Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 281Soru

19301930’lu yılların ikinci yarısında İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yayılmacı bir siyaset izlemesi üzerine Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında 88 Temmuz 19371937 tarihinde Tahran’da Sadabat Paktı imzalanmıştır.

Bu paktın içeriği ve diplomatik niteliği dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisinin paktın temel amaçlarından veya yükümlülüklerinden biri olduğu söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üye devletlerden birine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması

Cevap

Üye devletlerden birine yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması ifadesi yanlıştır; çünkü Sadabat Paktı bir askeri yardım paktı değil, saldırmazlık paktıdır.
Sadabat Paktı, imzacı devletler olan Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında birbirlerine saldırmama ve sınırları tanıma üzerine kurulmuş bir bölgesel dayanışma girişimidir. Bu pakt, üye devletlerden birine yapılacak dış saldırı durumunda diğerlerinin askeri müdahalesini veya 'birimiz hepimiz için' ilkesini (toplu savunma) içermez. Bu tür geniş kapsamlı askeri yardım maddeleri genellikle savunma ittifaklarında bulunur, saldırmazlık paktlarında değil.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın hukuki niteliğini analiz etme
Paktın 'saldırmazlık' (non-aggression) temelli olduğu belirlenir.
Uluslararası antlaşmaların 'saldırmazlık paktı' ile 'askeri ittifak' arasındaki farkını ayırt etmek gerekir.
2
Paktın maddelerini inceleme
İç işlerine karışmama, sınırların dokunulmazlığı ve barışçıl çözüm yollarının maddeler arasında olduğu görülür.
Paktın bölgesel iş birliği hedeflerini anlamak için temel ilkeleri bilmek şarttır.
3
Askeri yükümlülüğü değerlendirme
Paktın üyelere 'otomatik askeri yardım' zorunluluğu getirmediği sonucuna ulaşılır.
Sadabat Paktı, tarafların birbirine saldırmamasını garanti eder ancak bir dış saldırıya karşı ortak ordu kurulmasını öngörmez.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Hukuki Niteliği

İpuçları

1
Sadabat Paktı ile Balkan Antantı'nı karşılaştırın; her ikisi de sınırları güvence altına almayı hedefler.
2
Bir paktın 'saldırmazlık paktı' olması ile 'askeri ittifak' (bir saldırı anında yardım sözü) olması arasındaki farka odaklanın.
3
Sadabat Paktı üyelerinin birbirlerine saldırmayacaklarına söz vermeleri, birine saldırıldığında ordu gönderecekleri anlamına gelmez.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılmayan komşu ülkeleri (Suriye, Bulgaristan) ve nedenlerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 282Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında Hatay Sorunu'nun çözümü için Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen temsilcinin hazırladığı ve bölgenin Suriye'den ayrı bir statüye kavuşmasını öngören belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sandler Raporu

Cevap

Sandler Raporu, Hatay Sorunu'nun çözümü aşamasında Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan ve bölgeye özel statü tanıyan belgedir.
Sandler Raporu, Hatay Sorunu'nun çözümü aşamasında Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli diplomat Sandler tarafından hazırlanmıştır. Bu rapor, Hatay'ın (Sancak) iç işlerinde tamamen serbest, dış işlerinde ise Suriye'ye bağlı ancak kendine has bir anayasası olan ayrı bir birim olmasını öngörmüştür. Bu durum, bölgenin Suriye'den koparak önce bağımsız bir cumhuriyete dönüşmesine, ardından Türkiye'ye katılmasına giden sürecin en önemli hukuki aşamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası süreci belirle
Milletler Cemiyeti'nin müdahalesi
Türkiye, Hatay Sorunu'nu 19361936 yılında Milletler Cemiyeti'ne taşıyarak konunun uluslararası hukuk zemininde çözülmesini sağlamıştır.
2
Hazırlanan belgeyi tanımla
Sandler Raporu'nun kabulü
Cemiyet tarafından atanan İsveçli temsilci Sandler'ın hazırladığı rapor, Hatay'ın 'Sancak' adıyla Suriye'den ayrı bir birim olarak kabul edilmesini sağlamıştır.
3
Sonucu değerlendir
Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'ne giden yol
Bu raporun sunduğu statü, 19381938 yılında bağımsız Hatay Devleti'nin kurulmasına hukuki zemin hazırlamıştır.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Hatay'ın Özel Statüsü

İpuçları

1
Bu rapor, Hatay Sorunu'nu çözmek için Milletler Cemiyeti tarafından hazırlatılmıştır.
2
Rapora ismini veren kişi İsveçli bir diplomattır ve bölge için 'Sancak' tabirini kullanmıştır.
3
Raporda Hatay'ın iç işlerinde bağımsız olması kabul edilmiş, bu da 19381938'deki bağımsızlığın yolunu açmıştır.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katılma sürecinde görev yapan ilk ve tek Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen ve Başbakan Abdurrahman Melek isimlerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 283Soru

Türkiye ile İngiltere arasında 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük, İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılmış; buna karşılık bölgedeki petrol gelirlerinin %1010'unun 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu antlaşmanın hükümleri ve sonuçları dikkate alındığında, Türk dış politikası açısından aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Misak-ı Milli hedeflerinden taviz verilmiştir.

Cevap

Ankara Antlaşması ile Musul'un Irak'a bırakılması, Misak-ı Milli'den taviz verildiğini göstermektedir.
Musul, son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde kabul edilen Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alıyordu. 19261926 Ankara Antlaşması ile bu bölgenin İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılması, Milli Mücadele'nin hedeflediği tam vatan bütünlüğünden bir ödün verildiği anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmanın içeriğini analiz etme
Musul ve Kerkük'ün Türkiye sınırları dışında kaldığı tespit edilir.
Toprak paylaşımı Milli Mücadele'nin temel hedefi olan Misak-ı Milli ile kıyaslanmalıdır.
2
Misak-ı Milli kavramı ile ilişkilendirme
Milli yemin (Misak-ı Milli) sınırları içindeki bir bölgenin kaybedildiği anlaşılır.
Musul, Lozan'da çözülemeyen ve Misak-ı Milli'ye dahil olan bir bölgeydi.
3
Siyasi sonucu belirleme
Milli hedeflerden geri adım atıldığı (taviz verildiği) sonucuna ulaşılır.
Diplomatik bir zorunluluk sonucu da olsa toprak kaybı taviz niteliği taşır.

