Paragrafta Anlam
1306 soru
Sanatın doğayı taklit ettiği yönündeki klasik kuramın günümüzde geçerliliğini yitirdiğini savunanların tezine karşı çıkan aşağıdaki parçanın anlatımında tartışmacı anlatım biçimi ağır basmaktadır:
"Sanatın doğayı taklit ettiği yönündeki klasik kuram, modern çağın soyut arayışlarıyla birlikte geçerliliğini bütünüyle yitirmiş gibi görünmektedir. Birçok sanat eleştirmeni, günümüz sanatçısının artık dış dünyaya sırtını döndüğünü ve yalnızca kendi içsel dehlizlerinde kaybolduğunu iddia eder. Oysa en radikal soyutlama bile dış dünyanın formlarından, ışığından ve deviniminden beslenmek zorundadır. Bir ressam tuvaline sadece kendi zihnindekileri aktardığını iddia etse de o zihni şekillendiren, yine dış dünyadaki somut algıların ta kendisidir. Dolayısıyla modern sanatın doğadan tamamen koptuğunu savunmak, insan bilincinin dış dünyayla olan kaçınılmaz bağını göz ardı etmektir. Sanatçı doğayı aynen kopyalamaz, onu kendi algı süzgecinden geçirerek yeniden üretir."
(I) Ebru, Türk süsleme sanatlarının en özgün olanlarından biri olup suyun üzerine serpilen toprak boyaların kâğıda aktarılmasıyla gerçekleştirilir. (II) Yüzyıllar boyunca özellikle yazma eserlerin ciltlenmesinde ve korunmasında estetik bir malzeme olarak kullanılmıştır. (III) Tarihî kaynaklar bu sanatın kökeninin Orta Asya'ya dayandığını ve zamanla Anadolu coğrafyasında olgunlaştığını göstermektedir. (IV) Ebru yapımında boyaların suyun yüzeyinde açılmasını ve birbirine karışmamasını sağlamak için öd asıl belirleyici maddedir. (V) Sığırın safra kesesinden elde edilen bu sıvı, suyun yüzey gerilimini düşürerek boyanın kitreli su üstünde yayılmasına olanak tanır. (VI) Aynı zamanda boyaların dibe çökmesini önler ve renklerin kâğıda sabitlenmesinde önemli bir rol oynar.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Edebiyat, insanı ve dünyayı kelimeler aracılığıyla yeniden inşa etme sanatıdır. Bu sanat dalı, tarih boyunca toplumsal değişimlerden beslenmiş ve aynı zamanda bu değişimlere yön vermiştir. Diğer sanat dallar��ndan farklı olarak, edebiyatın ham maddesi doğrudan dildir ve dilin sunduğu sınırsız olanaklarla şekillenir. Bir ressamın tuvali ya da bir müzisyenin notaları neyse, bir yazarın da sözcükleri odur; her sanatçı kendi malzemesiyle gerçeği estetik bir boyuta taşır. Ancak yazarın kelimelerle kurduğu bağ, diğer sanatçılardan çok daha karmaşık bir zihinsel süreci gerektirir. Çünkü dil, sadece bir aktarım aracı değil, aynı zamanda insanın düşünce dünyasını sınırlayan veya genişleten canlı bir yapıdır. Bu yönüyle edebiyat, okuyucunun zihninde yeni dünyalar kurarak insanın kendisini ve çevresini anlama çabasına rehberlik eder.
Buna göre, yukarıdaki metinde düşünceyi geliştirme yollarından 'tanımlama' yöntemine başvurulduğu yargısı doğru mudur?
