Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 181Soru

19241924 ve 19251925 yıllarında yabancı okullara yönelik getirilen yeni düzenlemeler, bazı Avrupalı devletler tarafından diplomatik bir pazarlık konusu haline getirilmek istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ise bu talepleri kesin bir dille reddederek meselenin ancak Türk makamları ile okulların kendi temsilcileri arasında çözülebileceğini bildirmiştir. Türkiye'nin bu tavrıyla dış politikada doğrudan aşağıdakilerden hangisini vurguladığı söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim işlerinin bir iç egemenlik meselesi sayıldığını ve uluslararası bir nitelik taşımadığını

Cevap

Türkiye Cumhuriyeti'nin yabancı okullar konusundaki tavrı, bu meseleyi tamamen bir iç egemenlik konusu olarak gördüğünü ve uluslararası bir pazarlık konusu yapmayacağını vurgulamaktadır.
Türkiye, Lozan Antlaşması ile yabancı okulların Türk kanunlarına ve yönetmeliklerine tabi olacağını uluslararası düzeyde kabul ettirmiştir. Cumhuriyet döneminde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve diğer yönetmelikler, bu egemenlik hakkının uygulanmasıdır. Fransa ve Vatikan'ın müdahale girişimlerini 'iç mesele' diyerek reddetmek, millî egemenlik ve tam bağımsızlık ilkesinin doğrudan bir gereğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Yasal düzenlemelerin analiz edilmesi
19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 talimatnameleri ile yabancı okulların Türk denetimine girdiği saptanır.
Bu düzenlemeler okulların Türkiye'nin iç hukukuna tabi olduğunu gösterir.
2
Diplomatik tepkinin değerlendirilmesi
Fransa ve Vatikan'ın görüşme taleplerinin reddedildiği görülür.
Yabancı devletlerle müzakere etmek, konuyu uluslararası bir sorun olarak kabul etmek anlamına gelir ki bu da egemenlik haklarına aykırıdır.
3
Temel ilkenin belirlenmesi
Bu tutumun 'iç mesele' ve 'ulusal egemenlik' kavramlarıyla ilişkili olduğu sonucuna varılır.
Türkiye, kendi topraklarındaki eğitim kurumları üzerindeki mutlak yetkisini korumayı amaçlamıştır.

Anahtar Kavram

Millî Egemenlik ve İç Mesele Sayılma
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 182Soru

Lozan Barış Konferansı’nda çözümü Türkiye ile İngiltere arasındaki ikili görüşmelere bırakılan Musul Sorunu'nun gelişim süreci ve 5 Haziran 1926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti, sorunu çözerken tarafsız bir tutum sergilemiş ve bölgenin Türkiye'ye bırakılması yönünde tavsiye kararı almıştır.

Cevap

Milletler Cemiyeti'nin Musul Sorunu'nda tarafsız kalarak bölgeyi Türkiye'ye bırakma kararı aldığı bilgisi yanlıştır.
Milletler Cemiyeti, Musul Sorunu sürecinde tarafsız bir tutum sergilememiştir. Hazırlanan raporlarda bölgenin İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılması yönünde görüş bildirilmiş ve Brüksel Hattı bu doğrultuda oluşturulmuştur. Türkiye'nin tezleri cemiyet tarafından kabul görmemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun diplomatik sürecini analiz etme
Lozan'dan sonra İngiltere ile ikili görüşmelerin başarısız olması üzerine konunun Milletler Cemiyeti'ne gittiği belirlenir.
Sorunun uluslararası platformdaki seyrini anlamak için gereklidir.
2
Dış etkilerin ve iç isyanların rolünü değerlendirme
Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin askeri ve diplomatik gücünü kısıtladığı görülür.
İç politikanın dış politika üzerindeki belirleyici etkisini saptamak için önemlidir.
3
Ankara Antlaşması hükümlerini kontrol etme
Sınırın Brüksel Hattı'na göre çizildiği ve petrol payı (%10, 25 yıl) gibi teknik detaylar doğrulanır.
Antlaşmanın içeriğini netleştirmek ve yanlış bilgiyi ayırmak için yapılır.

Anahtar Kavram

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 183Soru

Dünya güç dengelerinin sarsıldığı 19301930’lu yıllarda, özellikle Avrupa'daki silahlanma yarışı ve yayılmacı politikalar Türkiye'nin Boğazlar konusundaki güvenliğini tehlikeye düşürmüştür. Bu gelişmeler üzerine Türkiye, Lozan Antlaşması'nın statüsünün değiştirilmesi için ilgili devletlere diplomatik notalar göndermiştir. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan Antlaşması’nda yer alan aşağıdaki kısıtlamalardan hangisi kaldırılarak Boğazlar üzerinde tam Türk egemenliği sağlanmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boğazlar ve çevresindeki kıyı şeridinin askersiz bölge statüsünde kalması ve idarenin uluslararası bir komisyona bırakılması

