Paragrafta Anlam
1306 soru
Gazeteci:
(I) ----
Etnomüzikolog:
— Bir toplumun müzikal tercihleri, sadece kulak zevkine değil; coğrafi koşullara, göç yollarına ve toplumsal travmalara da dayanır. Örneğin, göçebe toplulukların müziklerinde ritim öne çıkarken, yerleşik tarım toplumlarında melodik yapıların ve ağıtların daha baskın olduğunu görürüz. Dolayısıyla müziği incelemek, o toplumun tarihsel hafıza kartını okumak gibidir.
Gazeteci:
(II) ----
Etnomüzikolog:
— Teknolojik dönüşüm, yerel müzik aletlerinin yapım malzemesinden icra edilme biçimine kadar her şeyi değiştirdi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle nesilden nesle aktarılan ve sadece belirli törenlerde çalınan ritüel müzikleri, bugün dijital platformlarda tek tıkla tüketilen küresel birer ürüne dönüştü. Bu durum, yerel tınıların dünyaya duyurulmasını kolaylaştırsa da onları bağlamından koparıp sıradanlaştırıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Dijital platformların müzik piyasasındaki ekonomik etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
II. Teknolojinin sunduğu imkânların, geleneksel müzik kültürleri üzerindeki yansımalarını nasıl görüyorsunuz?
II. Yerel müzik aletlerinin modern müzikteki kullanım alanları nasıl çeşitlendi?
II. Geleneksel müziklerin küreselleşme sayesinde popülerliğini korumasını neye bağlıyorsunuz?
II. Müzikte usta-çırak ilişkisinin günümüzde tamamen sona erdiğini söyleyebilir miyiz?
Paleoklimatoloji; geçmiş dönemlerdeki iklim koşullarını, yeryüzünün doğal arşivlerini inceleyerek yeniden kurgulayan bilim dalıdır. Bu disiplin, anlık hava tahminleri yapan modern meteorolojiden farklı olarak binlerce, hatta milyonlarca yıllık süreçleri mercek altına alır. Yerkürenin geçmişine ışık tutan bu araştırmalarda, kutup bölgelerinden çıkarılan buzul çekirdekleri en önemli veri kaynağını oluşturur. Yapılan hassas analizler, sanayi öncesi dönemde milyonda parça olan atmosferik karbondioksit oranının günümüzde sınırına dayandığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. İklim bilimci Dr. Valerie Masson-Delmotte bu durumu, 'Buzullar, gezegenin geçmişteki atmosferik solunumunu kesintisiz şekilde kaydeden en güvenilir arşivlerdir.' sözleriyle açıklar. Elde edilen tüm bu veriler, gelecekteki küresel ısınma senaryolarının modellenmesinde ve dünya genelindeki koruma politikalarının geliştirilmesinde hayati bir kılavuz görevi üstlenmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi kullanılmamıştır?
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine belirtilen cümle getirilmelidir? Cevabınızı sadece Romen rakamıyla (I, II, III, IV veya V şeklinde) boşluğa yazınız.
Aşağıdaki boşlukları doldurun
Parça:
Müzeler, geçmişin maddi kalıntılarını korumanın ötesinde, toplumların ortak hafızasını inşa eden ve sürekli canlı tutan dinamik mekanlardır. (I) Ziyaretçi, bu mekanlarda sergilenen nesneler aracılığıyla sadece tarihsel bir bilgi edinmekle kalmaz; aynı zamanda kendi aidiyet bağlarını da yeniden sorgular. (II) Ancak bu etkileşimin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi, sergileme pratiklerinin didaktik bir dilden uzak durmasına bağlıdır. (III) Bu yapılmadığında, müze nesnesi geçmişle kurulan canlı bir bağ olmaktan çıkıp sadece camekanlar arkasında duran cansız birer antika eşyaya dönüşür. (IV) Nitekim çağdaş müzecilik anlayışı da nesnelerin kendi hikayelerini ziyaretçinin duygu dünyasına dokunacak şekilde anlatmasını hedefler. (V)
