Paragrafta Anlam
1306 questions
(I) Arıcılık, insanlık tarihinin en eski tarımsal faaliyetlerinden biri olup bal arılarının kovanlarda yetiştirilmesini esas alır. (II) İlk çağlardan beri insanlar, hem besleyici hem de koruyucu özelliklerinden yararlanmak amacıyla arı ürünlerini toplamak için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. (III) Antik Mısır ve Mezopotamya kovan kalıntıları, bu uğraşın binlerce yıl öncesine dayanan köklü bir geçmişi olduğunu kanıtlamaktadır. (IV) Bal arıları, ekolojik sistemde bitkilerin tozla��masını sağlayarak biyolojik çeşitliliğin devamlılığında hayati bir rol üstlenir. (V) Çiçekler arasında mekik dokuyarak polen taşıyan bu canlılar, pek çok tarım ürününün ve yabani bitkinin üremesine doğrudan katkıda bulunur. (VI) Bu yönüyle arıların doğadaki varlığı, yeryüzündeki yaşam zincirinin aksamadan sürmesini sağlayan en önemli halkalardan biridir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Modern şehir hayatı, bizi sürekli bir yerlere yetişme telaşına sürüklerken zamanın ritmini de tek tipleştiriyor. Oysa zaman, sadece saatlerin mekanik tıkırtılarından ibaret değildir; o, her bireyin ruhunda farklı bir hızla akar. Bazıları zamanı sadece tüketilecek bir nesne gibi görürken bazıları da onu bir nehrin akışı gibi huşu içinde izler. Örneğin, bir zanaatkârın elinde saatler adeta genişler, şekil alır; fabrikadaki işçi içinse saniyeler birer pranga gibidir. Dolayısıyla zamanı homojen ve çizgisel bir olgu olarak tanımlamak, insanın içsel derinliğini hiçe saymaktır. Sizce de modern insanın en büyük yanılgısı, zamanı sadece ölçülebilen bir şey sanması değil midir?
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Harita, yeryüzünün nesnel ve tarafsız bir izdüşümü olmaktan ziyade, iktidarın mekânı kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden ürettiği politik bir araçtır. (II) Coğrafi sınırların çizilmesi ve adlandırılması, egemen gücün mekânsal kontrolünü meşrulaştırma ve kendi dünya görüşünü haritaya yansıtma çabasıdır. (III) Tarih boyunca kartograflar, kralların ve imparatorların talepleri doğrultusunda sınırları ��ekillendirmiş, böylece haritayı bir egemenlik belgesi hâline getirmişlerdir. (IV) Günümüzde uydu teknolojileri ve coğrafi bilgi sistemleri sayesinde yeryüzünün en ücra köşeleri bile milimetrik bir hassasiyetle haritalandırılabilmektedir. (V) Dolayısıyla haritada kullanılan her çizgi, renk seçimi ve hatta boş bırakılan alanlar bile tarafsız bir coğrafya bilgisinin değil, siyasi bir tercihin yansımasıdır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Günlük tutmak, bireyin kendi iç dünyasına yaptığı sessiz ve samimi bir yolculuktur. (II) Her gün düzenli olarak yazılan bu satırlar, geçmişin anılarını canlı tutarken geleceğe de anlamlı birer iz bırakır. (III) Son yıllarda dijital mecralarda yayımlanan blog yazıları, geleneksel günlüklere olan ilgiyi büyük oranda azaltmıştır. (IV) İnsan, günlüğün sayfalarında kendine bile itiraf edemediği duygularla yüzleşme fırsatı bulur. (V) Böylece yazma eylemi, sadece bir kayıt tutma aracı olmaktan çıkıp zihinsel bir arınma sürecine dönüşür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıda numaralanmış paragrafları, karşılarında harflerle verilen baskın anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Sashimono, çivi veya yapıştırıcı gibi yapay birleştiriciler kullanmadan, ahşap parçaların