Zamanı, akıp giden bir nehir gibi doğrusal ve durdurulamaz bir süreç olarak kabul etmek, modern insanın en büyük yanılgılarından biridir. Oysa zaman, saat kadranındaki ritmik tıkırtılardan ibaret nesnel bir olgu değildir. Biyolojik saatimizden psikolojik durumumuza kadar pek çok değişken onun hızını ve yönünü tayin eder. Örneğin heyecanla beklenen bir buluşmanın öncesindeki dakikalar adeta bir asır gibi uzarken yoğun bir üretkenlik anında saatler göz açıp kapayıncaya kadar eriyip gider. Einstein’ın da belirttiği gibi, "Zaman, tamamen algılayanın konumuna ve hızına bağlı olan göreli bir kavramdır." Dolayısıyla zamanı sabit bir cetvelle ölçmeye çalışmak, rüzgârı avuçlarımızda tutmak istemekten farksızdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki paragrafta Anadolu dokuma kültürünün önemli bir parçası olan heybeler anlatılmaktadır:
(I) Anadolu coğrafyasının köklü dokuma kültürünün en özgün ögelerinden biri olan heybeler, geçmiş dönemlerde yalnızca eşya taşımak amacıyla kullanılan sıradan araçlar olmanın ötesinde, dokuyucusunun iç dünyasını yansıtan kıymetli birer sanat eseri kabul edilirdi. (II) Genellikle kırsal bölgelerde keçi kılı ya da koyun yününden el tezgahlarında emekle dokunan bu torbalar, hammaddesinin doğal yapısı sayesinde dış etkenlere karşı olağanüstü bir dayanıklılık gösterir ve uzun yıllar yıpranmadan kullanılırdı. (III) Heybelerin üzerindeki renkli geometrik motiflerin her biri; dokuyan kişinin hayallerini, kederlerini veya aile içindeki toplumsal konumunu sessizce dışa vuran simgesel bir iletişim dili işlevi görürdü.
Buna göre, paragrafta numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) İnsanoğlunun yery��zünü anlama, yön bulma ve egemenlik kurma çabasının bir ürünü olan haritacılık, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. (II) İlk dönemlerde av sahalarını, su kaynaklarını veya kutsal mekânları göstermek amacıyla kaya üzerlerine yapılan basit çizimler, zamanla ticaret ve denizcilik faaliyetlerinin gelişmesiyle daha sistematik bir kimlik kazanmıştır. (III) Coğrafi bilgiyi görselleştirerek aktaran bu belgeler, yalnızca yolları ve sınırları gösteren teknik çizimler değil; aynı zamanda yapıldıkları dönemin güç ilişkilerini, inançlarını ve dünya algısını yansıtan kültürel metinlerdir. (IV) Günümüzde ise coğrafi bilgi sistemleri ve uydu teknolojilerinin sunduğu imkânlar sayesinde yeryüzünün en ücra köşeleri dahi milimetrik bir hassasiyetle haritalandırılabilmektedir. (V) Nitekim tarihî haritalar incelendiğinde, haritayı çizen toplumun kendisini dünyanın merkezine yerleştirme eğiliminde olduğu ve öteki kültürleri sın��rların dışına ittiği açıkça görülür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Biyoışıldama, bazı canlı organizmaların kendi vücutlarında ürettikleri kimyasal maddeler aracılığıyla ışık yayması olayıdır. (II) Derin denizlerde yaşayan pek çok canlı, güneş ışığının ulaşamadığı karanlık ortamlarda bu yetenek sayesinde hayatta kalır. (III) Canlının bünyesinde gerçekle��en bu ışıma reaksiyonu, lüsiferin adı verilen bir pigmentin lüsiferaz enzimiyle etkileşime girmesi sonucu oluşur. (IV) Mühendisler ve bilim insanları, bu yüksek verimli dönüşüm mekanizmasından ilham alarak yeni aydınlatma teknolojileri geliştirmeye çalışmaktadır. (V) Böylelikle doğadaki bu mikro mühendislik harikası, geleceğin enerji tasarruflu binalarında çevre dostu birer ��şık kaynağına dönüşebilir.
