Paragraf
590 soru
Kültürel mirasın korunması adına yürütülen kurumsallaşmış çabalar, sıklıkla korumaya çalıştığı nesneyi veya pratiği tarihsel bağlamından koparma riski taşır. Müzeler veya koruma kurulları vasıtasıyla sterilize edilen kültürel ögeler, toplumsal yaşamın gündelik ritminden ve dönüşüm dinamiklerinden yalıtılır. Bu durum, yaşayan kültürel ögelerin donmuş birer göstergeye dönüşmesine ve dolayısıyla kendi doğasında var olan evrilme yeteneğini kaybetmesine yol açar. Koruma refleksinin ürettiği bu yapay korunaklılık, aslında kültürel olanın en kurucu niteliği olan 'yaşayan bir süreç olma' vasfını ortadan kaldırır.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Çapalama eğilimi, insanların karar verme sürecinde karşılaştıkları ilk bilgiye (çapaya) gereğinden fazla güvenme veya bu bilgiye göre ayarlama yapma eğilimidir. Özellikle belirsizlik durumlarında, bireyler zihinlerinde bir referans noktası oluşturmak için bu ilk veriyi temel alırlar. Yapılan araştırmalar, pazarlık süreçlerinde satıcının önerdiği ilk fiyatın, alıcının zihninde bir çapa oluşturarak nihai anlaşma fiyatını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Hatta bu ilk değerin konuyla tamamen ilgisiz olması durumunda bile zihnin bu sayısal değere takılı kaldığı ve tahminlerini bu eksende şekillendirdiği gözlemlenmiştir. İnsan beyninin bilgi işleme kapasitesindeki sınırlılıklar ve hızlı karar verme arayışı, bu bilişsel yanılgının en temel sebepleri arasında yer alır.
Bu parçadan 'çapalama eğilimi' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Streisand etkisi; bir bilginin, fotoğrafın veya belgenin internet ortamından silinmesi, gizlenmesi ya da sansürlenmesi yönündeki çabaların, beklenenin aksine o içeriğin çok daha geniş kitlelere yayılmasına ve ilgi odağı haline gelmesine yol açması durumudur. Bu kavram, 2003 yılında sanatçı Barbra Streisand'ın, kıyı erozyonunu araştırmak amacıyla çekilen ve malikanesinin de yer aldığı bir hava fotoğrafını web sitesinden kaldırtmak için yasal yollara başvurmasıyla ortaya çıkmıştır. Davadan önce fotoğraf neredeyse hiç ilgi görmemişken, yasal sürecin basına yansımasıyla milyonlarca kişi tarafından indirilmiştir. Dijital çağda bilginin kontrol altına alınmasının zorluğunu simgeleyen bu olgu, sansür girişimlerinin merak duygusunu tetikleyerek ters tepeceğini göstermektedir. Bilgi çağında bir şeyi gizleme çabası, o şeyin önemini yapay biçimde artırarak yayılımını hızlandırmaktadır.
Bu parçaya göre Streisand etkisi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
(I) Pareidoli; bireyin rastgele görsel uyarıcılarda, bulutlarda veya nesnelerin yüzeyinde anlamlı örüntüler, özellikle de insan yüzleri algılama eğilimini tanımlayan bilişsel bir olgudur. (II) Evrimsel süreçte hayatta kalma refleksinin bir uzantısı olarak gelişen bu eğilim, atalarımızın çalılıklar arasındaki bir yırtıcıyı saliseler içinde fark etmesini sağlayan hiperaktif bir koruma kalkanıdır. (III) Günümüzde ise nörobilim çalışmaları, bu hızlı algılamanın ardında beynin fusiform yüz alanı (FFA) denilen bölgesindeki özel nöron gruplarının bulunduğunu göstermektedir. (IV) İnsan yüzünün karmaşık mimik yapısı, sosyal gruplar içindeki bağların güçlenmesi ve bireyler arası empatinin kurulabilmesi adına dil dışı en güçlü iletişim kanalıdır. (V) İşte bu yüzden, cansız nesnelerde ansızın beliren o tanıdık simalar, geçmişten miras kalan bu koruyucu bilişsel donanımın günümüz dünyasındaki zararsız birer yansımasından ibarettir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Koku duyusu, insan beyninde doğrudan duygusal hafıza ve anılarla ilişkilendirilen özel bir yapıya sahiptir. (II) Solunan hava ile taşınan koku molekülleri, beynin amigdala ve hipokampus gibi doğrudan duygu ve hafıza yöneten bölgelerine talamusa uğramadan ulaşır. (III) Bu durum, çok eski bir çocukluk anısının veya mekânın sadece tek bir kokuyla saniyeler içinde tüm detaylarıyla zihinde canlanmasını açıklar. (IV) Kokuların algılanma süreci ise burun boşluğunun üst kısmında yer alan koku reseptör hücrelerinin uyarılmasıyla başlar. (V) Bu reseptörlerdeki özelleşmiş proteinler, koku molekülleriyle anahtar-kilit uyumu içinde bağlanarak elektriksel sinyaller üretir. (VI) Genetik yapımıza bağlı olarak her bireyde bu reseptörlerin hassasiyeti ve sayısı farklılık gösterdiğinden, aynı koku herkes tarafından aynı yoğunlukta ve nitelikte algılanmayabilir.