Paragrafta Anlam
1306 soru
Aşağıdaki numaralanmış metin parçalarını, bu parçalarda belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bilişsel arkeoloji; antik toplulukların geride bıraktığı arkeolojik kalıntılardan yola çıkarak onların zihinsel dünyasını, inanç sistemlerini ve düşünme biçimlerini anlamaya çalışan bilimsel bir disiplindir. Klasik arkeoloji geçmişten kalan maddi kültür varlıklarının fiziksel özelliklerini betimleyip sınıflandırmakla yetinirken bilişsel arkeoloji bu buluntuların arkasındaki soyut anlam ağlarını çözümler. Örneğin, tarih öncesi mağara resimlerindeki geometrik desenler ile el izleri, insanlığın sembolik düşünme becerisine geçişinin somut kanıtlarındandır. Ünlü arkeolog Colin Renfrew bu konuda şöyle der: 'Semboller, sadece zihindeki düşünceyi dışa vurmaz; aynı zamanda o düşünceyi inşa eder.' Bu bağlamda, antik dönem insanının mağara duvarlarına çizdiği av sahneleri, tıpkı günümüzün karmaşık yazılı belgeleri gibi toplumsal hafızayı kuşaktan kuşağa aktaran birer iletişim aracıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
(I) Kokuların insan hafızası üzerindeki etkisi, diğer duyu organlarına kıyasla çok daha hızlı ve güçlü bir duygusal geri çağrım sağlar. (II) Burun yoluyla alınan koku molekülleri, beyinde doğrudan duygu ve bellek merkezleri olan amigdala ile hipokampusa iletilir. (III) Bu fizyolojik yakınlık sayesinde, geçmişte yaşanan bir olaya dair koku, o anın tüm canlılığıyla zihinde canlanmasını tetikler. (IV) Günümüzde parfüm endüstrisi, tüketicilerin bu duygusal bağlarını kullanarak belirli kokuları nostalji temalarıyla pazarlamaktadır. (V) Edebiyatta "Proust etkisi" olarak adlandırılan bu durum, Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde, çaya batırdığı madlen kekinin kokusuyla çocukluk anılarına gitmesini tasvir etmesiyle ünlenmiştir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki cümleleri anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturacak şekilde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Metin:
Müzeler, geçmişin nesnelerini koruma ve sergileme işleviyle modern toplumun ortak hafıza mekanları olarak kabul edilir. Ancak bu mekanlar, geçmişi yalnızca olduğu gibi yansıtan pasif depolar değildir; aksine, neyin hatırlanıp neyin unutulacağını belirleyen son derece etkin birer kurgulama alanıdır. Bir nesnenin müze vitrinine girmesi, onun gündelik yaşamdaki işlevsel ve bağlamsal ilişkilerinden tamamen koparılması anlamına gelir. Bu kopuş, nesneyi kutsallaştırırken aynı zamanda onu tarihsel akışından soyutlar, dondurur ve steril bir estetik objeye dönüştürür. Ziyaretçi, müze koridorlarında geçmişin canlı, çelişkili ve dinamik yapısıyla değil, egemen anlatıların süzgecinden geçmiş, belirli ölçülerde düzenlenmiş ve ehlileştirilmiş bir versiyonuyla karşılaşır. Dolayısıyla müzeler, toplumsal belleği canlı tutmaktan ziyade, geçmişi belirli bir ideolojik ya da estetik tasarım doğrultusunda yeniden ��reterek onu dondurulmuş bir seyirlik malzemeye indirgemektedir. Bu durum, ziyaretçinin tarihle kurduğu bağı da edilgenleştirir.
İfade:
Müzeler, geçmişe ait unsurları kendi bağlamından koparıp egemen anlatılar çerçevesinde yeniden kurgulayarak toplumsal belleği canlı tutmak yerine geçmişi dondurulmuş bir görselliğe dönüştürür.