Bu parçanın anlam bütünlüğünün sağlanması için "Bu özelleşmiş enzim, kimyasal enerjiyi neredeyse sıfır ısı kaybıyla ışık enerjisine dönüştürerek canlının soğuk ışık yaymasını sağlar." cümlesi numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
Gazeteci:
(I) ----
Deniz Biyoloğu:
— Okyanusların derinlikleri, güneş ışığının hiç ulaşmad��ğı ve aşırı basınç altındaki bölgelerdir. Eskiden bu karanlık sularda yaşamın barınamayacağı düşünülürdü. Ancak son araştırmalar, hidrotermal bacaların çevresinde kemosentez yaparak enerji üreten bakterilerin varlığını ve bu bakterilerle ortak yaşam geliştiren dev tüp solucanları, kör karidesler gibi benzersiz canlı topluluklarını ortaya çıkardı. Yani fotosenteze bağımlı olmayan, tamamen farklı bir ekosistem orada hayat buluyor.
Gazeteci:
(II) ----
Deniz Biyoloğu:
— Aslında en büyük zorluk, bu canlıların çok dar bir basınç ve sıcaklık aralığında yaşamaya adapte olmuş olmaları. Onları yüzeye çıkardığınız anda basınç farkı nedeniyle hücre yapıları bozuluyor ve saniyeler içinde ölüyorlar. Bu yüzden laboratuvar ortamında incelemek neredeyse imkansız. Araştırmaları ancak yüksek basınca dayanıklı özel robotik cihazlar ve kameralar aracılığıyla, doğal ortamlarında yapabiliyoruz; bu da hem yüksek maliyet hem de ileri teknolojik donanım gerektiriyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Yüksek basınç altında yaşayan canlıların fizyolojik yapılarını incelemek için kullanılan teknolojik araçlar nelerdir?
II. Derin deniz araştırmalarında kullanılan su altı robotların��n maliyetini azaltmak için hangi yöntemler geliştirilmektedir?
II. Laboratuvar koşullarında yaşatılamayan deniz canlılarının doğal ortamlarında korunması için hangi önlemler al��nmalıdır?
II. Derin deniz organizmaları üzerinde laboratuvar ortamında araştırma yapmanın önündeki temel engeller nelerdir?
II. Derin denizlerdeki araştırma faaliyetlerinin okyanus ekosistemine verdiği zararlar nasıl en aza indirilebilir?
Sanatçı, yüzyıllar boyunca doğayı taklit eden ya da onu kendi potasında eritip yeniden biçimlendiren yegâne özne olarak kabul edilmiştir. (I) Ancak günümüzde yapay zekânın karmaşık algoritmalarla ürettiği görsel ve işitsel yapıtlar, bu kabulü derinden sarsmaktadır. (II) Zira insan elinden çıkmamış bu eserler, 'yaratıcılık' kavramının sınırlarını yeniden çizmemizi zorunlu kılmaktadır. (III) Bu belirsizlik, felsefi bir tartışmayı da beraberinde getirmekte ve makinelerin gerçekten 'sanat' yapıp yapamayacağı sorusunu gündeme taşımaktadır. (IV) Söz konusu tartışmaların odağında ise estetik hazzın kaynağının kim ya da ne olduğu sorusu yatmaktadır. (V)
Bu parçada anlam bütünlüğünün sağlanması için numaralanmış yerlerden hangisine 'İşte bu noktada devreye giren özgünlük tartışması, yapay zekâ kodlarının arkasındaki yazılımcı ile onu yönlendiren kullanıcının rolünü sorgulatmaktadır.' cümlesi getirilmelidir?
