Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 1Soru →

Osmanlı Devleti’nden devralınan dış borçların ödenmesi sürecinde, 1929 yılında başlayan Dünya Ekonomik Bunalımı Türkiye'nin ödeme takvimini olumsuz etkilemiş ve bütçe dengesini sarsmıştır. Bu durum üzerine Türkiye Cumhuriyeti, alacaklı devletlerle (başta Fransa) yeniden görüşmeler yaparak borçların taksitlendirilmesini ve faiz oranlarının düşürülmesini talep etmiştir. Türkiye’nin bu süreçte borçlarını yeniden yapılandırmak için dayanak gösterdiği ve uluslararası alanda borç ödemelerinin ertelenmesini öngören belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hoover Moratoryumu

Cevap

Türkiye Cumhuriyeti'nin dış borçlar sorununda 1933 yılında yaptığı yeni düzenlemeye dayanak olan belge Hoover Moratoryumu'dur.
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası borç ödemelerinin küresel düzeyde tıkanması üzerine ABD Başkanı Hoover, borçların bir süreliğine ertelenmesini öngören bir moratoryum ilan etmiştir. Türkiye bu gelişmeyi fırsat bilerek alacaklılarla yeniden görüşmüş ve 1933 yılında borç yükünü hafifleten yeni bir anlaşma imzalamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun bağlamını belirleme
Dış borçlar sorunu ve 1929 Ekonomik Buhranı'nın etkisi.
1929 krizi Türkiye'nin ödeme gücünü zayıflatmış ve uluslararası bir çözüm arayışını zorunlu kılmıştır.
2
Uluslararası belgeleri değerlendirme
Hoover Moratoryumu'nun tespiti.
ABD Başkanı Hoover, krizden etkilenen devletlerin borçlarını ödeyebilmesi için bir yıllık erteleme (moratoryum) önermiştir; Türkiye bu haktan faydalanmak için başvuruda bulunmuştur.
3
Sonucu doğrulama
1933 Paris Borçlar Sözleşmesi.
Hoover Moratoryumu'na dayanan Türkiye, Fransa ile 1933'te yeni bir anlaşma imzalayarak borçlarını Türk Lirası ve mal karşılığı ödeme, taksitleri uzatma gibi avantajlar elde etmiştir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Borçlar Sorunu ve Hoover Moratoryumu

İpuçları

1
Bu belge, 1929 ekonomik krizinin etkilerini azaltmak için ABD tarafından önerilmiştir.
2
Türkiye bu belgeye dayanarak 1933 yılında Fransa ile borçları yeniden taksitlendiren bir sözleşme imzalamıştır.
3
Kelime anlamı 'erteleme' olan ve adını dönemin ABD başkanından alan belgedir.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı'dan kalan borçların hangi yıl tamamen bittiğini (1954) ve en çok hangi devletle sorun yaşandığını (Fransa) incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 2Soru →

Lozan Barış Konferansı’nda çözümü sonraya bırakılan Musul Sorunu, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşma ile Türkiye-Irak sınırı çizilirken Musul ve Kerkük İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılmış, buna karşılık İngiltere'nin üzerinde hak iddia ettiği aşağıdaki bölgelerden hangisinin Türkiye egemenliği altında kalması kesinleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakkâri

Cevap

Doğru cevap, 1926 Ankara Antlaşması ile Türkiye sınırları içerisinde kaldığı kesinleşen Hakkâri'dir.
1926 yılında İngiltere ile imzalanan Ankara Antlaşması, Musul Sorunu'nu nihai karara bağlamıştır. Bu antlaşma ile Musul, Kerkük ve Süleymaniye İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılırken, Milletler Cemiyeti komisyonunun raporunda da belirtilen ve 'Brüksel Hattı' olarak bilinen sınırın kuzeyinde kalan Hakkâri bölgesi Türkiye sınırları içinde kabul edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun diplomatik sürecini hatırla.
Lozan'da çözülemeyen mesele ikili görüşmelere bırakılmış, ardından Milletler Cemiyetine taşınmıştır.
Sorunun kronolojik seyrini belirlemek, antlaşmanın kapsamını anlamaya yardımcı olur.
2
1926 Ankara Antlaşması'nın sınır hükümlerini analiz et.
Antlaşma ile Brüksel Hattı esas alınarak Türkiye-Irak sınırı çizilmiştir.
Hangi bölgelerin Türkiye tarafında kaldığını tespit etmek için sınır hattı bilgisini kullanmak gerekir.
3
Antlaşma ile egemenlik hakları kesinleşen bölgeleri eşleştir.
Musul, Kerkük ve Süleymaniye Irak'a (İngiltere) bırakılırken, Hakkâri Türkiye'de kalmıştır.
Antlaşmanın kazanç ve kayıplarını ayırt ederek doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Türkiye-Irak Sınırı

İpuçları

1
Antlaşmanın imzalanmasında etkili olan Brüksel Hattı sınırını hatırla.
2
Musul'un kaybına karşılık güney sınırında hangi ilimizin güvenliğinin tescil edildiğini düşün.
3
İngiltere'nin bölgede Nesturi ayaklanmalarını kışkırtarak hak iddia ettiği ilimizdir.

Daha Fazla Pratik

Ankara Antlaşması ile belirlenen petrol gelirleri payının daha sonra hangi gelişme ile nakde çevrildiğini araştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 3Soru →

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1932 yılları arasında Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesi, 1932-1939 yılları arasında ise dünya barışına katkı ve kolektif güvenlik politikaları olarak iki ana safhada ele alınmaktadır.

Buna göre, Türk dış politikasının bu dönemleri ve temel ilkeleriyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nüfus Mübadelesi (Etabli) sorununun Yunanistan ile çözülerek dostluk sürecinin başlaması, 1932-1939 yılları arasındaki ikinci dönemin bir gelişmesidir.

