Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 21Soru →

Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılma süreci incelendiğinde, aşağıda yer alan ifadelerden hangisi tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, Hatay üzerindeki haklarını tescil ettirmek amacıyla 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümlerinden yararlanarak bölgeyi doğrudan ilhak etmiştir.

Cevap

Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümlerinden yararlanarak Hatay'ı doğrudan ilhak ettiği bilgisi yanlıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndaki Türk egemenliğini pekiştiren ve askeri kısıtlamaları kaldıran bir uluslararası belgedir. Hatay’ın anavatana katılması süreci ise 1936'daki Fransız kararından sonra Milletler Cemiyeti aracılığıyla yürütülmüş, önce bağımsız bir cumhuriyet kurulmuş (1938), ardından 1939 yılında Hatay Meclisi'nin aldığı kararla Türkiye'ye katılım gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Montrö hükümlerine dayanarak bölgeyi doğrudan ilhak etmek gibi bir durum söz konusu değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorun başlangıcının analizi
1936 yılında Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı sorunu tetiklemiş ve Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımıştır.
Olayların kronolojik başlangıcını doğrulamak.
2
Diplomatik belgelerin kontrolü
Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan Sandler Raporu, Hatay'ın ayrı bir varlık olduğunu tescillemiştir.
Milletler Cemiyeti ve Sandler Raporu ilişkisini doğrulamak.
3
Devletleşme sürecinin incelenmesi
1938'de bağımsız Hatay Cumhuriyeti kurulmuş, Tayfur Sökmen cumhurbaşkanı olmuştur.
Hatay Devleti'nin kurumsal kimliğini doğrulamak.
4
Yanlış eşleştirmenin tespiti
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (19361936) Boğazlar statüsüyle ilgilidir; Hatay'ın ilhakı (19391939) ise diplomatik görüşmeler ve Hatay Meclisi kararıyla olmuştur.
Dış politika sorunlarının çözüm yöntemlerini birbirinden ayırmak.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası - Hatay Sorunu Kronolojisi ve Çözüm Aşamaları

Alternatif Yöntem

Soruda verilen 'Montrö' ve 'ilhak' kelimelerine odaklanarak, Hatay'ın katılımının 1936'da hemen değil, 1939'da aşamalı bir süreçle gerçekleştiğini hatırlayarak yanlışı bulabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 22Soru →

Lozan Barış Konferansı’nda çözümü sonraya bırakılan tek konu olan Musul Sorunu, Türkiye ile İngiltere arasında uzun süren diplomatik gerginliklerin ve Milletler Cemiyeti’nin müdahalesinin ardından 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 19261926 Ankara Antlaşması’nın kapsamında yer alan hükümlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul’da yaşayan Türklerin haklarının korunması amacıyla bölgeye bir Türk konsolosluğu açılması

Cevap

Ankara Antlaşması metninde Musul'da yaşayan Türkler için özel bir konsolosluk açılmasına dair bir madde yer almamaktadır.
Doğru seçenek olan Musul’da bir Türk konsolosluğu açılmasına dair bir hüküm 1926 Ankara Antlaşması metninde yer almaz. Bu tür kültürel veya azınlık haklarına dair maddeler genellikle Hatay gibi özel yönetim statüsü verilen bölgelerle ilgili antlaşmalarda görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Ankara Antlaşması'nın (1926) temel siyasi sonuçlarını değerlendir.
Antlaşma ile Musul ve Kerkük Irak'a bırakılmış, sınır 'Brüksel Hattı' olarak kabul edilmiştir.
Sınırın ve toprak aidiyetinin netleşmesi antlaşmanın öncelikli amacıdır.
2
Antlaşmanın ekonomik ve bölgesel hükümlerini incele.
Hakkari Türkiye'de kalmış ve petrol gelirlerinden %10 pay alma hakkı tanınmıştır.
Toprak kaybına karşılık ekonomik bir kazanç ve Hakkari'nin güvenliği sağlanmaya çalışılmıştır.
3
Dış politikadaki diğer meselelerle (Hatay, Nüfus Mübadelesi) benzer hükümleri karşılaştır.
Konsolosluk açılması veya özel azınlık statüsü bu antlaşmanın konusu değildir.
Musul Sorunu daha çok sınır ve petrol paylaşımı ekseninde çözülmüştür.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması Hükümleri

İpuçları

1
Ankara Antlaşması daha çok sınır çizgisi ve petrol gelirleri üzerine odaklanmıştır.
2
Hatay için tanınan kültürel haklar ve özel yönetim maddelerinin Musul için de geçerli olup olmadığını düşünün.
3
Antlaşmada 'Brüksel Hattı' ve '%10 petrol payı' gibi çok spesifik teknik detaylar yer almaktadır ancak konsolosluk maddesi yoktur.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümünü zorlaştıran iç gelişme olan Şeyh Sait İsyanı'nın etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 23Soru →

Atatürk Dönemi Türk dış politikası 1923-1930 ve 1930-1938 yılları olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır. 1923-1930 yılları arasındaki birinci dönemde temel strateji, Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan sorunların "Tam Bağımsızlık" ve "Mütekabiliyet" (karşılıklılık) ilkeleri doğrultusunda çözüme kavuşturulmasıdır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1923-1930 yılları arasında Türk dış politikasının gündemini oluşturan konulardan biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın imzalanarak Batı sınırlarının güvence altına alınması

