Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 161Soru

1934 yılında Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'nın katılımıyla imzalanan Balkan Antantı, bölgedeki sınır güvenliğini ve barışı korumayı hedeflemiştir. Ancak bu oluşum tüm Balkan devletlerini kapsayamamış; özellikle Bulgaristan bu ittifakın dışında kalmayı tercih etmiştir.

Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. Dünya Savaşı sonrası belirlenen mevcut sınırları kabul etmeyerek revizyonist bir siyaset izlemesi

Cevap

I. Dünya Savaşı sonrası belirlenen mevcut sınırları kabul etmeyerek revizyonist bir siyaset izlemesi
Balkan Antantı'nın temel amacı, I. Dünya Savaşı sonrasında oluşan sınırları korumak ve revizyonist (sınırları değiştirmek isteyen) devletlere karşı ortak cephe almaktır. Bulgaristan ise I. Dünya Savaşı'ndan toprak kaybederek çıktığı için bu sınırları tanımamış ve 'revizyonist' bir politika izlemiştir. Mevcut sınırları garanti altına alan bir belgeyi imzalaması, kendi toprak taleplerinden vazgeçmesi anlamına geleceği için pakta dahil olmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın niteliğini analiz etme
Antantın temel amacının mevcut sınırları (statükoyu) korumak olduğu belirlenir.
Antantın içeriğini bilmek, neden bazı devletlerin dışarıda kaldığını anlamayı sağlar.
2
Bulgaristan'ın o dönemdeki dış politika vizyonunu değerlendirme
Bulgaristan'ın I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri alma (revizyonizm) amacında olduğu saptanır.
Dış politikanın 'antirevizyonist' (mevcut durumu koruyan) veya 'revizyonist' (değiştirmek isteyen) olması paktlara katılımı doğrudan etkiler.
3
Sonuca ulaşma
Statükoyu koruyan bir pakt ile statükoyu değiştirmek isteyen bir devletin birleşemeyeceği sonucuna varılır.
Bulgaristan'ın yayılmacı emelleri antantın 'sınır güvenliği' ilkesiyle çelişmektedir.

Anahtar Kavram

Revizyonizm ve Antirevizyonizm

İpuçları

1
Balkan Antantı'nın amacı mevcut sınırları korumaktır (statükoculuk).
2
Bulgaristan'ın I. Dünya Savaşı'ndan sonra imzaladığı Neuilly Antlaşması ile ne kadar memnun olduğunu düşünün.
3
Bir devlet neden sınırların korunmasını istemez? Eğer o sınırlardan memnun değilse ve değiştirmek istiyorsa (revizyonizm).

Daha Fazla Pratik

Arnavutluk'un katılmama gerekçesi ile Bulgaristan'ınkini karşılaştıran bir tablo hazırlamak kalıcılığı artıracaktır.
Tahmini Süre:50s
Soru 162Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1932 (Lozan Antlaşması'ndan kalan sorunların çözümü) ve 1932-1939 (Dünya barışına katkı ve kolektif güvenlik) olmak üzere iki temel sürece ayrılmaktadır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1932 yılından sonra dünya barışına katkı sağlamak ve yaklaşan savaş tehdidine karşı sınırları korumak amacıyla gerçekleştirilen faaliyetlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye ile Fransa arasında yaşanan Yabancı Okullar Sorunu’nun çözüme kavuşturulması

Cevap

Türkiye ile Fransa arasında yaşanan Yabancı Okullar Sorunu’nun çözüme kavuşturulması
Doğru yanıt olan Yabancı Okullar Sorunu'nun çözümü, Türk dış politikasının 1923-1932 arası dönemine aittir. Bu dönemde Türkiye, Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan egemenlik ve bağımsızlık sorunlarını (Musul, Borçlar, Okullar, Mübadele) halletmeye çalışmıştır. Oysa 1932 sonrasındaki dönemde İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı dünya barışını korumaya yönelik adımlar (Paktlar ve Cemiyet üyeliği) atılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dönem özelliklerini belirleme
1923-1932 arası Lozan'dan kalan sorunların (Okullar, Borçlar, Musul, Mübadele) çözümü, 1932-1939 arası kolektif güvenlik ağırlıklıdır.
Soruda verilen zaman aralığına uygun olayları ayırt etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki olayların tarihlerini kontrol etme
Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936), Sadabat Paktı (1937) ikincil dönemdedir.
Kronolojik uyumu test etmek doğru cevaba ulaştırır.
3
Yabancı Okullar Sorunu'nu analiz etme
Bu sorun 1924-1926 yılları arasında çözülmüştür ve dünya barışından ziyade egemenlik haklarının korunmasıyla ilgilidir.
Bu olay ilk döneme ait olduğu için soruda istenen kapsama girmez.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Dönemleri

İpuçları

1
Türkiye'nin dış politikasını 1932 öncesi 'Lozan'ın pürüzlerini temizleme' ve 1932 sonrası 'Barış için birlik' olarak düşünün.
2
Yabancı okullar meselesi bir güvenlik paktı mıdır yoksa bir eğitim ve egemenlik meselesi midir?
3
Yabancı Okullar Sorunu, Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun (1924) ardından Fransa ile yaşanan bir gerginliktir.