Cevap

Boğazlar'ın her iki yakasındaki askersiz bölgelerin kaldırılması ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun görevine son verilmesi
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazlar'ın her iki yakası askersizleştirilmiş ve geçişleri düzenlemek üzere bir Uluslararası Boğazlar Komisyonu kurulmuştur. Bu iki madde Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki askeri ve siyasi egemenliğini kısıtlamaktaydı. 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu komisyon kaldırılarak tüm yetkileri Türk Devleti'ne devredilmiş, aynı zamanda Türkiye'ye Boğazlar bölgesini silahlandırma ve asker bulundurma hakkı verilmiştir. Bu durum Misak-ı Milli'ye uygun olarak tam egemenliğin sağlandığını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlar rejimi kısıtlamalarını belirle.
Lozan'da Boğazlar'ın her iki yakası 1515’er km askersiz bırakılmış ve yönetim bir başkanı Türk olan uluslararası komisyona verilmişti.
Montrö ile neyin değiştiğini anlamak için Lozan'daki mevcut statükoyu bilmek gerekir.
2
19301930’lu yılların uluslararası konjonktürünü analiz et.
Almanya ve İtalya'nın saldırgan politikaları (revizyonizm) dünya güvenliğini sarsmıştır.
Türkiye'nin talebinin uluslararası alanda neden haklı görüldüğünü açıklar.
3
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin getirdiği temel değişiklikleri tespit et.
Komisyon kaldırılmış, Boğazlar üzerindeki tam yetki Türk devletine devredilmiş ve bölge silahlandırılmıştır.
Sözleşmenin doğrudan egemenlik haklarını nasıl tamir ettiğini gösterir.

Anahtar Kavram

Tam Egemenlik ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması

Daha Fazla Pratik

Montrö Sözleşmesi'nin ardından Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki haklarını pekiştirmesi ile Hatay'ın anavatana katılması süreci arasındaki kronolojik bağlantıyı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 184Soru

Lozan Antlaşması hükümleri doğrultusunda Osmanlı borçlarının tasfiyesi için 19281928 yılında alacaklı devletlerle bir anlaşma yapılmışsa da kısa süre sonra ortaya çıkan 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı Türkiye'nin ödeme gücünü sarsmıştır. Bu süreçte Türkiye'nin, borçların en büyük alacaklısı olan Fransa ile yaşadığı gerginliği aşmasında ve borçların 19331933 yılında yeniden yapılandırılmasında etkili olan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hoover Moratoryumu'nun ilanı

Cevap

Hoover Moratoryumu'nun ilanı
Hoover Moratoryumu, 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yıkıcı etkilerini azaltmak için devletlerarası borçların ödenmesinin bir yıl süreyle ertelenmesini öngörmüştür. Türkiye bu karardan yararlanarak en büyük alacaklısı olan Fransa'ya ödemeleri durduracağını bildirmiş ve bu süreç sonunda 19331933 yılında borçların Türkiye'nin ödeme kapasitesine göre yeniden taksitlendirilmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorun tespiti
19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı nedeniyle Türkiye'nin dış borç ödeme dengesinin bozulması.
Krizin Türkiye'nin döviz stoklarını eritmesi ve ödeme kapasitesini düşürmesi.
2
Uluslararası çözüm aracının belirlenmesi
ABD Başkanı Hoover tarafından ilan edilen ve borç ödemelerinin ertelenmesini öngören moratoryumun kabulü.
Türkiye'nin bu düzenlemeden yararlanarak Fransa ile yeni bir pazarlık sürecine girebilmesi.
3
Sonucun analizi
19331933 Paris Borçlar Sözleşmesi ile borçların Türk Lirası cinsinden ve yeni bir takvimle yapılandırılması.
Hoover Moratoryumu'nun sağladığı erteleme imkanının kalıcı bir anlaşmaya dönüştürülmesi.

Anahtar Kavram

Dış Borçlar Sorunu ve Hoover Moratoryumu
Tahmini Süre:50s
Soru 185Soru

Osmanlı Devleti'nden devralınan dış borçların tasfiyesi sürecinde Türkiye ile en büyük alacaklı konumundaki Fransa arasında, borçların hangi para birimi esas alınarak ödeneceği konusunda ciddi diplomatik uyuşmazlıklar yaşanmıştır. Fransa borçların 'Altın Frank' üzerinden ödenmesini talep ederken, Türkiye 'Kağıt Frank' üzerinden ödeme yapılmasında ısrar etmiştir.

Türkiye'nin bu süreçte 'Kağıt Frank' üzerinden ödeme yapma konusundaki kararlı tutumunun temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Altın fiyatlarındaki artışın borç yükünü reel olarak ağırlaştırmasını önleyerek hazine üzerindeki mali baskıyı azaltmak

Cevap

Türkiye'nin 'Kağıt Frank' ısrarının temel nedeni, altın fiyatlarındaki artışın borç yükünü reel olarak ağırlaştırmasını önleyerek hazine üzerindeki mali baskıyı azaltmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'dan kalan borçları öderken hazine kaynaklarını en verimli şekilde kullanmayı amaçlamıştır. Altın Frank'ın değeri sabit ve yüksekken, Kağıt Frank (Fransız Frangı) piyasa koşullarında değer kaybetmekteydi. Kağıt Frank üzerinden ödeme yapılması, borcun reel olarak daha düşük bir bedelle kapatılması anlamına geldiği için Türkiye bu konuda ısrarcı olmuş ve 19331933 Paris Sözleşmesi ile bu talebini büyük oranda kabul ettirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Borçların tasfiye sürecindeki para birimi uyuşmazlığını analiz et.
Fransa'nın sabit değerli 'Altın Frank', Türkiye'nin ise dalgalı ve daha düşük değerli 'Kağıt Frank' istediği tespit edilir.
Para biriminin cinsi, ödenecek toplam miktarın reel değerini doğrudan etkilemektedir.
2
Türkiye'nin ekonomik stratejisini değerlendir.
Türkiye'nin kısıtlı kaynaklarını korumak ve borç yükünü hafifletmek için en avantajlı yöntemi seçtiği görülür.
Kağıt Frank üzerinden ödeme yapmak, hazineden çıkacak reel değerin daha az olması anlamına gelmektedir.

