Kişiler Hukuku

138 soru

Soru 21Soru

Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) kişisel durum siciline ilişkin hükümleri (m. 36-45) ile bu sicillerin işleyişi ve hukuki niteliği göz önünde bulundurulduğunda, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sicilin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, bu davalar adli yargıda görülür; ayrıca Devletin kusurlu memura rücu hakkı saklıdır.

Cevap

Sicilin tutulmasından doğan zararlardan Devletin kusursuz (objektif) sorumlu olduğu, bu davaların adli yargıda görüldüğü ve Devletin kusurlu memura rücu hakkının bulunduğu ifade doğrudur.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesi, kişisel durum sicillerinin tutulmasından doğan zararlar için Devletin sorumluluğunu açıkça düzenlemiştir. Bu sorumluluk, memurun kusurunun varlığını şart koşmayan bir 'kusursuz sorumluluk' (objektif sorumluluk) halidir. Doktrin ve Yargıtay uygulamaları çerçevesinde bu davalar adli yargı yerlerinde görülür ve Devletin ödediği tazminat için kusurlu memura rücu hakkı saklı tutulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin sorumluluğunun hukuki niteliğini belirle
Kusursuz Sorumluluk
TMK m. 38 uyarınca sicil memurunun kusuru olmasa dahi Devlet oluşan zarardan sorumlu tutulur.
2
Yargı kolunu tespit et
Adli Yargı
Medeni Kanun'dan kaynaklanan bu özel sorumluluk hali, idari yargıdaki hizmet kusurundan farklı olarak adli yargı kolunda çözümlenir.
3
Rücu şartlarını değerlendir
Rücu Hakkı Mevcuttur
Zararı tazmin eden Devlet, zararın oluşmasına neden olan kusurlu memura bu tutarı rücu edebilir.

Anahtar Kavram

Kişisel Durum Sicilinden Doğan Devlet Sorumluluğu (Kusursuz Sorumluluk)
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 22Soru

47214721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca, bir kimsenin adının başkası tarafından haksız yere kullanılması (adın gaspı) durumunda başvurulabilecek hukuki yollar ve koruma kapsamı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adı haksız olarak kullanılan kişi; saldırının durdurulmasını, haksız kullanımın sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve gerekiyorsa adın kendisine ait olduğunun tespitini dava edebilir.

Cevap

Adı haksız olarak kullanılan kişinin; saldırının durdurulmasını, haksız kullanımın sonuçlarının ortadan kaldırılmasını ve gerekiyorsa adın kendisine ait olduğunun tespitini dava edebileceğini belirten ifade doğrudur.
Türk Medeni Kanunu'nun 2626. maddesinin 22. fıkrasına göre, adı haksız olarak kullanılan kişi; saldırının durdurulmasını (men), haksız kullanımın sonuçlarının ortadan kaldırılmasını (ref) ve gerekiyorsa adın kendisine ait olduğunun tespitini dava edebilir. Bu üç talep hakkı, adın gaspı durumunda mağdura tanınan temel hukuki korumalardır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın hukuki niteliğini belirle.
Bir kimsenin adının başkası tarafından haksız kullanımı (adın gaspı), Türk Medeni Kanunu madde 2626 kapsamında düzenlenen bir kişilik hakkı ihlalidir.
Ad üzerindeki hak, mutlak bir kişilik hakkıdır ve haksız kullanımlara karşı korunmuştur.
2
Başvurulabilecek dava türlerini ve talepleri analiz et.
TMK m. 26/226/2 uyarınca mağdur; tespit (adın kendisine ait olduğu), men (saldırının durdurulması) ve ref (sonuçların ortadan kaldırılması) taleplerinde bulunabilir.
Kişilik haklarına yapılan saldırılarda sağlanan genel koruma yolları adın korunması için de özel olarak belirtilmiştir.
3
Tazminat ve usul şartlarını kontrol et.
Şartları varsa maddi ve manevi tazminat istenebilir; adın değiştirilmesindeki 'haklı sebep' şartı bu koruma davalarında aranmaz.
Adın korunması ihlali önlemeye, adın değiştirilmesi ise kişinin kendi isteğiyle adını güncellemesine yöneliktir; şartları farklıdır.

Anahtar Kavram

Adın Korunması Davaları (Tespit, Men, Ref)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 23Soru

Türk Medeni Kanunu sistematiğinde gerçek kişilerin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kümülatif olarak aranan fiil ehliyeti şartları ve bu şartların hukuki sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evlenme yoluyla kazanılan erginlik statüsü, evliliğin butlan (geçersizlik) kararı ile sona ermesi durumunda dahi, kural olarak eşlerin bu yolla kazandıkları erginlik statüsünü etkilemez ve bu kişiler ergin kalmaya devam eder.

Cevap

Evlenme yoluyla kazanılan erginlik, evliliğin butlanına karar verilmiş olsa bile korunmaya devam eder.
Türk Medeni Kanunu'nun 157. maddesi açıkça evlenme ile kazanılan erginliğin, evliliğin sona ermesi (ölüm, boşanma) veya butlanına karar verilmesi durumunda bile ortadan kalkmayacağını hükme bağlamıştır. Bu durum erginlik şartının kalıcılığı ve hukuki istikrar ilkesinin bir sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyeti şartlarını tanımla
Ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmamak.
Bir kişinin kendi fiilleriyle sonuç doğurabilmesi için bu üç şartın kümülatif olarak bulunması gerekir.
2
Erginlik şartının kazanılma biçimlerini analiz et
Normal (18 yaş), Evlenme (17 veya 16 yaş) ve Kazai Rüşt (15 yaş).
Kanun koyucu belirli durumlarda 18 yaşın dolmasını beklemeden erginlik statüsü tanımıştır.
3
Kazanılan erginliğin kalıcılığını (TMK 157) değerlendir
Evlilik butlan (geçersizlik) ile sona erse dahi kazanılan erginlik korunur.
Hukuki güvenlik ilkesi gereği, bir kez kazanılan erginlik statüsü evliliğin sakatlığından etkilenmez.
4
Diğer ehliyet türleri ve statülerle karşılaştır
Hak ehliyeti (doğumla) ve kısıtlılık (yargısal statü) ayrımını yap.
Hatalı seçenekleri eleyerek doğru hukuki tanıma ulaş.

