Paragrafta Anlam
1306 soru
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler verilmiştir.
Metin:
(I) İtalyan nörobiyologlar tarafından makak maymunlarının beyin aktiviteleri incelenirken tesadüfen keşfedilen ayna nöronlar, bireyin hem bir eylemi kendisi gerçekleştirdiğinde hem de aynı eylemi yapan bir başkasını gözlemlediğinde ateşlenen özel beyin hücreleridir. (II) Bu nöronal sistem, insanlarda sadece motor becerilerin taklit edilerek öğrenilmesini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda karşı tarafın hissettiği acı, neşe veya hüzün gibi karmaşık duygusal durumların da zihinde simüle edilmesini sağlar. (III) Bilişsel empatinin temel biyolojik mekanizması olarak kabul edilen bu hücreler sayesinde, bir başkasının yaşadığı deneyim doğrudan bizim duyusal haritamıza aktarılarak 'ötekinin' iç dünyasını anlamamızın fizyolojik yolu açılır. (IV) Ancak ayna nöronların varlığı tek başına tam bir empati gelişimini garantilemez; zira bu biyolojik altyapının işlevselliği, bireyin içinde büyüdüğü kültürel normlar, sosyal etkileşimler ve deneyim birikimiyle sürekli olarak şekillenir ve yönlendirilir.
Buna göre, parçadaki numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Uçurtmanın tarihi, günümüzden yaklaşık iki bin beş yüz yıl öncesine, antik Çin topraklarına kadar uzanır. (II) İlk zamanlarda askeri istihbarat ve sinyalleşme amacıyla kullanılan bu araç, zamanla tüm dünyaya yayılarak bir eğlence kültürüne dönüşmüştür. (III) Özellikle Asya ülkelerinde her yıl düzenlenen festivallerle uçurtma uçurmak, köklü bir geleneğin simgesi haline gelmiştir. (IV) Uçurtmanın gökyüzünde dengede kalabilmesi, aerodinamik prensiplerin doğru uygulanmasına bağlıdır. (V) Rüzgarın uçurtma yüzeyine yaptığı basınç, yer çekimi kuvvetini yenerek aracın yükselmesini sağlar. (VI) Kuyruk kısmı ise havada salınan uçurtmanın kendi ekseni etrafında dönmesini engelleyerek uçuşu kararlı hale getirir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Modern kentleşme süreçleri, şehirlerin yalnızca mimari dokusunu ve görsel silüetini değiştirmekle kalmamı��; aynı zamanda o kentleri benzersiz kılan 'ses peyzajlarını' (soundscape) da tek tipleştirmiştir. Her kentin kendine has rüzgâr uğultusu, satıcı nidası, zanaat tıkırtısı veya meydan uğultusu, yerini motorlu taşıtların, havalandırma ünitelerinin ve endüstriyel cihazların mekanik uğultusuna bırakmıştır. Akustik ekoloji üzerine yapılan araştırmalar, seslerin de en az tarihi binalar kadar kolektif hafızanın ve kültürel kimliğin bir parçası olduğunu göstermektedir. Bir kentin ses mirasını korumak, sadece geçmişe yönelik nostaljik bir özlem değil, o kentin özgün kimliğini geleceğe taşıma kararlılığıdır. Dolayısıyla kentsel tasarım planlarında görsel estetiğin yanında işitsel boyutun da planlanması, kent kimliğinin korunması açısından hayati bir önem taşımaktadır.
Bu parçada yakınılan temel durum aşağıdakilerden hangisidir?