Gazeteci:
(I) ----
Ekolojik Mimar:
— Sadece çevre dostu malzeme kullanmak bir yapıyı ekolojik yapmaz. Asıl önemli olan, yapının inşa edildiği coğrafyanın iklimsel ve kültürel kodlarıyla kurduğu ilişkidir. Örneğin, Anadolu'daki geleneksel taş konakların rüzgâr yönü, güneş açısı ve malzeme seçimiyle sağladığı doğal iklimlendirme, bugün milyon dolarlık akıllı binaların yapay sistemlerle ulaşmaya çalıştığı konforu zahmetsizce sunar. Bizim yaptığımız, geçmişin bu bilgeliğini modern mühendislik yöntemleriyle harmanlayarak bugüne taşımaktır.
Gazeteci:
(II) ----
Ekolojik Mimar:
— Bu dönüşümün önündeki en büyük engel, yeşil mimarinin hâlâ lüks ve yüksek maliyetli bir prestij unsuru olarak görülmesidir. Oysa uzun vadeli işletme ve enerji maliyetleri hesaba katıldığında, ekolojik yapılar kendilerini çok hızlı amorti eder. İnsanların ve yatırımcıların zihnindeki "doğal olan pahalıdır ve konforsuzdur" algısını yıkmadığımız sürece, sürdürülebilir mimari sadece elit bir kesimin entelektüel tercihi olarak kalmaya mahkûmdur.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
(II) Yeşil binaların enerji maliyetlerini düşürme konusundaki başarısı yatırımcıların kararlarını nasıl etkilemektedir?
(II) Ekolojik mimarinin lüks bir prestij unsuru olmaktan çıkarılıp dar gelirli kesimler için de erişilebilir hale getirilmesi mümkün müdür?
(II) Sürdürülebilir mimari uygulamalarının genel bir standarda dönüşmesi ve yaygınlaşmasının önündeki en büyük engel sizce nedir?
(II) Yatırımcıların ve bireylerin yeşil binaları tercih etmesinde rol oynayan en önemli motivasyon kaynakları nelerdir?
(II) Ekolojik yapıların yüksek işletme ve enerji maliyetlerini düşürmede hangi modern teknolojilerden yararlanılabilir?
(I) Arkeoakustik; arkeoloji, fizik ve müzikoloji gibi farklı alanları bir araya getirerek antik mekânların ses özelliklerini inceleyen disiplinler arası bir bilim dalıdır. (II) Araştırmacılar, tarihî tapınaklardan taş devri mağaralarına kadar geniş bir yelpazedeki alanlarda ses dalgalarının yayılımını gelişmiş akustik ölçüm cihazlarıyla kaydederler. (III) Elde edilen bu veriler, bilgisayar ortamında simüle edilerek yapıların orijinal hâlindeki ses yankılanma süreleri ve ses kaliteleri yeniden üretilir. (IV) Bu rekonstrüksiyon çalışmaları sayesinde, antik dönemdeki bir konuşmacının sesinin dinleyicilere nasıl ulaştığı ya da çalınan bir çalgının yankısının mekândaki etkisi netlik kazanır. (V) Sonuç olarak, geçmişin sessiz kalıntıları arasında dolaşırken sadece mimariyi görmekle kalmaz, oradaki kayıp ses dünyasının atmosferini de deneyimleme şansı buluruz.
Bu parçanın anlam bütünlüğünün sağlanabilmesi için "Yapılan bu simülasyonlar vasıtasıyla, tarihî kalıntıların içinde yankılanan melodilerin günümüz kulaklarıyla duyulması mümkün kılınmaktadır." cümlesi numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra getirilmelidir?