Anahtar Kavram

Fiil Ehliyetinin Şartları ve Erginliğin Sürekliliği
Soru 24Soru

Medeni Kanun hükümlerine göre, gerçek kişilerin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kümülatif olarak sahip olmaları gereken 'fiil ehliyeti'nin şartları arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tam ve sağ doğmuş olmak

Cevap

Tam ve sağ doğmuş olmak, fiil ehliyetinin değil; hak ehliyetinin ve kişiliğin kazanılmasının şartıdır.
Türk Medeni Kanunu sistematiğinde, tam ve sağ doğmuş olmak 'kişiliğin' ve dolayısıyla 'hak ehliyeti'nin başlangıcını sağlar. Fiil ehliyeti için ise kişinin belirli bir zihinsel olgunluğa (ayırt etme gücü), yaşa (erginlik) sahip olması ve özgürlüğünü kısıtlayan bir mahkeme kararının (kısıtlılık) bulunmaması gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyetinin tanımını anımsayın.
Fiil ehliyeti, bir kişinin kendi fiilleriyle haklar kazanabilmesi ve borçlar yüklenebilmesidir.
Soruda istenen şartların hangi ehliyet türüne ait olduğunu netleştirmek gerekir.
2
Türk Medeni Kanunu uyarınca fiil ehliyetinin üç temel şartını listeleyin.
1. Ayırt etme gücü (sezginlik), 2. Erginlik (reşitlik), 3. Kısıtlı olmamak.
Bu üç şart kümülatif (birlikte) bulunmalıdır.
3
Seçenekleri kontrol ederek fiil ehliyeti ile hak ehliyeti arasındaki farkı ayırt edin.
Tam ve sağ doğma şartı hak ehliyetiyle; ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama fiil ehliyetiyle ilgilidir.
KPSS sorularında en sık yapılan hata olan iki ehliyet türünün karıştırılmasını önlemek.

Anahtar Kavram

Fiil ehliyetinin kurucu unsurları: Ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmamaktır.

İpuçları

1
Fiil ehliyeti 'yapabilme' yeteneğidir, hak ehliyeti ise 'sahip olabilme' yeteneğidir.
2
Seçeneklerden biri sadece hayatta olmayı ve doğumu kapsarken, diğerleri kişinin aklını kullanabilmesi ve yaşını doldurmasıyla ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Sınırlı ehliyetsizlerin (ayırt etme gücü olan küçükler ve kısıtlılar) yasal temsilci izniyle yapabileceği işlemleri inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 25Soru

Türk Medeni Kanunu'na göre, bir kimsenin ölümüne kuvvetle muhtemel gözle bakılacak bir tehlike içinde kaybolması hâlinde, gaiplik kararı istenebilmesi için olay gününden itibaren en az ne kadar süre geçmiş olmalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1 yıl

Cevap

Ölümüne kuvvetle muhtemel gözle bakılacak bir tehlike içinde kaybolan kişiler için gaiplik davası açma süresi 1 yıldır.
Türk Medeni Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca, gaiplik kararı istenebilmesi için, ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinden itibaren en az beş yıl geçmiş olması gerekir. Soruda açıkça 'ölümüne kuvvetle muhtemel gözle bakılacak bir tehlike' belirtildiği için doğru süre 1 yıldır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın niteliğini tespit edin.
Soru, bir 'ölüm tehlikesi' içinde kaybolma durumundan bahsetmektedir.
Gaiplik süreleri, kaybolma nedenine göre (ölüm tehlikesi veya uzun süre haber alınamama) farklılık gösterir.
2
İlgili kanun maddesini (TMK m. 33) uygulayın.
Ölüm tehlikesi durumunda sürenin 1 yıl olduğu sonucuna varılır.
Kanun koyucu, ölüm riskinin yüksek olduğu durumlarda bekleme süresini daha kısa (1 yıl) tutmuştur.

Anahtar Kavram

Gaiplik Bekleme Süreleri

İpuçları

1
Gaiplik süreleri, kişinin kaybolma şekline göre değişir.

Daha Fazla Pratik

Gaipliğin mirasa ve evliliğe etkilerini incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:30s
Soru 26Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "adın korunması" (TMK m. 26) hükümleri uyarınca, bir kimsenin adının başkası tarafından haksız yere kullanılması (adın gaspı) durumunda başvurulabilecek hukuki çareler ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Haksız kullananın kusuru olup olmadığına bakılmaksızın her türlü durumda maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulabilir.

Cevap

Maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilebilmesi için haksız kullananın kusurlu olması şartı aranır; bu nedenle kusur aranmaksızın tazminat istenebileceğini belirten ifade yanlıştır.
Doğru cevap olan ifade yanlıştır çünkü Türk Medeni Kanunu'nun 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre adın korunması kapsamında açılacak tazminat davalarında, Borçlar Kanunu'ndaki haksız fiil sorumluluğu ilkeleri geçerlidir. Bu ilkeler uyarınca, maddi veya manevi tazminata hükmedilebilmesi için haksız eylemi gerçekleştiren kişinin kusurlu olması ve davacının bir zararının doğmuş olması gerekir. Oysa tespit, men ve ref davaları kusurdan bağımsız olarak, sadece haksız kullanımın varlığı durumunda açılabilir.