Cevap

Nüfus Mübadelesi sorununun 1932-1939 yılları arasına dahil edilmesi yanlıştır; bu gelişme 1930 yılında gerçekleşmiştir.
Nüfus Mübadelesi (Etabli) sorununun çözümü 1930 yılındadır. Bu gelişme, Lozan Antlaşması'ndan kalan sorunların çözüldüğü birinci dönem (1923-1932) içerisinde yer alır. 1932-1939 yılları arası ise daha çok Milletler Cemiyeti'ne giriş, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi kolektif güvenlik odaklı gelişmeleri kapsar.

Adım Adım Çözüm

1
Atatürk dönemi dış politikasının kronolojik sınırlarını belirle.
1. Dönem: 1923-1932 (Lozan pürüzleri), 2. Dönem: 1932-1939 (Barış ve Güvenlik).
Dönemlerin temel karakteristiğini anlamak için kronolojik ayrım yapılmalıdır.
2
Seçenekteki olayın (Nüfus Mübadelesi) gerçekleşme tarihini kontrol et.
Nüfus Mübadelesi (Etabli) sorunu 10 Haziran 1930'da imzalanan Ahali Sözleşmesi ile çözülmüştür.
Olayın hangi dönemin ruhuna ve tarihine ait olduğunu saptamak için kesin tarih gereklidir.
3
Olayı dönemlerle eşleştir.
1930 yılı, 1923-1932 arasındaki birinci safhaya dahildir.
İkinci safha (1932-1939) olarak nitelendirilen dönemde bu sorun zaten çözülmüştür.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Kronolojisi ve Temel İlkeler
Tahmini Süre:55s
Soru 4Soru →

Türkiye Cumhuriyeti'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) üyelik süreci incelendiğinde; genel teamülün aksine cemiyete üyelik başvurusu yapmadığı, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyetin genel kurulu tarafından resmen davet edildiği görülmektedir. Türkiye'nin uluslararası bir kuruluşa bu şekilde davet edilerek katılması, aşağıdakilerden hangisinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle bağdaşan barışçı ve istikrarlı politikaların uluslararası toplumda güven uyandırması

Cevap

Türkiye'nin barışçı dış politikası ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda attığı adımların uluslararası alanda takdir edilmesi ve güven oluşturmasıdır.
Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet edilerek katılması, uluslararası diplomaside nadir görülen bir durumdur. Bu durum, Türkiye'nin Lozan sonrası dönemde "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesiyle yürüttüğü barışçı, tutarlı ve güven verici politikaların bir sonucudur. İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği, Türkiye'nin sadece bölgesinde değil dünya siyasetinde de barışın teminatı olarak görüldüğünü kanıtlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika ilkelerini değerlendir.
Atatürk dönemi dış politikasının temel taşı "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesidir.
Türkiye'nin uluslararası sistemdeki saygınlığı bu barışçı tutuma dayanmaktadır.
2
Cemiyete giriş usulünü incele.
Türkiye başvuruda bulunmamış, İspanya ve Yunanistan'ın girişimiyle özel bir davet almıştır.
Bu usul, Türkiye'nin uluslararası barışa katkılarının ve yarattığı güven ortamının bir göstergesidir.
3
Kronolojik kontrol yap.
Üyelik tarihi 18 Temmuz 1932'dir.
Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı (1937) gibi gelişmeler kronolojik olarak bu olaydan sonradır.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine giriş süreci ve barışçı dış politika vizyonu.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın kurulma amaçları ile Milletler Cemiyeti arasındaki ilişkiyi inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 5Soru →

Lozan Barış Konferansı sürecinde Türk heyeti, yabancı okullar konusunun uluslararası bir antlaşma metniyle değil, Türkiye’nin çıkaracağı kanunlar çerçevesinde çözüleceğini savunmuştur. Ancak 1925 yılında Fransa ve Vatikan, okulların müfredatına ve denetimine yönelik yeni düzenlemeleri gerekçe göstererek konuyu uluslararası bir platformda müzakere etmeyi teklif etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ise bu talebi; "Bu mesele Türkiye'nin bir iç meselesidir, dış bir devletle pazarlık konusu yapılamaz." diyerek kesin bir dille reddetmiştir.

Türkiye’nin bu tutumunun temel dayanağı ve korumaya çalıştığı temel prensip aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yabancı okulların statüsünün ikili antlaşmalar yerine tamamen Türk iç hukukuna ve egemenlik haklarına tabi olması

Cevap

Yabancı okulların statüsünün ikili antlaşmalar yerine tamamen Türk iç hukukuna ve egemenlik haklarına tabi olması
Türkiye, Lozan Antlaşması ile yabancı okulların Türk iç hukukuna tabi olacağını tüm dünyaya kabul ettirmiştir. Fransa ve Vatikan'ın 1925'teki görüşme taleplerini reddetmesi, bu okulların artık uluslararası bir antlaşma konusu değil, Türkiye'nin kendi egemenlik alanındaki bir idari tasarrufu olduğunu vurgulama amacını taşır. Bu durum, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik prensiplerinin doğrudan bir uygulamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar ifadeyi analiz etme
"İç mesele" ve "müzakereye kapalı" ifadeleri tespit edildi.
Türkiye'nin dış politikada egemenlik haklarını koruma konusundaki kararlılığını anlamak için gereklidir.
2
Lozan Barış Antlaşması'ndaki hukuki dayanağı hatırlama
Okulların Türk kanunlarına ve yönetmeliklerine bağlı olacağı kararı anımsandı.
Fransa ve Vatikan'ın taleplerinin neden hukuka aykırı olduğunu belirlemek için gereklidir.
3
Seçenekleri karşılaştırma
Dış müdahaleyi reddetmenin doğrudan bağımsızlık ve ulusal hukuk üstünlüğü ile ilgili olduğu sonucuna varıldı.
Doğru gerekçeyi diğer diplomatik olaylardan ayırmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Ulusal Egemenlik ve İç Mesele İlkesi

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ilişkisini ve bu okullarda Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6Soru →

Lozan Barış Antlaşması'na göre yabancı okulların çalışma esasları Türkiye'nin iç hukukuna bırakılmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde bu okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce okutulması zorunluluğu ile dinî sembollerin kaldırılması kararı Fransa ve Vatikan tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Türkiye, bu devletlerin konuyu diplomatik bir müzakere konusu haline getirme taleplerini "egemenlik haklarına müdahale" sayarak reddetmiştir.

