Paragrafta Anlam
1306 questions
Sanat yapıtının biricikliği ve kalıcılığı, onun toplumsal ya da tarihsel koşullardan bütünüyle bağımsız, kendi içine kapalı bir estetik adacık oluşturmasından değil; tam aksine, bu koşulların karmaşık ağını kendi özgül ve özerk diliyle yeniden üretebilmesinden kaynaklanır. Bir resim ya da roman, yaratıldığı dönemin iktisadi, siyasi ya da kültürel çatışmalarını doğrudan rapor eden nesnel bir belge veya tarihsel bir vesika değildir; eğer yalnızca bu işlevi üstlenseydi, zamanın yıpratıcı etkisine direnemez, tarihsel faydacılığın dar sınırları içinde eriyip giderdi. Sanatın asıl gücü, dış dünyadaki nesnel gerçekliği aynen taklit etmekte değil, o gerçekliğin insan bilincinde yarattığı derin sarsıntıyı estetik biçimlerin sağladığı özgürlük alanı içinde görünür kılmasında yatar. Dolayısıyla, bir sanat eserini doğru anlamlandırma çabası, onu üreten dönemin toplumsal koşullarına kaba bir indirgemecilikle yaklaşmadan, bu koşulların eserin kendine has biçimsel yapısında nasıl sanatsal bir dönüşüme uğradığını deşifre etmeyi gerektirir. Eserin özerkliği, tarihsel bağlamdan tamamen kopuk bir soyutlanma değil, o bağlamın estetik bir süzgeçten geçirilerek evrensel ve kalıcı kılınmasıdır.
Bu parçadan hareketle, sanat eserinin kalıcılığının ve özgünlüğünün, toplumsal bağlamı estetik bir süzgeçten geçirip kendi biçimsel yapısı içinde dönüştürerek aktarmasında yattığı yargısı doğru mudur?
Nöromimariyi ele alan aşağıdaki metinde numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler eşleştirilmek istenmektedir.
Metin:
(I) Nöromimari, mekânsal tasarımın insan beyni ve biyolojik yapısı üzerindeki doğrudan etkilerini deneysel metotlarla inceleyen ve nörobilim ile mimariyi birleştiren disiplinler arası bir alandır. (II) Klasik mimarlık anlayışının estetik ve işlevsellik odaklı sınırlarını geride bırakarak bireyin bilişsel süreçlerini, karar mekanizmalarını ve duygusal tepkilerini mekân üzerinden anlamlandırmayı hedefler. (III) Sektörde yapılan son bilimsel araştırmalar; yüksek tavanlı odaların insan zihninde özgürlük hissi yaratarak soyut düşünceyi ve yaratıcılığı tetiklediğini, dar ve basık alanların ise odaklanmayı kolaylaştırırken aynı zamanda stres seviyesini yükselttiğini doğrulamaktadır. (IV) Buradan hareketle geleceğin tasarım felsefesi, yapıları sadece fiziksel barınaklar olarak görmekten vazgeçip insan fizyolojisiyle doğrudan uyumlu, sağlığı destekleyici yaşam alanları kurgulamayı kaçınılmaz bir sorumluluk olarak kabul edecektir.
Buna göre, numaralanmış cümleler ile sağda verilen yardımcı düşüncelerin doğru eşleştirmesi nasıl olmalıdır?