Adım Adım Çözüm

1
TMK m. 26 kapsamında adın korunmasına yönelik dava türlerini belirleme
Tespit, men ve ref (ortadan kaldırma) davaları asıl koruma araçlarıdır.
Kanun koyucu adın gaspına karşı bu üç temel davayı öngörmüştür.
2
Davaların açılabilmesi için gerekli olan 'kusur' şartını analiz etme
Tespit, men ve ref davalarında kusur aranmaz; ancak tazminat davaları genel sorumluluk hükümlerine tabidir.
Kişilik haklarına saldırı davalarında koruyucu davalar nesnel bir ihlale dayanırken, tazminat davaları kusur ve zarar gibi ek unsurlar gerektirir.
3
Adın korunması ile adın değiştirilmesi arasındaki farkı ayırt etme
Adın korunması haksız bir saldırıya (gaspa) karşı açılır; adın değiştirilmesi ise haklı bir sebeple kişinin kendi ismini değiştirmesidir.
TMK m. 26 ve TMK m. 27 farklı hukuki durumları ve ihtiyaçları düzenler.

Anahtar Kavram

Adın korunması (TMK 26) ve tazminat sorumluluğu
Soru 27Soru

Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen adın korunmasına ilişkin hükümler çerçevesinde, bir kimsenin adının başkası tarafından haksız yere kullanılması durumunda açılacak davalar ve bu davaların tabi olduğu hukuki rejimle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adın haksız kullanımının tespiti, men ve ref davaları için davalının kusuru aranmazken; maddi ve manevi tazminat davaları için davalının kusurlu olması gerekir.

Cevap

Adın haksız kullanımının tespiti, men ve ref davaları için davalının kusuru aranmazken; maddi ve manevi tazminat davaları için davalının kusurlu olması gerekir.
Türk Medeni Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca; adın haksız kullanımının tespiti, durdurulması (men) ve sonuçlarının ortadan kaldırılması (ref) davaları saldırının haksız olması temeline dayanır ve davalının kusurlu olması gerekmez. Buna karşın, maddi ve manevi tazminat talepleri için davalının hukuka aykırı fiili sonucunda kusurlu olması ve bir zararın doğmuş olması zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Adın korunması kurumunu düzenleyen TMK m. 26'nın kapsamını belirlemek.
Haksız kullanıma karşı açılabilecek dava türleri belirlenir.
Dava türlerinin hukuki niteliklerini ayırmak için temel teşkil eder.
2
Koruyucu davalar ile tazminat davalarının şartlarını karşılaştırmak.
Tespit, men ve ref davalarında 'kusur' aranmadığı, tazminatta ise 'kusur' şartı olduğu tespit edilir.
Kişilik haklarının korunmasında koruyucu davaların objektif, tazminatın ise subjektif (kusura dayalı) niteliği belirlenir.
3
Adın değiştirilmesine (TMK m. 27) ilişkin süre kısıtlarını kontrol etmek.
İlgililerin itiraz süresinin 1 yıl olduğu teyit edilir.
Seçeneklerdeki süre hatalarını ayıklamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Adın korunması davalarında kusur şartının ayrımı.
Soru 28Soru

Kişisel durum sicillerinin tutulması, bu kayıtlarda yapılacak düzeltmeler ve sicil kayıtlarının açıklığına ilişkin Medeni Hukuk kuralları göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişisel durum sicilinin hiçbir kaydı mahkeme kararı olmadıkça düzeltilemez; ancak idarece yapılan maddi hataların düzeltilmesi bu kuralın istisnasını oluşturur.

Cevap

Kişisel durum sicili kayıtlarının mahkeme kararı olmadan düzeltilemeyeceği kuralı ve bu kuralın idari maddi hatalar bakımından istisnası olan seçenek doğrudur.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, kişisel durum sicilindeki kayıtlar kural olarak ancak kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla düzeltilebilir. Ancak kanun koyucu, kayıt esnasında yapılan basit yazım yanlışları gibi maddi hataların (örneğin ismin yanlış harflerle yazılması) idarece düzeltilebilmesine imkan tanıyarak genel kurala bir istisna getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
TMK 38 hükmü analiz edilir.
Kayıtların düzeltilmesinde kuralın mahkeme kararı, istisnanın ise idari maddi hata düzeltmesi olduğu saptanır.
Sicil güvenliğini korumak adına kayıtlar ancak yargısal denetimle değiştirilebilir.
2
Devletin sorumluluk türü değerlendirilir (TMK 36).
Sorumluluğun kusura dayanmayan bir ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu belirlenir.
Kamusal güveni tesis eden sicillerde Devletin mutlak sorumluluğu esastır.
3
Sicil kayıtlarının açıklığı (aleniyet) şartları kontrol edilir (TMK 44).
Kayıtlara erişim için 'ilgiyi inanılır kılma' şartının varlığı görülür.
Kişilik haklarının korunması ile aleniyet ilkesi arasında denge kurulması amaçlanır.

Anahtar Kavram

Kişisel Durum Sicilinin Değiştirilmesi ve Devletin Kusursuz Sorumluluğu
Soru 29Soru

Türk Medeni Kanunu'na göre, ayırt etme gücüne sahip küçükler ile ayırt etme gücüne sahip kısıtlıların (sınırlı ehliyetsizler) fiil ehliyeti ve hukuki durumuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ayırt etme gücüne sahip olmalarına rağmen, fiil ehliyetleri tam olmadığı için haksız fiilleriyle başkalarına verdikleri zararlardan hukuken sorumlu tutulamazlar.