Bu bilgilere göre, Türkiye’nin yabancı okullar konusunda sergilediği tavizsiz tutumun temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitimde birliği sağlayan kanunlar ve tam bağımsız devlet anlayışı

Cevap

Eğitimde birliği sağlayan kanunlar (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) ve tam bağımsız devlet anlayışı
Türkiye Cumhuriyeti, 3 Mart 1924'te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkedeki tüm eğitim kurumlarını tek çatı altında toplamış ve millîleştirmiştir. Yabancı okulların Türk müfettişlerce denetlenmesi ve kültür derslerinin Türk öğretmenlerce verilmesi, eğitimde birliğin ve ulusal egemenliğin bir gereğidir. Bu nedenle dış devletlerin bu konuda görüşme talepleri, bağımsız devlet ilkesi uyarınca kesinlikle reddedilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki hükmü analiz etme
Yabancı okulların Türk hukukuna tabi olduğu belirlenmiştir.
Sorunun uluslararası bir platformdan hukuki olarak çıkarıldığını anlamak için.
2
1924 ve 1925 yıllarındaki yasal düzenlemeleri değerlendirme
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birlik sağlanmış ve yabancı okullar MEB denetimine girmiştir.
Okulların hangi hukuki dayanakla denetlendiğini saptamak için.
3
Türkiye'nin dış politika tutumunu yorumlama
Türkiye, konuyu bir 'iç mesele' olarak tanımlayarak bağımsızlık ve egemenlik haklarını korumuştur.
Müzakere taleplerinin reddedilme gerekçesini belirlemek için.

Anahtar Kavram

Ulusal Egemenlik ve Tevhid-i Tedrisat
Tahmini Süre:55s
Soru 7Soru →

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesi ve Orta Doğu'da yayılmacı bir politika izlemesi üzerine Türkiye, doğu sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla bölgesel bir iş birliğine öncülük etmiştir. 8 Temmuz 1937 tarihinde İran'ın başkenti Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan bu pakt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sadabat Paktı

Cevap

Sadabat Paktı
Sadabat Paktı, 1937 yılında İtalya'nın Orta Doğu üzerindeki emellerine karşı Türkiye'nin öncülüğünde İran, Irak ve Afganistan arasında kurulan bölgesel bir savunma ve iş birliği örgütüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Tehdit kaynağını belirleme
İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Doğu Akdeniz'deki saldırgan tutumu
Uluslararası tehditlerin hangi bölgeyi etkilediğini anlamak doğru pakta ulaşmayı sağlar.
2
Bölgesel kapsamı analiz etme
Türkiye'nin doğu sınırları ve Orta Doğu coğrafyası
Paktın coğrafi odağı üyelerin kim olduğunu belirler.
3
Tarih ve üyeleri eşleştirme
1937 yılı ve Türkiye, İran, Irak, Afganistan dörtlüsü
Bu veriler bizi Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı'na götürür.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı

İpuçları

1
Bu pakt ile Türkiye'nin doğu sınırları güvence altına alınmıştır.
2
Paktın imzalandığı yer İran'ın başkenti Tahran'daki bir sarayın adıdır.
3
Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu nedeniyle bu pakta katılmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na üye olan ülkelerin listesini karşılaştırmalı olarak inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 8Soru →

Lozan Barış Konferansı'nda çözümü sonraya bırakılan tek konu olan Musul Sorunu'nun, Milletler Cemiyeti'ne taşınması ve 1926 Ankara Antlaşması ile neticelenen süreci düşünüldüğünde aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti’nin tavsiyesiyle belirlenen 'Brüksel Hattı' sınır olarak kabul edilmiş; Musul, petrol gelirlerinden pay alınması karşılığında Irak’a bırakılmıştır.

Cevap

Milletler Cemiyeti’nin tavsiyesiyle belirlenen 'Brüksel Hattı' sınır olarak kabul edilmiş; Musul, petrol gelirlerinden pay alınması karşılığında Irak’a bırakılmıştır.
Doğru seçenek, Musul meselesinin sonucunu ve sürecini eksiksiz yansıtmaktadır. Milletler Cemiyeti tarafından çizilen 'Brüksel Hattı', 1926 Ankara Antlaşması ile resmi Türkiye-Irak sınırı olarak kabul edilmiş; Musul, yıllık petrol gelirlerinin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi şartıyla İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan sonrası süreci analiz etme
Musul Sorunu'nun ikili görüşmelerle çözülemediği ve Milletler Cemiyeti'ne taşındığı görülür.
Meselenin uluslararası bir kurumun hakemliğine bırakıldığını anlamak için.
2
İç politikadaki gelişmeleri değerlendirme
Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin Musul üzerindeki askeri ve diplomatik baskısını kırdığı belirlenir.
İç sorunun dış politikadaki etkisini saptamak için.
3
1926 Ankara Antlaşması şartlarını kontrol etme
Brüksel Hattı'nın sınır olduğu ve %10 petrol gelirinin 25 yıl süreyle Türkiye'ye verildiği doğrulanır.
Antlaşmanın hukuki ve mali hükümlerini teyit etmek için.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Brüksel Hattı