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Gell-Mann Amnezi Etkisi, yazar Michael Crichton tarafından kuramsallaştırılan ve bireylerin kitle iletişim araçlarının sunduğu bilgileri tüketirken sergiledikleri çelişkili psikolojik tutumu açıklayan bir olgudur. Crichton bu kavramı adlandırırken, yakın dostu Nobel ödüllü fizikçi Murray Gell-Mann'ın adını referans almıştır. Kavramın temeli, günlük hayatta sıkça karşılaşılan bir okuma deneyimine dayanır: Bir okur, kendi uzmanlık alanına ya da derinlemesine bilgi sahibi olduğu spesifik bir konuya dair kaleme alınmış bir haber metnini incelerken, metindeki fahiş hataları, kavramsal yanlışlıkları ve çarpıtmaları anında fark eder. Gazeteciliğin bu yüzeyselliği karşısında hayal kırıklığına uğrayan ve medyanın güvenirliğini sorgulayan okur, şaşırtıcı bir biçimde sayfa değiştirip kendi ihtisası dışındaki bir konuya geçiş yaptığında bu sorgulayıcı tavrını tamamen yitirir. Örneğin, ekonomi ya da dış politika gibi hiç bilmediği bir alandaki makaleyi okurken, az önce şahit olduğu özensizliği ve bilgi eksikliğini bütünüyle unutup yazılanları mutlak ve nesnel bir doğru olarak kabul eder. Crichton'a göre bu zihinsel tutarsızlık, insanın bildiği alandaki keskin rasyonalitesi ile bilmediği alandaki otoriteye teslimiyet arzusu arasındaki uçurumu yansıtır. Birey, medyanın bir alanda yaptığı hatayı münferit bir kusur olarak görme eğilimindedir; oysa bu durum, kitle iletişim ara��larının genel haber üretim süreçlerindeki yapısal zaafların bir göstergesidir.
Bu parçada sözü edilen 'Gell-Mann Amnezi Etkisi' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Çöl verniği, kurak ve yarı kurak bölgelerdeki kayaçların dış yüzeyinde zamanla oluşan koyu renkli, ince ve parlak bir mineral tabakasıdır. (II) Genellikle manganez ve demir oksitler ile kil minerallerinden meydana gelen bu örtünün kalınlığı milimetrenin onda birini nadiren geçer. (III) Bilim insanları, bu tabakanın oluşmasında rüzgârla taşınan tozların kayaç yüzeyine yapışmasının ve yağışlar sonrasında bazı bakterilerin bu tozları işlemesinin etkili olduğunu belirtmektedir. (IV) Arkeolojik çalışmalarda bu tabaka, özellikle tarih öncesi dönemlerde kayalara çizilen resimlerin (petroglif) tarihlendirilmesinde önemli bir veri kaynağı sağlar. (V) Kadim topluluklar, bu koyu renkli sert tabakay�� kazıyıp altındaki açık renkli ana kayayı ortaya çıkararak çeşitli semboller ve hayvan figürleri çizmişlerdir. (VI) Günümüzde araştırmacılar, kazınan bu yüzeylerde çöl verniğinin yeniden birikme oranını analiz ederek söz konusu çizimlerin hangi döneme ait olduğunu tespit edebilmektedir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Moleküler gastronomi, yemek yapmayı sadece bir mutfak pratiği olmaktan çıkarıp kimya ve fizik yasalarının uygulandığı bilimsel bir deney alanına dönüştürmektedir. Geleneksel yemek hazırlama yöntemlerinden farklı olarak bu yaklaşım, malzemelerin pişme ve karışma esnasında geçirdiği yapısal değişimleri moleküler düzeyde inceler. Örneğin, sıvı azot kullanarak saniyeler içinde dondurulan soslar veya kalsiyum banyosuyla küre haline getirilen sıvılar, yiyeceklerin hem dokusunu hem de sunumunu baştan tanımlar. Bu süreçte şefler, birer laboratuvar araştırmacısı gibi çalışarak tatların ve kokuların kimyasal etkileşimlerini kontrol ederler. Dolayısıyla bu disiplin, tabağa gelen yemeğin sadece lezzetini değil, onun hazırlanma sürecindeki bilimsel dinamikleri ve insan duyuları üzerindeki sıra dışı etkilerini odağına alır.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
I. Zeigarnik etkisi, psikolojide insanların tamamlanmamış ya da kesintiye uğramış görevleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha kolay ve net bir şekilde hatırlama eğilimini ifade eden bir bilişsel durumdur. Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından 1920'lerde Berlin Üniversitesi'nde yapılan gözlemlerle literatüre giren bu kavram, bir restorandaki garsonların henüz ödemesi yapılmamış siparişleri çok detaylı hatırlarken, hesap ödendikten hemen sonra bu bilgileri tamamen unuttuklarının fark edilmesiyle keşfedilmiştir. Zeigarnik, bu olguyu deneysel ortama taşıyarak katılımcılara çözmeleri için çeşitli bulmacalar ve el işi görevleri vermiş; bazı görevleri tamamlamalarına izin verirken bazılarını ise tam ortasında kesintiye uğratmıştır. Araştırma sonucunda, yarıda kesilen görevlerin bellekten silinmediği ve zihinde sürekli aktif bir şekilde tutulduğu saptanmıştır.
