All practice questions
6755 questions
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Fotoğrafın XIX. yüzyıldaki icadı, resim sanatının varl��k sebebini ortadan kaldırmamış; aksine onu nesnel dünyayı birebir yansıtma yükümlülüğünden kurtararak yepyeni ufuklara kapı açmıştır. Fotoğrafın keşfinden önce ressamlar, doğayı ve insanı olabildiğince aslına uygun şekilde tuvale aktarmak için büyük çaba harcıyorlardı. Bu durum, resim sanatını bir yönüyle görsel dünyayı belgeleme aracı haline getiriyordu. Ancak kameranın nesnel gerçekliği saniyeler içinde ve aslına en sadık biçimde kaydetmeye başlamasıyla birlikte resim, kendi sınırlarına ve doğasına yöneldi. Empresyonizm, ekspresyonizm ve kübizm gibi modern akımlar, bu özgürleşme sürecinin doğrudan birer sonucu olarak doğdu. Ressamlar artık nesnelerin dış dünyadaki bilinen biçimlerini kopyalamak yerine, bu biçimlerin kendi iç dünyalarında uyandırdığı izlenimleri, renklerin ve çizgilerin soyut gücünü araştırmaya başladılar. Dolayısıyla fotoğraf teknolojisi, resmi öldürmemiş; aksine onun taklitçilikten sıyrılıp özgür ve yaratıcı bir ifade alanına dönüşmesine zemin hazırlamıştır.
35. Bu parçaya göre, fotoğrafın icadının resim sanatı üzerindeki temel etkisi aşağıdakilerden hangisidir?
Kimi eleştirmenler, şiirin çevrilemeyeceğini, başka bir dile aktarıldığında tüm büyüsünü yitireceğini öne sürerler. Bana göre bu, şiire ve çevirmenin emeğine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Şiir, yalnızca sözcüklerin tınısından ibaret değildir ki başka dilde yok olsun. İyi bir çevirmen, şairin yarattığı imge dünyasını kendi dilinde yeniden inşa edebilir. Nitekim dünya edebiyatındaki pek çok başyapıtı çeviriler sayesinde okuyup sevmedik mi?
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Bir yazarın yapıtlarında tek bir cümlenin bile gölgede kaldığını göremezsiniz; her kelime, üzerine düşen görevi kusursuzca yerine getirir ve hiçbir sözcük, bir diğerinin hakkını gasp etmez. Bu dilsel tasarruf, ilk bakışta kuru ve renksiz bir anlatım hissi uyandırsa da yazarın asıl dehası burada ortaya çıkar. O, süslü betimlemelerin ve şatafatlı imgelerin arkasına sığınmadan, en sıradan durumları bile derin bir anlam havuzuna dönüştürmeyi başarır. Onun cümleleri, okurun zihninde yankılanmaya devam eden ve her okunuşta yeni anlam katmanları üreten bir yapıya sahiptir.
Bu parçada sözü edilen yazarın üslubunda belirgin olan anlatım nitelikleri aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?
Zamanın tekdüze akışına karşı direnen eski sokak, sabahın ilk ışıklarıyla uykulu gözlerini aralıyordu. Kaldırım taşlarının arasına sıkışmış kurumuş yapraklar, hafif rüzgârın etkisiyle hışırdayarak geçmişin fısıltılarını taşıyordu sanki. Köşedeki ahşap konağın penceresinden süzülen tül perde, rüzgârla ağır ağır dans ederken sokağın bu durgun havasına eşlik ediyordu. İnsanların çoğu, zamanı hızla tüketilecek bir nesne gibi görse de bu sokakta saniyeler, adeta asırlaşarak genişliyordu. Bizler modern hayatın koşturmacasında her anı bir sonraki ana ulaşmak için harcarken bu mekân, kendi varlığını sessizce koruyarak bize yavaşlamanın erdemini hatırlatmıyor mu? Hızın kutsandığı bir çağda, durup bir anı soluklamanın ne denli kıymetli olduğunu ancak böyle mekânlarda hissedebiliriz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Bir edebî eseri başka bir dile çevirmek, yalnızca sözcüklerin sözlükteki karşılıklarını yan yana getirmekten ibaret olan sıradan bir iş değildir. Gerçek bir çeviri eylemi; kaynak dilin ait olduğu kültürün dünyasını, kelimelerin ardındaki tarihsel yaşanmışlıkları ve yazarın üslubundaki özgün estetiği hedef dile eksiksiz aktarabilme becerisidir. Çevirmen, iki farklı dil ve kültür dünyası arasında sağlam köprüler kurarken aslında kendi dilinin anlatım olanaklarını da sınırlarına kadar zorlar ve onu zenginleştirir. Nitekim başarılı bir çeviri, özgün eserin taşıdığı duygusal ve dü��ünsel derinliği bütünüyle koruyarak okura metni kendi ana dilinde yazılmış gibi hissettirebilen çalışmadır. Çeviri sürecinde biçimsel sadakat ile kültürel uyum arasındaki hassas dengeyi kuramayan çalışmalar ise ne kadar doğru sözcükler seçilirse seçilsin, eserin ruhunu kaybetmesine yol açar. Bu yönüyle edebiyatta çeviri yapmak, basit bir mekanik aktarım ya da dilsel yer de��iştirme değil; eseri hedef dilin ikliminde yeniden var eden bir yaratım sürecidir.