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Metin:
(I) Henri Bergson, modern bilimin zamanı uzamsallaştırma eğilimini eleştirerek 'süre' (durée) kavramını ortaya atar. (II) Bilimsel zaman, saatin kadranındaki eşit aralıklar gibi parçalara bölünmüş, ölçülebilir ve homojen bir yapıya sahipken; gerçek süre, geçmişin şimdiki ana kesintisizce aktığı, bölünemez ve dinamik bir akıştır. (III) Bergson’a göre insan bilinci, zamanı mekansal dilimlere ayırarak değil, anların birbiri içinde eridiği bu heterojen akışla kavrar. (IV) Zira zihin, geçmiş yaşantıları bir kenara yığıp saklamaz; aksine, geçmiş, şimdiki anın inşasında sürekli bir kurucu güç olarak varlığını sürdürür. (V) Dolayısıyla, hayatı ve bilinci mekanik zamanın şablonlarıyla açıklamaya çalışmak, varoluşun kendisini statik bir yanılsamaya indirgemek demektir.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Byung-Chul Han, modern özneyi Foucault’nun 'disiplin toplumu' kavramsallaştırmasının ötesine geçerek bir 'başarı toplumu' sakini olarak tanımlar. Disiplin toplumu; hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler ve fabrikalarla örülü, 'yapmalıs��n' ya da 'yasak' gibi negatif sınırlamalarla hareket eden itaatkâr bedenler üretmeye yönelik bir yapıdır. Buna karşın başarı toplumu; spor salonları, ofis kuleleri, bankalar ve büyük teknoloji şirketleriyle karakterize edilir ve mottosu 'yapabilirsin' şeklindeki pozitifliktir. Bu yeni düzende özne, dışsal bir tahakküm odağının zorlayıcı denetiminden kurtulduğunu düşünürken aslında kendi kendisinin girişimcisi haline gelir. Ancak bu özgürleşme illüzyonu, daha derin bir bağımlılık ve tahakküm ilişkisini beraberinde getirir. Çünkü birey, artık başka bir otoritenin değil, bizzat kendisinin söm��rücüsü olmuştur. Performans odaklı bu yapıda sömüren ile sömürülen aynı kişidir. 'Yapabilirlik' sınırı olmayan bu gönüllü öz-sömürü süreci, modern insanı kronik bir tükenmişli��e ve klinik depresyona sürükler. Han’a göre günümüzün tipik psikolojik rahatsızlıkları, dışsal engellerin veya yasakların değil, bireyin kendi üzerinde kurduğu bu sınırsız performans baskısın��n ve başarısızlık korkusunun birer sonucudur.
Bu parçaya göre 'başarı toplumu' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Çin’de Tang Hanedanlığı döneminde (618-907) ortaya çıkan ve 'uçan para' olarak adlandırılan ilk kâğıt paralar, başlangıçta bugünkü anlamda bir devlet parası değildi. Bu sistem, tüccarların ticari yolculuklarında büyük miktardaki ağır bakır sikkeleri taşımaktan kaçınmak için kullandıkları bir tür teminat belgesi niteliğindeydi. Değerli madenlerini güvenilir zenginlere veya kurumlara teslim eden tüccarlar, karşılığında aldıkları bu belgeleri alışverişlerinde maden yerine devrediyordu. Kolay taşınabilirliği nedeniyle ticareti büyük ölçüde kolaylaştıran bu belgeler, Song Hanedanlığı döneminde devlet eliyle resmiyet kazanarak dünyadaki ilk gerçek kâğıt para sisteminin kurulmasına öncülük etmiştir.
Bu parçadan 'uçan para' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Geleneksel çocuk oyunları, yalnızca eğlenceli vakit geçirme aracı olmanın ötesinde, çocukların toplumsallaşma sürecinde çok önemli bir köprü görevi görür. Saklambaç, körebe veya birdirbir gibi sokak oyunları; çocukların akranlarıyla bir araya gelerek iş birliği yapmalarını, ortak kurallara uymayı benimsemelerini ve karşılaştıkları sorunlar karşısında birlikte çözümler üretmelerini sağlar. Bu oyunlar sırasında paylaşılan deneyimler, çocukların empati kurma becerisini geliştirirken onlara sağlıklı ve kalıcı dostluklar kurmanın yollarını da öğretir. Kısacası, geleneksel oyunlar çocuğun kendi bireysel dünyasından sıyrılarak toplumun uyumlu bir parçası olması yolunda attığı ilk ve en doğal adımlardır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Biyo-sanat; canlı dokuları, organizmaları ve bakterileri doğrudan sanatsal bir mecra olarak kullanan, çağdaş sanatın sınır uçlarındaki bir akımdır. Klasik sanatın doğayı taklit ya da temsil etme (mimesis) kaygısının aksine biyo-sanat, canlılığın kendisini doğrudan sanatsal sürecin merkezine konumlandırır. Genetik mühendisliği tekniklerini kullanan öncüler, canlıların DNA dizilimlerine müdahale ederek yaratıcılık ile biyolojik mühendislik arasındaki ontolojik ayrımı flulaştırırlar. Bu müdahale, sanat eserinin 'biricikliği' ve 'sanatçının yaratıcı otoritesi' gibi geleneksel estetik kategorileri sarsarken, izleyiciyi de yeni bir etik konumlanmaya zorlar. Zira laboratuvar ortamında biçimlendirilen bu yapılar, yalnızca seyirlik birer estetik nesne olmaktan çıkıp ahlaki sorumluluk alanımıza dâhil olan yeni yaşam formlarına dönüşür.
