Paragraf
590 soru
(I) Hidrojen, evrende en bol bulunan element olmasına rağmen doğada serbest hâlde pek bulunmaz.
(II) Elde edilen bu hidrojen gazı, günümüzde taşıtlardan fabrikalara kadar pek çok alanda yakıt olarak kullanılmaktadır.
(III) Bu nedenle endüstriyel tesislerde çeşitli kimyasal işlemlerle bileşiklerinden ayrıştırılması gerekir.
(IV) Bu temiz enerji kaynağı, yandığında sadece su buharı ürettiği için çevreye hiçbir zarar vermez.
(V) Oysa kömür ve petrol gibi fosil yakıtlar yandığında atmosfere yoğun miktarda karbondioksit salar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
Gazeteci:
(I) ----------------------------------------------------
Şehir Plancısı:
- Kentlerdeki park ve bahçe gibi yeşil alanlar, yalnızca insanların dinlenmesini sağlamaz; aynı zamanda şehrin havas��nı temizler ve aşırı ısınmayı önleyerek iklimi dengeler.
Bu diyalogda boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Günümüz dünyasında dijital algoritmik sistemler, bireyin geçmiş tercihlerini ve eğilimlerini titizlikle analiz ederek ona 'en uygun' seçenekleri sunma iddiasındadır. Kitap seçiminden uzun vadeli kariyer planlamasına kadar hayatın her alanına uzanan bu yapay rehberlik, ilk bakışta zaman tasarrufu ve konfor sağlayan verimli bir kolaylaştırıcı olarak sunulur. Ancak bu süreçte gözden kaçırılan asıl kurucu unsur; insanın kendi kararlarını özgürce verirken deneyimlediği o sancılı tereddüt, şüphe ve iç çatışma anlarının, aslında onun ahlaki ve entelektüel karakterini inşa eden en temel yapı taşları olmasıdır. Algoritmaların sunduğu bu pürüzsüz ve çabasız dünya, kişiyi seçme eyleminin doğurduğu sorumluluktan arındırarak onu edilgen bir tüketiciye dönüştürür. Karar vermenin getirdiği varoluşsal zorluklardan ve hata yapma riskinden sistematik olarak uzaklaştırılan birey, kendi iradesini eğitme, sorgulama ve zihinsel olarak olgunlaşma imkânını da zamanla yitirmiş olur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Klasik Türk edebiyatında şairler, şiirlerini belirli aruz kalıplarıyla yazarak biçimsel bir disiplin gözetmişlerdir.
(II) Ancak aruz vezninin bu sınırlayıcı yapısı, şairlerin özgün imgeler ve derin anlamlar üretmesine engel olmamıştır.
(III) Bu kalıplar, şiirin ritmini ve ses ahengini belirleyen en önemli unsurlardan biridir.
(IV) Aksine, dar bir alanda hareket etme mecburiyeti, onları dilin sınırlarını zorlamaya ve daha yoğun bir anlatım bulmaya sevk etmiştir.
(V) Nitekim divan şiirinin yüzyıllar boyunca estetik değerini koruması, bu biçimsel disiplin ile anlamsal derinliğin uyumuna bağlıdır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
(I) Kutup bölgelerindeki buzul tabakalarından çıkarılan silindirik buz çekirdekleri, geçmiş dönemlerin iklimsel koşullarını günümüze taşıyan adeta birer zaman kapsülüdür. (II) Bu çekirdeklerin içindeki mikroskobik hava kabarcıkları, binlerce yıl öncesinin atmosfer bileşimini, özellikle de sera gazı oranlarını ilk günkü gibi muhafaza eder. (III) Kar taneleriyle birlikte biriken toz parçacıkları, volkanik küller ve izotoplar da geçmişteki kuraklıkların veya küresel rüzgâr hareketlerinin izlerini taşır. (IV) Buz çekirdeklerinin laboratuvar ortamında analiz edilerek geçmişin iklim haritasına dönüştürülmesi ise son derece titiz ve steril çalışma koşullarını gerektirir. (V) Çekirdeklerin taşınmasından kütle spektrometresiyle ölçülmesine kadar geçen her aşamada oluşabilecek en ufak bir kontaminasyon, elde edilen verilerin güvenilirliğini yok edebilir. (VI) Nitekim araştırmacılar, analiz esnasında oda sıcaklığından havadaki partik��l miktarına kadar her parametreyi özel tasarlanmış temiz odalarda tam kontrol altında tutarlar.