Bu parçada çeviriyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Bir yazarın üslubundan bahsederken şu ifadelere yer verilmiştir: "Onun yapıtlarında tek bir sözcüğü bile metinden çıkaramazsınız. Eğer bir kelimeyi cümleden atmaya yeltenirseniz cümlenin anlam dünyasında büyük bir boşluk oluşur; adeta bütün yapı iskambil kâğıtlarından yapılmış bir kule gibi sarsılır. Her sözcük, tam da bulunması gereken yerde, mimari bir özenle konumlandırılmıştır. Fazladan tek bir sıfata, gereksiz hiçbir ayrıntıya yer yoktur onun anlatımında."
Bu parçada söz edilen yazarın anlatımında öne çıkan nitelik aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Edebiyat, insanın kendisini ve dünyayı anlamlandırma çabasının en estetik dışa vurumudur. (II) Sanatçı, kurguladığı dünyada kendi yaşam deneyimlerinden yola çıksa da bunları düş gücüyle harmanlayarak sunar. (III) Okur da metni okurken yazarın çizdiği sınırların ötesine geçip kendi anlam evrenini inşa eder. (IV) Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasında, edebiyatın üretim ve yayılma süreçleri büyük bir değişim içindedir. (V) Çevrim içi platformlar ve e-kitap teknolojileri, basılı eserlerin tekeline son vererek yeni bir okuma kültürü şekillendirmektedir. (VI) Bu yeni kültür, hem yazarların bağımsızlaşmasını sağlamakta hem de okurlara eş zamanlı bir etkileşim alanı sunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Sanatçı, kelimeleri birer süs eşyası gibi yan yana dizerek okurun gözünü boyamayı hiçbir zaman hedeflememiştir. Onun kurduğu cümlelerde, zihni yoran mecaz oyunlarına, parıltılı ama içi boş imgelere rastlayamazsınız. Anlatmak istediği gerçeği, söz sanatlarının göz alıcı tülüne sarmadan, en berrak ve gösterişsiz haliyle okura sunar.
Bu parçada söz edilen sanatçının eserlerindeki en belirgin anlatım niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
Antik Çağ'da okuma, temelde sesli ve toplumsal bir eylemdi; metinler, kulak yoluyla zihne ulaşan ritmik ses öbekleri olarak tasarlanırdı. Orta Çağ'ın sonlarına doğru manastır yazı odalarında şekillenen ve matbaanın icadıyla yaygınlaşan sessiz okuma pratiği ise sadece teknik bir dönüşüm değil, insan zihninin yapıland��rılmasında radikal bir devrimdi. Sessiz okuma, okuru dış dünyanın ve dolayısıyla toplumsal denetimin sesinden yalıtarak kendi iç sesini keşfetmeye yöneltti. Birey, metinle baş başa kaldığı bu mahrem alanda, dogmatik otoritelerin yorum süzgecine ihtiyaç duymadan kendi sorgulamalarını yapabildi. Dolayısıyla bu pratik, okuma eylemini kamusal bir tören olmaktan çıkarıp bireysel bilincin, öznelliğin ve modern anlamda bağımsız düşüncenin inşa edildiği korunaklı bir sığınağa dönüştürdü.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Bunca yıl sonra eski mahalleme döndüğümde, çocukluğumun o göğe uzanan devasa çınarının gölgesinde oturup geçmişi düşündüm. Sokaklar daralmış, evler küçülmüş gibiydi; ya da ben büyüdüğüm için bana öyle geliyordu. Komşuların yüzlerindeki çizgiler derinleşmiş, tanıdık sesler çoktan yitip gitmişti. İçimde hem o eski, tasasız günlerin sıcaklığını duyuyor hem de zamanın acımasız akışı karşısında derin bir çaresizlik hissediyordum. Bir zamanlar koşturduğumuz bu sokakların yabancısı olmak, insanın kendi geçmişine dışarıdan bakması ne garip bir duyguymuş! Keşke o günlerin kıymetini daha iyi bilseydim, ellerimden kayıp giden anları daha sıkı tutabilseydim demekten kendimi alamıyorum. Şimdi ise elimde sadece sararmış fotoğraflar ve zihnimin kuytularında yankılanan çocukluk gülüşleri kaldı.
