Paragraf
590 soru
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Diderot Etkisi, bireyin sahip olduğu tüketim örüntüsüne yeni bir nesne eklemesinin, mevcut tüketim alışkanlıklarını tamamen değiştiren ve zincirleme bir satın alma sürecini tetikleyen sosyo-psikolojik bir olguyu tanımlar. Bu kavram, adını Fransız aydınlanmacı yazar Denis Diderot’nun 'Eski Sabahlığımdan Ayrılmanın Pişmanlığı' başlıklı ünlü denemesinden alır. Diderot, kendisine hediye edilen son derece şık kırmızı sabahlığın ardından, çalışma odasındaki diğer eşyaların (eski çalışma masası, yıpranmış halı ve sade ahşap kitaplık) bu yeni ve lüks eşyayla uyuşmadığını fark etmiş; bu estetik uyumsuzluğu gidermek amacıyla tüm odasını borca girerek baştan aşağı yenilemiştir. Sosyolog Grant McCracken tarafından kavramsallaştırılan bu etki, tüketim nesnelerinin sadece işlevsel araçlar olmadığını, aynı zamanda birbirini tamamlayan kültürel bütünler oluşturduğunu gösterir. Tüketici, kimlik bütünlüğünü korumak ve sosyal uyumu sağlamak amacıyla, yeni edindiği 'üst sınıf' nesneye uygun diğer nesneleri de edinme baskısı hisseder. Günümüz pazarlama stratejilerinde de sıkça başvurulan bu durum, tekil bir alışverişin nasıl olup da sonu gelmeyen bir tüketim döngüsüne dönüştüğünü açıklar. Birey, yeni nesneyle birlikte sadece bir eşya değil, o eşyanın vadettiği yeni bir yaşam tarzı ve statü illüzyonunu da satın almaktadır. Dolayısıyla Diderot Etkisi, modern insanın temel ihtiyaç eksenli değil, yapay bir kimlik ve imaj odaklı tüketim sarmalına nasıl dahil edildiğinin en somut göstergelerinden biridir.
Bu parçadan hareketle "Diderot Etkisi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Klasik mimari, insanı mekânın merkezine yerleştirerek ona bir aidiyet hissi sunmayı amaçlar; nitekim antik tapınaklardan Rönesans saraylarına kadar tüm yapılar insan ölçeği gözetilerek inşa edilmiştir. Modern kent mimarisi ise insanı neredeyse görünmez kılan devasa cam ve çelik kulelerden ibarettir. Bu kuleler, insana kendi sınırlarını hatırlatıp onu ezmek ister gibidir. Nitekim ünlü mimar Tadao Ando, 'Mimarlık sadece barınak sağlamakla kalmamalı, insanın ruhunu da beslemelidir.' derken tam da bu aidiyet krizine dikkat çeker. Bugün büyük şehirlerin caddelerinde yürürken göğe doğru yükselen bu prizmatik devlerin arasında kendimizi birer karınca gibi hissetmemiz, bu yeni tasarım anlayışının bir sonucudur. Oysa geçmişin taş konaklarında her pencere bir insan boyuna, her merdiven adımların ritmine göre tasarlanırdı.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Kentsel dikey tarım, artan dünya nüfusu ve azalan tarım arazileri karşısında geleneksel tarıma yenilikçi bir alternatif sunmaktadır. Bu yöntem, şehir merkezlerinde yer alan dikey olarak istiflenmiş katlarda, yapay ışıklandırma ve iklimlendirme sistemleri kullanılarak yıl boyunca kesintisiz üretim yapılmasını sağlar. Topraksız tarım teknikleriyle su tüketimini %90'a varan oranda azaltması ve tarım ilaçlarına ihtiyaç duymaması, çevre dostu bir üretim modeli ortaya koyar. Ayrıca ürünlerin tüketim merkezlerine yakın yerlerde üretilmesi, nakliye süreçlerinden kaynaklanan karbon salınımını en aza indirerek kentlerin gıda güvencesine katkıda bulunur.
Bu parçada kentsel dikey tarımla ilgili aşağıdakilerden hangisi ��zerinde durulmaktadır?
I. Epigenetik olarak adlandırılan bu mekanizma, DNA diziliminin kendisi sabit kalırken gen ifadesini denetleyen kimyasal işaretlerin çevre etkisiyle nasıl değiştiğini açıklar.