(I) Sosyolog Ray Oldenburg'un "üçüncü yerler" olarak tanımladığı kafeler, kütüphaneler ve parklar; ev (birinci yer) ile iş (ikinci yer) dışındaki toplumsal yaşam alanlarını ifade eder. (II) Bu mekanlar; bireylerin sınıf ve statü farkı gözetmeksizin bir araya gelmesini sağlayarak toplumsal bağları güçlendirir. (III) Kentlerdeki kamusal yeşil alanların yetersizliği, modern insanın doğayla bağını kopararak yalnızlık hissini derinleştirmektedir. (IV) Üçüncü yerlerin en belirgin niteliği, bireylere ekonomik ya da sosyal bir zorunluluk yüklemeden kapsayıcı bir aidiyet hissi sunmasıdır. (V) Buralarda gerçekleşen gönüllü ve rastlantısal karşılaşmalar, toplumsal güvenin yeniden inşasında ve ortak yaşam kültürünün gelişmesinde hayati rol oynar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Geleneksel Türk sanatlarından biri olan ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üzerine özel hazırlanmış boyaların serpilmesi ve bu desenlerin kâğıda aktar��lmasıyla gerçekleştirilir. Bu sanatın kökeni net olmamakla birlikte, Orta Asya’dan İpek Yolu aracılığıyla Anadolu’ya taşındığı kabul edilmektedir. Ebru yapımında kullanılan boyalar tamamen doğaldır; toprak ve bitkilerden elde edilen pigmentlerle hazırlanır. Ayrıca boyaların su yüzeyinde kalmasını sağlamak için sığır ödü kullanılır. Her ebru çalışması, suyun üzerindeki desenin kâğıda yalnızca bir kez aktarılabilmesi nedeniyle benzersizdir ve bu özelliğiyle sanatçının o andaki ruh halini yansıtan tekil bir eser olarak kabul edilir.
Bu parçada ebru sanatı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Gazeteci:
(I) ----
Belgesel Yönetmeni:
— Tamamen nesnel bir gerçeklikten söz etmek mümkün değildir. Çünkü kameranın nereye yerleştirileceğinden tutun da hangi sahnelerin kurguda atılacağına kadar verilen her karar, yönetmenin öznel bakış açısının birer yansımasıdır. Dolayısıyla belgesel, gerçeğin kendisi değil; gerçeğin yönetmen zihninde yeniden inşa edilmiş halidir.
Gazeteci:
(II) ----
Belgesel Yönetmeni:
— Özellikle taşınabilir kameralar ve dijital kurgu sistemleri, hareket alanımızı oldukça genişletti. Eskiden kalabalık ekipler ve hantal donanımlarla saatler süren hazırlıklar gerektiren sahneleri artık tek bir kişiyle ve anında kaydedebiliyoruz. Bu durum, bizi teknik sınırlara takılmaktan kurtarıp doğrudan anlatmak istediğimiz hikâyeye yönlendiriyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Belgeselcilikte teknik donanımın yetersizliği, çekilmek istenen hikâyelerin yarıda kalmasına yol açar mı?