Bu parçadan biyo-sanatla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Metin:
(I) İnsan beyninde koku uyarılarını işleyen merkezler, duygusal tepkilerimizi ve uzun süreli anılarımızı kontrol eden amigdala ve hipokampus gibi yapılarla doğrudan ve yakın bir komşuluk içindedir. (II) Diğer tüm duyusal veriler önce talamus adı verilen bir aktarma istasyonunda filtrelenip sınıflandırıldıktan sonra bilince ulaşırken koku duyusu hiçbir aracıya uğramadan doğrudan bu bellek merkezlerine ulaşır. (III) Bu eşsiz nörolojik rota, çok uzun yıllar önce yaşanmış sıradan bir çocukluk anısının bile tanıdık bir kokuyla karşılaşıldığı anda tüm canlılığıyla zihnimizde yeniden uyanmasını sağlar. (IV) Dolayısıyla kokuların hayatımızdaki etkisi sadece geçici bir hoşnutluk yaratmakla sınırlı kalmayıp bireysel geçmişimizi saklayan güçlü birer anahtar görevi görür.
Soru:
Yukarıdaki metinde numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Çeviri, bir dilden başka bir dile yapılan mekanik bir aktarım süreci değil; kaynak metnin kendi tarihsel ve kültürel bağlamındaki suskunluklarını, dile getirilememiş boşluklarını hedef dilin estetik imkânlarıyla yeniden inşa etme eylemidir. Her çevirmen, yazarın kelimelerle ördüğü anlam şebekesini sökerken ister istemez kendi kültürel belleğinin ve dilsel evreninin prizmasından süzerek ona yeni bir biçim kazandırır. Bu süzme ve dönüştürme işlemi, ilk bakışta orijinal metne bir sadakatsizlik gibi görünse de aslında yapıtın zamanın yıkıcılığı karşısında donup kalmasını engeller ve ona dinamik bir yaşam alanı açar. Dolayısıyla başarılı bir çeviri yapıt, orijinalinin g��lgesinde yaşayan silik bir kopya olmaktan ziyade, o metnin kendi sınırlarını aşarak farklı bir kültürde yeniden doğmasını sağlayan bağımsız bir sanatsal varoluştur. Orijinal metin çeviriyle eksilmez; aksine, kendi dilinde henüz açığa çıkmamış potansiyel anlam katmanlarını başka bir dilin aynasında yansıtarak zenginleşir.
Bu parçada çeviriyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Antik Çağ'da kütüphaneler, yalnızca parşömenlerin veya papirüs tomarı şeklindeki yazılı kaynakların korunduğu hareketsiz depolar değildi. Aksine bu yapılar; farklı coğrafyalardan gelen filozofların, bilim insanlarının ve edebiyatçıların bir araya gelerek tartıştığı, dersler verdiği ve fikir alışverişinde bulunduğu dinamik birer toplumsal etkileşim alanıydı. Örneğin Bergama Kütüphanesi, barındırdığı binlerce ciltlik zengin koleksiyonunun yanı sıra geniş sütunlu avlusu, okuma salonları ve derslikleriyle dönemin entelektüel hayatının merkezinde yer alıyordu. Kütüphanelerin bu çok boyutlu ve işlevsel yapısı, bilginin tek bir kişinin zihninde veya arşiv odalarında kapalı kalmasını önlemiş, onu toplumsal gelişimi hızlandıran canlı bir unsura dönüştürmüştür.
