Felsefenin Temel Konuları ve Problemleri

57 soru

Soru 1Soru

İmmanuel Kant, bilgiyi açıklarken zihni dış dünyadan gelen etkileri edilgen bir şekilde alan boş bir levha olarak görmez. Ona göre zihin, dış dünyadan duyular aracılığıyla gelen ham verileri kendi doğuştan getirdiği form ve kategoriler içine yerleştirerek işleyen aktif bir yapıdır. Bu yüzden duyusuz kavramlar boş, kavramsız duyular kördür.

Buna göre Kant'ın epistemolojik yaklaşımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilginin oluşumu, deneyden gelen ham verilerin zihnin a priori formlarıyla işlenmesine bağlıdır.

Cevap

Bilginin oluşumu, deneyden gelen ham verilerin zihnin a priori formlarıyla işlenmesine bağlıdır.
Doğru yanıt, bilginin oluşumunu hem deneyden gelen duyusal verilere hem de zihnin aktif a priori (doğuştan gelen) kategorilerine bağlayan ifadedir. Parçada geçen 'duyusuz kavramlar boş, kavramsız duyular kördür' sözü doğrudan bu sentezi ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki Kant'ın bilgi anlayışına dair ipuçlarını analiz etme
Kant'ın zihni boş bir levha olarak görmediği, aksine dışarıdan gelen verileri işleyen aktif bir yapı olduğunu belirttiği görülür.
Parçanın ana fikrini saptamak ve Kant'ın kritisizm (eleştirel felsefe) akımının temel tezini anlamak için bu adım gereklidir.
2
"Duyusuz kavramlar boş, kavramsız duyular kördür" sözünü yorumlama
Bilgi için hem duyusal verilere (deneyime) hem de bunları düzenleyecek zihinsel kavramlara (akla) ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılır.
Kant'ın rasyonalizm ile empirizmi sentezleyen yaklaşımını doğrulamak için ifadenin felsefi karşılığını belirlemek gerekir.
3
Seçenekleri karşılaştırarak doğru yargıyı belirleme
Deneyden gelen ham verilerin zihnin a priori (deney öncesi) formlarıyla işlendiğini ifade eden yargının parçayla tam olarak uyuştuğu görülür.
Kritisizmin bilginin kaynağını hem akıl hem deney olarak gören sentezci yapısını doğru ifade eden seçeneği bulmak için karşılaştırma yapılır.

Anahtar Kavram

Kritisizm (Eleştirel Felsefe)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2Soru

John Locke'a göre, doğa durumunda insanlar barışçıl ve özgür olsalar da, haklarının ihlal edilmesi durumunda başvuracakları tarafsız bir yargıcın bulunmaması, toplumu bir güvensizlik sarmalına sürükleyebilir. Bu belirsizliği aşmak için insanlar, cezalandırma haklarını kendi rızalarıyla kamusal bir otoriteye devrederler. Ancak bu devir, egemenliğin koşulsuz ve sınırsız bir teslimiyeti değildir; aksine, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması şartına bağlı bir 'emanet' ilişkisidir. Eğer siyasi otorite bu emanete ihanet eder ve mülkiyet ya da özgürlük haklarını gasbederse, meşruiyetini kaybeder. Bu durumda toplumun, sözleşmeyi ihlal eden iktidara karşı direnme ve yeni bir düzen kurma hakkı doğar.

Bu parçadaki görüşlerden hareketle John Locke’un siyaset anlayışına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasi iktidarın meşruiyeti, bireylerin devredilemez haklarını koruma görevini yerine getirmesiyle sınırlıdır.

Cevap

Siyasi iktidarın meşruiyeti, bireylerin devredilemez haklarını koruma görevini yerine getirmesiyle sınırlıdır.
Parçada Locke'un toplumsal sözleşme kuramı açıklanmaktadır. Locke'a göre siyasi otorite, bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla kurulmuş bir 'emanet' niteliğindedir. Otorite bu hakları ihlal ettiğinde meşruiyetini kaybeder ve direnme hakkı doğar. Bu durum, iktidarın meşruiyetinin bireysel hakların korunması şartıyla sınırlandırıldığını gösterir. Dolayısıyla, siyasi iktidarın meşruiyetinin bireylerin devredilemez haklarını koruma görevini yerine getirmesiyle sınırlı olduğu yargısı doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki temel iddiayı ve anahtar kavramları belirleyin.
John Locke'un toplum sözleşmesi teorisi, doğa durumu, hakların korunması, meşruiyet ve direnme hakkı vurgulanmaktadır.
Sorunun odağını ve filozofun siyaset felsefesindeki temel konumunu saptamak için bu analiz gereklidir.
2
Devletin kuruluş amacını ve iktidarın sınırlarını inceleyin.
Devletin, bireylerin haklarını (mülkiyet, özgürlük vb.) korumak üzere 'emanet' olarak kurulduğu ve mutlak bir teslimiyet olmadığı görülür.
İktidarın meşruiyet sınırlarının neye dayandığını belirlemek için bu adım önemlidir.
3
Meşruiyetin kaybolma koşulunu ve bunun doğurduğu sonucu analiz edin.
Eğer siyasi iktidar hakları korumaz veya ihlal ederse meşruiyetini yitirir ve halkın direnme hakkı doğar.
Locke'un sınırlı devlet ve liberalizm anlayışını sentezlemek için bu çıkarım yapılmalıdır.
4
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıya ulaşın.
Doğru yanıt olan yargı, iktidarın meşruiyetinin bireysel hakların korunmasıyla sınırlı olduğunu belirtmektedir.
Paragraftaki 'emanet ilişkisi' ve 'direnme hakkı' vurgusu doğrudan bu sonuca ulaştırmaktadır.

