Paragrafta Yardımcı Düşünceler
298 soru
Doğadaki tasarımlardan ilham alarak insan sorunlarına çözümler üretmeyi amaçlayan biyomimikri disiplini, son yıllarda sürdürülebilir mimarinin temel dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri, Zimbabve'nin başkenti Harare'de bulunan Eastgate Centre binasıdır. Mimar Mick Pearce, bu yapıyı tasarlarken termit yuvalarının iç sıcaklığı sabit tutma mekanizmasından esinlenmiştir. Termitler, yuvalarındaki bacaları sürekli açıp kapatarak hava sirkülasyonu sağlar ve dışarıdaki aşırı sıcağa rağmen içeriyi serin tutar. Pearce da benzer bir havalandırma sistemi kurarak binada geleneksel klima sistemlerine ihtiyaç duyulmamasını sağlamıştır. Böylece yapı, benzer b��yüklükteki diğer binalara kıyasla yüzde otuz beş oranında daha az enerji tüketmektedir. Doğa dostu bu tasarım, modern mühendisliğin ekolojik sorunlara getirdiği yenilikçi çözümlerin öncüsüdür.
Bu parçada biyomimikri ve Eastgate Centre ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Biyolüminesans, bazı canlı organizmaların vücutlarında gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucunda kendi ışıklarını üreterek etrafa yayması olayıdır. (I) Okyanusların güneş ışığı almayan zifiri karanlık derinliklerinde yaşam süren canlıların yaklaşık yüzde doksanı, bu benzersiz fizyolojik özelliği hayatta kalabilmek için aktif olarak kullanır. (II) Bu canlılar, ürettikleri ışığı yönlerini bulmak veya kendi türündeki diğer bireylerle haberleşmek amacıyla birer iletişim aracı olarak değerlendirir. (III) Bazı derin deniz türleri ise yaydıkları bu ışık sayesinde kendilerini tehdit eden avcılardan kaçmayı ya da avlarını kolayca kendilerine çekmeyi başarır. (IV) Derin deniz ekosisteminde üretilen bu soğuk ışık, enerjinin neredeyse tamamının ısıya dönüşmeden doğrudan ışı��a çevrilmesiyle elde edilir ve bu yönüyle son derece verimlidir.
Buna göre, paragrafta numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Yapay resifler, deniz canlılarına yeni barınma ve beslenme alanları yaratmak amacıyla denizin dibine yerleştirilen yapay yapılardır. Genellikle eski gemiler, beton bloklar veya özel tasarlanmış metal kafesler kullanılarak oluşturulan bu yapılar, zamanla deniz ekosistemine uyum sağlar. Resiflerin yüzeyi kısa sürede yosunlar ve küçük deniz canlıları tarafından kaplanır, bu da daha büyük balık türlerinin bölgeye çekilmesini sağlar. Böylece hem yerel balık popülasyonu korunur hem de amatör dalgıçlar için yeni su altı turizm alanları yaratılmış olur. Bu projeler, deniz yaşamının canlandırılmasına katkı sunarken kıyı erozyonunu azaltmada da dolaylı bir rol oynar.
Bu parçada yapay resiflerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Arkeoastronomi; arkeoloji, astronomi ve antropolojiyi bir araya getirerek tarih öncesi ve antik toplumların göksel olgularla kurdukları ilişkiyi inceler. Bu disiplin, sadece eski medeniyetlerin takvim bilgisine ulaşmakla kalmaz; aynı zamanda onların mimari yapıları, tapınakları ve yerleşim alanlarını gök cisimlerinin hareketlerine göre nasıl konumlandırdıklarını da araştırır. Örneğin, Stonehenge gibi devasa taş çemberlerin veya Maya piramitlerinin belirli ekinoks ve gündönümü tarihlerinde güneş ışığını tam olarak karşılayacak şekilde inşa edilmesi, bu toplulukların kozmolojik inançları ile gündelik pratiklerinin ne denli iç içe geçtiğini gösterir. Dolayısıyla arkeoastronomi çalışmaları, geçmişin zihniyet dünyasını ve evreni anlama çabasını anlamlandırmada vazgeçilmez bir köprü vazifesi görür.
