Paragrafta Anlam
1306 soru
Metinlerarasılık kuramının yazar, okur ve anlam kavramlar��na getirdiği yeni bakış açısını açıklayan aşağıdaki cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Modern kentler, geçmişin izlerini silip süpüren devasa beton blokların gölgesinde yükselirken insanın mekânla kurduğu bağı da zedeliyor. Bir zamanlar her sokağın, her taşın kendi hikâyesini fısıldadığı o eski mahalleler; yerini tekdüze, ruhsuz caddelere bırakıyor. Bazı mimarlar bu dönüşümü kaçınılmaz bir ilerleme olarak sunsa da aslında bu durum, toplumsal belleğin adım adım yok edilmesinden başka bir şey değildir. Mimar Turgut Cansever'in de belirttiği gibi, "Şehri inşa etmek, insanı inşa etmektir." Eğer biz geçmişimizi yansıtan mimari yapıları koruyamazsak gelecekte kendimizi de tanımlayamayız. Nitekim geçmişin estetiğini barındıran yapılarla modern gökdelenleri karşılaştırdığımızda, ilkinin insana huzur verdiğini, ikincisinin ise onu yalnızlaştırdığını açıkça görürüz.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki numaralanmış paragrafları, içlerinde ağır basan anlatım biçimleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Edebi eserin varoluşsal statüsü, yazarın zihnindeki ilk tasarımla sınırlı olmadığı gibi, kâğıt üzerine dökülen sabit harflerin ve dilsel göstergelerin mekanik toplamından da ibaret değildir. Bir roman ya da şiir, ancak okuma eyleminin tetiklediği o dinamik karşılaşma alanında, yani yazarın kurgusal göndergeleri ile okurun öznel alımlama ufkunun kesiştiği o gizemli "boşluklarda" gerçek anlamını ve estetik değerini kazanır. Wolfgang Iser’in estetik kuramında kavramsallaştırdığı bu "belirsizlik noktaları" (indeterminacy), okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp metnin anlam üretimine katılan aktif bir ortak haline getirir. Edebi metin, yapısı gereği her tarihsel dönemde ve her farklı zihinde yeniden kurgulanmaya açık, ucu açık potansiyel bir anlam matrisidir. Bu bağlamda, bir yapıtın "klasik" payesiyle taçlandırılması, onun zamanlar üstü, değişmez ve donmuş bir mutlak hakikati barındırmasından değil; aksine, farklı dönemlerin değişen estetik ve entelektüel algılarına, yeni soru sorma biçimlerine sürekli cevap verebilecek esnek ve tükenmez bir anlam potansiyeline sahip olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla edebi yapıt, geçmişte tamamlanıp müzeye kaldırılmış donuk bir anıt değil, her okuma edimiyle şimdiki zamanda yeniden üretilen canlı ve dinamik bir süreçtir.
Bu parçadan hareketle "klasik" yapıtların kalıcılığı ve sanatsal değeri aşağıdakilerden hangisine bağlanmıştır?
Aşağıdaki numaralanmış cümleleri anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturacak şekilde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Numaralanmış cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanması için doğru dizilim aşağıdakilerden hangisi olmalıdır?
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
İnsan hafızası, geçmişi kaydetmek ve geri çağırmak için karmaşık mekanizmalar kullanır. Bu mekanizmalar içinde en şaşırtıcı olanlardan biri, kokuların ge��mişe ait anıları ve duyguları aniden tetiklemesi durumudur. Edebiyat dünyasında Marcel Proust'un 'Kayıp Zamanın İzinde' adlı romanındaki madlen keki çaya batırıp yediğinde çocukluk anılarının canlanmasıyla ünlenen bu durum, bilim literatüründe 'Proust etkisi' olarak adlandırılır. Bilimsel araştırmalar, kokuları işleyen koku soğancığının, beynin duygu ve hafıza merkezleri olan amigdala ve hipokampus ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir. Diğer duyulardan gelen bilgiler beyin kabuğunda işlendikten sonra bu merkezlere ulaşırken, koku duyusu hiçbir aracıya uğramadan doğrudan duygu ve bellek merkezine iletilir. Bu yüzden bir koku, yıllardır unutulmuş bir anıyı en ince ayrıntılarıyla ve o günkü yoğun duygusal hissiyle aniden zihnimizde canlandırabilir. Araştırmacılar, bu doğrudan yolun, kokuların neden diğer duyulardan daha hızlı ve daha yoğun duygusal tepkiler yarattığını açıkladığını belirtmektedirler. Örneğin, bir ses veya görüntü geçmişe dair bilgileri mantıksal bir sırayla hatırlamamızı sağlarken, bir koku bizi doğrudan o anın içine fırlatır. Bu durum, kokunun hafıza üzerindeki eşsiz ve güçlü etkisini ortaya koymaktadır. Günümüzde bu etki, özellikle pazarlama sektöründe tüketicilerin duygusal bağlarını güçlendirmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır.