birbirine açılan hassas oyuklarla kenetlenmesini sağlayan geleneksel bir Japon marangozluk sanatıdır. Batı’daki metal çivili mobilya üretiminin aksine bu teknikte, ağacın yaşayan ve nefes alan bir organizma olduğu gerçeği göz önünde bulundurulur. Nem oranına göre genişleyen ya da büzülen ahşap, metalin aksine esnek yapısıyla bu birleşim noktalarında zamanla daha da sıkılaşır. Nitekim ünlü usta Kenjiro Kihara bu sanatı, "Ağacın ruhunu başka bir ağaçla evlendirmek, onların doğadaki uyumunu insan eliyle yeniden üretmektir." şeklinde tanımlar. Bu sanatta usta, meşe ya da servi ağacını işlerken onun lif yönünü, damar sıklığını adeta bir nakkaş gibi inceler ve birleşim yerlerini milimetrik hesaplarla birbirine geçirir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Türk kahvesi, yalnızca bir içecek olmanın ötesinde, Türk kültürünün en köklü ve canlı sosyal ögelerinden biridir. Kahve çekirdeklerinin çok ince çekilmesiyle hazırlanan bu özel kahve, telvesiyle birlikte pişirilen tek kahve türü olma özelliğini taşır. Kendine özgü pişirme tekniği, sunumu ve köpüğüyle di��er kahvelerden kolayca ayırt edilir. Geleneksel olarak yanında lokum ve bir bardak su ile servis edilen Türk kahvesi, misafirperverliğin ve dostluğun simgesi olarak kabul edilir. Günün yorgunluğunu atmak ya da keyifli sohbetleri başlatmak için tüketilen bu içecek, hazırlık aşamasından sunum ritüeline kadar her adımıyla toplumsal bir paylaşım aracıdır. Bu yönüyle 2013 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne de kabul edilmiştir.
Bu parçada Türk kahvesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Dijitalleşme, geçmişi kaydetme pratiklerimizi kökten değiştirirken paradoksal bir biçimde hafızanın doğasını da aşındırmaktadır. Geleneksel arşivler, seçme ve dolayısıyla 'neyin unutulacağına karar verme' süzgecinden geçerek oluşurken dijital mecralar her şeyi depolama iddiasıyla seçimsiz bir biriktirme alanı sunar. Bu durum, insan zihnini geçmişin yükünden kurtaran sağlıklı bir unutma mekanizmasını sekteye uğratmaktadır. Hatırlamak, artık anlamlı bir geri çağırma eylemi olmaktan çıkıp veri yığınları arasında kaybolmaya dönüşmüştür. Dahası, her an erişilebilir olan bu yapay bellek, bireyi kendi zihinsel arşivini oluşturma zahmetinden kurtararak onu entelektüel bir tembelliğe sürüklemektedir. Sonuçta, unutmanın olmadığı bir dünyada her şey aynı önem derecesine sahip olmakta, bu da tarihsellik algısını silikleştirmektedir.
Bu parçadan hareketle dijitalleşmenin bellek ve arşivleme süreçlerine etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Koku duyusu, diğer duyulardan farklı olarak, beyinde doğrudan duygusal hafıza ve kararların işlendiği amigdala ve hipokampus bölgelerine ulaşır. Bu durum, geçmişte yaşadığımız bir anının kokusunu aldığımızda, o ana dair duyguların ve detayların zihnimizde aniden ve tüm canlılığıyla canlanmasını açıklar. Edebiyatta 'Proust Etkisi' olarak adlandırılan bu fenomen, adını Marcel Proust’un çaya batırdığ�� madlen kekinin kokusuyla çocukluk anılarına sürüklenmesini tasvir ettiği eserinden alır. Modern nörobilim, koku reseptörlerinin doğrudan limbik sistemle bağlantılı olmasının, bu duyusal uyarımın mantıksal süzgeçlerden geçmeden doğrudan duygusal tepkiler yaratmasına yol açtığını doğrulamaktadır. Bu yönüyle koku, geçmişi yalnızca hatırlatmakla kalmaz; onu adeta duygusal olarak yeniden yaşatır.
