Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 121Soru

1923 Lozan Antlaşması'na ek olarak imzalanan mübadele sözleşmesinde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının yorumlanması, Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süreli bir gerginliğe neden olmuştur. 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile bu sorun kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur.

Buna göre, 1930 Ankara Antlaşması ile getirilen çözümün kapsamı ve bu gelişmenin Türk dış politikasındaki stratejik yansıması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik sayılması - Balkan Antantı'na zemin hazırlaması

Cevap

İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanlarının yerleşme tarihlerine bakılmaksızın "etabli" kabul edilmesi ve bu durumun Balkan Antantı'na zemin hazırlaması
1930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile yerleşik sayılma için aranan 30 Ekim 1918 tarihi şartı esnetilmiş ve mevcut nüfusun korunması yönünde bir irade sergilenmiştir. Bu siyasi çözüm, Lozan'dan beri süregelen Türk-Yunan gerginliğini bitirmiş, Atatürk ve Venizelos arasındaki dostluk köprüsü sayesinde 1934 yılında bölgesel güvenliği hedefleyen Balkan Antantı kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki mübadele maddesini analiz et.
İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Müslümanlar hariç tüm nüfusun değişimi kararlaştırılmıştı.
Etabli sorununun kökenini anlamak için temel belgeyi incelemek gerekir.
2
"Etabli" uyuşmazlığının nedenini belirle.
Yunanistan, daha fazla Rum'un İstanbul'da kalması için 30 Ekim 1918 tarihli yerleşiklik kriterini geniş yorumlamak istiyordu.
Sorunun teknik boyutunu kavramak çözümün içeriğini netleştirir.
3
1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği çözümü değerlendir.
Geliş tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ve Batı Trakya Müslümanları "etabli" (yerleşik) sayıldı.
Siyasi uzlaşmanın nasıl sağlandığını belirlemek sorunun doğru cevabına ulaştırır.
4
Çözümün uluslararası etkisini analiz et.
Türk-Yunan dostluğu başladı ve bu yakınlaşma 1934 yılında Balkan Antantı'nın kurulmasını sağladı.
Dış politika olaylarının birbirine olan etkisini ve kronolojisini doğrulamak gerekir.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali Mübadelesi) Antlaşması ve Balkan Antantı ilişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 122Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikası genel olarak iki ana evreye ayrılır. 1923-1930 yılları arasındaki birinci dönemde Lozan Barış Antlaşması’ndan bakiye kalan sorunların tasfiyesi öncelik taşırken; 1930-1939 yılları arasındaki ikinci dönemde ise dünya barışını tehdit eden revizyonist akımlara karşı çok taraflı iş birliği ve güvenlik arayışları merkezi bir rol oynamıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1930’lu yıllarda Türk dış politikasının temel dinamiklerini yansıtan gelişmelerden veya yaklaşımlardan biri olarak değerlendirilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa ile yaşanan Dış Borçlar ve Yabancı Okullar gibi krizlerin milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkeleri gereği bir iç mesele kabul edilerek çözülmesi

Cevap

Dış Borçlar ve Yabancı Okullar sorunlarının çözümü, 1923-1930 arasındaki birinci dönemin temel özelliklerini yansıtır.
Dış Borçlar ve Yabancı Okullar meseleleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin tam bağımsızlığını ve milli egemenliğini pekiştirdiği 1923-1930 yılları arasındaki ilk dönemin karakteristik gelişmeleridir. 1930'lu yıllarda ise odak noktası, Avrupa'da yükselen savaş tehdidine karşı bölgesel ittifaklar (Balkan Antantı, Sadabat Paktı) ve uluslararası örgütler (Milletler Cemiyeti) aracılığıyla sınır güvenliğini sağlamaya kaymıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem ayrımı yapma
1923-1930 dönemi 'tasfiye ve tescil', 1930-1939 dönemi 'güvenlik ve iş birliği' odaklıdır.
Dış politikanın değişen dünya şartlarına göre evrildiğini anlamak gerekir.
2
Olay-Zaman eşleştirmesi
Yabancı Okullar (1924-25) ve Dış Borçlar (1928) meseleleri ilk döneme aittir.
Bu konular Lozan'dan kalan pürüzlerin egemenlik hakları çerçevesinde temizlenmesi aşamasıdır.
3
Diğer seçeneklerin analizi
Balkan Antantı, Sadabat Paktı, Montrö ve Hatay meselelerinin tamamı 1930'lu yıllardaki revizyonist tehditlere karşı atılan adımlardır.
1930 sonrası politikanın 'uluslararası barışa katkı ve sınır güvenliği' karakterini teyit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Evreleri ve Kronolojisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 123Soru

1930'lu yıllarda İtalya'nın Doğu Akdeniz'deki yayılmacı emelleri ve Almanya'nın Versay Antlaşması'nın getirdiği kısıtlamaları reddederek hızla silahlanması, Balkan coğrafyasındaki güvenlik endişelerini artırmıştır. Bu tehditlere karşı 9 Şubat 1934'te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina'da Balkan Antantı imzalanmıştır.

Buna göre, Balkan Antantı'nın oluşumu ve katılımcı devletlerin tutumlarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri alma (revizyonist) politikası nedeniyle paktın dışında kalmıştır.