II. Bu durum, organizmaların çevrelerine uyum sağlama sürecinde sadece genetik varyasyonlara değil, aynı zamanda anne babalarının yaşam deneyimlerine de bağımlı olduğunu ortaya koymaktadır.
III. Klasik genetik anlayışı, edinilmiş özelliklerin kalıtılamayacağı ve evrimsel değişimin yalnızca rastgele mutasyonlar ile doğal seçilim yoluyla gerçekleştiği varsayımına dayanır.
IV. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, çevresel faktörlerin gen diziliminde bir değişiklik yapmaksızın genlerin işleyişini değiştirebildiğini ve bu değişikliklerin sonraki nesillere aktarılabildiğini göstermektedir.
V. Böylece, Lamarck’ın uzun süre dışlanan 'edinilmiş özelliklerin kalıtımı' teorisi, moleküler düzeyde modern evrimsel senteze entegre edilerek yeni bir boyut kazanmaktadır.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında, hangisi baştan üçüncü cümle olur?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Gökbilimci:
- Gökyüzünü gözlemlemek için şehir ışıklarından uzak, yüksek ve bulutsuz bölgeleri tercih ediyoruz. Çünkü yapay ışıklar ve atmosferdeki nem oranı, teleskopların net görüntü almasını engelliyor.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Gökbilimci:
- Teknolojinin ilerlemesi işimizi büyük ölçüde kolaylaştırdı. Artık devasa teleskopları bilgisayar başından kontrol edebiliyor, elde ettiğimiz verileri gelişmiş yazılımlarla saniyeler içinde analiz edebiliyoruz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde verilenler getirilmelidir?
II. Astronomi eğitiminde yazılımların kullanılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
II. Gökbilim alanındaki teknolojik cihazların maliyeti araştırmaları nasıl etkiliyor?
II. Teknolojik gelişmelerin araştırma süreçlerinize yansımaları nasıl oldu?
II. Verilerin analizi sırasında hangi matematiksel modellerden faydalanıyorsunuz?
II. Gökbilimde gelecekte ne tür teknolojik yenilikler bekliyorsunuz?
Hartmut Rosa’nın 'sosyal hızlanma' kuramı, moderniteyi zaman boyutu üzerinden yeniden tan��mlamayı amaçlar. Rosa’ya göre modern toplumlar; teknolojik hızlanma, sosyal değişim hızı ve yaşam ritminin hızlanması şeklinde birbirini besleyen üç temel süreçle karakterize edilir. Teknolojik hızlanma, ulaşım ve iletişim araçlarının gelişimiyle zaman-mekân mesafesini daraltırken; sosyal değişim hızı ise aile yapılarından istihdam biçimlerine kadar toplumsal pratiklerin geçerlilik ömrünü kısaltmaktadır. Bu iki dinamiğin yarattığı zamansal sıkışma, bireyleri birim zamana daha fazla eylem sığdırmaya, yani yaşam ritmini hızlandırmaya sevk etmektedir. Ancak kuramın asıl paradoksu burada ortaya çıkar: Teknolojik ilerleme teorik olarak boş zaman yaratması gerekirken, pratikte kronik bir zaman kıtlığı ve sürekli geride kalma endişesi doğurur. Bu durum ise modern özneyi çevresine ve kendine yabancılaştıran temel etkendir.
Bu parçadan hareketle Hartmut Rosa’nın 'sosyal hızlanma' kuramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Modern tüketim toplumlarında bireylere sunulan seçeneklerin sınırsızlığı, özgürlük ve refahın en temel göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Geleneksel iktisat teorisi de bu görüşü destekleyerek, piyasadaki alternatiflerin artmasının bireysel tatmini ve seçme özgürlüğünü doğrudan yükselteceğini savunur. Ancak psikolog Barry Schwartz’ın ortaya koyduğu 'seçim paradoksu' kavramı, bu kökleşmiş kabule güçlü bir biçimde karşı çıkar. Schwartz’a göre seçenek sayısının kontrolsüz biçimde artması, birey üzerinde özgürleştirici bir etki yaratmak yerine zihinsel bir tıkanmaya ve felç edici bir kararsızlığa yol açar. Günümüz tüketicisi, devasa alternatif havuzları arasında kaybolurken doğru kararı verememe korkusuyla karar verme sürecini sürekli erteleme eğilimi gösterir. Karar vermeyi bir şekilde başardığında ise elde ettiği sonuç ne kadar başarılı olursa olsun, arkasında bıraktığı diğer cazip seçenekler yüzünden kaçınılmaz bir tatminsizlik ve pişmanlık duygusu yaşar. Bu durum, elenmiş olan diğer alternatiflerin olası faydalarını, yani 'fırsat maliyetlerini' zihinsel olarak büyütmekten kaynaklanır. Sonuç olarak, fazla seçenek arasından yapılan seçimler, bireyin mutluluk düzeyini artırmak bir yana, beklentileri gerçekçi olmayan seviyelere çıkararak kronik bir kaygı durumu yaratır. Seçim paradoksu, çağdaş insanın daha fazla özgürlük ve kontrol arayışının, paradoksal bir şekilde nasıl bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk tuzağına dönüştüğünü açıkça gözler önüne sermektedir.