II. Dijitalleşme ile birlikte belgesel sinemanın geniş kitlelere ulaşması kolaylaşmış mıdır?
II. Teknolojik imkânlardaki ilerlemenin belgesel üretim sürecine yansımalarını nasıl açıklarsınız?
II. Belgesel çekimlerinde ekibin küçülmesi ve bireyselleşme, sinema sektöründe nasıl bir değişim yaratmıştır?
II. Belgesel sinemada hikâye anlatımının teknik imkânların önüne geçmesini neye bağlıyorsunuz?
Fotoğrafın keşfi, resim sanatında köklü bir kırılmaya yol açmıştır. Ondokuzuncu yüzyıla kadar ressamın temel görevi, doğayı ve insanı olduğu gibi yansıtmaktı; adeta dış dünyanın sadık bir aynası olmaktı. Ancak vizörün arkasındaki mekanik göz, bu işlevi ressamın elinden çok daha hızlı ve kusursuz bir biçimde aldı. Nitekim ünlü ressam Paul Delaroche, ilk andan itibaren bu gerçeği sezmiş ve 'Fotoğraf, resim sanatının ölümüdür!' diyerek endişesini dile getirmiştir. Bu tehdit, ressamları nesnelerin dış görünüşünü kopyalamaktan vazgeçip zihinsel soyutlamaya yönlendirmiştir. Böylece resim, fotoğraf gibi anı dondurmak yerine, o anın duygu ve izlenimlerini tuvale aktarma çabasına girişmiştir. Kısacası fotoğraf nesnelliğin zirvesiyken modern resim öznelliğin sınırlarını zorlamıştır. Sonuçta fotoğraf gerçeği olduğu gibi belgelerken resim gerçeği yeniden yorumlamıştır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Gazeteci:
(I) ----
Küratör:
— Sergi tasarımı, yalnızca eserlerin yan yana dizilmesinden ibaret değildir. Ziyaretçinin mekândaki adımlarını, eserlerle kuracağı fiziksel ve duygusal mesafeyi önceden tasarlamaktır. Doğru bir ışıklandırma ve yerleşim planı, sıradan bir nesneyi bile izleyicinin gözünde bir başyapıta dönüştürebilir ya da tam tersine, çok değerli bir yapıtı mekânın gürültüsü içinde görünmez kılabilir. Bu yüzden biz, eserlerin kendisinden çok, onların birbirleriyle ve mekânla oluşturduğu sessiz diyalogla ilgileniriz.
Gazeteci:
(II) ----
Küratör:
— Sanatın dijitalleşmesi şüphesiz daha geniş kitlelere ulaşmayı kolaylaştırıyor; ancak müzede, o orijinal yapıtın karşısında dururken hissedilen "aura"yı, yani eserin tarihsel ve fiziksel varlığının izleyicide uyandırdığı o benzersiz hissi ekrandan aktarmak imkânsızdır. Dijital sergiler bilgi aktarımı ve belgeleme açısından çok yararlı olsa da gerçek bir sanat deneyiminin yerini alamaz, sadece ona giden yolda bir köprü görevi görebilir.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sıras��yla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Dijital teknolojilerin sanatçının üretim sürecindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Sanat eserlerinin dijital ortama aktarılmasının, onların korunması ve belgelenmesi üzerindeki etkisi nedir?
II. Dijital sergileme pratiklerinin, izleyicinin eserin özgünlüğüyle kurduğu ilişkiyi zayıflattığını düşünüyor musunuz?
II. Klasik sanat anlayışının yerini dijital sanata bırakması hakkında ne düşünüyorsunuz?
II. İnternet üzerinden gezilen müzelerin, sanatın demokratikleşmesine katkı sağladığını söyleyebilir miyiz?
Bibliyoterapi, doğru zamanda doğru insanla doğru kitabı buluşturarak bireyin duygusal ve zihinsel gelişimine katkıda bulunmayı amaçlayan kadim bir yöntemdir. İlk olarak antik kütüphanelerin kapılarında 'ruhların şifa bulduğu yer' ibaresiyle hayat bulan bu yaklaşım, modern psikoterapide de etkin bir biçimde kullanılmaktadır. Süreç, danışanın yaşadığı soruna uygun edebi eserlerin terapist rehberliğinde okunması ve ardından bu eserler üzerine derinlemesine konuşulması esasına dayanır. Birey, kitaptaki karakterlerle özdeşim kurarak yalnız olmadığını hisseder, kendi sorunlarına dışarıdan tarafsız bir gözle bakmayı öğrenir ve böylece bastırılmış duygularını güvenli bir alanda dışa vurma imkânı bulur. Bibliyoterapi, bireyin kendi sınırlarını aşarak alternatif çözüm yolları keşfetmesini sağlarken aynı zamanda okuma eylemini de edilgen bir uğraş olmaktan çıkarıp aktif bir iyileşme sürecine dönüştürür.