Bu parçadaki anlat��cının içinde bulunduğu duygu durumunu en iyi ifade eden kavram çifti aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
Gençliğimde kelimelerin dünyayı değiştirebileceğine dair sarsılmaz bir inancım vardı; yazdığım her cümlenin altına adeta hayatımı sererdim. Şimdilerde ise kütüphanemin tozlu raflarındaki o eski sararmış kitaplarıma, bir başkasının aceleci elinden çıkmış acemi karalamalarmış gibi yabancılıkla bakıyorum. Yıllar, kelimelerin keskin köşelerini yontup onları uysal birer çakıl taşına dönüştürürken beni de o eski tutkulu kavgamdan uzaklaştırdı. Fikirlerin dünyayı sarsan gücünün yerini, zamanın her şeyi eriten o sessiz yasasına boyun eğen bir kabulleniş aldı. Yine de içimdeki o eski odanın kapısını her araladığımda, heba edilmiş bir enerjinin ve vaktinde yön verilememiş o coşkun nehirlerin geride bıraktığı derin vadileri görmekten kendimi alamıyorum. Bu, öfkeli bir itirazdan ziyade, bir zamanlar fırtınalar koparan bir rüzgârın şimdilerde sadece eski pencereleri titretmesine dair sessiz bir iç çekişten ibaret.
Bu parçadaki yazarın içinde bulunduğu duygu durumunu en iyi yansıtan ikili aşağıdakilerden hangisidir?
Gençlik yıllarımda, masanın başına her oturduğumda içimde fırtınalar kopar, zihnimde kelimeler uçuşurdu. O zamanlar zamanın uçsuz bucaksız bir nehir olduğunu, hiç tükenmeyeceğini sanırdım. Yazmak için hep 'daha doğru' bir anı, daha olgun bir zihni bekledim. Şimdiyse o günlerin coşkusunu, o dizginlenemez enerjiyi düşündükçe içimde ince bir sızı hissediyorum. Keşke o acemi heyecanları, o ham ama samimi duyguları kâğıda dökmekten bu kadar korkmasaydım; mükemmelin peşinde koşarken heybemdeki en değerli hazineleri yolda düşürmeseydim. Şimdi ellerimde sadece kaçırılmış fırsatların soğuk gölgesi ve o günlerin telafi edilemez boşluğu kalakaldı. Zaman, geriye dönüp düzeltemeyeceğimiz bir kurguymuş meğer; bunu anlamak için saçların ağarması gerekiyormuş.
Bu parçada kendisinden söz eden yazarın içinde bulunduğu baskın duygu aşağıdakilerden hangisidir?
Sanatın sadece bir yansıtma, dış dünyayı olduğu gibi kopyalama uğraşı olduğunu savunanlar, yaratıcılığın doğasını hafife alıyorlar demektir. Fotoğraf makinesinin merceğinden süzülen bir görüntü, ne kadar birebir olursa olsun, sanatçının zihninden süzülen o biricik estetik sancının yerini tutabilir mi? Elbette tutamaz. Gerçek bir sanatçı, nesneleri gördüğü gibi değil, kendi düş gücünün potasında eriterek yeniden inşa eden kişidir. Örneğin Picasso'nun kübist tablolarındaki figürler, doğadaki karşılıklarının mekanik birer taklidi değildir; aksine, gerçeğin sanatçı duyarlılığıyla parçalanıp yeniden yorumlanmasıdır. Bu bağlamda sanat, dış dünyanın edilgen bir aynası değil, insan bilincinin aktif bir kurgusudur. Bu yüzden de o, salt bir taklitten ziyade zihinsel bir yeniden var ediştir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bir sanatçının kelime kadrosunu gereksiz fazlalıklardan arındırıp metni bir kuyumcu titizliğiyle yontması, onun üslubundaki ilk aşamadır. Ancak asıl hüner; bu yalınlaşmış yapının içine, okurun ilk bakışta göremeyeceği fakat derinleştikçe kendini ele veren zengin bir anlam coğrafyası yerleştirebilmektir. Bu yapılmadığı takdirde metin, sadece pürüzsüz ama içi boş bir kabuktan ibaret kalır.
Bu parçada bir sanatçının üslubunda bulunması gerektiği belirtilen nitelikler, aşağıdakilerin hangisinde verilen anlatım ilkeleriyle sırasıyla ilişkilendirilebilir?
