Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 101Soru

Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçların tasfiyesi sürecinde, 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı Türkiye'nin döviz rezervlerini ve dış ticaret dengesini olumsuz etkilemiştir. Bu durumun borç ödemelerini aksatması üzerine 19331933 yılında alacaklı devletlerle Paris'te yeni bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme ile borç miktarında önemli bir indirime gidilirken ödeme yönteminde de değişikliğe gidilmiştir.

Buna göre, 19331933 Paris Sözleşmesi'nde yer alan ve Türkiye'nin döviz sıkıntısı çekmeden borçlarını ödemesine imkan tanıyan düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların bir kısmının Türk ihraç malları (mal karşılığı) ile ödenmesi

Cevap

Türkiye'nin ihraç malları ile ödeme yapmasına olanak tanıyan düzenleme
Doğru seçenek olan yerli mallar ile ödeme düzenlemesi, 1929 krizinin getirdiği döviz dar boğazını aşmak için getirilmiş pratik bir çözümdür. Türkiye bu sayede hem borçlarını ödemeye devam edebilmiş hem de yerli üreticinin malını dış pazara satmasını sağlayarak ekonomik canlılığı korumaya çalışmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın Türkiye ekonomisine ve dış ticaretine olan etkilerini değerlendir.
Kriz nedeniyle dünya ticaret hacmi daralmış ve Türkiye'nin döviz girişi azalmıştır.
Borç ödemelerinin dövizle yapılması zorlaştığı için yeni bir yöntem ihtiyacı doğmuştur.
2
1933 Paris Sözleşmesi ile getirilen ödeme kolaylıklarını incele.
Sözleşme ile hem borç miktarı düşürülmüş hem de takas (clearing) benzeri bir sistem getirilmiştir.
Bu sistem sayesinde Türkiye, elindeki tarım ve sanayi ürünlerini alacaklı ülkelere göndererek borç taksitlerinden düşebilmiştir.

Anahtar Kavram

Clearing (Takas) Sistemi ve Ekonomik Bağımsızlık

İpuçları

1
1929 krizinin en büyük etkisi nakit döviz bulma zorluğudur.
2
Türkiye'nin o dönemde döviz yerine verebileceği en büyük kaynak kendi tarım ve ticaret ürünleridir.
3
Alacaklı devletlerle yapılan anlaşmada 'mal karşılığı ödeme' yani takas (clearing) esası benimsenmiştir.

Daha Fazla Pratik

1933 sözleşmesinin Fransa ile olan kur uyuşmazlığını (Kağıt Frank - Altın Frank) nasıl etkilediğini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 102Soru

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa'da revizyonist politikaların güç kazanması ve uluslararası güvenlik sisteminin zayıflaması üzerine Türkiye, Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlar rejiminin değiştirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmuştur. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, bölgede tam egemenlik haklarını elde etmiştir.

Bu sözleşmenin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, Boğazlar rejiminde var olan uluslararası denetim yapısının sona erdiğinin ve idari kontrolün tamamen Türkiye’ye geçtiğinin en açık göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası nitelikteki Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak tüm yetki ve görevlerinin Türk makamlarına devredilmesi

Cevap

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk makamlarına devredilmesi, Boğazlar üzerindeki uluslararası denetimin sona erdiğini kanıtlar.
Doğru seçenek, Lozan'da kurulan ve Boğazlar üzerindeki Türk otoritesine engel olan Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun lağvedilmesini ifade eder. Bu gelişme, Boğazlar rejimindeki uluslararası yönetim ve denetim yapısının yerini tamamen Türk ulusal yönetimine bıraktığını gösteren temel hukuki kanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö sözleşmelerindeki 'yönetim ve denetim' maddelerini karşılaştır.
Lozan'da yönetim 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu'ndayken, Montrö'de bu komisyonun görevlerine son verildiği görülür.
Egemenliği kısıtlayan temel idari mekanizmanın hangisi olduğunu tespit etmek amacıyla.
2
'Uluslararası denetim mekanizması' kavramının idari karşılığını analiz et.
Bu kavram, kararları Türkiye'den bağımsız bir heyetin vermesini ifade eder; heyetin (komisyonun) kaldırılması bu mekanizmanın sona erdiğini gösterir.
Soruda istenen 'en açık göstergeyi' askeri veya stratejik kazanımlardan (asker bulundurma, kapatma yetkisi vb.) ayırmak için.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tam egemenliğin tesisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 103Soru

Lozan Antlaşması'nda çözülemeyen Musul Sorunu sürecinde Milletler Cemiyeti tarafından "Brüksel Hattı" geçici sınır olarak belirlenmiş; ancak Türkiye'de çıkan Şeyh Sait İsyanı nedeniyle bölgeye askeri bir harekat yapılamamıştır. İngiltere ile imzalanan 1926 Ankara Antlaşması'na göre Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması karşılığında Türkiye'nin elde ettiği hak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul petrollerinden elde edilen gelirin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi

Cevap

1926 Ankara Antlaşması'na göre Musul ve Kerkük Irak'a bırakılmış, buna karşılık bölge petrol gelirlerinin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.
Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması karşılığında petrol gelirlerinden pay alınması, Türkiye'nin 1926 Ankara Antlaşması ile elde ettiği en somut ekonomik haktır. Bu hak daha sonra nakit ödeme karşılığında devredilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika sürecini analiz etme
Musul Sorunu'nun Lozan'da çözülemeyip Milletler Cemiyeti'ne havale edildiği ve Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin elini zayıflattığı belirlenir.
Sorunun çözümünde etkili olan iç ve dış dinamikleri anlamak için gereklidir.
2
Antlaşma hükümlerini değerlendirme
1926 Ankara Antlaşması ile Misak-ı Millî'den taviz verildiği ancak ekonomik bir hak elde edildiği görülür.
Antlaşmanın somut sonuçlarını tespit etmek için gereklidir.
3
Ekonomik kazanımı belirleme
Petrollerin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi maddesi tespit edilir.
Soruda istenen özel ekonomik şartı bulmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun Misak-ı Millî'den verilen kaçıncı taviz olduğunu ve Şeyh Sait İsyanı'nın bu süreçteki rolünü tekrar edebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 104Soru