Cevap

Balkan Antantı'nın imzalanması, 1934 yılında gerçekleşmiş olup Atatürk Dönemi dış politikasının ikinci evresi (1930-1938) içindeki bir gelişmedir.
Balkan Antantı'nın imzalanması 1934 yılında gerçekleşmiştir. Bu gelişme, 1930-1938 yılları arasındaki ikinci dönem dış politika hedefleri olan 'bölgesel güvenlik' ve 'dünya barışına katkı' çerçevesinde değerlendirilir. Diğer seçenekler ise 1923-1930 yılları arasında Lozan Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesi sürecine aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem sınırlarını belirle.
Soru 1923-1930 arasındaki ilk döneme ait olmayan gelişmeyi sormaktadır.
Atatürk dönemi dış politikası kronolojik olarak ikiye ayrılır; ilk dönem Lozan'dan kalan pürüzlerin temizlendiği süreçtir.
2
Seçeneklerdeki olayların tarihlerini hatırla.
Yabancı Okullar (1924-26), Musul (1926), Mübadelesi (1930), Borçlar (1928) ilk döneme aittir. Balkan Antantı ise 1934 tarihlidir.
Balkan Antantı, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı ikinci dönemde oluşturulmuş bir bölgesel savunma paktıdır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Kronolojisi ve Temel İlkelere Göre Dönemlendirme
Tahmini Süre:45s
Soru 24Soru →

19251925 yılında yayımlanan Yabancı Okullar Talimatnamesi ile yabancı okulların müfredat ve denetim kuralları yeniden belirlenmiş; dini içerikli sembollerin kullanımı yasaklanarak Türk kültür derslerinin Türk öğretmenlerce verilmesi zorunlu kılınmıştır. Bu karara karşı çıkan Fransa ve Vatikan’ın diplomatik çözüm arayışlarına Ankara Hükümeti; "Bu kurumlar Türk kanunlarına tabi birer Türk müessesesidir." cevabını vererek görüşme masasına oturmayı reddetmiştir.

Türkiye’nin bu tutumuyla;
I. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun hükümlerini tavizsiz uygulama,
II. Uluslararası hukukta çok taraflı diplomasi yöntemini benimseme,
III. Devletin egemenlik haklarını her türlü dış müdahaleden koruma,

amaçlarından hangilerini gözettiği savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Türkiye'nin yabancı okullar konusundaki tutumu, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun uygulanması ve devletin egemenlik haklarının korunması hedefleriyle (I ve III) doğrudan ilişkilidir.
Türkiye Cumhuriyeti, 33 Mart 19241924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkedeki tüm eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığına bağlamış ve eğitimde birliği sağlamıştır. 19251925 Talimatnamesi ise bu kanunun uygulanmasına yönelik somut adımlar atmıştır. Fransa ve Vatikan’ın müdahale girişimlerini "iç mesele" diyerek reddetmek, bir devletin kendi sınırları içindeki kurumlar üzerinde mutlak otorite sahibi olması yani egemenlik haklarını koruması anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun tarihsel bağlamını analiz etme
Lozan sonrası süreçte yabancı okulların Türk hukukuna ve Milli Eğitim Bakanlığına (Maarif Vekaleti) bağlanması süreci ele alınmıştır.
Yabancı okulların statüsünün Lozan ile belirlendiği ancak uygulama detaylarının Türkiye'nin iç hukukuna bırakıldığı bilinmelidir.
2
Türkiye'nin diplomatik tutumunu değerlendirme
Türkiye, Fransa ve Vatikan'ın görüşme taleplerini "iç mesele" diyerek reddetmiştir.
Dış devletlerin bir iç kanunun uygulamasına müdahale etmesi, egemenlik haklarına aykırı bir durum olarak kabul edilmiştir.
3
Öncülleri hukuk ve ilkeler açısından test etme
Tevhid-i Tedrisat (I) eğitimin yasal zeminidir; Egemenlik hakları (III) ise bu hukukun korunma biçimidir. Çok taraflı diplomasi (II) ise reddedilen yöntemdir.
Eğitimde birliği sağlamak ve bağımsızlığı pekiştirmek için uluslararası müdahaleler engellenmiştir.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu'nun bir 'iç mesele' olarak kabul edilmesi ve Egemenlik Hakları ile Tevhid-i Tedrisat bağlamında çözülmesi.

İpuçları

1
Türkiye'nin bu soruna yaklaşırken kullandığı 'İç Mesele' kavramı hangi devlet ilkesiyle en çok uyuşur?
2
Eğitimin tek merkezden yönetilmesi (Tevhid-i Tedrisat) ile bir devletin yabancı müdahalesini reddetmesi arasındaki bağı düşünün.

Daha Fazla Pratik

Yabancı Okullar Sorunu ile benzer şekilde 'iç mesele' olarak tanımlanan diğer dış politika konularını (örn. Patrikhane'nin durumu) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 25Soru →

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1930 yılları arasında Lozan'dan kalan ikili sorunların çözümüne (iç egemenlik odaklı) yoğunlaşırken, 1930'dan itibaren İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları gibi dış tehditler nedeniyle 'barışçıl güvenlik ittifakları' dönemine girmiştir. Bu bilgiler ışığında, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin 1930-1938 yılları arasında dünya barışına katkı sağlama ve sınır güvenliğini koruma amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul Sorunu'nun İngiltere ile yapılan ikili görüşmeler sonucunda Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulması

Cevap

Musul Sorunu'nun İngiltere ile yapılan ikili görüşmeler sonucunda Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulması
Doğru cevap olan 'Musul Sorunu'nun Ankara Antlaşması ile çözülmesi', 5 Haziran 1926 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarih, Atatürk dönemi dış politikasının ilk safhası olan '1923-1930: Lozan'dan Kalan Meselelerin Çözümü' dönemine aittir. İkinci dönem (1930-1938) ise yaklaşan İkinci Dünya Savaşı tehlikesine karşı kurulan ittifaklar ve paktlar dönemidir.