Anahtar Kavram

John Locke'un toplum sözleşmesi kuramı çerçevesinde siyasi meşruiyetin kaynağı ve sınırları
Soru 3Soru

Aşağıda sol sütunda bilgi felsefesindeki (epistemoloji) bazı temel akımlar, sağ sütunda ise bu akımların bilginin kaynağına yönelik açıklamaları verilmiştir. Akımlar ile açıklamaları doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Rasyonalizm (Akılcılık)
Empirizm (Deneycilik)
Kritisizm (Eleştiricilik)
Entüisyonizm (Sezgicilik)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Rasyonalizm - Doğru ve güvenilir bilginin kaynağının yalnızca insan aklı olduğunu savunan tanım; Empirizm - Duyusal tecrübeyi ve boş levhayı temel alan tanım; Kritisizm - Akıl ile deneyin sentezini savunan tanım; Entüisyonizm - Sezgiyle doğrudan hakikate ulaşılabileceğini savunan tanım.
Doğru eşleştirmede rasyonalizm akla, empirizm duyusal deneyime, kritisizm akıl ve deneyin sentezine, entüisyonizm ise sezgiye dayanan epistemolojik açıklamalarla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki felsefi akımların ve sağ sütundaki epistemolojik açıklamaların temel kavramlarını analiz edin.
Her akımın bilginin kaynağına ilişkin anahtar kavramları (akıl, deney, sentez, sezgi) belirlenir.
Eşleştirmenin doğru temellere dayanabilmesi için akımların ayırt edici özelliklerinin belirlenmesi gerekir.
2
Rasyonalizm ve empirizm akımlarını, akıl ve deney/boş levha vurgularıyla eşleştirin.
Rasyonalizm akıl vurgulu tanıma, empirizm ise boş levha (tabula rasa) ve deney içeren tanıma eşlenir.
Rasyonalizm bilginin kaynağını akılda ararken, empirizm deney ve deneyimi tek kaynak olarak görür.
3
Kritisizm ve entüisyonizm akımlarını, akıl-deney sentezi ve doğrudan sezgi vurgularıyla eşleştirin.
Kritisizm sentez tanımına, entüisyonizm ise sezgi tanımına eşlenir.
Kritisizm akıl ile deneyin birleşimini savunur; entüisyonizm ise bunlara alternatif olarak sezgiyi önerir.

Anahtar Kavram

Bilgi Felsefesinde Bilginin Kaynağına İlişkin Yaklaşımlar
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4Soru

Septik düşünür Sextus Empiricus'a göre, nesnelerin gerçek doğasına ilişkin birbirine tamamen zıt iddialar eşit düzeyde ikna edicidir. Duyularımız ise hem kişiden kişiye hem de aynı kişide farklı zamanlarda değiştiği için bize güvenilir bir zemin sunmaz. Bu durum karşısında insan, dogmatik bir kabulün peşinden gitmek yerine yargıda bulunmaktan kaçınmalı, yani yargıyı askıya almalıdır (epokhe). Septikler, bu zihinsel duruşun insanı kararsızlığın yarattığı kaygıdan kurtaracağına ve ruh dinginliğine (ataraksiya) ulaştıracağına inanır.

Bu parçada açıklanan septik tavır doğrultusunda, yargıyı askıya almanın (epokhe) felsefi gerekçesi ve nihai sonucu aşağıdakilerden hangisinde sırasıyla verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çelişen iddiaların ve duyusal verilerin kesinlik sunmaması - Ruhsal bir huzur ve dinginliğe kavuşma

Cevap

Çelişen iddiaların ve duyusal verilerin kesinlik sunmaması - Ruhsal bir huzur ve dinginliğe kavuşma
Çelişen iddiaların ve duyusal verilerin kesinlik sunmaması durumunda yargıyı askıya almanın, septisizmde insanı ruh dinginliğine ulaştıracağı yönündeki açıklama parçayla doğrudan uyuşmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel felsefi kavramlar (epokhe ve ataraksiya) belirlenir.
Epokhe yargıyı askıya alma, ataraksiya ise ruh dinginliği anlamına gelmektedir.
Soruda yargıyı askıya almanın gerekçesi ve sonucu sorulduğu için bu kavramların metindeki işlevini saptamak gerekir.
2
Metinde yargıyı askıya almanın gerekçesi incelenir.
Gerekçe olarak zıt iddiaların eşit derecede ikna edici olması ve duyuların değişkenliği (kesin bilgi sunmaması) gösterilmiştir.
Yargıyı askıya almanın arkasındaki epistemolojik nedeni bulmak için metindeki argümanlar analiz edilir.
3
Yargıyı askıya almanın sonucunun ne olduğu metinden çıkarılır.
Sonucun insanı huzursuzluktan kurtarıp ruh dinginliğine (ataraksiya) ulaştırması olduğu belirlenir.
Epokhe eyleminin pratik hedefini netleştirmek için sonucun karşılığı tespit edilir.

Anahtar Kavram

Septisizmde bilgi edinmenin imkansızlığı, epokhe ve ataraksiya ilişkisi
Soru 5Soru

Aşağıda sol sütunda felsefe tarihindeki önemli filozoflar, sağ sütunda ise bu filozofların bilgi felsefesindeki (epistemoloji) temel gör��şleri ve kavramları verilmiştir. Bu filozofları savundukları doğru görüşlerle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon
John Locke
Immanuel Kant
René Descartes

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon idealar ve hatırlama (anamnesis) ile; John Locke boş levha (tabula rasa) ve deneyim ile; Immanuel Kant deney ve akıl kategorilerinin sentezi (kritisizm) ile; René Descartes ise metodik şüphe yöntemi ile eşleşir.
Doğru eşleştirmede; Platon değişmez ideaların hatırlanması olan rasyonalist görüşle (anamnesis), John Locke zihni boş bir levhaya (tabula rasa) benzeten empirist yaklaşımla, Immanuel Kant deney ve akıl kategorilerini sentezleyen kritisizmle ve René Descartes metodik şüphe yöntemiyle eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Platon'un bilgi felsefesindeki rasyonalist tutumunu ve idealar kuramını analiz etmek.
Platon'un bilgi kuramında gerçek bilgi (episteme) ideaların hatırlanmasıyla (anamnesis) elde edilir.
Platon'un görüşlerine uygun açıklamayı bulmak.
2
John Locke'un empirist yaklaşımını ve zihin modelini değerlendirmek.
Locke zihni boş bir levhaya (tabula rasa) benzetir ve bilginin kaynağını deneyim olarak görür.
Locke'un empirist savını doğru açıklama ile eşleştirmek.
3
Immanuel Kant'ın kritisizm akımındaki sentezci yaklaşımını incelemek.
Kant, bilginin deneyle başladığını fakat aklın doğuştan gelen kategorileriyle biçimlendiğini savunur.
Kritisizmin akıl-deney sentezini yansıtan doğru açıklamayı tespit etmek.
4
René Descartes'ın kesin bilgiye ulaşmak için kullandığı felsefi yöntemi incelemek.
Descartes kesin bilgi için her şeyden şüphe eder (metodik şüphe) ve düşünen benliği merkeze alır.
Descartes'ın rasyonalist metodik şüphe yöntemini doğru açıklama ile eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Bilgi Felsefesinde Filozoflar ve Temel Yaklaşımları
Soru 6Soru