Bu parçadan bibliyoterapi ile ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Bu kimyasal işaretler, DNA dizilimini değiştirmeden hangi genlerin aktif hangilerinin pasif olacağını belirler.
Klasik genetik anlayışı, canlıların gelişimini ve özelliklerini tamamen anne babalarından devraldıkları DNA dizilimine bağlardı. (I) Ancak son yıllarda yapılan epigenetik araştırmalar, çevre ve yaşam tarzı gibi dış etkenlerin genlerin işleyişi üzerinde kalıcı etkiler bırakabildiğini gösterdi. (II) Bilim insanları, bu dış etkenlerin DNA sarmalı üzerine kimyasal etiketler ekleyen moleküler mekanizmalar aracılığıyla çalıştığını keşfettiler. (III) İşte bu kontrol mekanizması sayesinde, aynı genetik koda sahip tek yumurta ikizleri bile zamanla farklı hastalıklara veya fiziksel özelliklere sahip olabilmektedir. (IV) Epigenetik olarak adlandırılan bu dinamik süreç, genlerin kaderimiz olmadığını, yaşam deneyimlerimizin hücresel düzeyde birer iz bıraktığını kanıtlamaktadır. (V)
Yukarıdaki parça anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde tamamlandığında, başta verilen cümle numaralanmış yerlerin hangisine getirilmelidir?
Hermeneutik adaletsizlik; bir toplumun ortak yorumlama kaynaklarındaki boşluklar yüzünden, belirli grupların kendi sosyal deneyimlerini anlamlandırmada ve başkalarına aktarmada yaşad��ğı dezavantajlı durumu ifade eder. Bu durum, hegemonik grupların dili ve kavramsal araçları kendi yaşantılarına göre şekillendirmesi, dolayısıyla marjinalleştirilmiş kesimlerin özgün deneyimlerini adlandıracak kolektif araçlardan yoksun kalmasıyla beslenir. Sonuçta birey, maruz kaldığı ayrımcılığı kavramsal bir çerçeveye oturtamadığı için bunu hem kendine açıklamakta zorlanır hem de toplumsal alanda geçerli bir şikâyet unsuru hâline getiremez. Bu yapısal tıkanıklık, haksızlığa uğrayan öznenin entelektüel güvenini zedelemekle kalmaz; aynı zamanda adaletsizliğin sistematik olarak yeniden üretilmesine yol açarak eşitsiz güç ilişkilerini pekiştirir.
Bu parçadan "hermeneutik adaletsizlik" ile ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Nostalji, kökeni Yunanca 'nostos' (eve dönüş) ve 'algos' (acı) sözcüklerine dayanan, geçmişe duyulan özlemi ve bu özlemin yarattığı melankolik hissi ifade eden bir kavramdır. Klasik dönemde fiziksel bir hastalık olarak kabul edilen bu olgu, modern çağda psikolojik ve sosyolojik bir sığınağa dönüşmüştür. Günümüz insanı, teknolojik hızın yarattığı yabancılaşmadan kaçmak için adeta geçmişin tanıdık sularına sığınmaktadır. Nitekim edebiyatta Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde huzuru geçmişin estetiğinde araması veya sinemada eskiye özlem temalı yapımların gişe rekorları kırması bu sığınmanın en somut yansımalarıdır. Ancak bu durum, geçmişin gerçekliğini değil, zihnimizde yeniden kurguladığımız idealize edilmiş bir zaman dilimini temsil eder. Sonuç olarak nostalji, dünün yaşanmışlığından ziyade, bugünün eksikliğini kapatma çabasıdır.
