Demokrasi Teorileri

163 soru

Soru 101Soru

Katılımcı demokrasi teorisinin en önemli temsilcilerinden biri olan Carole Pateman, demokrasinin sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bireylerin siyasal yetkinlik kazandığı bir 'eğitici süreç' olduğunu savunur. Pateman'a göre, bireylerin siyasal sistem içerisinde aktif ve etkili birer vatandaş haline gelebilmeleri için demokratik pratikleri öncelikle günlük yaşamlarının geçtiği siyasal olmayan alanlarda deneyimlemeleri zorunludur. Bu kuramsal çerçevede, bireyin demokratik karakterini geliştirdiği ve 'katılımı öğrendiği' en temel toplumsal alan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşyeri

Cevap

Katılımcı demokrasi kuramına göre bireyin demokratik karakterini geliştirdiği temel toplumsal alan işyeridir.
Doğru cevap, katılımcı demokrasi kuramının öncüsü Carole Pateman'ın özellikle vurguladığı 'işyeri' alanıdır. Pateman'a göre bireylerin siyasal yetkinlik (efficacy) kazanabilmesi ve demokratik tutumlar geliştirebilmesi için öncelikle otorite ilişkilerinin en yoğun yaşandığı işyeri gibi mikro alanlarda karar alma süreçlerine dahil olmaları gerekir. Bu durum 'eğitici işlev' olarak adlandırılır ve bireyi daha geniş siyasal katılım için hazırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Kuramcıyı ve temel argümanı belirle.
Carole Pateman'ın katılımın 'eğitici işlevi' argümanı.
Pateman, katılımın bireyin yeteneklerini ve toplumsal bilincini geliştirdiğini savunur.
2
Katılımın gerçekleşmesi gereken alanları analiz et.
Demokrasinin sadece siyasal alanda (seçimlerde) değil, sosyal ve ekonomik alanlarda da olması gerektiği sonucuna ulaşılır.
Birey gününün büyük kısmını geçirdiği ve otorite ilişkisine girdiği alanlarda katılımcı olmazsa siyasal alanda da aktif olamaz.
3
Pateman'ın vurguladığı spesifik alanı seç.
İşyeri demokrasisi ve endüstriyel demokrasi kavramları.
Pateman'a göre işyeri, bireyin karar alma süreçlerini deneyimlediği bir 'demokrasi okulu'dur.

Anahtar Kavram

İşyeri Demokrasisi ve Katılımın Eğitici İşlevi

Daha Fazla Pratik

Carole Pateman ve C.B. Macpherson'ın temsilî demokrasiye yönelik ortak eleştirilerini ve 'katılımcı toplum' kavramını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 102Soru

Samuel Huntington’ın demokratikleşme kuramına göre, 19221922 yılında İtalya’da faşizmin yükselişiyle başlayan ve 19421942 yılına kadar devam eden, demokratik rejimlerin yerini otoriter yönetimlere bıraktığı süreç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birinci Ters Dalga

Cevap

Birinci Ters Dalga
Doğru yanıt olan süreç, Huntington'ın sınıflandırmasında 182819261828-1926 arasındaki Birinci Dalga'nın kazanımlarının kaybedildiği, özellikle Avrupa'da faşist ve militarist rejimlerin yükseldiği 192219421922-1942 yıllarını kapsayan Birinci Ters Dalga'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Kronolojik aralığın analiz edilmesi
192219421922-1942 dönemi belirlenmiştir.
Huntington dalgaları belirli tarihsel aralıklarla sınıflandırır.
2
Siyasal rejimin yönünün tayini
Demokrasiden otoriterliğe doğru bir kayış (gerileme) olduğu görülmektedir.
Faşizmin yükselişi 'ters dalga' kavramını zorunlu kılar.
3
Kavramsal eşleştirme yapılması
Bu dönemin tarihteki ilk büyük demokratik gerileme olan 'Birinci Ters Dalga' olduğu sonucuna varılır.
Kronolojik olarak Birinci Dalga'yı takip eden ilk gerilemedir.

Anahtar Kavram

Demokratikleşme Dalgaları ve Ters Dalgalar

Daha Fazla Pratik

İkinci Ters Dalga'nın özellikle Latin Amerika ve Orta Doğu üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 103Soru

Katılımcı demokrasi kuramının öncülerinden Carole Pateman, demokrasinin sadece merkezi hükümet düzeyindeki kurumsal düzenlemelerle sınırlı kalamayacağını savunur. Pateman'a göre, bireylerin siyasal sistem içerisinde aktif ve bilinçli yurttaşlar haline gelebilmesi için "siyasal olmayan" alanlardaki katılım tecrübesi hayati bir öneme sahiptir.

Pateman’ın bu yaklaşımı çerçevesinde, iş yeri (endüstriyel demokrasi) gibi alanlardaki katılımın temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylerin karar alma süreçlerinde yer alarak siyasal etkililik (efficacy) duygusunu geliştirmesi ve bu sayede makro düzeydeki demokratik istikrarın psikolojik temelini oluşturması

Cevap

Katılımcı demokrasi kuramında iş yeri gibi siyasal olmayan alanlardaki katılımın temel işlevi, bireyin siyasal etkililik duygusunu geliştirerek demokratik istikrarın psikolojik temelini inşa etmektir.
Carole Pateman'ın 'Katılım ve Demokrasi Teorisi' adlı eserinde vurguladığı üzere, katılımın en önemli sonucu katılımcının kendisidir. İş yeri gibi alanlarda yönetime dahil olan birey, 'ben de etkiliyim' (efficacy) duygusunu kazanır. Bu psikolojik dönüşüm, bireyin ulusal düzeydeki siyasal hayata daha yetkin katılımını sağlar ve böylece demokrasinin sürdürülebilirliğini ve istikrarını kurumsallıktan ziyade bireysel bilinç düzeyinde garantiler.