Cevap

Bulgaristan'ın revizyonist emelleri nedeniyle paktın dışında kaldığı ifadesi doğrudur.
Balkan Antantı, mevcut sınırları korumayı amaçlayan bir statüko savunmasıdır. Bulgaristan ise I. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanan Nöyyi Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri almak istediği için mevcut sınırları tanıyan bu pakta dahil olmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dinamiklerini analiz etme
1930'larda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı (revizyonist) politikaları, statükoyu korumak isteyen devletleri (antirevizyonist) bir araya getirmiştir.
Tehdidin kaynağını ve ittifakın amacını anlamak için gereklidir.
2
Pakt üyelerini belirleme
Üyeler: Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya (T-Y-Y-R).
Kimlerin paktın içinde olduğunu bilmek, dışarıda kalanları analiz etmeyi sağlar.
3
Katılmayan devletlerin gerekçelerini sorgulama
Bulgaristan toprak talepleri (Ege'ye çıkış, Dobruca vb.) nedeniyle, Arnavutluk ise İtalya baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Bölgesel iş birliğinin neden tam olarak sağlanamadığını açıklar.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na katılan ve katılmayan devletlerin temel motivasyonları
Soru 124Soru

1924 yılında toplanan Haliç Konferansı'ndan sonuç alınamaması üzerine konu Milletler Cemiyeti'ne intikal etmiş; cemiyetin kurduğu komisyon 'Brüksel Hattı'nı geçici bir sınır olarak belirlemiştir. Bu kritik süreçte Türkiye'nin Musul üzerindeki haklarını savunmak adına askeri bir müdahale seçeneğini değerlendirdiği sırada patlak veren Şeyh Sait İsyanı, Ankara hükümetinin dış politikadaki manevra kabiliyetini büyük ölçüde kısıtlamıştır.

Bu tarihsel arka plan dikkate alındığında, 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması'na giden süreç ve sonuçları hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç politikada yaşanan istikrarsızlık, dış politikada diplomatik bir geri adıma neden olmuş ve Misak-ı Milli'den taviz verilerek Musul Irak'a bırakılmıştır.

Cevap

İç politikada yaşanan krizin dış politikadaki gücü zayıflatmasıyla Musul'un Irak'a bırakılarak Misak-ı Milli'den taviz verildiğini belirten ifade doğrudur.
İç politikada çıkan Şeyh Sait İsyanı, Türkiye'nin Musul sorunu için planladığı askeri harekât ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Ordunun isyanı bastırmakla meşgul olması ve ülkenin iç karışıklık içine girmesi, İngiltere karşısında Türkiye'nin elini zayıflatmış; sonuç olarak Ankara Antlaşması ile Musul, Irak'a (İngiliz mandasına) bırakılmak zorunda kalınmıştır. Bu durum Misak-ı Milli'den verilen önemli bir tavizdir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin iç ve dış siyasi olayları arasındaki ilişkiyi analiz etme
1925'teki Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin askeri ve ekonomik gücünü içe yönelttiği saptandı.
Dış politikadaki pazarlık gücü, içteki istikrar ve askeri hazırlık seviyesine doğrudan bağlıdır.
2
Milletler Cemiyeti ve Brüksel Hattı'nın rolünü değerlendirme
Cemiyetin İngiltere yanlısı tutumu ve Brüksel Hattı'nı sınır kabul etmesi Türkiye'yi diplomatik olarak köşeye sıkıştırmıştır.
Uluslararası organizasyonların kararları, sahadaki fiili durumla birleştiğinde nihai antlaşmanın temelini oluşturur.
3
Ankara Antlaşması'nın (1926) maddelerini inceleme
Musul'un Irak'a bırakılması, 10%10\% petrol payının 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.
Antlaşma hükümleri, sorunun Türkiye aleyhine (Misak-ı Milli'den taviz verilerek) kapandığını kanıtlar.

Anahtar Kavram

İç Politika - Dış Politika Etkileşimi (Şeyh Sait İsyanı ve Musul)

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözülememesinin ardından Türkiye'nin dış politikada Batılı devletlerle olan ilişkilerini dengelemek adına Milletler Cemiyeti'ne giriş sürecini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 125Soru

Atatürk Dönemi'de Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nden kalan borçların ödeme planını alacaklı devletlerle (özellikle Fransa ile) yeniden düzenlemek zorunda kalmıştır. Türkiye'nin bu süreçte borçların yapılandırılmasını ve taksitlerin ertelenmesini talep etmesindeki temel küresel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dünya genelinde yaşanan büyük ekonomik kriz

Cevap

Türkiye'nin dış borçlarını yeniden yapılandırmasındaki temel küresel etken, dünya genelinde yaşanan büyük ekonomik krizdir.
Lozan Antlaşması'ndan sonra Osmanlı borçlarını düzenli ödemeye başlayan Türkiye, dünya genelinde yaşanan büyük ekonomik kriz (1929 Dünya Ekonomik Bunalımı) nedeniyle mali sıkıntıya düşmüştür. Bu kriz, Türkiye'nin asıl alacaklı olan Fransa ile yeni bir ödeme planı yapmasını ve borçların yeniden taksitlendirilmesini zorunlu kılmıştır. ABD Başkanı Hoover tarafından önerilen borç erteleme çağrısı (Hoover Moratoryumu) da bu sürecin Türkiye lehine sonuçlanmasında etkili olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Dış borçların Lozan sonrası sürecini analiz etme
Osmanlı borçlarının Lozan Antlaşması ile taksitlendirildiği ve asıl alacaklının Fransa olduğu tespit edilir.
Konunun tarihsel arka planını belirlemek için gereklidir.
2
Ödemeleri zorlaştıran küresel olayı saptama
1929'da başlayan Dünya Ekonomik Bunalımı'nın Türkiye'nin bütçe dengesini ve döviz rezervlerini olumsuz etkilediği görülür.
Borç krizinin ana nedenini ortaya çıkarmak için gereklidir.
3
Diplomatik çözüm sürecini değerlendirme
Hoover Moratoryumu'nun ardından 1933 yılında Fransa ile yeni bir ödeme planı ve taksitlendirme üzerinde anlaşıldığı belirlenir.
Ekonomik krizin dış politikadaki sonucunu görmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Dünya Ekonomik Bunalımı'nın Dış Borçlar Sorunu'na Etkisi
Soru 126Soru

Tarihsel süreçte bölgesel paktlar, sadece dış askeri tehditlere karşı değil, aynı zamanda sınır aşan iç güvenlik sorunlarını minimize etmek ve rejim güvenliğini sağlamak amacıyla da oluşturulmuştur. 1937 tarihli Sadabat Paktı'nın metninde yer alan; tarafların birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemenlik haklarına saygı duyma ve sınırları içinde diğer bir üye devletin kurumlarını sarsmaya yönelik kurulan cemiyet veya silahlı çetelerin faaliyetlerini engelleme zorunluluğu, bu paktın hangi temel niteliğini en iyi şekilde vurgulamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgesel statükonun korunmasının yanı sıra üye ülkelerin iç huzuruna yönelik tehditlere karşı ortak bir güvenlik dayanışması oluşturması