Anahtar Kavram

Dış Borçlar ve Ekonomik Bağımsızlık

İpuçları

1
Borçların hangi birimle ödeneceği, toplam maliyeti nasıl etkiler?
2
Altın gibi değeri sabit ürünler mi yoksa değer kaybeden kağıt paralar mı borçlu için daha avantajlıdır?

Daha Fazla Pratik

Borçlar sorununun 19331933 yılında imzalanan yeni Paris Sözleşmesi ile nasıl bir ödeme takvimine bağlandığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 186Soru

1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun uygulanması sürecinde, Türkiye'nin eğitim sistemini millîleştirme çabalarına karşı çıkan yabancı devletlere karşı "bu konunun bir iç mesele olduğu" yönünde kesin tavır sergilemesi, aşağıdaki sorunlardan hangisinin çözümünde belirleyici bir rol oynamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yabancı Okullar Sorunu

Cevap

Yabancı Okullar Sorunu, Türkiye'nin eğitim birliğini sağlamak amacıyla bu konuyu bir iç mesele kabul etmesiyle çözüme kavuşmuştur.
Doğru cevap olan seçenek, Türkiye'nin eğitimde birliği sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu yabancı okullara da uygulayarak bu meseleyi bir egemenlik hakkı ve iç sorun olarak görmesini ifade eder. Özellikle Fransa ile yaşanan bu gerginlikte Türkiye'nin geri adım atmaması, sorunun ulusal çıkarlar doğrultusunda çözülmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun etkisini analiz etmek.
3 Mart 1924'te çıkarılan bu kanunla eğitimde birlik sağlanmış ve tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
Eğitimin millîleşmesi ve denetlenmesi için yasal zemin oluşturulmuştur.
2
Dış politikadaki yansımasını değerlendirmek.
Başta Fransa ve Papalık olmak üzere yabancı devletlerin okulları üzerindeki denetime itirazları reddedilmiştir.
Türkiye, kendi topraklarındaki okulların yönetimini egemenlik hakkı ve bir "iç mesele" olarak görmüştür.
3
Sonucu belirlemek.
Türkiye'nin tavizsiz tutumu sonucunda yabancı okullar Türk kanunlarına uymak zorunda kalmıştır.
Bu durum Yabancı Okullar Sorunu'nun Türkiye'nin lehine çözülmesini sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Ulusal Egemenlik ve Eğitim Birliği
Tahmini Süre:45s
Soru 187Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin bir tezahürü olarak Türkiye, 1930'lu yılların başında uluslararası iş birliğini güçlendirmek amacıyla bir dünya örgütüne davet edilmiştir. İspanya'nın resmi önerisi ve Yunanistan'ın desteği ile gerçekleşen bu üyelik süreci, Türkiye'nin uluslararası barışa verdiği önemi ve artan diplomatik saygınlığını kanıtlamıştır.

Sözü edilen bu katılım süreci aşağıdaki kuruluşlardan hangisi için gerçekleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti

Cevap

Milletler Cemiyeti
Doğru cevap olan kuruluş Milletler Cemiyetidir. Türkiye, Musul meselesindeki tutumu nedeniyle mesafeli durduğu bu cemiyete, dünya barışına katkıda bulunma isteği ve cemiyetin barışçı amaçları doğrultusunda 1932 yılında katılmıştır. Bu katılımın en özgün yanı, Türkiye'nin başvuru yapmadan, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteği ile davet edilerek üyeliğe kabul edilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Anahtar kavramları belirle
İspanya'nın teklifi, Yunanistan'ın desteği, 1932 ve barışçı dış politika ilkeleri belirlendi.
Soruda verilen spesifik ülkeler ve davet usulü tek bir olayla eşleşmektedir.
2
Tarih ve içerik eşleştirmesi yap
1932 yılındaki davetin Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılım süreci olduğu saptandı.
Milletler Cemiyeti, üye olmayan bir devleti başvuru şartı aramadan davet yoluyla bünyesine katan tek örgüttür.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet usulüyle (1932) katılması

Daha Fazla Pratik

Cemiyet-i Akvam'a (Milletler Cemiyeti) üyelik sürecinin Türkiye'nin Musul meselesindeki kaybı sonrası Batı ile ilişkilerini nasıl dengelediği konusuna çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 188Soru

Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçların tasfiyesi ve ödeme planlarının oluşturulması sürecinde Türkiye, asıl alacaklı konumunda olan hangi Avrupa devletiyle en çok diplomatik sorun yaşamış ve müzakereler yürütmüştür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa

Cevap

Dış borçlar sorunu kapsamında Türkiye'nin en çok diplomatik temas kurduğu ve temel muhatabı olan devlet Fransa'dır.
Osmanlı Devleti'ne 19. yüzyılda en fazla kredi sağlayan ülke Fransa'dır. Lozan Barış Antlaşması'nda borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletler arasında paylaştırılmış, Türkiye en büyük payı üstlenmiştir. Alacakların büyük kısmı Fransızlara ait olduğundan, ödeme kolaylıkları ve taksitlendirme konularında Türkiye en çok Fransa ile karşı karşıya gelmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Borçların asıl alacaklısını belirle.
Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıldaki borçlanma geçmişine bakıldığında en büyük payın Fransız bankalarına ait olduğu görülür.
Lozan Antlaşması ile borçlar parçalanmış olsa da ana alacaklı değişmemiştir.
2
Diplomatik muhatabı tespit et.
Fransa
Ödeme krizlerinde (Frank-Lira uyuşmazlığı, 1929 bunalımı) Türkiye doğrudan Fransız hükümeti ve alacaklı temsilcileriyle masaya oturmuştur.