Cevap

Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar (sınırlı ehliyetsizler), ayırt etme gücüne sahip oldukları için haksız fiillerinden dolayı hukuken sorumludurlar.
Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesinin 2. fıkrası açıkça 'Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, haksız fiillerinden sorumludurlar' hükmünü içermektedir. Dolayısıyla, fiil ehliyetlerinin tam olmaması onları haksız fiil sorumluluğundan kurtarmaz. Bu kişilerin haksız fiillerinden dolayı tazminat ödeme yükümlülükleri şahsen doğar.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin ehliyet grubunu belirleyin.
Ayırt etme gücü var + Küçük/Kısıtlı = Sınırlı Ehliyetsiz.
Fiil ehliyeti sınıflandırmasında ayırt etme gücü olan ancak ergin olmayan veya kısıtlı olanlar bu gruba girer.
2
Grubun haksız fiil sorumluluğunu kontrol edin.
Sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden sorumludur.
Türk Medeni Kanunu Madde 16/2 uyarınca, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumlu tutulmuştur.
3
Seçeneklerdeki ifadelerin doğruluğunu TMK hükümlerine göre kıyaslayın.
Haksız fiillerden sorumlu tutulamazlar ifadesinin yanlış olduğu ortaya çıkar.
Sorumluluk için tam fiil ehliyeti değil, sadece ayırt etme gücüne sahip olmak yeterlidir.

Anahtar Kavram

Sınırlı Ehliyetsizlerin Fiil Ehliyeti Sınırları ve Sorumlulukları
Soru 30Soru

Ayırt etme gücüne sahip olan 1515 yaşındaki (A)(A), yasal temsilcisinden habersiz bir spor mağazasından taksitle bir bisiklet satın almıştır. Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde, (A)(A)'nın fiil ehliyeti bakımından yer aldığı grup ve yaptığı bu işlemin hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınırlı ehliyetsiz - İşlem askıda hükümsüzdür.

Cevap

Kişi sınırlı ehliyetsiz grubundadır ve yaptığı işlem askıda hükümsüzdür.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler (olayda 15 yaşındaki çocuk), Türk Medeni Kanunu uyarınca 'sınırlı ehliyetsiz' olarak sınıflandırılır. Bu kişilerin kendi başlarına borç altına girdikleri işlemler (bisiklet satın almak gibi), yasal temsilcileri tarafından onaylanana kadar 'askıda hükümsüz' (tek taraflı bağlamazlık) yaptırımına tabidir. Bu durumda işlem karşı taraf olan mağazayı bağlarken, sınırlı ehliyetsiz olan çocuğu icazet verilene kadar bağlamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin ehliyet grubunu belirle.
Sınırlı Ehliyetsiz
Kişi 1515 yaşındadır (küçük) ve ayırt etme gücüne sahiptir. Türk Medeni Kanunu'na göre ayırt etme gücü olan küçükler ve kısıtlılar sınırlı ehliyetsizdir.
2
İşlemin niteliğini ve rıza durumunu analiz et.
Yasal temsilci rızası eksik olan borçlandırıcı işlem.
Bisiklet satın almak kişiyi borç altına sokan bir işlemdir ve sınırlı ehliyetsizler bu tür işlemleri yasal temsilcilerinin rızası (izin veya icazet) olmadan yapamazlar.
3
Hukuki yaptırımı belirle.
Askıda Hükümsüzlük (Tek Taraflı Bağlamazlık)
Sınırlı ehliyetsizin yasal temsilcisinin rızasını almadan yaptığı borçlandırıcı işlemler, temsilci onay verene kadar askıda hükümsüz kalır; karşı tarafı bağlar ancak sınırlı ehliyetsizi bağlamaz.

Anahtar Kavram

Fiil Ehliyeti Grupları ve Sınırlı Ehliyetsizlerin İşlem Yetkisi

İpuçları

1
Kişinin yaşını ve ayırt etme gücüne sahip olup olmadığını kontrol edin.

Daha Fazla Pratik

Sınırlı ehliyetsizlerin tek başlarına yapabilecekleri 'karşılıksız kazandırma' ve 'kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar' konusunu tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 31Soru

Bir kimsenin adının, rızası dışında bir işletme tarafından ticari bir marka veya unvan olarak kullanılması (adın haksız kullanımı) durumunda; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun adın korunmasına ilişkin hükümleri uyarınca aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adın haksız yere kullanılmasına son verilmesi (ref) ve bu durumun önlenmesi (men) davalarının açılabilmesi için davalının kusurlu olması şart değildir.

Cevap

Adın haksız yere kullanılmasına son verilmesi (ref) ve önlenmesi (men) davaları için davalının kusurlu olması şart değildir.
Türk Medeni Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca, adı haksız kullanılan kişi; bu durumun tespitini, durdurulmasını (ref) veya önlenmesini (men) isteyebilir. Bu üç dava türü 'koruyucu dava' niteliğinde olup, bu davaların açılabilmesi için saldırıda bulunanın kusurlu olması veya bir zararın doğmuş olması şart değildir. Sadece maddi ve manevi tazminat talepleri için kusur şartı aranır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın hukuki niteliğini belirle.
Olay bir 'adın gaspı' (haksız kullanım) vakasıdır ve TMK m. 26 kapsamında değerlendirilir.
Adın rıza dışı kullanımı adın korunması davasına konu olur.
2
Talep edilebilecek davaları ve şartlarını analiz et.
Tespit, men ve ref davaları için kusur aranmaz; tazminat için kusur şarttır.
Koruyucu davalar nesnel bir ihlale dayanırken, tazminat davaları sorumluluk hukukunun kusur prensibine dayanır.
3
Adın değiştirilmesi (TMK 27) ile farkını kontrol et.
İptal davası ve 1 yıllık süre adın haksız kullanımında değil, adın mahkemece değiştirilmesine itirazda geçerlidir.
Hukuki kurumların uygulama alanlarının ayrıştırılması gerekir.