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Dijitalleşme süreci, bilgiye erişim hızımızı artırırken okuma pratiklerimizde de köklü değişikliklere yol açmıştır. Geleneksel basılı metinlerde satırlar arasında derinleşerek yapılan okuma, yerini ekran üzerinde hızlıca göz gezdirilen 'taramalı okuma' biçimine bırakmaktadır. Bu yeni okuma alışkanlığında zihnimiz, bilgiyi derinlemesine analiz etmek yerine en kısa sürede en çok veriyi ayıklamaya odaklanır. ----. Nitekim yapılan araştırmalar, dijital metinleri okuyan bireylerin metindeki ana fikri kavramakta zorlanmasalar da alt metinlerde yatan örtük anlamları ve mantıksal argüman zincirini takip etmekte güçlük çektiklerini göstermektedir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Haritalar, coğrafi mekânın tarafsız birer izdüşümü olmaktan ziyade, üretildikleri dönemin egemen güç ilişkilerini ve ideolojik kabullerini yansıtan politik belgelerdir. (II) Bu politik nitelik çerçevesinde şekillenen "kartografik sessizlik" kavramı; haritalarda belirli toplulukların, s��nırların ya da tarihsel gerçeklerin bilinçli olarak boş bırakılmasını veya gizlenmesini ifade eder. (III) Tarih boyunca haritacılar, harita yapımında kullanılan projeksiyon yöntemlerinin matematiksel doğruluğunu artırmak için sürekli yeni teknikler geliştirmişlerdir. (IV) Harita üzerindeki bu seçici boşluklar, iktidarın neyi önemsizleştirmek ya da yok saymak istediğini ele veren güçlü birer veri kaynağına dönüşür. (V) Dolayısıyla haritalar, sadece çizilen sınırlarla değil, sessizliğe gömülen bu mekânsal unsurlarla da toplumsal hafızayı şekillendirme işlevi görür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Biyotaklit (biyomimikri), insanoğlunun doğadaki sistemleri, modelleri ve canlıların yapısal özelliklerini inceleyerek bunları karmaşık insan sorunlarına çözüm üretmek amacıyla taklit etmesidir. Bu disiplin, doğanın milyarlarca yıllık evrim sürecinde deneme yanılma yoluyla geliştirdiği mükemmel tasarımları teknoloji, mimari ve mühendislik gibi alanlara uyarlar. Örneğin, modern hızlı trenlerin aerodinamik burun kısımları, yalıçapkını kuşunun suya dalarken kullandığı gagasından esinlenerek tasarlanmış; bu sayede tünellere girerken oluşan yüksek ses dalgaları engellenmiştir. Benzer şekilde, dulavratotu bitkisinin kıyafetlere yapışan dikenli tohum kapsülleri incelenerek bugün günlük hayatta yaygın olarak kullanılan cırt cırt bantlar icat edilmiştir. Biyotaklit, doğayı yalnızca bir ham madde deposu olarak görmek yerine onu bir akıl hocası olarak kabul eder ve ekolojik dengeye zarar vermeyen, enerji tasarruflu ve sürdürülebilir ürünlerin geliştirilmesini amaçlar.
Bu parçadan biyotaklit ile ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
I. Diğer tüm duyusal bilgiler beyne ulaşmadan önce talamus adı verilen bir tür yönlendirme merkezinde işlenir.
II. Ancak koku duyusu bu istasyonu tamamen atlayarak doğrudan beynin koku soğanına ve oradan da hafıza ile duyguların yönetildiği bölgelere ulaşır.
III. Bu doğrudan bağlantı, geçmişe ait bir kokunun bizi anında o anı yaşayan çocukluğumuza veya eski bir anımıza götürmesini açıklar.
IV. İnsan hafızasının en güçlü tetikleyicilerinden biri olan koku, diğer duyularımıza kıyasla geçmişe dair çok daha canlı anıları canlandırma gücüne sahiptir.
V. Nitekim amigdala ve hipokampus gibi duygu ve bellek merkezleriyle kurulan bu yakın temas, kokuların zihnimizde yarattığı güçlü duygusal etkiyi de beraberinde getirir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü olur?