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun ardından Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne bakış açısının nasıl değiştiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 9Soru →

Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunun ardından dış politikadaki önceliklerini ulusal çıkarlar ve küresel barış dengesi üzerine inşa etmiştir. Bu doğrultuda izlenen strateji, 1923−19321923-1932 yılları arasında Lozan'dan kalan sorunların tasfiyesi, 1932−19391932-1939 yılları arasında ise kolektif güvenlik ve bölgesel iş birlikleri şeklinde iki ana döneme ayrılmıştır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin 'mütekabiliyet' ve 'tam bağımsızlık' ilkeleriyle Lozan'dan kalan pürüzleri gidermeye odaklandığı **ilk dönem (1923−19321923-1932) gelişmeleri arasında gösterilemez**?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın imzalanarak Batı sınırlarının güvence altına alınması

Cevap

Balkan Antantı'nın imzalanması, Atatürk dönemi dış politikasının ikinci evresi olan 1932−19391932-1939 (Kolektif Güvenlik Dönemi) gelişmesidir.
Balkan Antantı, 99 Şubat 19341934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmıştır. Bu gelişme, Atatürk dönemi Türk dış politikasının ikinci safhası olan 'Dünya barışına katkı ve kolektif güvenlik' (1932−19391932-1939) döneminin tipik bir örneğidir. Diğer seçenekler ise Lozan Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesine yönelik birinci dönem (1923−19321923-1932) faaliyetleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Atatürk dönemi dış politikasının kronolojik evrelerini belirlemek.
1923−19321923-1932: Lozan'dan kalan sorunların (Musul, Borçlar, Yabancı Okullar, Mübadele vb.) çözümü. 1932−19391932-1939: Artan savaş tehdidine karşı kolektif güvenlik (Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı, Montrö, Sadabat Paktı) arayışı.
Dönemlerin temel karakteristiğini anlamak sorunun temelini oluşturur.
2
Dış etkenlerin (İtalya ve Almanya'nın yayılmacılığı) hangi dönemde etkili olduğunu analiz etmek.
19301930'lu yıllardan itibaren yükselen revizyonist tehditler Türkiye'yi ikinci dönem politikalarına yöneltmiştir.
İç ve dış etkenlerin politika üzerindeki etkisini ayırt etmek gerekir.
3
Seçeneklerdeki olayların tarihlerini saptamak.
Balkan Antantı 19341934 tarihlidir ve doğrudan ikinci döneme aittir. Diğerleri (1924,1926,19301924, 1926, 1930) ilk döneme aittir.
Kesin kronolojik bilgiyle doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

Atatürk dönemi dış politikası; bağımsızlık ve egemenlik odaklı birinci dönem ile barışçılık ve kolektif güvenlik odaklı ikinci dönemden oluşur.

Alternatif Yöntem

Dönemleri ayırt etmek için 'Lozan'dan kalanlar' (ikili ilişkiler) ile 'Dünya Savaşı tehdidine karşı paktlar' (çok taraflı ilişkiler) ayrımı yapılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 10Soru →

Atatürk Dönemi'nde Türkiye, dünya barışına katkı sağlamak ve sınırlarının güvenliğini korumak amacıyla çok taraflı bölgesel ittifaklara öncelik vermiştir. Bu doğrultuda, 19371937 yılında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı ile doğu sınırları güvence altına alınmıştır. Paktın imzalanması sürecinde, bölgedeki bir devlet Türkiye ile arasındaki Hatay Sorunu ve Irak ile olan sınır uyuşmazlıkları nedeniyle bu oluşumun dışında kalmıştır.

Bu bilgiler ışığında, Sadabat Paktı'na katılmayan söz konusu devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suriye

Cevap

Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır ihtilafları nedeniyle Sadabat Paktı'na katılmamıştır.
Sadabat Paktı, 19371937 yılında İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında kurulmuştur. Suriye, o dönemde Türkiye ile yaşadığı Hatay Sorunu (Sancak meselesi) ve Irak ile olan sınır uyuşmazlıkları nedeniyle bu pakta dahil olmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın amacını ve katılımcılarını belirlemek.
Sadabat Paktı (19371937); Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında doğu sınırlarını korumak amacıyla kurulmuştur.
Soruda bahsedilen paktın üyelerini netleştirmek için gereklidir.
2
Paktın dışında kalma nedenini analiz etmek.
Hatay Sorunu ve Irak-Suriye sınır anlaşmazlığı diplomatik bir engel oluşturmuştur.
Soruda verilen spesifik dışlanma gerekçesini anlamak için gereklidir.
3
Katılmayan devleti tespit etmek.
Suriye'nin Türkiye ile olan Hatay çekişmesi bu pakta girmesini engellemiştir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'na Katılmayan Devletler ve Gerekçeleri

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nın üye devletlerini ve kuruluş amaçlarını karşılaştırmalı bir tablo üzerinden tekrar ediniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 11Soru →

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Akdeniz'de 'Bizim Deniz' (Mare Nostrum) söylemiyle yayılmacı bir siyaset izlemesi, Orta Doğu ülkelerini bölgesel bir güvenlik iş birliğine yöneltmiştir. Bu doğrultuda 8 Temmuz 1937'de Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında bir dostluk ve güvenlik paktı imzalanmıştır.

Sadabat Paktı'nın oluşum süreci ve diplomatik özellikleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu paktla ilgili yanlış bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı üyeleri olan Yunanistan ve Romanya, Akdeniz güvenliğini Orta Doğu ile birleştirmek amacıyla paktın imza törenine iştirak ederek metne imza koymuşlardır.