Bu parçadan hareketle seçim paradoksu ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Arkeolojik kazılarda elde edilen ahşap buluntuların yaşını belirlemek için dendrokronoloji (ağaç halkası tarihlendirmesi) yöntemi sıklıkla kullanılır. Bu yöntem, ağaç halkalarının kalınlıklarındaki yıllık değişimlerin geriye dönük bir zaman dizini oluşturmasına dayanır. Bölgedeki iklim koşullarına göre her yıl farklı kalınlıkta oluşan bu halkalar, geçmişteki kuraklık veya yağışlı dönemlerin benzersiz birer izidir. ----. Bu sayede, incelenen ahşap eserin hangi takvim yılında kesilen bir ağaçtan yapıldığı gün gün olmasa da yıl olarak tam olarak saptanabilir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Müzik dinlemenin zihinsel aktiviteler üzerindeki etkisi uzun yıllardır araştırılmaktadır. Yapılan çalışmalar, özellikle klasik veya enstrümantal müziklerin, ders çalışırken odaklanma süresini uzattığını ve stresi azalttığını göstermektedir. Buna karşın, sözlü müziklerin dikkat dağıtıcı bir etki yaratarak okuma ve anlama becerisini olumsuz etkilediği gözlemlenmiştir. Bu nedenle uzmanlar, yoğun zihinsel çaba gerektiren işlerde sözsüz ve düşük tempolu müziklerin tercih edilmesini önermektedir.
Bu parçadan müzik dinleme ve odaklanma ilişkisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Bilgi obezitesi, bireyin tüketebileceğinden ve işleyebileceğinden çok daha fazla bilgiye maruz kalması durumunu ifade eden modern bir kavramdır. Dijital teknolojilerin ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, bilgiye erişim kolaylaşmış ancak bu durum verileri seçici bir şekilde süzme yeteneğimizi zayıflatmıştır. Günümüzde insanlar; sürekli güncellenen sosyal medya akışları, e-postalar ve haber siteleri arasında adeta bir veri bombardımanına maruz kalmaktadır. Bu durum; zihinsel yorgunluğa, karar verme güçlüğüne ve odaklanma sürelerinin kısalmasına yol açmaktadır. Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi, ihtiyaç fazlası ve niteliksiz bilginin kontrolsüzce tüketilmesi, zihinsel sağlığı olumsuz etkilemektedir. Bilgi obezitesiyle mücadele etmek için bireylerin dijital diyet uygulaması ve maruz kaldıkları bilginin kalitesini niceliğinden üstün tutması gerekmektedir.
Bu parçaya göre "bilgi obezitesi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Fredric Jameson tarafından ortaya atılan bilişsel haritalama kavramı, bireyin geç kapitalizm dönemindeki karmaşık, küreselleşmiş ve çok boyutlu toplumsal ağlar içinde kendi konumunu zihinsel olarak konumlandırabilme yetisini ifade eder. Jameson'a göre modern birey, gündelik yaşam alanlarının mekânsal sınırlarını aşan küresel ekonomik ve politik sistemlerin büyüklüğü karşısında bir tür yön yitimi yaşar. Bilişsel haritalama, bu mekânsal ve toplumsal karmaşanın bireysel ölçekte anlamlandırılmasını ve bireyin kendisini bu devasa bütünün içinde nereye yerleştireceğini kavramasını sağlayan estetik ve pedagojik bir araçtır. Bu süreç yalnızca coğrafi bir yön bulma eylemi değil, aynı zamanda toplumsal sınıf ilişkilerini, iktidar mekanizmalarını ve küresel ağların işleyişini kavrama çabasıdır. Dolayısıyla bilişsel haritalama, bireyin yabancılaşmayı aşarak toplumsal eylemlilik kazanmasında kritik bir rol oynar.