Kaktüsler, kurak çöl ortamlarında hayatta kalabilmek için sıra dışı adaptasyonlar geliştirmiştir. Bu bitkilerin yaprakları, su kaybını en aza indirmek amacıyla dikene dönüşmüştür. Geniş ve etli gövdeleri ise yağmur sularını hızla emip uzun süre depolayacak bir sünger görevi görür. Ayrıca kaktüslerin kökleri toprağın derinliklerine inmek yerine yüzeye yakın ve geniş bir alana yayılarak en hafif çiyi bile yakalayacak şekilde özelleşmiştir.
Bu parçaya göre kaktüslerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sakar Etkisi (Pratfall Effect), sosyal psikolojide bireylerin sahip olduğu yetkinlik düzeyi ile hata yapma durumlarının toplumsal algıdaki yansıması arasındaki ilişkiyi açıklayan bir fenomendir. Bu kurama göre, alanında son derece başarılı, prestijli ve donanımlı olarak kabul edilen kişilerin ufak sakarlıklar yapması veya önemsiz hatalara düşmesi (örneğin topluluk önündeyken üzerine kahve dökmesi), onların diğer insanlar tarafından daha sempatik ve insani bulunmasını sağlar. Ancak bu durum, yalnızca kişinin zaten yüksek düzeyde bir toplumsal kabule ve yetkinliğe sahip olduğu koşullarda geçerlidir. Ortalama veya düşük yetkinliğe sahip bir kişi benzer bir sakarlık yaptığında, bu durum onun cana yakın bulunmasına değil, tam aksine beceriksiz olarak nitelendirilmesine yol açar. Dolayısıyla bu etki, mükemmelliğin yarattığı soğuk mesafeyi kıran insani bir kusurun, ancak zemininde güçlü bir takdir ve başarı varken olumlu sonuç doğurduğunu ortaya koymaktadır.
Bu parçadan hareketle 'Sakar Etkisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Dunbar sayısı, İngiliz antropolog Robin Dunbar tarafından 'lı yıllarda ortaya atılan ve bir bireyin istikrarlı ve güvenli sosyal ilişkiler kurabileceği teorik üst sınırı ifade eden bilişsel bir kavramdır. Dunbar, primatların beyin büyüklükleri —özellikle neokorteks hacmi— ile içinde bulundukları sosyal grupların üye sayıları arasında doğrusal bir ilişki olduğunu saptamıştır. Bu evrimsel verileri insan beyninin ortalama ölçülerine uyarladığında, bir insanın bilişsel sınırları dahilinde aktif olarak sürdürebileceği sosyal ilişki sayısının yaklaşık olduğunu ileri sürmüştür. Söz konusu sınır, kişinin sadece isimlerini ve yüzlerini bildiği yüzeysel tanıdıklarını değil; gruptaki her bir bireyin birbirleriyle olan ilişkisini ve kendisinin onlarla olan geçmişini tanımlayabildiği, karşılıklı güvene dayalı kişileri kapsamaktadır. Sosyal ağların dijitalle��tiği günümüzde, binlerce çevrim içi 'takipçi' veya 'arkadaş' edinmek teknik olarak oldukça kolay görünse de Dunbar, insan zihninin evrimsel donanımının bu yapay genişlemeyi gerçek anlamda işleyemeyeceğini savunur. Dijital platformlar etkileşimi hızlandırıp kolaylaştırsa da derinlikli ve anlamlı bağların korunması için gereken zaman, empati ve bilişsel kapasite sınırları değişmemiştir. Dolayısıyla, sanal dünyadaki niceliksel artış, niteliksel bir karşılık bulamamakta ve aksine bireyin çekirdek sosyal grubundaki nitelikli ilişkilerin zayıflamasına yol açabilmektedir.