Yapay ışık kaynaklarının kontrolsüz artışı, modern kentleri geceleri de görünür kılarken gökyüzünün binlerce yıllık karanlığını elimizden alıyor. Bugün insanlık, yıldızların kılavuzluğunda yön bulduğu, mitolojiler ürettiği ve evrendeki yerini sorguladığı o kozmik manzaradan yoksun büyüyor. Işık kirliliği yalnızca ekolojik dengeleri bozmakla kalmıyor, insan zihninin sonsuzlukla kurduğu bağı da koparıyor. Gökyüzüne baktığında sadece yapay bir parıltı gören modern birey, doğanın derin sessizliğinden ve evrenin büyüleyiciliğinden uzaklaşıyor. Bu durum, insan yaratıcılığının ve sanatsal ilhamın da sınırlandığı, gökyüzünün sıradan bir dekora dönüştüğü yeni bir kültürel yabancılaşma sürecini başlatıyor.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakınılmaktadır?
Göz kırpmak, çoğunlukla gözü dış etkenlerden korumak ve göz yüzeyini nemli tutmak için yapılan refleksif bir hareket olarak bilinir. Ancak son araştırmalar, bu basit eylemin beyin için çok daha önemli bir işlevi olduğunu ortaya koymaktadır. Bilim insanlarına göre her göz kırptığımızda, beynimiz milisaniyeler süren çok kısa bir dinlenme moduna geçer. Bu anlık kesintiler sırasında beynin çevreye odaklanan bölgelerindeki aktivite azalır ve zihin bir nevi 'varsayılan ağ' durumuna geçerek kendini tazeler. Yani göz kırpmak, sadece gözümüzü korumakla kalmaz; aynı zamanda zihnimizin sürekli bilgi akışı arasında nefes almasına yardımcı olur.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Eko-ele��tiri, edebiyat yapıtlarını insan ile çevre arasındaki ilişkiler açısından ele alan ve doğanın metinlerde nasıl temsil edildiğini sorgulayan disiplinler arası bir yaklaşımdır. (II) Bu kuram çerçevesinde yazarlar, eserlerinde vahşi doğanın yok oluşunu ve endüstrileşmenin ekosistem üzerindeki yıkıcı etkilerini estetik bir dille ele alırlar. (III) Küresel ısınmanın son yarım yüzyılda ulaştığı boyutlar, çevre kirliliğini kontrol altına almayı hedefleyen uluslararası antlaşmaların daha sıkı uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. (IV) Böylelikle edebi metinler, sadece sanatsal birer nesne olmanın ötesine geçerek okurda çevre bilincinin uyanmasını sağlayan toplumsal bir işlev kazanır. (V) Nitekim çevre merkezli bu okuma biçimi, insanın doğaya hükmeden değil, onunla uyum içinde var olan bir özne olarak yeniden tanımlanmasına katkı sunar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Bir edebi eseri okumak, yazarın zihninde önceden biçimlenmiş ve metne mühürlenmiş sabit bir anlam paketini edilgen bir biçimde teslim almak değildir. Aksine okuma eylemi, metnin sunduğu dilsel işaretler ile okurun kendi tarihsel, kültürel ve varoluşsal ufkunun karşı karşıya geldiği, dinamik bir yeniden inşa sürecidir. Metin, içinde barındırdığı anlamsal boşluklar ve belirsizlik alanlarıyla okuru aktif bir ortak yapımcı olmaya davet eder. Her okur, kendi yönelimleri ve deneyim dünyasıyla bu boşlukları doldururken metne yeni bir soluk üfler. Dolayısıyla bir eserin nihai anlamı, ne tek başına yazarın niyetinde ne de sadece kelimelerin sözlük anlamlarında donup kalmıştır; o, yazar ile okur arasında kurulan bu zamansız diyalogda her seferinde yeniden doğar. Bu durum, metnin her çağda ve her zihinde farklı bir yankı bulmasını sağlayarak edebi yapıtın ömrünü sonsuz kılar.
Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Sanatsal yaratım süreci, sanatçının yalnızca dış dünyadan edindiği izlenimleri yansıtmasıyla sınırlı bir etkinlik değildir. Aksine bu süreç, sanatçının kendi iç dünyasındaki duygu ve düşünce katmanlar��nı, toplumsal gerçeklikle harmanlayarak yeniden inşa etmesini içerir. Bir ressam tuvale fırça vururken ya da bir yazar kelimeleri yan yana getirirken, aslında içinde yaşadığı dönemin kültürel kodlarını ve kendi bireysel estetik anlayışını ortak bir potada eritir. Dolayısıyla her sanat eseri, üretildiği dönemin zihniyetini taşırken aynı zamanda yaratıcısının kişisel dünyasından da derin izler barındırır. Bu durum, sanat eserinin tek bir boyuta indirgenemeyeceğini, çok yönlü bir varoluşsal süreci temsil ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Çeviri, uzun süre bir dildeki metnin başka bir dile mekanik olarak aktarılması, adeta bir kopyalama işlemi olarak görülmüştür. Oysa ��ağdaş yazın biliminde çevirmen, yalnızca kelimelerin karşılığını bulan bir teknisyen değil; iki farklı kültür, tarih ve zihniyet arasında köprü kuran aktif bir yeniden üreticidir. Çeviri sürecinde kaynak metin, erek dilin kültürel kodlarıyla yeniden biçimlenirken kaçınılmaz olarak değişime uğrar. Bu durum, çeviriyi bir sadakat veya ihanet ikileminden çıkarıp onu özgün bir kültürel temsil ve dönüştürme eylemine dönüştürür. Dolayısıyla bir çeviri eser, kaynak metne bağımlı bir gölge olmanın ötesinde, kendi dilsel ve kültürel bağlamında yeni bir kimlik kazanan bağımsız bir varlıktır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Filokartinin, yani kartpostal koleksiyonculuğunun, yalnızca bireysel bir hobi olmanın ötesinde toplumsal belleğin inşasında sessiz birer tanık vazifesi gördüğü yadsınamaz. Bir dönemin mimarisini, giyim kuşamını, gündelik alışkanlıklarını ve hatta siyasi atmosferini dar bir çerçeveye sığdıran bu görsel vesikalar, tarihin resmî anlatılarının boşluklarını doldurur. Mektupların aksine, üzerlerindeki pullar, posta damgaları ve arkalarına aceleyle iliştirilmiş kısa notlarla kartpostallar; gönderici ile alıcı arasındaki mahremiyeti kamusal alana taşır. Bu yönüyle filokartin, geçmişin sıradan insanının yaşam ritmini ve dönemin zihniyet dünyasını en yalın hâliyle bugüne ulaştırır. Dolayısıyla kartpostallar, statik birer arşiv belgesi olmaktan çıkarak geçmişle bugün arasında sürekli güncellenen dinamik bir köprü kurar.
Bu parçadan filokartin (kartpostal koleksiyonculuğu) ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Kintsugi, kırılan seramik nesneleri altın, gümüş ya da platin tozuyla karıştırılmış özel bir reçineyle onarma esasına dayanan geleneksel bir Japon sanatıdır. Bu teknik, nesnenin kırılan yerlerini gizlemek yerine onları daha belirgin hale getirerek yaşanmışlığı ve değişimi yüceltir. Temelinde yatan 'wabi-sabi' felsefesi, kusurların ve geçiciliğin içinde barınan gizli güzelliği kabul etmeyi öğütler. Kintsugi ile onarılan bir kap, geçirdiği hasarı bir zayıflık veya değersizleşme olarak değil, kendi tarihinin benzersiz bir parçası ve estetik bir zenginlik olarak taşır. Dolayısıyla bu sanat, nesnelerin yalnızca fiziksel dayanıklılığını geri kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda onlara yeni bir ruh, derinlik ve öncekinden daha yüksek bir sanatsal değer atfeder.