Anahtar Kavram

Misak-ı Milli'den Taviz

İpuçları

1
Milli Mücadele'nin başında çizilen sınır hedeflerini hatırlayın.
2
Musul'un vatan toprağı sayılıp sayılmadığını ve antlaşma sonrası nerede kaldığını düşünün.
3
Bir bölge vatan sınırı içindeyken başka bir devlete bırakılıyorsa bu durum 'taviz' olarak adlandırılır.

Daha Fazla Pratik

Musul sorununun çözümünü geciktiren iç gelişmeleri (Şeyh Sait İsyanı gibi) inceleyerek dış politikadaki etkilerini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 284Soru

19301930’lu yıllarda İtalya’nın Habeşistan’ı işgali ve Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırarak yayılmacı bir politika izlemesi, Türkiye’nin Boğazlar’ın statüsünü yeniden gündeme getirmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler doğrultusunda imzalanan 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenlik haklarını kısıtlayan unsurların hukuken sona erdiğinin en doğrudan kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin en önemli sonucu, Lozan ile getirilen 'Uluslararası Komisyon' rejimine son vermesidir. Bir devletin kendi karasularında ve stratejik su yollarında başka devletlerin temsilcilerinden oluşan bir kurulun söz sahibi olması egemenlik haklarına aykırıdır. Komisyonun kaldırılması, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki otoritesini tek başına kurmasını sağlayarak tam egemenliği gerçekleştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö arasındaki temel farkı belirle
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi 'başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona' bırakılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin kendi toprak parçası üzerinde mutlak otorite kurmasını engelliyordu.
2
1936 Montrö Sözleşmesi'nin getirdiği hukuki değişikliği analiz et
Sözleşme ile Boğazlar Komisyonu lağvedilmiş ve yetkileri Türkiye'ye geçmiştir.
Komisyonun varlığı bir 'milli egemenlik' kısıtlamasıdır, kaldırılması ise 'tam egemenlik' göstergesidir.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik ve Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması

İpuçları

1
Türkiye'nin kendi topraklarında 'tek yetkili' olmasını engelleyen kurumsal yapının ne olduğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö sözleşmelerini 'Komisyon', 'Askeri Durum' ve 'Egemenlik' başlıkları altında karşılaştıran bir tablo hazırlayarak aradaki farkları kalıcı hale getirin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 285Soru

19301930’lu yılların başından itibaren Avrupa’da baş gösteren hızlı silahlanma yarışı ve özellikle İtalya’nın Doğu Akdeniz’deki yayılmacı emelleri, Türk dış politikasının "Lozan’dan kalan sorunları çözme" aşamasından "uluslararası iş birliği ve bölgesel güvenlik" aşamasına geçmesine yol açmıştır.

Bu stratejik dönüşüm doğrultusunda Türkiye'nin gerçekleştirdiği faaliyetler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Batı ve Doğu sınırlarını güvence altına almak için bölgesel barış paktlarına öncülük edilmesi

Cevap

Batı ve Doğu sınırlarını güvence altına almak için bölgesel barış paktlarına öncülük edilmesi
Doğru seçenek olan bölgesel barış paktlarına öncülük edilmesi, Türkiye'nin 19301930 sonrasında yükselen savaş tehdidine karşı izlediği "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesinin kolektif bir uygulamasıdır. Balkan Antantı ile Batı, Sadabat Paktı ile Doğu sınırları güvence altına alınmaya çalışılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
Atatürk dönemi dış politikası 192319301923-1930 (Lozan'dan kalanlar) ve 193019391930-1939 (Kolektif güvenlik) olarak ikiye ayrılır.
Soru kökünde belirtilen "stratejik dönüşüm" 19301930 sonrasına işaret etmektedir.
2
Dış tehditleri değerlendirme
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları Türkiye'yi güvenlik önlemlerine yöneltmiştir.
Sınırların korunması ve dünya barışına katkı bu dönemin ana motivasyonudur.
3
Uygulamaları eşleştirme
Balkan Antantı (19341934) ve Sadabat Paktı (19371937) bu stratejinin en somut adımlarıdır.
Bu paktlar, Türkiye'nin komşularıyla iş birliği yaparak sınırlarını koruma altına almasını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Dönemleri ve Bölgesel Güvenlik

İpuçları

1
19301930 sonrası Türk dış politikasının ana anahtarı "Kolektif Güvenlik" ve "Paktlar" kavramlarıdır.
2
İtalya'nın Akdeniz'deki tehdidine karşı Türkiye'nin Batı ve Doğu komşularıyla imzaladığı ortak savunma belgelerini düşünün.
3
Balkan Antantı ve Sadabat Paktı, bu dönemin en karakteristik gelişmeleridir.

Daha Fazla Pratik

Milletler Cemiyeti'ne giriş sürecini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin bu güvenlik arayışındaki yerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 286Soru

5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçen Türkiye'ye, bölgedeki petrol gelirlerinden belirli bir pay verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu antlaşmaya göre Türkiye, Musul petrollerinin yıllık gelirinin yüzde kaçını, kaç yıl süreyle alma hakkı elde etmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: %10'unu - 25 yıl

Cevap

Türkiye, Musul petrollerinin yıllık gelirinin %10'unu 25 yıl süreyle alacaktır.
Doğru cevap olan ifade, 1926 Ankara Antlaşması'nın 14. maddesinde yer alan ve Türkiye'nin Musul üzerindeki mali haklarını tanımlayan '%10 pay ve 25 yıl süre' bilgisini tam olarak karşılamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Ankara Antlaşması'nın ekonomik hükümlerini hatırla.
Antlaşma, Musul'un Irak'a bırakılmasına karşılık Türkiye'ye petrol geliri verilmesini öngörür.
Toprak kaybının ekonomik bir tazminatla dengelenmesi amaçlanmıştır.
2
Belirlenen oranı ve süreyi tespit et.
%10 pay ve 25 yıl süre.
Antlaşma metninde net olarak ifade edilen teknik detay budur.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması'nın Ekonomik Hükümleri