Adım Adım Çözüm

1
Atatürk dönemi dış politikasının iki ana dönemini analiz edin.
1923-1930 arası 'Lozan'dan kalan pürüzlerin giderilmesi', 1930-1938 arası ise 'Uluslararası barış ve bölgesel paktlar' dönemidir.
Dönemlerin karakterini bilmek, olayları kronolojik olarak sınıflandırmayı sağlar.
2
Seçeneklerdeki olayların tarihlerini ve amaçlarını belirleyin.
Balkan Antantı (1934), Sadabat Paktı (1937), Milletler Cemiyeti Üyeliği (1932) ve Montrö (1936) olayları 1930 sonrasına aittir.
Olayların kronolojik yerini tespit etmek, sorunun cevabına ulaştırır.
3
Musul Sorunu'nun çözüm tarihini ve niteliğini değerlendirin.
Musul Sorunu 1926'da (Ankara Antlaşması) çözülmüştür, bu da onu ilk dönem (1923-1930) gelişmesi yapar.
Musul meselesi, Lozan'da çözülemeyip sonraya bırakılan bir pürüz olduğu için ilk dönemin en büyük diplomatik uğraşlarından biridir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Dönemleri ve Kronolojisi

Daha Fazla Pratik

Atatürk dönemi dış politikasındaki 'Mütekabiliyet' (Karşılıklılık) ilkesinin Milletler Cemiyeti'ne giriş sürecindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 26Soru →

1936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimini sonlandıracağını açıklaması üzerine Türkiye, Hatay (Sancak) meselesini Milletler Cemiyetine taşımıştır. Milletler Cemiyeti tarafından bölgeye gönderilen gözlemci heyetin hazırladığı, Hatay'ın iç işlerinde bağımsız ancak dış işlerinde Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" olarak kabul edilmesini öngören belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sandler Raporu

Cevap

Milletler Cemiyeti tarafından Hatay meselesi için hazırlanan belge Sandler Raporu'dur.
Doğru cevap olan rapor, Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli diplomat Erick Sandler tarafından hazırlanmıştır. Bu rapor, Hatay'ın (Sancak bölgesi) Suriye'ye bağlanamayacağını, kendi anayasası ve meclisi olan ayrı bir siyasi varlık olması gerektiğini savunarak Hatay Cumhuriyeti'nin kurulmasına giden yolu açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun bağlamını belirle.
Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı (1936) sonrası Hatay'ın durumu ve Milletler Cemiyeti süreci.
Hatay sorununun kronolojik olarak hangi aşamada olduğunu anlamak için gereklidir.
2
Uluslararası belgeleri karşılaştır.
Bristol, Harbourd ve Milne gibi belgeler Milli Mücadele'nin başıyla ilgiliyken, Brüksel Hattı Musul ile ilgilidir.
Seçenekler arasındaki konu karmaşasını gidermek için gereklidir.
3
Doğru terimi tanımla.
Milletler Cemiyeti'nin atadığı raportörün adı olan Sandler'e dayanan rapor, Hatay'ın ayrı statüsünü belirlemiştir.
Hatay'ın bağımsız devlet olma yolundaki hukuki dayanağını tespit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Hatay Sorunu'nun diplomatik çözüm aşamaları ve Sandler Raporu'nun önemi.

İpuçları

1
Bu rapor, Hatay'ın anavatana katılması sürecinde Milletler Cemiyeti tarafından hazırlatılmıştır.
2
Raporda 'Sancak' bölgesinin Suriye'den ayrı bir statüye sahip olması gerektiği vurgulanmıştır.
3
Raporun adı, onu hazırlayan İsveçli temsilcinin soyadından gelmektedir.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katılma sürecindeki kronolojiyi (Ankara Antlaşması -> Sandler Raporu -> Hatay Cumhuriyeti -> Anavatana Katılma) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 27Soru →

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1932 yılları arasında 'Lozan’dan Kalan Meselelerin Tasfiyesi', 1932-1939 yılları arasında ise 'Dünya Barışına Katkı ve Kolektif Güvenlik' olarak adlandırılan iki temel safhada incelenmektedir.

Buna göre, 1930'lu yılların başından itibaren Türkiye'nin dış politika önceliklerinde yaşanan bu köklü değişimde rol oynayan temel faktör ve bu durumun Türk dış politikasına yansıması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupa'da revizyonist devletlerin statükoyu tehdit etmesi / Güvenlik endişelerinin artmasıyla birlikte bölgesel ve uluslararası ittifaklara öncelik verilmesi

Cevap

Avrupa'da revizyonist devletlerin statükoyu tehdit etmesi sonucunda güvenlik endişelerinin artmasıyla birlikte bölgesel ve uluslararası ittifaklara öncelik verilmesi
Atatürk dönemi dış politikası, gerçekçilik ilkesi gereği dünya konjonktürüne göre şekillenmiştir. 1923-1932 yılları arasında Türkiye daha çok iç yapılanmasını tamamlamak ve Lozan'dan kalan pürüzleri egemenlik haklarını koruyarak temizlemekle uğraşmıştır. Ancak 1930'ların başından itibaren İtalya ve Almanya'nın dünya barışını tehdit eden saldırgan (revizyonist) politikaları, Türkiye'yi kendi sınırlarını korumak için uluslararası iş birliğine ve kolektif güvenlik sistemine (Milletler Cemiyeti, paktlar vb.) yöneltmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dönemlerini analiz etme
1923-1932 arası Lozan'dan kalan sorunların (Borçlar, Mübadele vb.) çözümü; 1932-1939 arası barışı koruma çabalarıdır.
Sorunun kökünde yatan dönem ayrımının mantığını anlamak gerekir.
2
1930'lu yılların başındaki küresel değişimleri değerlendirme
İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı ve Almanya'nın silahlanması gibi 'revizyonist' (mevcut durumu değiştirmek isteyen) hareketler tespit edilir.
Politika değişikliğine neden olan dışsal faktörü belirlemek için gereklidir.
3
Türkiye'nin bu tehditlere karşı aldığı önlemleri eşleştirme
Milletler Cemiyeti'ne üyelik, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi 'Kolektif Güvenlik' adımları bu dönemin yansımasıdır.
Sebep-sonuç ilişkisini kurarak doğru seçeneğe ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Safhaları ve Revizyonizm Karşıtı Tutum

İpuçları

1
1930'lu yıllarda Avrupa'da hangi devletlerin saldırganlaştığını ve bunun Türkiye'yi nasıl etkilediğini düşünün.
2
Türkiye'nin Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na neden ihtiyaç duyduğunu sorgulayın.
3
Politika değişikliğinin nedeni 'saldırgan devletlerin yükselişi', sonucu ise 'kolektif güvenlik arayışı'dır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 1932 sonrası katıldığı paktların (Balkan Antantı ve Sadabat Paktı) kurucu üyelerini ve hangi tehditlere karşı kurulduklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 28Soru →

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2424. maddesi ile, Lozan Antlaşması'ndan kalan ve başkanlığını bir Türk'ün yaptığı "Uluslararası Boğazlar Komisyonu"nun tüm görev ve yetkileri resmen sona erdirilerek Türk Hükümeti’ne devredilmiştir.