Anahtar Kavram

Osmanlı borçlarının en büyük alacaklısı Fransa olduğu için borçlar sorunu Türkiye ile Fransa arasında bir ikili mesele haline gelmiştir.
Soru 189Soru

1923 yılında imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramının kapsamı ve İstanbul'daki Rumların hangilerinin göç dışı tutulacağı konusundaki ölçütler üzerinde yaşanan uyuşmazlıklar, 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile kesin olarak çözülmüştür. Bu diplomatik başarının ardından Türk-Yunan ilişkilerinin gerginlikten dostluğa evrilmesi, aşağıdakilerden hangisinin gerçekleştirilmesine doğrudan zemin hazırlamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın kurulması

Cevap

Balkan Antantı'nın kurulması
Doğru seçenek, etabli (nüfus mübadelesi) sorununun 1930'da çözülmesinin ardından Türk-Yunan ilişkilerinde başlayan yumuşamanın 1934 Balkan Antantı'na giden yolu açtığını ifade etmektedir. İki ülke arasındaki temel uyuşmazlığın ortadan kalkması, Balkanlar'da barış ve güvenlik birliğinin kurulmasını mümkün kılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli uyuşmazlığının sonucunu analiz etme
1930 Ankara Antlaşması ile yerleşiklik kriterleri netleşmiş ve sorun Türkiye ile Yunanistan lehine çözülmüştür.
Sorunun çözümü iki ülke arasındaki düşmanlığı sona erdirmiştir.
2
Diplomatik sonucun bölgesel etkisini belirleme
Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Türkiye ziyareti ile başlayan dostluk süreci, 1934'te Balkan devletleri arasında bir savunma ittifakına dönüşmüştür.
İkili sorunların çözülmesi, ortak güvenlik tehditlerine (İtalya ve Almanya) karşı iş birliği imkanı doğurmuştur.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ve Balkan Antantı İlişkisi
Soru 190Soru

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Almanya'nın antlaşmaları ihlal ederek Ren bölgesini silahlandırması gibi revizyonist hareketler, Türkiye'yi Boğazlar rejiminin değiştirilmesi konusunda harekete geçirmiştir. Bu diplomatik süreç sonunda imzalanan 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanan aşağıdaki kazanımlardan hangisi, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki siyasi ve hukuki bağımsızlığını "uluslararası denetimden" tamamen kurtararak milli egemenliği pekiştirmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun tüm görev ve yetkilerinin tamamen Türk makamlarına devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi, Boğazlar üzerindeki uluslararası denetimi sona erdirmiş ve tam egemenliği sağlamıştır.
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazlar'ın yönetimi, başkanı Türk olan ancak uluslararası üyelerden oluşan bir komisyona bırakılmıştı. Bu durum Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki hükümranlık hakkını kısıtlamaktaykti. 1936 Montrö Sözleşmesi ile bu komisyon tamamen kaldırılarak tüm yetki Türk Devleti'ne geçmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
1930'lardaki küresel gelişmeleri analiz etme
Almanya ve İtalya'nın saldırgan (revizyonist) tutumlarının Lozan'daki mevcut statükoyu tehdit ettiği görüldü.
Türkiye, Lozan'daki silahsızlanma hükümlerinin güvenlik açığı yarattığını savunarak uluslararası topluma başvurmuştur.
2
Lozan ve Montrö arasındaki hukuki/idari farkı belirleme
Lozan'da yönetim 'uluslararası bir komisyon'dayken, Montrö'de bu komisyon kaldırılmıştır.
Komisyonun varlığı, Türk toprağı olan Boğazlar üzerinde başka devletlerin söz sahibi olması anlamına geldiği için egemenlik kısıtlamasıydı.
3
Kazanımın niteliğini sınıflandırma
Komisyonun kaldırılması 'siyasi ve hukuki bağımsızlık', asker çıkarma hakkı ise 'güvenlik' kazanımıdır.
Soru kökünde özellikle 'uluslararası denetimden kurtulma' vurgulandığı için doğru cevap yönetim organıyla ilgili olmalıdır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tam Egemenlik

Daha Fazla Pratik

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin (özellikle İngiltere ve ABD gibi) savaş gemilerine getirdiği sınırlamaları inceleyerek Türkiye'nin denge politikasını analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 191Soru

Türkiye'nin öncülüğünde 19341934 yılında Atina'da imzalanan Balkan Antantı, bölge devletlerinin mevcut sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almayı ve barışı korumayı amaçlamıştır. Balkan coğrafyasında yer almasına rağmen bazı devletler bu paktın dışında kalmıştır. Buna göre, Bulgaristan'ın Balkan Antantı'na katılmamasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I.I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Nöyyi Antlaşması ile belirlenen sınırları kabul etmeyerek yeni toprak kazanımı hedeflemesi