Anahtar Kavram

Adın Korunması Davalarında Kusur Şartı

Daha Fazla Pratik

Adın değiştirilmesi (TMK 27) şartları ve iptal davası sürelerini içeren bir soru çözerek kavramları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 32Soru

Ayırt etme gücüne sahip 1717 yaşındaki (A)(A), yasal temsilcisinden izin almadan bir müzik mağazasından taksitle bir piyano satın almıştır. Mağaza işletmecisi (B)(B), sözleşme imzalandıktan sonra (A)(A)'nın henüz reşit olmadığını fark etmiştir.

Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde, bu sözleşmenin akıbeti ve mağaza işletmecisi (B)(B)'nin hukuki durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşme 'tek taraflı bağlamazlık' (askıda hükümsüzlük) hükmündedir; işletmeci (B)(B), (A)(A)'nın yasal temsilcisine uygun bir süre tanıyarak işlemin onaylanıp onaylanmadığını sorma hakkına sahiptir.

Cevap

Sözleşme tek taraflı bağlamazlık (askıda hükümsüzlük) hükmündedir ve karşı tarafın yasal temsilciye icazet için süre tanıma hakkı bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu m. 452 uyarınca, ayırt etme gücüne sahip bir küçüğün (sınırlı ehliyetsiz) yasal temsilcisinin izni olmadan yaptığı borçlandırıcı işlemler tek taraflı bağlamazlık hükmündedir. Bu durumda sözleşme, yasal temsilci onay (icazet) verene kadar askıda kalır. Tam ehliyetli olan karşı taraf, bu belirsizliği gidermek amacıyla yasal temsilciye makul bir süre tanıyabilir. Bu süre içinde onay verilmezse karşı taraf sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulur.

Adım Adım Çözüm

1
Ehliyet grubunun belirlenmesi
Ayırt etme gücüne sahip 1717 yaşındaki (A)(A), 'sınırlı ehliyetsizler' grubuna girer.
Türk Medeni Kanunu'na göre ayırt etme gücü olan küçükler ve kısıtlılar sınırlı ehliyetsizdir.
2
Hukuki işlemin niteliğinin ve rıza şartının incelenmesi
Taksitle piyano alımı bir 'borçlandırıcı işlem'dir ve yasal temsilcinin rızası (izin veya icazet) gerekir.
Sınırlı ehliyetsizler, kendilerine sadece menfaat sağlayan işlemler (bağış kabulü gibi) dışında borç altına girecekleri işlemler için rızaya tabidir.
3
Sözleşmenin akıbetinin ve karşı tarafın haklarının belirlenmesi
İşlem askıda hükümsüzdür; satıcı yasal temsilciye onay için süre tanıyabilir, bu süre sonunda onay gelmezse bağlılıktan kurtulur.
TMK m. 452 uyarınca karşı tarafa belirsizliği sona erdirmek için süre tanıma hakkı verilmiştir.

Anahtar Kavram

Sınırlı ehliyetsizlerin borçlandırıcı işlemlerinde 'tek taraflı bağlamazlık' ve karşı tarafın süre tanıma hakkı.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 33Soru

Türk Medeni Kanunu'nun kişiler hukuku sistematiği çerçevesinde, gerçek kişilerin bizzat kendi fiil ve işlemleriyle borç altına girebilmesi ve hak kazanabilmesi iktidarını ifade eden 'fiil ehliyeti'nin şartlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fiil ehliyetinin kazanılması için gerekli olan temel şartlardan biri, tam ve sağ doğmak kaydıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetine sahip olmaktır.

Cevap

Fiil ehliyetinin kazanılması için gerekli olan temel şartlardan birinin tam ve sağ doğmak kaydıyla hak ehliyetine sahip olmak olduğunu belirten ifade yanlıştır.
Türk Medeni Kanunu'na göre fiil ehliyetinin şartları; ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı olmamaktır. 'Tam ve sağ doğmak kaydıyla ana rahmine düşüldüğü andan itibaren geçerli olmak' ifadesi hak ehliyetinin (medeni haklardan istifade ehliyeti) kazanılma anına ilişkindir ve fiil ehliyetinin şartları arasında yer almaz. Fiil ehliyeti, kişinin kendi işlemleriyle borç altına girebilmesini sağlayan aktif bir yetenektir ve hak ehliyetinden tamamen farklı şartlara tabidir.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyetinin kümülatif şartlarının belirlenmesi
Fiil ehliyetinin üç temel şartı vardır: Ayırt etme gücü, Erginlik ve Kısıtlı olmamak.
TMK Madde 10 ve devamı uyarınca bu üç şartın bir arada bulunması gerekir.
2
Hak ehliyeti ile fiil ehliyeti ayrımının yapılması
Hak ehliyeti pasif (haklara sahip olma), fiil ehliyeti ise aktif (hakları kullanma) yeteneğidir.
Öğrencinin iki farklı ehliyet türünün şartlarını karıştırmaması gerekir.
3
Seçeneklerin kanuni verilerle karşılaştırılması
Tam ve sağ doğum şartı hak ehliyetiyle ilgilidir; fiil ehliyeti ise doğumdan çok sonra, belirli olgunluk seviyelerine ulaşıldığında kazanılır.
Yanlış olan ifadenin saptanması için kavramsal sınırların çizilmesi şarttır.