Daha Fazla Pratik

1932-1939 yılları arasında gerçekleşen ancak barış paktlarından ziyade toprak bütünlüğü ile ilgili olan Hatay Sorunu'nun aşamalarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 163Soru

1928 yılında Paris'te imzalanan Borçlar Sözleşmesi, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yarattığı küresel sarsıntılar nedeniyle Türkiye'nin dış ödemeler dengesini bozmuş ve belirlenen taksitlerin ödenmesini güçleştirmiştir. Türkiye'nin alacaklı devletlerle (başta Fransa) yürüttüğü diplomatik temaslar sonucunda 1933 yılında imzalanan yeni sözleşme ile aşağıdakilerden hangisi gerçekleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların Türkiye'nin ödeme kapasitesine uygun olarak yeniden taksitlendirilmesi ve toplam miktarda indirim sağlanması

Cevap

Borçların Türkiye'nin ödeme kapasitesine uygun olarak yeniden taksitlendirilmesi ve toplam miktarda indirim sağlanması
Doğru seçenek olan borçların yeniden taksitlendirilmesi ve indirim sağlanması ifadesi, 1933 Paris Sözleşmesi'nin temel sonucudur. 1929 krizi sonrası ödeme güçlüğü çeken Türkiye, Hoover Moratoryumu'nun yarattığı havadan da faydalanarak alacaklılarla masaya oturmuş ve borç yükünü hafifletmeyi başarmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1929 krizinin etkisini analiz etme
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, Türkiye'nin ihracat gelirlerini düşürerek 1928'de belirlenen borç taksitlerini ödemesini zorlaştırmıştır.
Ekonomik krizin Türkiye'nin dış borçlar konusundaki tutumunu neden değiştirdiğini anlamak için gereklidir.
2
1933 Paris Sözleşmesi'nin içeriğini değerlendirme
Alacaklılarla (özellikle Fransa ile) yapılan görüşmelerde borç yükünde ciddi bir indirime gidilmiş ve ödeme planı Türkiye lehine esnetilmiştir.
1933 düzenlemesinin temel amacının ve sonucunun ne olduğunu saptamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

1933 Paris Borçlar Sözleşmesi
Tahmini Süre:50s
Soru 164Soru

Fransa'nın 1936 yılında Suriye üzerindeki manda yönetimini kaldırarak bu bölgeye bağımsızlık vereceğini açıklaması, Hatay Sorunu'nun uluslararası bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Türkiye'nin girişimleri sonucunda Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen bir heyetin hazırladığı raporda; Hatay'ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" (entité distincte) olarak kabul edilmesi önerilmiştir. Hatay'ın özerk bir yapıya kavuşmasında etkili olan bu raporu hazırlayan temsilci aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sandler

Cevap

Hatay Sorunu'nun çözümünde Milletler Cemiyeti adına rapor hazırlayan ve bölgeye özerklik verilmesini öneren temsilci Sandler'dir.
Doğru seçenek olan Sandler, Milletler Cemiyeti adına Hatay'da incelemeler yaparak 1937'de hazırladığı raporla bölgenin özerkliğini savunmuş ve Türkiye'nin elini uluslararası alanda güçlendirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Süreci analiz etme
Fransa'nın Suriye'den çekilme kararı sonrası Hatay'ın statüsünün belirsizleştiği tespit edildi.
Hatay Sorunu'nun başlangıç noktasını anlamak için Fransa'nın manda yönetimini sonlandırma girişimi bilinmelidir.
2
Uluslararası mekanizmayı belirleme
Konunun Türkiye'nin başvurusuyla Milletler Cemiyeti'ne taşındığı belirlendi.
Türkiye, sorunu diplomasi yoluyla çözmek için cemiyetten bir gözlemci raporu talep etmiştir.
3
Raporu hazırlayan ismi tespit etme
İsveçli temsilci Sandler'in hazırladığı raporun Hatay'ın 'ayrı bir varlık' statüsünü sağladığı sonucuna varıldı.
Sandler Raporu, Hatay Cumhuriyeti'nin kurulmasına ve ardından anavatana katılmasına giden sürecin hukuki zeminini oluşturmuştur.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Hatay'ın Özerkliği

İpuçları

1
Sorun Lozan'dan sonra, 1930'lu yılların ortasında Milletler Cemiyeti aracılığıyla çözülmeye başlanmıştır.
2
Bu rapor, Hatay'ın iç işlerinde bağımsız bir statü kazanmasını öneren 'Ayrı Bir Varlık' terimini literatüre sokmuştur.

Daha Fazla Pratik

Hatay Devleti'nin ilk cumhurbaşkanı (Tayfur Sökmen) ve başbakanını (Abdurrahman Melek) öğrenmek konuyu pekiştirir.
Tahmini Süre:50s
Soru 165Soru

Lozan Antlaşması'ndan kalan en zorlu konulardan biri olan Musul Sorunu sürecinde, Milletler Cemiyeti'nin 'Brüksel Hattı' kararıyla Musul'un Irak'a bırakılmasını tavsiye etmesi ve Türkiye'nin iç politikada Şeyh Sait İsyanı nedeniyle askeri bir harekat seçeneğinden uzaklaşmak zorunda kalması sonucunda 55 Haziran 19261926 tarihinde Ankara Antlaşması imzalanmıştır.

Buna göre, 19261926 Ankara Antlaşması'nın hükümleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgede yaşayan halkın geleceğini belirlemek üzere uluslararası denetimde halk oylaması (plebisit) yapılmasına karar verilmiştir.