Aşağıda sol sütunda bilgi felsefesinin (epistemoloji) temel problemleri, sağ sütunda ise bu problemlerin felsefi açıklamaları verilmiştir. Buna göre, problemleri doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bilginin kaynağı problemi
Bilginin sınırları problemi
Doğru bilginin imkânı problemi
Bilginin temellendirilmesi problemi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Bilginin kaynağı problemi bilginin akıl, deney veya sezgi gibi araçlarla nasıl oluştuğunu sorgulayan açıklamayla; bilginin sınırları problemi insan bilgisinin neleri kapsayıp neleri aşamayacağını inceleyen açıklamayla; doğru bilginin imkânı problemi bilginin kesinliğinin mümkün olup olmadığını sorgulayarak dogmatizm ve septisizm arasındaki tartışmayı ele alan açıklamayla; bilginin temellendirilmesi problemi ise bilginin doğruluğu için sunulan dayanakları ve mantıksal gerekçeleri konu edinen açıklamayla eşleşir.
Bilginin kaynağı problemi bilginin ortaya çıkışını ve kaynağını (akıl, deney, sezgi) inceleyen ifadeyle; bilginin sınırları problemi insan zihninin kavrama sınırlarını ve aşkın alanı sorgulayan ifadeyle; doğru bilginin imkânı problemi bilginin kesinliğini dogmatizm ve septisizm çerçevesinde sorgulayan ifadeyle; bilginin temellendirilmesi problemi ise bilgi iddialarının mantıksal dayanaklarını arayan ifadeyle eşleşerek tam ve doğru bir eşleştirme sunar.

Adım Adım Çözüm

1
Bilginin kaynağı kavramı tanımlanır.
Bilginin kaynağı, bilginin nereden geldiği (akıl, deney, sezgi) ve zihnin bu bilgiyi nasıl elde ettiği sorusuyla doğrudan ilişkilidir. Bu durum üçüncü açıklamayla eşleşir.
Soruda geçen kavramların epistemolojik tanımlarını doğru belirlemek için her kavramın odak noktasını saptamak gerekir.
2
Bilginin sınırları kavramı incelenir.
Sınır kavramı, insanın neyi bilip neyi bilemeyeceği ve aşkın olanın bilinip bilinemeyeceği sorusuna karşılık gelir. Bu durum ikinci açıklamayla eşleşir.
Kavramlar arasındaki farkı belirlemek için sınır ve kapsam terimlerinin ilişkisini saptamak gerekir.
3
Doğru bilginin imkânı kavramı analiz edilir.
İmkân kavramı, doğru bilginin mümkün olup olmaması tartışmasıdır ve septisizm ile dogmatizm akımlarını karşı karşıya getirir. Bu durum dördüncü açıklamayla eşleşir.
Şüphecilik ve dogmatizm kavramlarının doğruluk imkânı tartışmasına ait olduğunu bilmek eşleştirmeyi kolaylaştırır.
4
Bilginin temellendirilmesi kavramı değerlendirilir.
Temellendirme, iddia edilen bilgiyi gerekçelendirme ve onun altını doldurma işlemidir. Bu durum birinci açıklamayla eşleşir.
Temellendirme kavramının 'gerekçelendirme' ve 'dayanak sunma' ile eş anlamlı olduğunu belirlemek gerekir.

Anahtar Kavram

Bilgi Felsefesinin Temel Problemleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7Soru

Karl Popper’a göre, bir kuramın bilimselliği onun ne kadar doğrulandığıyla değil, hangi koşullarda yanlışlanabileceğiyle ölçülür. Örneğin gökbilimci Kepler’in gezegenlerin hareketine dair yasaları, gözlemsel olarak yanlışlanma riskini göze aldığı için bilimseldir. Buna karşın astroloji gibi alanlar, her türlü durumu açıklayabilecek kadar esnek iddialar öne sürerek kendilerini yanlışlanmaktan korurlar ve bu yüzden bilimsel sayılamazlar.

Buna göre Popper’ın "yanlışlanabilirlik" ilkesi, bilim felsefesinin aşağıdaki problemlerinden hangisine doğrudan bir çözüm önerisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilimsel olan önermeler ile bilimsel olmayan (sözde bilimsel) önermelerin birbirinden ayırt edilmesi (sınır çekme)

Cevap

Bilimsel olan önermeler ile bilimsel olmayan (sözde bilimsel) önermelerin birbirinden ayırt edilmesi (sınır çekme)
Doğru yanıt, bilimsel olan ile olmayan arasındaki sınırın belirlenmesi yani sınır çekme seçeneğidir. Popper, yanlışlanabilirliği bilimsel olan kuramlar ile astroloji veya metafizik gibi bilimsel olmayan alanlar arasında bir sınır çekme ölçütü olarak önermiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada verilen Karl Popper'ın görüşünü analiz etmek.
Popper'ın, bilimselliği doğrulanabilirlik yerine yanlışlanabilirlik üzerinden tanımladığı ve astroloji gibi alanları bilim dışı olarak gördüğü belirlenir.
Metnin ana fikrini ve Popper'ın temel derdini kavramak için.
2
Popper'ın 'yanlışlanabilirlik' ilkesinin bilim felsefesindeki amacını tespit etmek.
Bu ilkenin, bilimsel olan kuramları bilimsel olmayan (sözde bilim) alanlardan ayırmak için bir ölçüt olarak sunulduğu anlaşılır.
Ölçütün felsefi olarak hangi probleme karşılık geldiğini bulmak için.
3
Seçenekleri inceleyerek elde edilen tespiti karşılayan kavramı bulmak.
Seçenekler arasından 'bilimsel olan önermeler ile bilimsel olmayan önermelerin ayırt edilmesi' yani 'sınır çekme' (demarkasyon) problemi doğru yanıt olarak seçilir.
Popper'ın yanlışlanabilirlik ilkesinin sınır çekme probleminin bir çözümü olduğunu doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Sınır Çekme Problemi (Demarkasyon) ve Yanlışlanabilirlik
Soru 8Soru

Aşağıda sol sütunda yer alan bilim felsefesi kavramların��, sağ sütunda verilen açıklamalarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Ürün olarak bilim
Etkinlik olarak bilim
Sınır çekme (demarkasyon) problemi
Epistemolojik anarşizm