Cevap

Bulgaristan'ın Birinci Dünya Savaşı sonrası sınırlarını değiştirmek istemesi (revizyonist politika)
Bulgaristan, I.I. Dünya Savaşı'nı kaybeden devletler arasında yer aldığı için Nöyyi Antlaşması ile belirlenen sınırlarından memnun değildir. Balkan Antantı ise mevcut sınırları garanti altına almayı amaçladığından, sınırlarını genişletmek isteyen (revizyonist) Bulgaristan bu oluşumun içinde yer almayı kendi çıkarlarına aykırı bulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı üyelerini hatırla
Paktın üyeleri 'TAYYARE' şifresiyle kodlanan Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'dır.
Soruda dışarıda kalan devletin nedenini bulmak için önce üyeleri belirlemek gerekir.
2
Dışarıda kalan devletleri ve gerekçelerini analiz et
Bulgaristan revizyonist (yayılmacı) amaçları nedeniyle, Arnavutluk ise İtalya baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Balkan Antantı statükoyu (mevcut durumu) korumayı hedefler; Bulgaristan ise sınırları değiştirmek (Nöyyi Antlaşması'na karşı çıkmak) istemektedir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Revizyonizm
Tahmini Süre:50s
Soru 192Soru

1937 yılında İran'ın başkenti Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabat Paktı'na, bölge ülkesi ve Türkiye'nin komşusu olmasına rağmen Suriye'nin katılmamasının temel nedenleri aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye ile Hatay meselesi ve Irak ile yaşadığı sınır uyuşmazlıkları

Cevap

Suriye'nin pakt dışında kalma nedenleri Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve Irak ile olan sınır uyuşmazlıklarıdır.
Sadabat Paktı'na Suriye'nin katılmamasının temel nedeni, paktın kurucu üyelerinden olan Türkiye ile 'Hatay Meselesi'ni, Irak ile de 'Sınır Uyuşmazlıkları'nı yaşıyor olmasıdır. Bu ikili problemler Suriye'nin bölgesel güvenlik iş birliğine dahil olmasını engellemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın katılımcılarını ve kuruluş amacını belirle.
1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan; İtalya yayılmacılığına karşı Doğu sınırlarını korumak için birleşmiştir.
Paktın kimler arasında ve ne amaçla kurulduğunu bilmek, kimlerin eksik olduğunu anlamayı sağlar.
2
Suriye'nin neden pakt üyeleriyle (özellikle Türkiye ve Irak) sorun yaşadığını analiz et.
Suriye'nin Türkiye ile Hatay, Irak ile ise sınır/toprak uyuşmazlıkları olduğu tespit edilir.
Bölgesel iş birliği paktlarında, komşu devletler arasındaki ikili ihtilaflar katılımın önündeki en büyük engeldir.
3
Tespit edilen uyuşmazlıkları seçeneklerle eşleştir.
Doğru uyuşmazlıkların verildiği seçenek belirlenir.
KPSS formatında doğrudan neden-sonuç ilişkisini kurmak cevaba ulaştırır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'na Suriye'nin Katılmama Nedenleri
Soru 193Soru

19301930’lu yıllarda Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması ve İtalya’nın Habeşistan’a saldırması gibi uluslararası dengeleri sarsan gelişmeler üzerine Türkiye, Lozan Antlaşması ile belirlenen Boğazlar rejiminin değiştirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmuştur. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanan aşağıdaki kazanımlardan hangisi, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini kısıtlayan en temel engelin ortadan kaldırıldığının doğrudan kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’na devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’na devredilmesi seçeneği doğrudur.
Lozan Antlaşması'na göre Boğazlar'ın yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmış ve bu durum Türkiye'nin hükümranlık haklarını kısıtlamıştır. 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu komisyonun tüm görev ve yetkileri Türk Devleti'ne devredilmiştir. Bu gelişme, Boğazlar üzerindeki 'uluslararası denetim' gölgesini kaldırarak Türkiye'nin tam egemenliğini sağlayan en somut ve doğrudan kanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlar statüsünü analiz et.
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi başkanı Türk olan ancak uluslararası bir komisyona bırakılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki tam egemenliğini engelleyen siyasi ve hukuki bir kısıtlamadır.
2
1930'lardaki küresel gelişmeleri ve Türkiye'nin talebini değerlendir.
Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikaları güvenliği tehdit edince Türkiye statü değişikliği talep etti.
Mevcut rejimin Türkiye'nin güvenliğini sağlamada yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır.
3
Montrö Sözleşmesi ile gelen en kritik değişikliği belirle.
Komisyonun kaldırılması ve yetkilerin Türkiye'ye geçmesi.
Komisyonun varlığına son verilmesi, 'ikili yönetimi' bitirerek tam bağımsızlığı ve egemenliği tescillemiştir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılması sonucu elde edilen tam egemenlik.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö hükümleri arasındaki farkları bir tablo üzerinden inceleyerek 'egemenlik' ve 'güvenlik' kavramlarının nasıl güçlendiğini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 194Soru

1930'lu yıllarda Avrupa'da statükonun bozulması ve yayılmacı politikaların hız kazanması üzerine Türkiye, batı sınırlarını güvence altına almak amacıyla Balkan Antantı'na öncülük etmiştir. Balkan coğrafyasında yer almasına rağmen, o dönemde İtalya'nın siyasi ve ekonomik baskısı altında bulunduğu için bu paktın dışında kalan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Arnavutluk

Cevap

İtalya'nın baskısı nedeniyle Balkan Antantı'na katılmayan devlet Arnavutluk'tur.
Arnavutluk, 1930'lu yıllarda İtalya'nın siyasi ve ekonomik nüfuzu altındaydı. Balkan Antantı, İtalya ve Almanya'nın yayılmacılığına karşı kurulduğu için, İtalya kendi kontrolündeki Arnavutluk'un bu savunma paktına girmesine izin vermemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'na katılan devletlerin tespit edilmesi (TAYYARE formülü).
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya paktın üyeleridir.
Soruda sorulan 'dışarıda kalan' devleti bulmak için önce üyeleri elemeniz gerekir.
2
Pakta katılmayan Balkan devletlerinin (Bulgaristan ve Arnavutluk) katılmama nedenlerinin analiz edilmesi.
Bulgaristan revizyonist amaçları, Arnavutluk ise İtalyan baskısı nedeniyle dışarıda kalmıştır.
Soru kökündeki 'İtalya'nın baskısı' vurgusu bizi doğrudan doğru cevaba yönlendirir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na Katılmayan Devletler ve Nedenleri