Cevap

Bölgede halk oylaması (plebisit) yapılması kararı 19261926 Ankara Antlaşması'nın bir maddesi değildir; aksine Türkiye'nin bu talebi İngiltere tarafından reddedilmiş ve antlaşma ile bölge Irak'a bırakılmıştır.
Halk oylaması (plebisit) yapılması kararı Ankara Antlaşması'nda yer almaz. Türkiye bu yöntemi savunmuş olsa da antlaşma Musul'un doğrudan İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılması, sınırın Brüksel Hattı olarak kabul edilmesi ve Türkiye'ye belirli bir süre petrol payı verilmesi üzerine kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun diplomatik sürecini ve Türkiye'yi antlaşmaya zorlayan nedenleri analiz et.
Milletler Cemiyeti'nin yanlı tutumu ve Şeyh Sait İsyanı'nın yarattığı iç istikrarsızlık Türkiye'nin manevra alanını kısıtlamıştır.
Dış politikanın iç politikadaki gelişmelerden (Şeyh Sait İsyanı) doğrudan etkilendiğini anlamak için.
2
19261926 Ankara Antlaşması'nın maddelerini gözden geçir.
Antlaşmada sınırın Brüksel Hattı olması, petrol payı ve Musul'un Irak'a bırakılması gibi net hükümler bulunmaktadır.
Antlaşmanın içeriğini Misak-ı Millî hedefleriyle kıyaslamak için.
3
Halk oylaması (plebisit) kavramının süreçteki yerini sorgula.
Halk oylaması Türkiye'nin bir teziydi ancak antlaşmaya dahil edilemedi.
Türkiye'nin diplomatik talepleri ile nihai antlaşma hükümleri arasındaki farkı ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun Misak-ı Millî açısından sonuçlarını ve Şeyh Sait İsyanı ile olan ilişkisini tekrar gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 166Soru

1930'lu yıllarda Avrupa'da hızla silahlanan İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları, Balkan devletlerini ortak bir savunma hattı kurmaya yöneltmiştir. Bu kapsamda 9 Şubat 1934'te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır. Ancak Balkan Yarımadası'nda bulunmasına rağmen Bulgaristan bu ittifaka katılmayı reddetmiştir.

Bulgaristan'ın bu tutumunda etkili olan temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri almak istemesi

Cevap

Bulgaristan'ın revizyonist (statükoyu değiştirmek isteyen) bir politika izleyerek komşularından toprak talep etmesi
Bulgaristan, I. Dünya Savaşı ve Balkan Savaşları sonrasında sınırlarından memnun olmayan (revizyonist) bir devletti. Antant üyeleri olan Romanya, Yunanistan ve Yugoslavya'dan toprak talepleri bulunduğu için mevcut sınırları koruma altına alan bu anlaşmaya katılmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın amacını analiz etme
Antant, mevcut sınırları (statükoyu) korumak ve Alman/İtalyan tehdidine karşı Batı sınırlarını güvenceye almak için kurulmuştur.
Üye ülkeler birbirlerinin sınır bütünlüğüne saygı duyacaklarını taahhüt etmişlerdir.
2
Bulgaristan'ın dış politika hedeflerini değerlendirme
Bulgaristan, II. Balkan Savaşı'nda Romanya'ya kaptırdığı Dobruca ve I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği diğer toprakları geri almayı hedeflemektedir.
Bu hedef (revizyonizm), sınırların dokunulmazlığını savunan bir pakta katılmayı imkansız kılar.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Bulgaristan'ın Revizyonist Politikası
Tahmini Süre:55s
Soru 167Soru

1930’lu yıllarda Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması ve İtalya’nın Habeşistan’a saldırması gibi uluslararası güvenliği tehdit eden gelişmeler üzerine Türkiye; Lozan’da belirlenen Boğazlar rejiminin değiştirilmesi için ilgili devletlere bir nota göndermiştir. Bu girişimler sonucunda imzalanan 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar’ın statüsü Türkiye lehine yeniden düzenlenmiştir.

Buna göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde yer alan aşağıdaki maddelerden hangisi Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini engelleyen uluslararası bir sınırlamanın kesin olarak sona erdiğini göstermektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak görev ve yetkilerinin Türk devletine devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerin Türkiye’ye devredilmesi maddesi, bağımsızlığı kısıtlayan unsuru ortadan kaldırmıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan Antlaşması'nda Türkiye'nin egemenlik haklarını kısıtlayan 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu' tamamen kaldırılmıştır. Bu durum, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki yönetim hakkını mutlak hale getirmiş ve 'Misak-ı Milli' hedefleri doğrultusunda tam bağımsızlığı tescillemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan'daki kısıtlayıcı unsurları belirle
Lozan'da Boğazlar'ın her iki yakası askerden arındırılmış ve yönetim başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmıştı.
Türkiye'nin tam egemenliğini engelleyen temel 'yasal' ve 'askeri' engelleri anlamak için gereklidir.
2
Montrö ile gelen değişikliği analiz et
Montrö ile komisyon kaldırılmış ve Boğazlar'ın savunması tamamen Türkiye'ye bırakılmıştır.
Egemenlik haklarının iadesini sağlayan temel hukuki değişikliği tespit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik ve Komisyonun Kaldırılması
Soru 168Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında Türkiye'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) üye olmasıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi bu sürecin diplomatik açıdan diğer pek çok devletten farklı ve özgün bir nitelik taşıdığını kanıtlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya ve Yunanistan'ın önerisi üzerine cemiyet genel kurulu tarafından üyeliğe davet edilmesi

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi, İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyetine katılırken diğer devletlerin aksine başvuru yapmamış; İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyet tarafından resmen davet edilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası alandaki saygınlığını ve barışçı politikasının kabul gördüğünü kanıtlayan özgün bir prosedürdür.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika ilkelerinin katılım sürecine etkisini belirle.
Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi doğrultusunda Türkiye'nin barışçı kimliği vurgulanmıştır.
Türkiye'nin cemiyete giriş motivasyonunu anlamak için temel ilkeler esastır.
2
Cemiyete giriş tarihini ve prosedürünü analiz et.
1932 yılında gerçekleşen bu katılımın, alışılmışın dışında bir yöntemle olduğu saptanır.
Milletler Cemiyetine genellikle devletler başvuruda bulunurken, Türkiye'nin durumu farklıdır.
3
Davet eden devletleri ve sonucu doğrula.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle Türkiye cemiyete resmen davet edilmiş ve 18 Temmuz 1932'de üye olmuştur.
Diplomatik özgünlük, başvurmak yerine davet edilmekten kaynaklanmaktadır.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet yoluyla girmesi (1932).
Tahmini Süre:50s
Soru 169Soru