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Ürün olarak bilim kavramı bilimi mantıksal önermeler analizi olarak gören açıklamayla; etkinlik olarak bilim kavramı bilim topluluğu ve paradigmaları inceleyen açıklamayla; sınır çekme problemi bilimsel olanla olmayanı ayırma ölçütleriyle; epistemolojik anarşizm ise bilimde tek yöntemi reddeden açıklamayla eşleşmektedir.
Ürün olarak bilim yaklaşımı mantıksal analiz ve doğrulamaya; etkinlik olarak bilim yaklaşımı paradigma ve bilim topluluğuna; sınır çekme problemi bilimsel ile bilim dışını ayırmaya; epistemolojik anarşizm ise tek yöntem dayatmasına karşı çıkmaya karşılık gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Ürün olarak bilim kavramını çözümleme.
Bu kavramın, mantıkçı pozitivistlerin bilimi tamamlanmış dilsel bir yapı ve doğrulama odaklı inceleme anlayışını yansıttığı tespit edilir.
Kavramın mantıksal analiz ve bitmiş ürün vurgusuna sahip açıklamayla eşleştirilmesi gerekir.
2
Etkinlik olarak bilim kavramını çözümleme.
Bu kavramın, Kuhn gibi düşünürlerin bilimi tarihsel süreçte bilim topluluklarının faaliyetleri ve paradigmalar üzerinden açıklayan görüşü olduğu belirlenir.
Bilim insanları topluluğu ve paradigmayı temel alan açıklamayla eşleştirme yapılır.
3
Sınır çekme (demarkasyon) problemini tanımlama.
Bu problemin, bilimsel kuramları bilimsel olmayan (metafizik vb.) iddialardan ayırma çabası olduğu anlaşılır.
Bilimsel bilgi ile bilim dışı bilgiyi ayıracak nesnel ölçüt arayışı açıklamasıyla eşleştirme yapılır.
4
Epistemolojik anarşizm kavramını analiz etme.
Feyerabend'in bilimde her yöntemin geçerli olabileceğini belirten çoğulcu anlayışı olduğu saptanır.
Yöntemsel tekliği dışlayan ve 'ne bulursan uyar' ilkesini benimseyen açıklamayla eşleştirilir.

Anahtar Kavram

Bilim felsefesindeki temel yaklaşımlar ve sınır çekme problemi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 9Soru

Thomas Kuhn'a göre bilim, rasyonel ve doğrusal bir çizgide, sürekli biriken bir bilgi yığını olarak ilerlemez. Aksine bilim, bilimsel topluluğun ortaklaşa paylaştığı bir bakış açısı olan paradigmalar altında yürütülen tarihsel ve sosyal bir etkinliktir. Mevcut paradigma karşılaştığı olgusal sorunları çözemediğinde ortaya çıkan uyumsuzluklar (anomaliler) birikir, bilim dünyasında bir bunalım dönemine yol açar ve nihayetinde eski paradigmanın yerini yenisinin almasıyla bilimsel bir devrim gerçekleşir.

Buna göre Kuhn’un 'etkinlik olarak bilim' yaklaşımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilimsel ilerleme, rasyonel doğrulamaların birikmesiyle değil, bilim insanları topluluğunun inanç ve yönelimlerini de içeren tarihsel ve sosyal kırılmalarla gerçekleşir.

Cevap

Bilimsel ilerleme, rasyonel doğrulamaların birikmesiyle değil, bilim insanları topluluğunun inanç ve yönelimlerini de içeren tarihsel ve sosyal kırılmalarla gerçekleşir.
Thomas Kuhn'un etkinlik olarak bilim yaklaşımına göre bilim, rasyonel mantık kurallarından ibaret steril bir ürün değil; bilim topluluğunun inançlarını, değerlerini ve yönelimlerini barındıran tarihsel-sosyal bir süreçtir. Bilimsel ilerleme doğrusal birikimle değil, paradigmalar arası devrimsel kırılmalarla gerçekleştiği için doğru yanıt bu durumu tam olarak açıklamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Kuhn'un 'etkinlik olarak bilim' görüşünün temel kabullerini analiz etmek.
Bilimin birikimli bir süreç olmadığı, rasyonel mantık kurallarının yanı sıra bilim topluluğunun yapısı, inançları ve sosyal uzlaşılarının bilimsel süreci belirlediği anlaşılır.
Paragraftaki 'tarihsel ve sosyal bir etkinliktir' ve 'bilimsel devrim gerçekleşir' ifadelerinin felsefi arka planını doğru yorumlamak.
2
Seçeneklerde verilen iddiaları Kuhn'un paradigma değişimi kuramıyla karşılaştırmak.
Bilimsel ilerlemenin rasyonel doğrulamaların birikmesiyle değil, topluluğun inanç ve yönelimlerini içeren tarihsel/sosyal kırılmalarla (devrimlerle) gerçekleştiğini savunan ifadenin Kuhn'un görüşüyle tam olarak örtüştüğü görülür.
Paragrafta vurgulanan anomaliler, bunalım ve devrim süreçlerinin rasyonel birikim modeline karşıt olarak konumlandırıldığını saptamak.

Anahtar Kavram

Etkinlik Olarak Bilim ve Thomas Kuhn'un Paradigma Kavramı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 10Soru

Ahlak felsefesinde fatalizm (kadercilik), bireyin eylemlerinin ve kararlarının tamamen doğal, toplumsal veya psikolojik neden-sonuç ilişkileriyle belirlendiğini savunurken; determinizm (belirlenimcilik), tüm olayların insan iradesinin ötesinde kozmik veya ilahi bir güç tarafından önceden belirlendiğini ve insanın bu yazgıyı hiçbir şekilde değiştiremeyeceğini ileri sürer.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

Verilen ifade yanlıştır çünkü determinizm ve fatalizm kavramlarının tanımları yer değiştirmiştir.
Doğru değerlendirme ifadenin 'yanlış' olmasıdır çünkü determinizm ile fatalizm kavramlarının açıklamaları karşılıklı olarak yanlış verilmiştir. Ahlaki iradenin sınırlarını açıklayan determinizm fiziksel/sosyal nedenlere dayanırken, fatalizm kader inancına dayanır.

