Paragrafta Anlam
1306 soru
Mektup, insanlık tarihinin en eski ve en samimi haberleşme araçlarından biridir. Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde, e-postalar ve anlık mesajlaşma uygulamaları haberleşmeyi saniyeler düzeyine indirse de mektubun taşıdığı duygusal değeri ikame edememiştir. Bir mektup yazarı, kağıt seçiminden mürekkebin rengine kadar alıcıya verdiği değeri yansıtır. Mektuplar sadece haber iletmez; yazıldığı dönemin hislerini, kokusunu ve ruhunu geleceğe taşır. Bu yüzden dijital çağda mektup yazma alışkanlığı azalsa da mektup, insanın duygu dünyasını en saf haliyle arşivleyen özel bir vesika olma özelliğini korumaktadır.
Bu parçada mektup ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Sanat, insanlığın var oluşundan beri duygu ve düşünceleri aktarmanın en estetik yoludur. Mağara duvarlarındaki çizimlerden günümüzün dijital enstalasyonlarına kadar her sanatsal ürün, yaratıcısının iç dünyasını dışa vurma çabasının bir sonucudur. Ancak sanatı sadece bireysel bir ifade aracı olarak görmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Sanat, aynı zamanda üretildiği toplumun kültürel kodlarını, inançlarını, tarihsel kırılmalarını ve yaşam biçimini de bünyesinde barındırır. Bir resimdeki renk tercihlerinden bir heykelin formuna kadar her detay, o dönemin toplumsal koşullarının izlerini taşır. Dolayısıyla sanat eserleri, geçmişten bugüne taşınan kültürel birer bellek niteliğindedir.
Bu parçada sanatla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi üzerinde durulmaktadır?
Koku duyusu, beş duyu organımız arasında doğrudan beynin hafıza ve duygu merkezleriyle bağlantılı olan tek duyudur. Bu nedenle bir mekânı, bir insanı ya da geçmişteki bir anı zihnimizde canlandırmak istediğimizde kokular en güçlü tetikleyici olurlar. Modern kent yaşamı, bizleri steril ve kokusuz alanlar inşa etmeye zorlasa da insan zihni girdiği her ortamı oraya özgü kokularla kodlar. Eski bir kütüphanenin sararmış sayfalarından yükselen kâğıt kokusu, yağmur sonrası toprağın yaydığı o buruk koku veya çocukluğumuzun geçtiği evin mutfağındaki o tanıdık esinti; sadece geçmişe duyulan bir özlemi değil, aynı zamanda bireyin o mekânla kurduğu aidiyet bağını da temsil eder. Dolayısıyla mekânın kimliği, yalnızca görsel mimarisinden değil, görünmez bir atmosfer oluşturan koku peyzajından da beslenir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Epigenetik, DNA diziliminde herhangi bir değişiklik meydana gelmeksizin genlerin işleyişinde ve ifadesinde oluşan kalıtsal değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Klasik genetik anlayışı, canlının gelişimini yalnızca DNA diziliminin bir çıktısı olarak görürken epigenetik; beslenme biçimi, stres düzeyi ve maruz kalınan çevre kirliliği gibi çevresel faktörlerin genlerin aktifleşmesi ya da sessizleşmesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Bu süreçte rol oynayan en önemli mekanizmalardan biri olan DNA metilasyonu, genlerin kimyasal işaretlerle kontrol edilmesini sağlar. Epigenetik araştırmalar, çevreyle kurduğumuz etkileşimin yalnızca kendi yaşamımızı değil, üreme hücreleri aracılığıyla sonraki nesillerin sağlık durumunu da doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Bu yönüyle epigenetik, genetik kadercilik anlayışını yıkarak bireysel seçimlerin biyolojik önemini vurgulamaktadır.
Bu parçada epigenetik ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri eşleştiriniz.