Lozan Barış Antlaşması sonrası dönemde Türkiye, dış politikasında barışçıl bir tutum sergileyerek uluslararası güvenlik sistemine dahil olmayı hedeflemiştir. Bu çerçevede gerçekleşen Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) üyeliği, cemiyete üye devletlerin Türkiye'yi "davet etmesi" esasına dayanan özel bir prosedürle tamamlanmıştır.

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet edilmesi yönündeki teklifi sunan ve bu teklifi destekleyen devletler aşağıdakilerden hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya ve Yunanistan

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine katılması için resmi teklifi sunan devlet İspanya, bu teklifi destekleyen devlet ise Yunanistan'dır.
Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyetine davet usulüyle üye olmuştur. Bu süreçte İspanya hükümeti Türkiye'nin üyeliği için resmi teklifi sunmuş, Yunanistan ise bu teklifi desteklemiştir. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası alandaki prestijinin ve barışçı politikalarının bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika ilkesini belirleme
Türkiye'nin "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi gereği barışçı kuruluşlara yöneldiği saptanır.
Milletler Cemiyetine girişin temel motivasyonunu anlamak için gereklidir.
2
Katılım prosedürünü analiz etme
Türkiye'nin müracaat ederek değil, özel bir davetle cemiyete katıldığı hatırlanır.
Genel üyelik prosedürlerinden farklı olan bu özel durumun detaylarını sorgulamak için gereklidir.
3
Devlet eşleştirmesini yapma
18 Temmuz 1932'de gerçekleşen bu davet sürecinde İspanya'nın teklif sunduğu ve Yunanistan'ın desteklediği bilgisiyle doğru seçeneğe ulaşılır.
Soruda istenen spesifik tarihsel bilgiyi teyit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş
Tahmini Süre:50s
Soru 105Soru

Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan "etabli" (yerleşiklik) uyuşmazlığının temelinde, mübadele dışı kalacak kişilerin hangi kriterlere göre belirleneceği konusundaki görüş ayrılığı yatmaktadır. Türkiye, yerleşiklik için "nüfus kütüğüne kayıtlı olma" şartını savunurken; Yunanistan daha geniş bir yorum getirmiştir.

Buna göre Yunanistan'ın, İstanbul'daki Rum nüfusunun daha fazlasını şehirde tutabilmek amacıyla yerleşiklik kriteri olarak savunduğu temel görüş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'da fiilen bulunma ve ikamet etme durumunun esas alınması

Cevap

Yunanistan'ın İstanbul'daki Rum nüfusunu korumak için savunduğu kriter, kişilerin şehirde fiilen bulunma ve ikamet etme durumudur.
Doğru seçenek, Yunanistan'ın tezini tam olarak yansıtmaktadır. Yunanistan, İstanbul'daki Rum nüfusunun azalmasını önlemek amacıyla, kişilerin nüfus kütüğünde kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, o tarihte şehirde fiziksel olarak ikamet ediyor olmalarının 'yerleşiklik' için yeterli sayılmasını savunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli uyuşmazlığının hukuki kaynağını analiz etme
Lozan'daki Mübadele Sözleşmesi'ne göre İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri yerleşik (etabli) sayılarak mübadeleden muaf tutulmuştur.
Sorunun hangi kavram üzerinden çıktığını anlamak çözümü kolaylaştırır.
2
Türkiye ve Yunanistan'ın tezlerini karşılaştırma
Türkiye 'nüfus kütüğüne kayıt' (hukuki durum) şartını, Yunanistan ise 'fiilen orada bulunma' (fiili durum) şartını savunmuştur.
Tarafların diplomatik amaçları doğrultusunda geliştirdikleri hukuki argümanları ayırt etmek gerekir.
3
Yunanistan'ın amacına uygun kriteri belirleme
Daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak isteyen Yunanistan, kayıt şartı aranmaksızın şehirde bulunan herkesin etabli sayılmasını talep etmiştir.
Yunanistan'ın genişleyici yorumu, İstanbul'daki azınlık varlığını koruma stratejisiyle örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Etabli Sorununda Kriter Tartışması

İpuçları

1
Yunanistan'ın temel amacı, İstanbul'da mümkün olduğunca çok Rum'un kalmasını sağlamaktır.
2
Türkiye resmi belgelere (nüfus kayıtları) önem verirken, Yunanistan fiili duruma önem vermiştir.
3
Etabli kelimesi 'yerleşik' anlamına gelir; uyuşmazlık bu yerleşikliğin 'kayıtla' mı yoksa 'oturmakla' mı kanıtlanacağı üzerinedir.