Cevap

Sadabat Paktı, sadece dış tehditlere karşı değil, üye devletlerin iç huzur ve rejim güvenliklerini tehdit eden yıkıcı faaliyetlere karşı da bir dayanışma ve iş birliği zeminidir.
Paktın içeriğinde yer alan 'silahlı çeteleri ve yıkıcı teşkilatları engelleme' maddesi, üyelerin kendi topraklarını diğer üyeler aleyhine kullandırmama taahhüdüdür. Bu durum, paktın hem bölgesel statükoyu koruduğunu hem de üye ülkelerin iç huzuruna yönelik (ayrılıkçı hareketler gibi) tehditlere karşı ortak bir güvenlik çemberi oluşturduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın üye devletleri ve imzalanma gerekçesi analiz edilmelidir.
1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan, İtalya'nın yayılmacı politikasına karşı bir araya gelmiştir.
Bölgesel güvenliğin sağlanması dış tehditlere karşı ortak tavır gerektirir.
2
Pakt metnindeki iç güvenliğe dair özel hükümler (7. madde vb.) incelenmelidir.
Tarafların birbirlerinin güvenliğini sarsacak silahlı grupları ve cemiyetleri engelleme sözü verdiği görülür.
Bu durum, paktın sadece bir dış politika belgesi değil, aynı zamanda iç istikrarı koruma aracı olduğunu gösterir.
3
Paktın hukuki niteliği (saldırmazlık vs. savunma) ayırt edilmelidir.
Belgenin bir 'karşılıklı yardım' değil, 'saldırmazlık ve iş birliği' paktı olduğu saptanır.
Yanlış yorumlamaların önüne geçmek için paktın niteliği netleştirilmelidir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın İç Güvenlik ve Bölgesel İstikrar Fonksiyonu

İpuçları

1
Paktın 7. maddesinde yer alan 'silahlı çeteler' ifadesine odaklanın; bu durum sadece dış saldırıyla mı ilgilidir?
2
Sadabat Paktı'nın bir savunma paktı (askeri ittifak) mı yoksa bir saldırmazlık paktı mı olduğunu hatırlayın.
3
Üyelerin birbirlerinin iç işlerine karışmama taahhüdü, aslında iç istikrarı ve rejimlerin korunmasını hedefleyen bir güvenlik dayanışmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı'nın Sadabat Paktı'ndan farklı olarak 'sınırların karşılıklı garanti edilmesi' yönündeki daha sert hükümlerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 127Soru

1923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde geçen "etabli" (yerleşik) teriminin kapsamı konusundaki uyuşmazlıklar, 1930 Ankara Antlaşması ile "İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin varış tarihlerine bakılmaksızın yerleşik sayılması" kararıyla son bulmuştur. Bu diplomatik çözümün ardından Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin hızla iyileşmesi, aşağıdaki bölgesel gelişmelerden hangisinin öncelikli dayanağını oluşturmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın imzalanması

Cevap

Balkan Antantı'nın imzalanması
Nüfus Mübadelesi (Etabli) sorununun 1930 yılında çözülmesi, Türkiye ve Yunanistan arasında Lozan'dan beri süregelen en büyük engeli ortadan kaldırmıştır. Bu yumuşama süreci Venizelos'un Ankara ziyaretiyle pekişmiş ve iki ülkenin öncülüğünde, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı 1934 yılında Balkan Antantı kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun çözüm yöntemini analiz etme
1930 Ankara Antlaşması ile yerleşme tarihine bakılmaksızın herkes yerleşik sayılmıştır.
Sorunun kökenindeki 'varış tarihi' tartışmasının nasıl sonlandırıldığını anlamak gerekir.
2
Çözümün ikili ilişkilere etkisini değerlendirme
Türk-Yunan ilişkilerinde 1930-1954 arası sürecek olan dostluk dönemi başlamıştır.
Dış politikadaki yumuşamanın hangi aktörler arasında gerçekleştiğini belirlemek çözümün devamını getirir.
3
Bölgesel ittifaklarla ilişkilendirme
İki ülkenin yakınlaşması, Batı'daki Revizyonist (Almanya-İtalya) tehdidine karşı 1934 Balkan Antantı'nı doğurmuştur.
Dış politika olayları arasındaki neden-sonuç bağını kurarak doğru paktı tespit etmek amaçlanır.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ve Balkan Antantı İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na katılan devletleri bölge bazlı gruplandırarak çalışmanız, kronoloji ve coğrafya sorularında hata yapmanızı engeller.
Tahmini Süre:50s
Soru 128Soru

Türkiye Cumhuriyeti’nin "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılması süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyetten gelen davet üzerine 1932'de üye olmuştur.

Cevap

Türkiye, İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyetten gelen davet üzerine 1932'de üye olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün barışçı vizyonu doğrultusunda 1932 yılında Milletler Cemiyetine dahil olmuştur. Bu sürecin en önemli özelliği, Türkiye'nin diğer devletler gibi cemiyete girmek için başvuruda bulunmaması, aksine İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyet genel kurulu tarafından üye olmaya resmen davet edilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin dış politika vizyonunu belirle.
Türkiye, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesiyle barışçıl bir yol izlemiştir.
Üyeliğin temel motivasyonu dünya barışına katkı sağlamaktır.
2
Cemiyete katılım yöntemini incele.
Normalde ülkeler başvuru yapar ancak Türkiye özel olarak davet edilmiştir.
Türkiye'nin barışçıl duruşu ve uluslararası alandaki ağırlığı bu istisnai durumu doğurmuştur.
3
Daveti yapan ülkeleri ve tarihi doğrula.
İspanya ve Yunanistan'ın girişimiyle 1932 yılında katılım sağlanmıştır.
Kronolojik ve siyasi gerçeklik bu bilgiyi doğrular.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Katılım
Tahmini Süre:45s
Soru 129Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 1920'li yıllarda Musul Meselesi nedeniyle mesafeli durduğu Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam), 1930'lu yılların başında değişen uluslararası konjonktür ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda katılma kararı almıştır.