İpuçları

1
Ankara Antlaşması, Musul Sorunu'nu Türkiye aleyhine ancak ekonomik bir pay alarak çözen antlaşmadır.
2
Türkiye'ye ayrılan pay çift haneli en küçük tam sayıdır; süre ise çeyrek asra tekabül eder.
3
Antlaşma metnine göre pay %10, süre ise 25 yıl olarak belirlenmiştir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin bu paydan ilerleyen süreçte nakit para karşılığında vazgeçip vazgeçmediğini araştırarak konuyu derinleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 287Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 192319301923-1930 yılları arasında temel olarak Lozan Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesine ve bağımsızlığın pekiştirilmesine odaklanırken, 19301930 sonrası dönemde dünyada hızla artan savaş tehditlerine karşı 'statükocu' bir anlayışla aktif güvenlik arayışlarına yönelmiştir.

**Buna göre aşağıdakilerden hangisi, Türkiye'nin 19301930 sonrası dönemde değişen uluslararası konjonktür karşısında izlediği 'kolektif güvenlik' ve 'aktif barış' stratejisinin bir göstergesi olarak değerlendirilemez?**

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yabancı okulların Türk kanunlarına uymaması üzerine bu meselenin bir 'iç sorun' ilan edilerek dış müdahalelere kapatılması

Cevap

Yabancı okulların iç sorun olarak kabul edilmesi, 1930 sonrası kolektif güvenlik dönemiyle değil, 1923-1930 arası egemenliği pekiştirme dönemiyle ilgilidir.
Yabancı okullar meselesinin bir 'iç sorun' sayılarak çözülmesi 192419251924-1925 yıllarına dayanır. Bu olay, Lozan'dan kalan sorunların temizlendiği ve milli egemenliğin tam olarak sağlandığı ilk dönem politikasıdır. 19301930 sonrası aktif güvenlik ve kolektif barış arayışları ile bir ilgisi yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
1923-1930 dönemi 'Lozan'ın tasfiyesi', 1930-1939 dönemi ise 'kolektif güvenlik' odaklıdır.
Soruda 1930 sonrası aktif barış ve kolektif güvenlik anlayışına uymayan seçenek aranmaktadır.
2
Olayların kronolojik ve içeriksel sınıflandırılması
Balkan Antantı (1934), Milletler Cemiyeti (1932), Montrö (1936) ve Sadabat Paktı (1937) ikinci dönem olaylarıdır. Yabancı Okullar meselesi (1924) ise ilk döneme aittir.
Yabancı okullar sorunu, uluslararası barıştan ziyade milli egemenliği doğrudan tesis etme çabasıdır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Dönemsel Ayrımı

İpuçları

1
Türkiye'nin dış politikasını 1930 öncesi (geçmişin sorunları) ve 1930 sonrası (geleceğin tehditleri) olarak ikiye ayırın.

Daha Fazla Pratik

1930'lu yıllarda Türkiye'nin izlediği 'Statükocu Dış Politika' kavramının ne anlama geldiğini araştırın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 288Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930'lu yılların başından itibaren dış politikadaki sorunlarını barışçı yollarla çözümlemiş ve dünya barışına katkı sağlamayı hedeflemiştir.

**Bu süreçte 19321932 yılında İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle Türkiye'nin davet edildiği uluslararası teşkilat aşağıdakilerden hangisidir?**

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)

Cevap

Türkiye'nin 19321932 yılında İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle katıldığı kurum Milletler Cemiyeti'dir.
Türkiye, 1818 Temmuz 19321932 tarihinde Milletler Cemiyeti'ne katılmıştır. Bu katılımın en belirgin özelliği, Türkiye'nin başvuru yapması yerine, cemiyetin tüzüğünde yapılan bir değişiklikle İspanya ve Yunanistan'ın önerisi üzerine resmen davet edilmesidir. Bu durum Türkiye'nin uluslararası saygınlığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel veriyi analiz et
19321932 yılı vurgusu
Soruda verilen yıl, Türkiye'nin dış politikada kolektif güvenlik sistemine dahil olduğu dönemi işaret eder.
2
Üyelik yöntemini değerlendir
Davet usulü üyelik
İspanya ve Yunanistan'ın teklifi, Türkiye'nin kendi başvurusuyla değil, cemiyetin özel davetiyle katıldığını kanıtlar.
3
Doğru teşkilatı eşleştir
Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)
O dönemde dünya barışını korumakla görevli ana teşkilat Milletler Cemiyeti'dir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Giriş (Davet Usulü)

İpuçları

1
Bu kuruluş, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya barışını korumak için 'Cemiyet-i Akvam' adıyla kurulmuştur.
2
Türkiye bu kuruma kendi başvurusuyla değil, özel bir davet prosedürüyle üye olan tek devlettir.
3
Üyelik teklifi İspanya tarafından yapılmış, Yunanistan ise bu teklifi desteklemiştir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin bu cemiyete girmesini hızlandıran 'Yabancı Okullar' ve 'Etabli' gibi sorunların çözüm süreçlerini tekrar edebilirsin.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemini kullanabilirsin: 19321932 yılından önce kurulan veya çok sonra kurulan (BM, NATO gibi) seçenekleri elemek seni doğrudan doğru cevaba götürecektir.
Tahmini Süre:45s
Soru 289Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası, özellikle 19301930 yılından itibaren dünyada hızla artan silahlanma yarışı ve totaliter rejimlerin yayılmacı politikaları karşısında "pasif bir tarafsızlık" yerine "aktif ve kolektif bir güvenlik" anlayışına yönelmiştir. Türkiye bu dönemde, barışı korumak adına bölgesel ve uluslararası iş birliklerine öncelik vermiştir.