Daha Fazla Pratik

1930 Ankara Antlaşması ile etabli sorununun hangi tarih esas alınarak çözüldüğünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 106Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yıllarda Avrupa’da değişen güç dengelerini ve silahlanma yarışını gerekçe göstererek Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümlerinin değiştirilmesi talebiyle ilgili devletlere birer nota göndermiştir. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanan aşağıdaki kazanımlardan hangisi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki "tam egemenlik" hakkını kısıtlayan en önemli engelin ortadan kaldırıldığının doğrudan bir kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin en kritik maddesi, Lozan'da kurulan ve Boğazlar'ın yönetiminden sorumlu olan 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılmasıdır. Bu komisyonun yetkilerinin doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmesi, Boğazlar üzerinde başka bir gücün söz sahibi olamayacağı anlamına gelir ve bu durum tam egemenliğin doğrudan kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö sözleşmeleri arasındaki kurumsal farkı belirlemek.
Lozan'da yönetim 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu'na bırakılmışken, Montrö ile bu kurum kaldırılmıştır.
Egemenlik haklarını kısıtlayan en temel unsur, toprakların yönetiminde başka bir uluslararası mekanizmanın bulunmasıdır.
2
Kazanımların 'tam egemenlik' kavramı ile ilişkisini kurmak.
Komisyonun kaldırılması, Boğazlar üzerindeki Türk hakimiyetinin önündeki siyasi ve hukuki engeli kaldırmıştır.
Bir devletin kendi toprakları üzerinde başka bir otorite kabul etmemesi tam egemenliğin esasıdır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tam Egemenlik
Soru 107Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında bölgesel barışı korumaya yönelik adımlardan biri olan Sadabat Paktı, 19371937 yılında Tahran'da imzalanmıştır. Bu paktın oluşumunda dış tehditlerin artması ve bölge ülkelerinin sınır güvenliği endişeleri etkili olmuştur.

Buna göre, Sadabat Paktı'nın imzalanmasında etkili olan temel dış tehdit ve Türkiye ile yaşadığı sınır sorunları nedeniyle paktın dışında kalan devlet aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya - Suriye

Cevap

Paktın kurulmasındaki temel dış tehdit İtalya, katılmayan devlet ise Suriye'dir.
Sadabat Paktı, İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Habeşistan üzerinden Orta Doğu’yu tehdit eden yayılmacılığına karşı kurulmuştur. Paktın dışında kalan en önemli Orta Doğu devleti ise Hatay meselesi yüzünden Türkiye ile diplomatik gerginlik yaşayan Suriye’dir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin siyasi konjonktürünü analiz etmek.
19301930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'a (19351935) saldırması bölge güvenliğini sarsmıştır.
Sadabat Paktı'nın en önemli dış sebebi İtalya'nın yayılmacı emelleridir.
2
Paktın katılımcılarını belirlemek.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan.
Bu ülkeler bölgesel iş birliği ve sınır güvenliği için Tahran'da bir araya gelmiştir.
3
Paktın dışında kalan ve Türkiye ile sorun yaşayan ülkeyi tespit etmek.
Suriye.
Suriye, özellikle Hatay meselesi nedeniyle Türkiye ile; sınır anlaşmazlıkları nedeniyle de Irak ile sorun yaşadığı için pakta dahil olmamıştır.

Anahtar Kavram

Bölgesel Güvenlik ve Sadabat Paktı Üyeleri

İpuçları

1
Paktın imzalandığı 19371937 yılında Akdeniz ve Afrika'da hangi ülkenin saldırganlaştığını hatırlayın.
2
Türkiye'nin o dönemde hangi komşu ülkeyle Hatay meselesi yüzünden arası bozuktu?
3
Pakt üyeleri Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'dır. Suriye paktın en büyük eksiğidir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'na katılan ülkeleri ve kuruluş amaçlarını karşılaştıran bir tablo hazırlayarak benzerlikleri not ediniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 108Soru

Türkiye ile Yunanistan arasında Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra uzun süre gerginliğe neden olan "etabli" (yerleşikler) meselesi, 19301930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur. İki ülke arasındaki bu siyasi uzlaşma, Türk dış politikasında bölgesel iş birliği arayışlarını hızlandırmış ve yeni bir ittifakın doğmasına öncülük etmiştir.

Buna göre, Nüfus Mübadelesi sorununun çözülmesinin ardından Türkiye ve Yunanistan'ın öncülüğünde Batı sınırlarını korumak amacıyla kurulan bölgesel güvenlik ittifakı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı

Cevap

Nüfus Mübadelesi sorununun çözülmesinin ardından sağlanan dostluk ortamı sonucunda kurulan ittifak Balkan Antantı'dır.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki mübadele sorununun 19301930 Ankara Antlaşması ile kesin olarak çözülmesi, iki ülke arasında Venizelos'un Türkiye ziyaretiyle taçlanan bir dostluk dönemi başlatmıştır. Bu dostluk atmosferi, bölgedeki revizyonist devletlere (İtalya ve Bulgaristan) karşı 19341934 yılında Balkan Antantı'nın kurulmasını mümkün kılan temel diplomatik zemini oluşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kaynağını belirleme
Lozan'daki 'etabli' kavramı nedeniyle Türk-Yunan ilişkileri gerilmiştir.
Mübadele dışında tutulacak kişilerin kapsamı iki ülke arasında kriz yaratmıştır.
2
Çözüm sürecini analiz etme
1010 Haziran 19301930 Ankara Antlaşması ile yerleşme tarihine bakılmaksızın İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri etabli sayılmıştır.
İki ülkenin de revizyonist güçlere karşı iş birliği ihtiyacı duyması uzlaşmayı sağlamıştır.
3
Diplomatik sonucu belirleme
Uzlaşma sonucunda 19341934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır.
Yunanistan ile olan sorunların bitmesi, Balkanlar'da ortak bir güvenlik sistemi kurulmasının önündeki en büyük engeli kaldırmıştır.