Bu parçadan Kintsugi sanatı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Geleneksel okuma eylemi, zihnin derinliklerinde sessiz bir yankılanma ve odaklanma gerektirirken dijital ekranlar bizi sürekli bir uyaran bombardımanına maruz bırakır. Kitap sayfalarında yavaşça ilerleyen okur, metnin alt metinlerini çözer, yazarla içsel bir diyalog kurar. Dijital mecralarda ise okuma, daha çok ekran üzerinde hızlıca göz gezdirme, anahtar kelimeleri yakalama ve bilgiyi tüketip bir sonraki bağlantıya geçme eğilimine dönüşmüştür. Bu durum, derinlemesine düşünme ve odaklanma becerimizi zayıflatmakta, bizi bilginin derin sularında yüzmek yerine yüzeyinde hızlıca kayan sörfçülere dönüştürmektedir. Zira dijital çağın hızı, anlama eyleminin doğasındaki o sabırlı yavaşlığı ortadan kaldırmaktadır.
Bu parçada yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
Metin:
(I) Kutup ışıkları (aurora), Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya'nın manyetik alanı ve atmosferdeki gaz molekülleriyle etkileşime girmesi sonucu oluşan doğal ışımalardır. (II) Bu etkileşim sırasında parçacıklar, atmosferdeki azot ve oksijen atomlarıyla çarpışarak onlara enerji aktarır. (III) Enerji yüklenen bu atomlar tekrar temel durumlarına dönerken dışarıya ışık yayarlar; bu durum genellikle yeşil ve kırmızı renklerin gökyüzünü kaplamasına neden olur. (IV) Dünya'nın manyetik alan çizgileri bu parçacıkları kutup bölgelerine yönlendirdiğinden, bu görsel şölen en net şekilde kutup dairelerine yakın enlemlerde izlenir. (V) Kutup ışıkları sadece göze hitap etmekle kalmaz, aynı zamanda Dünya'nın uzay havası ile olan dinamik ilişkisinin de önemli bir göstergesidir.
Yukarıdaki parçada kutup ışıklarının oluşumu ve özellikleri anlatılmıştır. Buna göre, parçada yer alan numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Siborg antropolojisi, insan ile teknoloji arasındaki sınırların silikleştiği çağımızda, protezlerin ve dijital eklentilerin sadece fiziksel birer araç değil, aynı zamanda bilişsel yapımızı şekillendiren kurucu unsurlar olduğunu savunur. Bu disiplin, teknolojiyi insanın dış dünyayı kontrol etme arzusunun bir uzantısı olarak gören geleneksel araçsalcı yaklaşımı reddeder. Bunun yerine, teknolojinin insan deneyimini ve benlik algısını içeriden dönüştürdüğünü, dolayısıyla insan ile yapay olanın ontolojik düzeyde kaynaştığını ileri sürer. Ancak bu durum, bireyin biyolojik sınırlarını aşma özgürlüğünü artırırken öte yandan teknolojiyi üreten güçlerin algoritmik denetimine daha açık hâle gelmesine yol açar. Siber uzamın sunduğu bu yeni varoluş alanı, insanın özerkliğini genişletiyor gibi görünse de aslında özneyi görünmez bir ağın bağımlı bir düğümü hâline getirme riski taşımaktadır.