Bu parçaya göre Dunbar sayısı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Abilene Paradoksu, bir grup insanın, üyelerinden hiçbirinin bireysel olarak onaylamadığı bir karar üzerinde, sırf diğerlerinin bu kararı istediğini varsayarak ve grup içi uyumu bozmamak adına ortak bir mutabakata varması durumudur. Yönetim uzmanı Jerry B. Harvey tarafından 1974 yılında ortaya atılan bu kavram, insanların sosyal ortamlarda çatışmadan kaçınma ve gruba aidiyet hissetme eğilimlerinin bir sonucudur. Paradoks durumunda, bireyler kendi gerçek düşüncelerini dile getirmek yerine sessiz kalmayı tercih ederler. Bu durum, gruptaki herkesin aslında karşı olduğu bir fikrin, sanki ortak bir istekmiş gibi kabul edilmesine yol açar. İletişim kanallarının açık olmaması ve üyelerin birbirlerinin beklentilerini yanlış yorumlaması, organizasyonları verimsiz kararlara sürükler. Dolayısıyla bu paradoks, kurumsal yönetimlerde şeffaf ileti��imin ve farklı fikirlerin özgürce ifade edilebilmesinin hayati önem taşıdığını ortaya koymaktadır.
Bu parçadan "Abilene Paradoksu" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Bal arıları, yeni keşfettikleri zengin besin kaynağının yerini diğer kovan üyelerine bildirmek için son derece özel bir hareket dili kullanırlar. Kovan içinde gerçekleştirdikleri ve 'sallantı dansı' olarak adlandırılan bu dairesel hareketler, yiyeceğin kovana olan mesafesi ve yönü hakkında kesin detaylar barındırır. Dansın ritmi ve açısı, güneşin gökyüzündeki güncel konumuna göre hassas biçimde ayarlanır. ----. Bu sayede kovandaki diğer işçi arılar, hiçbir karmaşa yaşamadan doğrudan hedefteki çiçek alanına kolayca ulaşabilirler.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
I. Günümüzde ise bakterilerin antibiyotiklere karşı geliştirdiği direnç küresel bir sağlık krizine dönüşünce, araştırmacılar bu unutulmuş tedavi yöntemine yeniden yönelmişlerdir.
II. Bu seçici yapısı sayesinde tedavi, vücuttaki yararlı bakterilere zarar vermeden sadece hastalığa yol açan enfeksiyon odağını hedef alabilmektedir.
III. Bakteriyofajlar, yani sadece bakterileri enfekte eden virüsler, antibiyotiklerin keşfinden çok önce, 20. yüzyılın başlarında bilim dünyasının dikkatini çekmiştir.
IV. Ancak penisilinin bulunması ve seri üretimiyle birlikte bu mikroorganizmaların tedavi edici potansiyeli Batı tıbbında uzun süre göz ardı edilmiştir.
V. Faj terapisi adı verilen bu yöntem, bakteriyofajların hedef bakteriyi doğrudan bulup yok etme yeteneğine dayanmaktadır.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan dördüncü olur?
1920'li yıllarda Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından ortaya konan Zeigarnik Etkisi, zihnin yarım kalmış işleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha net ve daha uzun süre hatırlama eğilimini ifade eder. Bir restoranda garsonların henüz ödenmemiş siparişleri detaylarıyla hatırlarken, hesap ödendikten hemen sonra bu siparişleri unutmalarından yola çıkılarak keşfedilen bu durum, bilişsel psikolojide önemli bir yere sahiptir. Zihin, hedefe ulaşılana kadar belirli bir bili��sel gerilim yaşar ve bu gerilim, görevin tamamlanmasıyla birlikte ortadan kalkar. Yarım kalan işlerin insanı huzursuz etmesi ve sürekli aklını meşgul etmesi bu yüzdendir. Modern dünyada erteleme hastalığıyla baş etmede de bu etkiden yararlanılmaktadır; bir işe başlamakta zorlanan insanlara işi tamamen bitirmeyi değil, sadece küçük de olsa bir başlangıç yapmayı (yani zihinde o 'yarım kalmışlık' gerilimini başlatmayı) önermek Zeigarnik Etkisi'nin pratik bir uygulamasıdır.