Zamanın tekdüze aktığı o tozlu taşra garında, rayların sıcaktan genleşip kavisler çizdiği ikindi vaktinde bekliyorduk. Rayların üzerinde titreyen serap dalgaları, uzaktaki bozkırın sarılığını adeta eritiyordu. Kimi eleştirmenler, bu durağan mekânların insan ruhundaki derin kırılmaları yansıtmada yetersiz kaldığını ileri sürer. Oysa mekânın durağanlığı, tam da içsel devinimlerin, yani insanın kendi içine yaptığı o amansız yolculukların en güçlü aynasıdır. Tıpkı Tanpınar’ın 'Huzur'da zamanı genişleterek ruhsal tahlillere zemin hazırlaması gibi, bu taşra garı da aslında dış dünyadan çok iç dünyanın labirentlerini somutlaştırır. Nitekim gardaki o sükut, geçmiş ile gelecek arasındaki gerilimin ta kendisidir.
Bu parçanın anlatım özellikleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Sanat yapıtının doğasında yer alan mimesis (yansıtma) kavramı, Antik Yunan'dan bu yana dış dünyanın sadık bir kopyası ya da yeniden üretimi olarak tartışılagelmiştir. (II) Platon ve Aristoteles gibi düşünürler, sanatın bu taklitçi yönünü farklı ontolojik ve etik düzlemlerde ele alarak estetik kuramının temellerini atmışlardır. (III) Yüzyıllar boyunca bu kuramsal çerçeve, sanatçının doğaya bakışını ve onu eserinde nasıl konumlandıracağını belirleyen en güçlü referans noktası olmuştur. (IV) Sanatçının dış dünyayı yansıtma biçimi, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda onun toplumsal normlar ve iktidar ilişkileri karşısında aldığı ideolojik bir tavırdır. (V) Nitekim gerçekliğin hangi yönünün sanat yapıtına taşınacağı kararı, egemen değer yargılarıyla yürütülen örtük bir müzakerenin ürünüdür. (VI) Bu bağlamda edebiyat sosyolojisi, metinlerdeki yansıtma örüntülerini çözümlerken yazarın ait olduğu sınıfın ve dönemin kolektif bilincinin izlerini sürer.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Piri Reis'in 1513 tarihli dünya haritası, coğrafya tarihinin en gizemli ve değerli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. (II) Kristof Kolomb'un kayıp haritasından izler taşıdığı düşünülen bu eser, dönemin haritacılık tekniklerinin çok ötesinde ayr��ntılar barındırmaktadır. (III) Haritanın deve derisi üzerine çizilmiş olması ve günümüze sadece üçte birlik kısmının ulaşması, eserin gizemini daha da artırmaktadır. (IV) Haritacılık, tarih boyunca yalnızca yön bulma aracı olarak görülmemiş; aynı zamanda devletlerin askeri gücünü ve siyasi egemenliğini simgeleyen bir araç olmuştur. (V) Özellikle büyük imparatorluklar, yeni keşfedilen coğrafyaları haritalandırarak bu topraklar üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmışlardır. (VI) Bu doğrultuda hazırlanan haritalar devlet sırrı olarak saklanmış, düşman unsurların eline geçmemesi için sıkı güvenlik önlemleri uygulanmıştır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıda verilen paragrafta anlatım ilkelerini karşılarında yer alan tanımlarıyla doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Ihlamur, kendine has kokusu ve salkım şeklindeki sarımsı çiçekleriyle bilinen, haziran ve temmuz aylarında çiçek açan odunsu bir ağaç türüdür. (II) Bu ağacın çiçekleri ve yaprakları kurutularak kış aylarında çay şeklinde demlenip tüketilir. (III) Özellikle solunum yolu rahatsızlıklarında boğazı yumuşatıcı etkisi nedeniyle halk arasında sıklıkla tercih edilen bitkisel bir çözümdür. (IV) Ihlamur ağacının gövdesinden elde edilen kereste, hafifliği ve kolay işlenebilirliği sayesinde mobilyacılıkta ve oymacılıkta çok kıymetlidir. (V) Bu kerestelerin lif yapısı pürüzsüz olduğundan müzik aletlerinin yapımında da sıklıkla bu malzemeden yararlanılır. (VI) Kolayca çatlamayan ve çürümeyen bu ahşap türü, geçmişten günümüze pek çok ustanın öncelikli tercihi olmuştur.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Kitap okumak, bireyin kelime dağarcığını zenginleştirmenin yanı sıra empati yeteneğini de geliştiren en etkili zihinsel faaliyettir. Yapılan bilimsel araştırmalar, düzenli kitap okuyan kişilerin olaylar arasında bağ kurma ve problem çözme becerilerinin, okumayanlara oranla çok daha gelişmiş olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle kitap okumak, sadece boş zamanı değerlendirme aracı değil, zihinsel bir gelişim sürecidir.
Bu parçanın anlatımında açıklayıcı anlatım biçiminden yararlanılmıştır.