Cevap

Balkan Antantı üyelerinin Sadabat Paktı'na imza koyduğu ifadesi yanlıştır çünkü her iki paktın üye yapıları birbirinden tamamen farklıdır.
Sadabat Paktı, Orta Doğu bölgesindeki güvenliği sağlamak amacıyla Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmış bir ittifaktır. Yunanistan ve Romanya gibi devletler Balkan Antantı'nın (1934) üyeleridir ve Sadabat Paktı ile herhangi bir kurumsal veya imzacı bağları bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu iki devletin pakt metnine imza koyduğu bilgisi tarihsel olarak yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın üye devletlerini belirle.
Üyeler: Türkiye, İran, Irak ve Afganistan.
Paktın coğrafi kapsamını ve katılımcılarını netleştirmek için.
2
Balkan Antantı ve Sadabat Paktı arasındaki farkı analiz et.
Balkan Antantı batı sınırları (Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Türkiye); Sadabat Paktı doğu sınırları içindir.
Seçeneklerdeki kavram karmaşasını (Yunanistan ve Romanya'nın katılımı iddiasını) çürütmek için.
3
Suriye'nin neden pakt dışında kaldığını değerlendir.
Hatay sorunu ve Irak ile sınır anlaşmazlıkları nedeniyle Suriye dahil olmamıştır.
Dışarıda kalan tek komşu olan Suriye'nin durumunu doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Bölgesel Güvenlik Paktları (Sadabat Paktı vs Balkan Antantı)

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılmayan komşu devletleri (Bulgaristan ve Suriye) ve katılmama gerekçelerini karşılaştırmalı olarak çalışmanız konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru →

1930’lu yıllarda Avrupa'da statükonun bozulmaya başlaması ve yayılmacı politikaların hız kazanması üzerine Türkiye, batı sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla bölgesel iş birliklerine öncülük etmiştir.

Bu süreçte 9 Şubat 1934 tarihinde imzalanan Balkan Antantı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi, paktın kurulma gerekçesini, katılımcı yapısını ve bölgedeki siyasi kısıtlılıklarını bir arada değerlendiren en kapsamlı yargıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya ve Almanya'nın yayılmacı tehditlerine karşı; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında kurulmuş; ancak Bulgaristan'ın revizyonist tutumu ve Arnavutluk'un İtalya baskısında olması tam katılımı engellemiştir.

Cevap

Balkan Antantı; İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmış ancak Bulgaristan ve Arnavutluk'un özel durumları nedeniyle tüm bölgeyi kapsayamamıştır.
Balkan Antantı, 1934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (TAYYARE) arasında, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı sınırları güvence altına almak için imzalanmıştır. Bulgaristan'ın sınırlarını genişletmek istemesi (revizyonizm) ve Arnavutluk'un İtalya'nın siyasi kontrolü altında olması, bu devletlerin antanta girmesini engellemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin uluslararası siyasi konjonktürünü analiz etmek.
1930'lu yıllarda İtalya'nın Akdeniz'deki 'Mare Nostrum' ve Almanya'nın 'Hayat Sahası' politikalarının Balkanlar üzerinde tehdit oluşturduğu saptanır.
Antantın temel varlık sebebi bu yayılmacı tehditlerdir.
2
Katılımcı devletleri 'Tayyare' şifresiyle doğrulamak.
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın (T-Y-Y-R) kurucu üyeler olduğu teyit edilir.
Bölgesel iş birliğinin sınırlarını belirlemek için üye yapısını bilmek gerekir.
3
Katılmayan devletlerin gerekçelerini değerlendirmek.
Bulgaristan'ın kaybettiği toprakları geri alma isteği (revizyonizm) ve Arnavutluk'un İtalya etkisinde olması nedeniyle dışarıda kaldığı anlaşılır.
Paktın neden 'Balkan Birliği'ne dönüşemediğini anlamak için eksik halkaların tespiti kritiktir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Bölgesel Güvenlik
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 13Soru →

Atatürk Dönemi Türk dış politikası; 1923−19321923-1932 yılları arasında daha çok Lozan Barış Antlaşması’ndan kalan sorunların çözülmesine yönelik bir seyir izlerken, 1932−19391932-1939 yılları arasında ise dünyadaki siyasi gerginliklerin artması üzerine bölgesel ve uluslararası iş birliklerine odaklanmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türk dış politikasının 1932−19391932-1939 dönemine ait temel özelliklerden biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletlerarası barışı koruma çabalarına aktif katılım ve kolektif güvenlik anlayışının benimsenmesi

Cevap

Milletlerarası barışı koruma çabalarına aktif katılım ve kolektif güvenlik anlayışının benimsenmesi
Milletlerarası barışı koruma çabalarına aktif katılım ve kolektif güvenlik anlayışının benimsenmesi ifadesi doğrudur; çünkü 19321932 yılından itibaren Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, kendi güvenliğini sağlamak için bölgesel paktlar (Balkan ve Sadabat) kurmuş ve Milletler Cemiyetine üye olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
1932−19391932-1939 dönemi, Türkiye'nin dünyadaki revizyonist (yayılmacı) politikalara karşı statükocu (barışçı) bir tavır aldığı dönemdir.
Dış politikanın dönemlere ayrılması, olayların kronolojik ve mantıksal takibini kolaylaştırır.
2
Döneme ait somut gelişmeleri belirleme
19321932 Milletler Cemiyeti üyeliği, 19341934 Balkan Antantı ve 19371937 Sadabat Paktı bu dönemin en karakteristik adımlarıdır.
Bu adımların tamamı 'kolektif güvenlik' ve 'dünya barışına katkı' amacını taşır.
3
Seçenekleri eleme
Lozan'dan kalan pürüzler ilk döneme aittir; yayılmacı veya müdahaleci bir tutum ise Türk dış politikasının temel ilkelerine aykırıdır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için yanlış tarihli ve ilkelere aykırı bilgileri elemek gerekir.