Bu parçadan hareketle arkeoastronomi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Ekoakustik, bir ekosistemdeki canlı ve cansız tüm seslerin bütünü olan 'ses peyzajını' inceleyen genç bir bilim dalıdır. Bu disiplin, doğal çevredeki biyofoni (canlı sesleri) ve jeofoni (rüzgâr, yağmur gibi doğa sesleri) ile insan kaynaklı antropofoni (motor, inşaat gürültüsü) arasındaki etkileşimi araştırır. Ekoakustik uzmanlar��, belirli bir bölgedeki seslerin sıklığını ve çeşitliliğini kaydederek o habitatın sağlık durumunu gözlemlerler. Örneğin, bir ormandaki kuş ve böcek seslerinin azalması ya da insan gürültüsünün bu sesleri baskılaması, biyolojik çeşitlilikteki kaybın erken bir habercisidir. Geleneksel yöntemlerin aksine ses kaydı, canlıları rahatsız etmeden geniş alanlarda sürekli veri toplamaya imkan tanır. Böylece ekoakustik, çevre krizlerinin ekosistem üzerindeki etkilerini izlemede yenilikçi ve tahribatsız bir izleme aracı sunar.
Bu parçadan hareketle ekoakustik bilimiyle ilgili aşa��ıdakilerden hangisi söylenemez?
Likenler, algler ve mantarların bir araya gelerek oluşturduğu simbiyotik ortaklıklar olup yeryüzündeki en dirençli yaşam formları arasında yer alır. Ancak bu organizmalar, çevre kirliliğine, özellikle de atmosferdeki kükürt dioksit gazına karşı aşırı derecede duyarlıdır. Kök sistemleri ve koruyucu bir dış dokuları bulunmadığı için besinlerini ve suyu doğrudan havadan absorbe ederler; bu da ortamdaki kirleticilerin bünyelerinde birikmesine yol açar. Bu benzersiz fizyolojik yapıları nedeniyle likenler, modern cihazlara ihtiyaç duyulmaksızın hava kalitesindeki değişimleri izlemek için ekolojik biyoendikatör olarak yaygın biçimde kullanılır. Bir bölgedeki liken türlerinin çeşitliliği ve sağlıklı gelişimi, o yörenin hava temizliği seviyesi hakkında araştırmacılara doğrudan ve güvenilir veri sağlar.
Bu parçada geçen numaralanmış ifadeler ile bu ifadelerin desteklediği yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Çikolata, günümüzde tatlı bir atıştırmalık olarak bilinse de kökeni binlerce yıl öncesine, Mezoamerika medeniyetlerine dayanır. Maya ve Aztekler, kakao çekirdeklerini öğüterek 'xocolatl' adını verdikleri acı ve köpüklü bir içecek hazırlıyorlardı. Bu içecek, bugünkü sıcak çikolatadan oldukça farklıydı çünkü şeker yerine acı biber ve çeşitli baharatlar içeriyordu. Kakao çekirdekleri o dönemde o kadar değerliydi ki sadece dini törenlerde ve kraliyet ailesi tarafından tüketilen lüks bir tüketim maddesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir alışveriş birimi (para) olarak da kullanılıyordu. Kakao, 16. yüzyılda Avrupalı kaşifler tarafından Avrupa'ya taşındıktan sonra şeker ve s��tle karıştırılarak bugünkü tatlı formuna yaklaşmıştır.
Buna göre, bu parçadan hareketle çikolata ve kakao ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Modern medyanın hız odaklı yapısına tepki olarak doğan yavaş gazetecilik, okuyucuya anlık haber iletmek yerine olayların arka planını ve derinlemesine analizini sunmayı hedefler. Geleneksel gazetecilik değerlerine dönüşü savunan bu yaklaşım, tıklanma oranları ve sansasyonel başlıklar yerine araştırmacı gazeteciliği ve doğrulanmı�� bilgiyi merkeze alır. Haber üretim sürecinde zamana yayılan bir çalışma metodunu benimser ve bu yönüyle güncel gelişmeleri saniyeler içinde sunan dijital habercilikten ayrılır. Okuyucuyu bilgi bombardımanından kurtararak olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurmasını kolaylaştırır. Böylece, yüzeysel bilgi tüketiminin önüne geçerek kamusal tartışmaların daha nitelikli bir zeminde yürütülmesine katkı sağlar.