Türkiye'nin 1932 yılındaki bu katılım sürecini diğer üye devletlerden ayıran temel usul aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya ve Yunanistan'ın sunduğu teklifin genel kurulda kabul edilmesiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilmesi

Cevap

Türkiye, 1932 yılında İspanya ve Yunanistan'ın sunduğu karar tasarısının kabul edilmesiyle Milletler Cemiyeti tarafından üyeliğe davet edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası alandaki saygınlığı ve barışçı politikaları sonucunda, Milletler Cemiyetine kendi başvurusuyla değil, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen özel bir davet üzerine katılmıştır. Bu durum, Türkiye'nin cemiyete üye olan diğer pek çok devletten farklı olarak 'davet edilen ilk devlet' olma özelliğini taşımasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti ile ilişkilerini değerlendiriniz.
1926 Musul Sorunu sonrası cemiyete karşı olan güvensizlik, 1930'lardan itibaren yerini uluslararası barışa katkı sağlama isteğine bırakmıştır.
Türkiye'nin dış politikadaki temel prensibi olan barışçılık, uluslararası örgütlerde yer almayı gerektirmiştir.
2
Cemiyete giriş tarihini ve usulünü belirleyiniz.
18 Temmuz 1932 tarihinde Türkiye, cemiyete resmen üye olmuştur.
Türkiye, cemiyetin tarafsızlığına dair çekinceleri nedeniyle başvuru yapmak yerine davet edilmeyi bekleyen onurlu bir dış politika izlemiştir.
3
Daveti gerçekleştiren devletleri tespit ediniz.
İspanya ve Yunanistan'ın ortak teklifi ile Türkiye davet edilmiştir.
Milletler Cemiyeti tarihinde davet edilerek üyeliğe alınan ilk devlet Türkiye'dir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulü

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın imzalanma amaçlarını ve kurucu üyelerini karşılaştırarak dış politikanın bölgesel iş birliği boyutunu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 130Soru

Türkiye ve İngiltere arasında uzun süren diplomatik gerginliklere neden olan Musul Sorunu, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur.

Bu sürecin gelişimi ve antlaşmanın hükümleri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti tarafından önerilen Brüksel Hattı'nın Türkiye aleyhine kesinleşmesinde, ülke içindeki Şeyh Sait İsyanı'nın yarattığı olumsuz koşullar etkili olmuş; antlaşma ile Musul petrollerinin %10'u 25 yıl süreyle Türkiye'ye bırakılmıştır.

Cevap

Milletler Cemiyeti'nin Brüksel Hattı kararının kabulünde Şeyh Sait İsyanı'nın etkisi ve petrol gelirlerinden %10 pay alınması
Musul Sorunu sürecinde Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan raporla belirlenen Brüksel Hattı, Türkiye aleyhine bir sınır çizmiştir. Türkiye bu dönemde bölgeye askeri müdahale planlasa da, 19251925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı devletin gücünü içe yöneltmiş ve İngiltere karşısında diplomatik olarak zayıf düşmesine yol açmıştır. Sonuçta imzalanan 19261926 Ankara Antlaşması ile Musul, Irak'a bırakılmış; Türkiye ise petrol gelirlerinden %10\%10 oranında 2525 yıl süreyle pay almayı kabul etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun Milletler Cemiyeti sürecini değerlendir
Milletler Cemiyeti, 'Brüksel Hattı' adı verilen bir sınır önererek Musul'u İngiliz mandasındaki Irak'a bırakmıştır.
Sorun ikili görüşmelerle çözülemeyince uluslararası hakemliğe taşınmıştır.
2
İç politikadaki gelişmelerin dış politikaya etkisini analiz et
Şeyh Sait İsyanı, Türkiye'nin askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketerek Musul üzerindeki baskısını zayıflatmıştır.
İç sorunlar, dış politikada diplomatik ve askeri manevra alanını kısıtlar.
3
1926 Ankara Antlaşması'nın ekonomik hükümlerini teyit et
Antlaşmaya göre Musul petrollerinin %10'u 25 yıl süreyle Türkiye'ye bırakılmıştır.
Türkiye, bölgeyi kaybetmesine rağmen ekonomik bir telafi elde etmiştir.

Anahtar Kavram

İç politikadaki olayların (Şeyh Sait İsyanı) dış politika (Musul Sorunu) üzerindeki olumsuz etkisi ve 1926 Ankara Antlaşması'nın finansal şartları.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu ile Hatay Sorunu'nu; Milletler Cemiyeti'nin tutumu ve Misak-ı Millî'den verilen tavizler açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 131Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında 1934 yılında imzalanan Balkan Antantı ile 1937 yılında imzalanan Sadabat Paktı, bölgesel güvenliği sağlama yolundaki en önemli adımlardır. Her iki ittifak da yayılmacı politikalara karşı bir savunma cephesi oluşturmayı amaçlamıştır.