Bu parçaya göre 'bilişsel haritalama' ile ilgili olarak aşa��ıdakilerden hangisi söylenemez?
İnsan beyninde koku duyusu, diğer duyusal uyarıcılardan farklı bir yol izler. Görme ya da işitme yoluyla alınan uyarılar talamus üzerinden kortekse ulaşırken koku, talamusa uğramadan doğrudan hafıza ve duyguların yönetildiği hipokampus ve amigdala bölgelerine iletilir. Bu doğrudan bağlantı, kokuların diğer duyusal anılara kıyasla çok daha hızlı, güçlü ve yoğun duygusal çağrışımlar tetiklemesini açıklar. Yıllar önce ziyaret ettiğiniz bir mekânın görüntüsünü hatırlamakta zorlanabilirsiniz ancak oraya ait tek bir koku, o ana dair hisleri ve anıları tüm canlılığıyla saniyeler içinde zihninizde canlandırabilir. Bu nedenle koku, geçmişe dönük anıların kapısını aralayan en güçlü anahtar olarak kabul edilir.
Bu par��anın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Bir sanat yapıtının kalıcılığını, yalnızca yansıttığı dönemin toplumsal gerçeklerine sadık kalışıyla açıklayan anlayış, edebiyat dünyasında uzun süre kabul görmüştür. Bu görüşe göre yazar, adeta bir ayna gibi çağının tanıklığını yapmakla yükümlüdür. Oysa sanatın gerçeği, sokağın çıplak gerçeğinden çok farklı bir dokuya sahiptir. Yazarın dünyası, dış gerçekliğin olduğu gibi aktarıldığı bir laboratuvar değil, o gerçekliğin dille yeniden inşa edildiği öznel bir evrendir. Sadece toplumsal olayları kaydetme gayesi güden bir metin, zamanın yıpratıcılığına karşı duramaz ve güncelliğini yitirdi��inde bir arşiv belgesine dönüşür. Dolayısıyla yapıtı geleceğe taşıyan, ele aldığı toplumsal malzeme değil; bu malzemeyi estetik bir forma dönüştürerek yeniden üreten üsluptur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Geleneksel çocuk oyunları, çocukların sadece eğlenceli vakit geçirmesini sağlamaz; aynı zamanda onların sosyalleşmesine de büyük katkıda bulunur. Arkadaşlarıyla bir araya gelerek saklambaç veya körebe oynayan çocuklar, paylaşmayı ve yardımlaşmayı tecrübe ederler. --------. Bu sayede, toplumsal kurallara uymayı ve başkalarının haklarına sayg�� göstermeyi küçük yaşlarda doğal bir şekilde benimserler.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Kitap okuma alışkanlığı, bireyin zihinsel dünyasını zenginleştiren ve karşılaştığı olayları çok yönlü değerlendirmesini sağlayan en önemli kültürel etkinliklerden biridir. Düzenli olarak kitap okuyan insanlar, kelime dağarcıklarını hızla geliştirirken aynı zamanda kendilerini ifade etme becerilerini de üst seviyeye taşırlar. Zira zihinde biriken kavramlar, düşüncelerin daha net ve akıcı bir şekilde dışa vurulmasına zemin hazırlar. ----. Bu sayede, yaşam boyu okuma alışkanlığı edinmiş bireyler hem iş hem de sosyal çevrelerinde daha başarılı ve etkili iletişim kurabilen kişiler haline gelirler.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Kağıt, odun liflerinin ayrılmasıyla başlayan uzun bir üretim sürecinin ürünüdür. (II) Tomruklardan elde edilen bu lifler, suyla karıştırılarak büyük kazanlarda hamur kıvamına gelene kadar pişirilir. (III) Tarihsel kayıtlara göre kağıt benzeri ilk yüzeylerin Çin'de üretildiği kabul edilmektedir. (IV) Pişirme işlemi tamamlanan hamur, ince tel süzgeçlerin üzerine serilerek fazla suyundan arındırılır. (V) Son aşamada silindirler arasından geçirilip kurutulan bu tabakalar kullanıma hazır kağıt rulolarına dönüştürülür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktad��r?
