Paragraf
590 soru
Glimfatik sistem, beyindeki atık maddelerin temizlenmesini sağlayan ve özellikle derin uyku sırasında aktif hale gelen işlevsel bir mekanizmadır. Gündüz saatlerinde nöronların çalışmasıyla biriken metabolik atıklar ve zararlı proteinler, uyku esnasında beyin omurilik sıvısının (BOS) hızlı devridaimiyle temizlenir. Bu süreçte beyin hücreleri arasındaki boşluklar yaklaşık yüzde altmış oranında genişleyerek sıvının akışını kolaylaştırır. Glimfatik sistemin düzgün çalışması; Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Kronik uyku bozukluğu yaşayan bireylerde bu temizlik sürecinin kesintiye uğraması, uzun vadede bilişsel fonksiyonlerin gerilemesine zemin hazırlayabilir.
Bu parçadan glimfatik sistem ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Kültürel belleğin inşasında edebiyatın rolü üzerine yürütülen tartışmalar, ekseriyetle metinlerin tarihsel gerçekliği ne ölçüde yansıttığı sorusuna odaklanır. Ancak bu yaklaşım, edebi yapıtın geçmişi pasif bir şekilde kaydeden bir ayna olmaktan ziyade, onu şimdiki zamanın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden kurgulayan aktif bir fail olduğunu göz ardı eder. Bir yazar, geçmişi anlatırken onu olduğu gibi aktarmaz; kendi döneminin entelektüel süzgecinden geçirerek geleceğe yönelik bir hafıza tasarımı sunar. Dolayısıyla edebiyatın tarihsel bellek üzerindeki etkisi, geçmişi doğru bir biçimde korumasından değil, onu şimdiki zamanın bakış açısıyla yeniden üreterek toplumsal kimliğin gelecekteki sınırlarını çizmesinden kaynaklanır.
Bu parçada vurgulanmak istenen ana düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Yapay zekânın insan zihnini bütünüyle kopyalayabileceği düşüncesi, teknoloji çevrelerinde hararetle savunuluyor. Oysa en gelişmi�� algoritmalar bile nihayetinde insan tarafından kodlanmış yönergelerin dışına çıkamaz; yani sadece veri işler. İnsan zihni ise bilgiyi işlemenin ötesinde, onu sezgiyle harmanlar ve etik bir süzgeçten geçirir. Bir bilgisayar saniyeler içinde kütüphaneler dolusu bilgiyi tarayabilir ama o bilginin hissettirdiği hüzne ya da coşkuya asla ortak olamaz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
Dijital oyunlar, geleneksel anlatı araçlarından farklı olarak alıcıyı edilgen bir konumdan çıkarıp hikayenin kurucusu haline getirir. Bu mecrada anlatı tasarımı, sadece önceden yazılmış bir senaryoyu oyuncuya sunmakla sınırlı kalmaz; oyuncunun yaptığı seçimlerin, oyun dünyasını ve karakter ilişkilerini nasıl dönüştüreceğini de kurgular. Dolayısıyla oyun yazarı, klasik bir romancı gibi tek yönlü bir patika çizmek yerine, oyuncunun kararlarıyla şekillenecek çok dallı bir olasılıklar evreni tasarlamak zorundadır. Bu durum, hikaye anlatıcılığında otoritenin yazardan oyuncuya doğru kaymasına yol açarak anlatı sanatında yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Geleneksel kütüphane algısı, sessiz koridorlarda sıralanmış tozlu raflardan ve sadece bireysel araştırma yapmak amacıyla ziyaret edilen durağan mekânlardan ibarettir. Ancak günümüzde bu klasik yaklaşım son derece köklü ve hızlı bir değişim geçirmektedir. Modern kütüphaneler artık yalnızca basılı eserlerin depolandığı ve ödünç verildiği soğuk binalar olmanın çok ötesine geçmiştir. Buralar; sanatsal sergilerin düzenlendiği, yaratıcı atölye çalışmalarının yapıldığı ve farklı kesimlerden insanların bir araya gelerek özgürce fikir alışverişinde bulunduğu canlı birer sosyal yaşam alanı hâline gelmiştir. Bilgiye erişimin tamamen dijitalleştiği modern dünyada, kütüphaneleri toplumsal hayatta hâlâ vazgeçilmez ve son derece değerli kılan temel unsur da sundukları bu ortak kültürel üretim ve sosyalleşme imkânlarıdır.