Cevabınız:
Aşağıdaki cümlelerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanabilmesi için doğru sıralamayı belirleyiniz.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
(I) Akustik ekoloji, çevre ile insan arasındaki ilişkiyi sesler üzerinden anlamlandırmaya çalışan ve son yıllarda önemi giderek artan disiplinlerarası bir alandır. (II) Bu alanda çalışan araştırmacılar; doğal, kentsel ya da endüstriyel çevrelerin ses bileşenlerini kaydederek "ses peyzajı" adı verilen işitsel haritalar oluştururlar. (III) Ses peyzajı kavramı, ilk kez 1960'ların sonlarında Kanadalı besteci ve çevre bilimci R. Murray Schafer tarafından literatüre kazandırılmıştır. (IV) Günümüz metropollerinde kontrolsüz artış gösteren gürültü kirliliğini engellemek adına otoyol kenarlarına inşa edilen devasa ses bariyerleri, kentsel mimarinin önemli bir parçası hâline gelmiştir. (V) Belirli aralıklarla yapılan bu ses kayıtları, bir bölgedeki canlı popülasyonunun zaman içindeki değişimini ve çevre kirliliğinin ekosistem üzerindeki etkilerini izlemek amacıyla da kullanılır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
İnsan beynindeki koku soğancığı; hafıza ve duyguların işlendiği amigdala ve hipokampus bölgeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bu yapısal özellik, koku duyusunu diğer duyulardan ayıran en temel farktır. Nitekim kokular, geçmişe dair anıları diğer tüm duyusal uyaranlardan daha hızlı ve canlı bir şekilde tetikler. Örneğin, yıllar sonra karşılaşılan eski bir ahşap kokusu, bizi çocukluğumuzun geçtiği o yazlık eve saniyeler içinde götürebilir. Koku duyusunun bu benzersiz gücü üzerine araştırmalar yapan nörobilimci Dr. Richard Axel, 'Kokular, insan zihninde zamansız köprüler kuran en güçlü bağdır.' diyerek bu durumu destekler. Yapılan son klinik araştırmalar da koku duyusunun eski anıları canlandırma oranının, görme duyusuna kıyasla daha fazla olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Zihnimizin bu eşsiz çalışma prensibi, geçmiş ile gelecek arasındaki çizgiyi belirsizleştiren büyüleyici bir mekanizmadır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Gazeteci:
(I) ----
Yapay Zekâ Etik Uzmanı:
— Yapay zekânın karar alma mekanizmalarına dâhil edilmesi, sadece teknik bir optimizasyon süreci olarak görülemez. Bu sistemlerin arka planındaki algoritmalar, onları geliştiren mühendislerin ya da beslendikleri veri tabanlarının toplumsal önyargılarını taşır. Dolayısıyla yapay zekânın kararlarında ahlaki bir sorumluluk aramak yerine, bu kararların gerisindeki şeffaflığı ve insan denetimini sorgulamamız gerekir. Yani sistemin kendisini değil, tasarımı yapan aklı sorgulamalıyız.
Gazeteci:
(II) ----
Yapay Zekâ Etik Uzmanı:
— Kesinlikle hayır. Tam aksine, bu durum yapay zekânın gelişimini daha güvenli ve insani bir zemine oturtacaktır. Kontrolsüz bir inovasyon yarardan çok zarar getirebilir. Yapay zekânın sınırlarını hukuk ve etik kurallarıyla çizmek, onun önünü kesmek değil; insanlık için tehlike arz etmeyecek şekilde olgunlaşmasını sağlamaktır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Yapay zekânın insanlığın geleceği için büyük bir tehlike oluşturduğuna dair görüşlere katılıyor musunuz?
II. Yapay zekânın gelişimini daha güvenli kılmak için devletlerin ne gibi yaptırımlar uygulaması gerekir?
II. Yapay zekâ teknolojisine getirilecek yasal ve etik sınırlamaların, bu alandaki inovasyonu engelleyeceğini düşünüyor musunuz?