Sanatın dijitalleşmesi ve yapay zekanın yaratıcı süreçlerdeki rolü üzerine yürüt��len tartışmalar, ekseriyetle makinelerin insan yaratıcılığının yerini alıp alamayacağı sorusuna odaklanmaktadır. Oysa asıl dikkat edilmesi gereken husus, teknolojinin sanatçıyı devreden çıkarması değil, sanatçının araçlarla olan ilişkisini kökten dönüştürmesidir. Tarih boyunca fırçadan fotoğraf makinesine kadar her yeni teknolojik araç, başlangıçta sanatı öldüreceği kaygısıyla karşılanmış ancak nihayetinde sanatçının ifade alanını genişleten birer imkana dönüşmüştür. Bugün yapay zeka da sanatçının yaratıcı ufkunu daraltan bir tehdit olmaktan ziyade, insan zihninin sınırlarını zorlayan ortak bir üretim ortağı olarak kabul edilmelidir.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Zor miras (difficult heritage), bir toplumun geçmişindeki travmatik, utanç verici ya da çatışmalı dönemlere ait fiziksel kalıntıların, anıtların ve mekânların günümüzde nasıl temsil edileceği sorununu ele alır. Klasik müzecilik anlayışı genellikle ulusal gururu ve ortak başarıları y��celtme eğilimindeyken, zor miras alanları -toplama kampları, eski hapishaneler ya da diktatörlük dönemlerine ait yapılar gibi- ziyaretçiyi kolektif suçluluk ve geçmişle yüzleşmeye davet eder. Bu alanların korunması ve sergilenmesi, salt bir tarihsel belgeleme çabası değildir; aksine, şimdiki zamanın politik ve etik değerlerinin yeniden üretildiği dinamik bir süreçtir. Ancak bu mekânlar, geçmişin acılarını ticarileştiren birer 'karanlık turizm' nesnesine dönüşme ya da egemen ideolojinin kendi anlatısını meşrulaştırmak için hafızayı araçsallaştırması riskini de barındırır. Bu nedenle zor mirasın yönetimi; unutma ile hatırlama, pedagojik işlev ile ideolojik manipülasyon arasındaki hassas dengede şekillenir.
Bu parçadan hareketle 'zor miras' kavramı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Koku duyusu, insanın dış dünyayı anlamlandırmasında en ilkel fakat en karmaşık elektrokimyasal süreçlerden birine dayanır. (II) Havada asılı duran uçucu kimyasal moleküller, burun boşluğunun üst kısmında yer alan almaçlarla temas ettiğinde bir dizi sinirsel sinyale dönüştürülür. (III) Bu sinyaller, doğrudan beynin koku soğancığı adı verilen bölgesine iletilerek burada ilk analizden geçer ve koku algısı tamamlanır. (IV) İnsan beyninde koku merkezinin, duygu durumları ve bellek yönetiminden sorumlu olan amigdala ile hipokampus bölgeleriyle doğrudan sinaptik bağları bulunur. (V) Bu doğrudan bağlantı sayesinde, yıllar sonra karşılaşılan tek bir koku bile geçmişteki bir anıyı ve o anının hissettirdiği duyguları tüm canlılığıyla zihinde canlandırabilir. (VI) Edebiyatta ve psikolojide 'Proust Etkisi' olarak adlandırılan bu durum, kokuların geçmişi bugüne taşıyan güçlü birer zaman makinesi olduğunu doğrular niteliktedir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Mektup yazmak, e-posta veya kısa mesaj göndermekten çok farklı bir zihinsel süreç gerektirir. Hızlıca yazıp gönderebildiğimiz dijital mesajların aksine mektup; kelimeleri özenle seçmeyi, üzerine düşünmeyi ve en önemlisi zamana yayılmayı zorunlu kılar. Bu yavaşlık, yazan kişinin kendi duygularıyla derinlemesine yüzleşmesine ve alıcıya daha samimi, kalıcı hisler aktarmasına olanak tanır. Dolayısıyla mektup yazma eylemi, sadece bir haberleşme aracı değil, aynı zamanda insanın kendisini ve ilişkilerini derinleştiren bir içsel yolculuktur.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?