(I) Edebiyat sosyolojisi, edebi eserlerin sadece estetik birer nesne olmadığını, üretildikleri dönemin toplumsal koşullarını da yansıttığını ileri sürer. (II) Bu disiplin; yazarın sınıfı, okur kitlesinin beklentileri ve yayıncılık piyasası gibi dışsal faktörlerin edebi yaratım üzerindeki etkisini inceler. (III) Roman veya şiir okurken kurduğumuz bireysel bağ, bizi eserin estetik evrenine çeken en güçlü unsurdur. (IV) Böylece bir metnin çözümlenmesinde, yazarın bireysel dehasından ziyade o dehanın içinde şekillendiği toplumsal zemin ön plana çıkarılır. (V) Dolayısıyla edebiyat sosyolojisi alanında çalışan araştırmacılar, edebi türlerin doğuşunu ve değişimini toplumsal dönüşümlerle ilişkilendirerek ele alırlar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki paragrafı okuyunuz:
"Zeigarnik etkisi, psikolojide yarım kalmış ya da kesintiye uğramış işlerin, tamamlanmış olanlara kıyasla zihinde daha kolay ve net bir şekilde hatırlanması eğilimidir. Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından 1920’lerde keşfedilen bu durum, beynin tamamlanmamış görevleri birer açık dosya gibi görerek onları sürekli işlem belleğinde tutmasından kaynaklanır. İş tamamlandığında ise beyin bu bilgiyi arşivler ve hatırlama ihtiyacı ortadan kalkar. Günümüzde modern reklamcılık ve dizi sektörü, izleyicide merak uyandırarak bağlılık oluşturmak için bu etkiden sıkça yararlanır. Örneğin dizilerin en heyecanlı yerinde kesilerek bir sonraki bölümün beklenmesinin sağlanması, tamamen bu zihinsel mekanizmayı tetiklemeye yöneliktir."
Buna göre, sol sütunda verilen parçadaki ifadeler ile bu ifadelerin anlamca karşıladığı sağ sütundaki yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Koku duyusu, evrimsel açıdan en eski duyularımızdan biri olup doğrudan beynimizin duygu ve hafıza merkezi olan amigdala ile hipokampusa bağlanır. (II) Bu doğrudan bağlantı sayesinde, yıllar önce karşılaştığımız bir koku, bizi anında o kokuyu aldığımız ana ve mekâna geri götürebilir. (III) Proust etkisi olarak adlandırılan bu durum, kokuların geçmiş yaşantıları canlandırmadaki üstün rolünü vurgular. (IV) Edebiyatta ve psikolojide sıklıkla işlenen bu olgu, duyusal deneyimlerin insan belleğindeki sarsılmaz yerini kanıtlar niteliktedir. (V) Ancak modern yaşamın getirdiği yapay kokular ve hava kirliliği, bu kadim duyuyla kurduğumuz bağı giderek zayıflatmaktadır.
Bu parçanın anlam akışındaki bütünlüğü sağlamak için,
"Diğer duyulardan gelen uyarılar beyin kabuğunda işlenirken kokunun bu bilişsel durakları atlayarak doğrudan duygu merkezine ulaşması, onun bu benzersiz gücünü açıklar."
cümlesi numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
Gazeteci:
(I) ----
Kent Plancısı:
— Modern kentler inşa edilirken beton yığınlarının arasına serpiştirilen parkları yeşil alan olarak tanımlamak büyük bir yanılgı. Asıl mesele, bu alanların kent sakinleri için sadece görsel birer öge olmaktan çıkıp sosyal etkileşimi besleyen, erişilebilir ve aktif yaşam alanlarına dönüşmesidir. Yani yeşil alanın niceliğinden ziyade, onun kentin sosyal dokusuyla ne kadar bütünleştiği önemlidir.
Gazeteci:
(II) ----
Kent Plancısı:
— Bu aidiyet hissi, bireyin yaşadığı mekanda kendi geçmişinden izler bulabilmesi ve o mekanın şekillenmesinde söz hakkı olduğunu hissetmesiyle doğrudan ilgilidir. İnsanlar, sadece tüketicisi oldukları değil, üretim sürecine ya da en azından karar mekanizmalarına katılabildikleri kentlere kendilerini ait hissederler. Katılımcı planlama modelleri bu yüzden hayati önem taşır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Katılımcı planlama modellerinin modern şehircilikte yerel yönetimler tarafından tercih edilme nedenleri nelerdir?