Anahtar Kavram

1930 Ahali Değiş Tokuşu Sözleşmesi'nin Bölgesel Etkileri
Tahmini Süre:50s
Soru 109Soru

1930'lu yıllarda Avrupa'da I. Dünya Savaşı sonrasında oluşan sınırları değiştirmeyi amaçlayan (revizyonist) politikaların güç kazanması, Balkan coğrafyasında güvenlik endişelerini artırmıştır. Bu süreçte Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın katılımıyla 1934 yılında imzalanan Balkan Antantı, bölge barışını korumak için atılmış stratejik bir adımdır.

Buna göre, Balkan Antantı'nın imzalanmasında etkili olan temel dış politika yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Statükocu bir tutum sergileyerek mevcut sınırları ve barış düzenini korumak

Cevap

Statükocu bir tutum sergileyerek mevcut sınırları ve barış düzenini korumak
Balkan Antantı'nın temel felsefesi, I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmalarla (Lozan, Neuilly vb.) kurulan sınır düzenini korumaktır. Siyasi literatürde mevcut düzeni korumaya yönelik bu yaklaşıma 'statükocu dış politika' denir. Türkiye, batı sınırlarını güvenceye alarak barışın devamlılığını bu anlayışla sağlamaya çalışmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel arka planı değerlendir.
1934 yılı, Almanya ve İtalya'nın yayılmacı, Bulgaristan'ın ise revizyonist (sınır değiştirmeye yönelik) politikalara yöneldiği bir dönemdir.
Uluslararası tehdidin niteliğini belirlemek paktın amacını anlamayı sağlar.
2
Statüko ve Revizyonizm kavramlarını karşılaştır.
Mevcut durumu korumak isteyen devletler 'statükocu', mevcut sınırları değiştirmek isteyenler ise 'revizyonist' olarak adlandırılır.
Paktın ideolojik ve hukuki temelini belirlemek için bu ayrım kritiktir.
3
Balkan Antantı'nın amacını bu kavramlarla ilişkilendir.
Türkiye ve müttefikleri, I. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan antlaşmalarla elde edilen kazanımları korumak istemektedir.
Antantın temel hedefi, bölgedeki mevcut sınırları (statükoyu) karşılıklı olarak güvence altına almaktır.

Anahtar Kavram

Dış Politikada Statükocu Yaklaşım

İpuçları

1
Paktın kurulma amacı sınırları değiştirmek mi yoksa mevcut sınırları korumak mıdır?
2
Uluslararası ilişkilerde 'mevcut durumu koruma' anlamına gelen kavramı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile benzer bir mantığa sahip olan ancak doğu sınırlarını güvence altına alan Sadabat Paktı'nı inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 110Soru

Türkiye Cumhuriyeti, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda uluslararası iş birliğine önem vermesine rağmen, Milletler Cemiyetinin (Cemiyet-i Akvam) Musul meselesindeki tutumu nedeniyle kuruluşa uzun süre mesafeli kalmıştır. Türkiye'nin bu uluslararası kuruluşa dahil olma süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1932 yılında, cemiyetin genel işleyişinden farklı olarak İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle üyeliğe davet edilerek katılmıştır.

Cevap

Türkiye, 1932 yılında İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle Milletler Cemiyetine davet edilerek katılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası barışı koruma vizyonu doğrultusunda 1932 yılında Milletler Cemiyetine katılmıştır. Bu katılımın en özgün yanı, cemiyet tüzüğündeki 'başvuru' şartının Türkiye için esnetilmesi ve İspanya ile Yunanistan'ın resmi önerisi üzerine cemiyetin Türkiye'yi üyeliğe davet etmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin barışçı dış politika ilkelerini değerlendir.
Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi gereği Türkiye'nin dünya barışına katkı sağlama isteği tespit edildi.
Uluslararası kuruluşlara katılımın temel motivasyonunu anlamak için gereklidir.
2
Cemiyete katılımın usulünü ve zamanlamasını analiz et.
Türkiye'nin diğer devletlerin aksine başvuru yapmadığı, özel bir davetle 1932'de katıldığı belirlendi.
KPSS formatında bu teknik ayrıntı (davet vs. başvuru) belirleyici bir bilgidir.
3
Davet eden devletleri ve süreci kontrol et.
İspanya ve Yunanistan'ın öncülüğünde 43 devletin desteğiyle katılımın gerçekleştiği teyit edildi.
Bilginin doğruluğunu kesinleştirmek ve yanlış seçenekleri elemek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılımı, cemiyet tarihinde bir devletin başvuru yapmadan davet edilerek üye olduğu ilk örnektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru

Lozan Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti'nden kalan ve Duyun-u Umumiye borçları kapsamında değerlendirilen yükümlülüklerin tasfiyesi sürecinde Türkiye, 1928 yılında alacaklı devletlerle bir ödeme planı hazırlamıştır. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, Türkiye’nin bu ödeme takvimine uymasını imkansız hale getirmiş ve Türkiye, ABD Başkanı Hoover tarafından yayınlanan borç erteleme çağrısından (Hoover Moratoryumu) yararlanmak istemiştir.