Bu hükmün Türkiye Cumhuriyeti açısından doğrudan doğurduğu sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boğazlar üzerindeki kısıtlanmış egemenlik haklarının tam ve sınırsız hale gelmesi

Cevap

Boğazlar üzerindeki kısıtlanmış egemenlik haklarının tam ve sınırsız hale gelmesi
Lozan Antlaşması'nda öngörülen Boğazlar Komisyonu, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki karar alma ve yönetim yetkisini bir uluslararası kurulla paylaştığı anlamına geliyordu. Bu durum egemenlik haklarının kısıtlanmasıydı. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu komisyonun kaldırılması ve yetkilerinin tamamen Türk makamlarına devredilmesi, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğini tam, kayıtsız ve şartsız hale getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Boğazlar Sözleşmesi statüsünü analiz etme
Lozan'da Boğazlar'ın her iki yakası askerden arındırılmış ve yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan bir unsurdu.
2
Montrö Sözleşmesi'ndeki değişikliği inceleme
Komisyon kaldırılmış ve yetkileri Türk Devleti'ne devredilmiştir.
Uluslararası bir kurulun varlığının sona ermesi, milli egemenliğin tam olarak sağlanması anlamına gelir.
3
Siyasi sonucu belirleme
Boğazlar meselesi Türkiye lehine kesin olarak çözülmüştür.
Komisyonun kalkması, Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğinin önündeki son engeli kaldırmıştır.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması

İpuçları

1
Lozan'da kurulan Komisyon'un varlığı Türkiye'nin o bölgedeki kendi başına karar vermesini engelliyordu.
2
Bir devletin kendi topraklarında bir uluslararası kurulun denetimine tabi olması, o devletin egemenliği önündeki bir engeldir.
3
Komisyonun kaldırılmasıyla Türkiye, Boğazlar üzerinde 'tek otorite' haline gelmiştir.

Daha Fazla Pratik

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasına ortam hazırlayan 'Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikaları' konusuna göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 29Soru →

Lozan Antlaşması'nda çözümü sonraya bırakılan Musul Sorunu, Türkiye ve İngiltere arasındaki ikili görüşmelerden sonuç çıkmaması üzerine Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır. Cemiyet, Türkiye-Irak sınırı için "Brüksel Hattı" adıyla bir sınır önermiş; Türkiye bu hattı Misak-ı Millî'ye aykırı bularak reddetmiştir. Ancak bölgeye yönelik askeri hazırlıkların yapıldığı bir dönemde Şeyh Sait İsyanı'nın çıkması, Türkiye'nin dış politikadaki manevra alanını kısıtlamış ve 19261926 Ankara Antlaşması’nın imzalanmasına zemin hazırlamıştır.

Bu bilgiler ışığında, 19261926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması’nın hükümleriyle ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye-Irak sınırı, Milletler Cemiyeti’nin önerdiği Brüksel Hattı büyük oranda korunarak kesinleşmiştir.

Cevap

Türkiye-Irak sınırı, Milletler Cemiyeti’nin önerdiği Brüksel Hattı esas alınarak kesinleşmiştir.
Antlaşmanın temel toprak hükmüne göre, Milletler Cemiyeti'nin önerdiği Brüksel Hattı, Türkiye ile Irak arasındaki resmi sınır olarak kabul edilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin Musul ve Kerkük üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun Milletler Cemiyeti sürecini analiz etme
Haliç Konferansı'nın başarısızlığı sonrası konunun Milletler Cemiyeti'ne gitmesi ve 'Brüksel Hattı' önerisinin ortaya çıkması.
Diplomatik sürecin hangi aşamada tıkandığını ve uluslararası çözüm önerisini belirlemek.
2
Dış politikayı etkileyen iç gelişmeyi değerlendirme
Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin askeri harekat gücünü ve diplomatik pazarlık yeteneğini zayıflatması.
İç politikadaki krizlerin dış politika sonuçları üzerindeki zorlayıcı etkisini anlamak.
3
19261926 Ankara Antlaşması hükümlerini saptama
Brüksel Hattı'nın sınır kabul edilmesi, Musul'un Irak'a bırakılması ve petrolden 10%10\% pay (2525 yıl) alınması.
Antlaşmanın somut maddelerini ve Misak-ı Millî'den verilen tavizi doğrulamak.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Musul'un Kaybedilmesi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 30Soru →

1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve Doğu Akdeniz’de yayılmacı bir siyaset izlemesi üzerine Türkiye, bölgesel barışı korumak ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Orta Doğu ülkeleriyle iş birliğine yönelmiştir. Bu sürecin sonunda 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda dört devlet arasında bir dostluk ve güvenlik paktı imzalanmıştır.