Metin:
(I) İnsan beyninde koku uyarılarını işleyen koku soğancığı (olfaktör bulbus), hafıza ve duyguların yönetildiği hipokampus ve amigdala bölgeleriyle doğrudan sinaptik bağlantılara sahiptir. (II) Diğer duyu organlarından gelen bilgiler talamus filtresinden geçerek kortekse ulaşırken koku duyusu bu istasyona uğramadan doğrudan duygusal bellek merkezine iletilir. (III) Edebiyatta 'Proust Etkisi' olarak adlandırılan bu durum, kokuların geçmiş yaşantıları diğer duyusal uyaranlara göre daha canlı, hızlı ve yoğun bir duygusal tonla canlandırma gücüne işaret eder.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Metin:
(I) İnternet arama motorlarının ve akıllı cihazların gündelik yaşamın merkezine yerleşmesi, insan belleğinin bilgi depolama alışkanlıklarında köklü değişimlere yol açmıştır. (II) 'Dijital amnezi' veya 'Google etkisi' olarak adlandırılan bu fenomen, bireylerin çevrimiçi ortamlarda kolayca ula��abileceklerini bildikleri bilgileri hafızalarında tutma eğilimlerinin azaldığını ortaya koymaktadır. (III) Columbia Üniversitesinde yapılan öncü araştırmalar, katılımcıların bilgiyi kendisinden ziyade, o bilgiye hangi dijital klasör veya arama yöntemiyle erişeceklerini hatırlamaya daha yatkın olduklarını göstermiştir. (IV) Bu durum, zihnin harici bellek kaynaklarına bağımlı hale gelerek kendi biyolojik sınırlarını esnettiği ve bilişsel süreçleri dışsallaştırdığı şeklinde yorumlanmaktadır. (V) Ancak bilgiyi derinlemesine işlemek yerine harici depolara havale etmek, eleştirel düşünme ve yaratıcı sentez yapma yetilerini zayıflatma riski taşımaktadır.
Soru:
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerle bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı d��şünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gündelik dil pratikleri ve yaygın iletişim algısı, sessizliği çoğunlukla sözün kesintiye uğraması, aktarımın sekteye uğraması ya da dilsel bir yoksunluk hâli olarak konumlandırır. Oysa sessizlik, dilin kurucu unsurlarından biri olarak, söylenenin sınırlarını çizen ve ona varoluşsal derinliğini kazandıran etkin bir göstergedir. Tıpkı bir heykelin etrafındaki boşluklar sayesinde form kazanması ve mekânla ilişki kurması gibi, bir söylem de içindeki susuşlar vasıtasıyla anlamlı bir yapıya kavuşur. Sözün gerçek gücü, kendinden önceki ve sonraki suskunlukların yoğunluğuyla ve o boşlukların taşıdığı potansiyelle ölçülür. Anlam, kelimelerin mekanik bir biçimde ardı ardına dizilmesinde değil, söylenen ile söylenmeyen arasındaki o diyalektik gerilimde filizlenir. Sözü taşıyan ve ona tınısını veren şey, geride bırakılan boşluğun ta kendisidir. Bu bağlamda sessizlik, iletişimin dışlanmış bir ögesi ya da pasif bir dinlenme durağı değil; aksine, sözün kendisini var eden, ona işitsel ve zihinsel ağırlığını kazandıran asli bir estetik zemindir. İletişimi yalnızca konuşulanların toplamına indirgeyen bir yaklaşım, dilin bu en güçlü enstrümanını ıskalamaya mahkûmdur.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri eşleştiriniz.
Metin:
Biyomimikri, doğanın milyonlarca yıllık evrimsel süreçte geliştirdiği tasarımları inceleyerek insan sorunlarına sürdürülebilir çözümler sunan yenilikçi bir disiplindir. Doğadaki canlılar, kaynak kıtlığı ve zorlu yaşam koşulları altında en az enerjiyle en yüksek verimi elde etmenin yollarını mükemmelleştirmiştir. (I) Canlıların bu kaynak koruma ve yüksek tasarruf becerisi, modern teknolojinin ve endüstriyel tasarımların şekillenmesinde yeni ufuklar açmaktadır. (II) Günümüz mühendisleri ve mimarları da bu biyolojik yapılardan esinlenerek hem çevre dostu hem de enerji sarfiyatını en aza indiren sistemler geliştirmektedir. (III) Örneğin, hızlı tren tasarımlarında yalıçapkını kuşunun gagasının aerodinamik yapısının taklit edilmesi, tünel geçişlerinde oluşan yüksek ses dalgalarını sönümleyerek çevreye verilen gürültü kirliliğini büyük ölçüde engellemiştir.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Müziksel yapıtın çözümlenmesinde sessizlik, seslerin geçici olarak kesintiye uğradığı edilgen bir boşluktan ibaret görülmemelidir. Aksine o; ses birimlerini birbirinden ayıran, bir sonraki sesের işitsel algısını ve estetik değerini belirleyen kurucu bir ögedir. Batı müziğinde eslerin (sessizlik sürelerinin) notalandırılması da sessizliğin sesle eş değer bir anlatım aracına dönüştüğünün en somut göstergesidir. Besteci, sesler arasındaki bu boşlukları titizlikle tasarlayarak dinleyicinin zihninde bir beklenti ve gerilim estetiği kurar. Dolayısıyla sessizlik, müziğin akışını kesintiye uğratan dışsal bir unsur değil; yapıtın ritmik ve anlamsal bütünlüğünü inşa eden, onun dokusuna içkin estetik bir tercihtir.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi ��zerinde durulmaktadır?