Bu parçadan koku duyusuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Harita, yeryüzünün kuş bakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek düzleme aktarılması gibi teknik bir tanımla sınırlandırılamaz. İnsanlığın mekânı anlama ve ona hükmetme arzusunun somut bir belgesi olan haritalar, çizildikleri dönemin egemen güçlerinin dünya görüşünü, inanç dünyasını ve bilimsel düzeyini yansıtır. Orta Çağ Avrupası’nda üretilen ve Kudüs’ü dünyanın merkezine yerleştiren dairesel yapılı "T-O haritaları", coğrafi bir kılavuz olmaktan ziyade teolojik bir evren tasavvuru sunar. Coğrafi keşiflerle birlikte haritaların işlevi kökten değişmiş; denizcilerin rotalarını belirleyen pratik araçlar olmanın yanı sıra yeni sömürgelerin sınırlarını çizen siyasi güç gösterilerine dönüşmüştür. Dolayısıyla her harita, nesnel bir gerçeklik iddiası taşısa da aslında yapıldığı dönemin kültürel ve siyasal kodlarını barındıran öznel birer metindir.
Bu parçadan haritalarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Eko-eleştiri, edebiyat yapıtlarını insan ve doğa arasındaki ilişkiyi temel alarak inceleyen görece yeni bir edebi kuramdır. Klasik edebiyat eleştirisinin insanı merkeze alan tek taraflı yaklaşımına bir başkaldırı olarak doğan bu disiplin, insanın doğayla kurduğu tahakküme dayalı bağ�� kökten sorgular. Edebiyatın yalnızca beşerî ilişkilerin sergilendiği bir sahne olmadığını, çevre felaketlerine karşı kolektif bir farkındalık alanı yaratabileceğini savunur. Yazarın ekolojik kriz karşısındaki tutumunu çözümlerken metindeki coğrafi unsurları pasif bir fon olmaktan çıkarıp olayları etkileyen aktif birer özneye dönüştürür. Bu yönüyle eko-eleştiri, okuru doğaya karşı daha duyarlı, bilinçli ve sorumluluk sahibi bir bakış açısı geliştirmeye çağırır.
Yukarıdaki parçada geçen bazı cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler aşağıda verilmiştir. Buna göre, sol tarafta verilen cümleleri sağ tarafta verilen uygun yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Göbeklitepe ile ilgili aşağıdaki parçada yer alan numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Göbeklitepe Tapınağı
(I) Göbeklitepe'de yer alan devasa T biçimli dikilitaşlar, sadece sıradan birer mimari öge değil, aynı zamanda o dönemin karmaşık inanç dünyasını yansıtan önemli sembollerdir. (II) Sütunların üzerine titizlikle işlenen hayvan kabartmaları ve soyut motifler, avcı-toplayıcı insanların sanılandan çok daha zengin bir mitolojik anlatıma ve üstün sanatsal beceriye sahip olduğunu açıkça gösterir. (III) Tonlarca ağırlıktaki bu devasa kireç taşı sütunların taşınması ve dikilmesi, yapım aşamasında gelişmiş bir iş gücü organizasyonunun ve mühendislik bilgisinin kullanıldığını kanıtlamaktadır. (IV) Nitekim Göbeklitepe, yerleşik hayata geçiş teorilerini kökten sarsarak tapınakların tarım ve hayvancılıktan önce de inşa edilebildiğini ortaya koymuştur.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki paragrafta yer alan cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
"Arılar, ekosistemin sürdürülebilirliği açısından hayati bir öneme sahiptir. Çiçekler arasında mekik dokuyarak gerçekleştirdikleri tozlaşma faaliyeti, yeryüzündeki bitki çeşitliliğinin korunmasını sağlar. Bu sayede tarımsal üretimin devamlılığı güvence altına alınırken insanlığın gıda ihtiyacının karşılanmasında da büyük bir rol oynarlar. Ancak son yıllarda artan pestisit kullanımı ve iklim değişikliği gibi etkenler, arı popülasyonunu ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu canlıların yok olması, sadece bal üretiminin durması anlamına gelmez; aynı zamanda küresel gıda zincirinde telafisi imkansız kırılmalara yol açabilir. Dolayısıyla arıların korunması, doğanın dengesini korumakla eş değerdir."
