All practice questions
6755 questions
Aşağıdaki cümleleri, kağıdın tarihsel gelişimini kronolojik olarak anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
(I) Bilgi üretimi ve aktarımı, tarih boyunca yalnızca zihinsel bir süreç olarak kalmamış; toplumsal güç dengelerinin ve hiyerarşilerin inşa edildiği temel mekanizmalardan biri olmuştur. (II) Bir konuşmacının aktardığı bilginin, sırf ait olduğu kimlik grubu nedeniyle dinleyici tarafından önyargıyla karşılanarak değersizleştirilmesi, bu mekanizmanın en görünür biçimidir. (III) Çağdaş felsefede "epistemik adaletsizlik" olarak nitelendirilen bu durum, dezavantajlı kesimlerin entelektüel alandan dışlanmasını beraberinde getirir. (IV) Bireyin hem kendini ifade etme hakkını hem de toplumsal bilgi havuzuna katkıda bulunma potansiyelini elinden alan bu olgu, adaletsizliğin yapısal bir boyut kazandığını gösterir. (V) Diğer taraftan, bilginin doğruluğunun ve güvenilirliğinin saptanması süreci, dijital ağların gündelik yaşamı kuşatmasıyla birlikte köklü bir değişim yaşamaktadır. (VI) Geleneksel doğrulama kanallarının yerini alan algoritmik filtreler, bilginin niteliğinden ziyade dolaşım hızını ve etkileşim oranını ön plana çıkarmaktadır. (VII) Bu yeni örüntü ise bireyleri sadece kendi doğrularını onaylayan yankı odalarına hapsederek toplumsal düzeyde bir dezenformasyon çağını beslemektedir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Bir makaleden alınan aşağıdaki cümleler karışık olarak verilmiştir. Bu cümlelerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanması için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıdaki paragrafta büyük babanın sergilediği bazı davranışlar verilmiştir. Bu davranışları, büyük babanın sahip olduğu karakter özellikleriyle eşleştiriniz.
"Büyük babam, köyün girişindeki o eski marangoz atölyesinde ömrünü tüketmişti. Yıllar boyunca, ağaçların diliyle konuşur gibi çalışır, eline aldığı her tahta parçasını adeta bir sanat eserine dönüştürürdü. Atölyenin tozlu raflarında biriken onca ödüle, kasabanın en yetenekli ustası olarak anılmasına rağmen hiçbir zaman başarısıyla övündüğünü, başkalarını küçümsediğini görmedim. Bir keresinde komşumuzun bozulan arabasını tamir etmek için günlerce uğraşmış, karşılığında kendisine uzatılan parayı usulca geri çevirerek 'Komşuluk hakkı parayla ödenmez evlat,' demişti. Bizlerin eğitimi için gecesini gündüzüne katar, en zor zamanlarda bile 'Bu günler de geçer, yeter ki gönlümüz bir olsun,' diyerek içimizi ferahlatırdı. Onun bu duruşu, hayatı boyunca zorluklar karşısında yılmayan azimli yapısıyla birleşince hepimiz için sarsılmaz bir sığınak olmuştu."
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Edebiyat dünyasında kalıcı olmanın yolu, başkalarının açtığı güvenli yollardan yürümekten değil; bilinmeyen patikalara sapma cesaretini göstermekten geçer. Nitekim yazar da son romanında daha önce yüzlerce kez işlenmiş olan o tanıdık ve klasik konulardan birini ele alıyor. Ancak eseri okurken ne bir başkasının sesini duyuyorsunuz ne de edebiyat tarihine yön vermiş o bildik üslup kalıplarının gölgesini üzerinizde hissediyorsunuz. O, adeta kendi patikasını kendi açan, kimsenin ayak izine basmadan tek başına yürüyen bir seyyah gibi çıkıyor karşımıza. Kendi sesini ve rengini eserinin her satırına kararlı bir şekilde yansıtmayı başarıyor.
Bu parçada sözü edilen yazarın anlatımı, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle nitelendirilebilir?