1923 Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi ile İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri mübadele dışı tutulmuş, ancak "etabli" (yerleşik) kavramının tanımı üzerinde yaşanan uyuşmazlık Türk-Yunan ilişkilerini 1930 yılına kadar gergin tutmuştur. 10 Haziran 1930'da imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu sorun kesin olarak çözülmüştür.

Buna göre, 1930 Ankara Antlaşması ile "etabli" sorununun çözüme kavuşturulmasını sağlayan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumların ve Batı Trakya'daki Türklerin, yerleşme tarihlerine bakılmaksızın "etabli" sayılması

Cevap

İstanbul'daki Rumların ve Batı Trakya'daki Türklerin, yerleşme tarihlerine bakılmaksızın "etabli" sayılması
10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin tamamı 'etabli' (yerleşik) kabul edilmiştir. Bu kapsayıcı düzenleme, yıllardır süregelen hukuki tartışmayı bitirmiş ve Türk-Yunan ilişkilerinde dostluk dönemini başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kaynağını belirleme
1923 Sözleşmesi'ndeki '30 Ekim 1918 öncesi yerleşmiş olma' şartı uyuşmazlığa yol açmıştır.
Türkiye nüfus kaydını, Yunanistan ise fiilen orada bulunmayı temel almıştır.
2
Çözüm girişimlerini değerlendirme
Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'na gidilmesine rağmen kesin çözüm bulunamamıştır.
Uluslararası kurumlar sorunu çözmekte yetersiz kalmıştır.
3
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz etme
İki devlet karşılıklı taviz vererek yerleşme tarihlerini kriter olmaktan çıkarmıştır.
Dostluk sürecini başlatmak için hukuki uyuşmazlık diplomatik yolla baypas edilmiştir.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması (Ahali Sözleşmesi) ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
Etabli sorunu, İstanbul'daki Rumların hangi tarihten itibaren orada olduklarına dair tartışmalardan çıkmıştır.
2
1930 Ankara Antlaşması, uyuşmazlığı bitirmek için 'tarih' şartını tamamen ortadan kaldırmıştır.
3
Çözümde temel ilke, İstanbul'daki mevcut Rumların tamamının mübadele dışı kalmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Nüfus Mübadelesi sorununun çözülmesinin ardından kurulan Balkan Antantı'nın (1934) üyelerini ve amaçlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 170Soru

Yeni Türk Devleti'nin 19251925 yılında yayımladığı bir talimatname ile yabancı okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğunu getirmesi üzerine; Fransa ve Papalık bu durumu protesto ederek konuyu görüşmek istemişlerdir. Türkiye ise bu talepleri kesin bir dille reddederek konuyu diplomatik bir pazarlık haline getirmemiştir.

Türkiye'nin bu sorunun çözümünde dış baskılara karşı taviz vermemesinin temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim işlerinin bir iç mesele sayılarak milli egemenlik hakkının korunması

Cevap

Eğitim işlerinin bir iç mesele sayılarak milli egemenlik hakkının korunması
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Barış Antlaşması'ndaki kazanımlarına dayanarak eğitim sistemini millileştirmiş ve yabancı okulların uyması gereken kuralları kendi kanunlarıyla (Tevhid-i Tedrisat ve 19251925 Talimatnamesi) belirlemiştir. Fransa'nın görüşme talebine karşı 'Bu bir iç meseledir, egemenlik hakkımız tartışılamaz' diyerek bağımsızlıkçı bir duruş sergilemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun niteliğini analiz etme
Yabancı okulların Türk müfredatına ve denetimine girmesi, Türkiye'nin kendi sınırları içindeki eğitim politikasıdır.
Bir devletin kendi sınırları içindeki eğitim düzenlemesi uluslararası bir tartışma konusu olamaz.
2
Türkiye'nin diplomatik tavrını değerlendirme
Türkiye, Fransa ve Papalık gibi dış güçlerin görüşme taleplerini 'iç mesele' (iç egemenlik) gerekçesiyle reddetmiştir.
Başka bir devletle iç işlerini tartışmak, o devletin egemenliğini tanımamak anlamına gelir.
3
Temel dayanağı belirleme
Milli egemenlik ve tam bağımsızlık ilkeleri gereği yabancı okullar Türk hukukuna tabi tutulmuştur.
Lozan'da bu okulların Türk hukukuna tabi olacağı kararlaştırıldığı için bu durum bir egemenlik hakkıdır.