Bu parçadan Antik Çağ kütüphaneleriyle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
(I) Müzeler; insanlığın maddi ve manevi mirasını araştırmak, korumak, sergilemek ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla kurulan, kâr amacı gütmeyen köklü kurumlardır. (II) Tarih boyunca özel saray koleksiyonlarının kapalı kapıları ardında şekillenen bu yapılar, modernleşme süreciyle birlikte toplumun her kesimine açık kamusal alanlar hâline gelmiştir. (III) Klasik müzecilik kuramında nesne odaklı bir sergileme yöntemi esas alınırken, ziyaretçinin rolü yalnızca sergilenen nesneleri uzaktan ve edilgen bir biçimde izlemekle sınırlıdır. (IV) Zamanla eğitimsel işlevlerin ön plana çıkmasıyla bu geleneksel yaklaşım sarsılmış; müzenin ağırlık merkezi, nesnelerin kendisinden ziyaretçinin müzede geçirdiği zamanın niteliğine kaymıştır. (V) Günümüzde müzeler artık sadece nadir eserlerin muhafaza edildiği birer depo olmaktan çıkıp atölyelerin, bilimsel söyleşilerin ve sanatsal etkinliklerin gerçekleştirildiği yaşayan öğrenme merkezlerine dönüşmüştür. (VI) Hatta bazı çağdaş müzeler, sanal gerçeklik teknolojileri ve interaktif paneller aracılığıyla ziyaretçiyi sergi kurgusunun doğrudan bir parçası hâline getirmektedir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Yavaş gazetecilik, hızın ve anlık tüketimin kutsandığı dijital çağda, haberin derinliğini ve güvenirliğini yeniden tesis etmeyi amaçlayan alternatif bir medya hareketidir. Geleneksel gazeteciliğin derinlemesine araştırma, doğrulama ve bağlam oluşturma gibi temel ilkelerine geri dönüşü savunur. Bu akım, sansasyonel manşetler ve tıklama tuzağı yerine olayların arka planına, toplumsal etkilerine ve insan hikâyelerine odaklanır. Hızlı haberciliğin yarattığı bilgi kirliliğini ve dezenformasyonu engellemek amacıyla, haber üretim süreçlerindeki zaman baskısını reddeder. Böylece okura, yalnızca ne olduğunu değil, yaşananların neden ve nasıl gerçekleştiğini kavratmayı hedefler. Yavaş gazetecilik, medyanın ticari kaygılarla yitirdiği saygınlığı ve okurla kurduğu güven ilişkisini uzun vadede tekrar inşa etmenin yegâne yolu olarak görülmektedir.
Bu parçadan "yavaş gazetecilik" akımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Aşağıdaki parçada bir yazma eser restoratörünün (kitap onarımcısı) iç dünyasına dair bazı ifadeler yer almaktadır. Bu parçadan hareketle sol sütunda verilen durumları, sağ sütundaki uygun duygu ve karakter özellikleri ile eşleştiriniz.
"Bir kitabın zamana yenik düşmüş, sararmış sayfalarına dokunurken geçmişin sesini duyar gibi olurum. Yüzlerce yıllık bir yazmanın yırtılan kenarını sabırla bir araya getirirken parmaklarımın ucundaki o kırılgan doku, bana insan ömrünün de ne denli geçici olduğunu fısıldar; bu yüzden her lifi yerleştirirken sanki kendi hayatımın dağınık parçalarını düzeltiyormuşum gibi derin bir ürperti kaplar içimi. Ancak bazen öyle sayfalarla karşılaşıyorum ki mürekkebi dağılmış, yazıları silinmiş... Onları ilk günkü ihtişamına kavuşturamadığımda, tarihin bir parçasını sonsuza dek yitirmenin verdiği o ağır çaresizliği iliklerime kadar hissediyorum. Yine de her sabah bu tozlu atölyenin kapısını araladığımda, masanın üzerinde beni bekleyen o yıpranmış sayfaların kokusu içimde tarifi imkânsız bir yaşama sevinci uyandırıyor; sanki her kurtarılmış kelimeyle zamana karşı küçük ama anlamlı bir zafer kazanıyorum."