II. Yapay zekâ alanında hukuk kurallarının esnetilmesi, teknolojik olgunlaşmayı hızlandırır mı?
II. Gelecekte yapay zekânın insan denetiminden tamamen bağımsız bir şekilde çalışması önlenebilir mi?
(I) Kökeni antik Japonya'ya dayanan origami, sadece kâğıdı katlama sanatı olmanın ötesinde, günümüzde bilim dünyasına ilham veren bir geometri disiplinidir. (II) Kâğıdın katlanma biçimindeki geometrik kurallar; uzay teleskoplarının güneş panellerinin roketlere sığdırılmasında, tıp alanındaki stent tasarımlarında ve esnek mikroelektronik cihazlarda aktif olarak kullanılmaktadır. (III) Sanatsal boyutta ise geleneksel origami figürleri, genellikle doğadaki canlıların sembolik ve estetik bir dille tasvir edilmesine dayanır. (IV) Bu geometrik prensiplerin mühendisliğe aktarılması sayesinde, minimum hacimde taşınan malzemelerin ihtiyaç anında maksimum yüzey alanına ulaşması kolaylaşmaktadır. (V) Özellikle biyomimetik tasarımlarda origaminin matematiksel altyapısından yararlanılarak doğadaki katlanma mekanizmaları taklit edilmektedir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) İnsanın sahip olduğu inançlar, tutumlar veya davranışlar arasındaki uyumsuzluk durumunda hissettiği içsel gerginlik, sosyal psikolojide bilişsel çelişki kuramı çerçevesinde ele alınır. (II) Bu kurama göre birey, yaşadığı zihinsel huzursuzluğu en aza indirmek için inançlarını ya da davranışlarını yeniden şekillendirme eğilimindedir. (III) Sözü edilen uyum süreci, çoğu zaman kişinin kendi eylemlerini haklı çıkaracak yeni argümanlar üretmesiyle sonuçlanır. (IV) Böylece başlangıçta rahatsızlık veren tutarsız durum, zihinde makul bir zemine oturtularak hafifletilmiş olur. (V) Ancak her bireyin bu çelişkiyle baş etme düzeyi ve geliştirdiği savunma mekanizmaları aynı değildir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra, "Nitekim kişi, benimsediği düşünceyle tamamen çelişen bir eylemde bulunduğunda bu durumu rasyonalize edecek açıklamalar aramaya başlar." cümlesi getirilirse parçanın anlam akışı sağlanmış olur?
(I) Ekolojik okuryazarlık, doğanın işleyiş prensiplerini anlamayı ve insan faaliyetlerinin bu sistem üzerindeki etkilerini kavramayı amaçlayan temel bir yetkinliktir. (II) Bu yetkinlik, bireylerin çevre sorunlarına karşı sadece duyarlı olmasını değil, aynı zamanda sistem düşüncesiyle sürdürülebilir çözümler üretmesini de sağlar. (III) Doğa olaylarının öngörülemez bir şekilde değişmesi, ekolojik dengenin korunması adına yürütülen bilimsel çalışmaları daha da önemli hâle getirmektedir. (IV) Doğal kaynakların sınırlılığını fark eden ekolojik okuryazar bireyler, gündelik tüketim alışkanlıklarını bu dengeleri gözeterek şekillendirir. (V) Dolayısıyla söz konusu kavram, salt bir çevre bilgisinin ötesinde, insan ile doğa arasındaki ilişkinin sağlıklı şekilde kurulmasını sağlayan bir yaşam felsefesidir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kültürel coğrafya; insan topluluklarının yeryüzünü nasıl şekillendirdiğini, inanç, dil ve yaşam tarzlarının mekâna nasıl yansıdığını derinlemesine inceleyen önemli bir beşerî coğrafya dalıdır. Klasik coğrafya ekolü yeryüzündeki dağları, nehirleri, ovaları ve iklim tiplerini yalnızca fiziksel sınırlarıyla ve doğal süreçleriyle ele alırken kültürel coğrafya mekânı insanın öznel dünyasıyla harmanlayarak anlamlandırır. Bu disiplin, doğa ile insan arasındaki sürekli etkileşimin yeryüzünde bıraktığı somut kültürel izleri adım adım takip eder. Nitekim ünlü coğrafyacı Carl Sauer’in de çalışmasında belirttiği gibi: 'Kültürel peyzaj, bir kültür grubunun doğal peyzajı şekillendirmesiyle ortaya çıkan özgün bir eserdir.' Dolayısıyla bir kentin mimari yapısı, tarım alanlarının düzeni ve hatta mezarlıkları, o toplumun coğrafyaya kendi kimliğiyle yazdığı sessiz birer tarih belgesi niteliğindedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangileri kullanılmıştır?
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
— Çocuk kitaplarında didaktik bir üslubun çocuk dünyasını sınırladığına inanıyorum. Edebiyat, çocuğa doğrudan doğruya ahlak dersi veren bir araç değildir; aksine onun düş gücünü besleyen, estetik algısını geliştiren bir oyun alanıdır. Çocuğa neyi düşünmesi gerektiğini değil, nasıl düşüneceğini sezgisel yollarla öğretmek gerekir.
Gazeteci:
(II) ----
Yazar:
— Teknolojik dönüşüm, elbette okuma alışkanlıklarını da etkiliyor. E-kitaplar ve sesli kitaplar çocukların metinle kurduğu ilişkiyi görsel ve işitsel olarak zenginleştirebilse de fiziksel bir kitaba dokunmanın, sayfalarını çevirmenin ve kokusunu içine çekmenin çocukta yarattığı duyusal bağ bambaşkadır. Dolayısıyla dijitalleşme bir alternatif olabilir ama basılı kitabın yerini tamamen alamaz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
(II) Teknolojik gelişmelerle birlikte yaygınlaşan dijital okuma biçimlerinin basılı kitapların yerini alacağını düşünüyor musunuz?