Anahtar Kavram

İç Mesele (İç Egemenlik) İlkesi

İpuçları

1
Türkiye'nin bu sorunu başka bir devletle masaya oturup konuşmayı bile reddettiğini unutmayın.
2
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir kurumu (okul, fabrika vb.) nasıl denetleyeceği sadece o devletin kendi kararıdır.
3
Lozan'da 'yabancı okullar Türk hukukuna tabidir' maddesi kabul edilmiştir. Bu durum sorunun bir 'iç mesele' olduğunu kanıtlar.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorunu ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu arasındaki ilişkiyi ve Fransa ile yaşanan gerginliği inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 171Soru

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada benimsediği barışçı tutumun bir sonucu olarak 1932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) davet edilmesine öncülük eden devletler aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya ve Yunanistan

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet edilmesine öncülük eden devletler İspanya ve Yunanistan'dır.
Türkiye, 1932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle davet edilmiştir. Bu durum, Türkiye'nin 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda yürüttüğü barışçı dış politikanın uluslararası alanda kabul gördüğünün bir kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılma sürecini incele.
Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı olarak bir başvuru yapmadığı, cemiyet tarafından davet edildiği bilgisine ulaşılır.
Türkiye, Musul sorunu gibi konularda cemiyetin taraflı tutumu nedeniyle mesafeli durmuş, ancak barışçı politikaları nedeniyle özel bir davet almıştır.
2
1932 yılındaki bu daveti gerçekleştiren ve destekleyen ülkeleri hatırla.
Teklifin İspanya'dan geldiği ve Yunanistan tarafından desteklendiği tespit edilir.
Uluslararası barışın korunması ve Türkiye'nin artan saygınlığı bu davetin temel sebebidir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Giriş Süreci (1932)

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı üyelerini de birer tablo halinde çalışarak kronolojik farkları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 172Soru

Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye, yabancı okulların müfredatını ve denetimini Türk Milli Eğitim sistemine bağlayan düzenlemeler yapmıştır. Bu kararlara tepki gösteren Fransa ve Vatikan, Lozan Antlaşması’nın bazı hükümlerini gerekçe göstererek Türkiye ile diplomatik görüşme talebinde bulunmuş; ancak Ankara, bu talepleri "egemenlik haklarımıza müdahale" olarak nitelendirerek geri çevirmiştir.

Türkiye’nin bu süreçte yabancı devletleri muhatap almaması, bu okulların aşağıdaki hukuki niteliklerinden hangisini uluslararası alanda tescil etmeye yöneliktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası bir statüsü bulunmayan, yalnızca Türk iç hukukuna tabi özel öğretim kurumları olduklarını

Cevap

Yabancı okulların uluslararası bir statüsü bulunmayan, yalnızca Türk iç hukukuna tabi özel öğretim kurumları olduklarını tescil etmek
Türkiye, yabancı okulları Lozan Antlaşması ile verilmiş bir 'uluslararası hak' veya 'azınlık statüsü' olarak değil, Türk kanunlarına uymakla yükümlü 'özel öğretim kurumları' olarak görmüştür. Fransa ve Vatikan'ın görüşme taleplerinin reddedilmesi, bu kurumların Türk hukukundan başka hiçbir güce bağlı olmadığını uluslararası alanda kesinleştirmek amacı taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki ilgili hükmü analiz etme
Lozan'da yabancı okulların Türk kanunlarına tabi olacağı kabul edilmiştir.
Bu hukuki temel, okulların artık imtiyazlı olmadığını gösterir.
2
Fransa ve Vatikan'ın diplomatik girişimlerini değerlendirme
Bu devletler konuyu 'uluslararası bir antlaşma ihlali' olarak göstermeye çalışmıştır.
Dış güçler, müdahale alanı yaratmak için okulları uluslararası bir statüye büründürmek istemiştir.
3
Türkiye'nin 'İç Mesele' savunmasını yorumlama
Türkiye, yabancı okulları 'Türk Özel Okulu' statüsünde tanımlamıştır.
Bir devletin kendi özel okulları hakkındaki düzenlemesi dış devletlerle müzakere edilemez; bu egemenlik gereğidir.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar ve İç Hukuk Egemenliği

İpuçları

1
Türkiye'nin bir dış devletin (Fransa) eğitim konusundaki görüşme talebini reddetmesi, konuyu 'uluslararası' değil 'ulusal' gördüğünü kanıtlar.
2
Lozan Antlaşması'nda yabancı okullar için 'azınlık' gibi özel bir koruma maddesi konulmamış, sadece 'Türk kanunlarına tabi' olacakları söylenmiştir.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Laiklik ilkesi ile olan bağını araştırınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 173Soru

1930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın Avrupa'da izlediği yayılmacı (revizyonist) politikalar sonucunda Türkiye'nin öncülüğünde, 9 Şubat 1934'te Atina'da "Balkan Antantı" imzalanmıştır.

Bu paktın oluşumu ve özellikleri ile ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu pakt ile Türkiye'nin Doğu ve Batı sınırları aynı anda güvence altına alınmıştır.

Cevap

Balkan Antantı sadece Türkiye'nin Batı sınırlarını güvence altına almış, Doğu sınırları için ise Sadabat Paktı imzalanmıştır.
Balkan Antantı (1934), Türkiye'nin sadece Batı (Balkan) sınırlarını güvence altına alan bir ittifaktır. Türkiye'nin Doğu sınırlarını güvence altına alan gelişme ise 1937 yılında imzalanan Sadabat Paktı'dır. Bu nedenle, paktın hem doğu hem batı sınırlarını aynı anda güvence altına aldığı ifadesi yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın kapsamını belirle.
Pakt, Balkan coğrafyasındaki sınır güvenliğini hedeflemektedir.
1934 yılında İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı Batı sınırlarını koruma ihtiyacı doğmuştur.
2
Üye ve üye olmayan devletleri analiz et.
Üyeler: Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya. Katılmayanlar: Bulgaristan ve Arnavutluk.
Bulgaristan'ın yayılmacı olması ve Arnavutluk'un İtalya etkisinde olması katılımı engellemiştir.
3
Diğer bölgesel paktlar ile karşılaştır.
Doğu sınırı güvenliği Balkan Antantı ile değil, 1937'deki Sadabat Paktı ile sağlanmıştır.
Türkiye'nin hem doğu hem de batı sınırlarının tek bir pakt ile güvence altına alınması tarihsel olarak mümkün değildir; coğrafi olarak farklı ittifak sistemleri gerekmektedir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Sınır Güvenliği Ayrımı