Balkan Antantı'nın oluşum sürecinde, Sadabat Paktı'ndan farklı olarak etkili olan ve bazı bölge devletlerinin paktın dışında kalmasına yol açan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan'ın I. Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan statükoyu reddeden revizyonist bir tutum sergilemesi

Cevap

Bulgaristan'ın revizyonist politikaları, Balkan Antantı'nın üye yapısını ve kapsamını belirleyen, onu Sadabat Paktı'ndan ayıran temel bir unsurdur.
Balkan Antantı'nın imzalanma sürecinde Bulgaristan, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri almak amacıyla revizyonist (statükoyu bozmaya yönelik) bir politika izliyordu. Bu durum, sınırlarını korumak isteyen diğer Balkan devletlerinin birleşmesine neden olmuştur. Sadabat Paktı'nda ise böyle bir iç bölgesel revizyonist devlet tehdidinden ziyade, dış güçlerin (özellikle İtalya) saldırganlığı ön plandadır.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın üye yapılarını hatırla.
Balkan Antantı (TAYYARE): Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya. Sadabat Paktı: Türkiye, İran, Irak, Afganistan.
Paktların kimler arasında kurulduğunu bilmek, neden kurulduklarını anlamanın ilk adımıdır.
2
Dışarıda kalan devletlerin nedenlerini analiz et.
Balkanlar'da Bulgaristan revizyonist (yayılmacı) olduğu için, Arnavutluk ise İtalya baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Balkan Antantı'nın spesifik olarak Bulgar yayılmacılığına karşı kurulduğunu tespit etmek soruyu çözer.
3
İki paktı karşılaştır.
İtalya ve Almanya tehdidi her ikisi için ortaktır; ancak Bulgaristan'ın durumu Balkan Antantı'na özel bir dinamiktir.
Seçenekler arasındaki ortak noktaları eleyerek farkı bulmak gerekir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı (1934) 'TAYYARE' şifresiyle kodlanır. Bulgaristan revizyonizm, Arnavutluk ise İtalyan baskısı nedeniyle pakta girmemiştir.

Alternatif Yöntem

Üye devletleri 'TAYYARE' (Türkiye, Arnavutluk yok, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) şeklinde kodlayarak Bulgaristan ve Arnavutluk'un neden olmadığını (Bulgaristan: Toprak talebi/Revizyonizm, Arnavutluk: İtalya korkusu) hatırlamak paktın karakterini anlamanızı kolaylaştırır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 132Soru

Osmanlı Devleti’nden kalan dış borçlar, Lozan Antlaşması ile imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırılmış ve Türkiye kendi payına düşen kısmı ödemeyi kabul etmiştir. Ancak 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkisiyle ödeme takviminde aksamalar meydana gelmiş, Türkiye borçların yeniden yapılandırılması için ilgili devletlerle müzakereler yürütmüştür.

Buna göre, Türkiye’nin dış borçlar konusunda 1933 yılında yeni bir ödeme planı hazırlayarak antlaşma imzaladığı ve en fazla borçlu olduğu devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa

Cevap

Türkiye'nin dış borçlar konusunda 1933 yılında Paris Antlaşması'nı imzaladığı ve en büyük alacaklı konumunda olan devlet Fransa'dır.
Osmanlı Devleti'nin 1854'ten itibaren aldığı dış borçların büyük çoğunluğu Fransız bankerlerden ve Fransız hükümetinden alınmıştır. Lozan'da bu borçların Türkiye'ye düşen kısmının altın yerine kağıt para ve Fransız Frangı üzerinden ödenmesi kararlaştırılmış, 1933 yılında yaşanan kriz sonrası yapılan yeni düzenleme de yine ana alacaklı olan Fransa ile Paris'te imzalanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki borç düzenlemesini hatırlamak
Osmanlı borçları, imparatorluktan ayrılan devletler arasında yüz ölçümleri ve gelirlerine göre paylaştırılmıştır.
Türkiye'nin hangi borç yükümlülüğü altına girdiğini anlamak için başlangıç noktasıdır.
2
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkisini değerlendirmek
Ekonomik kriz nedeniyle Türkiye borç taksitlerini ödemekte zorlanmış ve ödemelerin durdurulması/ertelenmesi gündeme gelmiştir.
Dış borçlar sorununun Atatürk döneminde neden tekrar bir kriz haline geldiğini açıklar.
3
1933 yılındaki diplomatik çözümü belirlemek
Fransa ile yapılan görüşmeler sonucunda 1933 Paris Antlaşması imzalanmış, borçlar Frank yerine kağıt para üzerinden taksitlendirilmiştir.
Soruda sorulan spesifik tarih ve çözüm merciini netleştirir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Dış Borçlarının Tasfiyesi ve 1933 Paris Antlaşması

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyılda en fazla mali ilişki kurduğu Avrupa devletini düşünün.
2
Dış borçlar sorununun çözümünde 1933 yılında imzalanan antlaşmanın yapıldığı şehre (Paris) odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı dış borçlarının son taksitinin ne zaman ve hangi olaylar sonrasında ödendiğini araştırabilirsiniz (1954).
Tahmini Süre:50s
Soru 133Soru

1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı'nın içeriği ve dönemin siyasi konjonktürü dikkate alındığında, bu paktın işleyişi ve hukuki niteliğiyle ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pakt, üye devletlerden birine yapılacak herhangi bir dış saldırı durumunda diğer tüm üyelerin doğrudan askeri müdahalede bulunmasını zorunlu kılan bir savunma ittifakıdır.

Cevap

Sadabat Paktı, üye devletlerden birine saldırı olduğunda diğerlerinin askeri müdahalede bulunmasını zorunlu kılan bir savunma ittifakı değil, saldırmazlık ve danışma esasına dayalı bir sözleşmedir.
Sadabat Paktı, tarafların birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesini ve birbirlerine karşı bir saldırı hareketine girişmemesini öngören bir 'saldırmazlık paktı' (non-aggression pact) niteliğindedir. Bu pakt, NATO veya Balkan Paktı (1953) gibi üyelerden birine yapılan saldırıda diğerlerinin askeri destek vermesini zorunlu kılan bir 'karşılıklı savunma ittifakı' değildir. Bu nedenle paktın askeri bir müdahaleyi zorunlu kıldığı çıkarımı yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın üye yapısını ve imzalanma nedenlerini analiz etme
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan; İtalya'nın Habeşistan'ı işgali sonrası bölgesel güvenlik için bir araya gelmiştir.
Dış tehdidin niteliği paktın amacını belirler.
2
Paktın hukuki statüsünü (saldırmazlık vs. savunma) değerlendirme
Sadabat Paktı metni incelendiğinde, tarafların birbirine saldırmamayı (non-aggression) ve ortak meselelerde danışmayı taahhüt ettiği görülür.
NATO gibi 'birine yapılan saldırı hepsine yapılmıştır' maddesi içermez.
3
Suriye ve Afganistan gibi özel durumları kontrol etme
Suriye sınır sorunları nedeniyle yokken, Afganistan dostluk bağları nedeniyle pakttadır.
Bölgesel katılımın sınırlarını anlamak paktın karakterini netleştirir.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın Hukuki Niteliği (Saldırmazlık vs. İttifak)

