Felsefenin Temel Konuları ve Problemleri
57 questions
İmmanuel Kant, bilgiyi açıklarken zihni dış dünyadan gelen etkileri edilgen bir şekilde alan boş bir levha olarak görmez. Ona göre zihin, dış dünyadan duyular aracılığıyla gelen ham verileri kendi doğuştan getirdiği form ve kategoriler içine yerleştirerek işleyen aktif bir yapıdır. Bu yüzden duyusuz kavramlar boş, kavramsız duyular kördür.
Buna göre Kant'ın epistemolojik yaklaşımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
John Locke'a göre, doğa durumunda insanlar barışçıl ve özgür olsalar da, haklarının ihlal edilmesi durumunda başvuracakları tarafsız bir yargıcın bulunmaması, toplumu bir güvensizlik sarmalına sürükleyebilir. Bu belirsizliği aşmak için insanlar, cezalandırma haklarını kendi rızalarıyla kamusal bir otoriteye devrederler. Ancak bu devir, egemenliğin koşulsuz ve sınırsız bir teslimiyeti değildir; aksine, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması şartına bağlı bir 'emanet' ilişkisidir. Eğer siyasi otorite bu emanete ihanet eder ve mülkiyet ya da özgürlük haklarını gasbederse, meşruiyetini kaybeder. Bu durumda toplumun, sözleşmeyi ihlal eden iktidara karşı direnme ve yeni bir düzen kurma hakkı doğar.
Bu parçadaki görüşlerden hareketle John Locke’un siyaset anlayışına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Aşağıda sol sütunda bilgi felsefesindeki (epistemoloji) bazı temel akımlar, sağ sütunda ise bu akımların bilginin kaynağına yönelik açıklamaları verilmiştir. Akımlar ile açıklamaları doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Septik düşünür Sextus Empiricus'a göre, nesnelerin gerçek doğasına ilişkin birbirine tamamen zıt iddialar eşit düzeyde ikna edicidir. Duyularımız ise hem kişiden kişiye hem de aynı kişide farklı zamanlarda değiştiği için bize güvenilir bir zemin sunmaz. Bu durum karşısında insan, dogmatik bir kabulün peşinden gitmek yerine yargıda bulunmaktan kaçınmalı, yani yargıyı askıya almalıdır (epokhe). Septikler, bu zihinsel duruşun insanı kararsızlığın yarattığı kaygıdan kurtaracağına ve ruh dinginliğine (ataraksiya) ulaştıracağına inanır.
Bu parçada açıklanan septik tavır doğrultusunda, yargıyı askıya almanın (epokhe) felsefi gerekçesi ve nihai sonucu aşağıdakilerden hangisinde sırasıyla verilmiştir?
Aşağıda sol sütunda felsefe tarihindeki önemli filozoflar, sağ sütunda ise bu filozofların bilgi felsefesindeki (epistemoloji) temel gör��şleri ve kavramları verilmiştir. Bu filozofları savundukları doğru görüşlerle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıda sol sütunda bilgi felsefesinin (epistemoloji) temel problemleri, sağ sütunda ise bu problemlerin felsefi açıklamaları verilmiştir. Buna göre, problemleri doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Karl Popper’a göre, bir kuramın bilimselliği onun ne kadar doğrulandığıyla değil, hangi koşullarda yanlışlanabileceğiyle ölçülür. Örneğin gökbilimci Kepler’in gezegenlerin hareketine dair yasaları, gözlemsel olarak yanlışlanma riskini göze aldığı için bilimseldir. Buna karşın astroloji gibi alanlar, her türlü durumu açıklayabilecek kadar esnek iddialar öne sürerek kendilerini yanlışlanmaktan korurlar ve bu yüzden bilimsel sayılamazlar.
Buna göre Popper’ın "yanlışlanabilirlik" ilkesi, bilim felsefesinin aşağıdaki problemlerinden hangisine doğrudan bir çözüm önerisidir?