Bu parçaya göre, kokuların diğer duyulara kıyasla geçmişteki anıları daha hızlı ve yoğun duygusal tepkilerle canlandırmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda verilen anlatım ilkelerine ait tanımları, karşılarında bulunan uygun kavramlarla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Zeytin ağacı, Akdeniz kültürünün ve coğrafyasının en eski sembollerinden biri olarak binlerce yıldır insanlığa şifa ve besin sunmaktadır. (II) Anadolu topraklarında zeytin tarımının tarihi, Tunç Çağı'na kadar uzanmakta ve bu ağacın kutsallığı eski efsanelerde sıkça vurgulanmaktadır. (III) Bu verimli ağacın meyvesinden elde edilen zeytinyağı, günümüzde sadece mutfaklarda değil, kozmetik ve tıp alanında da yaygın olarak tercih edilmektedir. (IV) Zeytinyağı üretiminde geleneksel yöntemlerden biri olan taş değirmenlerde ezme işlemi, meyvenin doğal aromasının korunmasında büyük rol oynar. (V) Bu yöntemde zeytinler büyük taş silindirler altında ezilerek hamur hâline getirilir ve ardından sıkma torbalarına doldurulur. (VI) Torbalara uygulanan mekanik basınç sayesinde sızan ilk yağ, hiçbir ısıl işleme maruz kalmadığı için besin değerini tamamen korur.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istenirse ikinci paragraf hangi numarayla gösterilen cümleyle başlar?
Geçen gün çekmecenin derinliklerinde eski bir fotoğraf albümü buldum. Tozlu kapakları araladığımda karşıma çıkan sararmış kareler beni otuz yıl öncesine, o çocukluk günlerimin geçtiği bahçeli eve götürdü. Fotoğrafta dedem, elinde budama makasıyla gül ağaçlarının arasında gülümserken ben de hemen yanında, üzerimdeki çamurlu önlükle ona yardım etmeye çalışıyordum. O günleri ne kadar da özlemişim... Keşke o zamanlar dedemin anlattığı o güzel hikâyeleri bir kenara yazsaydım, o tatlı sesini zihnime daha sıkı kazısaydım diye geçirdim içimden. Şimdi elimde sadece suskun kareler ve o günlerin bir daha geri gelmeyeceğini fısıldayan derin bir boşluk hissi var. Zamanın bu kadar hızlı akıp gideceğini, o kıymetli sohbetlerin bir gün tamamen susacağını hiç düşünmemiştim.
Bu parçada kendisinden söz eden yazarın içinde bulunduğu baskın duygu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Alımlama estetiği, bir edebi eserin sanatsal değerinin yalnızca yazarın niyetinde değil, okurun o metinle kurduğu etkileşimde aranması gerektiğini savunur. (II) Metin, okur tarafından alımlanmadığı sürece potansiyel bir anlamlar yığını olarak kalır ve ancak okuma eylemiyle somutlaşarak varlık kazanır. (III) Bu yaklaşımda okur, edilgen bir alıcı olmaktan çıkıp anlamı aktif olarak üreten bir özne, adeta eserin ortak yaratıcısı konumuna yükselir. (IV) İşte bu sınırlandırılm��şlık sayesindedir ki okuma eylemi, keyfi bir yorumlama çılgınlığına dönüşmekten kurtulup estetik bir tutarlılık kazanır. (V) Diğer bir deyişle, yazarın kurduğu yapı ile okurun zihnindeki anlam dünyası arasındaki bu dinamik denge, edebi iletişimin temelini oluşturur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra, "Ancak okurun bu zihinsel inşası, metnin sunduğu dilsel ipuçları ve boşluklarla sınırlandırılmış kurmaca bir oyun alanında gerçekleşir." cümlesi getirilmelidir?