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Origami, makas veya yapıştırıcı kullanmadan sadece kâğıdı katlayarak şekiller oluşturmaya dayanan geleneksel bir Japon sanatıdır. (II) Yüzyıllardır süregelen bu sanat dalında turna kuşu, kurbağa gibi hayvan figürleri ve çeşitli geometrik formlar büyük bir sabırla şekillendirilir. (III) Geleneksel origamide asıl amaç, kâğıdın bütünlüğünü bozmadan sadece el becerisiyle estetik ve sembolik değeri olan figürler ortaya koymaktır. (IV) Günümüzde ise origami katlama teknikleri; uzay teknolojisi, mühendislik ve tıp gibi bilimsel alanlarda işlevsel çözümler sunmaktadır. (V) Örneğin, uzay araçlarında yer alan güneş panellerinin roket içinde az yer kaplaması ve uzayda geniş bir yüzey oluşturacak şekilde açılması bu tekniklerle tasarlanır. (VI) Benzer şekilde, tıpta kalp damarlarını açmak için kullanılan stentlerin katlanarak damara yerleştirilmesi ve orada açılması da bu prensiplerden ilham alır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Doğanın milyonlarca yıllık evrimsel süreçte geliştirdiği çözümleri mimarlık ve mühendisliğe uyarlama disiplini olan biyomimikri, günümüz tasarım anlayışını kökten değiştirmektedir. (I) Geleneksel yapım yöntemlerinin çevreye verdiği zararı en aza indirmeyi hedefleyen bu yaklaşım, ekolojik dengenin korunmasında önemli bir rol üstlenir. (II) Örneğin, termit yuvalarının doğal havalandırma sisteminden esinlenerek inşa edilen binalar, yapay iklimlendirme sistemlerine duyulan ihtiyacı azaltarak enerji tasarrufu sağlamaktadır. (III) Doğadaki formların estetik açıdan taklit edilmesinin ötesine geçen bu disiplin, yapıların işlevsel olarak da canlı organizmalar gibi çevreyle etkileşime girmesini sağlar. (IV) Böylece mimari tasarımlar, sadece barınma alanı sunan durağan nesneler olmaktan çıkıp dinamik ve kendi kendine yetebilen ekosistemlere dönüşmektedir.
Yukarıdaki paragrafta numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Günümüzde dijital ekranların hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bilgiye ulaşma hızımız artsa da bilginin derinliği aynı oranda azalmaktadır. İnternet ortamında karşımıza çıkan metinleri hızla tarayarak okuyor, bir konudan diğerine saniyeler içinde geçiyoruz. Bu 'hızlı tarama' alışkanlığı, zihnimizin derinlemesine düşünme ve odaklanma yeteneğini köreltmektedir. Oysa gerçek bir okuma eylemi, kelimelerin ötesine geçmeyi, yazarla zihinsel bir tartışmaya girmeyi ve edinilen bilgiyi içselleştirmeyi gerektirir. Yavaş okuma veya derin okuma dediğimiz bu süreç, bireyin eleştirel düşünme becerilerini geliştirir ve olaylara çok boyutlu bakmasını sağlar. Bilgi bombardımanı altında ezilmemek ve kendi düşüncelerimizi üretebilmek için okuma hızımız�� azaltmalı, metinlerin derinliklerine inmeliyiz. Ancak bu şekilde yüzeysel bilgilerin esiri olmaktan kurtulup özgür zihinler inşa edebiliriz.
Buna göre, 'Dijitalleşmenin getirdiği hızlı bilgi tüketimi karşısında, bireyin eleştirel düşünme ve bağımsız fikir üretme becerisini korumasının yolu yavaş ve derinlemesine okuma alışkanlığını sürdürmesidir.' ifadesi bu parçanın ana düşüncesi midir?