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri eşleştiriniz.
Metin:
(I) Jean Baudrillard'ın simülasyon kuramı, çağdaş toplumda gerçeğin yerini temsillerin ve işaretlerin aldığını savunarak simülasyon evreninde kökeni olmayan bir gerçekliğin egemen olduğunu belirtir. (II) Bu süreçte medya ve kitle iletişim araçları, nesnel gerçekliği aşındırarak bireyleri yapay bir biçimde kurgulanmış "hipergerçeklik" dünyasına hapseder. (III) Bireyler, imajlar ile gerçek arasındaki sınırı ayırt edemez hâle geldiklerinde, tüketim kültürü tarafından sunulan göstergeleri doğrudan arzulanması gereken asli ihtiyaçlar olarak kabul ederler. (IV) Böylece toplumsal yaşam, kendi özgün referans noktalarını tamamen yitirerek sadece kendi kendini üreten ve taklit eden göstergeler sisteminin döngüsel bir yansımasına dönüşür.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada Antarktika buzullarındaki mikroplastik birikiminin etkileri ele alınmıştır:
(I) Antarktika’nın insan yerleşiminden uzak, el değmemiş buzullarında yürütülen güncel bilimsel çalışmalar, bu izole coğrafyanın küresel atmosferik hareketler aracılığıyla taşınan mikroplastik partiküllerinin birikim alanına dönüştüğünü kanıtlamaktadır. (II) Yüzeydeki taze kar katmanlarında saptanan mikroskobik boyutlu bu sentetik lifler, güneş ışınımını yansıtma kapasitesini (albedo) düşürerek ısıyı hapsetmekte ve buzul erimelerini tetiklemektedir. (III) Eriyen kütlelerden okyanus sularına karışan bu kirleticiler, denizel besin ağının birincil üreticileri ve tüketicileri konumundaki kriller tarafından besin olarak algılanıp bünyelerine alınmaktadır. (IV) Sindirim sistemlerinde mikroplastik biriken krillerle beslenen balinalar, foklar ve penguenler gibi üst trofik düzeydeki canlılar ise bu yapay maddeleri vücutlarına alarak sistemik ve fizyolojik hasarlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Buna göre, parçada numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Yazma eylemi, çoğu zaman yazarın kendi iç dünyasında başlattığı bir kazı çalışmasıdır. Ancak bu kazı, yalnızca kişisel anıların veya bireysel duygu durumlarının gün yüzüne çıkarılmasıyla sınırlı kalmaz. Sanatçı, kendi ruhunun derinliklerine indikçe aslında insanlığın ortak hafızasına, kolektif bilincin tortularına ulaşır. Bireysel olandan yola çıkarak evrensel bir insan gerçeğine ulaşma çabası, edebiyatı sadece bir iç dökme aracı olmaktan kurtarıp toplumsal bir bellek nesnesine dönüştürür. Dolayısıyla nitelikli bir yapıt, yazarın kendi sınırlarını aşarak okurun zihninde yeni köprüler kurabildiği ölçüde kalıcılığı yakalar. Yazarın odasında fısıldadı��ı bir sırrın, çağları ve coğrafyaları aşarak tüm insanlığın ortak çığlığı hâline gelmesi bundandır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Japon kâğıt katlama sanatı origami, geleneksel olarak yapıştırıcı ve makas kullanmadan sadece katlama yöntemleriyle çeşitli formlar oluşturmaya dayanır. Bu sanatın kökeni, kâğıdın ilk üretildiği ve dinsel törenlerde kullanıldığı dönemlere kadar uzanır. Modern dünyada origami sadece sanatsal bir uğraş değil, aynı zamanda mühendislikten tıbba kadar pek çok alanda problem çözme yöntemi olarak kullanılmaktadır. Örneğin, uzay araştırmalarında güneş panellerinin katlanıp uzayda açılması tasarımlarında origamiden faydalanılmaktadır. Ayrıca çocuklarda el-göz koordinasyonunu ve geometrik düşünme becerisini geliştirdiği için eğitimde de önemli bir yere sahiptir.