Aşağıda sol sütunda yer alan bilim felsefesi kavramların��, sağ sütunda verilen açıklamalarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Thomas Kuhn'a göre bilim, rasyonel ve doğrusal bir çizgide, sürekli biriken bir bilgi yığını olarak ilerlemez. Aksine bilim, bilimsel topluluğun ortaklaşa paylaştığı bir bakış açısı olan paradigmalar altında yürütülen tarihsel ve sosyal bir etkinliktir. Mevcut paradigma karşılaştığı olgusal sorunları çözemediğinde ortaya çıkan uyumsuzluklar (anomaliler) birikir, bilim dünyasında bir bunalım dönemine yol açar ve nihayetinde eski paradigmanın yerini yenisinin almasıyla bilimsel bir devrim gerçekleşir.
Buna göre Kuhn’un 'etkinlik olarak bilim' yaklaşımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Ahlak felsefesinde fatalizm (kadercilik), bireyin eylemlerinin ve kararlarının tamamen doğal, toplumsal veya psikolojik neden-sonuç ilişkileriyle belirlendiğini savunurken; determinizm (belirlenimcilik), tüm olayların insan iradesinin ötesinde kozmik veya ilahi bir güç tarafından önceden belirlendiğini ve insanın bu yazgıyı hiçbir şekilde değiştiremeyeceğini ileri sürer.
Bir baraj inşaatında çalışan m��hendis Hakan, baraj kapaklarının güvenliğini denetlerken kritik bir hata tespit eder. Bu hatayı bildirmesi durumunda projenin duracağını ve kendisinin de işten çıkarılabileceğini bildiği hâlde, kendi ahlaki ilkeleri doğrultusunda durumu yetkililere rapor eder. Hakan'ın bu eylemini yorumlayan çalışma arkadaşlarından İlker: "Hakan başka türlü davranamazdı; çünkü onun dürüst karakteri, aldığı aile eğitimi ve mesleki ahlak bilinci bu kararı vermesini zorunlu kılmıştır." der. Diğer arkadaşı Semih ise: "Hakan ne yaparsa yapsın, bu olay onun alnına yazılmıştı; dolayısıyla bu raporu vermesi kaçınılmaz bir kaderdi." görüşünü savunur.
Buna göre İlker ve Semih'in açıklamaları, ahlak felsefesinde irade özgürlüğüyle ilgili sırasıyla hangi yaklaşımlara karşılık gelmektedir?
Aşağıdaki ahlak felsefesi akımlarını, bu ak��mların ahlaki eylemin temel ölçütüne dair öne sürdükleri açıklamalarla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
İnsanın ahlaki eylemlerinde tamamen özgür olduğunu savunan görüşler ile eylemlerinin önceden belirlenmiş bir yazgı tarafından yönetildiğini savunan görüşlerin arasında bir uzlaşı arayan bu yaklaşım; bireyin ahlaki kararlarında toplumsal veya doğal çevresinden etkilendiğini kabul eder. Ancak birey, aklını kullanarak, bilgi birikimini artırarak ve kendi üzerine düşünerek bu etkilerin esiri olmaktan kurtulabilir ve kendi kararlarını kendisi verebilir. Bu anlamda özgürlük, doğuştan gelen hazır bir yeti değil, bireyin kendi ahlaki gelişimiyle kazandığı bir derecedir.
Bu parçada açıklanan ve ahlaki özerkliği bireyin kendini geliştirmesine bağlayan görüş aşağıdakilerden hangisidir?
John Stuart Mill'in utilitarist (faydacı) ahlak kuramına göre, bir eylemin ahlaki açıdan doğru ve değerli sayılabilmesi için eyleyen bireyin yalnızca kendi kişisel yararını ve hazzını maksimize etmeyi amaçlaması gerekir.