(I) Dendrokronoloji; ağaç halkalarının genişliklerini, hücre yapısını ve kimyasal bileşimini inceleyerek geçmiş dönemlerdeki çevre koşullarını saptayan bilim dalıdır. (II) Bu yöntemde, özellikle uzun ömürlü ağaç türlerinden alınan ahşap örneklerin yıllık büyüme halkaları mikroskop altında detaylı analizlere tabi tutulur. (III) Her yıl eklenen bu halkalar; ağacın yaşadığı dönemdeki yağış miktarı, sıcaklık derecesi, toprak yapısı ve hatta yangın ya da böcek istilası gibi ekolojik olayları adeta birer günlük gibi kaydeder. (IV) Bilimsel bir disiplin olarak dendrokronolojinin temelleri, 20. yüzyılın başlarında Amerikalı astronom Andrew Ellicott Douglass tarafından atılmıştır. (V) Güneş lekelerinin dünya iklimi üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla ağaç halkalarını inceleyen Douglass, halka genişlikleri ile iklim döngüleri arasındaki doğrudan ilişkiyi kanıtlamıştır. (VI) Onun Arizona Üniversitesinde kurduğu ağaç halkası araştırma laboratuvarı, bu yöntemin tüm dünyaya yayılmasını ve modern iklim modellerinin oluşturulmasını sağlamıştır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Modern şehirlinin navigasyon uygulamalarıyla kurduğu ilişki, mekânı keşfetme arzusundan ziyade onu hızla tüketme refleksine dayanır. Kağıt haritalar; kullanıcıya bir coğrafyanın bütünselliğini hissettirir, kaybolma payı bırakarak tesadüfi güzelliklerin kapısını aralardı. Oysa dijital ekranın o mavi, yanıp sönen noktası; bizi çevreleyen caddelerin mimari dokusunu, sokak satıcılarının seslerini, yani mekânın ruhunu siler; geriye sadece en kısa sürede ulaşılması gereken bir hedef bırakır. 'Akıllı telefonlar dünyayı küçülttü.' diyenlerin aksine, bu teknoloji aslında insan ile çevresi arasındaki mesafeyi hiç olmadığı kadar açmıştır. Çünkü algı, yön bulma çabasının getirdiği o zihinsel yorgunluktan mahrum kaldığında adeta körleşmektedir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yıllardır mikrofonumu kentin gürültüsünden kaçırıp dağ başlarına, ıssız vadilere yöneltiyorum. İlk zamanlar, kaydettiğim her rüzgâr uğultusunda, her kuş çığlığında kusursuz bir sessizlik arardım; adeta doğayı kendi zihnimdeki steril dünyaya uydurmaya çalışırdım. Bir hışırtı, yabancı bir vızıltı duyunca kaydı siler, saatlerce verdiğim emeğe yanardım. Şimdilerde ise o 'kusur' dediğim yabani seslerin, doğanın asıl nefes alışı olduğunu anladım. Kayıt cihazımın ekranındaki frekans dalgalarına bakarken geçmişteki o mükemmeliyetçi, telaşlı insanı tebessümle anıyorum. Artık doğayı ehlileştirmekten vazgeçip onun kendi ritmini, tüm pürüzleriyle kucaklamayı öğrendim. Bu kabulleniş, sadece kulaklığımın içindeki dünyayı değil, ruhumu da sakinleştirdi.
Bu par��ada kendisinden böyle söz eden bir kişiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Walter Benjamin, 'Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı' adlı meşhur denemesinde, mekanik yeniden üretim tekniklerinin gelişmesiyle sanat eserinin geleneksel konumunda meydana gelen k��klü değişimi estetik ve sosyolojik açılardan ele alır. Benjamin’e göre, özgün bir sanat eseri, kendine has bir 'aura'ya (hale) sahiptir. Aura; eserin şimdi ve buradalığı, yani belirli bir zamanda ve mekanda benzersiz bir biçimde var olmasıyla ortaya çıkan tarihsel derinlik, otorite ve biriciklik duygusudur. Ancak fotoğraf ve sinema gibi modern teknolojiler sayesinde sanat eserleri kitlesel olarak çoğaltılabilir hale geldiğinde, bu benzersizlik ve onunla birlikte aura da kaçınılmaz olarak çözülmeye başlar. Yeniden üretim teknolojileri, eseri yaratıldığı ritüel ve geleneksel bağlamdan kopararak onu alıcının kendi gündelik gerçekliğine yaklaştırır ve böylece sanatın yüksek sınıflara özgü törensel işlevini sarsar. Benjamin bu durumu salt nostaljik veya olumsuz bir kayıp olarak görmekten ziyade, sanatın elitist ve tekelci bir tapınma nesnesi olmaktan çıkıp kitleler için demokratikleşmesi ve yeni bir politik işlev kazanması için alan açtığını savunur. Böylece aura kaybı, sanatın toplumsal algılanışında devrimci bir dönüşümün habercisi haline gelir.