Türkiye'nin bu talebinin en büyük alacaklı konumundaki Fransa ile diplomatik gerginliğe yol açmasının ardından, borçların Türk ekonomisinin mevcut şartlarına göre yeniden yapılandırıldığı ve taksitlendirildiği nihai gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi’nin imzalanması

Cevap

Türkiye'nin dış borçlar sorununu 1929 krizi sonrası nihai olarak çözüme kavuşturan gelişme 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi’nin imzalanmasıdır.
Dış borçlar sorunu, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı sonrasında Türkiye'nin ödeme güçlüğü çekmesi üzerine Hoover Moratoryumu'na dayanarak yaptığı erteleme talebiyle yeni bir boyuta taşınmıştır. En büyük alacaklı olan Fransa ile yapılan müzakereler sonucunda imzalanan 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi, borçları Türkiye'nin ekonomik gerçeklerine göre yeniden yapılandırarak sorunu nihai olarak çözüme kavuşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın Türkiye üzerindeki etkisini analiz etme
Döviz sıkıntısı ve ihracatın düşmesi nedeniyle 1928'de yapılan borç ödeme planının uygulanamaz hale geldiği görülür.
Borç ödemelerinin sürdürülebilirliği küresel ekonomik krizle doğrudan bağlantılıdır.
2
Hoover Moratoryumu ve Fransa'nın tutumunu değerlendirme
Türkiye'nin borç erteleme talebi, en büyük alacaklı olan Fransa tarafından başlangıçta reddedilmiş ve diplomatik bir krize dönüşmüştür.
Fransa, Duyun-u Umumiye alacaklarının büyük kısmına sahip olduğu için Türkiye'nin erteleme talebine en sert direnci gösteren ülkedir.
3
Sorunun çözümüne odaklanan antlaşmayı belirleme
1933 Paris Borçlar Sözleşmesi ile borçlar Türk lirası ve Fransız frangı üzerinden ödenmek üzere taksitlendirilmiş ve faiz yükü hafifletilmiştir.
Bu sözleşme, kriz sonrası oluşan tıkanıklığı aşan ve ödemeleri Türkiye lehine yeniden düzenleyen temel belgedir.

Anahtar Kavram

1929 Ekonomik Buhranı'nın Türk dış politikasına etkisi ve 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir. 1929 krizi ve 1931 Hoover Moratoryumu'ndan hemen sonra gelen ve ekonomiyle ilgili olan tek seçenek 1933 Paris Sözleşmesi'dir.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 112Soru

Atatürk Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı Devleti'nden devraldığı borçların ödeme takvimini yeniden düzenleyen ve 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi'nin imzalanmasına zemin hazırlayan, uluslararası borç ödemelerinin ertelenmesini öngören gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hoover Moratoryumu'nun ilan edilmesi

Cevap

Hoover Moratoryumu'nun ilan edilmesi
Hoover Moratoryumu, 1929 krizinin etkilerini hafifletmek için borçların ertelenmesini sağlamış, bu da Türkiye'nin Fransa ile masaya oturarak borçları TL cinsinden ve indirimli taksitlendirmesine (1933 Paris Sözleşmesi) imkan tanımıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin etkisini belirleme
1929 Dünya Ekonomik Buhranı, Türkiye'nin dış ödemeler dengesini bozmuş ve borç ödemelerini zorlaştırmıştır.
Borç krizinin temel nedenini anlamak.
2
Uluslararası çözümün tespiti
ABD Başkanı Hoover, küresel ekonomiyi rahatlatmak için borç ödemelerinin ertelenmesini (Moratoryum) teklif etmiştir.
Türkiye'nin borç erteleme talebinin uluslararası dayanağını bulmak.
3
Antlaşma ile ilişkilendirme
Türkiye bu moratoryumdan faydalanarak en büyük alacaklı olan Fransa ile 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi'ni imzalamıştır.
Sürecin yasal sonuca bağlanması.

Anahtar Kavram

1933 Paris Borçlar Sözleşmesi ve Hoover Moratoryumu İlişkisi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 113Soru

Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan "Boğazların her iki yakasının askerden arındırılması" ve "uluslararası bir komisyonun kurulması" hükümleri, Türkiye'nin ulusal güvenliğini ve egemenliğini kısıtlayan en önemli unsurlar olarak görülmekteydi. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, bu savunma zaafiyetini doğrudan ortadan kaldırarak Türkiye'nin bölgedeki askeri kontrolünü tam hale getirmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin Boğazlar'ın her iki yakasında asker bulundurma ve tahkimat yapma hakkını elde etmesi

Cevap

Türkiye'nin Boğazlar'ın her iki yakasında asker bulundurma ve tahkimat yapma hakkını elde etmesi, bölgedeki savunma zaafiyetini bitirmiştir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin en kritik askeri başarısı, Lozan'da getirilen askersizleştirme hükmünün kaldırılmasıdır. Bu sayede Türkiye, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile çevre kıyı şeridini silahlandırma, buralarda ordu bulundurma ve kale/tahkimat kurma hakkını elde ederek bölge savunmasını kendi üzerine almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan'daki kısıtlamayı belirle.
Lozan'da Boğazlar'ın her iki yakası 152015-20 km derinliğinde askersiz bölge olarak bırakılmıştı.
Türkiye'nin kendi toprakları üzerinde askeri kontrol kurmasını engelliyordu.
2
Montrö'nün getirdiği değişimi analiz et.
Montrö ile Lozan'daki bu askersiz statü kaldırılmış ve Türkiye'ye tahkimat yapma izni verilmiştir.
Türkiye'nin ulusal güvenliğini kendi ordusuyla sağlaması amaçlanmıştır.
3
Sonucu değerlendir.
Boğazlar üzerinde askeri ve idari (komisyonun kaldırılmasıyla) tam egemenlik kurulmuştur.
Lozan'dan kalan son egemenlik kısıtlaması ortadan kalkmıştır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kazanılan tam askeri ve siyasi egemenlik.