Adım Adım Çözüm

1
Determinizm kavramının tanımını analiz etme
Determinizm, evrendeki her olayın fiziksel, psikolojik veya toplumsal nedenlerle belirlendiğini savunur.
İfadedeki determinizm tanımının doğruluğunu denetlemek.
2
Fatalizm kavramının tanımını analiz etme
Fatalizm (kadercilik), her şeyin doğaüstü bir güç tarafından önceden belirlendiğini ve insanın çabasının sonucu değiştiremeyeceğini savunur.
İfadedeki fatalizm tanımının doğruluğunu denetlemek.
3
İfadeyi karşılaştırarak doğruluk değerini belirleme
İfadede kavramların tanımlarının birbiriyle yer değiştirdiği, dolayısıyla önermenin yanlış olduğu tespit edilir.
Sorunun doğru cevabına ulaşmak.

Anahtar Kavram

İrade özgürlüğü probleminde determinizm ve fatalizm ayrımı
Soru 11Soru

Bir baraj inşaatında çalışan m��hendis Hakan, baraj kapaklarının güvenliğini denetlerken kritik bir hata tespit eder. Bu hatayı bildirmesi durumunda projenin duracağını ve kendisinin de işten çıkarılabileceğini bildiği hâlde, kendi ahlaki ilkeleri doğrultusunda durumu yetkililere rapor eder. Hakan'ın bu eylemini yorumlayan çalışma arkadaşlarından İlker: "Hakan başka türlü davranamazdı; çünkü onun dürüst karakteri, aldığı aile eğitimi ve mesleki ahlak bilinci bu kararı vermesini zorunlu kılmıştır." der. Diğer arkadaşı Semih ise: "Hakan ne yaparsa yapsın, bu olay onun alnına yazılmıştı; dolayısıyla bu raporu vermesi kaçınılmaz bir kaderdi." görüşünü savunur.

Buna göre İlker ve Semih'in açıklamaları, ahlak felsefesinde irade özgürlüğüyle ilgili sırasıyla hangi yaklaşımlara karşılık gelmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Determinizm - Fatalizm

Cevap

Determinizm ve fatalizm yaklaşımlarını sırasıyla veren seçenek doğrudur.
Doğru cevap determinizm ve fatalizm yaklaşımlarını sırasıyla veren seçenektir. İlker'in açıklaması eylemleri psikolojik ve sosyal nedenlere bağlayarak determinizmi temsil ederken, Semih'in açıklaması alınyazısı ve kaçınılmazlık vurgusuyla fatalizmi temsil etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
İlker'in açıklamasını analiz etmek.
İlker, Hakan'ın dürüst karakteri, aldığı aile eğitimi ve mesleki ahlak bilinci gibi etkenlerin Hakan'ın kararını zorunlu kıldığını savunmaktadır. Bu görüş, insan eylemlerinin çeşitli içsel ve dışsal nedenler tarafından belirlendiğini savunan gerekircilik (determinizm) yaklaşımına uygundur.
İrade özgürlüğü tartışmalarında nedensel belirlenmişlik vurgusunu saptamak.
2
Semih'in açıklamasını analiz etmek.
Semih, Hakan'ın eyleminin onun alnına yazıldığını ve bu durumun kaçınılmaz bir kader olduğunu belirtmektedir. Bu görüş, her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlendiğini ve insanın bunu değiştiremeyeceğini savunan yazgıcılık (fatalizm) yaklaşımına karşılık gelir.
Kader ve kaçınılmazlık vurgusuna dayalı yaklaşımı belirlemek.
3
Belirlenen yaklaşımları sırasıyla eşleştirerek doğru seçeneği bulmak.
Birinci açıklama determinizm, ikinci açıklama fatalizm olduğu için doğru sıralama determinizm ve fatalizm şeklinde olmalıdır.
Soru kökündeki 'sırasıyla' ifadesine uygun olarak doğru eşleşmeyi sağlamak.

Anahtar Kavram

Ahlaki İrade Özgürlüğü Yaklaşımları (Determinizm ve Fatalizm Ayrımı)
Soru 12Soru

Aşağıdaki ahlak felsefesi akımlarını, bu ak��mların ahlaki eylemin temel ölçütüne dair öne sürdükleri açıklamalarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Pragmatizm
Utilitarizm
Ödev Ahlakı
Sezgicilik (İntüisyonizm)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru eşleştirme şu şekildedir: Pragmatizm pratik yararı esas alan açıklamayla, Utilitarizm toplumsal yararı gözeten açıklamayla, Ödev Ahlakı eylemin ödev bilinciyle yapılmasını savunan açıklamayla, Sezgicilik ise içsel seziyi ve sezgiyi temel alan açıklamayla eşleşir.
Doğru eşleştirmede her felsefi akım kendi temel ahlaki ölçütüyle eşleşmiştir. Pragmatizm pratik fayda ve yaşamsal işe yararlıkla; utilitarizm en çok sayıda insanın ortak mutluluğu ve toplumsal yararıyla; ödev ahlakı çıkar gözetmeksizin sadece ödeve uygun iyi niyetle; sezgicilik ise ahlaki doğruların içsel seziyle doğrudan kavranmasıyla eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Pragmatizm kavramının tanımı incelenir.
Pragmatizm, pratik yarar ve hayatta işe yarama ilkesini ahlaki değerin ölçütü olarak görür. Dolayısıyla bu kavram pratik yararı vurgulayan açıklama ile eşleşir.
Kavramın felsefi tanımını ve ahlak anlayışındaki karşılığını tespit etmek.
2
Utilitarizm kavramı incelenir.
Utilitarizm, bireysel faydadan çok toplumsal faydayı ve çoğunluğun mutluluğunu savunur. Bu nedenle toplumsal yarar ve en çok kişiye mutluluk sağlamayı esas alan açıklama ile eşleşir.
Genel fayda (utilite) kavramının toplumsal yansımasını bulmak.
3
Ödev Ahlakı kavramı incelenir.
Kant'ın ödev ahlakı eylemin sonucuna bakmaksızın, ödev bilinci ve iyi niyetle yapılmasını koşulsuz buyruk olarak görür. Bu yüzden ödev bilincini vurgulayan açıklama ile eşleşir.
Sonuç odaklı olmayan, niyet ve ödev temelli ahlak anlayışını ayırt etmek.
4
Sezgicilik (İntüisyonizm) kavramı incelenir.
Sezgicilik, ahlaki eylemlerde akıl veya deney yerine içsel sezginin ve doğrudan kavrayışın rehberliğini savunur. Dolayısıyla bu kavram içsel seziyi temel alan açıklama ile eşleşir.
Bilgi ve ahlakta sezginin rolünü belirlemek.