Bu parçada kütüphanelerle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Hızın ve anlık tüketimin kutsandığı dijital çağda, geleneksel haberciliğin 'tık' odaklı reflekslerine karşı yapısal bir direnç odağı olarak ortaya çıkan 'yavaş gazetecilik' akımı, medyanın zaman ve değer algısını kökten sorgulamaktadır. Haberin doğruluğundan ziyade ilk yayan olma yarışının öncelendiği, yoğun bir enformasyon bombardımanı altındaki günüm��z okuru için bu yaklaşım, adeta entelektüel bir sığınak ve arınma alanı işlevi görmektedir. Yavaş gazetecilik; derinlemesine saha araştırmasını, olayların arka planını tarihsel, kült��rel ve sosyolojik bağlamıyla ele almayı ve her şeyden önemlisi anlatı kalitesini en üst düzeyde tutmayı hedefler. Bu yönüyle, olay yerinden yapılan kesintili canlı yayınların veya yüzeysel sosyal medya paylaşımlarının aksine, yaşanan gelişmelerin yalnızca 'ne' olduğundan ziyade 'neden' ve 'nasıl' gerçekleştiği sorularına yanıt arar. Akımın temsilcileri, sadece anlık bilgi aktarmayı değil, okurda derinlikli bir farkındalık ve empati duygusu uyandırmayı amaçlar. Dolayısıyla bu gazetecilik pratiği; zamana yayılmış gözlemlerin, titizlikle doğrulanmış kaynakların ve edebi bir üslubun harmanlandığı kolektif bir emeğin ürünüdür. Ancak bu nitelikli modelin önündeki en büyük engel, hızla tüketmeye alışmış kitlelerin sabırsızlığı ve mevcut medya düzeninin finansal sürdürülebilirliğidir. Dijital reklam gelirlerinin sayfa görüntüleme oranlarına endekslendiği günümüz ekosisteminde, nitelikli ama üretimi aylar süren içeriklerin finansal olarak ayakta kalabilmesi, okurların bu emeğe doğrudan abonelik modelleriyle değer vermesini ve desteklemesini zorunlu kılmaktadır.
Bu parçadan hareketle yava�� gazetecilikle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Batık maliyet yanılgısı, bireylerin geçmişte gerçekleştirdikleri ve artık geri kazanılması kesinlikle mümkün olmayan zaman, para, emek veya diğer kaynak yatırımlarının, gelecekte alacakları kararları mantıksız bir biçimde etkilemesi durumudur. Bilişsel psikoloji ve davranışsal iktisat alanlarında sıklıkla incelenen bu fenomene göre insanlar, bir işe veya projeye çok fazla kaynak ayırdıklarında, o işin artık kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını görseler dahi bu durumdan vazgeçmekte büyük zorluk yaşarlar. Bunun temel nedeni, projeyi sonlandırmanın ya da vazgeçmenin, harcanan tüm bu birikimlerin boşa gittiğini ve dolayısıyla bir başarısızlık yaşandığını resmen kabul etmek anlamına gelmesidir. İnsanın doğasında var olan kayıptan kaçınma psikolojisi, bireyi geçmişteki yatırımların ziyan olmasını engelleme dürtüsüyle hareket ettirir. Sonuçta birey, zarar etmeye devam edeceği apaçık ortada olan bir süreci veya kararı inatla sürdürmeyi seçer. Bu tutum, günlük hayattaki en basit eylemlerden çok büyük ölçekli ticari yatırımlara kadar her alanda kendini gösterir. Örneğin, hiç beğenilmeyen ve sıkıcı bulunan bir sinema filmini yarıda bırakıp salondan çıkmak yerine, sırf bilet ücreti ödendiği için filmi sonuna kadar izlemek bu yanılgının klasik bir örneğidir. Benzer şekilde, kurtarılması imkânsız hale gelmiş ve sürekli zarar eden bir ticari şirkete, sırf geçmişteki yatırımları kurtarabilmek ümidiyle ek sermaye aktarmaya devam etmek de aynı yanılgının ürünüdür. Rasyonel karar alıcıların yapması gereken, geçmişteki harcamalara odaklanmak yerine yalnızca gelecekteki olası fayda ve maliyetleri objektif bir şekilde değerlendirmektir.