II. Bilişsel psikolojiye göre, bir işe başlandığında zihinde yaratılan gerilim, iş tamamlanıncaya kadar varlığını sürdürür ve bireyi görevi bitirmeye doğru iter; iş bittiğinde ise bu gerilim son bulur ve bellek alanı boşaltılır. Günümüz dünyasında bu etki, özellikle dizi sektöründeki merak uyandıran finallerde, reklamcılık stratejilerinde ve dijital oyun tasarımlarında kullanıcı bağlılığını artırmak amacıyla yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Ancak tamamlanmamış işlerin zihinde sürekli dönüp durması, bireyde bilişsel bir yük yaratarak tükenmişliğe ve dikkat dağınıklığına da yol açabilmektedir. Dolayısıyla modern insanın zihnini meşgul eden yarım kalmış projeler, aslında farkında olmadan zihinsel enerjiyi tüketen en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
Bu parçadan hareketle Zeigarnik etkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Gündelik yaşamın hızlı ritmi, şehir gürültüsü ve dijital ekranların yarattığı sürekli bilgi akışı, modern insanı zihinsel olarak fazlasıyla yormaktadır. Çoğu kişi, doğada vakit geçirmeyi veya hafta sonlarında yeşil alanlarda yürüyüş yapmayı yalnızca stresten arınmak ve bedenen dinlenmek için bir fırsat olarak değerlendirir. Oysa bilimsel araştırmalar, doğal çevreyle kurulan bu temasın zihni rahatlatmanın çok daha ötesinde etkilere sahip oldu��unu açıkça ortaya koymaktadır. Teknolojiden uzak, sakin bir doğa ortamında geçirilen süre; beynin problem çözme, yaratıcı fikirler üretme ve dikkat süresini uzatma gibi bilişsel işlevlerini yöneten bölgelerini harekete geçirmektedir. Bu yönüyle doğa, insanın sadece huzur bulup sığındığı bir yer değil, zihinsel potansiyelini canlandıran ve üretkenliğini besleyen verimli bir kaynaktır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Dunbar sayısı, bir bireyin aynı anda sürdürebileceği kararlı ve anlamlı sosyal ilişkilerin üst sınırını tanımlayan bilişsel bir limittir. İngiliz antropolog Robin Dunbar’ın primat grupları üzerinde yaptığı araştırmalardan yola çıkarak geliştirdiği bu teoriye göre, insan beynindeki neokorteks tabakasının büyüklüğü, aktif olarak etkileşimde bulunabileceğimiz topluluk boyutunu belirler. Bu sayı ortalama 150 kişiye denk gelmektedir. Günümüzde sosyal ağ siteleri ve dijital iletişim araçları bireylere binlerce kişiyle bağlantı kurma imkanı sunsa da bilimsel veriler, gerçek anlamda empati kurabildiğimiz ve düzenli iletişim yürütebildiğimiz insan sayısının bu sınırın ötesine geçmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla sanal mecralardaki geniş arkadaş listeleri, insan biyolojisinin evrimsel olarak çizdiği bu sınırı ortadan kaldırmaya yetmemektedir.
