. Buna göre empirizmin, rasyonalizmin bilgi anlayışına karşı çıktığı temel husus aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda bilgi felsefesinde doğru bilginin ölçütleri ve bu ölçütlerin tanımları verilmiştir. Sol sütunda yer alan ölçütleri sağ sütundaki doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Sanat felsefesinde sanatın doğasını ve kaynağını açıklamaya çalışan kuramlar ile bu kuramların temel açıklamalarını doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Reichenbach ve Carnap gibi düşünürler, bilimi anlamak için bilim insanlarının kişisel veya sosyal süreçlerinden ziyade, ortaya koydukları doğrulanmış teorileri ve bu teorilerin mantıksal yapısını incelemek gerektiğini savunurlar. Onlara göre bilim, tamamlanmış ve mantıksal olarak çözümlenebilecek dilsel bir yapıdır. Bu parçada açıklanan bilim felsefesi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda ahlak felsefesindeki irade özgürlüğü probleminin çözüm��ne yönelik verilen kavramlar ile bu kavramların açıklamalarını doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gerçek yaşamda karşılaştığımızda bizde tiksinti, korku veya acı uyandırabilecek bir durum ya da nesne—örneğin çürümekte olan bir meyve veya avını parçalayan vahşi bir hayvan—bir sanatçının fırçasından çıkan bir tabloda hayranlıkla izlediğimiz estetik bir yapıta dönüşebilir. Immanuel Kant bu durumu açıklarken doğa güzelliğinin 'güzel bir şey', sanat güzelliğinin ise 'bir şeyin güzel bir temsili' olduğunu belirtir.
Buna göre, doğadaki güzel ile sanattaki güzel arasındaki ayrıma ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Ahlak felsefesinde irade özgürlüğü konusu tartışılırken bazı düşünürler, insanın karar ve eylemlerinin tamamen dış dünyadaki nedenler, toplumsal kurallar, genetik yapı ve psikolojik etkenler tarafından belirlendiğini savunur. Bu görüşe göre insan, tıpkı doğadaki diğer nesneler gibi çeşitli neden-sonuç ilişkilerine tabidir ve bu nedenle ahlaki eylemlerinde özgür değildir.
Bu parçada açıklanan ve insanın ahlaki eylemlerinde özgür olmadığını savunan görüş aşağıdakilerden hangisidir?
Bir nehir yatağının kıvrımlarında, bir kuşun kanat yapısında veya gezegenlerin yörüngelerindeki hassas dengede tesadüfe yer olmadığı; her şeyin belirli bir düzen ve amaç çerçevesinde işlediği görülür. Din felsefesinde bu gözlemlerden yola çıkılarak, evrendeki nizamın kendi kendine var olamayacağı ve bilinçli bir tasarımcının ürünü olması gerektiği savunulur.
Buna göre, evrendeki düzen ve amaçtan hareketle Tanrı'nın varlığını temellendiren bu kanıt aşağıdakilerden hangisidir?