İpuçları

1
Sadabat Paktı'nın imzalandığı dönemdeki ana tehdit İtalya'dır, ancak paktın maddeleri askeri bir yardımlaşma içeriyor mu?
2
Bir paktın 'saldırmazlık' (non-aggression) esasına dayanması ile 'savunma ittifakı' (defense alliance) olması arasındaki farkı düşünün.
3
Üye devletlerin ordularının birleşik bir komuta altında olup olmadığını veya birbirlerinin savunmasından sorumlu olup olmadıklarını sorgulayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı arasındaki benzerlik ve farkları, özellikle savunma taahhütleri açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 134Soru

Lozan Barış Antlaşması sonrasında Türkiye Cumhuriyeti, yabancı okulların çalışma esaslarını kendi iç hukukuna göre düzenlemiş; ancak başta Fransa ve Vatikan olmak üzere bazı devletler bu durumu diplomatik bir görüşme konusu yapmak istemişlerdir. Türkiye'nin bu talepleri kesin bir dille reddederek "bu konunun hiçbir yabancı devletle müzakere edilemeyeceğini" bildirmesi ve meseleyi bir "iç sorun" olarak görmesi, aşağıdaki temel dış politika ilkelerinden hangisiyle doğrudan ilişkilendirilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tam bağımsızlık ve millî egemenlik

Cevap

Tam bağımsızlık ve millî egemenlik ilkesi, Türkiye'nin yabancı okullar meselesinde dış müdahaleyi reddederek konuyu bir iç mesele olarak savunmasının temel dayanağıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, yabancı okulların uyması gereken kuralları egemen bir devlet olarak tek taraflı belirlemiştir. Fransa ve Vatikan'ın bu konuyu görüşme taleplerini reddetmesi, devletin kendi toprakları üzerindeki mutlak yetkisini (millî egemenlik) ve hiçbir dış güce bağlı kalmadan karar alma iradesini (tam bağımsızlık) yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun tarihsel çerçevesini belirlemek
Lozan sonrası dönemde yabancı okulların statüsünün belirlenmesi süreci.
Yabancı okulların 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 yönetmelikleriyle Türk yasalarına tabi kılındığını anlamak gerekir.
2
Dış devletlerin (Fransa ve Vatikan) müdahale girişimini analiz etmek
Diplomatik baskı yoluyla kuralların esnetilmesi talebi.
Yabancı devletler, Lozan'daki hükümlere rağmen okulların yönetiminde söz sahibi olmaya devam etmek istemişlerdir.
3
Türkiye'nin "iç mesele" vurgusunu değerlendirmek
Dış politikanın temel ilkesi olan bağımsızlık ve egemenlik vurgusu.
Bir devletin kendi topraklarındaki eğitim kurumlarını kendi yasalarıyla yönetmesi, millî egemenliğin ve tam bağımsızlığın doğal bir sonucudur.

Anahtar Kavram

Millî Egemenlik ve İç Mesele Anlayışı

Daha Fazla Pratik

Bu tutumun bir benzeri de Patrikhane'nin siyasi yetkilerinin kaldırılması ve dini bir kurum olarak kalmasının sağlanmasında görülmüştür.
Tahmini Süre:50s
Soru 135Soru

Türkiye, Lozan Antlaşması'ndan sonra İngiltere ile yürüttüğü Musul görüşmelerinde bölgenin Misak-ı Millî sınırları içinde kalmasını savunmuştur. Ancak 1925'te çıkan Şeyh Sait İsyanı'nın yarattığı iç istikrarsızlık ve ordunun bu isyanı bastırmakla meşgul olması, Türkiye'yi dış politikada daha uzlaşmacı bir tavır almaya zorlamıştır.

Buna göre, 5 Haziran 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun çözüm süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye-Irak sınırı, Milletler Cemiyeti'nin belirlediği 'Brüksel Hattı' esas alınarak çizilmiş ve Musul İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır.

Cevap

Türkiye-Irak sınırı, Milletler Cemiyeti tarafından belirlenen 'Brüksel Hattı' esas alınarak çizilmiş ve Musul İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır.
Doğru seçenek, antlaşmanın temel toprak ve egemenlik hükmünü açıklar. 1926 Ankara Antlaşması ile Türkiye, İngiltere'nin nüfuzundaki Milletler Cemiyeti'nin belirlediği Brüksel Hattı'nı kabul ederek Musul'un Irak'a (İngiliz mandasına) ait olduğunu onaylamıştır. Bu durum Misak-ı Millî'den verilmiş bir tavizdir.

Adım Adım Çözüm

1
İç gelişmenin dış politikaya etkisini analiz etme
Şeyh Sait İsyanı, Türkiye'nin askerî ve siyasi enerjisini içe yönelterek Musul konusundaki kararlılığını zayıflatmıştır.
Bir devletin iç meselesinde yaşadığı istikrarsızlık, uluslararası pazarlıklardaki gücünü doğrudan etkiler.
2
Uluslararası hakemlik sürecini değerlendirme
İkili görüşmelerden sonuç alınamayınca Milletler Cemiyeti devreye girmiş ve Türkiye aleyhine olan 'Brüksel Hattı'nı sınır olarak önermiştir.
Milletler Cemiyeti o dönemde İngiltere'nin etkisi altında hareket etmiştir.
3
1926 Ankara Antlaşması maddelerini teyit etme
Musul'un Irak'a bırakılması karşılığında Türkiye'ye sadece ekonomik (petrol payı) bir taviz verilmiştir.
Antlaşma, Türkiye'nin Misak-ı Millî'den verdiği önemli tavizlerden biridir.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun ardından Türkiye'nin Milletler Cemiyeti ile olan ilişkilerini ve cemiyete giriş sürecini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 136Soru