Anahtar Kavram

Fiil Ehliyeti ve Hak Ehliyeti Ayrımı
Soru 34Soru

Türk Medeni Kanunu'nun 3939. maddesi uyarınca, kişisel durum sicilindeki kayıtların düzeltilmesi kural olarak mahkeme kararına bağlıdır. Ancak kanun koyucu, bu kurala bir istisna tanıyarak bazı hallerde mahkeme kararı olmaksızın idari yoldan düzeltme yapılmasına imkan sağlamıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi mahkeme kararı aranmaksızın ilgili idare tarafından doğrudan düzeltilebilecek hallerden biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayların olmasındaki veya tutanakların düzenlenmesindeki maddi hatalar

Cevap

Olayların olmasındaki veya tutanakların düzenlenmesindeki maddi hatalar mahkeme kararı gerekmeksizin düzeltilebilir.
Türk Medeni Kanunu'nun 3939. maddesi, 'Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydı düzeltilemez.' genel kuralını koymuştur. Ancak aynı maddenin devamında, olayların olmasındaki veya tutanakların düzenlenmesindeki maddi hataların idarece (Nüfus Müdürlüğünce) düzeltilebileceği açıkça belirtilmiştir. Bu durum, yargı yükünü azaltmak amacıyla getirilmiş bir istisnadır.

Adım Adım Çözüm

1
Genel kuralın belirlenmesi
Türk Medeni Kanunu madde 3939 uyarınca sicil kayıtlarının düzeltilmesi kural olarak mahkeme kararı ile olur.
Sicil kayıtlarının güvenilirliğini korumak için yargısal denetim esastır.
2
İstisnanın tespit edilmesi
Maddi hatalar (yazım yanlışı, rakam hatası vb.) bu kuralın istisnasıdır.
Açık maddi hataların düzeltilmesi için yargı organlarını meşgul etmemek ve bürokrasiyi azaltmak amaçlanmıştır.
3
Seçeneklerin değerlendirilmesi
Maddi hatalar dışındaki yaş, ad, soyad ve soybağına ilişkin değişikliklerin tamamı mahkeme kararı gerektirir.
Bu unsurlar kişinin kişisel durumunu (statüsünü) doğrudan değiştiren temel unsurlardır.

Anahtar Kavram

Kişisel durum sicilinde kayıt düzeltme ve maddi hata istisnası

Daha Fazla Pratik

Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar nedeniyle devletin kusursuz sorumluluğunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 35Soru

Savurganlığı nedeniyle kısıtlanan (A)(A)'ya, Kastamonu'da ikamet eden ağabeyi (K)(K), Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından vasi olarak atanmıştır. Kısıtlı (A)(A), vasisinin yanına gitmek yerine kendi isteğiyle Sinop ilinde bir ev kiralayarak fiilen orada yaşamaya başlamıştır. Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, kısıtlı (A)(A)'nın yasal yerleşim yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çankırı

Cevap

Kısıtlı kişinin yasal yerleşim yeri, vesayet makamı olan mahkemenin bulunduğu yer olan Çankırı'dır.
Türk Medeni Kanunu'nun 21. maddesinin 2. fıkrasına göre; vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Olayda kısıtlama kararını veren ve vasiyi atayan merci Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi olduğundan, vesayet makamı Çankırı'dadır. Dolayısıyla kısıtlının fiilen nerede yaşadığına veya vasisinin nerede ikamet ettiğine bakılmaksızın, yasal yerleşim yeri Çankırı kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunu belirlemek
Kişinin savurganlık nedeniyle kısıtlandığı ve vesayet altına alındığı tespit edilir.
Vesayet altındaki kişiler için Türk Medeni Kanunu'nda özel yerleşim yeri kuralları öngörülmüştür.
2
Yasal yerleşim yeri kuralını uygulamak
Türk Medeni Kanunu m. 21/2 uyarınca, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yerinin vesayet makamının bulunduğu yer olduğu sonucuna varılır.
Kısıtlıların iradi yerleşim yeri edinme yetkisi olmayıp, yerleşim yerleri kanun tarafından belirlenmiştir.
3
Vesayet makamının konumunu belirlemek
Kısıtlama kararını veren ve vasiyi atayan Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi vesayet makamıdır.
Vesayet makamı, vasiyi atayan sulh hukuk mahkemesidir.

Anahtar Kavram

Vesayet Altındaki Kişilerin Yasal Yerleşim Yeri

Daha Fazla Pratik

Vesayet makamının izniyle kısıtlının yerleşim yerinin değiştirilip değiştirilemeyeceğine dair istisnai durumları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 36Soru

Mirasbırakan (A)(A), 12.01.202612.01.2026 tarihinde vefat etmiştir. (A)(A)'nın vefatı sırasında gelini (B)(B) hamiledir; bebeğin babası olan ve (A)(A)'dan önce ölen (C)(C)'nin miras payı bu bebeğe geçecektir. Bebek (D)(D), 20.02.202620.02.2026 tarihinde biyolojik olarak annesinden tamamen ayrılarak (tamamıyla) dünyaya gelmiş; ancak tek bir nefes alıp ağladıktan hemen sonra hayatını kaybetmiştir.

Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, bebek (D)(D)'nin kişilik kazanması ve (A)(A)'nın mirası üzerindeki hak sahipliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bebek (D)(D) sağ doğduğu için kişiliği başlamıştır ve mirasbırakanın ölümü anında henüz doğmamış olsa dahi sağ doğmak koşuluyla onun mirasçısı olur.