Spinoza, Tanrı ve doğayı tek ve bölünmez bir töz olarak görerek "Tanrı ya da Doğa" (Deus sive Natura) formülünü ortaya koyar. Ona göre evrendeki her şey Tanrı'dan türemiştir ve O'nun birer görünümüdür. Diğer taraftan panenteist düşünürler, evrenin Tanrı'da var olduğunu kabul etmekle birlikte Tanrı'nın evrene eşitlenemeyeceğini; O'nun, evreni hem kapsayan hem de onun ötesinde olan aşkın bir niteliğe sahip olduğunu savunurlar.
Bu parçadan hareketle panteizm ve panenteizm akımları arasındaki ayrım noktası aşağıdakilerden hangisidir?
İnsan zihni, yapısı gereği yalnızca duyusal deneyim dünyasını ve bu dünyadaki olgusal ilişkileri kavrayabilir. Duyu deneyiminin sınırlarını aşan, denetlenemeyen ve olgusal karşılığı bulunmayan aşkın bir varlık alanı ise rasyonel veya ampirik yöntemlerle ne doğrulanabilir ne de yanlışlanabilir. Bu nedenle, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu gibi metafiziksel konular insan aklının sınırlarının ötesindedir ve bu konularda kesin bir iddiada bulunmaktan kaçınmak felsefi açıdan tek tutarlı yoldur.
Bu parçada dile getirilen felsefi tutum, din felsefesindeki aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle doğrudan ilişkilidir?
Jean-Jacques Rousseau'ya göre, insan doğası gereği özgür ve eşit doğmuştur ancak toplumsal yaşamın başlaması ve mülkiyetin ortaya çıkışıyla birlikte bu doğal özgürlük yitirilmiştir. İnsanın kaybettiği bu özgürlüğü yeni bir formda geri kazanmasının yolu, tüm bireylerin haklarını ve güçlerini toplumun bütününe devrederek ortak bir irade oluşturmalarından geçer. Bu ortak irade, bireysel çıkarların toplamı değil, toplumsal ortak iyiyi hedefleyen 'genel irade'dir. Birey, genel iradeye itaat ettiğinde aslında kendi iradesine itaat etmiş olur ve böylece özgürlüğünü korur.
Buna göre, Rousseau'nun siyaset felsefesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Evrenin var oluşunu açıklamak için aşkın bir ilk nedenin varlığını kabul etmek akılsal bir zorunluluktur. Ancak bu yaratıcı, evreni mükemmel işleyen mekanik bir düzende yaratmış ve kendi yasalarıyla baş başa bırakmıştır. Dolayısıyla O'nun tarihe müdahale etmesi, mucizeler gerçekleştirmesi veya peygamberler aracılığıyla insanlarla iletişim kurması düşünülemez.
Bu parçada açıklanan görüşler, din felsefesinin aşağıdaki yaklaşımlarından hangisine aittir?
Thomas Hobbes, "Leviathan" adlı eserinde insanların doğa durumunda sürekli bir korku ve ölüm tehlikesi içinde yaşadıklarını, bu durumdan kurtulmak için akıl yürüterek aralarında bir sözleşme yaptıklarını belirtir. Bu sözleşmeyle insanlar, güvenliklerini sa��lamak karşılığında kendi üzerlerindeki yönetme haklarını tek bir egemene veya kurula devrederler. Hobbes'a göre bu egemen gücün yetkileri sınırsızdır ve bölünemez; çünkü bölünmüş bir güç toplumsal güvenliği sağlayamaz.
Buna göre Hobbes'un siyaset felsefesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Platon, *Devlet* adlı eserinde toplumsal yapıyı insan ruhunun bir yansıması olarak ele alır. Ona göre insan ruhunda bulunan akıl, cesaret ve arzular; devlette sırasıyla yöneticiler, askerler (koruyucular) ve üreticiler sınıflarına kar��ılık gelmektedir. Ruhun bölümleri arasındaki hiyerarşik uyum bireyde adaleti sağlarken, devlette de her sınıfın kendi ödevini yerine getirmesi ve aklı temsil eden filozofların yönetici olması toplumsal adaleti tesis eder.
Buna göre Platon'un ideal devlet modeline ilişkin aşağıdakilerden hangisi savunulabilir?