Türkiye, 19301930’lu yıllarda revizyonist devletlerin yayılmacı politikaları sonucu bozulan uluslararası güvenlik ortamını gerekçe göstererek Boğazlar rejiminin değiştirilmesi talebinde bulunmuştur. Bu süreç sonunda imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, Lozan döneminden kalan kısıtlamalardan kurtulmuş ve Boğazlar üzerinde tam egemenlik sağlamıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki siyasi ve yönetimsel (idari) denetimini kesin olarak sağlayan temel maddedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm görev ve yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm görev ve yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan’dan kalan en büyük engel olan Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırılmıştır. Bu durum, Türkiye'nin kendi toprak parçası olan Boğazlar üzerinde tek yetkili idari ve siyasi otorite haline gelmesini sağlayarak bağımsız devlet anlayışını ve tam egemenliği pekiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ndeki kısıtlayıcı unsurları belirle.
Lozan'a göre Boğazlar'ın yönetimi, başkanlığını bir Türk'ün yaptığı uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Boğazlar çevresi askerden arındırılmıştı.
Bu maddeler Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki siyasi ve askerî denetimini kısıtlıyordu.
2
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile gelen köklü değişikliği analiz et.
19361936 Montrö Sözleşmesi ile 'Boğazlar Komisyonu' tamamen kaldırılmış ve tüm yetkileri Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmiştir.
Komisyonun kaldırılması, Boğazlar üzerindeki yönetimsel engelleri ortadan kaldırarak tam siyasi egemenliği tesis etmiştir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Tam Egemenliğin Sağlanması
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 137Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında Yabancı Okullar Sorunu, Fransa ve Vatikan'ın tüm ısrar ve itirazlarına rağmen Türkiye tarafından bir "iç mesele" olarak tanımlanmış ve bu konuda yabancı devletlerle müzakere masasına oturulmamıştır. Türkiye'nin bu süreçte yabancı okullara yönelik kararlı tutumu, bu kurumların Türk müfettişlerince denetlenmesi ve müfredatlarına Türk kültür derslerinin eklenmesi şartını getirmesi dikkate alındığında, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorunun uluslararası bir uyuşmazlık olarak Milletler Cemiyeti gündemine taşınarak çözümlenmesini hedeflediği

Cevap

Türkiye'nin sorunu Milletler Cemiyeti'ne taşıyarak çözmeyi hedeflediği çıkarımı yapılamaz.
Doğru cevap olan ifade Türkiye'nin bu meseleyi Milletler Cemiyeti'ne taşıdığını savunmaktadır. Ancak tarihsel gerçeklikte Türkiye, Fransa ve Vatikan'ın bu konuyu uluslararasılaştırma çabalarına sert bir şekilde karşı çıkmış ve meseleyi bir iç hukuk sorunu olarak görerek hiçbir yabancı devlet veya kuruluşla müzakere etmemiştir. Bu durum Türk dış politikasının milli egemenlik konusundaki tavizsiz tutumunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorun içeriğini analiz etme
Yabancı Okullar Sorunu, Lozan sonrası Türkiye'nin iç düzenlemelerine (Tevhid-i Tedrisat) yabancı devletlerin (özellikle Fransa) müdahale etmek istemesiyle çıkmıştır.
Sorunun kaynağını anlamak çözüm yöntemini belirler.
2
Türkiye'nin izlediği politikayı belirleme
Türkiye, bu konuyu bir "iç mesele" (iç hukuk konusu) olarak tanımlamıştır.
İç mesele olarak tanımlanan konular uluslararası müzakereye kapalıdır.
3
Uluslararası mekanizmalarla kıyaslama
Musul Sorunu gibi konular Milletler Cemiyeti'ne giderken, Yabancı Okullar Sorunu egemenlik hakkı sayıldığı için hiçbir uluslararası kuruluşa götürülmemiştir.
Öğrencinin Musul Sorunu ile Yabancı Okullar Sorunu arasındaki diplomatik yöntem farkını ayırt etmesi gerekir.

Anahtar Kavram

İç Mesele (Milli Egemenlik)

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu ile Yabancı Okullar Sorunu arasındaki diplomatik çözüm süreci farklarını karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 138Soru

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılım süreci, devletin "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine dayalı barışçı politikasının uluslararası alanda gördüğü kabulün önemli bir göstergesidir. Türkiye'nin bu cemiyete girişiyle ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi, üyeliğin gerçekleşme biçimi açısından özgün bir nitelik taşımaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyete katılmaya davet edilmesi

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gerçekleşen bir davet üzerine olmuştur.
Türkiye, 1930’larda izlediği barışçı ve yapıcı dış politika sayesinde, Milletler Cemiyeti’nin genel kurulunda alınan bir kararla ve İspanya'nın teklifi, Yunanistan'ın desteği ile cemiyete katılmaya resmen davet edilmiştir. Bu durum, cemiyetin tarihinde başvuru yapmadan davetle üye alınan nadir örneklerden biridir ve Türkiye'nin artan prestijini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Cemiyete giriş usulünü analiz etme
Milletler Cemiyeti normalde başvuru ile üye kabul eder.
Üyeliğin özgünlüğünü anlamak için standart prosedürü bilmek gerekir.
2
Türkiye'nin barışçı politikasının etkisini değerlendirme
1930'lu yıllarda Türkiye'nin izlediği aktif barış politikası uluslararası alanda takdir görmüştür.
"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin dış politikadaki somut karşılığını bulmak.
3
Davet eden devletleri belirleme
İspanya teklif etmiş, Yunanistan ise bu teklifi desteklemiştir.
18 Temmuz 1932'de gerçekleşen üyeliğin diplomatik mimarlarını teyit etmek.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davetle Üyelik

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ndeki ilk temsilcisinin Cemal Hüsnü Taray olduğunu öğrenerek bilginizi derinleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 139Soru