Bu parçadan 'Dunbar sayısı' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Kintsugi, kırılan seramiklerin altın, gümüş ya da platin tozuyla karıştırılm��ş vernikle yapıştırılarak onarılmasını esas alan geleneksel bir Japon sanatıdır. (II) Bu teknikte, kırıklar gizlenmek yerine daha da belirgin hâle getirilerek nesnenin yaşanmışlığına ve kusurlarına değer atfedilir. (III) Japonya'da seramik sanatı, tarih boyunca çay seremonilerinin gelişimiyle paralel bir şekilde önem kazanmıştır. (IV) Onarım sonrasında ortaya çıkan altın damarlar, seramiğin sadece kırılmadan önceki hâline dönmesini değil, yeni bir estetik boyut kazanarak eskisinden daha değerli olmasını sağlar. (V) Felsefi arka planında "wabi-sabi" felsefesini barındıran bu sanat, hayatın kusurlarını ve geçiciliğini kabullenerek onlarda güzellik bulmayı öğütler.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----------------------------------------------------
Tiyatro Yönetmeni:
- Klasik eserleri sahneye taşırken onları günümüz izleyicisinin anlayabileceği bir dille yeniden yorumluyorum. Çünkü yüzyıllar önce yazılmış bir metni olduğu gibi sahnelemek, modern insanın sorunlarına dokunmasını zorlaştırır.
Gazeteci:
(II) ----------------------------------------------------
Tiyatro Yönetmeni:
- Dekor ve kostüm tasarımı oyunun atmosferini belirleyen en önemli unsurlardır. Ancak ben sadelikten yanayım; sahnede oyuncunun önüne geçecek, dikkat dağıtacak abartılı tasarımlardan her zaman kaçınırım.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Oyunlarınızda dekor ve kostümün oyuncu performansının önüne geçtiğini düşünüyor musunuz?
II. Bir tiyatro oyununun başarısında görsellik mi yoksa oyunculuk mu daha etkilidir?
II. Temsillerinizde dekor ve kostüm tasarımlarını belirlerken hangi ilkeler doğrultusunda hareket edersiniz?
II. Sahnede abartılı tasarımlardan kaçınmanın oyunun maliyetine etkisi nedir?
II. Tiyatroda görselliğin izleyici üzerindeki psikolojik etkileri nelerdir?
İnternet ve sosyal medya platformları, bireylere bilgiye zahmetsizce ulaşma ve farklı görüşlerle etkileşime girme vaadiyle sunulmuştur. Ancak algoritmalar, kullanıcıların geçmiş tercihlerini analiz ederek önlerine yalnızca kendi dünya görüşlerini destekleyen içerikleri getirmektedir. Bu durum, bireylerin kendi doğrularından oluşan dijital fanuslara hapsolmasına, yani yankı odalarının oluşmasına yol açar. ----. Dolayısıyla, farklı kutuplardaki insanlar arasındaki mesafe açıl��rken toplumsal uzlaşı zemini de giderek zayıflar.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Yapay zekâ sistemlerinin dili anlama becerisi, büyük veri yığınlarının istatistiksel analiziyle kelimeler arasındaki örüntülerin keşfedilmesine dayanır. (II) Nitekim günümüz dil modelleri, devasa metin kütüphanelerini tarayarak hangi kelimenin hangisinden sonra geleceğini yüksek bir olasılıkla tahmin edebilir. (III) Oysa insan zihninde dilsel iletişim, sadece istatistiksel ihtimallerin hesaplanmasıyla değil, kelimelerin ardındaki soyut anlamların ve bağlamın kavranmasıyla gerçekleşir. (IV) Bu teknolojik yaklaşım, makinelerin dil bilgisel açıdan kusursuz görünen ancak gerçek bir derinlik taşımayan metinler üretmesini sağlar. (V) Bu temel farktan dolayı yapay zekâ, kurallara uygun cümleler kursa da kelimelerin hissettirdiği duyguları ve kültürel arka planı tam olarak yansıtamaz.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
(I) Nöroestetik, sanat eserlerinin insan zihninde uyandırdığı estetik heyecanı ve beğeni duygusunu sinirbilimsel yöntemlerle açıklamaya çalışan görece yeni bir disiplindir.
(II) Geleneksel sanat kuramları ise güzelliği ve estetik hazzı nöral süreçlerden bağımsız, tamamen zihinsel veya metafiziksel bir aşkınlık olarak açıklamaya yönelmiştir.
(III) Bu bilimsel disiplin çerçevesinde yürütülen güncel çalışmalar, estetik algının yalnızca soyut bir takdir değil, beynin ödül ve karar mekanizmalarıyla doğrudan ilintili biyolojik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
(IV) Nitekim gelişmiş beyin görüntüleme teknolojileri sayesinde, bir sanat yapıtı karşısında zihnimizde beliren estetik tepkilerin nörofizyolojik haritasını çıkarmak artık bir varsayım olmaktan çıkmıştır.