Daha Fazla Pratik

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler için getirdiği savaş gemisi tonaj ve süre sınırlamalarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 114Soru

Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçların ödenmesi sürecinde Türkiye, alacaklı devletlerle (özellikle Fransa ile) yaptığı pazarlıklar sonucunda borçların ödeme planını ve para birimini kendi lehine düzenlemeyi başarmıştır. Türkiye'nin dış ödemelerdeki yükünü hafifleten ve ödeme kolaylığı sağlayan bu para birimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk Lirası

Cevap

Borçların ödeme birimi olarak Türk Lirası'nın kabul edilmesi Türkiye'nin lehine bir gelişmedir.
Lozan Antlaşması sonrası yaşanan anlaşmazlıklar 1933 yılında çözülmüş ve borçların Türk Lirası üzerinden ödenmesi kararlaştırılmıştır. Bu durum, döviz rezervleri kısıtlı olan genç Türkiye Cumhuriyeti için ödeme kolaylığı sağlamış ve borç yükünün reel olarak azalmasına yardımcı olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Borçların kaynağını belirleme
Borçların Osmanlı Devleti'nden miras kaldığı ve en büyük alacaklının Fransa olduğu tespit edilir.
Sorunun kökenini ve muhatabını anlamak için gereklidir.
2
Ödeme zorluklarını ve çözüm arayışlarını değerlendirme
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası Türkiye'nin ödeme zorluğu çekmesi üzerine yeni bir protokol imzalanmıştır.
Türkiye'nin neden yeni bir düzenleme talep ettiğini anlamak için önemlidir.
3
Ödeme birimini belirleme
1933 yılında imzalanan Paris Sözleşmesi ile borçların Türk Lirası üzerinden taksitlendirilmesi kararlaştırılmıştır.
Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve ödeme kapasitesini koruyan temel unsuru belirlemek içindir.

Anahtar Kavram

Dış Borçların Türk Lirası Üzerinden Ödenmesi

Daha Fazla Pratik

Hoover Moratoryumu'nun bu borç ödeme takvimine olan etkisini incelemek konuyu pekiştirmenize yardımcı olabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 115Soru

1930'lu yıllarda İtalya ve Almanya gibi devletlerin yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini talep etmiştir. 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan Antlaşması'nda yer alan ve Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan aşağıdaki uygulamalardan hangisine son verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin en önemli sonucu, Lozan'da kurulan ve Türkiye'nin hükümranlık haklarını zedeleyen Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılmasıdır. Bu sayede Boğazlar'ın tek hâkimi Türk Devleti olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci analiz etme
1923 Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın yönetimi başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmıştı.
Lozan'daki bu hüküm Türkiye'nin tam egemenliğini kısıtlayan bir unsurdur.
2
Değişen dünya şartlarını değerlendirme
1930'larda Almanya ve İtalya'nın saldırgan politikaları Boğazlar'ın güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır.
Türkiye'nin sözleşmeyi revize etme talebinin temel gerekçesi güvenlik kaygılarıdır.
3
Sözleşme sonucunu belirleme
1936 Montrö Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu kaldırılmış ve Boğazlar'da Türk askeri konuşlandırılmasına izin verilmiştir.
Bu durum Boğazlar üzerindeki egemenliğin kayıtsız şartsız Türkiye'ye geçmesini sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki tam egemenliğin sağlanması.
Tahmini Süre:45s
Soru 116Soru

Atatürk Dönemi’nde yabancı okullar sorunu çözülürken Türkiye Cumhuriyeti; Fransa ve Vatikan gibi devletlerin diplomatik temsilcilikleri üzerinden yürüttüğü görüşme taleplerini "kendi iç işlerine müdahale" sayarak reddetmiş ve çözüm süreci için sadece ilgili okulların yönetimlerini doğrudan muhatap almıştır. Türkiye’nin bu diplomatik stratejisiyle ulaşmak istediği temel amaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim ve öğretim işlerinin ancak bağımsız bir devletin iç egemenlik tasarrufuyla düzenlenebileceğini tescil etmek

Cevap

Eğitim ve öğretim işlerinin ancak bağımsız bir devletin iç egemenlik tasarrufuyla düzenlenebileceğinin tescil edilmesi
Türkiye Cumhuriyeti'nin yabancı devletlerin büyükelçilerini bu konuda muhatap almayı reddetmesi, meselenin diplomatik bir pazarlık konusu olmadığını, aksine Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki hükümranlık hakkının bir parçası olduğunu vurgular. Eğitim kurumlarının denetimi ve kurallarının belirlenmesi bir devletin iç egemenlik tasarrufudur ve başka devletlerle müzakere edilemez.

Adım Adım Çözüm

1
Taraf Analizi
Fransa ve Vatikan'ın diplomatik temsilcileri (elçileri) yerine okul yönetimlerinin muhatap alınması.
Konunun 'devletler arası bir uyuşmazlık' olmaktan çıkarılıp 'iç hukuk meselesi' haline getirilmesi hedeflenmiştir.
2
Egemenlik İlkesi Uygulaması
Lozan'daki 'iç hukuk' vurgusunun pratikte uygulanması.
Yabancı bir devletle kendi topraklarındaki okullar için masaya oturmak, o devletin egemenliğine ortaklık kabul etmek anlamına geleceği için reddedilmiştir.
3
Sonuç Değerlendirmesi
Bağımsızlık ve Egemenlik.
Bu tutum, Türkiye Cumhuriyeti'nin tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerini eğitim alanında tavizsiz uyguladığını gösterir.