Bu parçada origami ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Gelişen teknoloji ve dijitalleşmeyle birlikte kütüphanelerin sadece kitapların depolandığı ve sessizce ödünç alındığı geleneksel mekânlar olduğu yönündeki klasik anlayış hızla değişmektedir. Günümüzde modern kütüphaneler; zengin dijital veri tabanlarına erişim imkânı sunan, atölyeler ve kültürel söyleşiler gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan dinamik birer sosyal etkileşim merkezine dönüşmüştür. İnternetin bilgi kirliliğini beraberinde getirdiği bu çağda, kütüphanelerin sunduğu uzman rehberliği ve güvenilir araştırma ortamı, onları bireyler için hâlâ vazgeçilmez birer sığınak yapmaktadır. Dolayısıyla kütüphaneler, fiziksel sınırlarını aşarak çağın sosyal ve teknolojik gereksinimlerine göre kendini yeniden konumlandırmaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
— Çocukluğumda dedemin anlattığı masallar ve evimizdeki zengin kitaplık, edebiyata yönelmemdeki en büyük etkendi. Onların dünyasında kaybolmak beni yazmaya özendirdi.
Gazeteci:
(II) ----
Yazar:
— Yazarken sessiz, dış dünyadan tamamen yalıtılmış bir ortam ararım. Genellikle sabahın erken saatlerinde, zihnim henüz günün yorgunluğuyla dolmamışken çalışmayı tercih ederim.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Günün yorgunluğunu üzerinizden atmak için neler yaparsınız?
II. İnsanlardan uzak yaşamanın yazarlığa katkısı var mıdır?
II. Yazılarınızı kaleme alırken nasıl bir çalışma ortamı tercih edersiniz?
II. Sabah saatlerinde çalışmanın üretkenliği artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır?
II. Sessiz ortamlarda yazılan eserlerin daha başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Modern teknolojik araçların yaşamın ritmini hızlandırması, bireyin şimdiki zamana sıkışmasına ve geçmiş ile gelecek arasındaki nedensel köprüleri yitirmesine yol açmaktadır. Teknolojinin sunduğu hız, insanı özgürleştirmek bir yana, onu kronolojik bir hapishaneye mahkûm eder. Anlık enformasyon akışı altında ezilen insan zihni, olayları tarihsel bir süreklilik içinde konumlandırmak yerine, onları birbirinden kopuk tekil uğraklar olarak deneyimler. Bu durum, hafızayı geçmişin dinamik bir yeniden inşası olmaktan çıkarıp durağan bir veri deposuna indirger. Bu hapishanede geçmiş, nostaljik bir tüketim nesnesine dönüşürken gelecek ise sadece belirsizliğin getirdiği bir kaygı kaynağı haline gelir. Tarihsel bilincin yitimi, toplumların kolektif gelecek tasavvurlarını da felce uğratır; çünkü geçmişin deneyim süzgecinden geçmeyen bir gelecek tahayyülü, şimdiki anın teknolojik imkanlarının doğrusal bir uzantısı olmaktan öteye gidemez. Sonuç olarak, zamanın parçalanması ve derinliğini kaybetmesi, insanı kendi ürettiği hızın pasif bir nesnesi haline getirerek onu tarihsel özne olma vasfından uzaklaştırır.
Bu parçadan hareketle, 'Teknolojik gelişimin getirdiği hız ve bilgi yoğunluğu, insanı geçmiş ve gelecek bağını kopararak şimdiki zamana hapsetmekte ve onu kendi tarihini yapma iradesinden yoksun bırakmaktadır.' yargısına ulaşılabilir.