Bu parçan��n anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
(I) Biyomimikri; doğadaki sistemleri, süreçleri ve tasarımları taklit ederek insanların karşılaştığı karmaşık sorunlara sürdürülebilir çözümler üretmeyi hedefleyen disiplinler arası bir alandır. (II) Bu alanda çalışan araştırmacılar; doğayı bir model, ölçüt ve akıl hocası olarak kabul ederek canlıların hayatta kalma stratejilerini teknolojiye aktarmaya odaklanırlar. (III) Örneğin, kambur balinaların yüzgeçlerindeki pürüzlü yapıların rüzgâr türbinlerinin aerodinamik verimliliğini artırmada kullanılması bu yöntemin en somut uygulamalarından biridir. (IV) Doğal kaynakların kontrolsüz tüketimi ve sanayileşme süreçleri, bu benzersiz teknolojilerin esin kaynağı olan biyolojik çeşitliliği her geçen gün ciddi biçimde tehdit etmektedir. (V) Doğadan esinlenen bu tasarım felsefesi, malzeme biliminden mimariye kadar geniş bir yelpazede yüksek verimli ve çevre dostu ürünlerin geliştirilmesini sağlamaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Nörobilimci:
— İnsan beyni, doğası gereği aynı anda birden fazla karmaşık görevi tam performansla yürütebilecek şekilde evrimleşmemiştir. "Çoklu görev" (multitasking) olarak adlandırdığımız durum, aslında beynin odak noktaları arasında çok hızlı bir şekilde gidip gelmesinden ibarettir. Bu hızlı geçişler, her bir görevde dikkat kaybına ve bilişsel yorgunluğa yol açarak uzun vadede odaklanma süremizi kısaltır. Dolayısıyla, modern yaşamın bize dayattığ�� bu çalışma biçimi verimliliği artırmak bir yana, zihinsel kapasitemizi verimsiz kullanmamıza neden olur.
Gazeteci:
(II) ----
Nörobilimci:
— Elbette, bu durumun üstesinden gelmek beynin esneklik (nöroplastisite) özelliği sayesinde mümkündür. Gün boyunca maruz kaldığımız dijital uyarıcıları sınırlandırarak, örneğin günde sadece yarım saatimizi kesintisiz bir şekilde kitap okumaya veya derin düşünmeye ayırarak dikkat kaslarımızı yeniden eğitebiliriz. Beyin, düzenli antrenmanlarla tek bir konuya uzun süre odaklanma yeteneğini tekrar kazanabilir; yeter ki ona bu sakin ve bölünmemiş zaman dilimlerini sunabilelim.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Dijital araçların eğitimde kullanılmasının öğrencilerin odaklanma becerileri üzerindeki etkisi nedir?
II. Beyin esnekliği (nöroplastisite) kavramı, yaşa bağlı hafıza kayıplarını önlemede nasıl bir rol oynamaktadır?
II. Teknolojinin neden olduğu bu dikkat kaybını ve odaklanma yetersizliğini geri kazanmanın bir yolu var mıdır?
II. Günlük hayatımızda kitap okuma alışkanlığı kazanmak için ne tür bir planlama yapmalıyız?
II. Teknolojik uyarıcıların azaltılması, modern insanın yaratıcılık becerilerini ne şekilde etkiler?
Aşağıdaki cümleleri anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturacak şekilde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
(I) Bilişsel harita kavramı, bireyin fiziksel çevresini zihninde nasıl yapılandırdığını ve kodladığını açıklamak amacıyla ortaya atılmıştır. (II) Kent sakinleri, gündelik yaşam pratikleri içinde yollarını bulmak ve mekânı anlamlandırmak için bu zihinsel tasarımlardan aktif olarak yararlanırlar. (III) Modern kent planlamasında geniş caddelerin ve yeşil alanların artırılması, nüfus yoğunlu��unun getirdiği karmaşayı azaltmayı hedefler. (IV) Bu zihinsel şemalar; sadece sokakların geometrik yönünü değil, bireyin o mekâna yüklediği duygusal ve kültürel anlamları da bünyesinde barındırır. (V) Dolayısıyla nitelikli bir kentsel tasarım, bireylerin bu içsel haritalama süreçlerini kolaylaştıracak belirgin nirengi noktaları ve simgeler barındırmalıdır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?