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'na katılan devletleri karşılaştırarak her iki paktın da ortak üyesini (Türkiye) ve nedenlerini çalışabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

TAYYARE (Türkiye, Arnavutluk?, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya, Estonya?) gibi yanlış kodlamalardan kaçınmak için TAYYARE'nin 'A' harfinin Arnavutluk değil, kodlamada yer almayan bir dolgu olduğunu veya paktın 'anti-revizyonist' doğasını hatırlamak çözümü kolaylaştırır.
Tahmini Süre:45s
Soru 195Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yıllarda dış politikada "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda bölgesel barışı korumaya yönelik adımlar atmıştır. Bu bağlamda, Batı sınırlarını Balkan Antantı ile güvence altına alan Türkiye, Doğu sınırlarını korumak amacıyla da 88 Temmuz 19371937 tarihinde Tahran'da Sadabat Paktı’nı imzalamıştır.

Buna göre, Sadabat Paktı’nın kapsamı, amacı ve katılımcıları ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yunanistan ve Yugoslavya, paktın Avrupa ile olan diplomatik koordinasyonunu sağlamak amacıyla paktın kurucu meclisi ve daimi konseyi içerisinde yer almıştır.

Cevap

Yunanistan ve Yugoslavya'nın paktın kurucu meclisi veya konseyinde yer aldığı bilgisi yanlıştır; bu devletler Balkan Antantı üyesidir.
Sadabat Paktı, sadece Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla oluşturulmuş bir Orta Doğu güvenlik ittifakıdır. Yunanistan ve Yugoslavya, Türkiye'nin Batı sınırlarını korumaya yönelik kurduğu Balkan Antantı'nın üyeleridir. Dolayısıyla bu iki devletin Sadabat Paktı'nın kurucu meclisinde veya daimi konseyinde yer alması mümkün değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Sadabat Paktı'nın üyelerini belirlemek
Üyeler: Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'dır.
Paktın coğrafi kapsamını anlamak için üyelerin bilinmesi gerekir.
2
Paktın dışlanmış devletlerini ve nedenlerini değerlendirmek
Suriye, Hatay sorunu ve sınır anlaşmazlıkları nedeniyle paktın dışında kalmıştır.
Bölgesel iş birliğinin sınırlarını tespit etmek.
3
Batı'daki pakt (Balkan Antantı) ile Doğu'daki paktı (Sadabat) kıyaslamak
Yunanistan ve Yugoslavya sadece Balkan Antantı üyesidir, Sadabat Paktı ile bağlantıları yoktur.
Farklı bölgesel örgütlerin üye yapılarını karıştırmamak.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın üye yapısı ve bölgesel kapsamı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 196Soru

19341934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan Balkan Antantı'nın diplomatik içeriği ve ek protokolleri incelendiğinde; bu paktın sağladığı güvenlik garantisinin kapsamı ve sınırlılıkları hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır güvenliği taahhüdü yalnızca tarafların Balkanlardaki sınırları ile sınırlandırılmış ve bir büyük devletin saldırısı durumunda yardım yükümlülüğü ancak bir Balkan devletinin de bu saldırıya katılması şartına bağlanmıştır.

Cevap

Balkan Antantı ile sağlanan sınır güvencesi yalnızca tarafların Balkan sınırlarındaki statükoyu korumayı amaçlamış, büyük güçlerin doğrudan saldırılarına karşı otomatik bir savaş nedeni sayılmamıştır.
Balkan Antantı, bölgedeki statükoyu korumaya yönelik savunma amaçlı bir antlaşmadır. Ancak paktın sağladığı güvence tüm sınırları değil, sadece tarafların Balkan sınırlarını kapsamaktadır. Ayrıca, özellikle Yunanistan'ın İtalya ile karşı karşıya gelmeme arzusu nedeniyle, bu güvence sadece bir Balkan devletinin (Bulgaristan gibi) saldırısı durumunda geçerli olacak şekilde formüle edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'nın kuruluş amacını analiz etme
Paktın temel amacı, I. Dünya Savaşı sonrası oluşan sınırları değiştirmek isteyen (revizyonist) devletlere karşı statükoyu korumaktır.
Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikaları ile Bulgaristan'ın Balkanlardaki toprak talepleri bu paktın itici gücü olmuştur.
2
Paktın hukuki kapsamını değerlendirme
Garantinin kapsamı sadece 'Balkan sınırları' ile sınırlandırılmıştır.
Türkiye'nin Doğu sınırları veya diğer üyelerin Balkan dışındaki toprakları bu paktın koruması altında değildir.
3
Stratejik sınırlılıkları ve çekinceleri saptama
Büyük devletlerin (özellikle İtalya) saldırısı durumunda paktın işleyişine dair üyeler (özellikle Yunanistan) çekince koymuştur.
Yunanistan, İtalya ile bir savaşa sürüklenmemek için paktın sadece bir Balkan devletinin saldırısı durumunda geçerli olmasını şart koşmuştur (Metaxas Çekincesi).