Modern edebiyatın en büyük açmazı, bireyin iç dünyasını yansıtırken dış gerçeklikle kurduğu bağı koparmasıdır. Oysa klasik romanda karakterler, toplumsal koşulların birer ürünü olarak şekillenirdi. Örneğin Dostoyevski, karakterlerinin psikolojik derinliğini tasvir ederken Petersburg sokaklarının kasvetli havasını, dönemin Rusya'sındaki sınıfsal çelişkileri asla göz ardı etmemiştir. Onun romanlarındaki bireysel bunalımlar, toplumsal ��ürümenin doğrudan bir yansımasıdır. Bu bağlamda, modern yazarın bireyi yalıtılmış bir fanusta ele alma eğilimi, gerçekçi edebiyat geleneğinden ciddi bir sapmayı ifade eder.
Bu parçanın anlatımında, ele alınan konuya dair yerleşik bir anlayışa karşı çıkılarak tartışmacı anlatım biçiminden yararlanılmış; savı desteklemek amacıyla da Dostoyevski üzerinden tanık göstermeye başvurulmuştur.
Yukarıda verilen yargının doğruluk durumunu 'Doğru' veya 'Yanlış' olarak belirleyiniz.
Kasabanın tek sahafı olan İhsan Efendi’nin dükkânı kapandığında, oraya yıllardır sığınanların tepkileri adeta iç dünyalarının birer aynası gibiydi. Sürekli eski baskı kitapların kokusunu içine çeken Selim, rafların boşaltılmasını izlerken "Bir daha hiçbir yerde bu huzuru bulamayacağım, sanki geçmişimin en kıymetli parçası sökülüp alınıyor benden." diye mırıldanıyordu; onun için bu sadece bir dükkân değil, sığınılacak son kaleydi. Köşede sessizce duran genç yazar adayı Nihal ise ellerini cebine sokmuş, "Belki de böylesi daha iyidir; tozlu sayfaların arasından çıkıp sokağın canlılığına karışmanın, yeni yollar aramanın vaktidir." diyerek gözlerini caddenin kalabalığına dikmişti. Öte yandan, yıllarca İhsan Efendi’den kitap ödünç alan muhtar Halit Bey, "Biz zamanında buranın kıymetini bilmedik, ona hak ettiği desteği vermedik; şimdi kaybettiklerimize yanmak neye yarar!" sözleriyle dükkânın önünde öfkeyle dolanıyordu. Dükkânın çırağı Ahmet ise sessizce kitapları kolilere yerleştirirken "Ustam ne karar verdiyse doğrudur, o nerede biz oradayız; yeni bir yer açarsa orada da aynı titizlikle çalışmaya devam ederiz." diyerek işine odaklanmıştı.
Bu parçada geçen karakterlerin sözlerinden hareketle, sol sütundaki karakterleri sağ sütundaki sergiledikleri baskın duygu durumu veya karakter özelliğiyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada numaralandırılmış cümleler yer almaktadır. Bu parçada yazarın içinde bulunduğu duygu durumları numaralanmış cümlelerle verilmiştir.
*Yıllar boyu, kelimelerin o soğuk ve mesafeli duruşunu eritmek için adeta bir simyacı gibi çalıştım masamın başında. (I) Her sabah yeni bir umutla beyaz kâğıda eğilirken aslında içimdeki o dinmek bilmeyen huzursuzluğu teskin etmeye uğraşıyordum. (II) Ne var ki yazdığım her satırda, o çok güvendiğim kelimelerin hislerimin gerisinde kaldığını, içimdeki asıl yangını anlatmaya yetmediğini fark ettikçe kalemi elimden bırakıp dakikalarca boşluğa bakardım. (III) Keşke o ilk gençlik heyecanıyla yazdığım coşkulu satırlardaki cesareti, olgunluk çağımın bu temkinli yalnızlığına feda etmeseydim. (IV) Şimdi ise etrafımda yükselen bu modern binaların gölgesinde, geçmişin o samimi sokaklarını ararken sadece rüzgârın uğultusunu duyuyorum; yine de biliyorum ki yarına kalacak olan, bu kırgınlığın içinden süzülen sessiz çığlıktır.*
Buna göre, parçadaki numaralanmış cümleleri içerdikleri baskın duygu durumlarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Medine’ye hicret ettikten sonra Medinelilerin hurma ağaçlarını aşıladıklarını gören Hz. Muhammed, bunu yapmamalarının belki de daha hayırlı olacağını belirtmiştir. Bunun üzerine aşılamayı bırakan Medineliler, o yıl hurma rekoltesinde ciddi bir düşüş yaşayınca durumu Hz. Peygamber’e iletmişlerdir. Hz. Muhammed ise bu durum karşısında, 'Siz dünyanızın işini benden daha iyi bilirsiniz.' diyerek Müslümanların kendi uzmanlık alanlarındaki tecrübe ve ortak kararlarına işaret etmiştir.