Paleoklimatoloji; Dünya’nın milyonlarca yıl öncesine uzanan iklim koşullarını yeniden yapılandırmak amacıyla ağaç halkaları, buzul karotları ve mercan fosilleri gibi doğal arşivleri inceler. Bu disiplin, modern meteorolojik kayıtların bulunmadığı tarih öncesi dönemlere ışık tutarak küresel iklim sisteminin uzun vadeli döngülerini ve hassasiyetini anlamamızı sağlar. Ancak geçmişe ait bu veriler termometre veya barometre gibi doğrudan ölçüm cihazlarıyla değil, dolaylı göstergeler (vekil veriler) yoluyla elde edilir. Bu durum, verilerin mekânsal çözünürlüğünü ve zamansal duyarlılığını sınırlayarak paleoklimatologları karmaşık istatistiksel kalibrasyon modelleri kullanmaya yöneltir. Dolayısıyla, geçmişteki ani iklimsel kırılmaların ve kısa süreli dalgalanmaların tam zamanlamasını belirlemek, disiplinin önündeki en büyük metodolojik engellerden biridir.
Bu parçadan paleoklimatoloji ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
�� Yazarlık serüvenimin temelleri çocukluk yıllarıma, kütüphanelerde geçirdiğim o büyülü günlere uzanıyor. Okuduğum her macera beni yeni dünyalar hayal etmeye yönlendirirdi. Beni kalemi elime almaya iten asıl gücün, o yaşlarda edindiğim okuma tutkusu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Gazeteci:
(II) ----
Yazar:
— Yapıtlarımda öncelikle insan ilişkilerini ve yalnızlık temasını ele alıyorum. Modern dünyada bireyin en çok bu duygularla karşı karşıya kaldığını görüyorum. Bu yüzden kaleme aldığım karakterlerin okurda bir empati duygusu uyandırmasını, kendi yaşamlarından izler bulmasını istiyorum.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Modern insanın yalnızlık sorununa edebiyat aracılığıyla nasıl bir çözüm sunuyorsunuz?
II. Eserlerinizdeki karakterlerin okurlarınız tarafından sevilmesini neye bağlıyorsunuz?
II. Eserlerinizde ağırlıklı olarak hangi temaları ve konuları işlemeyi tercih ediyorsunuz?
II. Karakterlerinizi kurgularken gerçek hayattaki tanıdıklarınızdan esinlenir misiniz?
II. Okurlarınızın eserlerinizdeki kahramanlarla empati kurmasını kolaylaştırmak için hangi anlatım tekniklerinden yararlanıyorsunuz?
(I) Karagöz ve Hacivat, Türk gölge oyununun en bilinen ve en sevilen iki temel karakteridir. (II) Deriden yapılan tasvirlerin arkadan gelen ışık yardımıyla beyaz perdeye yansıtılmasına dayanan bu gösteri sanatı, yüzyıllardır halkı hem eğlendirmekte hem de eğitmektedir. (III) Karagöz oyununda sergilenen mizah ögeleri, Osmanlı toplumunun farklı kesimlerinden gelen insanların kültürel ve dilsel özelliklerini yansıtır. (IV) Gölge oyununda kullanılan bu tasvirlerin yapımında genellikle manda veya sığır derisi tercih edilir. (V) Seçilen deri, özel yöntemlerle şeffaflaştırılıp temizlendikten sonra bitkisel kökenli boyalarla renklendirilir. (VI) Son olarak, tasvirlerin hareket kabiliyeti kazanması için çeşitli eklem yerlerinden deri iplerle birbirine bağlanması gerekir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Güneş, ardındaki karlı tepelerin üzerinden yavaşça çekilirken gökyüzünü turuncu, kızıl ve morun en tatlı tonlarına boyuyordu. Vadinin yamacına adeta birer tablo gibi serpiştirilmiş küçük köy evlerinin bacalarından incecik, gri dumanlar göğe doğru süzülüyor; hafifçe esen serin rüzgarla birlikte etrafa taze pişmiş ekmeklerin ve meşe odununun o bildik, sıcak kokusu yayılıyordu. Bahçedeki gövdesi çatlamış yaşlı çınar ağacının geniş yaprakları tatlı bir melodiyle hışırdarken ağacın altındaki yıpranmış tahta sedirde sessizce oturan ihtiyar adam��n derin kırışıklıklarla dolu yüzü, geçmiş yılların yorgunluğunu ve huzurunu aynı anda yansıtıyordu. Elindeki ahşap bastona yaslanmış, gözlerini ufuktaki son ışıklara dikmiş olan bu adam, doğanın akşam kızıllığıyla büründüğü sessiz dönüşümü büyük bir sükunetle seyrediyordu.