Cevap

Bebek sağ ve tam doğduğu için kişiliği başlamıştır ve mirasbırakanın ölümü anında henüz doğmamış olsa dahi, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetini kazandığı için mirasçı olur.
Türk Medeni Kanunu'nun 2828. maddesi uyarınca kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise çocuk, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak hak ehliyetini elde eder. Olayda bebek tek bir nefes almış olsa bile sağ doğduğu için kişilik kazanmıştır. Miras hukukundaki kural gereği, mirasbırakandan önce ana rahmine düşmüş ve sonrasında sağ doğmuş olan bebek, mirasın açıldığı anda (ölüm anında) mirasçı sıfatına sahip olur.

Adım Adım Çözüm

1
Kişiliğin başlangıç anını tespit etmek
TMK Madde 2828'e göre kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar.
Olayda bebek tek bir nefes alarak sağ doğmuş ve anneden ayrılarak tam doğumu gerçekleştirmiştir.
2
Hak ehliyetinin başlangıcını ve şartını değerlendirmek
Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.
Bu hüküm, henüz doğmamış olan fetüsün (nasciturus) haklarını geriye dönük olarak korur.
3
Mirasçılık sıfatını kontrol etmek
Mirasbırakanın ölümü anında ana rahminde olan ve sonrasında sağ doğan bebek mirasçı olur.
TMK Madde 584584 uyarınca mirasçı olabilmek için mirasın açıldığı anda sağ olmak gerekir; ancak ana rahmindeki çocuk sağ doğmak şartıyla mirasçı sıfatını kazanır.

Anahtar Kavram

Tam ve Sağ Doğumun Hukuki Sonuçları (Hak Ehliyeti ve Kişilik)
Soru 37Soru

Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlanan (A)(A) hakkında, Kırklareli Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından vesayet kararı verilmiş ve kendisine Tekirdağ ilinde yerleşim yeri bulunan (V)(V) vasi olarak atanmıştır. (A)(A), sağlık durumu nedeniyle İstanbul'da bulunan özel bir bakım merkezinde fiilen kalmaktadır. Buna göre, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca (A)(A)'nın yerleşim yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kırklareli

Cevap

Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, Türk Medeni Kanunu uyarınca vesayet makamının bulunduğu yer olan Kırklareli'dir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2121. maddesinin 22. fıkrasına göre, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Olayda vesayet makamı Kırklareli Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu için, kişinin yerleşim yeri de Kırklareli olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunun tespit edilmesi
(A)(A) akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanmış ve vesayet altına alınmıştır.
Yasal yerleşim yeri kurallarının uygulanabilmesi için kişinin statüsünün (velayet veya vesayet) belirlenmesi gerekir.
2
Vesayet altındaki kişiler için yasal yerleşim yeri kuralının uygulanması
Türk Medeni Kanunu madde 21/221/2 uyarınca vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, vesayet makamının bulunduğu yerdir.
Kanun koyucu, vesayet altındaki kişilerin denetimini kolaylaştırmak amacıyla yerleşim yerini vesayet makamına bağlamıştır.
3
Vesayet makamının yerinin belirlenmesi ve istisnaların kontrolü
Vesayet makamı Kırklareli Sulh Hukuk Mahkemesi olduğundan yerleşim yeri Kırklareli'dir. İstanbul'daki bakım merkezi bir 'mesken' (oturulan yer) olup yerleşim yeri sayılmaz.
TMK madde 19/319/3 uyarınca bakım veya sağlık kurumuna konulma yeni bir yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz (yerleşim yerinin sürekliliği ilkesi).

Anahtar Kavram

Yasal Yerleşim Yeri (Vesayet Altındakiler)

Daha Fazla Pratik

Velayet altındaki çocukların yerleşim yerinin belirlenmesinde ana ve babanın yerleşim yerlerinin farklı olması durumunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 38Soru

Türk Medeni Kanunu uyarınca, hakkında gaiplik kararı verilen bir kimsenin mirasçıları, kendilerine teslim edilen tereke malları için belirli sürelerle teminat göstermekle yükümlüdürler.

Buna göre, söz konusu teminat yükümlülüğü her hâlde aşağıdaki sürelerden hangisinin dolmasıyla ortadan kalkar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gaibin doğumundan itibaren 100100 yılın geçmesiyle

Cevap

Gaibin doğumundan itibaren 100100 yılın geçmesiyle (yüz yaşına varmasıyla) teminat yükümlülüğü her hâlde sona erer.
Türk Medeni Kanunu'nun 584584. maddesi uyarınca, hakkında gaiplik kararı verilen kişinin mirasçıları malları teslim alırken teminat göstermek zorundadır. Bu teminat; ölüm tehlikesi durumunda 55 yıl, uzun süredir haber alınamama durumunda 1515 yıl sonra ortadan kalkar. Ancak kanun koyucu, gaibin 100100 yaşına varması beklenen sürenin dolmasıyla teminatın hiçbir ek şarta bakılmaksızın (her hâlde) sona ereceğini hükme bağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Gaiplikte teminat sürelerini düzenleyen ilgili kanun maddesini belirle.
Türk Medeni Kanunu Madde 584584 (Mirasçıların teminat yükümlülüğü).
Mirasçıların malları geri verme yükümlülüğünün sınırlarını tespit etmek gerekir.
2
Kanunda belirtilen özel ve genel süreleri karşılaştır.
Ölüm tehlikesinde 55 yıl, haber alınamamada 1515 yıl ve her hâlde 100100 yaş sınırı mevcuttur.
Soru kökündeki 'her hâlde' ifadesi, diğer sürelerden bağımsız olan nihai sınırı sormaktadır.