İpuçları

1
Türkiye'nin 1930'lu yıllarda Batı ve Doğu sınırları için farklı paktlara öncülük ettiğini hatırla.
2
Balkan Antantı coğrafi olarak sadece Avrupa tarafındaki komşularımızı kapsamaktadır.
3
Türkiye'nin doğu sınırlarını (İran, Irak, Afganistan ile) güvenceye alan pakt 1937 tarihli Sadabat Paktı'dır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'na katılmayan devletlerin nedenlerini karşılaştırmalı olarak çalışınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 174Soru

Türkiye Cumhuriyeti, "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda izlediği barışçı siyaset sonucunda 1932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) dahil olmuştur. Bu üyelik sürecini diğer pek çok devletin katılımından farklı kılan temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilmesi

Cevap

Türkiye, 1932 yılında Milletler Cemiyetine kendi başvurusuyla değil, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği sonucunda gelen resmi davet ile katılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, barışçı politikaları sayesinde uluslararası alanda saygınlık kazanmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak, 1932 yılında Milletler Cemiyetine üye olurken diğer devletlerden farklı olarak başvuru yapmamış; İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyetin genel kurulu tarafından üyeliğe davet edilmiştir. Bu 'davet usulü', Türkiye'nin o dönemki diplomatik başarısının önemli bir kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin barışçı dış politika ilkelerini analiz etmek
"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin uluslararası toplumda Türkiye'ye duyulan güveni artırdığı görülür.
Türkiye'nin diplomatik prestijinin üyelik sürecine etkisini anlamak için gereklidir.
2
1932 yılındaki üyelik sürecinin prosedürel detaylarını incelemek
Cemiyetin genel uygulamasının aksine Türkiye'nin davet edildiği tespit edilir.
Üyeliğin hangi yöntemle (başvuru mu davet mi) gerçekleştiğini belirlemek sorunun çözüm anahtarıdır.
3
Davet sürecinde etkili olan devletleri belirlemek
İspanya ve Yunanistan'ın sürece öncülük ettiği bilgisine ulaşılır.
Seçenekler arasında doğru tarihsel bilgiyi teyit etmek için kullanılır.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet usulüyle (İspanya ve Yunanistan desteğiyle) katılması.
Tahmini Süre:50s
Soru 175Soru

3030 Ocak 19231923 tarihinde imzalanan "Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol" uyarınca; İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslüman Türkler mübadele dışında tutulmuştur. Ancak iki ülke arasında "etabli" (yerleşik) kavramının tanımı ve kapsamı konusunda çıkan anlaşmazlık, ilişkilerin uzun süre gerilmesine neden olmuştur.

Bu süreçte Türkiye'nin "etabli" tanımı konusundaki temel tezi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rumların yerleşik sayılabilmesi için 3030 Ekim 19181918 tarihinden önce İstanbul'a gelmiş ve Türk yasalarına göre usulüne uygun şekilde kayıt yaptırmış olmaları gerektiği

Cevap

Türkiye'nin tezi, Rumların yerleşik (etabli) sayılabilmesi için 3030 Ekim 19181918 tarihinden önce İstanbul'a gelmiş olmaları ve Türk yasalarına göre resmi ikamet kaydı yaptırmış olmalarıdır.
Türkiye, İstanbul'da kalacak Rum nüfusunun kontrolsüz artışını engellemek amacıyla, 'etabli' kavramını Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı 3030 Ekim 19181918 tarihi ile sınırlandırmış ve bu kişilerin Türk yasalarına göre resmi kayıtlarının bulunması gerektiğini savunmuştur. Bu sayede sonradan (özellikle işgal döneminde) İstanbul'a gelen Rumların mübadeleye tabi tutulması hedeflenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşme kapsamını analiz etme
İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin mübadele dışı (etabli) bırakıldığı tespit edilir.
Sorunun hangi grup üzerinde yoğunlaştığını anlamak için gereklidir.
2
Uyuşmazlığın nedenini saptama
Yunanistan'ın daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak istemesi, Türkiye'nin ise bunu sınırlandırmak istemesi belirlenir.
Tarafların stratejik hedeflerini belirlemek doğru tezi bulmayı sağlar.
3
Türkiye'nin hukuki kriterini belirleme
3030 Ekim 19181918 öncesi yerleşim ve resmi kayıt şartının Türkiye'nin resmi görüşü olduğu sonucuna varılır.
Türkiye, hukuki bir dayanak (Mondros Ateşkesi ve Türk kanunları) sunarak tezini savunmuştur.

Anahtar Kavram

Nüfus Mübadelesi ve Etabli Sorunu

İpuçları

1
Türkiye'nin bu sorundaki temel kaygısı güvenlik ve Mondros Ateşkesi sonrası gelen nüfustur.
2
Etabli sayılmak için belirli bir tarihi sınır (3030 Ekim 19181918) ve kanuni bir belge şartı aranmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bu sorunun 19301930 yılında Ankara Antlaşması ile nasıl çözüldüğünü ve bu çözümün Balkan Antantı'na giden yolu nasıl açtığını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 176Soru

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye, yabancı okulların uyması gereken kuralları belirleyen bir yönetmelik yayımlamıştır. Fransa bu durumu uluslararası bir platforma taşımak istemişse de Türkiye, konuyu bir "iç mesele" olarak gördüğünü belirterek görüşme taleplerini kesin bir dille reddetmiştir. Bu süreçte yabancı okulların Türkiye'deki faaliyetlerini sürdürebilmeleri için belirli şartları yerine getirmeleri zorunlu kılınmıştır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin yabancı okullara yönelik belirlediği bu kurallardan biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Okulların idari ve disiplin işlerinde ilgili yabancı devletin elçiliğine karşı sorumlu olması