Bu parçaya göre batık maliyet yanılgısıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Walter Benjamin, 'Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı' adlı ikonik çalışmasında, sanatın geleneksel doğasının modern teknolojiyle uğradığı radikal dönüşümü çözümler. Benjamin’e göre, özgün bir sanat yapıtının biricikliğini, onun şimdi ve buradalığın��, yani tarihsel ve mekânsal varlığını tanımlayan en temel olgu 'aura' (hale) kavramıdır. Aura; bir sanat eserinin yaratıldığı anın özgün koşullarının, yüzyıllar boyunca fiziksel olarak var olduğu mekânın ve içinde şekillendiği köklü geleneğin doğrudan bir yansımasıdır. Orijinal bir tablonun karşısında izleyicide uyanan o benzersiz huşu ve mesafe hissi, eserin zamansal derinliği ve taklit edilemez varoluşuyla doğrudan ilintilidir. Ancak fotoğraf ve sinema gibi modern teknik araçlarla sanat eserinin mekanik olarak çoğaltılması, bu biricikliği ve dolayısıyla eserin aurasını kaçınılmaz olarak tahrip eder. Kopya, orijinalin yerini aldığında eser, tarihsel bağlamından koparılarak kitlelerin anlık tüketimine sunulan sıradan bir nesneye dönüşür. Benjamin bu durumu estetik açıdan olumsuz bir kayıp olarak nitelendirse de tarihsel süreçte sanatın ritüelistik (dinsel/büyüsel) işlevinden sıyrılarak politik bir araç haline gelmesinin önünü açtığını savunur. Teknolojik yeniden üretim çağında aura kaybolurken sanat eseri, seçkin azınlığın tekelinden kurtulup demokratikleşerek kitlesel bir alana taşınır. Dolayısıyla auranın yitişi, sadece teknik bir gelişme ya da basit bir estetik dönüşüm değil, sanatın toplumsal işlevini yeniden tanımlayan politik bir kırılmadır. Modern izleyici artık eserin aurasına değil, onun sergileme de��erine odaklanmaktadır.
Bu parçadan hareketle Walter Benjamin’in 'aura' kavramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Timothy Morton tarafından ortaya atılan 'hipernesneler' kavramı; insan ölçeğini aşan, zamansal ve mekansal olarak o denli geniş alanlara yayılmış olan nesneleri tanımlar ki bunlar doğrudan ve bir bütün olarak algılanamazlar. İklim değişikliği, gezegendeki tüm plastik atıklar veya plütonyum gibi yarı ömrü binlerce yıl olan radyoaktif maddeler bu kapsama girer. Hipernesneler, yerel düzeyde kendilerini sadece tekil yansımalar veya etkiler biçiminde ele verirler; örneğin, penceremize vuran asit yağmuru iklim değişikliğinin kendisi değil, onun sadece anlık ve yerel bir tezahürüdür. Bu nesnelerin bir diğer belirgin özelliği de 'viskozite' (yapışkanlık) yani onlardan kaçınmanın veya tamamen dışarıda kalmanın imkansızlığıdır; çünkü onlar zaten insan varoluşunun ve çevremizin dokusuna geri dönülemez biçimde sızmışt��r. İnsan merkezci düşünce kalıplarını sarsan bu felsefi yaklaşım, özne ve nesne arasındaki o keskin ayrımı tamamen flulaştırarak insanı, varlığın ağsal ve ilişkisel doğasıyla kaç��nılmaz bir yüzleşmeye zorlar.
Bu parçaya göre 'hipernesneler' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Kitap okumak, çoğunlukla sadece yeni bilgiler edinmek veya kelime dağarcığını geliştirmek amac��yla gerçekleştirilen zihinsel bir faaliyet olarak görülür. Oysa edebî bir metnin dünyasına adım attığımızda, satırlar arasında gezinirken kendimizi hiç tanımadığımız insanların yerine koyar, onların sevinçlerini, acılarını ve hayal kırıklıklarını derinden hissederiz. Bu deneyim, zihnimizde başkalarının duygularını anlama ve paylaşma becerisini, yani empatiyi sessizce besleyip büyütür. Bir roman kahramanının yaşadığı adaletsizliğe üzülürken aslında gerçek yaşamdaki insanlara karşı da daha hoşgörülü ve anlayışlı olmayı öğreniriz. Bu durum da toplum içindeki çatışmaları azaltarak birlikte yaşama kültürünü destekler. Kısacası kitaplar, bizi sadece entelektüel açıdan zenginleştirmekle kalmaz; çevremizdeki insanlarla kurduğumuz bağları kuvvetlendirerek bizi daha duyarlı ve insancıl bireyler hâline getirir.