Buna göre aşağıdakilerden hangisi, Türkiye’nin bu değişen dünya dengeleri karşısında sınırlarını ve egemenliğini korumak amacıyla gerçekleştirdiği girişimlerden biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sadabat Paktı'nın imzalanarak Doğu sınırlarının güvenliğinin sağlanması

Cevap

Türkiye'nin 1930 sonrası izlediği aktif ve kolektif güvenlik politikasının bir sonucu olan Sadabat Paktı'nın imzalanmasıdır.
Türkiye, 19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı sınırlarını korumak için bölgesel paktlara yönelmiştir. Sadabat Paktı, bu doğrultuda Doğu sınırlarını güvence altına almak için atılmış somut bir adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
192319301923-1930 arası 'Lozan'dan kalan sorunlar', 193019391930-1939 arası 'Uluslararası barış ve güvenlik' dönemidir.
Dış politikanın dönemlere ayrılması, sorunun hangi perspektifle çözüleceğini belirler.
2
Kavram eşleştirmesi yapma
Soruda istenen 'kolektif güvenlik' kavramı, birden fazla devletin ortak savunma paktı kurmasını ifade eder.
Seçenekler arasında ikili meseleler ile çok taraflı ittifakları ayırt etmek gerekir.
3
Olay-Tarih doğrulaması yapma
Sadabat Paktı (19371937), İtalya ve Almanya tehdidine karşı kurulan bölgesel bir ittifaktır.
Doğru cevabı tarihsel ve mantıksal olarak teyit etmek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi dış politikasında 1930 sonrası 'Kolektif Güvenlik' ve 'Bölgesel Paktlar' stratejisi.

İpuçları

1
Türkiye'nin 1930 sonrası politikasında anahtar kelime 'Bölgesel İttifaklar'dır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nın üye devletlerini ve kuruluş amaçlarını karşılaştırmalı olarak çalışınız.
Tahmini Süre:50s
Soru 290Soru

Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan nüfus mübadelesi sürecinde, 'etabli' (yerleşik) sayılacak kişilerin tespiti ciddi bir diplomatik gerginliğe neden olmuştur. Yunanistan, mümkün olduğu kadar çok Rum'u İstanbul'da bırakmak isterken; Türkiye, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan (3030 Ekim 19181918) önce bölgede bulunanların yerleşik sayılmasını savunmuştur. Bu anlaşmazlık, 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile kesin olarak çözülmüştür.

Buna göre, 19301930 Ankara Antlaşması ile 'etabli' sorununun çözümünde sağlanan temel uzlaşı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik kabul edilmesi

Cevap

İstanbul'da bulunan Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye ne zaman geldiklerine bakılmaksızın 'yerleşik' (etabli) kabul edilmesi
Doğru cevap olan ifade, 1930 Ahali Antlaşması'nın getirdiği en büyük yeniliği açıklar. Bu antlaşma ile taraflar, 'etabli' tanımı üzerindeki tarih kısıtlamasını (19181918 öncesi şartı) kaldırarak, İstanbul'da bulunan tüm Rumlar ile Batı Trakya'da bulunan tüm Türklerin yerleşik sayılması konusunda uzlaşmışlardır. Bu durum Türk-Yunan dostluk sürecini başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli kavramının tanımını ve Lozan'daki durumunu analiz etme
Lozan'da İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri mübadeleden muaf tutulmuştur ancak kimlerin 'yerleşik' sayılacağı tartışma konusu olmuştur.
Sorunun kaynağını anlamak için 'etabli' kavramının hukuki sınırlarını bilmek gerekir.
2
1918 tarihli yerleşme şartının etkisini değerlendirme
Türkiye'nin 3030 Ekim 19181918 öncesi yerleşme şartında ısrar etmesi, iki ülke arasındaki ilişkileri savaş eşiğine getirmiştir.
Krizin çözümünden önceki tıkanma noktasını tespit etmek gerekir.
3
1930 Ankara (Ahali) Antlaşması'nın getirdiği çözümü belirleme
Antlaşma ile yerleşme tarihi ve doğum yeri gibi sınırlamalar kaldırılarak bölgede bulunanlar yerleşik kabul edilmiştir.
Sorunu kesin olarak çözen hukuki düzenlemenin içeriğini teyit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
'Etabli' kelimesi 'yerleşik' anlamına gelir ve bu sorun özellikle İstanbul'daki Rum nüfusun kimleri kapsayacağı ile ilgilidir.
2
Türkiye başlangıçta 19181918 öncesi yerleşmiş olmayı şart koşsa da, Yunanistan bu tanımın kapsamını genişletmek istemiştir.
3
19301930 yılında varılan uzlaşma, 'ne zaman yerleşildiğine' bakılmaksızın bölgedekilerin yerleşik sayılmasını öngörmüştür.

Daha Fazla Pratik

1930 çözümünden sonra Atatürk ve Venizelos arasındaki yakınlaşmanın 'Balkan Antantı'na nasıl zemin hazırladığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 291Soru

55 Haziran 19261926 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul Sorunu çözüme kavuşturulmuştur. Bu antlaşmanın hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlış bir bilgidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu sınırının kesinleşmesi sağlanarak Kars ve Ardahan'ın statüsü belirlenmiştir.

Cevap

Doğu sınırının kesinleşmesi ve Kars ile Ardahan'ın statüsünün belirlenmesi, 19261926 Ankara Antlaşması'nın değil, Milli Mücadele dönemindeki Doğu Cephesi antlaşmalarının bir sonucudur.
Doğu sınırının kesinleşmesi ve Kars, Ardahan gibi şehirlerin statüsü 19211921 yılında Sovyet Rusya ile imzalanan Moskova Antlaşması ve Kafkas Cumhuriyetleri ile imzalanan Kars Antlaşması ile belirlenmiştir. 19261926 Ankara Antlaşması ise tamamen Türkiye-Irak sınırı ve Musul meselesine odaklanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmanın taraflarını ve temel amacını belirlemek.
19261926 Ankara Antlaşması, Türkiye ile İngiltere arasında Musul Sorunu'nu çözmek için imzalanmıştır.
Sorunun hangi diplomatik süreci kapsadığını netleştirmek gerekir.
2
Antlaşmanın toprak ve sınır hükümlerini incelemek.
Musul ve Kerkük Irak'a bırakılırken, Hakkâri Türkiye'de kalmış ve "Brüksel Hattı" sınır kabul edilmiştir.
Toprak paylaşımı konusundaki doğru bilgileri ayırt etmek için gereklidir.
3
Antlaşmanın ekonomik ve diğer ilgili hükümlerini kontrol etmek.
Türkiye'ye petrol gelirlerinden %10\%10 pay verilmesi gibi mali maddeler antlaşmada yer almaktadır.
Antlaşmanın sadece siyasi değil, ekonomik boyutunu da teyit etmek önemlidir.
4
Seçeneklerdeki bilgileri kronolojik ve içerik açısından karşılaştırmak.
Kars ve Ardahan ile ilgili maddelerin 19211921 yılındaki antlaşmalara ait olduğu tespit edilir.
Hangi bilginin farklı bir antlaşmaya (Kars/Moskova) ait olduğunu bulmak soruyu çözer.