Cevap

Okulların idari ve disiplin işlerinde ilgili yabancı devletin elçiliğine karşı sorumlu olması, Türkiye'nin egemenlik hakları ve 'iç mesele' politikasıyla çeliştiği için kabul edilmemiş bir durumdur.
Doğru olan ifade, yabancı devletlerin veya elçiliklerin okul yönetimi üzerinde hak sahibi olmasıdır; çünkü Türkiye bu sorunda tavizsiz bir tutum sergileyerek okulların yalnızca Türk makamlarına karşı sorumlu olacağını ilan etmiştir. Elçiliklere sorumluluk tanınması, Türkiye'nin konuyu 'iç mesele' olarak tanımlamasına ve bağımsızlık anlayışına tamamen terstir.

Adım Adım Çözüm

1
Yabancı okullar sorununun hukuki dayanağını belirlemek.
Lozan Antlaşması ve 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bu okulların Türk hukukuna tabi olduğu saptanır.
Türkiye'nin eğitimde birliği sağlaması ve bağımsızlık ilkesini koruması gerekmektedir.
2
19251925 yılında yayımlanan yönetmelikteki kısıtlamaları incelemek.
Müfredat, öğretmen seçimi, dil ve denetim konularında katı kurallar olduğu görülür.
Okulların birer propaganda merkezine dönüşmesini engellemek ve milli bir eğitim yapısı oluşturmak hedeflenmiştir.
3
Türkiye'nin Fransa ve diğer devletlere karşı tutumunu analiz etmek.
Türkiye'nin bu meseleyi bir diplomasi konusu değil, egemenlik hakkı olan bir 'iç mesele' olarak gördüğü sonucuna varılır.
Diplomatik müdahale, bağımsız devlet anlayışına ve Lozan'da elde edilen kazanımlara aykırıdır.

Anahtar Kavram

Yabancı okulların Türk kanunlarına ve Milli Eğitim Bakanlığına tabi olması (Eğitim Egemenliği)

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken 'Tam Bağımsızlık' ve 'Eğitimde Millilik' ilkeleriyle çelişen bir seçenek aramak süreci hızlandıracaktır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 177Soru

19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları sonucu bozulan dünya barışı, Türkiye'yi Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını tam olarak kullanmak için harekete geçirmiştir. Bu sürecin sonunda imzalanan 19361936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanan temel kazanım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak tüm yetkilerin Türkiye'ye devredilmesi ve bölgenin silahlandırılabilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak tüm yetkilerin Türkiye'ye devredilmesi ve bölgenin silahlandırılabilmesi seçeneği doğru cevaptır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Antlaşması ile kurulan Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nu kaldırarak tüm yetkileri Türkiye'ye devretmiştir. Ayrıca Boğazlar'ın her iki yakasındaki askerden arındırılmış bölgelerin silahlandırılması hakkını Türkiye'ye vererek bölgedeki askeri kısıtlamalara son vermiştir. Bu durum, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki hükümranlık haklarını tam ve eksiksiz hale getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası gelişmeleri analiz et
19301930'lu yıllardaki güvenlik tehditleri Türkiye'nin Boğazlar rejimini değiştirmek için meşru bir zemin bulmasını sağlamıştır.
Sözleşmenin imzalanma gerekçesini anlamak için dış siyasi atmosferi bilmek gerekir.
2
Lozan ve Montrö hükümlerini karşılaştır
Lozan'daki 'komisyon' ve 'askersiz bölge' kısıtlamalarının Montrö ile kaldırıldığı görülür.
Türkiye'nin egemenlik haklarının nasıl genişlediğini tespit etmek için iki antlaşma arasındaki temel farklar bilinmelidir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki Türk egemenliğinin tam olarak sağlanması.
Tahmini Süre:45s
Soru 178Soru

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi öncesinde Türkiye; Lozan Antlaşması'nın Boğazlar ile ilgili hükümlerinin günün şartlarına uymadığını belirtmiş ve "Rebus sic stantibus" (şartların değişmesi) ilkesine dayanarak sözleşmenin revize edilmesi gerektiğini savunmuştur. Türkiye'nin bu talebinin özellikle İngiltere ve Fransa tarafından desteklenerek Montrö Konferansı'nın toplanmasına yol açan en önemli dış siyasi gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve Doğu Akdeniz'deki yayılmacı politikası

Cevap

İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve Doğu Akdeniz'deki yayılmacı politikası
Doğru yanıt olan seçenek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasındaki en kritik dış etkendir. 19351935 yılında İtalya'nın Habeşistan'ı işgal etmesi ve Akdeniz'de "Mare Nostrum" (Bizim Deniz) politikasıyla yayılmacı bir tutum sergilemesi, İngiltere'nin Akdeniz'deki çıkarlarını tehdit etmiştir. Bu durum, İngiltere'nin Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik taleplerine destek vermesini sağlayarak konferansın toplanmasına zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
19301930'lu yılların ortalarındaki Avrupa ve Akdeniz konjonktürünü analiz etmek.
İtalya ve Almanya gibi devletlerin yayılmacı (revizyonist) politikalar izlediği görülür.
Uluslararası antlaşmaların değişmesi için mevcut güvenlik şartlarının değişmesi gerekir.
2
İtalya'nın Habeşistan'a (19351935) saldırısının etkilerini değerlendirmek.
İngiltere'nin Akdeniz güvenliği tehlikeye girmiş ve Boğazlar üzerindeki kontrolün dost bir ülke (Türkiye) tarafından sağlanması önem kazanmıştır.
İngiltere, Türkiye'nin desteğini alabilmek için Boğazlar'daki kısıtlamaların kaldırılmasına yeşil ışık yakmıştır.
3
Türkiye'nin diplomatik notasını ve sonucunu incelemek.
Türkiye, Lozan signatories (imzacı) devletlere nota göndererek şartların değiştiğini bildirmiş ve Montrö Konferansı toplanmıştır.
Tehdit algısının ortak olması, revizyonun savaşsız bir şekilde gerçekleşmesini sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne giden yolda değişen dünya dengeleri ve İtalyan yayılmacılığı