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'nın Bölgesel Güvenlik ve Statüko Koruma Niteliği

İpuçları

1
Paktın kurulmasına neden olan temel korku, I. Dünya Savaşı sonrası oluşan sınırların bozulmasıdır.
2
Üye devletlerden biri (Yunanistan), İtalya gibi büyük bir gücü doğrudan karşısına almamak için pakta hukuki sınırlamalar getirilmesini istemiştir.
3
Paktın ismi 'Balkan Antantı'dır; bu durum güvence altına alınan sınırların coğrafi kapsamı hakkında size bir ipucu verebilir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nın üye yapılarını ve revizyonizme karşı duruşlarını karşılaştırarak benzerlik ve farklarını analiz ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 197Soru

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nde yer alan; 'Savaş zamanında Türkiye savaşan değilse, savaşan herhangi bir devletin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi yasaktır.' hükmü karara bağlanmıştır.

Buna göre, söz konusu hükmün öncelikli amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Savaşın Karadeniz'e yayılmasını önlemek ve bölge güvenliğini korumak

Cevap

Savaşın Karadeniz'e yayılmasını önlemek ve bölge güvenliğini korumak
Sözleşmede yer alan bu hüküm, Türkiye'nin tarafsız kaldığı bir savaş senaryosunda çatışan tarafların savaş gemilerini Boğazlar üzerinden Karadeniz'e geçirmesini yasaklayarak; hem Karadeniz'in bir çatışma alanına dönüşmesini engellemekte hem de Türkiye'nin güvenliğini doğrudan korumaktadır. Bu madde, Karadeniz'i büyük güçlerin donanma rekabetinden uzak tutarak bölgesel istikrarı sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hükmün kapsamını analiz etme
Savaşan devletlerin gemilerine yasak getirilmesi saptanmıştır.
Soruda verilen madde, Türkiye'nin tarafsız olduğu durumlarda donanma hareketliliğini kısıtlamaktadır.
2
Stratejik çıkarımı yapma
Boğazlar'ın kapalı tutulmasının Karadeniz üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir.
Boğazlar'dan geçemeyen savaş gemileri Karadeniz'e ulaşamayacağı için çatışma bu bölgeye sıçramaz.
3
Seçeneklerle karşılaştırma
Bölgesel barış ve güvenlik amacına ulaşılmıştır.
Bu durum hem Türkiye'nin hem de Karadeniz'e kıyısı olan diğer devletlerin güvenliğini sağlar.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Bölgesel ve Uluslararası Güvenlikteki Rolü

Daha Fazla Pratik

Bu konuyu pekiştirmek için Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni 'Komisyon', 'Askeri Statü' ve 'Egemenlik' kriterlerine göre karşılaştıran bir tabloyu inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Mantıksal eleme yöntemi ile; Montrö'nün Türkiye'ye sağladığı en büyük kazanımın 'Egemenlik' ve 'Güvenlik' olduğu hatırlandığında, komisyonun devamını veya askersiz statüyü savunan seçenekler doğrudan elenebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 198Soru

Lozan Barış Konferansı'nda çözümü Türkiye ile İngiltere arasındaki ikili görüşmelere bırakılan Musul Sorunu'nun gelişim süreci ve 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu Anadolu'da çıkan Şeyh Sait İsyanı'nın başarılı bir şekilde kontrol altına alınması, Türkiye'nin Musul görüşmelerindeki diplomatik etkisini artırarak İngiltere'nin geri adım atmasını sağlamıştır.

Cevap

Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin dış politikadaki etkisini artırdığı yönündeki ifade yanlıştır; aksine bu gelişme Türkiye'yi Musul konusunda zayıflatmıştır.
Doğu Anadolu'da çıkan Şeyh Sait İsyanı (19251925), Türkiye Cumhuriyeti'ni askeri ve siyasi olarak en hassas olduğu dönemde yakalamıştır. İsyanı bastırmak için büyük bir askeri güç ve bütçe harcanması, Musul üzerine yapılması planlanan askeri harekatı imkansız kılmış; bu durum diplomasi masasında Türkiye'nin elini zayıflatmıştır. Dolayısıyla isyanın Türkiye'nin itibarını artırıp İngiltere'ye geri adım attırdığı iddiası tarihsel gerçeğin tam tersidir.

Adım Adım Çözüm

1
Musul Sorunu'nun diplomatik kronolojisini değerlendir.
Lozan'daki erteleme, Haliç Konferansı'ndaki tıkanıklık ve Milletler Cemiyeti'ne (Brüksel Hattı) giden süreç hatırlanır.
Olayların oluş sırasını ve uluslararası aktörleri belirlemek için.
2
Dönemin iç siyasi gelişmelerinin dış politikaya etkisini analiz et.
19251925 Şeyh Sait İsyanı'nın Türkiye'nin askeri ve ekonomik gücünü bölerek Musul harekatını engellediği saptanır.
İç sorunların dış politika pazarlıklarındaki dezavantajlı etkisini anlamak için.
3
19261926 Ankara Antlaşması'nın somut maddelerini gözden geçir.
Sınır (Brüksel Hattı), petrol payı (%10\%10) ve süre (2525 yıl) gibi teknik detaylar doğrulanır.
Antlaşmanın hukuki ve mali içeriğini teyit etmek için.