II. Şehirlerin tarihi dokusunu korumak, modern toplumlarda kentsel aidiyet hissini tek başına sağlayabilir mi?
II. Kentlilerin yaşadıkları çevreyle kurdukları aidiyet ilişkisini güçlendirmede yerel katılımın ve karar süreçlerinin etkisi nedir?
II. Kent sakinlerinin tüketim alışkanlıklarının değişmesi, şehirlerin ekonomik yapısını nasıl etkilemektedir?
II. Kent plancılarının tasarımlarında halkın geçmiş kültürel birikimini yansıtma çabaları hangi aşamada başlar?
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralandığında doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Sanatın sadece bir estetik zevk aracı olduğunu ileri sürenler, onun toplumsal dönüştürücü gücünü hafife almaktadır. Onlara göre sanat eseri, toplumdan yalıtılmış bir fildişi kulede, yalnızca güzellik kaygısıyla üretilir. Oysa sanat, doğduğu toplumun çelişkilerini, acılarını ve umutlarını yansıtan bir aynadır. Nitekim ünlü düşünür Tolstoy, 'Sanat, insanların birbiriyle iletişim kurmasını sağlayan, onları aynı duygularda birleştiren bir araçtır.' diyerek sanatın bu birleştirici ve toplumsal yönünü vurgulamıştır. Kendi kabuğuna çekilmiş, topluma yabancılaşmış bir sanatın ömrü saman alevinden farksızdır. Toplumsal meselelere duyarsız kalan eserler kalıcı olamazken, insanlığın ortak dertlerini odağına alan eserler yüzyılları aşarak günümüze ulaşır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Mimarlık ve müzik, ilk bakışta farklı duyu organlarına hitap eden iki ayrı disiplin gibi görünse de tarih boyunca birbirleriyle derin bir etkileşim içinde olmuştur. (II) Her iki sanat dalı da ritim, oran, denge ve armoni gibi ortak kavramsal yapı taşları üzerinden biçimlenir. (III) Nitekim ünlü düşünür Goethe, mimariyi "donmuş müzik" olarak tanımlayarak bu iki alan arasındaki yapısal ve estetik benzerliği çarpıcı bir biçimde dile getirmiştir. (IV) Günümüzde müzik endüstrisi, dijital platformların sunduğu olanaklarla dinleyici alışkanlıklarını hızla değiştirmekte ve yeni tüketim modelleri yaratmaktadır. (V) Bu ortak estetik dil sayesinde, bir mimari yapının mekânsal düzenlemesindeki geçişler ile bir müzik eserindeki tınısal geçişler benzer bir ritmik algı yaratır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Çevirmen:
— Çeviri yaparken sadece sözcüklerin sözlük anlamlarını bir dilden diğerine aktarmakla yetinirseniz ortaya ruhsuz, mekanik bir metin çıkar. Benim yaptığım, yazarın kendi dilinde yarattığı o özgün atmosferi, ironiyi, hüzün ya da coşkuyu hedef dilde yeniden üretmektir. Bu yüzden çeviri sürecinde kendimi bir nevi o yazarın yerine koyuyor, onun gibi düşünmeye çalışıyorum. Yani yaptığım iş, bir dilden diğerine köprü kurmanın ötesinde, bir duygu ve kültür ortaklığı kurma çabasıdır.
Gazeteci:
(II) ----
Çevirmen:
— Kesinlikle hayır. Tam aksine, hedef dilin sınırlarını zorlamak, o dilin anlatım olanaklarını genişletir. Çevirmen, kaynak dildeki bir imgeyi kendi diline kazandırırken bazen dilde hiç kullan��lmamış bağdaştırmalara başvurmak zorunda kalır. Bu da hedef dilin kelime kadrosunu ve imge dünyasını zenginleştirir. Dolayısıyla çeviri, bir dilin yozlaşmasına değil, yeni ifade yolları keşfederek kendi sınırlarını aşmasına vesile olur.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Çevirmenin, kaynak metindeki imgeleri hedef dile aktarırken kendi hayal gücünü sınırlaması gerektiğini düşünüyor musunuz?