Bu parçada kitap okuma eylemiyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Dendrokronoloji, ağaçların yıllık büyüme halkalarını inceleyerek ahşap buluntuların yaşını saptamaya yarayan bir yöntemdir. (II) Arkeolojik kazılarda elde edilen ahşap yapı parçaları ve aletler, bu yöntemle analiz edilerek tarihlendirilir. (III) Orman ekosistemlerinin korunması ve ağaç türlerinin çeşitliliği, iklim değişikliğiyle mücadelede hayati bir rol oynamaktadır. (IV) Yapılan bu tarihlendirme çalışmaları sayesinde, yazılı kaynakların bulunmadığı tarih öncesi dönemlere ait kronolojik veriler elde edilir. (V) Böylece insanlık tarihinin karanlıkta kalmış pek çok evresi, bu güvenilir veriler ışığında yeniden kurgulanabilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kutup ayıları, Kuzey Kutbu'nun dondurucu soğuklarında yaşayabilmek için benzersiz fiziksel özelliklere sahiptir. Derilerinin altındaki kalın yağ tabakası, onları soğuktan koruyan en önemli yalıtım aracıdır. Ayrıca beyaz görünen kürkleri, aslında içi boş ve şeffaf tüylerden oluşur; bu tüyler güneş ışığını doğrudan deriye ileterek vücut ısısının korunmasına yardımcı olur. Geniş pençeleri ise kar ve buz üzerinde batmadan rahatça yürümelerini ve suda mükemmel bir şekilde yüzmelerini sağlar.
Bu parçada kutup ayılarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
(I) Deniz yüzeyinin yüzlerce metre altında, güneş ışığının tamamen kaybolduğu karanlık sularda yaşam, alışılmadık yöntemlerle sürdürülür.
(II) Canlıların kendi vücutlarında ürettiği bu soğuk ışık, sadece karanlıkta yollarını bulmalarını sağlamaz; aynı zamanda bir iletişim aracı ve savunma mekanizması olarak da işlev görür.
(III) Biyolüminesans olarak adlandırılan bu kimyasal ışık üretimi, derin deniz canlılarının neredeyse yüzde doksanında görülür.
(IV) Bu karanlık dünyada organizmaların hayatta kalabilmek için geliştirdiği en çarpıcı adaptasyonlardan biri kendi ışıklarını üretmeleridir.
(V) Örneğin, bazı avcı türler ışık saçan uzantılarını kullanarak avlarını kendilerine çekerken bazıları da ani ışık patlamalarıyla düşmanlarını şaşırtır.
Bu parçadaki anlam bütünlüğünün sağlanması için numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Sosyolog:
- Modern kent yaşamında bireylerin yalnızlaşması, sadece fiziksel olarak tek baş��na kalmalarından değil, paylaşılan ortak kamusal alanların ve sosyal etkileşim ritüellerinin azalmasından kaynaklanıyor. Yani kalabalıklar içinde yalnız olmak, mekânsal değil sosyal bir kopuşun ürünüdür.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Sosyolog:
- Dijital mecralar ilk bakışta insanları birbirine bağlıyor gibi görünse de aslında yüz yüze iletişimin getirdiği duygusal derinliği ve empatiyi zayıflatıyor. Bu platformlar, derin dostluklar yerine yüzeysel ve geçici bağlar kurmaya teşvik ederek yalnızlık hissini yapısal olarak besliyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. İnternet bağımlılığının genç nesillerin günlük yaşam rutinlerini bozmasını engellemek için neler yapılmalıdır?
II. Sosyal ağlarda paylaşılan kişisel verilerin güvenliği konusunda bireylerde nasıl bir farkındalık oluştu?
II. Sanal dünya ve dijital iletişim kanalları, bireylerin yalnızlık hissini azaltmada bir çözüm sunabilir mi?
II. Dijital platformlar üzerinden yapılan alışverişlerin toplumsal tüketim alı��kanlıklarını nasıl değiştirdiğini gözlemliyorsunuz?