Atatürk Dönemi’nde yabancı okullarla ilgili yaşanan krizde Fransa’nın konuyu uluslararası bir platforma taşıma isteği ile Vatikan’ın (Papalık) okullardaki Katolik imtiyazlarını korumak adına Ankara ile doğrudan temas kurma girişimi Türk hükümeti tarafından reddedilmiştir. Türk tarafı, bu okulların uyması gereken kuralları belirleme yetkisinin sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ait olduğunu ve bir dini otoriteyle iç hukuk meselelerinin müzakere edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Türkiye’nin bu süreçte sergilediği kararlı tutum;

I. Eğitim ve öğretim birliğinin (33 Mart 19241924) tavizsiz uygulanması,
II. Uluslararası ilişkilerde dini otoritelerin siyasi muhatap olarak kabul edilmemesi,
III. Türk karasularında yolcu ve yük taşıma hakkının millileştirilmesi (11 Temmuz 19261926)

durumlarından hangileriyle doğrudan ilişkilendirilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Eğitim ve öğretim birliğinin tavizsiz uygulanması ile uluslararası ilişkilerde dini otoritelerin siyasi muhatap olarak kabul edilmemesi
Yabancı okulların Milli Eğitim Bakanlığına bağlanması Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun (eğitim birliği) bir sonucudur. Fransa'nın müdahalesinin reddedilmesi ulusal egemenlik; Vatikan'ın dini otorite sıfatıyla muhatap kabul edilmemesi ise hem egemenlik hem de laiklik ilkeleriyle doğrudan ilgilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kapsamını analiz etmek.
33 Mart 19241924'te çıkarılan bu kanun, Türkiye'deki tüm eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığına bağlayarak yabancı okulların denetim altına alınmasının hukuki zeminini oluşturmuştur.
Yabancı okulların Türk müfredatına ve öğretmenlerine tabi tutulması bu kanunun bir gereğidir.
2
Vatikan'ın (Papalık) müdahalesine verilen yanıtı değerlendirmek.
Türkiye, laik bir devlet olduğu için dini bir liderliği siyasi muhatap almamış, yabancı okulları kendi 'iç meselesi' olarak görmüştür.
Bu durum devletin laikleşme ve tam bağımsızlık karakterini yansıtır.
3
Kabotaj Kanunu'nun ilgili olup olmadığını kontrol etmek.
Kabotaj Kanunu denizcilik ve ticaretle ilgilidir, eğitim sorunuyla bir bağı yoktur.
Farklı alanlardaki bağımsızlık hamlelerini birbirinden ayırt etmek kronolojik ve içeriksel doğruluk için gereklidir.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu'nun Egemenlik ve Laiklik Temelinde Çözümü

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun Lozan Antlaşması'ndaki statüsü ile 1925 Talimatnamesi arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 140Soru

1934 yılında Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı, bölgedeki statükoyu korumayı amaçlayan savunma ağırlıklı bir ittifak olarak kurgulanmıştır. Ancak paktın hazırlık aşamasında ve ek protokollerinde yer alan bazı hükümler, ittifakın kapsamını ve caydırıcılığını doğrudan etkilemiştir.

Buna göre, Balkan Antantı’nın stratejik yapısı ve üye devletlerin dış politika hassasiyetleri değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi paktın askeri ve siyasi etkinliğini sınırlayan temel unsurlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın getirdiği askeri güvencenin yalnızca 'Balkanlı bir saldırgan' ile sınırlandırılmış olması ve bölge dışı büyük devletlerin doğrudan saldırılarını kapsam dışı bırakması

Cevap

Balkan Antantı'nın askeri güvencesinin sadece 'Balkanlı bir saldırgan' (örneğin Bulgaristan) durumunda geçerli olması ve büyük güçlerin saldırılarını kapsamaması paktın etkinliğini sınırlamıştır.
Balkan Antantı'nın en önemli kısıtlaması, paktın askeri hükümlerinin sadece Balkan devletlerinden gelecek saldırılara karşı sınırları güvence altına almasıdır. Özellikle Yunanistan ve Romanya gibi devletler, bölge dışındaki büyük devletlerle (İtalya ve SSCB) pakt nedeniyle savaşa girmek istemediklerinden, paktın kapsamını 'Balkanlı saldırgan' tanımıyla daraltmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın üye yapısını ve temel amacını analiz edin.
Üyeler: Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya. Amaç: 1930'lu yıllarda artan revizyonist (yayılmacı) tehditlere karşı mevcut sınırları korumak.
Paktın niteliğini anlamak için hangi devletlerin katıldığını ve neye karşı birleştiklerini bilmek gerekir.
2
Paktın askeri yükümlülüklerinin kapsamını inceleyin.
Pakt metnine eklenen protokollerle, 'saldırgan' tanımı yalnızca bir Balkan devletiyle sınırlandırılmıştır.
Üye devletlerden Yunanistan İtalya ile, Romanya ise SSCB ile büyük bir savaş riskine girmekten kaçınmıştır.
3
Paktın dışındaki devletlerin (Bulgaristan ve Arnavutluk) konumunu değerlendirin.
Bulgaristan revizyonist emelleri (Dobruca ve Ege Denizi) nedeniyle, Arnavutluk ise İtalya'nın kontrolünde olduğu için pakta girmemiştir.
Dışarıda kalanların tutumu, paktın neden sadece 'bölgesel saldırganlara' odaklandığını açıklar.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Sınırlılıkları ve Bölge Dışı Güçler Faktörü

İpuçları

1
Balkan Antantı üyelerinin hangi devletten gelebilecek saldırıya karşı birleştiğini ve hangilerinden çekindiklerini düşünün.
2
Paktın sınır güvencesi verirken 'büyük devletler' mi yoksa 'Balkan komşuları' mı hedef alındı?
3
Yunanistan'ın İtalya, Romanya'nın ise SSCB ile karşı karşıya gelmemek için pakt metnine koydurdukları sınırlayıcı protokolleri anımsayın.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nı üye devletler ve hedefler açısından karşılaştıran bir tablo hazırlayarak aralarındaki benzerlikleri analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 7 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 7 | Examkin