Anahtar Kavram

İç ve Dış Politika İlişkisi: Şeyh Sait İsyanı'nın Musul Sorununa Etkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 199Soru

1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Türkiye, "kendisini yakın bir savaş tehlikesi tehdidi altında sayarsa" Boğazlar’ı kapatma yetkisine sahiptir. Ancak sözleşme; Türkiye’nin bu yetkiyi kullanması durumunda aldığı kararı Milletler Cemiyeti’ne bildirmesini ve Konsey’in üçte iki çoğunlukla bu kararı haklı bulmaması halinde alınan önlemlerin geri çekilmesini öngörmüştür.

Sözleşmede yer alan bu denetim mekanizması, aşağıdakilerden hangisinin bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk egemenliğinin, uluslararası hukuk düzeni ve kolektif güvenlik sistemiyle uyumlu bir meşruiyet zeminine oturtulduğunun

Cevap

Türk egemenliğinin, uluslararası hukuk düzeni ve kolektif güvenlik sistemiyle uyumlu bir meşruiyet zeminine oturtulduğunun göstergesidir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye, Boğazlar üzerinde tam ve mutlak otorite kurmuştur. Ancak bu otoritenin 'yakın savaş tehlikesi' gibi durumlarda kullanımı için getirilen Milletler Cemiyeti bildirim şartı, Türkiye'nin attığı adımları uluslararası hukuka ve o dönemki 'kolektif güvenlik' anlayışına uygun hale getirmiştir. Bu durum, Türkiye'nin egemenliğinin uluslararası toplum tarafından onaylanmış ve meşru bir zemine sahip olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşmedeki 'yakın savaş tehlikesi' maddesini ve Milletler Cemiyeti bildirim şartını analiz etmek.
Türkiye'nin tek taraflı karar verme yetkisinin olduğu ancak bu yetkinin uluslararası bir denetime tabi olduğu görülür.
Bu mekanizmanın egemenliği kısıtlayıp kısıtlamadığını anlamak için gereklidir.
2
Bu denetimin Lozan'daki komisyon yapısıyla farkını belirlemek.
Lozan'daki komisyon doğrudan yönetim ve icra organı iken, Montrö'deki Milletler Cemiyeti rolü sadece bir meşruiyet/itiraz merciidir.
Yönetim yetkisinin tamamen Türkiye'de olduğunu teyit etmek için önemlidir.
3
Mekanizmanın diplomatik amacını değerlendirmek.
Türkiye'nin haklılığını uluslararası topluma onaylatarak aldığı kararları hukuken tartışılmaz kılması hedeflenmiştir.
Meşruiyet kavramının önemini saptamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Montrö'de Egemenlik ve Uluslararası Meşruiyet

İpuçları

1
Milletler Cemiyeti, o dönemdeki 'kolektif güvenlik' sisteminin merkezidir.
2
Türkiye'nin yetkisini kullanırken neden bir dış kuruma 'bildirim' yaptığını, egemenlik mi yoksa meşruiyet mi ekseninde düşünün.

Daha Fazla Pratik

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö arasındaki idari ve askeri farkları tablo şeklinde çalışmak konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 200Soru

1930'lu yıllarda Avrupa'da yükselen totaliter rejimlerin yayılmacı politikaları, Türkiye'yi bölgesel güvenlik ittifakları kurmaya yöneltmiştir. Bu doğrultuda 9 Şubat 1934 tarihinde Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina'da Balkan Antantı imzalanmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Balkan Antantı'nın temel amacı ve bu oluşuma katılması beklendiği hâlde revizyonist (yayılmacı/statükoyu bozucu) politikaları nedeniyle katılmayan Balkan devleti doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Batı sınırlarını korumak - Bulgaristan

Cevap

Balkan Antantı'nın temel amacı devletlerin batı sınırlarını korumak olup, revizyonist politikaları nedeniyle katılmayan devlet Bulgaristan'dır.
Balkan Antantı, İkinci Dünya Savaşı öncesinde revizyonist güçlerin tehdidine karşı statükoyu (mevcut durumu) korumak ve batı sınırlarının güvenliğini sağlamak için kurulmuştur. Bulgaristan, eski topraklarını geri alma arzusu nedeniyle bu barışçıl ittifaka dahil olmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin siyasi atmosferini analiz etme
1930'lu yıllarda Almanya (Nazizm) ve İtalya'nın (Faşizm) 'Hayat Sahası' ve 'Bizim Deniz' politikaları Balkanlar için bir tehdit oluşturmuştur.
Antlaşmanın neden imzalandığını anlamak için dış tehditlerin belirlenmesi gerekir.
2
Katılımcı devletleri (TAYYAR) kontrol etme
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (TAYYAR) antantın kurucu üyeleridir.
Antantın coğrafi kapsamını ve üye profilini belirlemek için gereklidir.
3
Katılmayan devletlerin nedenlerini belirleme
Bulgaristan toprak talepleri (Dobruca gibi) nedeniyle, Arnavutluk ise İtalyan baskısı nedeniyle katılmamıştır.
Soruda istenen 'revizyonist' (yayılmacı) devlet ayrımını yapmak için bu bilgi kritiktir.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı ve Üyeleri

İpuçları

1
Antantın üyelerini 'TAYYAR' (Türkiye, Atina/Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) şifresiyle hatırlayabilirsiniz.
2
Hangi Balkan devleti I. Dünya Savaşı'ndan toprak kaybederek çıktı ve statükodan memnun değil?
3
Revizyonist devlet, sınırlarını genişletmek isteyen devlettir; Bulgaristan bu nedenle mevcut sınırları garanti eden bir antlaşmaya imza atmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Sadabat Paktı üyelerini ve katılmayan devletleri (örn. Suriye) inceleyerek benzer bir karşılaştırma yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
ÖncekiSayfa 10 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 10 | Examkin