Anahtar Kavram

Ahlaki eylemin amacı ve ahlak yasasının varlığına dair farklı etik yaklaşımlar (Pragmatizm, Utilitarizm, Ödev Ahlakı, Sezgicilik).
Soru 13Soru

İnsanın ahlaki eylemlerinde tamamen özgür olduğunu savunan görüşler ile eylemlerinin önceden belirlenmiş bir yazgı tarafından yönetildiğini savunan görüşlerin arasında bir uzlaşı arayan bu yaklaşım; bireyin ahlaki kararlarında toplumsal veya doğal çevresinden etkilendiğini kabul eder. Ancak birey, aklını kullanarak, bilgi birikimini artırarak ve kendi üzerine düşünerek bu etkilerin esiri olmaktan kurtulabilir ve kendi kararlarını kendisi verebilir. Bu anlamda özgürlük, doğuştan gelen hazır bir yeti değil, bireyin kendi ahlaki gelişimiyle kazandığı bir derecedir.

Bu parçada açıklanan ve ahlaki özerkliği bireyin kendini geliştirmesine bağlayan görüş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Otodeterminizm

Cevap

Otodeterminizm
Otodeterminizm, insanın ahlaki eylemlerinde toplumsal veya doğal koşullarla çevrelendiğini kabul etmekle birlikte, aklını ve bilgisini kullanarak bu sınırları aşabileceğini ve kendi ahlaki yasasını kendisinin koyabileceğini (özerklik) savunur. Parçada geçen 'özgürlük sonradan kazanılan bir derecedir' vurgusu bu akımın özünü oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiayı belirleme
Parçada, insanın eylemlerinde tamamen özgür ya da tamamen kısıtlanmış olmadığı, kendi aklını ve bilgisini kullanarak özgürleşebileceği anlatılmaktadır.
Sorunun doğru cevabına ulaşmak için paragraftaki ahlak felsefesi problemine verilen yanıtı saptamak gerekir.
2
Seçeneklerdeki kavramların tanımlarıyla karşılaştırma yapma
Determinizm insanı tamamen kısıtlanmış, indeterminizm tamamen serbest görür. Fatalizm ise ilahi/kozmik bir yazgıya bağlar. Otodeterminizm ise özgürlüğü insanın kendi çabasına ve aklına bağlayan 'özerklik' modelidir.
Doğru felsefi akımı çeldiricilerden ayırmak için kavramsal analiz yapılması şarttır.
3
Doğru kavramı onaylama
Parçada geçen 'özgürlük doğuştan gelen hazır bir yeti değil, bireyin kendi çabasıyla kazandığı bir derecedir' ifadesi otodeterminizmin temel tezidir.
Parçanın son cümlesindeki en net ipucuyla doğru teoriyi eşleştirmek için bu adım uygulanır.

Anahtar Kavram

Otodeterminizm (Ahlaki Özerklik)
Soru 14Soru

John Stuart Mill'in utilitarist (faydacı) ahlak kuramına göre, bir eylemin ahlaki açıdan doğru ve değerli sayılabilmesi için eyleyen bireyin yalnızca kendi kişisel yararını ve hazzını maksimize etmeyi amaçlaması gerekir.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

Önerme yanlıştır. Utilitarizm bireysel faydayı değil, toplumsal/evrensel faydayı temel ahlaki ölçüt olarak kabul eder.
Doğru cevap 'Yanlış' olarak belirlenmiştir çünkü John Stuart Mill'in temsilcisi olduğu faydacılık, eylemin ahlakiliğini bireyin kendi çıkarıyla değil, eylemin etkilediği tüm insanların genel mutluluğuna yaptığı katkıyla ölçer.

Adım Adım Çözüm

1
Önermede geçen ahlak kuramını (utilitarizm) ve bu kuramın savunduğu temel ahlaki ölçütü belirleyin.
Utilitarizm (faydacılık), ahlaki eylemin amacının 'fayda' olduğunu savunur.
Kuramın temel tanımını doğru kavramak için.
2
Utilitarizmin fayda kavramına getirdiği tanımı, bireysel fayda (egoizm) ve toplumsal fayda ayrımı açısından analiz edin.
John Stuart Mill ve Bentham gibi utilitaristler, ahlaki faydayı tek bir bireyin çıkarı olarak değil, genel olarak topluluğun/insanlığın faydası (en büyük mutluluk ilkesi) olarak ele alır.
Önermede iddia edilen 'yalnızca kendi kişisel yararı' ifadesinin kuramın özüyle uyuşup uyuşmadığını doğrulamak için.
3
Bulunan sonuç ile önermedeki iddiayı karşılaştırıp önermenin doğruluk değerini belirleyin.
Önermede iddia edilen ahlak anlayışı faydacılık değil, ahlaki egoizm veya bireysel hedonizmdir. Bu nedenle önerme yanlıştır.
Sorunun nihai cevabına ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Utilitarizm (Faydacılık) ve Ahlaki Egoizm Ayrımı
Soru 15Soru

Spinoza, Tanrı ve doğayı tek ve bölünmez bir töz olarak görerek "Tanrı ya da Doğa" (Deus sive Natura) formülünü ortaya koyar. Ona göre evrendeki her şey Tanrı'dan türemiştir ve O'nun birer görünümüdür. Diğer taraftan panenteist düşünürler, evrenin Tanrı'da var olduğunu kabul etmekle birlikte Tanrı'nın evrene eşitlenemeyeceğini; O'nun, evreni hem kapsayan hem de onun ötesinde olan aşkın bir niteliğe sahip olduğunu savunurlar.

Bu parçadan hareketle panteizm ve panenteizm akımları arasındaki ayrım noktası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanrı'nın evren ile tümüyle özdeş (içkin) olması ile evreni hem kapsayan hem de aşan (aşkın) bir varlık olarak kabul edilmesi arasındaki fark