Anahtar Kavram

Gaiplikte Mirasçıların Teminat Yükümlülüğü ve Sona Erme Süreleri
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 39Soru

Ayırt etme gücüne sahip olan 3232 yaşındaki (A)(A), alkol bağımlılığı sebebiyle kısıtlanmış ve kendisine vasi atanmıştır. (A)(A), vasisinin haberi ve rızası olmadan bir spor salonu işletmesiyle 1212 aylık bir üyelik sözleşmesi imzalamış ve aylık ödeme taahhüdünde bulunmuştur.

Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, (A)(A)'nın fiil ehliyeti yönünden hukuki durumu ve yaptığı sözleşmenin akıbeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (A)(A) sınırlı ehliyetsizdir; yaptığı sözleşme vasisinin icazetine kadar tek taraflı bağlamazlık (askıda hükümsüzlük) hükümlerine tabidir.

Cevap

Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan kişi sınırlı ehliyetsizdir ve yaptığı borçlandırıcı işlem vasisinin icazetine kadar askıda hükümsüzdür.
Türk Medeni Kanunu uyarınca, ayırt etme gücüne sahip olmasına rağmen hakkında kısıtlama kararı verilmiş olan ergin kişiler 'sınırlı ehliyetsiz' olarak sınıflandırılır. Bu kişilerin tek başlarına borçlandırıcı işlem yapma yetkileri yoktur; yaptıkları sözleşmeler yasal temsilcilerinin (vasi) icazetine kadar askıda hükümsüzlük (tek taraflı bağlamazlık) hükümlerine tabi olur. Vasi icazet verirse işlem geçerli hale gelir, vermezse geçersiz kalır.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunu analiz et.
(A)(A) ergindir ve ayırt etme gücüne sahiptir, ancak hakkında kısıtlama kararı verilmiştir.
Fiil ehliyeti sınıflandırması ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlılık kriterlerine göre yapılır.
2
Ehliyet grubunu belirle.
Ayırt etme gücü var + Kısıtlı = Sınırlı Ehliyetsiz.
Türk Medeni Kanunu'na göre ayırt etme gücü olan küçükler ve kısıtlılar bu grupta yer alır.
3
İşlemin niteliğini ve hukuki sonucunu saptas.
Borçlandırıcı bir işlem olan üyelik sözleşmesi 'askıda hükümsüz' (tek taraflı bağlamazlık) statüsündedir.
Sınırlı ehliyetsizlerin yasal temsilci rızası olmadan yaptıkları borçlandırıcı işlemler temsilci onay verene kadar geçersizdir.

Anahtar Kavram

Sınırlı Ehliyetsizlerin İşlem Ehliyeti
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 40Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "fiil ehliyetinin şartları" konusundaki düzenlemeleri göz önünde bulundurulduğunda, bir gerçek kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kümülatif olarak taşıması gereken şartlar arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sağ ve tam doğmuş olmak

Cevap

Sağ ve tam doğmuş olmak, fiil ehliyetinin değil hak ehliyetinin şartıdır.
Türk Medeni Kanunu'nun 1010. maddesinde fiil ehliyetinin şartları açıkça sayılmıştır. Bu şartlar; ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı olmamaktır. 'Sağ ve tam doğmuş olmak' ise Kanun'un 88. ve 2828. maddelerinde düzenlenen hak ehliyetinin ve kişiliğin başlangıcına ilişkin bir şarttır. Dolayısıyla fiil ehliyeti için kümülatif olarak aranan bir şart değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyeti şartlarının belirlenmesi
TMK Madde 1010 uyarınca fiil ehliyeti şartları: ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmamadır.
Gerçek kişilerin kendi işlemleriyle hukuki sonuç doğurabilmesi için gereken kümülatif unsurları tespit etmek.
2
Hak ehliyeti şartının analizi
TMK Madde 2828 uyarınca kişilik (ve hak ehliyeti), çocuğun sağ ve tam doğduğu anda başlar.
Hak ehliyeti ile fiil ehliyeti arasındaki kurucu şart farkını ortaya koymak.
3
Seçeneklerin karşılaştırılması
"Sağ ve tam doğmuş olmak" ifadesinin fiil ehliyeti ile ilgili olmadığı, kişiliğin başlangıcına dair genel bir kural olduğu saptanır.
Soru kökündeki "yer almaz" ifadesine uygun olan yanlış şartı bulmak.

Anahtar Kavram

Fiil ehliyetinin şartları (Ayırt etme gücü, Erginlik, Kısıtlı olmama) ile Hak ehliyeti şartlarının (Sağ ve tam doğum) birbirinden ayrılması.

İpuçları

1
Fiil ehliyeti 'yapabilme' yeteneğidir, oysa bir şart 'var olma' ile ilgilidir.
2
Medeni Kanun m. 10'da yer alan üçlü şart grubunu (üç şart) hatırlamaya çalışın.
3
Sağ ve tam doğmak kişiliği başlatır, ancak kendi başınıza işlem yapmanız için yeterli değildir.

Daha Fazla Pratik

Sınırlı ehliyetsizlerin yasal temsilci rızasıyla yapabileceği ve hiçbir şekilde yapamayacağı yasak işlemleri gözden geçirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Pasif ehliyet (Hak ehliyeti) ile Aktif ehliyet (Fiil ehliyeti) ayrımını düşünün. Pasif ehliyet doğuştan gelir, aktif ehliyet ise akıl ve yaş olgunluğu gerektirir.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 2 / 7Sonraki
Kişiler Hukuku Alıştırma Soruları — KPSS Hukuk — Sayfa 2 | Examkin