Anahtar Kavram

19261926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

İpuçları

1
19261926 Ankara Antlaşması'nın hangi ülke ile ve hangi bölge için imzalandığını düşünün.
2
Kars ve Ardahan gibi doğu illerimizin hangi cephedeki mücadeleler sonunda kesin olarak bize geçtiğini hatırlayın.
3
Doğu sınırımızı belirleyen antlaşmaların tarihi 19211921'dir; oysa bu soru 19261926 yılındaki Irak sınırı antlaşmasını sormaktadır.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümünü zorlaştıran iç gelişme olan Şeyh Sait İsyanı'nın etkilerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemi kullanarak; Musul, Kerkük, Petrol ve Brüksel Hattı gibi kavramların doğrudan Musul Sorunu ile ilgili olduğunu, Doğu illerinin ise Ermeni meselesi ve Rusya ile ilgili olduğunu fark edebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 292Soru

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nden devraldığı borçların tasfiyesi için 19281928 yılında alacaklı devletlerle (başta Fransa) Paris’te bir sözleşme imzalamış; ancak bu sözleşme ile belirlenen takvimde kısa sürede değişikliğe gidilerek 19331933 yılında borçların ödenmesinde yeni bir sistem benimsenmiştir.

Bu ödeme planının revize edilmesine ve Türkiye'nin ödeme kolaylığı elde etmesine zemin hazırlayan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19291929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın dış ticareti daraltması ve Hoover Moratoryumu ile oluşan uluslararası ortam

Cevap

19291929 Dünya Ekonomik Buhranı ve Hoover Moratoryumu'nun etkisiyle borçların yeniden yapılandırıldığı seçenek doğrudur.
19291929 yılında patlak veren Dünya Ekonomik Buhranı, Türkiye’nin ihraç mallarının fiyatlarını düşürmüş ve döviz stoklarını eritmiştir. Bu durum 19281928’de yapılan ödeme planını imkansız kılmıştır. ABD Başkanı Hoover’ın savaş borçlarının ertelenmesine dair yayımladığı moratoryum, Türkiye’ye de borçlarını yeniden yapılandırma ve daha uygun şartlarda (kağıt frangı ve mal karşılığı) ödeme fırsatı tanımıştır.

Adım Adım Çözüm

1
19281928 Paris Sözleşmesi'nin şartlarını ve taraflarını belirlemek.
Borçlar Fransız Frangı üzerinden taksitlendirilmiş ve ödemelere başlanmıştır.
Sürecin başlangıç noktasını anlamak için gereklidir.
2
19291929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın Türkiye ekonomisine etkisini analiz etmek.
Tarımsal ürün fiyatları düşmüş, dış ticaret gelirleri azalmış ve döviz sıkıntısı başlamıştır.
Mevcut ödeme planının neden sürdürülemez hale geldiğini açıklar.
3
Hoover Moratoryumu'nun diplomatik etkisini değerlendirmek.
Uluslararası alanda borç erteleme eğilimi oluşmuş, Türkiye de bu haktan yararlanmak istemiştir.
Türkiye'nin taleplerinin uluslararası hukuk ve konjonktürdeki yerini gösterir.
4
19331933 düzenlemesinin sonucuna ulaşmak.
Borçlar yeniden yapılandırılmış ve takas/clearing sistemiyle ödeme kolaylığı sağlanmıştır.
Soruda sorulan temel nedeni doğrular.

Anahtar Kavram

Dünya Ekonomik Buhranı'nın Türk Dış Politikasına ve Ekonomisine Etkisi

İpuçları

1
19291929 yılında başlayan küresel ekonomik krizi ve borç ödemelerinin ertelenmesine dair uluslararası çağrıları (Hoover) düşününüz.

Daha Fazla Pratik

1933 yılında borç ödemelerinde kullanılmaya başlanan 'Takas ve Clearing' sisteminin ne anlama geldiğini araştırarak dış ticaretteki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 293Soru

Mustafa Kemal Atatürk döneminde, Türkiye’nin dünya barışına katkıda bulunma isteği doğrultusunda 19321932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılımı gerçekleşmiştir. Bu üyelik süreciyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya ve Yunanistan’ın daveti üzerine, cemiyet tarihinde bir ilk olarak davet yoluyla üye kabul edilmiştir.

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne üyeliği, İspanya ve Yunanistan'ın resmi daveti üzerine gerçekleşmiş ve bu durum cemiyet tarihinde bir ilk olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, barışçıl politikaları ve artan uluslararası saygınlığı sonucunda, 19321932 yılında İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen daveti kabul ederek Milletler Cemiyetine üye olmuştur. Bu durum, kurumun tarihinde tüzükteki 'başvuru' şartı yerine 'davet' usulüyle üye alınan ilk örnektir.

Adım Adım Çözüm

1
Üyelik tarihini belirle.
Türkiye 19321932 yılında Milletler Cemiyetine üye olmuştur.
Olayların kronolojik sırasını doğru oturtmak için temel tarih bilgisidir.
2
Üyelik yöntemini analiz et.
Normal şartlarda yazılı başvuru gerekirken, Türkiye İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle davet edilmiştir.
Türkiye'nin uluslararası prestijini ve cemiyetin Türkiye'ye verdiği önemi anlamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete giriş yönteminin, tüzükteki genel kurallardan farklı olduğunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girdikten sonra cemiyete götürdüğü ilk konu olan Boğazlar Sorunu (Montrö) üzerine çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 294Soru

19301930’lu yılların ortalarından itibaren İtalya’nın Habeşistan’ı (Etiyopya) işgal etmesi ve Doğu Akdeniz’deki yayılmacı emelleri, Orta Doğu ülkelerini ortak bir güvenlik şemsiyesi altında birleşmeye yöneltmiştir. Bu sürecin sonunda 88 Temmuz 19371937 tarihinde Tahran’da Sadabat Paktı imzalanmıştır.