Bu olaydan hareketle İslam'ın istişare anlayı��ı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Müzeleri ziyaret eden bireylerin bir süre sonra yaşadığı fiziksel ve zihinsel tükenmişlik durumunu ifade eden 'müze yorgunluğu', yalnızca uzun yürüyüşlerin getirdiği bir bedensel yorgunluk değildir. Bu olgu, temelde sergilenen nesnelerin yoğunluğu, mekânın mimari labirent yapısı ve ziyaretçinin her nesneye aynı bilişsel özeni gösterme çabasının yarattığı dikkat aşımıyla ilgilidir. Müze mimarisi, ziyaretçiyi sürekli bir seçme ve anlamlandırma eşiğinde tutarak zihinsel kaynakları hızla tüketir. Dolayısıyla müze yorgunluğu, estetik bir deneyimin doyum noktasına ulaşmasından ziyade, mekânsal kurgunun ve görsel uyaran fazlalığının insan dikkat kapasitesi üzerindeki sınırlayıcı sınırlarını ve bu sınırların aşılmasıyla ortaya çıkan algısal felci temsil eder.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Gecenin lacivert hırkasını omuzlarına kuşanan bu kadim şehir, sessiz ve kimsesiz bir feryadın koynunda, uykunun derin dehlizlerine doğru adeta ağır ağır sürükleniyordu. Sokak lambalarının titrek ve solgun ışıkları, ıslak kaldırımlarda can çekişen karaltıların üzerine adeta hüzünlü bir sonbahar tülü gibi serilmişti. Zaman, hırçın rüzgârların kanatlarında usulca eriyen bir balmumu misali akıp giderken benliğim, bu kozmik yalnızlığın dipsiz kuyusunda yavaş yavaş kaybolduğunu hissediyordu.
Bu parça, anlatım ilkeleri bakımından değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilebilir?
(I) Karıncalar, yeryüzündeki toplumsal düzeni en gelişmiş canlı gruplarının başında gelir. (II) Kendi vücut ağırlıklarının katlarca fazlasını taşıyabilen bu minik canlılar, yuva yapımında kusursuz bir iş bölümü sergilerler. (III) Kolonideki her birey, kraliçe karıncadan işçi karıncaya kadar kendine verilen görevi büyük bir disiplinle yerine getirir. (IV) Karıncaların yeryüzündeki ekolojik dengenin korunmasında da çok önemli rolleri vardır. (V) Toprağın altında sürekli tüneller kazarak toprağın havalanmasını ve su geçirgenliğinin artmasını sağlarlar. (VI) Ayrıca bitki tohumlarını yuvalarına taşırken bir kısmını yolda bırakarak bitki türlerinin geniş alanlara yayılmasına yardımcı olurlar.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıda karışık olarak verilen cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
(I) Ekoeleştiri, edebiyat ve çevre arasındaki çok boyutlu ilişkileri disiplinler arası bir bakış açısıyla ele alarak edebi metinlerin doğaya yönelik yaklaşımlarını sorgulayan bir eleştiri kuramıdır. (II) İnsan merkezli düşünüş biçimlerinin doğa üzerindeki tahakkümünü deşifre etmeye çalışan bu kuram, kültür ile doğa arasındaki yapay ayrımı ortadan kaldırmayı hedefler. (III) Bu doğrultuda ekoeleştirmenler, kurmaca d��nyadaki fiziki çevreyi edilgen bir dekor olmaktan çıkarıp anlatıyı yönlendiren etkin bir özne düzeyine yükseltirler. (IV) Edebi yapıtlarda doğanın bir özne olarak konumlandırılması, ayn�� zamanda insan dışındaki diğer varlıkların da kendi seslerine ve haklarına sahip olduğu bilincini pekiştirir. (V) Ekolojik krizin yıkıcı etkilerini estetik bir dille sorgulayan ekopoetika ise ekoeleştirinin kuramsal ilkelerini şiirsel yaratım düzleminde somutlaştıran bir yönelim olarak öne çıkar. (VI) Geleneksel doğa şiirinin romantik manzara tasvirlerinden ayrılan bu yönelim, dilin kendisini ekolojik bir ekosistem olarak yeniden kurgulamaya çalışır. (VII) Dolayısıyla ekopoetik şiirlerde şair, doğayı betimlemekle yetinmeyip dilsel hiyerarşileri kırarak doğanın kendi diliyle konuşmasına imkân tanıyan bir kanal işlevi görür.