II. Farklı kültürlerin edebiyat dünyamıza kazandırılmasında çevirmenlerin üstlendiği rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Çeviri eserlerin, hedef dilin özgün yapısını bozduğunu ve onu yozlaştırdığını düşünenlere katılıyor musunuz?
II. Yabancı dillerden yapılan çevirilerin, kendi dilimizin söz varlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için neler yapılmalıdır?
II. Hedef dilde karşılığı bulunmayan kavramları çevirirken ne tür yöntemlere başvuruyorsunuz?
I. Geçmiş uygarlıkların beslenme alışkanlıklarını ve tarım yöntemlerini anlamak, yalnızca yazılı kaynaklara dayanarak tam anlamıyla mümkün değildir.
II. Bu noktada arkeobotanik, kazılarda elde edilen kömürleşmiş tohum, meyve ve polen kalıntılarını inceleyerek devreye girer.
III. Söz konusu mikroskobik ve makroskobik bulgular, eski insanların hangi bitkileri yetiştirdiğini ve tükettiğini somut olarak ortaya koyar.
IV. Toprak örneklerinden bu hassas kalıntıları ayrıştırmak için ise genellikle 'yüzdürme yöntemi' adı verilen özel bir teknik kullanılır.
V. Hafif olan organik kalıntılar suyun üstüne çıkarken ağır olan toprak ve taşlar dibe çöker.
VI. Böylece araştırmacılar, binlerce yıllık bitki tohumlarını zarar görmeden toplayıp laboratuvarda inceleme şansı bulurlar.
Bu parçanın anlam bütünlüğünün sağlanabilmesi için 'Suyun kaldırma kuvvetinden yararlanılan bu işlemde, kazılardan elde edilen toprak örnekleri su dolu bir hazneye yavaşça boşaltılır.' cümlesi numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
Günümüzde çevre bilincinin artmasıyla birlikte pek çok şirket, ürün ve hizmetlerini çevre dostuymuş gibi gösterme çabasına girmiştir. 'Yeşil aklama' (greenwashing) olarak adlandırılan bu durum, firmaların sürdürülebilirlik ilkelerine gerçekten uymak yerine, yalnızca pazarlama stratejileriyle çevreci bir imaj yaratmalarını ifade eder. Tüketicilerin çevre hassasiyetini suistimal eden bu yöntem, geri dönüştürülemeyen ambalajlara yeşil logolar koymaktan, karbon ayak izini azalttığını iddia edip arka planda çevreye zarar veren üretim süreçlerine devam etmeye kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Sonuçta bu aldatıcı süreç, çevreye duyarlı samimi girişimlerin güvenilirliğini zedelediği gibi tüketicilerin çevre koruma çabalarına olan inancını da sarsmaktadır.
Bu parçada yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Orta Çağ Avrupa'sında mekanik saatin icadı, insanın zamanla kurduğu ilişkiyi kökten bir değişime uğratmıştır. (II) Doğal döngülere, güneşin hareketlerine göre şekillenen gündelik yaşam, bu icatla birlikte mekanik ve standart bir düzenin sınırları içine çekilmiştir. (III) Zamanın ölçülebilir ve dilimlenebilir bir kavram hâline gelmesi, manastırlardaki ibadet saatlerinin düzenlenmesinden şehir hayatının örgütlenmesine kadar geniş bir alanda etkili olmuştur. (IV) Saat kuleleri, kent meydanlarında yükselerek bireylere toplumsal düzenin yeni ritmini sürekli hatırlatan birer otorite simgesine dönüşmüştür. (V) Saat ustaları, loncalar çatısı altında birleşerek bu yeni mekanik aletlerin üretim sırlarını ve tamir yöntemlerini titizlikle korumuşlardır. (VI) Sonuçta zaman, doğanın ritminden koparılarak insan kontrolündeki soyut bir ölçü birimi olarak zihinlerde yeniden tanımlanmıştır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?