(V) Oysa bu kuramlar, estetik deneyimi insan biyolojisinden bütünüyle kopararak onu soyut bir düzleme hapsetmektedir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
Edebiyat ile psikoterapinin kesişiminde yer alan bibliyoterapi, doğru kitapların doğru zamanda ve doğru kişiyle buluşturulması esasına dayanır. Kökleri Antik Yunan kütüphanelerinin kapısındaki 'Ruhun şifa bulduğu yer' yazısına kadar uzanan bu yöntem, sadece bireyin okuma alışkanlığı kazanmasını hedeflemez. Aksine, okurun kurgusal karakterlerin deneyimlerinde kendi duygusal çıkmazlarını görmesini, bu yolla yalnızlık hissinden sıyrılarak içsel çatışmalarına çözüm bulmasını amaçlar. Günümüzde klinik ortamlardan eğitim kurumlarına kadar geniş bir alanda uygulanan bu süreçte en kritik adım, danışanın psikolojik ihtiyaçlarına en uygun edebi metnin uzman rehberliğinde seçilmesidir.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
Pygmalion etkisi, bir kişinin başkaları hakkındaki olumlu beklentilerinin, o kişilerin performansını doğrudan artırması durumudur. Bu etkiyi araştıran bir deneyde, öğretmenlere sınıflarındaki bazı öğrencilerin 'üstün zekalı' olduğu rastgele söylenmiştir. Yıl sonunda yapılan ölçümlerde, bu öğrencilerin akademik başarılarında belirgin bir artış görülmüştür. Araştırmacılar, öğretmenlerin bu beklentiyle öğrencilere farkında olmadan daha fazla zaman ayırdığını, daha sabırlı davrandığını ve onlara destekleyici geri bildirimler verdiğini saptamıştır. Dolayısıyla, çevremizdekilerin bize duyduğu güven, başarımızı şekillendiren temel unsurlardan biridir.
Bu parçaya göre Pygmalion etkisiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Modern yaşamın sunduğu yoğun uyarıcı akışı içinde, herhangi bir işle uğraşmama veya eylemsizlik durumu genellikle bir zaman kaybı ya da verimsizlik olarak algılanmaktadır. Bireyin sürekli olarak bir meşguliyet arayışında olması, onun kendi zihinsel derinlikleriyle yüzleşmesini zorlaştırır. Oysa zihnin dış dünyadan gelen uyarılara kapandığı ve can sıkıntısı olarak adlandırılan o durağan anlar, özgün yaratıcılığın ve içsel farkındalığın geliştiği en verimli dönemlerdir. İnsan, dışsal yönlendirmelerin sustuğu bu anlarda kendi iç sesini dinleme ve dünyayı kendine has bir biçimde yorumlama fırsatı bulur. Sıkıntı hissinin modern yaşam pratikleriyle tamamen ortadan kaldırılması, sanılanın aksine zihinsel üretkenliği körelten ve bireysel gelişimi engelleyen bir unsur haline gelmektedir. Dolayısıyla zihne yaratıcı ve özgün atılımlar yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu bu durağan boşluk alanlarını tanımak gerekmektedir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sessizlik sarmalı kuramı, bireylerin çevrelerinde hâkim olan fikirleri gözlemleyerek kendi görüşlerini ifade edip etmeme kararı aldıklarını savunur. İnsanlar, sosyal bir canlı olmanın getirdiği dışlanma korkusuyla, çoğunluğun benimsediği g��rüşlerin aksine bir düşünceye sahip olduklarında sessiz kalmayı tercih ederler. Bu sessizlik, hâkim görüşün daha da baskın görünmesine yol açarak karşıt fikirdeki insanların kendilerini daha da azınlıkta hissetmelerine ve suskunluklarının derinleşmesine neden olur.
Kitle iletişim araçları, bu sarmalın dönme hızını artıran en güçlü unsurlardandır. Medya, hangi görüşlerin 'genel kabul gördüğünü' ve hangilerinin 'marjinal' olduğunu kitlelere sunarak bireyin çevre algısını şekillendirir. Günümüzde dijital platformların algoritmik yapısı da benzer şekilde yankı odaları yaratarak bireyleri baskın söylemlere uyum sağlamaya veya tamamen suskunluğa gömmeye zorlamaktadır. Böylece, azınlıkta kalan fikirlerin zamanla kamusal alandan tamamen silinmesi süreci hızlanmaktadır.
Bu parçadan hareketle sessizlik sarmalı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?