Anahtar Kavram

İç Mesele (Domestic Jurisdiction) ve Ulusal Egemenlik

İpuçları

1
Türkiye'nin muhatap olarak 'büyükelçileri' değil, 'okul müdürlerini' seçmesi, meselenin devletler arası bir kriz olarak görülmesini engellemeye yöneliktir.
2
Lozan Antlaşması'na göre bu okullar Türk kanunlarına tabiydi. Bir devletin kendi kanunlarını uygulaması için başka bir devletten izin almasına ne denir?

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullarda okutulması zorunlu tutulan 'Türkçe, Tarih ve Coğrafya' derslerinin neden Türk öğretmenler tarafından okutulması istendiğini egemenlik bağlamında düşününüz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 117Soru

Atatürk Dönemi'nde dış borçlar meselesi, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını tamamlama sürecindeki en kritik diplomatik başlıklardan biri olmuştur. 19291929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın ardından borç ödemelerinin Türkiye'nin ödeme kapasitesini aşması üzerine, Hoover Moratoryumu'nun sağladığı imkanlar da kullanılarak 19331933 yılında alacaklı devletlerle (başta Fransa) yeni bir Paris Borçlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile getirilen düzenlemeler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların tek bir seferde ve tamamen silinerek tasfiye edilmesi

Cevap

Borçların tek bir seferde ve tamamen silinerek tasfiye edilmesi ifadesi yer almaz çünkü borçlar silinmemiş, sadece taksitlendirilmiştir.
Doğru cevap olan ifade yanlıştır çünkü 19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi ile borçlar tamamen silinmemiş; aksine Türkiye'nin ödeme kapasitesi doğrultusunda yeniden taksitlendirilerek ödeme planı uzatılmıştır. Osmanlı'dan kalan bu borçların son taksiti ancak 19541954 yılında ödenebilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
19291929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini değerlendir.
İhracat gelirlerinin düşmesiyle 19281928 yılında belirlenen ödeme planının uygulanamaz olduğu anlaşılır.
Borçların yeniden yapılandırılmasının temel gerekçesini anlamak için krizin etkisi bilinmelidir.
2
Hoover Moratoryumu ve 19331933 Paris Sözleşmesi'nin içeriğini analiz et.
Türkiye'nin borç erteleme talebinin uluslararası hukukta karşılık bulduğu ve yeni bir taksitlendirme planı yapıldığı görülür.
Sözleşmenin borçları tamamen silmediği, sadece ödeme kolaylığı (taksit, TL ile ödeme vb.) sağladığı saptanır.

Anahtar Kavram

1933 Paris Borçlar Sözleşmesi ve Ekonomik Bağımsızlık
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 118Soru

Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan 1923 tarihli Mübadele Sözleşmesi'nin uygulanması sürecinde Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan 'etabli' (yerleşik) uyuşmazlığı, konunun Milletler Cemiyeti aracılığıyla Lahey Adalet Divanı'na taşınmasına yol açmıştır. Adalet Divanı'nın 1925 yılında yayımladığı tavsiye kararının teknik ve hukuki tartışmaları sonlandıramaması üzerine gerginlik tırmanmış; sorun ancak 1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile siyasi bir uzlaşı çerçevesinde çözülebilmiştir.

1930 Ankara (Ahali Mübadelesi) Antlaşması ile etabli meselesini kesin çözüme kavuşturan ve 'yerleşiklik' statüsünü belirleyen temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin, şehre varış tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın fiilen orada bulunanların yerleşik kabul edilmesi

Cevap

İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin, şehre varış tarihlerine bakılmaksızın fiilen orada bulunanların yerleşik (etabli) kabul edilmesi
Doğru yanıt olan seçenek, 1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği en büyük yeniliği ifade eder. Bu antlaşma ile 'kimlerin yerleşik sayılacağı' konusundaki tarihsel ve idari (nüfus kaydı) engeller kaldırılmış, İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin ne zaman geldiklerine bakılmaksızın (fiilen bulunma kriteri) etabli sayılmaları kabul edilmiştir. Bu siyasi çözüm, Türk-Yunan dostluğunu başlatmış ve 1934 Balkan Antantı'na zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin kaynağını belirle.
1923 Mübadele Sözleşmesi'nde geçen 'etabli' kavramının hukuki sınırları (özellikle 1918 kriteri) net değildir.
Türkiye, 1918 öncesi nüfus kaydını şart koşarken; Yunanistan herkesin kalmasını istemektedir.
2
Uluslararası süreci analiz et.
Karma Komisyon ve Lahey Adalet Divanı hukuki bir çözüm üretememiştir.
Lahey Divanı'nın 1925 kararı, yerel yasaları değil uluslararası hukuku işaret etmiş ancak somut bir tarih sınırı belirlememiştir.
3
1930 Ankara Antlaşması'ndaki değişikliği saptan.
Hukuki tanım tartışması yerine 'mevcut durum' (fiili bulunma) esas alınmıştır.
İki ülke arasındaki gerginliği bitirmek ve Balkanlarda iş birliği yapmak (Balkan Antantı'na giden yol) için siyasi bir taviz verilmiştir.

Anahtar Kavram

Etabli Sorunu ve 1930 Ankara Antlaşması (Fiili Bulunma Esası)

İpuçları

1
Türkiye'nin krizin başında savunduğu '1918 öncesi ikamet' şartı ile 1930'daki nihai çözüm arasındaki farkı düşünün.

Daha Fazla Pratik

1930 Ankara Antlaşması sonrası Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesiyle ortaya çıkan bölgesel ittifakları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 119Soru

19301930'lu yıllarda İtalya'nın yayılmacı emelleri ve Almanya'nın hızla silahlanmaya başlaması, Balkan coğrafyasındaki sınır güvenliğini tehdit etmiştir. Türkiye'nin öncülüğünde kurulan Balkan Antantı ile bölge devletleri sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına almayı amaçlamıştır. Ancak bölgedeki bazı devletler, farklı gerekçelerle bu oluşumun dışında kalmıştır.