(II) Çocukların kitaplarla kurduğu duyusal bağın onların zihinsel gelişimine etkileri nelerdir?
(II) Teknolojik imkânların çocuk edebiyatı yazarlarının yaratım süreçlerine katkısı nedir?
(II) Fiziksel kitabın çocukların duyusal gelişimine olan katkılarını diğer sanat dallarıyla nasıl kıyaslarsınız?
(II) E-kitapların ��ocuk okurlar için basılı kitaplardan daha cazip olmasının sebepleri nelerdir?
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine 'Nitekim bu yeni yaklaşım sayesinde, resmi belgelerin satır aralarında kaybolmuş toplulukların sesleri görünürlük kazanır.' cümlesi getirilmelidir?
Aşağıdaki boşlukları doldurun
Cevap:
Aşağıdaki numaralanmış metin parçalarını, bu parçalarda belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Beynin deneyimler karşısında kendini yeniden yapılandırma yeteneği olarak tanımlanan nöroplastisite, öğrenme süreçlerinin temelini oluşturur. (II) Yeni bir bilgi öğrenildiğinde veya bir beceri kazanıldığında, beyindeki nöronlar arasında yeni sinaptik bağlar kurulur. (III) Bu bağların güçlenmesi, öğrenilen konunun ne kadar sık tekrar edildiğiyle doğrudan bağlantılıdır. (IV) Günümüzde nörolojik hastalıkların teşhisinde kullanılan ileri görüntüleme teknolojileri, beyin dalgalarını anlık olarak kaydedebilmektedir. (V) Düzenli egzersizler ve zihinsel aktiviteler de bu sinirsel ağların esnekliğini koruyarak beynin yaşlanma sürecini geciktirir. (VI) Sonuç olarak, zihinsel kapasitenin dinamik yapısı, bireyin yaşam boyu öğrenme ve adaptasyon becerisini belirleyen en önemli unsurdur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Parça:
Müzik, genellikle seslerin ritmik ve melodik bir düzen içinde bir araya gelmesiyle oluşturulan bir sanat dalı olarak tanımlanır. Ancak bir müzik eserini gerçekten var eden ve ona estetik değerini kazandıran unsur yalnızca duyulan sesler değil, bu seslerin arasına bilinçli bir biçimde yerleştirilen sessizlik anlarıdır. Müzikal terminolojide 'es' olarak adlandırılan sessizlik, sesin mutlak yokluğu ya da basit bir duraklama noktası olmaktan çok uzaktır. Aksine sessizlik; bir önceki sesin zihindeki yankısını koruyan, dinleyiciye duyduklarını sindirme imkânı sunan ve bir sonraki sese anlam derinliği kazandıran aktif bir anlatım ögesidir. Seslerin aşırı yoğunluğu ve kesintisiz aktarımı bir süre sonra algıyı körleştirip yapıtı gürültüye dönüştürebilirken, sessizlik esere nefes aldırır ve yapısal bütünlüğü korur. Bu yönüyle sessizlik, sesin karşıtı veya eksikliği değil; müziğin anlamlı bir sanat yapıtına dönüşmesini sağlayan, onunla eşit değerde kurucu bir ögedir.
Bu parçanın ana düşüncesi; sessizliğin, müziğin dışsal bir kesintisi değil, eserin yapısal dengesini ve anlamsal derinliğini kuran asli bir bileşeni olduğudur.
Muhabir:
(I) ----
Gastronomi Kültür Araştırmacısı:
— Yemek kültürünün sadece beslenme ihtiyacından doğduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Bir toplumun mutfak pratikleri; coğrafi göçler, inanç sistemleri ve toplumsal ritüellerle doğrudan ilişkilidir. Örneğin Anadolu'da taziye evlerinde helva kavrulması ya da düğünlerde keşkek dövülmesi, yemeğin sosyal dayanışmayı ve ortak belleği pekiştirme işlevini gösterir. Dolayısıyla tabağımızdaki her lezzet, aslında geçmişin kültürel kodlarını günümüze taşıyan birer tarihî belgedir.