Bu parçadan hareketle "siborg antropolojisi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Kutup ışıkları (aurora), Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya'nın manyetik alanı ve atmosferdeki gaz molekülleriyle çarpışması sonucu oluşan doğal ışımalardır. Genellikle kutup bölgelerinde, gecenin karanlığında yeşil ve mor renklerin gökyüzünde süzülmesiyle kendini gösteren bu olay fiziksel bir etkileşimin sonucudur. Atmosfere giren elektronlar, azot ve oksijen atomlarıyla çarpıştığında bu atomların enerji seviyeleri değişir. Uyarılmış durumdaki atomlar temel enerji seviyelerine dönerken dışarıya ışık fotonları yayarlar. Oksijen atomları yeşil ve kırmızı ışımalara yol açarken azot molekülleri mavi ve mor tonları oluşturur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Edebiyat, yüzyıllar boyunca insanı ve insanın iç dünyasını merkeze alan bir anlayışla şekillenmiştir. Ancak son yıllarda ivme kazanan ekoeleştiri kuramı, bu antroposentrik (insanmerkezci) bakış açısını temelinden sarsmaktadır. Ekoeleştirmenler, doğanın yalnızca insanın trajedilerine arka plan oluşturan pasif bir dekor veya sömürülecek bir kaynak olarak konumlandırılmasına karşı çıkarlar. Onlara göre edebiyat, insan dışı varlıkların da kendi seslerine ve fail güçlerine sahip olduğunu teslim etmelidir. Bu durum, edebi eserlerde doğanın edilgen bir nesne olmaktan çıkarılıp etkin bir özne olarak kurgulanmasını beraberinde verir. Böylece insanmerkezci dilin dışına çıkılarak doğayla kurulan ilişki, tahakkümden ziyade bir ortaklık zeminine taşınır. Bu yeni yönelim, insanı evrenin efendisi değil, ekolojik bütünün küçük bir parçası olarak yeniden konumlandırır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Sessiz sinema döneminde salonlarda piyano veya orkestra eşliğinde müzik icra edilmesi, yalnızca teknik bir zorunluluktan ya da makine gürültüsünü örtme çabasından ibaret değildi. Canlı müzik; perdedeki hareketli imgelerin ritmini belirleyen, izleyicinin duygusal katılımını yönlendiren ve dramatik yapıyı pekiştiren kurucu bir unsur işlevi görüyordu. Piyanist, film boyunca doğaçlama melodilerle sahneler arasındaki geçişleri yumuşatıyor, karakterlerin iç dünyasını izleyiciye tercüme ediyordu. Dolayısıyla sessiz film döneminde müzik, görsel anlatıyı tamamlayan ve sinema deneyimini kolektif bir ritüele dönüştüren başat bir anlatım aracıydı.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri eşleştiriniz.
Metin:
(I) Derin ekoloji, çevre sorunlarına yüzeysel çözümler aramak yerine, insanın doğayla olan ilişkisini kökten sorgulayan bir felsefedir. (II) Bu yaklaşım, doğayı yalnızca insana sunduğu faydalar veya ekonomik değerler üzerinden tanımlayan insan merkezli bakış açısını reddeder. (III) Derin ekoloji savunucuları, modern endüstriyel toplumların tüketim odaklı politikalarının ekolojik dengenin sürdürülebilirliğini tehlikeye attığını vurgular. (IV) Dolayısıyla, çevresel yıkımın önüne geçebilmek ancak yaşam tarzlarımızda ve kültürel değerlerimizde yapılacak radikal bir zihniyet dönüşümüyle mümkündür.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Tuz gölleri ve deniz tuzlaları gibi son derece yüksek tuz derişimine sahip ekstrem ortamlarda yaşayabilen mikroorganizmalara halofil (tuzcul) organizmalar adı verilir. Bu canlılar, hücre içi su dengesini koruyabilmek amacıyla sitoplazmalarında özel çözünen maddeler biriktirirler. Son yıllarda yürütülen bilimsel araştırmalar, halofillerin ürettiği enzimlerin yüksek tuzluluk ve sıcaklıkta bile kararlı kimyasal yapılarını koruduğunu göstermiştir. Bu kararlılık; deterjan endüstrisinden endüstriyel atık su arıtmaya kadar pek çok farklı alanda doğaya zarar vermeyen çevre dostu çözümler sunmaktadır. Ayrıca, bu mikroorganizmaların yapısında bulunan karotenoid pigmentleri, gıda ve ilaç sanayisinde doğal renklendirici ve antioksidan kaynağı olarak geniş ölçüde kullanılmaktadır.
Bu parçadan halofil mikroorganizmalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?