Epistemik adaletsizlik, bireyin bilgi üreten ve aktaran bir özne olarak sahip olduğu değerin toplumsal önyargılarla zedelenmesidir. (I) Bu durum, özellikle marjinal grupların deneyimlerini açıklamak için ihtiyaç duydukları kavramsal araçlardan mahrum bırakılmasıyla daha da derinleşir. (II) Toplumun hâkim söylemi kendi kavramsal dünyasını dayattığında, ezilenlerin yaşadığı haksızlıkları adlandıracak kelimeleri bulamaması kaçınılmaz hale gelir. (III) Bu dışlanma, sadece ahlaki bir kusur teşkil etmekle kalmaz; aynı zamanda ortak toplumsal bilgi birikiminin tek taraflı olarak eksik, çarpık ve yetersiz kalmas��na yol açan sistemik bir zaaftır. (IV) Dolayısıyla adil bir bilgi ekosistemi kurmak, yalnızca ezilenlerin sesini duyurmakla değil, onların kavramsallaştırma gücünü bağımsız bir otorite olarak tanımakla başlar. (V)
Buna göre, paragrafta numaralanmış bazı cümleleri, bu cümlelerin doğrudan desteklediği ve ifade ettiği yardımcı düşüncelerle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Gençlik yıllarımda, kelimelerin sihirli birer anahtar olduğunu ve her kapıyı sadece onları doğru sıralayarak açabileceğimi sanırdım. Büyük bir kibirle yazardım; sanki dünya benim cümlelerimi bekliyormuş gibi. Şimdilerde ise o günlerde kâğıda döktüğüm satırlara bakıyorum da ne kadar sığ, ne kadar yapay bir heyecanla dolup taşmışlar. Anlatmak istediğim derin suları ıskalayıp hep kıyıda oyalanmışım. Kendimi bir çağlayan sanırken aslında sadece cılız bir sızıntıdan ibaretmişim de haberim yokmuş. Yazdıklarımın o dönem alkışlanması da benim bu yanılgımı beslemekten başka bir işe yaramamış. Oysa gerçek edebiyat, insanın kendi içindeki o karanlık dehlizlere fener tutmasını gerektirirmiş; ben ise sadece vitrin parlatmakla vakit kaybetmişim. Keşke o dönemlerde beni uyaracak, o sahte parıltının altındaki boşluğu yüzüme vuracak dürüst bir dostum olsaydı.
Bu parçada kendisinden söz eden yazarın içinde bulunduğu durum ve hissettiği baskın duygu aşağıdakilerden hangisidir?
Fotoğraf makinesinin icadı, 19. yüzyılda sanat dünyasında derin bir sarsıntıya yol açtı. O güne dek dış dünyayı olduğu gibi yansıtma, yani taklit etme (mimesis) görevini üstlenen resim sanatı, bu teknik gelişmeyle birlikte varoluşsal bir kriz yaşadı. Çünkü hiçbir ressam, nesneleri bir makine kadar hızlı ve gerçeğe yakın kopyalayamazdı. Bu durum, ressamları doğayı aynen aktarmaktan vazgeçmeye ve insan zihninin, duygularının soyut dışavurumlarına yönelmeye zorladı. İzlenimcilik ve ardından gelen kübizm gibi modern sanat akımları, fotoğrafın resme dayattığı bu özgürleşmenin birer ürünü olarak doğdu. Böylece resim, nesnel gerçekliği tasvir etme zorunluluğundan kurtularak kendi özerk dilini inşa etmeye başladı.
Bu parçadan hareketle fotoğrafın icadı ve resim sanatıyla ilişkisine dair aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Kütüphaneler, insanlığın bilgi birikimini koruma ve aktarma ihtiyacının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Tarihteki ilk kütüphaneler, Mezopotamya'da kil tabletlerin belirli bir düzen içinde arşivlenmesiyle kurulmuştur. Bu dönemde kütüphaneler, yalnızca devlet kayıtlarının ve ticari belgelerin saklandığı resmi depolar niteliğindeydi. Zamanla bilginin yaygınlaşması ve parşömen gibi yeni yazı malzemelerinin kullanılmasıyla kütüphanelerin işlevi de değişti. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde kütüphaneler, felsefi tartışmaların yapıldığı, edebi eserlerin incelendiği ve halkın kullanımına açık olan k��ltürel merkezler haline geldi. Günümüzde ise dijital kütüphanelerin yaygınlaşması, bilgiye erişimi sınırları aşan ve anlık bir boyuta taşımıştır.
Bu parçadan kütüphanelerle ilgili olarak a��ağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?