Muhabir:
(II) ----
Gastronomi Kültür Araştırmacısı:
— Küreselleşmeyle birlikte yerel mutfakların standartlaşması ve fast-food kültürünün yaygınlaşması bu zenginliği tehdit ediyor, evet. Ancak bu durum, yerel tatlara olan ilgiyi büsbütün yok etmedi; aksine "yavaş gıda" (slow food) gibi akımların doğmasını sağlayarak yerelliğe yönelik yeni bir bilinç dalgası yarattı. İnsanlar artık sadece doymak değil, yedikleri yemeğin arkasındaki hikayeyi, emeği ve ekolojik döngüyü भी keşfetmek istiyor. Bu da geleneksel mutfakların modern dünyada kendine yeni ve güçlü bir savunma alanı bulmasını sağlıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Fast-food tüketimindeki artışın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Yerel üreticilerin "yavaş gıda" hareketine destek vermesinin ekonomik gerekçeleri nelerdir?
II. Küreselleşmenin yerel mutfak pratikleri üzerindeki baskısı geleneksel lezzetleri tamamen ortadan kaldırdı mı?
II. Küreselleşmenin mutfak kültürümüzü standartlaştırmasına karşı ne gibi önlemler alınmalıdır?
II. Modern insanın beslenme alışkanlıklarındaki değişimin ekolojik dengenin bozulmasıyla bağı nedir?
(I) Modern müzecilik anlayışı, sergilenen nesnelerin yalnızca korunup sergilenmesini değil, onların izleyiciyle dinamik bir bağ kurmasını da hedefler. (II) Bu doğrultuda küratörler, eserlerin mekân içindeki yerleşimini ve birbirleriyle olan tematik ilişkilerini titizlikle kurgularlar. (III) Eserlerin kronolojik ya da tematik bir izlek etrafında sunulması, ziyaretçinin sergi alanında bilinçli bir yolculuğa çıkmasını sağlar. (IV) Müzelerin yıllık bütçelerinin büyük bir kısmı, yeni eserlerin satın alınması ve restorasyon çalışmaları için ayrılmaktadır. (V) Böylece izleyici, sadece pasif bir gözlemci olmakla kalmayıp sergi mekânındaki anlatının aktif bir parçası haline gelir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Yapay aydınlatma teknolojilerindeki hızlı ilerleme, geceleri de gündüz gibi yaşayabilmemize olanak tanıdı. (I) Modern kentlerin yirmi dört saat yaşayan yapısı, bireylerin çalışma ve sosyal aktivite saatlerini esneterek üretkenliği artırdı. (II) Evlerimizde ve sokaklarda kullanılan yoğun mavi ışıklı LED'ler, beynin gece olduğunu algılamasını zorlaştırarak melatoninin salgılanmasını baskılamaktadır. (III) Hormonal dengedeki bu bozulma ise uyku kalitesini düşürerek uzun vadede metabolik ve psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlamaktadır. (IV) Dolayısıyla biyolojik saatimizi korumak adına akşam saatlerinden itibaren yapay ışık maruziyetini en aza indirmemiz gerekmektedir. (V)
Parçadaki düşünce silsilesinin mantıklı bir bütün oluşturabilmesi için "Ancak bu teknolojik gelişme, insan fizyolojisinin binlerce yıldır alışık olduğu doğal karanlık döngüsünü kesintiye uğratmaktadır." cümlesinin numaralanmış yerlerden hangisine getirilmesi en uygundur?
Kolektif bellek ve kent mimarisi arasındaki ilişkiyi ele alan aşağıdaki parçada, düşünceyi geliştirme yollarından 'tanımlama', 'benzetme' ve 'karşılaştırma'ya başvurulduğu hâlde 'tanık gösterme'den yararlanılmadığı yönündeki değerlendirme doğru bir yargı mıdır?
"Kolektif bellek, bir toplumun ortak geçmişini, değerlerini ve kimliğini canlı tutan zihinsel bir kütüphanedir. Kent mimarisi ise bu belleğin mekânda somutlaşmış, nesiller boyu aktarılan en kararlı ve görünür biçimidir. Tarihî bir meydan veya asırlık bir yapı, geçmişten bugüne uzanan görünmez bir köprü gibi toplumsal hafızayı ayakta tutar. Örneğin Roma'daki Kolezyum, sadece taştan örülmüş antik bir yapı değil; İmparatorluk Dönemi'nin g��ç mücadelelerini ve sosyal hiyerarşisini günümüze taşıyan canlı bir vesikadır. Paris ve İstanbul gibi kadim kentler, modern gökdelenlerin soğuk gölgesine sığınmış tarihî sokaklarıyla geçmiş ile gelecek arasında her an deneyimlenebilen bir mukayese alanı sunar. Bu yönüyle mimari eserler, adeta sessiz birer tanık gibi tarihin sayfalarını bugünün insanına fısıldar."