Buna göre, Sadabat Paktı’nın kurulmasına zemin hazırlayan temel dış tehdit ve Türkiye ile yaşadığı sınır sorunları nedeniyle paktın dışında kalan bölge devleti aşağıdakilerin hangisinde bir arada verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya’nın yayılmacı politikası - Suriye

Cevap

İtalya’nın yayılmacı politikası ve paktın dışında kalan devlet olarak Suriye
Sadabat Paktı, 1930'lu yılların ikinci yarısında İtalya'nın Habeşistan'ı işgaliyle başlayan yayılmacı politikasına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanmıştır. Bu süreçte Suriye, özellikle Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi sebebiyle bu ittifaka dahil olmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış tehdidi belirle
İtalya'nın 1935'te Habeşistan'ı işgali ve Akdeniz'deki 'Bizim Deniz' politikası bölge için tehdit oluşturmuştur.
Paktın kurulmasındaki temel itici güç, artan İtalyan yayılmacılığına karşı korunma ihtiyacıdır.
2
Pakt üyelerini hatırla
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan paktın kurucu üyeleridir.
Sınır güvenliği ve karşılıklı dostluk amacıyla Tahran'da bir araya gelmişlerdir.
3
Pakt dışında kalan Orta Doğu devletini tespit et
Suriye, Hatay meselesi nedeniyle Türkiye ile gerginlik yaşadığı için pakta katılmamıştır.
Bölgesel ittifaklara katılmak için üye devletler arasında ikili sorunların bulunmaması veya çözülmüş olması gerekmektedir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Nedenleri ve Üyeleri
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 31Soru →

1923 Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'ne göre İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türkler mübadele dışı tutulmuştur. Ancak iki ülke arasında "yerleşik olma" (etabli) kavramının kapsamı ve kriterleri konusunda çıkan anlaşmazlıklar, 1930 yılına kadar Türk-Yunan ilişkilerinde temel gerginlik kaynağı olmuştur. Bu sorunu kesin olarak çözen ve tarafların yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerini yerleşik (etabli) kabul eden gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 10 Haziran 1930'da Ankara (Ahali) Antlaşması'nın imzalanması

Cevap

1930 yılında imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile etabli sorunu çözüme kavuşmuştur.
10 Haziran 1930'da imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması, etabli sorununu kesin olarak çözmüştür. Bu antlaşma ile İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, şehre ne zaman yerleştiklerine bakılmaksızın 'etabli' (yerleşik) sayılmaları kararlaştırılmış; böylece iki ülke arasındaki ilişkiler normalleşerek Balkan Antantı'na giden süreç başlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kaynağını belirleme
Lozan'daki etabli (yerleşik) tanımı
Mübadele dışı kalacak kişilerin kimler olduğunun netleşmemesi gerginliğe yol açmıştır.
2
Çözüm sürecini analiz etme
1930 Ankara Antlaşması
Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Türkiye ziyareti ve Ankara Antlaşması ile hukuki belirsizlik giderilmiştir.
3
Çözüm kriterini teyit etme
Yerleşme tarihine bakılmaksızın etabli kabulü
Ankara Antlaşması, İstanbul Rumlarını ve Batı Trakya Türklerini geldikleri tarihe bakmaksızın yerleşik sayarak tartışmayı bitirmiştir.

Anahtar Kavram

Nüfus Mübadelesi ve Etabli Sorunu

İpuçları

1
Etabli sorunu, Türkiye ve Yunanistan arasında Lozan sonrası yaşanan en büyük krizdir.
2
Sorun 1930 yılında, Venizelos ve Atatürk'ün yakınlaşması sayesinde çözülmüştür.
3
Çözüm belgesi, başkent Ankara'da imzalanan Ahali Mübadelesi Antlaşması'dır.

Daha Fazla Pratik

Mübadele sorununun çözümünden sonra başlayan Türk-Yunan yakınlaşmasının bölgesel sonuçlarını (Balkan Antantı gibi) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 32Soru →

Türkiye Cumhuriyeti, 1930'lu yılların başından itibaren Avrupa'da tırmanan savaş tehdidine ve yayılmacı politikalara karşı 'kolektif güvenlik' odaklı bir diplomasiyi ön plana çıkarmıştır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin 1932-1939 yılları arasında yürüttüğü dünya barışına katkı sağlama ve güvenlik arayışları kapsamındaki faaliyetlerinden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bozkurt-Lotus davasının Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na taşınması

Cevap

Bozkurt-Lotus davasının Uluslararası Adalet Divanı'na taşınması, 1927 yılına ait bir gelişme olup 1932-1939 arasındaki kolektif güvenlik dönemi kapsamında yer almaz.
Türk dış politikası 1932 yılına kadar daha çok Lozan'dan sarkan sorunların (Nüfus mübadelesi, Musul, Dış borçlar, Yabancı okullar) çözümüne odaklanmıştır. Bozkurt-Lotus davası da bu kapsamda 1927 yılında kazanılan bir hukuk zaferidir. 1932 sonrasında ise yükselen savaş tehdidi nedeniyle kolektif güvenlik (Milletler Cemiyeti, Balkan ve Sadabat paktları) öncelik kazanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapılması
Atatürk dönemi dış politikası 1923-1932 (Lozan'dan kalan sorunların çözümü) ve 1932-1939 (Kolektif güvenlik ve dünya barışı) olarak ikiye ayrılır.
Soruda istenen 1932-1939 dönemine ait olmayan faaliyetin belirlenmesi için kronolojik ayrım gereklidir.
2
Seçeneklerdeki olayların kronolojik olarak sınıflandırılması
Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936) ve Sadabat Paktı (1937) ikinci döneme aittir. Bozkurt-Lotus (1927) ise ilk döneme aittir.
Olayların tarihlerini ve amaçlarını eşleştirerek dönemsel uyum kontrol edilir.

Anahtar Kavram

Atatürk dönemi dış politikasının safhaları ve kolektif güvenlik anlayışı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 33Soru →

1937 yılında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı'nın metni incelendiğinde; tarafların birbirlerinin ortak sınırlarının dokunulmazlığına saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine karışmamayı ve pakt üyelerinden birine yönelik bir saldırı girişimi durumunda karşılıklı danışma (müşavere) mekanizmasını işletmeyi taahhüt ettikleri görülmektedir. Ayrıca paktın, Milletler Cemiyeti Paktı ve Kellogg-Briand Paktı ilkelerine sadık kalınarak oluşturulduğu vurgulanmıştır.