Bu parçada Zeigarnik Etkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Bilimsel ilerlemenin asıl motoru, geçmişte elde edilmiş mutlak doğrulardan ziyade, bilmediğini açık yüreklilikle itiraf eden epistemik alçakgönüllülüktür. Ancak günümüz akademik dünyasının hâkim teşvik mekanizmaları, araştırmacıları sürekli olarak kesinlenmiş bulgular ve sansasyonel sonuçlar sunmaya zorlamaktadır. Başarısı yalnızca 'pozitif' sonuçlar üretme ve yayımlama sıklığıyla ölçülen modern bilim insanı, yöntemsel şüpheyi ve araştırma sürecindeki belirsizlikleri raporlamayı bir kenara bırakmaktadır. Bu durum, bilimsel üretimin güvenirliğini derinden sarsan ve küresel ölçekte bir tekrarlanabilirlik krizine yol açan en temel etkendir. Oysa bilim, ulaşılan kesinleşmiş yanıtlardan çok, soruların niteliği ve yöntemsel tutarlılıkla ayakta kalır. Dolayısıyla, akademinin nicel başarı kriterlerini merkeze alması, bilimin kendi doğasında barındırdığı o şüpheci ve verimli kararsızlığı baltalamaktadır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sosyal kaytarma, bireylerin grup hâlinde çalışırken tek başlarına gösterdikleri performansa kıyasla daha az çaba sarf etme eğilimidir. Bu olgu, ilk kez 1913 yılında Fransız tarım mühendisi Max Ringelmann tarafından yapılan bir halat çekme deneyiyle bilimsel olarak belgelenmiştir. Ringelmann, deneyinde tek bir kişinin halatı çekerken harcadığı gücü ölçmüş, ardından grubu büyüttükçe kişi başına düşen çekme kuvvetinin azaldığını gözlemlemiştir. Grubun büyüklüğü arttıkça bireylerin 'nasıl olsa başkaları yapıyor' düşüncesiyle sorumluluğu diğer grup üyelerine devretmesi, sosyal kaytarmanın temel psikolojik dinamiğini oluşturur. Günümüzde modern iş yaşamındaki projelerden akademik grup çalı��malarına kadar pek çok alanda bu etkiyle karşılaşılmaktadır. Bu durumu engellemek amacıyla yöneticiler ve eğitmenler, grup içindeki her bireyin görevini net olarak tanımlamakta ve bireysel katkıları görünür kılmaya çalışmaktadır.
Bu parçadan hareketle 'sosyal kaytarma' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Abilene Paradoksu, bir grup insanın, gruptaki ��yelerin çoğunluğunun hatta tamamının bireysel tercihlerine aykırı olduğu hâlde, ortaklaşa bir karara varıp bu kararı uygulaması durumudur. Bu durumun temelinde, grup içindeki bireylerin, kendi düşüncelerinin grubun genel eğilimiyle çatıştığını varsayarak sessiz kalması ve uyum sağlama dürtüsüyle hareket etmesi yatar. Her üye, diğerlerinin bu kararı canıgönülden desteklediğini düşünür ve gruptan dışlanmamak veya uyumsuz görünmemek adına kendi gerçek düşüncesini dile getirmez. Sonuçta grup, aslında kimsenin istemediği bir eylemi gerçekleştirmiş olur ve eylemin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bireylerin "Aslında ben de istemiyordum," itirafları ortaya çıkar. Bu paradoks; açık iletişimin olmadığı, bireysel sorumluluktan kaçınılan ve uyum sağlama baskısının yüksek olduğu kurumsal ve sosyal yapılarda karar alma süreçlerinin nasıl felce uğrayabileceğini göstermektedir.
Bu parçaya göre Abilene Paradoksu'nun ortaya çıkmasındaki temel etken aşağıdakilerden hangisidir?
Gömülü biliş kuramı, zihinsel süreçlerimizin yalnızca beyin içinde gerçekleşen soyut bilgi işlemelerden ibaret olmadığını, bedenimizin fiziksel yapısı ve çevreyle olan etkileşimimiz tarafından şekillendirildiğini savunur. Klasik bilişsel bilim zihni bir bilgisayar yazılımına, beyni ise donanıma benzetirken; gömülü biliş savunucuları bu ayrımı reddeder. Bu yaklaşıma göre, örneğin bir nesneyi algılamak sadece onun görsel görüntüsünün beyinde işlenmesi değil, o nesneyle nasıl etkileşime geçebileceğimize dair motor becerilerimizin de devreye girmesidir. Nitekim yapılan deneyler, ellerinde sıcak bir içecek tutan kişilerin, soğuk bir içecek tutanlara kıyasla karşılarındaki insanları daha sıcakkanlı ve güvenilir olarak değerlendirme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu durum, fiziksel duyumların soyut sosyal yargılarım��zı doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla biliş, bedenden bağımsız, yalıtılmış bir odada çalışan bir hesaplama mekanizması değildir.
Bu parçadan hareketle gömülü biliş yaklaşımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?