II. Yapay zekâ teknolojilerinin iş hayatındaki insan gücünü ikame etmesi toplumsal bir yalnızlığa yol açar mı?
Günümüz kent yaşamının getirdiği yoğun stres ve sürekli bilgi bombardımanı, insan zihnini fazlasıyla yormaktadır. Araştırmalar, doğada yapılan kısa yürüyüşlerin bile beyindeki stres hormonlarını azalttığını ve odaklanma yeteneğini artırdığını göstermektedir. Yeşil alanlarda vakit geçirmek, zihinsel pilleri doldurmanın ve günlük hayatın karmaşasından uzaklaşarak iç huzuru bulmanın en etkili yoludur. Bu nedenle, yoğun yaşam temposu içinde doğaya zaman ayırmak, sadece fiziksel değil, zihinsel sağlığımız için de hayati bir gerekliliktir.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Modern şehir planlamasında çevre tasarımı uzun süre boyunca sadece görsel estetik ve mekânsal düzenleme üzerinden şekillendirilmiştir. Parkların konumu, binaların cepheleri ve caddelerin genişliği hep göz zevkine hitap edecek şekilde planlanmıştır. Ancak son yıllarda gelişen akustik ekoloji çalışmaları, şehirlerin sakinleri üzerinde sadece görüntülerin değil, seslerin de derin izler bırakt��ğını ortaya koymaktadır. ----. Bu doğrultuda, şehir plancıları artık sadece gürültü perdeleri inşa etmekle kalmayıp rüzgârın ağaç yapraklarındaki fısıltısını ya da akan bir suyun sesini tasarıma entegre ederek kentsel yaşam kalitesini artırmayı hedeflemektedir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Epistemik adaletsizlik, bireyin bir bilen olarak kapasitesinin toplumsal ön yargılar nedeniyle haksız yere göz ardı edilmesi veya değersizleştirilmesi durumunu ifade eder. Miranda Fricker tarafından kavramsallaştırılan bu olgu, temelde iki farklı boyutta kendini gösterir: tanıklık adaletsizliği ve yorumsal adaletsizlik. Tanıklık adaletsizliği, dinleyicinin konuşmacıya, onun toplumsal kimliğine (cinsiyet, etnik köken, sınıf vb.) duyduğu ön yargılardan ötürü hak ettiğinden daha az güvenilirlik atfetmesiyle ortaya çıkar. Yorumsal adaletsizlik ise bireyin yaşadığı toplumsal deneyimleri anlamlandırabileceği ve topluma aktarabileceği ortak kavramsal araçlardan yoksun bırakılması durumudur. Örneğin, cinsel taciz kavramının henüz dilde ve hukukta tanımlanmadığı bir dönemde, bu tür bir deneyime maruz kalan kadınların yaşadıklarını adlandıramaması yorumsal bir adaletsizliktir. Bu adaletsizlik türleri yalnızca bireyin bilgi üretim süreçlerinden dışlanmasına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal bilgi birikimini de tek taraflı ve eksik kılarak yapısal eşitsizlikleri derinleştirir.
Bu parçada "epistemik adaletsizlik" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Avustralyalı çevre filozofu Glenn Albrecht tarafından literatüre kazandırılan 'solastaji' kavramı, bireyin göç etmeksizin, kendi yaşam alanında meydana gelen çevresel bozulmalar nedeniyle hissettiği kronik huzursuzluk ve melankoli durumunu ifade eder. Klasik yurt hasretinin (nostalji) aksine solastajide, kişi mekânı terk etmemiştir; bilakis mekânın kendisi iklim krizi, endüstriyel faaliyetler veya doğal afetler sonucunda tanınmaz hâle gelerek kişiden uzaklaşmıştır. Dolayısıyla bu duygu, tanıdık bir coğrafyanın yitimiyle tetiklenen bir nevi 'evindeyken yaşanan gurbet' hissidir. Çevresel d��nüşümün hızlandığı günümüzde solastaji, yalnızca psikolojik bir rahatsızlık değil, insan ile ekosistem arasındaki kopan ontolojik bağın bir dışavurumu olarak da kabul görmektedir.
Bu parçadan 'solastaji' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Tasarımcılar ve mühendisler, karşılaştıkları karmaşık mühendislik problemlerini çözmek için sıklıkla doğaya yönelirler. Milyonlarca yıllık evrim, canlıların çevrelerine uyum sağlaması için son derece verimli mekanizmalar geliştirmiştir. Örneğin, hızlı trenlerin burun tasarımlarında yalıçapkını kuşunun gagasından esinlenilmiş, böylece tünellere girişte oluşan gürültü azaltılmıştır. ----. Dolayısıyla, doğadaki bu verimli yapıları modern teknolojiye uyarlamak hem zamandan hem de kaynaklardan tasarruf sağlamaktadır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular, geçmiş toplumların yalnızca savaşlarını ya da ekonomik yapılar��nı değil, gündelik yaşamlarını da aydınlatır. Bu bulgular arasında yer alan antik oyuncaklar, geçmiş dönemlerdeki çocukluk kültürüne ve aile ilişkilerine dair benzersiz ipuçları sunar. Örneğin pişmiş topraktan yapılmış küçük arabalar veya taş bebekler, o dönemdeki çocukların hayal güçlerini ve oyun alışkanlıklarını anlamamızı sağlar. Aynı zamanda bu objelerin yapımında kullanılan malzemeler ve işçilik kalitesi, çocuklara verilen değeri ve toplumun sosyoekonomik durumunu da yansıtır. Dolayısıyla antik oyuncaklar, geçmişin sessiz tanıkları olarak çocuk dünyasının kapılarını günümüz araştırmacılarına aralamaktadır.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?