Sadabat Paktı'nın bu yapısal ve hukuki özellikleri dikkate alındığında, paktın işleyişi ve kapsamı hakkında varılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üye devletler arasında bağlayıcı bir askeri ittifak kurmaktan ziyade, diplomatik dayanışma ve bölgesel statükonun korunması iradesini ön plana çıkarmaktadır.

Cevap

Pakt, üye devletler arasında bağlayıcı bir askeri ittifak kurmaktan ziyade, diplomatik dayanışma ve bölgesel statükonun korunması iradesini ön plana çıkarmaktadır.
Sadabat Paktı, içeriği itibarıyla tarafların birbirine saldırmamasını ve bir tehlike anında ortak bir tavır belirlemek üzere diplomatik görüşmeler yapmasını öngören bir 'saldırmazlık ve iş birliği' belgesidir. Bağlayıcı bir askeri yardım maddesi içermemesi, paktın askeri bir ittifak olmaktan çok bölgesel statükoyu (mevcut durumu) koruma amacı güden diplomatik bir dayanışma hareketi olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın imzacılarını ve tarihini belirle.
1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanmıştır.
Konunun tarihsel ve coğrafi çerçevesini çizmek için gereklidir.
2
Metindeki temel yükümlülükleri analiz et.
İç işlerine karışmama, sınırların dokunulmazlığı ve saldırı durumunda danışma (müşavere) esası kabul edilmiştir.
Paktın askeri mi yoksa diplomatik mi olduğunu anlamak için maddeler incelenmelidir.
3
Askeri ittifak ile saldırmazlık paktı arasındaki farkı ayırt et.
Saldırmazlık paktları 'savaşmama' sözü verirken; askeri ittifaklar 'birlikte savaşma' sözü verir. Sadabat Paktı bir saldırmazlık ve danışma paktıdır.
KPSS düzeyindeki sorularda paktın hukuki niteliği belirleyici bir ayırt edicidir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Saldırmazlık ve Diplomatik Dayanışma Niteliği

İpuçları

1
Paktın 'saldırmazlık' mı yoksa 'savunma ittifakı' mı olduğuna odaklanın.
2
Metindeki 'müşavere' (danışma) ifadesi, otomatik bir askeri müdahale zorunluluğunun olmadığını gösterir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın imzalanma gerekçeleri ile üye devletlerini karşılaştıran bir tablo hazırlayarak aralarındaki temel farkları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 34Soru →

19231923 Mübadele Sözleşmesi’nin uygulanması sürecinde ortaya çıkan 'etabli' (yerleşiklik) uyuşmazlığı, Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirse de 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Mukavelesi) ile çözüme kavuşturulmuştur. Türkiye, bu antlaşma ile İstanbul’daki Rumların yerleşme tarihlerine bakılmaksızın 'yerleşik' sayılmasını kabul ederek önemli bir esneklik göstermiştir.

Türkiye’nin bu meselede gösterdiği diplomatik esnekliğin temel stratejik gerekçesi ve bu sürecin sonucunda batı sınırlarının güvenliğini sağlamaya yönelik atılan en somut adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupa'da yükselen revizyonist tehditlere karşı bölgesel barış kuşağı oluşturma arzusu; 19341934 Balkan Antantı'nın kurulması

Cevap

Avrupa'daki revizyonist tehditlere karşı batı sınırlarını güvence altına almak için kurulan 19341934 Balkan Antantı'dır.
Doğru yanıt, Türkiye'nin etabli (yerleşiklik) konusunda esneklik göstererek Yunanistan ile barışmasının temel amacının Balkanlar'daki güvenlik boşluğunu doldurmak olduğunu vurgulamaktadır. 19301930 yılında sağlanan bu uzlaşı, Türk-Yunan dostluğunu başlatmış ve bu süreç 19341934 yılında Balkan Antantı'nın kurulmasıyla taçlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
19301930 Ankara Antlaşması'nın 'etabli' tanımındaki değişikliği analiz etme.
Lozan'daki 'Ekim 19181918 öncesi yerleşmiş olma' kriterinin terk edilerek mevcut nüfusun yerleşik sayıldığı görülür.
Uyuşmazlığın Türkiye'nin gösterdiği esneklik sayesinde bittiğini anlamak için.
2
Bu diplomatik manevranın dış politika vizyonuyla bağını kurma.
İtalya'nın Akdeniz'deki yayılmacı politikası (Bizim Deniz) karşısında Yunanistan ile barışmanın zorunlu hale gelmesi.
Türkiye'nin neden taviz verdiğini stratejik bir temele oturtmak için.
3
Sürecin bölgesel sonucunu saptama.
Türk-Yunan dostluğunun 19341934'te Yugoslavya ve Romanya'nın da katılımıyla Balkan Antantı'na dönüşmesi.
Mübadele sorununun çözümünün doğrudan bölgesel bir savunma paktına yol açtığını doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Etabli Sorunu ve Balkan Antantı İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 35Soru →

Atatürk’ün "şahsi meselem" olarak nitelendirdiği ve "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz." diyerek büyük bir kararlılıkla takip ettiği Hatay meselesinin çözüm süreciyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen temsilcinin hazırladığı Sandler Raporu ile bölgeye ayrı bir statü verilmiş ve bağımsızlığa giden süreç hızlanmıştır.