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Ebru, kitre adı verilen geven otunun öz suyuyla yoğunlaştırılmış su üzerine toprak boyalar serpilerek yapılan geleneksel bir kâğıt süsleme sanatıdır. (II) Bu sanatta kullanılan fırçalar, boyanın su yüzeyine eşit şekilde dağılabilmesi için gül dalı ve at kılından özel olarak üretilir. (III) Suya serpilen boyaların oluşturduğu desenler, kâğıdın sıvı yüzeyine serilmesi ve ardından dikkatlice kald��rılmasıyla kalıcı hâle getirilir. (IV) Ebru sanatının kökenine dair kesin belgeler bulunmasa da bu sanatın XI. yüzyılda Türkistan'da doğduğu ve İpek Yolu ile Anadolu'ya ulaştığı tahmin edilmektedir. (V) Anadolu'da özellikle Osmanlı Dönemi'nde büyük bir gelişim gösteren ebru, el yazması kitapların ciltlenmesinde ve hat levhalarının kenar süslemelerinde yaygın olarak kullanılmıştır. (VI) Bu tarihsel süreçte ebru, sadece bir süsleme aracı olmamış, aynı zamanda hattatların ve cilt ustalarının vazgeçilmez bir sanat disiplini hâline gelmiştir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Sümerler, insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olan çivi yazısını kil tabletler üzerine nakşetmişlerdir. (II) Bu kil tabletler, nemli killi çamurun üzerine kamıştan yapılmış sivri uçlu kalemlerle yazılarak hazırlanıyordu. (III) Yazma işlemi tamamlandıktan sonra tabletler güneşte kurutuluyor, daha kalıcı olması istenenler ise fırınlarda pişiriliyordu. (IV) Günümüzde ise tablet dendiğinde akla ilk olarak eğitim ve eğlence amacıyla yaygın şekilde kullanılan elektronik akıllı cihazlar gelmektedir. (V) Modern tablet bilgisayarlar, yüksek işlem kapasiteleri ve taşınabilir yapılarıyla bilgiye ulaşım şeklimizi kökten değiştirmiştir. (VI) Dokunmatik ekran teknolojisiyle birleşen bu cihazlar, kâğıt kullanımını azaltarak dijital bir çalışma ortamı sunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Organik mimari, doğayı sadece dışsal bir süs veya taklit edilecek bir form olarak görmekten ziyade, onunla işlevsel ve estetik bir bütünleşmeyi hedefleyen modern bir tasarım felsefesidir. Bu akımın en önemli temsilcilerinden olan Frank Lloyd Wright, binaların çevrelerindeki doğal peyzajın yapay bir eklentisi değil, onun organik bir uzantısı olması gerektiğini savunmuştur. Wright'a göre bir konut, inşa edildiği tepenin üzerinde yabancı ve eğreti bir kütle gibi durmamalı; aksine, o tepenin bağrından kendiliğinden filizlenmişçesine doğal bir uyum sergilemelidir. Bu yaklaşımda beton ve çelik gibi modern yapı malzemeleri, yerel taşlar ve ahşap dokularla bir arada harmanlanarak doğanın ritmine uydurulur. Organik mimaride amaç, insanı doğadan yalıtan kutular inşa etmek değil; yapay olanla doğal olanı ortak bir yaşam alanında birleştirmektir. Böylece iç mekandaki yaşam ile dışarıdaki doğal akış arasındaki sınırlar belirsizleşir ve insan tasarım�� yapılar doğanın bir parçası haline gelir.