Cevap

Tanrı'nın evren ile tümüyle özdeş (içkin) olması ile evreni hem kapsayan hem de aşan (aşkın) bir varlık olarak kabul edilmesi arasındaki fark
Doğru seçenek panteizm ile panenteizm arasındaki ontolojik farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Panteizm Tanrı ile evreni tamamen özdeşleştirerek Tanrı'yı evrene içkin kılarken, panenteizm (çift kutuplu teizm) evrenin Tanrı'da olduğunu kabul etmekle birlikte Tanrı'nın evrenden daha büyük ve aşkın olduğunu savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen panteizmin (Spinoza) Tanrı anlayışı analiz edilir.
Panteizmde Tanrı ve doğanın tek bir töz olduğu, yani birbirine tamamen özdeş (tümüyle içkin) olduğu belirlenir.
Parçada Spinoza'nın 'Tanrı ya da Doğa' ifadesiyle her şeyin Tanrı'nın bir görünümü olduğunu savunduğu belirtilmiştir.
2
Metinde geçen panenteizmin Tanrı anlayışı analiz edilir.
Panenteizmde evrenin Tanrı'da var olduğu ancak Tanrı'nın evrenden ibaret olmayıp aşkın bir yönünün de bulunduğu belirlenir.
Parçada panenteistlerin Tanrı'nın evrene eşitlenemeyeceğini, onu hem kapsayıp hem de onun ötesinde (aşkın) olduğunu savundukları belirtilmiştir.
3
İki akım arasındaki temel fark karşılaştırılarak doğru seçeneğe ulaşılır.
Ayrım noktasının Tanrı'nın evrenle özdeşliği (sadece içkinliği) ile hem içkin hem de aşkın olması durumunda yattığı tespit edilir.
Panteizmde aşkınlık reddedilirken panenteizm hem içkinliği hem aşkınlığı barındırır.

Anahtar Kavram

Panteizm ve Panenteizm Ayrımı
Soru 16Soru

İnsan zihni, yapısı gereği yalnızca duyusal deneyim dünyasını ve bu dünyadaki olgusal ilişkileri kavrayabilir. Duyu deneyiminin sınırlarını aşan, denetlenemeyen ve olgusal karşılığı bulunmayan aşkın bir varlık alanı ise rasyonel veya ampirik yöntemlerle ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir. Bu nedenle, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu gibi metafiziksel konular insan aklının sınırlarının ötesindedir ve bu konularda kesin bir iddiada bulunmaktan kaçınmak felsefi açıdan tek tutarlı yoldur.

Bu parçada dile getirilen felsefi tutum, din felsefesindeki aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle doğrudan ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Agnostisizm

Cevap

Agnostisizm
Parçada, insan zihninin duyusal sınırları aşan aşkın konuları kavrayamayacağı ve Tanrı'nın varlığı veya yokluğu hakkında kesin bir yargıda bulunmaktan kaçınılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu görüş, felsefede bilinemezcilik anlamına gelen agnostisizm ile doğrudan örtüşür.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel epistemolojik iddiayı belirleme
İnsan zihninin duyu deneyimini aşan aşkın/metafizik konuları (Tanrı'nın varlığı gibi) doğrulayamayacağı veya yanlışlayamayacağı belirtilmiştir.
Parçanın ana fikrini saptamak, bizi doğru felsefi akıma ulaştıracaktır.
2
Seçeneklerdeki akımların bilgiye ve Tanrı'nın varlığına yaklaşımlarını karşılaştırma
Tanrı'nın varlığı veya yokluğu konusunda kesin bir iddiada bulunmaktan kaçınmayı (bilinemezciliği) savunan akımın agnostisizm olduğu görülür.
Doğru kavrama ulaşmak için seçenekler ile metindeki tanımı eşleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Agnostisizm (Bilinemezcilik)
Soru 17Soru

Jean-Jacques Rousseau'ya göre, insan doğası gereği özgür ve eşit doğmuştur ancak toplumsal yaşamın başlaması ve mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte bu doğal özgürlük yitirilmiştir. İnsanın kaybettiği bu özgürlüğü yeni bir formda geri kazanmasının yolu, tüm bireylerin haklarını ve güçlerini toplumun bütününe devrederek ortak bir irade oluşturmalarından geçer. Bu ortak irade, bireysel çıkarların toplamı değil, toplumsal ortak iyiyi hedefleyen 'genel irade'dir. Birey, genel iradeye itaat ettiğinde aslında kendi iradesine itaat etmiş olur ve böylece özgürlüğünü korur.

Buna göre, Rousseau'nun siyaset felsefesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gerçek özgürlük, bireyin kendi katılımıyla oluşturulan ortak toplumsal iradeye ve yasalara uymasıyla mümkündür.

Cevap

Gerçek özgürlük, bireyin kendi katılımıyla oluşturulan ortak toplumsal iradeye ve yasalara uymasıyla mümkündür.
Doğru yanıt olan yargı, parçadaki 'Birey, genel iradeye itaat ettiğinde aslında kendi iradesine itaat etmiş olur ve böylece özgürlüğünü korur.' ifadesiyle doğrudan örtüşmektedir. Rousseau'ya göre yasalara itaat, eğer bu yasalar toplumun ortak iyiliğini hedefleyen ortak irade tarafından yapılmışsa, özgürlüğün kısıtlanması değil bilakis güvence altına alınmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı belirleme
Rousseau'nun doğal durumdan toplumsal duruma geçişte özgürlüğün nasıl korunabileceğine yönelik çözümünün 'genel irade' kavramı olduğu tespit edilir.
Parçanın ana fikrini saptamak, doğru seçeneğe ulaşmanın ilk adımıdır.
2
Genel irade ile bireysel özgürlük ilişkisini analiz etme
Bireyin kendi katılımıyla oluşan genel iradeye (yasalara) uymasının, aslında kendi iradesine uyması anlamına geldiği ve bunun da özgürlüğü sağladığı sonucuna varılır.
Yazarın özgürlük ve yasalara itaat arasında kurduğu köprüyü anlamak, çeldiricileri elemeyi sağlar.

Anahtar Kavram

Toplumsal Sözleşme ve Genel İrade
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 18Soru

Evrenin var oluşunu açıklamak için aşkın bir ilk nedenin varlığını kabul etmek akılsal bir zorunluluktur. Ancak bu yaratıcı, evreni mükemmel işleyen mekanik bir düzende yaratmış ve kendi yasalarıyla baş başa bırakmıştır. Dolayısıyla O'nun tarihe müdahale etmesi, mucizeler gerçekleştirmesi veya peygamberler aracılığıyla insanlarla iletişim kurması düşünülemez.