Bu parçadan yavaş gazetecilikle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Arkeoakustik, antik mekânların akustik özelliklerini inceleyen ve geçmişteki ses deneyimlerini anlamlandırmaya çalışan disiplinler arası bir alandır. Bu çalışmalar, antik tiyatroların mimari dehasını ortaya koymanın ötesine geçerek neolitik mağaralardaki yankılanma biçimlerinin ritüellerle olan ilişkisini de mercek altına alır. Örneğin, bazı megalitik yapılarda belirli frekanslardaki seslerin insan beyninde yön duygusunu zayıflattığı ve trans benzeri durumları tetiklediği saptanmıştır. Araştırmacılar, antik toplulukların mimariyi sadece görsel bir algı nesnesi olarak değil, işitsel bir deneyim alanı olarak tasarladıklarını ileri sürmektedir. Ancak geçmişin ses ortamını bugünün teknolojik araçlarıyla canlandırmaya çalışmak, o dönemin inanç ve algı dünyasını tam olarak yansıtamama riskini de barındırır. Bu durum, arkeoakustik verilerin her zaman kültürel bağlamıyla birlikte yorumlanmasını zorunlu kılar.
Bu parçadan hareketle arkeoakustik ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Tardigradlar, mikroskop altında sevimli birer su ayısını andıran, aşırı çevre koşullarına karşı gösterdikleri dirençle bilinen mikroskobik canlılardır. Bu canlıların en dikkat çekici özelliği; ortamdaki su tükendiğinde veya sıcaklık ölümcül seviyelere ulaştığında girdikleri, "kriptobiyoz" adı verilen yarı ölüm evresidir. Kriptobiyoz durumuna geçen bir tardigrad, vücudundaki suyun neredeyse tamamını dışarı atar, metabolizmasını durma noktasına getirir ve büzülerek kuru bir fıçı şeklini alır. Bu koruyucu evredeyken mutlak sıfıra yakın soğuklara, yüz elli dereceyi aşan sıcaklıklara, hatta uzay boşluğundaki yüksek radyasyona yıllarca dayanabilirler. Yaşam fonksiyonlarının askıya alınd��ğı bu süreç, ortama tekrar su eklendiğinde son bulur; tardigrad nemi emerek dakikalar içinde eski aktif yaşantısına geri döner. Bu benzersiz uyum mekanizması, astrobiyoloji araştırmalarında dünya dı��ı yaşam potansiyelini anlamak için önemli bir model oluşturmaktadır.
Bu parçadan tardigradlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Kintsugi, kırılan seramik eşyaları altın, gümüş ya da platin gibi değerli metallerle karıştırılmış özel bir reçineyle birleştirme sanatıdır. (II) Kökeni 15. yüzyıl Japonya'sına kadar uzanan bu geleneksel el sanatı, eşyayı eski kusursuz hâline getirmek yerine kırık hatlarını bilerek belirginleştirerek nesnenin yaşanmışlığını yüceltir. (III) Bu felsefede, bir nesnenin geçirdiği kazalar ve hasar görmüş geçmişi gizlenmesi gereken bir ayıp olarak görülmez; aksine onun tarihini anlatan estetik birer zenginlik olarak sergilenir. (IV) Günümüzde bu benzersiz yaklaşım, insanın ruhsal yaralarını gizlemek yerine onları olgunlaşma sürecinin bir parçası olarak kabullenmesi gerektiğini savunan derin bir yaşam metaforuna dönüşmüştür.
Yukarıdaki numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki paragrafta yer alan numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı dü��üncelerle eşleştiriniz.