Bu parçada organik mimariyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Klasik dönem Osmanlı mimarisinin en belirgin simgelerinden olan çiniler, cami ve saray gibi anıtsal yapıların iç mekân tasarımlarında estetik bir bütünlük sağlamak amacıyla kullanılmıştır. (II) Bu geleneksel bezeme sanatında mavi, beyaz, firuze ve kırmızı tonların hâkimiyeti, yapılara hem ferahlık kazandırmış hem de mekânın manevi atmosferini derinleştirmiştir. (III) Üretim aşamasında kullanılan kuvars oranı ve özel fırınlama teknikleri sayesinde çiniler, yüzyıllar boyunca parlaklıklarını yitirmeden günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. (IV) İznik ve Kütahya gibi merkezlerde yoğunlaşan çini atölyelerinin çalışma düzeni, usta-çırak ilişkisine dayalı lonca sisteminin sıkı kuralları çerçevesinde şekillenmiştir. (V) Saraydan gelen siparişlerin öncelikli olarak karşılandığı bu atölyelerde, nakkaşların hazırladığı desenler büyük bir gizlilikle ve titizlikle çamurun üzerine aktarılırdı. (VI) Dönemin ünlü ustaları, kendi geliştirdikleri sır formüllerini sadece güvendikleri kalfalarıyla paylaşarak bu sanatın özgün kalmasını sağlamaya çalışmışlardır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Her sabah gün doğmadan uyanır, soğuk rüzgarın yüzüne vuran sert kırbaçlarına aldırmadan atölyesinin yolunu tutardı. Çevresindekiler, onun bu yaşta kendini bu kadar yıpratmasına anlam veremez, dinlenmesi gerektiğini söylerlerdi. O ise elindeki yarım kalmış heykellere bakar, her bir çizgisinde hayal ettiği geleceği görerek gülümserdi. Yıllarca süren başarısız denemeler, sergisini açmasına engel olan maddi imkânsızlıklar ya da sanata karşı ilgisiz duran o kalabalıklar onu asla yolundan çeviremedi. 'Eğer içimdeki bu sesi taşa üflemeyi bırakırsam, kendime ihanet etmiş olurum,' derdi her seferinde. Karşılaştığı her zorluk, onun çamura şekil veren parmaklarına yeni bir güç katıyor; engeller onu yıldırmak yerine daha da kamçılıyordu. Sanat yolundaki yürüyüşünü hiçbir gölgenin karartmasına izin vermedi.
Bu parçada kendisinden söz edilen sanatçının öne ç��kan belirgin karakter özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Yazmaya başladığım ilk gençlik yıllarımda, kâğıdın üzerindeki her kelimeyi birer tapınak sütunu gibi sarsılmaz kılmaya çalışırdım. Hata yapma korkusu, beni adeta kendi cümlelerimin amansız bir gardiyanı hâline getirmişti. Zamanla anladım ki kusursuzluk arayışı, sanatta yaratıcılığın önüne çekilen en büyük setlerden biriymiş. Şimdilerde ise geriye dönüp baktığımda, o aşırı titiz ve kendinden son derece emin genç yazara buruk bir tebessümle bakıyorum. Bugün kendi yazdıklarımda bile hata bulmaktan, onları acımasızca bozup yeniden kurmaktan çekinmiyorum artık. Çünkü biliyorum ki bir sanatçıyı canlı tutan şey, ulaştığı kusursuz zirveler değil, o zirvelere giden yolda tökezlediği anlardır. Kendi eksikliklerini içtenlikle kabullenip onlarla yüzleşemeyen bir kalem, hiçbir zaman kendi sınırlarının ötesine geçemez.
Bu parçada kendisinden söz eden sanatçının sergilediği tutumdan yola çıkılarak aşağıdaki niteliklerden hangisine sahip olduğu söylenebilir?