Anahtar Kavram

Kolektif Güvenlik ve Barışçılık

İpuçları

1
Türkiye'nin 19321932 yılında hangi uluslararası örgüte üye olduğunu hatırlayın.
2
Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın hangi yıllarda ve ne amaçla kurulduğunu düşünün.
3
Lozan'dan kalan sorunların (Musul, Borçlar, Mübadele) 19301930'dan önce mi yoksa sonra mı çözüldüğünü ayırt edin.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na üye olan devletleri harita üzerinde inceleyerek bölgesel güvenliğin kapsamını pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 14Soru →

Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini dış politikanın temeline yerleştiren Türkiye Cumhuriyeti, 1930'lu yılların başından itibaren uluslararası barışı koruma çabalarına aktif destek vermiştir. Bu barışçı tutum, Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) üyelik sürecinde alışılagelmiş prosedürün dışına çıkılmasını ve Türkiye'nin bir davet üzerine cemiyete katılmasını sağlamıştır. Türkiye'nin cemiyete davet edilmesi yönündeki teklifi sunan ve bu teklifi destekleyerek üyeliğin 1932 yılında gerçekleşmesini sağlayan devletler aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya - Yunanistan

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet edilmesi sürecini başlatan devletler İspanya ve Yunanistan'dır.
Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olurken başvuruda bulunmamış, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen resmi daveti kabul ederek katılmıştır. Bu durum Türkiye'nin dış politikadaki saygınlığının ve barışçı tutumunun bir göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) giriş usulünü değerlendirmek.
Türkiye'nin diğer devletlerin aksine, cemiyete kendi başvurusuyla değil, gelen bir davet üzerine katıldığı saptanır.
Türkiye, daha önce Musul Sorunu gibi konularda taraflı davranan cemiyete karşı mesafeli durmuş ve üyelik için davet edilmeyi şart koşmuştur.
2
Davet sürecinde rol alan devletleri belirlemek.
Teklifi İspanya'nın yaptığı, bu teklifin Yunanistan tarafından desteklendiği bilgisine ulaşılır.
Uluslararası barışa katkı sunan Türkiye'nin prestijinin artması, bu devletlerin öncülüğünde üyeliğin gerçekleşmesini sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Giriş (1932) ve Davet Usulü

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyetindeki ilk temsilcisinin kim olduğunu (Cemal Hüsnü Taray) öğrenmek konuyu pekiştirebilir.
Tahmini Süre:50s
Soru 15Soru →

Musul Sorunu’nun Milletler Cemiyetine taşınmasının ardından cemiyetin yetki alanı üzerine taraflar arasında hukuki bir tartışma çıkmıştır. Türkiye, Lozan Antlaşması’nın ilgili maddesine dayanarak cemiyetin sadece bir 'arabulucu' olduğunu ve tarafların rızası olmadan kesin karar veremeyeceğini savunmuştur. İngiltere ise cemiyetin bir 'hakem' gibi hareket ederek bağlayıcı karar alma yetkisine sahip olduğunu ileri sürmüştür. Milletler Cemiyeti, yetki sınırını belirlemek amacıyla Lahey Adalet Divanı’ndan görüş istemiş; Divan, cemiyetin alacağı kararın kesin ve bağlayıcı olduğu yönünde mütalaa vermiştir.

Bu hukuki süreç ve sonucunda Lahey Adalet Divanı’nın verdiği karar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin uluslararası hukuk zeminindeki tezlerinin reddedildiği ve diplomatik hareket alanının daraldığı

Cevap

Türkiye'nin uluslararası hukuk zeminindeki tezlerinin reddedildiği ve diplomatik hareket alanının daraldığı seçeneği doğrudur.
Türkiye, Lozan'da çözülemeyen Musul Sorunu'nu kendi lehine çözmek için plebisit (halk oylaması) teklif etmiş ve Milletler Cemiyetinin yetkisini sadece 'arabuluculuk' ile sınırlandırmaya çalışmıştır. Ancak Lahey Adalet Divanı'nın cemiyete 'hakemlik' (bağlayıcı karar verme) yetkisi tanıması, Türkiye'nin hukuki dayanağını ortadan kaldırmış ve İngiliz tezlerinin uluslararası meşruiyet kazanmasına neden olmuştur. Bu durum Türkiye'nin diplomatik seçeneklerini tüketerek onu aleyhte bir antlaşmaya (1926 Ankara Antlaşması) itmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye ve İngiltere'nin Milletler Cemiyeti yetkisi üzerindeki tezlerini analiz et.
Türkiye cemiyeti 'arabulucu', İngiltere ise 'hakem' (bağlayıcı karar verici) olarak görmektedir.
Bu ayrım, cemiyetten çıkacak bir kararın Türkiye'yi hukuken bağlayıp bağlamayacağını belirlemektedir.
2
Lahey Adalet Divanı'nın (PCIJ) verdiği mütalaanın içeriğini değerlendir.
Divan, cemiyetin kararının kesin ve bağlayıcı olduğuna hükmetmiştir.
Bu durum, Türkiye'nin rızası olmasa bile cemiyetin Musul hakkında vereceği kararın uluslararası hukukta geçerli kabul edileceği anlamına gelir.
3
Bu kararın Türkiye'nin dış politika stratejisi üzerindeki etkisini yorumla.
Türkiye'nin diplomatik manevra alanı daralmış, askeri seçenek veya İngiltere ile anlaşma arasında bir seçim yapmak zorunda bırakılmıştır.
Hukuki desteğin kaybedilmesi ve içerdeki Şeyh Sait İsyanı gibi faktörler Türkiye'yi 19261926 Ankara Antlaşması'na zorlamıştır.