Bu parçanın anlatımında betimleyici anlatım biçimi ağır basmaktadır. Bu yargı doğru mudur?
Dilsel görelilik kuramı, bireylerin ana dillerinin yapısal özelliklerinin onların d��nyayı algılama, sınıflandırma ve deneyimleme biçimlerini şekillendirdiğini savunur. Bu görüşe göre dil, düşüncenin yalnızca dışa vurulmasını sağlayan edilgen bir araç değil; bilişsel süreçleri doğrudan yapılandıran aktif bir süzgeçtir. Örneğin, bazı yerli dillerinde yön bildiren mutlak konum kelimelerinin sıklıkla kullanılması, bu dili konuşanların uzamsal yönelim becerilerini geliştirirken renk kategorilerinin diller arasındaki farklılığı da görsel algıyı etkileyebilmektedir. Ancak kuram, dilin düşünceyi tamamen hapsettiğini iddia eden katı determinizmden ziyade, dilsel yapıların zihinsel alışkanlıkları yönlendirdiği daha esnek bir eğilim olarak modern dil biliminde kabul görmektedir.
Bu parçadan hareketle dilsel görelilik kuramına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Haritalar, yeryüzünün objektif ve ölçekli birer kopyası olarak kabul edilseler de aslında çizildikleri dönemin egemen güçlerinin dünyayı algılama biçimlerini ve ideolojik yönelimlerini yansıtırlar. Bir haritada hangi bölgenin merkezde yer alacağı, hangi coğrafi detayların ön plana çıkarılacağı ya da hangilerinin görmezden gelineceği tamamen kartografın ve onu görevlendiren iradenin seçimidir. Dolayısıyla kartografya, yalnızca bir coğrafya bilimi veya teknik bir ölçüm faaliyeti değil; uzamı denetleme, sınırları meşrulaştırma ve zihinlerde belirli bir dünya düzeni inşa etme aracıdır. Tarih boyunca haritaların, imparatorlukların genişleme stratejilerinde ve sömürgecilik faaliyetlerinde aktif birer siyasi enstrüman olarak kullanılmasının temelinde de bu gerçek yatar.
Bu parçanın konusu a��ağıdakilerden hangisidir?
Fotoğrafın icadından bu yana taşıdığı 'gerçeği olduğu gibi kaydetme' iddiası, aslında kendi içinde derin bir paradoks barındırır. Vizörden bakan göz, nesnel bir gerçekliği dondurduğunu varsaysa da aslında o anı kendi zihinsel süzgecinden geçirerek yeniden inşa eder. Kadrajın içine nelerin dâhil edileceği kararı kadar, nelerin dışarıda bırakılacağı tercihi de seçici bir kurgu sürecidir. Bu bağlamda fotoğraf, dış dünyayı yansıtan edilgen bir ayna değil; ışık ve gölgenin diliyle yazılmış, gerçekliğin kişisel bir yorumudur. Gerçeğe bu denli sadık görünürken aynı zamanda onu kendi sınırları içine hapsederek bükmesi, fotoğrafın en ayırt edici ��zelliğidir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) İnsanlığın gökyüzünü anlama çabası, tarih öncesi çağlardan beri hem mitolojik hikayelerin doğuşuna hem de tarımsal faaliyetlerin planlanmasına yön vermiştir. (II) Antik uygarlıklarda çıplak gözle gerçekleştirilen bu gözlemler, gök cisimlerinin hareketlerini tanrısal iradenin birer yansıması olarak yorumlama eğilimindeydi. (III) Merceklerin keşfi ve optik biliminin gelişmesiyle ortaya çıkan teleskop ise gökyüzü gözlemciliğinde yepyeni bir dönemin kapısını aralamıştır. (IV) Galileo’nun 17. yüzyılın başlarında bu aracı gökyüzüne çevirmesiyle evrenin yapısına dair yerleşik inançlar sarsılmış ve bilimsel astronominin temelleri atılmıştır. (V) Bugün uzaya gönderilen dev teleskoplar sayesinde insanlık, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin oluşum süreçlerini doğrudan izleyebilmektedir. (VI) Bu gözlemlerden elde edilen veriler, evrenin genişleme hızından kara deliklerin gizemine kadar pek çok kozmolojik sorunun aydınlatılmasına katkı sunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Metin:
(I) Sanayileşmenin ve kentsel atıkların toprakta yol açtığı ağır metal kirliliği, modern çevre mühendisliğinin en ciddi sorunlarından biridir.