Cevap

Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen temsilcinin hazırladığı Sandler Raporu ile bölgeye ayrı bir statü verilmiş ve bağımsızlığa giden süreç hızlanmıştır.
Milletler Cemiyeti tarafından hazırlatılan Sandler Raporu, Hatay'ın Suriye'den ayrı bir siyasi varlık olduğunu kabul ederek bölgenin bağımsızlığına ve sonrasında Türkiye'ye katılmasına giden hukuki süreci başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Fransa'nın Suriye'den çekilme kararını değerlendir
1936'da Fransa'nın manda yönetimini sonlandırma kararı üzerine Hatay meselesi uluslararası boyuta taşınmıştır.
Fransa'nın çekilmesiyle Hatay'ın Suriye'ye bırakılma tehlikesi doğmuştur.
2
Milletler Cemiyeti ve Sandler Raporu etkisini analiz et
Cemiyetin görevlendirdiği İsveçli delege Sandler tarafından hazırlanan rapor, Hatay'ın (Sancak) ayrı bir varlık olarak tanınmasını sağlamıştır.
Hukuki olarak bölgenin Suriye'den ayrı olduğu tescillenmiştir.
3
Devletleşme ve katılma sürecini kontrol et
1938'de Bağımsız Hatay Cumhuriyeti kurulmuş (CB: Tayfur Sökmen, BB: Abdurrahman Melek), 1939'da ise anavatana katılım kararı alınmıştır.
Atatürk'ün vefatından sonra 23 Haziran 1939'da süreç tamamlanmıştır.

Anahtar Kavram

Hatay Sorunu'nun diplomatik çözüm süreci ve Sandler Raporu'nun önemi.

Daha Fazla Pratik

Tayfur Sökmen ve Abdurrahman Melek'in görevlerini tekrar ederek Hatay Cumhuriyeti kabinesini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 36Soru →

1930'lu yılların başından itibaren İtalya'nın Doğu Akdeniz'e yönelik yayılmacı emelleri ve Almanya'nın hızla silahlanması, Balkan devletlerini ortak bir güvenlik arayışına yöneltmiştir. Bu doğrultuda 9 Şubat 1934 tarihinde Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında "Balkan Antantı" imzalanmıştır. Bu pakt ile taraflar sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almayı ve birbirlerine danışmadan Balkan devletleriyle siyasi bir anlaşma yapmamayı taahhüt etmişlerdir. Buna göre, bir Balkan devleti olmasına rağmen Bulgaristan'ın bu oluşuma katılmamasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birinci Dünya Savaşı sonrası sınırlarından memnun olmayıp komşularından toprak talep etmesi

Cevap

Bulgaristan'ın komşu devletlerin toprakları üzerinde hak iddia etmesi ve revizyonist (statükoyu değiştirmek isteyen) bir politika izlemesi
Doğru cevap, Bulgaristan'ın I. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan Neuilly Antlaşması'nın getirdiği sınır düzenlemelerinden memnun olmayışını ifade eder. Bulgaristan; Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya gibi komşularından toprak talep ettiği için sınırları güvence altına alan Balkan Antantı'na katılmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın amacını analiz etme
Paktın temel amacı, 1930'larda artan Alman ve İtalyan tehdidine karşı Balkan devletlerinin mevcut sınırlarını (statükoyu) korumaktır.
Antantın içeriğini anlamak, neden bazı devletlerin dışarıda kaldığını açıklar.
2
Bulgaristan'ın o dönemdeki dış politika önceliklerini değerlendirme
Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve Neuilly Antlaşması ile özellikle Dobruca (Romanya'dan) ve Ege Denizi'ne çıkış (Yunanistan'dan) gibi toprak talepleri olan revizyonist bir devlettir.
Toprak talep eden bir devlet, mevcut sınırları garanti altına alan bir anlaşmaya imza atmaz.
3
Katılmayan diğer devletlerle (Arnavutluk) karşılaştırma yapma
Arnavutluk İtalya korkusu/baskısı yüzünden katılamazken, Bulgaristan kendi yayılmacı emelleri nedeniyle katılmamıştır.
İki katılmayan devlet arasındaki temel farkı ayırt etmek hatayı önler.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Revizyonizm

İpuçları

1
Paktın temel amacı 'statükoyu korumak' yani mevcut sınırları değiştirmemektir.
2
I. Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan ve toprak kaybeden devletlerin (Almanya, Macaristan, Bulgaristan) genel dış politika eğilimlerini düşünün.
3
Bir devlet neden sınırların değişmeyeceğine dair söz vermez? Çünkü o sınırları kendisi değiştirmek istiyordur (toprak talebi).

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı üyelerini 'TAYYAR' (Türkiye, Arnavutluk X - Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) kodlamasıyla hatırlayabilirsiniz. Ancak Arnavutluk'un paktın içinde olmadığını, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın olduğunu unutmamalısınız.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 37Soru →

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda dünya barışına katkı sağlamayı amaçlayan Türkiye; İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen davet sonucunda aşağıdaki uluslararası kuruluşlardan hangisine üye olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti

Cevap

Türkiye, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle 1932 yılında Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) üye olmuştur.
Türkiye, uluslararası barışa katkı sağlama hedefi doğrultusunda 18 Temmuz 1932'de İspanya ve Yunanistan'ın davetiyle Milletler Cemiyeti'ne katılmıştır. Bu durum, Türkiye'nin 'Yurtta sulh, cihanda sulh' anlayışını uluslararası platformda tescillemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin barışçı dış politika ilkelerini analiz etmek.
"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin uluslararası iş birliğine zemin hazırladığı görülür.
Soruda belirtilen dış politika vizyonunu anlamak için gereklidir.
2
1932 yılında gerçekleşen özel davet sürecini (İspanya ve Yunanistan) hatırlamak.
Bu davetin tek bir kuruluşa (Milletler Cemiyeti) ait olduğu tespit edilir.
Türkiye'nin kuruluşlara üye olma biçimleri (davet vs. başvuru) arasındaki farkı belirlemek içindir.
3
Seçeneklerdeki kuruluşları kronolojik ve işlevsel olarak değerlendirmek.
Milletler Cemiyeti'nin dünya barışını koruma amacı taşıdığı saptanır.
Diğer paktların bölgesel nitelikte veya farklı zaman dilimlerinde olduğunu teyit etmek içindir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti'ne Davet ve Üyelik
Tahmini Süre:45s
Soru 38Soru →

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yabancı okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması ve bu kurumların Türk müfettişlerince denetlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu karara itiraz ederek konuyu uluslararası bir boyuta taşımak isteyen Fransa ve Vatikan gibi güçlerin görüşme talepleri, Türkiye tarafından 'egemenlik haklarımıza müdahale edilemez' gerekçesiyle geri çevrilmiştir.