Anahtar Kavram

Musul Sorunu'nda Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'nın Hukuki Rolü

İpuçları

1
Türkiye'nin 'arabulucu' ile 'hakem' kavramları arasındaki farkı neden vurguladığını düşünün.
2
Lahey Adalet Divanı, Milletler Cemiyetinin kararının bağlayıcı olduğunu söyleyerek Türkiye'nin itiraz hakkını elinden almıştır.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümünde etkili olan iç gelişme (Şeyh Sait İsyanı) ile bu hukuki sürecin nasıl birleşerek Türkiye'yi zor durumda bıraktığını analiz edin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 16Soru →

1930'lu yılların başında Avrupa'da totaliter rejimlerin güç kazanması ve yayılmacı politikalar izlemesi üzerine Türkiye, bölgesel barışı korumak amacıyla diplomatik girişimlerini artırmıştır. Bu doğrultuda 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üye devletler, pakt çerçevesinde karşılıklı olarak birbirlerinin yalnızca Balkan sınırlarını güvence altına almışlardır.

Cevap

Balkan Antantı'na katılan devletler, karşılıklı olarak yalnızca birbirlerinin Balkan sınırlarındaki güvenliği garanti etmişler ve birbirlerine danışmadan bir başka Balkan devletiyle anlaşma yapmamayı taahhüt etmişlerdir.
Balkan Antantı, üye devletlerin (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya) karşılıklı olarak Balkanlardaki sınır bütünlüğünü garanti altına aldıkları bir sözleşmedir. Bu paktın en önemli teknik detayı, verilen garantinin sadece Balkan sınırlarını kapsamasıdır; örneğin Türkiye'nin Doğu sınırları bu paktla güvence altına alınmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tehdit Analizi
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları bölge devletlerini bir araya getirmiştir.
Dış tehditlerin yönü (Balkanlar ve Akdeniz) ittifakın coğrafi odağını belirler.
2
Katılımcı ve Kapsam Belirleme
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (TAYYARE) üyelerdir.
Antantın hukuki metni, sınır garantisinin sadece Balkan sınırları ile sınırlı olduğunu belirtir.
3
Dışarıda Kalanları Ayrıştırma
Bulgaristan revizyonizm, Arnavutluk ise İtalyan baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Katılmama gerekçeleri, devletlerin o dönemki siyasi tutumlarını yansıtır.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Sınır Garantisi Kapsamı

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'nın neden II. Dünya Savaşı öncesinde işlevini yitirdiğini (Romanya ve Yugoslavya'nın Mihver devletlere yaklaşması) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 17Soru →

Atatürk dönemi Türk dış politikası; Lozan'dan kalan sorunların çözülmeye çalışıldığı birinci dönem (1923-1932) ve dünyada artan dış tehditlere karşı bölgesel/küresel iş birliklerine gidilen ikinci dönem (1932-1939) olarak iki ana safhaya ayrılır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1932-1939 yılları arasındaki dönemde 'Barışçılık' ve 'Gerçekçilik' ilkeleri kapsamında tırmanan savaş tehdidine karşı atılan adımlardan biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yabancı okulların durumunun bir iç mesele kabul edilerek çözülmesi

Cevap

Yabancı okulların durumunun bir iç mesele kabul edilerek çözülmesi seçeneği doğru cevaptır çünkü bu gelişme 1923-1932 yılları arasındaki birinci döneme aittir.
Yabancı okullar sorununun çözümü, Türk dış politikasının 1923-1932 yılları arasındaki 'Lozan'dan kalan pürüzleri giderme' safhasına aittir. Bu süreçte Türkiye, Fransa ile yaşadığı bu sorunda konuyu bir 'iç mesele' sayarak egemenlik haklarını korumuş ve 'Tam Bağımsızlık' ilkesinden taviz vermemiştir. Diğer seçenekler ise 1932 sonrasında, özellikle İtalya ve Almanya'nın yarattığı dış tehditlere karşı dünya barışını korumak için atılan 'Kolektif Güvenlik' adımlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapılması
Atatürk dönemi dış politikası 1923-1932 (Lozan artçıları) ve 1932-1939 (Kolektif güvenlik) olarak ikiye ayrılır.
Soruda istenen 1932-1939 dönemine ait olmayan gelişmeyi bulmaktır.
2
Seçeneklerin kronolojik ve içerik açısından değerlendirilmesi
Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936) ve Sadabat Paktı (1937) ikinci dönemin güvenlik odaklı adımlarıdır.
Bu adımlar Avrupa'daki yayılmacı tehditlere (İtalya ve Almanya) karşı 'Barışçılık' ve 'Gerçekçilik' esaslıdır.
3
Yanlış olan seçeneğin tespiti
Yabancı okullar meselesi 1924-1926 yıllarında çözüme kavuşturulmuştur.
Bu konu 'Tam Bağımsızlık' ve 'Egemenlik' hakları çerçevesinde bir iç mesele olarak ele alınmış, 1930'lu yıllardaki kolektif güvenlik çabalarıyla ilgili değildir.