(II) Bu soruna geleneksel yöntemlerle çözüm üretmek, hem yüksek maliyet getirmekte hem de toprağın doğal mikrobiyolojik yapısını tamamen bozmaktadır.
(III) Son yıllarda öne çıkan fitoremediasyon yöntemi ise özel seçilmiş hiperakümülat��r bitkiler kullanarak toksik maddeleri topraktan temizlemeyi hedefler.
(IV) Bu bitkiler, kökleri vasıtasıyla ağır metalleri bünyelerine alıp zararsız formlara dönüştürerek veya gövdelerinde depolayarak toprağı ıslah ederler.
(V) Çevre dostu ve ekonomik olan bu biyolojik süreç, toprağın verimliliğini korurken ekosistemin sürdürülebilirliğine de doğrudan katkı sunar.
Soru:
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerin eşleştirilmesi gerekmektedir. Buna göre, sol sütundaki cümleleri sağ sütundaki uygun yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Edebi bir yapıtın mükemmelliğe ulaşması, yazarın kelime tercihleriyle doğrudan ilintilidir. Nitelikli bir yazar, metnini inşa ederken her bir sözcüğe ayrı bir sorumluluk yükler. Onun cümlelerinden tek bir kelimeyi bile çıkaramazsınız; çünkü çıkardığınız anda anlam kalesi sarsılır, geride doldurulması imkansız bir boşluk kalır. Metinde hiçbir kelimenin lüzumsuz bir ağırlık yapmasına, sırf yer işgal etmek için orada bulunmasına izin verilmez. Bu titizlik, eseri hem biçimsel olarak hafifletir hem de anlamın doğrudan okura ulaşmasını sağlar.
Bu parçada yazarın üslubuna yönelik yapılan değerlendirmeler, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle nitelendirilebilir?
Müzeler, geçmişin maddi kalıntılarını koruma ve sergileme işleviyle tarihe açılan birer kapı olarak görülse de nesneleri ait oldukları özgün zamansal ve mekânsal bağlamdan koparan sergileme pratikleri nedeniyle paradoksal bir rol üstlenir. Gündelik yaşamın canl�� akışından sökülüp steril vitrinlere veya yapay galerilere yerleştirilen her nesne, kaçınılmaz olarak kendi tarihsel gerçekliğinden yalıtılır ve zamanla yalnızca seyirlik bir estetik nesneye indirgenir. Bu durum, ziyaretçinin geçmişle kurabileceği dinamik, sorgulayıcı ve eleştirel ilişkiyi kesintiye uğratarak tarihi durağanlaştırır; onu geçmişten koparıp tüketilebilir bir nostalji ögesine dön��ştürür. Müze çatısı altında sergilenen nesne, artık geçmişin yaşayan, dönüştürücü bir tanığı olmaktan çıkıp şimdiki zamanın kültürel ve ideolojik tahayyülüne göre yeniden kurgulanmış yapay bir temsiline dönüşür. Dolayısıyla modern müzecilik anlayışı, tarihi muhafaza etme ve aktarma iddiasıyla hareket ederken aslında geçmişi dondurmakta ve onun bugünün insanıyla kurabileceği canlı, sahici diyalog zeminini ortadan kaldırmaktadır.
Bu parçadan hareketle, 'Modern müzeciliğin sergileme pratikleri, geçmişi koruma amacına hizmet ediyor görünse de aslında tarihi dondurarak onunla kurulacak canlı ve sorgulayıcı ilişkiyi engellemektedir.' yargısının parçanın ana düşüncesi olduğu iddiası doğru mudur?