İpuçları

1
19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarının Akdeniz güvenliğine etkisini düşünün.
2
İngiltere'nin hangi olaydan sonra Türkiye'nin Boğazlar talebine daha sıcak bakmaya başladığını hatırlayın.
3
19351935 yılında Afrika'da yaşanan ve Akdeniz'deki dengeleri bozan işgal girişimini odak noktanıza alın.

Daha Fazla Pratik

Sözleşmenin ardından Boğazlar Komisyonu'nun yetkilerinin hangi kuruma devredildiğini çalışmak konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:50s
Soru 179Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası, hedefleri ve uluslararası konjonktürdeki değişimler dikkate alındığında 1923-1932 ve 1932-1939 yılları arası olmak üzere iki ana döneme ayrılmaktadır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi, 1923-1932 yılları arasındaki dış politikanın temel karakteristiğini ve önceliğini yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Barış Antlaşması’ndan kalan sorunların barışçı yollarla çözüme kavuşturulması

Cevap

Lozan Barış Antlaşması’ndan kalan sorunların barışçı yollarla çözüme kavuşturulması
Doğru yanıt olan Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan sorunların çözülmesi ifadesi, 1923-1932 döneminin ana karakterini belirler. Bu süreçte Türkiye; Musul, borçlar, nüfus mübadelesi ve yabancı okullar gibi meseleleri çözerek yeni devletin bağımsızlığını pekiştirmeyi amaçlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politikanın dönemlerini belirle.
I. Dönem: 1923-1932 (Lozan'dan kalan pürüzlerin giderilmesi), II. Dönem: 1932-1939 (Kolektif güvenlik ve barışa katkı).
Soruda istenen 1923-1932 arası dönemin sınırlarını ve amacını anlamak gerekir.
2
1923-1932 yılları arasındaki temel gelişmeleri listele.
Musul Sorunu (1926), Yabancı Okullar, Nüfus Mübadelesi (1930), Osmanlı Borçları.
Bu gelişmelerin ortak noktası, Lozan'da tam çözülememiş veya uygulamada sorun çıkmış konular olmasıdır.
3
Seçenekleri kronolojik ve içerik açısından değerlendir.
Paktlar, Milletler Cemiyeti, Montrö ve Hatay gibi konuların tamamı 1932 ve sonrasına aittir.
Kronolojik hata yapmamak için olayların tarihlerini netleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Dönemleri

İpuçları

1
1923-1932 yılları arasındaki ilk dönemde Türkiye daha çok 'geçmişten kalan defterleri' kapatmaya çalışmıştır.
2
Bu dönemdeki sorunların çoğu (Musul, mübadele vb.) Lozan'da kesin sonuca bağlanamamış konulardır.
3
1932 yılından sonra dünya barışına katkı ve kolektif güvenlik (ittifaklar) dönemi başlar; bu tarihten önceki öncelik Lozan'ın pürüzleridir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 1932'de Milletler Cemiyeti'ne davet edilerek katılması ile 1920'lerdeki izolasyonunun sona erdiğini ve dış politikanın ekseninin 'sorun çözme'den 'aktif barış kuruculuğu'na kaydığını unutmayın.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 180Soru

Lozan Barış Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nden kalan borçların ödenmesi karara bağlanmış, ancak 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı süreci ödemelerde aksamalara neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, dış borçların taksitlendirilmesi ve Hoover Moratoryumu sonrası borçların yeniden yapılandırılması sürecinde en çok aşağıdaki devletlerden hangisi ile diplomatik sorun yaşamış ve görüşmeler yürütmüştür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa

Cevap

Türkiye, borçların büyük kısmının Fransız bankalarına olması nedeniyle en yoğun diplomasi trafiğini Fransa ile yürütmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan borçların aslan payı Fransız alacaklılara aittir. Bu nedenle, Lozan'da borçların paylaştırılmasından 19291929 krizine, Hoover Moratoryumu'ndan 19331933 yılındaki borçların taksitlendirilmesine kadar olan tüm süreçlerde Türkiye'nin asıl muhatabı Fransa olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Alacaklı devletin tespiti
Fransa
Osmanlı Devleti'nin en fazla borçlandığı ve Lozan sonrası payına düşen miktarda en çok pay sahibi olan devlet Fransa'dır.
2
Ekonomik kriz etkisinin analizi
Hoover Moratoryumu
19291929 Krizi sonrası Türkiye borç ödemelerinde zorlanınca, ABD Başkanı Hoover'ın borç erteleme önerisinden faydalanmak istemiştir.
3
Çözüm sürecinin belirlenmesi
19331933 Paris Antlaşması
Hoover Moratoryumu sonrası borçların yeni takvimle yapılandırılması için Fransa ile masaya oturulmuş ve sorun çözüme kavuşturulmuştur.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Borçlar Sorunu ve Fransa ile İlişkiler
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 9 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 9 | Examkin