Anahtar Kavram

Atatürk dönemi dış politikasının safhaları ve temel ilkeleri

Alternatif Yöntem

Olayları 'Sovereignty' (Egemenlik) vs 'Security' (Güvenlik) olarak kodlayabilirsiniz. 1932 öncesi egemenlik pekiştirmesi (Okullar, Borçlar, Musul), 1932 sonrası güvenlik arayışıdır (Cemiyet, Paktlar).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 18Soru →

Yeni Türk Devleti’nin Atatürk Dönemi’nde yabancı okullar konusunu bir dış sorun olarak kabul etmeyip "iç mesele" sayarak yabancı devletlerin bu konudaki görüşme isteklerini kesin bir dille reddetmesi, aşağıdaki esaslardan hangisine doğrudan dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milli bağımsızlık ve devletin egemenliği

Cevap

Milli bağımsızlık ve devletin egemenliği
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Barış Antlaşması sonrasında yabancı okulları kendi hukuk kurallarına ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na bağlamıştır. Fransa ve Vatikan'ın bu durumu uluslararası bir sorun haline getirme çabalarına karşı Türkiye'nin 'iç mesele' vurgusu yaparak görüşmeyi reddetmesi, devletin kendi sınırları içerisindeki mutlak otoritesini ve milli bağımsızlığını koruma kararlılığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Yabancı okullar konusundaki temel tutumu belirleme
Türkiye, yabancı okulları Türk kanunlarına tabi bir iç mesele olarak görmüştür.
Fransa ve Papalık gibi dış unsurların müdahale isteğini engellemek için bu konu 'iç sorun' olarak tanımlanmıştır.
2
Tutumun siyasi dayanağını analiz etme
Bu tutum, devletin kendi egemenlik alanında başka bir gücü tanımamasıdır.
Bağımsız bir devlet, kendi eğitim sistemini ve kurumlarını yabancı devletlerle pazarlık konusu yapmaz.

Anahtar Kavram

Tam Bağımsızlık ve Milli Egemenlik
Soru 19Soru →

Türkiye'nin Musul Sorunu'nu çözmek için Milletler Cemiyeti nezdinde yürüttüğü diplomasi süreci devam ederken, 1925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı Türk hükümetinin dış politikadaki hareket alanını kısıtlamıştır. Bu iç gelişmenin de etkisiyle imzalanan 1926 Ankara Antlaşması'nın sonuçları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul ve Kerkük, İngiltere mandasındaki Irak'a bırakılmıştır.

Cevap

Musul ve Kerkük'ün İngiltere mandasındaki Irak'a bırakılması
Musul Sorunu, 1926 Ankara Antlaşması ile Türkiye aleyhine sonuçlanmış ve bölge İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır. Bu durum, Türkiye'nin Misak-ı Milli sınırlarından verdiği önemli bir tavizdir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika ve iç politika ilişkisini analiz etme
Şeyh Sait İsyanı'nın bastırılmasıyla askeri ve ekonomik gücünü iç sorunlara odaklayan Türkiye, Musul konusunda İngiltere karşısında zor durumda kalmıştır.
İç sorunların dış politikadaki pazarlık gücünü doğrudan etkilemesi.
2
Antlaşma maddelerini değerlendirme
5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük Irak'a (İngiltere mandası) bırakılmış, Türkiye-Irak sınırı Brüksel Hattı esas alınarak çizilmiştir.
Antlaşmanın temel hükümlerini belirlemek.

Anahtar Kavram

Misak-ı Milli'den Taviz: Musul Sorunu

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun Lozan'da neden çözülemediğini ve ikili görüşmelere (Haliç Konferansı) nasıl aktarıldığını incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:45s
Soru 20Soru →

1929 Dünya Ekonomik Buhranı, Türkiye’nin Lozan Antlaşması ile üstlendiği Osmanlı borçlarını ödeme takvimini ciddi şekilde aksatmıştır. Türkiye bu süreçte ABD Başkanı Hoover’ın önerdiği borç erteleme (moratoryum) sisteminden faydalanmak istemiş, ancak en büyük alacaklı olan devletle yaşanan gerginlikler neticesinde konu yeniden uluslararası pazarlıkların odağına oturmuştur. 1933 yılında Paris’te imzalanan yeni sözleşme ile Dış Borçlar Sorunu’nun çözüme kavuşturulmasında sağlanan temel kazanım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borç miktarında büyük bir indirime gidilerek ödeme planının Türkiye'nin ödeme kapasitesine göre uzun vadeye yayılması

Cevap

Borç miktarında büyük bir indirime gidilerek ödeme planının Türkiye'nin ödeme kapasitesine göre uzun vadeye yayılması
Doğru seçenek, 1933 Paris Sözleşmesi'nin özünü yansıtmaktadır. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasında Türkiye'nin ödeme güçlüğüne düşmesi üzerine imzalanan bu sözleşme ile borç yükü hafifletilmiş, toplam miktar düşürülmüş ve Türkiye'nin milli geliri ile orantılı bir ödeme planı oluşturulmuştur. Bu durum, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını sarsmadan yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1929 Ekonomik Buhranı'nın etkisini analiz etme
Döviz sıkıntısı ve bütçe açıkları nedeniyle Türkiye'nin dış borç taksitlerini ödemekte zorlandığı saptandı.
Buhranın Türkiye üzerindeki ekonomik baskısını anlamak için ilk adımdır.
2
Hoover Moratoryumu ve Türkiye'nin tutumunu değerlendirme
Türkiye'nin borç erteleme talebinin başta Fransa olmak üzere alacaklılarca dirençle karşılandığı görüldü.
Türkiye'nin diplomatik çözüm arayışının gerekçesini belirlemek içindir.
3
1933 Paris Sözleşmesi'nin sonuçlarını inceleme
Borçların anapara ve faizinde ciddi indirim yapıldığı ve ödemelerin uzun vadeye yayıldığı sonucuna ulaşıldı.
Sözleşmenin temel kazanımını ve sorunun nasıl çözüldüğünü netleştirmek içindir.

Anahtar Kavram

1933 Paris Borçlar Sözleşmesi

İpuçları

1
1929 krizinin Türkiye bütçesi üzerindeki etkisini ve Hoover Moratoryumu'nun amacını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Hoover Moratoryumu'nun Türkiye tarafından kabul edilmesinin uluslararası finans çevrelerindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Sayfa 1 / 30Sonraki