Buna göre, I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmaların getirdiği sınır düzenini kabul etmeyen ve komşularından toprak talep eden (revizyonist) bir politika izlediği için Balkan Antantı'na katılmayan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan

Cevap

Bulgaristan, kaybettiği toprakları geri alma isteği (revizyonizm) nedeniyle Balkan Antantı'na katılmamıştır.
Bulgaristan, I. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Nöyyi Antlaşması'nın getirdiği sınırları tanımadığı ve komşu ülkelerden toprak talebinde bulunduğu için Balkan Antantı'nın 'sınırları karşılıklı garanti etme' ilkesine aykırı düşmüş ve pakta katılmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tehdidin kaynağını belirleme
İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları Balkan devletlerini tedirgin etmiştir.
Dış politikanın şekillenmesinde uluslararası güvenlik tehditleri temel belirleyicidir.
2
Balkan Antantı üyelerini hatırlama
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (TAYYARE şifresi).
Katılan ve katılmayan devletleri ayırt etmek için üye listesini bilmek gerekir.
3
Katılmama gerekçelerini analiz etme
Bulgaristan revizyonizm (sınırları değiştirme isteği), Arnavutluk ise İtalyan baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Soruda özellikle 'revizyonist' tutum vurgulandığı için Bulgaristan doğru cevaptır.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na katılan devletlerin 'statükocu' (mevcut durumu koruyan), katılmayan Bulgaristan'ın ise 'revizyonist' (mevcut durumu değiştirmek isteyen) olması.

İpuçları

1
Balkan Antantı'na katılan devletleri 'TAYYARE' şifresiyle hatırlayabilirsiniz: Türkiye, (A), Yunanistan, Yugoslavya, (A), Romanya, (E).
2
Paktın temel amacı sınır güvenliğini korumaktır. Sınırları değiştirmek isteyen (revizyonist) bir devlet bu pakta girmez.
3
I. Dünya Savaşı'nda büyük toprak kaybı yaşayan ve Balkanlar'da dengeyi bozmaya çalışan devlet hangisidir?

Daha Fazla Pratik

Sadabat Paktı'na katılmayan bölge devletlerini ve nedenlerini inceleyerek Balkan Antantı ile karşılaştırma yapınız.

Alternatif Yöntem

Pakt üyelerini 'TAYYARE' kodlamasıyla eleyerek katılmayan devletlere ulaşabilir, ardından revizyonizm kavramını (sınır değiştirme isteği) kullanarak Bulgaristan ve Arnavutluk arasında ayrım yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 120Soru

19231923 tarihinde imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme’de yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının teknik yorumu, iki ülkeyi 19261926-19301930 yılları arasında savaşın eşiğine getirmiştir. 1010 Haziran 19301930’da imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile Türkiye’nin "mübadale dışı tutulacakların kapsamını genişleten" bir tutum sergileyerek uyuşmazlığı çözüme kavuşturmasında;

I.I. İtalya'nın Doğu Akdeniz'deki yayılmacı emellerinin yarattığı güvenlik tehdidi,
II.II. Balkan coğrafyasında revizyonist politikalara karşı statükoyu koruma arzusu,
III.III. Sadabat Paktı'nın kurulması için gereken bölgesel diplomatik zeminin hazırlanması,

gerekçelerinden hangilerinin etkili olduğu savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve IIII

Cevap

Türkiye'nin etabli sorununda esneklik göstererek uyuşmazlığı çözmesinde İtalya'nın yayılmacı emelleri ve Balkanlar'daki statükoyu koruma arzusu etkili olmuştur.
Doğru yanıt olan II ve IIII öncülleri, Türkiye'nin 19301930 yılında neden geri adım atarak uyuşmazlığı bitirdiğini açıklar. İtalya'nın Akdeniz'deki saldırgan tutumu ve Balkanlar'daki sınır değişimlerini önleme (statükoyu koruma) isteği, Türkiye ve Yunanistan'ı bölgesel bir ittifaka (19341934 Balkan Antantı) zorlamıştır. Bu ittifakın önündeki en büyük engel olan Etabli sorunu, 19301930 Ankara Antlaşması ile feda edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli uyuşmazlığının zaman dilimini belirle.
19231923-19301930 yılları arası.
Sorunun hangi dış politik konjonktürde çözüldüğünü anlamak için gereklidir.
2
19301930 yılındaki uluslararası tehditleri analiz et.
İtalya'nın Akdeniz'deki yayılmacılığı ve Bulgaristan gibi devletlerin revizyonist talepleri.
Dış tehditlerin diplomatik ödünler üzerindeki etkisini değerlendirmek için gereklidir.
3
Öncüllerdeki olayların kronolojisini ve coğrafi odağını kontrol et.
İtalya ve Balkanlar (II ve IIII) mübadele ile ilgilidir; Sadabat Paktı (19371937) ise doğu sınırları ile ilgili olup çok sonradır.
Yanlış olan ve kronolojik olarak uymayan öncülü elemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ile Nüfus Mübadelesi Sorunu'nun çözülmesi, Türkiye'nin Batı sınırlarını güvence altına alarak Balkan Antantı'na giden yolu açmıştır.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 6 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 6 | Examkin