Bu parçadan hareketle 'aura' (hale) kavramı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki sol sütunda yer alan numaralanmış metin parçalarını, sağ sütunda verilen anlatım ilkelerinin ihlaline yönelik açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Numaralanmış edebi değerlendirmelerin vurguladığı yazınsal özellikleri, karşılarında yer alan anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
35 ve 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Sanat eserinin varoluşu, sadece yaratıcısının üretim eylemiyle sınırlı ve tamamlanmış bir olgu değildir; aksine, eserin asıl varlık alanı alımlayıcının (okur, izleyici ya da dinleyici) zihinsel evreninde inşa edilir. Hans Robert Jauss ve Wolfgang Iser gibi alımlama estetiği kuramcıları, edebi metni veya sanat yapıtını kendi içine kapalı, sabit bir anlamlar toplamı olarak görmezler. Onlara göre yapıt, alımlayıcı tarafından somutlaştırılmayı ve anlamlandırılmayı bekleyen birtakım 'belirsizlik alanları' yani 'boşluklar' barındıran dinamik bir taslaktır. Yazar veya sanatçı, metne yalnızca belirli bir potansiyel yükler; bu potansiyelin fiiliyata dökülmesi ise alımlayıcının tarihsel birikimi, 'beklenti ufku' ve estetik yönelimleri aracılığıyla gerçekleşir. Dolayısıyla her yeni alımlama süreci, eserin yeniden üretilmesi ve farklı bir anlam katmanıyla donatılması demektir. Bu durum, sanat eserini monolojik bir dayatmadan kurtarıp sanatçı ile alımlayıcı arasında kurulan zamansız bir diyaloga dönüştürür. Sonuç olarak, alımlayıcının aktif kurucu rolünü dışlayan her estetik kuram, yapıtı kendi tarihsel anına hapsolmuş, donmuş bir nesneye indirgeme hatasına düşer. Bu bağlamda bir eserin değeri, onun içinde barındırdığı hazır doğrulardan ziyade, farklı okurların zihninde yarattığı bu çoğulcu ve dinamik anlamlandırma süreçlerinin zenginliğiyle ölçülür.
35. Bu parçadan hareketle alımlama estetiğiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Genç yazarın son romanını incelerken dikkatimi çeken ilk şey, kelime seçimindeki seçiciliği oldu. Cümleler öyle bir titizlikle kurulmuş ki metinden tek bir sözcüğü bile eksiltmeniz mümkün değil; her bir kelime yerli yerinde duruyor. Ne var ki yazarın bu kelime tasarrufuna gösterdiği özeni anlatım tarzında göremiyoruz. Eserin her satırına sinen ağır mecazlar, yapay benzetmeler ve ağdalı dil, okurun zihnini yoruyor ve anlatımı sadelikten uzaklaştırıyor.
Bu parçada söz edilen yazarın anlatım nitelikleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
(I) Geleneksel bir Japon katlama sanatı olan origami, yüzyıllar boyunca kâğıdın makas ve yapıştırıcı kullanılmadan şekillendirilmesi esasına dayanan estetik bir uğraş olarak kabul görmüştür. (II) Bu sanatta temel amaç, tek bir kare kâğıt parçasını belirli katlama teknikleriyle üç boyutlu figürlere dönüştürerek malzemenin kendi sınırlarını keşfetmektir. (III) Tasarımların doğasında barınan bu sadelik ve zarafet, origamiyi Doğu felsefesinin dinginlik arayışıyla da yan yana getirmiştir. (IV) Son yıllarda ise origami, bu sanatsal sınırların dışına çıkarak özellikle uzay mühendisliği projelerinde pratik bir çözüm aracı hâline gelmiştir. (V) Uzaya gönderilecek devasa güneş panellerinin roketlerin dar kargo bölmelerine sığdırılması ve yörüngede kendiliğinden açılması, origami katlama modelleri sayesinde mümkün olmaktadır. (VI) Hacmi küçültüp işlevselliği artırmayı hedefleyen bu katlanabilir tasarımlar, tıp teknolojisindeki mikro robotlardan mimari yapılara kadar geniş bir alanda kullanılmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?