Türkiye’nin bu tutumuyla doğrudan aşağıdakilerden hangisini amaçladığı savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim politikalarını ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık esaslarına göre şekillendirmek

Cevap

Eğitim politikalarını ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık esaslarına göre şekillendirmek
Türkiye'nin yabancı okullar sorununda sergilediği kararlı tutum, bu konunun bir dış politika malzemesi değil, egemen bir devletin kendi iç hukuk düzenlemesi olduğu düşüncesine dayanır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun bir uzantısı olarak eğitimde birliği ve milli kontrolü sağlamak amacıyla yabancı devletlerin müdahalesi reddedilmiş, böylece ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık ilkeleri eğitim politikalarına yansıtılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin dış devletlerin görüşme taleplerini reddederken kullandığı 'egemenlik hakları' ve 'iç mesele' vurgusunu analiz edin.
Türkiye'nin eğitim alanındaki düzenlemeleri ulusal bir egemenlik yetkisi olarak gördüğü belirlenir.
Bir devletin kendi sınırları içerisindeki kurumları kendi yasalarına göre düzenlemesi bağımsızlığın temel gereğidir.
2
Yabancı okulların Türk yasalarına tabi tutulmasının hangi temel ilkeye hizmet ettiğini değerlendirin.
Bu tutumun doğrudan ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık anlayışıyla örtüştüğü sonucuna varılır.
Yabancı devletlerin müdahalesinin reddedilmesi, eğitimde milli bir otoritenin kurulmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu ve İç Mesele İlkesi
Soru 39Soru →

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında, 19281928 yılında imzalanan Paris Borçlar Sözleşmesi ile Osmanlı Devleti'nden kalan borçların ödeme takvimi ve miktarı karara bağlanmıştır. Ancak Türkiye, kısa bir süre sonra bu takvimde köklü değişiklikler yapılmasını ve ödemelerin taksitlendirilerek ertelenmesini talep etmiştir.

Türkiye'nin dış borçlar konusunda alacaklı devletlerden yeni bir yapılandırma talep etmesine zemin hazırlayan ve uluslararası alanda borçların ertelenmesi imkanını doğuran temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası yayımlanan Hoover Moratoryumu

Cevap

Türkiye'nin dış borçlar konusunda yeni bir yapılandırma talep etmesine yol açan gelişme, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası yayımlanan Hoover Moratoryumu'dur.
Dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz sebebiyle borçlarını ödemekte zorlanan devletler için yayımlanan Hoover Moratoryumu, Türkiye'ye de borçlarını taksitlendirme ve miktarını azaltma imkanı tanımıştır. Bu sayede 19331933 yılında Fransa ile yapılan yeni bir anlaşmayla borç yükü hafifletilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
19281928 Paris Borçlar Sözleşmesi'nin etkilerini analiz et.
Osmanlı'dan kalan borçların taksitlendirilmesi sağlandı.
Lozan Antlaşması'nda borçların paylaştırılması kararlaştırılmış, Paris'te ise ödeme planı netleşmiştir.
2
19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın dış politikaya etkisini değerlendir.
Küresel kriz Türkiye'nin ihracat gelirlerini düşürerek borç ödemesini zorlaştırdı.
Tarımsal ürün fiyatlarının düşmesi, Türkiye gibi tarım ekonomisine dayalı ülkelerin döviz girdisini azaltmıştır.
3
Hoover Moratoryumu'nun rolünü belirle.
ABD Başkanı Hoover'ın borç ödemelerini dondurma teklifi Türkiye'ye yeni bir müzakere kapısı açtı.
Bu moratoryum, Türkiye'nin alacaklı devletlerle (özellikle Fransa) yeniden masaya oturarak 19331933 yılında borçları büyük ölçüde indirmesini sağlamıştır.

Anahtar Kavram

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve Hoover Moratoryumu'nun Türk dış politikasına etkisi.
Tahmini Süre:50s
Soru 40Soru →

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası; kuruluşunun ilk yıllarında Lozan Barış Antlaşması'ndan sarkan ikili uyuşmazlıkların çözümüne yönelmişken, 19301930'lu yılların başından itibaren değişen dünya konjonktürü nedeniyle kolektif güvenlik sistemine ağırlık vermiştir.

Buna göre aşağıdakilerden hangisi, 1930−19381930-1938 yılları arasında "barışçılık" ve "gerçekçilik" ilkeleri ışığında atılan diplomatik adımlardan biri olarak gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın imzalanarak batı sınırlarının güvenliğinin artırılması

Cevap

Balkan Antantı'nın imzalanarak batı sınırlarının güvenliğinin artırılması
Türk dış politikası 19301930 yılından itibaren Almanya ve İtalya'nın yarattığı savaş tehdidine karşı kolektif güvenlik sistemine yönelmiştir. 19341934 yılında imzalanan Balkan Antantı, bölgesel barışı korumayı hedefleyen ve 'gerçekçilik' ile 'barışçılık' ilkeleriyle doğrudan örtüşen bir diplomatik hamledir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dönemlerini belirleme
1923−19301923-1930 dönemi Lozan pürüzleri, 1930−19381930-1938 dönemi ise dünya barışı ve kolektif güvenlik odaklıdır.
Soruda istenen 19301930 sonrası gelişmeyi doğru kategorize etmek için zaman dilimleri ayrılmalıdır.
2
Seçeneklerdeki olayların kronolojisini ve niteliğini analiz etme
Balkan Antantı (19341934), revizyonist tehditlere karşı barışçı bir kolektif güvenlik adımıdır.
Yabancı okullar (19241924), Musul (19261926) ve borçlar (19281928) gibi konular ilk dönemin faaliyetleridir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Safhaları
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 2 / 30Sonraki