Bu parçada açıklanan görüşler, din felsefesinin aşağıdaki yaklaşımlarından hangisine aittir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Deizm

Cevap

Deizm (Tanrı'nın evreni yarattığını ancak ona müdahale etmediğini savunan yaklaşım)
Doğru cevap deizmdir. Parçada bir yaratıcının varlığının akılsal bir zorunluluk olduğu belirtilerek Tanrı inancı doğrulanmış, ancak bu yaratıcının evreni yarattıktan sonra onu kendi yasalarıyla baş başa bıraktığı, vahiy ve mucize göndermediği vurgulanmıştır. Bu tanımlama, Tanrı'yı evrenin ilk nedeni olarak kabul eden fakat dinleri ve ilahi müdahaleyi reddeden deizm yaklaşımı ile birebir örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki 'aşkın bir ilk nedenin varlığını kabul etmek akılsal bir zorunluluktur' ifadesini analiz etmek.
Bu ifadeyle Tanrı'nın varlığını reddeden ateizm ve bilinemez olduğunu savunan agnostisizm elenir.
Yaratıcı bir ilk nedenin varlığının kabul edilmesi, yaratıcıyı kabul eden akımlara yönelmeyi gerektirir.
2
Parçadaki 'yaratıcı, evreni kendi yasalarıyla baş başa bırakmıştır... müdahale etmesi düşünülemez' ifadesini değerlendirmek.
Tanrı'nın evrene sürekli müdahale ettiğini, vahiy ve mucize gönderdiğini savunan teizm elenir.
Evrenin yaratıldıktan sonra kendi mekanik yasalarına göre işlediği ve ilahi müdahalenin olmadığı fikri teizm ile çelişir.
3
Elde edilen verileri din felsefesi akımları ile eşleştirmek.
Hem aşkın bir yaratıcıyı kabul eden hem de O'nun evrene müdahalesini, vahyi ve mucizeleri reddeden yaklaşımın deizm olduğu belirlenir.
Deizm, Tanrı'yı evrenin ilk nedeni olarak kabul etmekle birlikte evreni kendi haline bırakan bir saat yapımcısına benzetir.

Anahtar Kavram

Deizm ve Tanrı-evren ilişkisi
Soru 19Soru

Thomas Hobbes, "Leviathan" adlı eserinde insanların doğa durumunda sürekli bir korku ve ölüm tehlikesi içinde yaşadıklarını, bu durumdan kurtulmak için akıl yürüterek aralarında bir sözleşme yaptıklarını belirtir. Bu sözleşmeyle insanlar, güvenliklerini sa��lamak karşılığında kendi üzerlerindeki yönetme haklarını tek bir egemene veya kurula devrederler. Hobbes'a göre bu egemen gücün yetkileri sınırsızdır ve bölünemez; çünkü bölünmüş bir güç toplumsal güvenliği sağlayamaz.

Buna göre Hobbes'un siyaset felsefesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin meşruiyeti, insanların güvenlik ihtiyacına dayalı rasyonel bir uzlaşmaya dayanmaktadır.

Cevap

Devletin meşruiyeti, insanların güvenlik ihtiyacına dayalı rasyonel bir uzlaşmaya dayanmaktadır.
Doğru seçenek, devletin meşruiyetinin insanların can güvenliği arayışı doğrultusunda kendi aralarında yaptıkları iradi ve rasyonel bir anlaşmaya (toplumsal sözleşmeye) dayandığını ifade eder. Hobbes felsefesinde devlet doğal bir organizma değil, insanların güvenlik ihtiyacını karşılamak üzere yapay olarak inşa ettikleri bir ortak uzlaşı ürünüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiayı analiz etmek.
Hobbes'a göre insanların güvenlik ihtiyacı sebebiyle akıl yürüterek kendi aralarında bir sözleşme yaptıkları belirlenir.
Yazarın devletin kökenine ilişkin sunduğu gerekçeyi saptamak.
2
Seçenekleri bu temel iddiayla karşılaştırmak.
İnsanların ortak iradesi ve rasyonel uzlaşısının devletin meşruiyet zemini olduğu görülür.
Doğru yargıya ulaşmak ve hatalı yorumları elemek.

Anahtar Kavram

Toplumsal Sözleşme ve Devletin Kökeni
Soru 20Soru

Platon, *Devlet* adlı eserinde toplumsal yapıyı insan ruhunun bir yansıması olarak ele alır. Ona göre insan ruhunda bulunan akıl, cesaret ve arzular; devlette sırasıyla yöneticiler, askerler (koruyucular) ve üreticiler sınıflarına kar��ılık gelmektedir. Ruhun bölümleri arasındaki hiyerarşik uyum bireyde adaleti sağlarken, devlette de her sınıfın kendi ödevini yerine getirmesi ve aklı temsil eden filozofların yönetici olması toplumsal adaleti tesis eder.

Buna göre Platon'un ideal devlet modeline ilişkin aşağıdakilerden hangisi savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal adaletin gerçekleşmesi, her sınıfın kendi doğasına uygun olan işlevi yerine getirmesine ve bilgece yönetilmesine bağlıdır.

Cevap

Toplumsal adaletin gerçekleşmesi, her sınıfın kendi doğasına uygun olan işlevi yerine getirmesine ve bilgece yönetilmesine bağlıdır.
Platon'un devlet kuramında devlet, insan ruhunun makro düzeydeki bir kopyasıdır. Parçada da belirtildiği üzere, ruhun akıl, cesaret ve arzu bölümlerinin uyumu bireyde adaleti sağlarken; toplumsal düzeyde de yöneticilerin bilgece yönetmesi, askerlerin koruması ve üreticilerin üretmesiyle adalet tesis edilir. Dolayısıyla adalet, her sınıfın kendi doğasına uygun işi yapması ve hiyerarşik düzene uymasıyla mümkündür.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde kurulan ruh ve devlet benzetmesini (analoji) incelemek.
Ruhun bölümleri (akıl, cesaret, arzu) ile toplumsal sınıfların (yöneticiler, askerler, üreticiler) eşleştiği ve aralarında hiyerarşik bir uyum olduğu tespit edilir.
Platon'un toplumsal sınıfları ve devlet yapısını nasıl temellendirdiğini anlamak için.
2
Adaletin hangi koşullarda gerçekleştiğini belirlemek.
Adaletin, her sınıfın kendi ödevini yapması ve filozofların yönetmesiyle sağlandığı anlaşılır.
İdeal devletin adalet ilkesine nasıl ulaştığını kavramak için.
3
Ulaşılan sonuçları seçeneklerle karşılaştırmak.
Her sınıfın kendi doğasına uygun işlevleri yerine getirmesinin adaleti oluşturduğu seçeneğine ulaşılır.
Doğru yargıyı tespit etmek için.

Anahtar Kavram

Platon'un İdeal Devlet ve Adalet Anlayışı
Tahmini Süre:2m 0s
Sayfa 1 / 3Sonraki