[I] Japonya'da 1980'lerde ortaya çıkan 'Shinrin-yoku' (orman banyosu), doğayla duyusal bir bağ kurarak zihinsel ve bedensel bir arınmayı hedefleyen ekoterapi yöntemidir. [II] Bu pratik, sadece yeşil alanda yürümekten ibaret olmayıp ormandaki sesleri, kokuları ve renkleri tüm duyularla bilinçli bir şekilde deneyimleme esasına dayanır. [III] Yapılan araştırmalar, ağaçların yaydığı fitonsit adı verilen uçucu bileşenlerin solunmasının insan bağışıklık sistemindeki koruyucu hücreleri aktive ettiğini göstermektedir. [IV] Modern yaşamın getirdiği kronik stresi hafifleten bu yaklaşım, bireyin doğanın bir parçası olduğunu yeniden hatırlatarak yabancılaşma hissinin önüne geçer.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Epigenetik, DNA diziliminde herhangi bir değişiklik meydana gelmeksizin genlerin işleyişinde ve ifadesinde oluşan kalıtsal değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Geleneksel genetiğin aksine epigenetik süreçler; beslenme biçimi, stres düzeyi ve çevre kirliliği gibi dışsal faktörlerin genler üzerinde kimyasal işaretler bırakabildiğini gösterir. Hücrelerimizdeki genetik kod sabit kalsa da bu işaretler, hangi genlerin aktifleşip hangilerinin susturulacağını belirleyen birer moleküler şalter görevi görür. Son araştırmalar, bu kimyasal modifikasyonların sadece bireyin yaşam süresiyle sınırlı kalmayıp sonraki nesillere de aktarılabildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, çevresel deneyimlerimizin biyolojik mirasımızı doğrudan şekillendirebildiği anlamına gelir ve tıp dünyasında hastalıkların önlenmesine yönelik yeni ufuklar açmaktadır.
Bu parçadan epigenetik ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Paragraf:
(I) Proust etkisi, belirli bir kokunun bireyi geçmişteki canlı ve duygusal bir anıya aniden geri götürmesi fenomenidir. (II) Adını Marcel Proust’un romanında çaya batırılmış kek kokusuyla çocukluk anılarına gitmesinden alan bu durum, modern nörobilim tarafından da açıklanmaktadır. (III) Diğer duyusal uyarıcılar önce beynin mantıksal işlem merkezi olan talamusa uğrarken koku duyusu doğrudan amigdala ve hipokampusa ulaşır. (IV) Bu doğrudan bağlantı, kokuların tetiklediği anıların diğerlerine kıyasla çok daha hızlı, yoğun ve nostaljik hissedilmesini sağlar. (V) Ancak bu etki, anıların nesnel doğruluğunu artırmaz; sadece onlara yüklenen duygusal derinliği pekiştirir.
Yukarıdaki paragrafta numaralanmış bazı cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler verilmiştir. Numaralanmış cümleleri, karşılarında yer alan uygun yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gastrodiplomasi, bir ülkenin kültürel mirasını ve değerlerini ulusal mutfağı aracılığıyla yabancı toplumlara tanıtarak yumuşak güç elde etme stratejisidir. Geleneksel diplomasinin resmi ve mesafeli yapısına karşın bu yaklaşım, yemeklerin birleştirici ve duygusal gücünü kullanarak halklar arasında doğrudan bir bağ kurmayı amaçlar. Devletlerin resmi destekleriyle yürütülen projeler sayesinde yerel üreticiler küresel pazara açılma fırsatı bulurken, ülkenin turizm potansiyeli de önemli ölçüde hareketlenir. Dolayısıyla gastrodiplomasi, yalnızca mutfak kültürünün sergilenmesi değil; aynı zamanda ekonomik kalkınmayı tetikleyen ve uluslararası ilişkilerde sempati kazandıran stratejik bir halkla ilişkiler faaliyetidir.
Bu parçaya göre gastrodiplomasiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Hızın ve anlık tüketimin kutsandığı dijital çağda, gazetecilik de büyük bir dönüşüm geçirerek 'tık odaklı' bir yarışa sahne olmaktadır. Bu kaotik haber akışına bir tepki olarak doğan yavaş gazetecilik (slow journalism), haberciliğin yitirdiği derinliği ve güvenilirliği yeniden tesis etmeyi amaçlar. Günlük haberlerin yüzeysel aktarımı yerine, olayların arka planına, tarihsel bağlamına ve insani boyutuna odaklanır. Bu yaklaşım, sadece bilgi vermeyi değil, okuyucuda kalıcı bir farkındalık yaratmayı hedefler. Dolayısıyla yavaş gazetecilikte üretim süreci haftalar, hatta aylar alabilir. Haber merkezlerinin maliyet kaygılarına ve hız baskısına meydan okuyan bu akım, okuyucunun da edilgen bir tüketici olmaktan ��ıkıp nitelikli bir takipçiye dönüşmesini gerektirir.