Bu bilgilere dayanarak Sadabat Paktı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında oluşturulmuştur.

Cevap

Paktın İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında oluşturulduğu bilgisi doğrudur.
Sadabat Paktı, İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı sonrası Orta Doğu'daki güvenlik endişeleriyle 19371937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanmıştır. Bu ülkeler birbirlerinin sınırlarına saygı göstermeyi ve iç işlerine karışmamayı taahhüt etmişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın genel atmosferini analiz etme
İtalya'nın Habeşistan işgaliyle bölgede tehdit oluşturduğu anlaşıldı.
Paktın kurulmasındaki temel dış etkeni belirlemek için gereklidir.
2
Pakt üyelerini ve yerini belirleme
Paktın 19371937 yılında Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalandığı teyit edildi.
Bölgesel ittifakın kapsamını sınırlandırmak için gereklidir.
3
Katılmayan ülkeleri ve nedenlerini değerlendirme
Suriye'nin Türkiye ile Hatay ve sınır sorunları nedeniyle dışarıda kaldığı saptandı.
Çeldiricileri elemek ve paktın sınırlarını tam anlamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın oluşum gerekçeleri ve üye devletleri

İpuçları

1
Bu pakt Türkiye'nin batı sınırlarını değil, doğu ve güney sınırlarını güvence altına almayı amaçlar.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı üyelerini 'TAYYAR' (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) ve 'TİİA' (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) kodlamalarıyla karşılaştırarak pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 295Soru

19301930’lu yıllarda İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, 19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ndeki hükümlerin değiştirilmesi için Milletler Cemiyeti’ne başvurmuştur. Bu süreç sonunda imzalanan 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği tam olarak sağlanmıştır. Buna göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boğazlar Komisyonu'nun varlığı devam ettirilmiş ancak Türkiye'ye komisyon kararlarında veto hakkı tanınmıştır.

Cevap

Boğazlar Komisyonu'nun varlığının devam ettirildiğini ve Türkiye'ye sadece veto hakkı tanındığını belirten ifade yanlıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu' tamamen lağvedilmiştir. Komisyonun yetkileri hiçbir istisna olmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne devredilmiştir. Dolayısıyla komisyonun varlığının sürdüğünü savunan ifade tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi arasındaki egemenlik farklarını analiz edin.
Lozan'da Boğazlar yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmış ve bölge askerden arındırılmıştı.
İki antlaşma arasındaki temel farkı belirlemek, kazanımları anlamak için gereklidir.
2
Montrö Sözleşmesi ile kaldırılan kurumları ve değişen askeri statüyü belirleyin.
Montrö ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu tamamen kaldırılmış ve yetkileri Türk Devleti'ne geçmiştir.
Türkiye'nin tam egemenliğinin tescili komisyonun kaldırılmasına bağlıdır.
3
Geçiş rejimindeki ticari ve askeri ayrımı kontrol edin.
Ticari gemilere serbestlik devam ederken, savaş gemilerine (özellikle Karadeniz'e kıyıdaş olmayanlar için) kısıtlama getirilmiştir.
Sözleşmenin güvenlik boyutunu doğrulamak için bu ayrım kritiktir.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik (Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması)

İpuçları

1
Lozan'da kısıtlanan egemenlik haklarının Montrö ile 'tam' hale gelip gelmediğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö sözleşmelerini 'Boğazlar Komisyonu', 'Askeri Statü' ve 'Geçiş Rejimi' başlıkları altında karşılaştıran bir tablo hazırlayarak konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 296Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikası, temel amaçları ve karşılaşılan sorunların niteliği bakımından 192319301923-1930 ve 193019391930-1939 yılları olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır.

Aşağıdaki tabloda bu dönemlerin genel özellikleri ve bu dönemlerde ön plana çıkan bazı konular verilmiştir:

DönemTemel Strateji / Odak NoktasıÖne Çıkan Bazı Başlıklar
**I. Dönem (192319301923-1930)**Lozan’dan kalan pürüzleri gidermek ve bağımsızlığı pekiştirmekYabancı Okullar, Nüfus Mübadelesi, Musul Sorunu
**II. Dönem (193019391930-1939)**Yaklaşan savaş tehdidine karşı bölgesel ve küresel barışı korumakBalkan Antantı, Sadabat Paktı, Milletler Cemiyeti

Bu tablo ve dış politikanın dönemlik değişimleri dikkate alındığında, Türk dış politikasının bu iki dönemi arasındaki temel stratejik fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birinci dönemde ikili diploması yoluyla egemenlik haklarını korumaya odaklanılırken, ikinci dönemde çok taraflı ittifaklar ve kolektif güvenlik sistemine ağırlık verilmesi

Cevap

Birinci dönemde ikili diploması yoluyla egemenlik haklarını korumaya odaklanılırken, ikinci dönemde çok taraflı ittifaklar ve kolektif güvenlik sistemine ağırlık verilmesi
Türk dış politikasının birinci döneminde (192319301923-1930), yeni kurulan devletin bağımsızlığını pekiştirmek ve Lozan Antlaşması'ndan geriye kalan sorunları (Musul, Mübadele vb.) ikili müzakerelerle çözmek temel esastır. İkinci dönemde (193019391930-1939) ise dünya genelinde yükselen savaş tehdidine karşı Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi oluşumlarla kolektif güvenlik ve çok taraflı iş birliği stratejisi izlenmiştir. Bu durum dış politikada bir yöntem ve odak kaymasını ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemlerin içeriklerini analiz et.
192319301923-1930 arası Musul, Mübadele ve Borçlar gibi konular Lozan'dan devreden ve Türkiye'nin egemenliğini doğrudan ilgilendiren pürüzlerdir.
Bu konular genellikle ilgili tek bir devletle (İngiltere, Yunanistan, Fransa) ikili görüşmelerle çözülmeye çalışılmıştır.
2
İkinci dönemin küresel şartlarını değerlendir.
19301930'dan sonra İtalya ve Almanya'nın saldırgan politikaları dünya barışını tehdit etmeye başlamıştır.
Türkiye bu tehdide karşı tek başına kalmak yerine Balkan Antantı (19341934) ve Sadabat Paktı (19371937) gibi çok taraflı bölgesel paktlara öncülük etmiş, Milletler Cemiyeti'ne katılmıştır.
3
Stratejik farkı belirle.
Odak noktası 'Lozan'ın tasfiyesi'nden 'Uluslararası Güvenlik' arayışına kaymıştır.
Bu değişim, Türkiye'nin dış politikada 'statükocu' (mevcudu koruyan) ve 'barışçı' kimliğini kolektif platformlara taşıdığını gösterir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Safhaları