Bu parçadan 'yavaş gazetecilik' akımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Aşağıdaki paragrafta yer alan bazı ifadeler ve bu ifadelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler verilmiştir. Sol sütunda yer alan ifadeleri, sağ sütunda yer alan doğru yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Paragraf:
Solastalji, bireyin evindeyken veya tanıdık bir çevredeyken, o çevrenin yıkıcı dönüşümüne tanıklık etmesinden doğan melankoli ve yersiz yurtsuzluk hissidir. Klasik sıla hasretinden (nostalji) farklı olarak, coğrafi bir ayrılığı değil, mekânın kendisinin başkalaşmasını temel alır. İklim krizinin ve kontrolsüz kentleşmenin hızlandığı Antroposen çağında bu duygu, bireyin varoluşsal güvencesini sarsan kolektif bir yasa dönüşmektedir. Doğan��n tahribatı, sadece fiziksel bir kaybı değil, aynı zamanda o doğayla örülü belleğin, kültürel pratiklerin ve kimliğin de silinmesini beraberinde getirir. Dolayısıyla solastalji, ekolojik krizin psikolojik yansımalarını anlamada anahtar bir kavramdır; zira çevre sağlığı ile insan ruhunun ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterir.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki paragrafta Antikythera Mekanizması ile ilgili bilgiler verilmiştir:
(I) Girit ile Mora yarımadası arasındaki Antikythera Adası yakınlarında, 1901 yılında bir batıkta keşfedilen Antikythera Mekanizması, antik çağ mühendisliğinin ulaştığı hayal gücü sınırlarını aşan en şaşırtıcı ürünüdür. (II) Bronz dişlilerden oluşan bu karmaşık düzenek, gök cisimlerinin hareketlerini, ay ve güneş tutulmalarını önceden hesaplamak amacıyla MÖ 2. yüzyılda tasarlanmış bir tür analog bilgisayardır. (III) Mekanizmanın varlığı, antik Yunan dünyasında hassas dişli teknolojisinin sanılandan çok daha ileri düzeyde olduğunu ve bu bilginin sonraki yüzyıllarda kaybolduğunu açıkça ortaya koymaktadır. (IV) Modern bilimin ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında X-ışınları ve tomografi yardımıyla gizemini çözebildiği bu aygıt, insanlığın teknolojik gelişim çizgisinin her zaman doğrusal bir şekilde ilerlemediğinin en somut kanıtıdır.
Paragrafta yer alan numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden doğrudan çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Dijital amnezi veya yaygın adıyla Google etkisi, internet arama motorlarında kolayca bulunabileceği bilinen bilgilerin insan belleğinde depolanma eğiliminin azalması durumudur. Günümüzde akıllı telefonlar ve arama motorları dışsal bir bellek deposu işlevi görerek bireyi bilgiyi zihinsel olarak kodlama zahmetinden kurtarmaktadır. Yapılan deneysel araştırmalar, kişilerin ilerleyen zamanlarda ulaşabileceklerini düşündükleri bilgileri hatırlamakta, bu bilgilere nereden ve nasıl eri��eceklerini hatırlamaya kıyasla daha başarısız olduklarını göstermektedir. Bu durum, insan beyninin bilgiyi doğrudan saklamak yerine bilginin adresini depolamaya programlandığı yeni bir bilişsel mimari geliştirdiğine işaret etmektedir. Dolayısıyla dijital teknolojiler belleği tembelleştirmekten ziyade, zihinsel kaynakların daha verimli yönetilmesi için onu farklı bir biçimde yapılandırmaktadır.
Bu parçadan hareketle "dijital amnezi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Biyomimikri, insanların karmaşık problemlerini çözmek amacıyla doğadaki tasarımları ve süreçleri taklit etmesidir. Bu disiplin, doğanın milyarlarca yıllık deneme yanılma süreciyle geliştirdiği verimli sistemleri model alır. Örneğin, hızlı trenlerin burun tasarımlarında yalıçapkını kuşunun gagasından esinlenilmiş, böylece tünel çıkışlarındaki yüksek gürültü engellenmiştir. Benzer şekilde, cırt cırt bantların icadı, dulavratotunun kıyafetlere yapışan dikenli yapısının incelenmesine dayanır. Biyomimikri, sadece estetik tasarımlar yapmayı değil, aynı zamanda enerji tasarrufu ve malzeme verimliliği sağlamayı da amaçlar.
Bu parçada biyomimikri ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?