İpuçları

1
Birinci dönemde Türkiye'nin kendi 'ev ödevlerini' (Lozan kalıntılarını) bitirmeye çalıştığını, ikinci dönemde ise 'dünyadaki yangını' söndürmeye veya uzak durmaya çalıştığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın hangi yayılmacı devletlere karşı kurulduğunu (İtalya ve Almanya) incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 297Soru

19261926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan ve Musul Sorunu'nu kesin olarak karara bağlayan Ankara Antlaşması'nın hükümleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu antlaşmanın içeriği veya sonuçları ile ilgili doğru bir bilgidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul'un Irak'a bırakılması karşılığında, bölge petrol gelirlerinin %10\%10'unun 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Cevap

Musul'un Irak'a bırakılması karşılığında, bölge petrol gelirlerinin %10\%10'unun 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi hükmü doğru bir bilgidir.
Doğru olan seçenek, antlaşmanın ekonomik hükmünü yansıtmaktadır. 19261926 Ankara Antlaşması'na göre Musul Irak'a bırakılmış, buna karşılık bölgedeki petrol gelirlerinin %10\%10'u 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmiştir. Türkiye daha sonra bu hakkından nakit para karşılığında vazgeçecektir.

Adım Adım Çözüm

1
19211921 ve 19261926 Ankara Antlaşmaları arasındaki farkın ayırt edilmesi.
19211921 antlaşması Fransa ile (Hatay), 19261926 antlaşması İngiltere ile (Musul) imzalanmıştır.
İsim benzerliği nedeniyle oluşan kavram kargaşasını gidermek.
2
19261926 Ankara Antlaşması'nın temel maddelerinin analiz edilmesi.
Musul Irak'a bırakıldı, Brüksel Hattı sınır oldu ve Türkiye'ye petrol payı hakkı tanındı.
Antlaşmanın diplomatik ve ekonomik kazanımlarını belirlemek.
3
Dış politikayı etkileyen iç olayların kronolojik kontrolünün yapılması.
19251925 Şeyh Sait İsyanı süreci etkilemiş, 19301930 Menemen Olayı ise antlaşmadan sonra gerçekleşmiştir.
Olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini doğru kurmak.

Anahtar Kavram

19261926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

İpuçları

1
Türkiye'nin İngiltere ile imzaladığı bu antlaşma, Musul'un Misak-ı Milli sınırları dışında kaldığı bir taviz içermektedir.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümünde Milletler Cemiyeti'nin taraflı tutumunu ve 'Brüksel Hattı' kavramını tekrar inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 298Soru

1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda imzalanan Sadabat Paktı, Orta Doğu'da bölgesel barışın korunması adına atılmış en önemli diplomatik adımlardan biridir. Bu paktın oluşum süreci, içeriği ve bölgesel etkileri dikkate alındığında, paktla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pakt hükümleri, bir üyeye yapılan saldırı durumunda diğer üyelerin otomatik olarak askeri yardıma gelmesini öngören bir savunma ittifakı niteliğindedir.

Cevap

Pakt hükümlerinin otomatik askeri yardımı öngören bir savunma ittifakı niteliğinde olduğu ifadesi yanlıştır; çünkü bu oluşum bir saldırmazlık paktıdır.
Sadabat Paktı, üye devletlerin birbirlerine saldırmayacağını ve Milletler Cemiyeti ilkelerine bağlı kalacaklarını bildiren bir 'saldırmazlık paktı'dır. Balkan Antantı'ndan farklı olarak, bu paktta üyelerden birine saldırıldığında diğerlerinin askeri yardıma gelmesi gibi bir madde yer almaz. Dolayısıyla ortak askeri müdahale zorunluluğu bulunduğu ifadesi tarihsel olarak yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın hukuki niteliğini analiz etme.
Paktın bir 'karşılıklı savunma' (mutual defense) değil, 'saldırmazlık' (non-aggression) paktı olduğu saptanır.
Üye devletler birbirlerine saldırmama sözü vermişlerdir ancak üçüncü bir tarafa karşı askeri yardım yükümlülüğü getirilmemiştir.
2
Katılımcı devletleri ve dış tehditleri değerlendirme.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan üyedir; İtalya tehdidi birleştirici unsurdur.
Dönemin konjonktüründe yayılmacı politikalar bölgesel iş birliğini zorunlu kılmıştır.
3
Yanlış olan seçeneği belirleme.
Askeri yardım zorunluluğu içeren şık elenir.
KPSS sorularında paktların niteliği (saldırmazlık vs. savunma) sıkça sorulan bir ayırt edici detaydır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Niteliği (Saldırmazlık Paktı vs Savunma İttifakı)

İpuçları

1
Sadabat Paktı'nın bir askeri ittifak mı yoksa bir saldırmazlık anlaşması mı olduğunu düşünün.
2
Balkan Antantı ile Sadabat Paktı arasındaki farklardan biri, askeri yükümlülüklerin kapsamıdır.
3
Üye ülkelerin (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) birbirlerine askeri yardım sözü vermediğini, sadece birbirlerine saldırmama ve iç işlerine karışmama sözü verdiklerini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı arasındaki üyeler ve kapsam farklarını bir tablo yaparak karşılaştırmanız konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 299Soru

19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2121. maddesi, Türkiye’ye kendisini "pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi" altında görmesi durumunda, Boğazlar üzerinde savaş dönemi hükümlerini uygulama hakkı tanımıştır. Ancak bu hak, Türkiye’nin egemenlik haklarını güçlendirirken aynı zamanda uluslararası bir denetim mekanizmasına da bağlanmıştır.

Buna göre, sözleşme hükümlerine göre Türkiye’nin bu maddeye dayanarak aldığı önlemlerin haksız bulunması durumunda, bu önlemlerin durdurulmasını talep etme yetkisine sahip olan mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti Konseyi’nin üçte iki çoğunluğu ile birlikte imzacı devletlerin çoğunluğunun kararı

Cevap

Milletler Cemiyeti Konseyi’nin üçte iki çoğunluğu ve imzacı devletlerin çoğunluğunun haksız bulması durumunda önlemlerin kaldırılması kararı
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 2121. maddesi, Türkiye'ye geniş yetkiler verirken bu yetkilerin keyfi kullanılmasını önlemek amacıyla Milletler Cemiyeti Konseyi'ne üçte iki çoğunlukla müdahale etme hakkı tanımıştır. Bu, Türkiye'nin egemenliği ile uluslararası hukuk arasındaki dengeyi yansıtan en teknik ve detaylı hükümdür.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşmenin 2121. maddesinin içeriğini analiz etme
Türkiye'nin savaş tehlikesi durumunda Boğazlar'ı kapatma yetkisi olduğu belirlendi.
Soruda sorulan denetim mekanizmasının hangi hukuki dayanağa göre işlediğini anlamak için gereklidir.
2
Dönemin uluslararası kurumlarını ve sözleşmenin getirdiği değişiklikleri değerlendirme
Komisyonun kaldırıldığı ve Milletler Cemiyeti'nin denetleyici rol üstlendiği tespit edildi.
Hatalı seçeneklerdeki kurumları (Komisyon, BM) elemek için kronolojik ve kurumsal bilgi kullanılır.
3
Denetim sürecindeki çoğunluk oranlarını belirleme
Milletler Cemiyeti Konseyi için 2/32/3, imzacı devletler için ise salt çoğunluk gerektiği sonucuna varıldı.
Sözleşmenin teknik detaylarını (hukuki denetim usulünü) tam olarak kavramak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde Egemenlik ve Uluslararası Denetim Dengesi

İpuçları

1
Türkiye bu kararı alırken tamamen yalnız değildir; dönemin en büyük barış örgütü süreci denetler.
2
Lozan'daki kısıtlayıcı komisyon kalksa da, 19301930’larda hala varlığını sürdüren Milletler Cemiyeti'nin onay mekanizması korunmuştur.
3
Sözleşmenin 2121. maddesinde geçen denetim mekanizması hem Konsey'in nitelikli çoğunluğunu hem de imzacı devletlerin rızasını gerektirir.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö sözleşmelerindeki 'geçiş rejimlerini' bir tablo üzerinde karşılaştırmak, egemenlik farklarını daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 300Soru

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin egemenlik haklarına getirilen kısıtlamaları büyük oranda ortadan kaldırmış ve Boğazlar'da yeni bir statü tesis etmiştir. Sözleşmenin teknik hükümleri ve Boğazlar rejiminin işleyişi dikkate alındığında, savaş gemilerinin geçişine dair aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kıyıdaş devletler, Karadeniz dışında yaptırdıkları veya satın aldıkları denizaltıları ana üslerine katmak ya da onarım amacıyla dışarı çıkarmak şartıyla, gündüz ve su üstünden geçirmek kaydıyla Boğazlar'ı kullanabilirler.

Cevap

Kıyıdaş devletlerin denizaltıları için tanınan istisnai durum (satın alma veya onarım amacıyla, gündüz ve su üstünden geçiş) Montrö'nün getirdiği teknik bir düzenlemedir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 12. maddesi, Karadeniz'e kıyıdaş devletlere çok özel bir denizaltı geçiş hakkı tanır. Buna göre, bu devletler Karadeniz dışında inşa ettirdikleri veya satın aldıkları denizaltıları filolarına katmak için ya da bakım/onarım amacıyla Karadeniz dışına çıkarmak için Boğazlar'ı kullanabilirler. Ancak bu geçişler mutlaka gündüz, su üstünde ve tek başına yapılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö rejimleri arasındaki temel farkı analiz et.
Lozan'da egemenliği kısıtlayan 'Uluslararası Komisyon' ve 'Askersiz Bölgeler' Montrö ile kaldırılmıştır.
Türkiye'nin tam egemenliğini kazanıp kazanmadığını belirlemek için.
2
Savaş gemileri için getirilen teknik kısıtlamaları (tonaj, süre, tür) incele.
Montrö, Karadeniz'in güvenliği için özellikle kıyıdaş olmayan devletlere tonaj (30.00030.000-45.00045.000 ton) ve süre (21 gün) sınırı getirmiştir.
Karadeniz'deki askeri dengenin nasıl korunduğunu anlamak için.
3
Denizaltı ve uçak gemileri gibi özel statülü gemilerin durumunu değerlendir.
Uçak gemileri yasaklanmış, denizaltılar ise sadece kıyıdaş devletler için çok kısıtlı şartlarda (onarım/teslimat) serbest bırakılmıştır.
Sorudaki teknik detayların doğruluğunu teyit etmek için.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Egemenlik ve Teknik Geçiş Rejimi

İpuçları

1
Montrö ile Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki kısıtlamaları (komisyon, silahsızlanma) tamamen kalkmıştır.
2
Sözleşme, Karadeniz'e kıyıdaş olan ve olmayan devletler arasında ayrım yapar; özellikle tonaj ve gemi tipi bazında.
3
Denizaltılar normalde barış zamanı geçişine kapalıdır, ancak kıyıdaş devletler için bakım veya teslimat gibi çok özel 'teknik' istisnalar mevcuttur.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin taraf olduğu ve olmadığı savaş durumlarında Montrö'nün 19. ve 20. maddelerinin farklarını incelemek faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:3m 0s
ÖncekiSayfa 15 / 30Sonraki