Adım Adım Çözüm

1
Pateman'ın temel tezini analiz et
Demokrasinin sadece bir yönetim biçimi değil, bir 'eğitim süreci' olduğu saptanır.
Katılımcı demokrasi, bireyin katılım yoluyla dönüşümüne (human development) odaklanır.
2
Siyasal olmayan alanların (mikro alanlar) önemini belirle
İş yeri ve aile gibi alanların, bireyin demokratik becerilerini kazandığı ilk yerler olduğu görülür.
Ulus düzeyinde katılımın başarılı olması için bireyin daha küçük birimlerde karar alma tecrübesi kazanması gerekir.
3
Eğitsel işlev ile siyasal etkililik arasındaki bağı kur
Birey karar alabildiğini gördükçe 'siyasal etkililik' (efficacy) duygusu gelişir.
Eğitsel işlev, bireye sistemi etkileyebileceği inancını aşılar.
4
Bu sürecin sistemin bütününe (makro düzey) etkisini saptan
Psikolojik olarak tatmin olmuş ve yetkinleşmiş bireyler, demokratik sistemi daha istikrarlı hale getirir.
Sistem istikrarı, kurumsal kurallardan ziyade bu psikolojik ve eğitsel temele dayanır.

Anahtar Kavram

Eğitsel İşlev ve Siyasal Etkililik (Efficacy)

Daha Fazla Pratik

C.B. Macpherson'ın 'gelişimci kapasiteler' (developmental powers) ile Pateman'ın 'eğitsel işlev' kavramları arasındaki benzerliği inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 104Soru

Katılımcı demokrasi kuramında, bireylerin işyeri, okul veya yerel yönetimler gibi siyasal olmayan alanlarda karar alma süreçlerine dahil olmasının, onlarda demokratik tutum ve beceriler geliştireceği savunulur. Bu kurama göre katılım, bireyi kamusal sorunlarla ilgilenen etkin bir vatandaş haline getiren bir 'okul' görevi görür.

Buna göre, katılımın birey üzerinde yarattığı bu olumlu değişim aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitsel işlev

Cevap

Eğitsel işlev
Katılımcı demokrasi kuramında, özellikle Carole Pateman tarafından geliştirilen argümana göre, katılımın en önemli sonucu bireyin kendi özel çıkarı dışındaki meseleleri düşünmeyi öğrenmesidir. Katılım süreci, bireyi demokratik bir vatandaş olarak olgunlaştırdığı ve ona toplumsal sorumluluk aşıladığı için bu sürece 'eğitsel işlev' denilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Katılımcı demokrasinin temel iddiasını belirleme
Katılımcı demokrasi, katılımın sadece seçimlerle sınırlı kalmaması gerektiğini, hayatın her alanına yayılması gerektiğini savunur.
Kuramın kapsamını anlamak sorunun temelini oluşturur.
2
Bireyin demokratik karakterindeki gelişimi tanımlayan terimi bulma
Bireyin katılım yoluyla kamusal bilinç kazanması süreci 'eğitsel işlev' (educative function) olarak adlandırılır.
Carole Pateman ve C.B. Macpherson gibi kuramcıların literatürdeki temel kavramını belirlemek gerekir.

Anahtar Kavram

Eğitsel İşlev (Educative Function)
Tahmini Süre:45s
Soru 105Soru

20. yüzyılda, özellikle Joseph Schumpeter ve Anthony Downs gibi düşünürlerin geliştirdiği ana akım siyaset bilimi yaklaşımları, demokratik süreci piyasa ekonomisi mantığıyla açıklamıştır. Bu 'ekonomik/elitist demokrasi' modelinde siyasal partiler ve liderler 'girişimci', seçmenler ise sunulan politika paketleri arasından tercih yapan edilgen 'tüketiciler' olarak konumlandırılır.

Aşağıdakilerden hangisi, katılımcı demokrasi teorisinin bu piyasa odaklı demokrasi kavrayışına yönelttiği temel eleştiriyi ifade etmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vatandaşın siyasal pazarda salt bir tüketici konumuna indirgenmesi, onun kamusal karar alma süreçlerine doğrudan katılım yoluyla edineceği siyasal yetkinliği ve öz-yönetim kapasitesini dışlar.

Cevap

Katılımcı demokrasi teorisinin temel eleştirisi, piyasa modelinin vatandaşı salt bir tüketici konumuna indirgemesinin, insanın kamusal kararlara bizzat katılarak kazanacağı öz-yönetim ve siyasal yetkinlik becerilerini yok saydığı yönündeki seçenektir.
Doğru seçenek, katılımcı demokrasi teorisinin (özellikle Macpherson ve Pateman) elitist/piyasa odaklı modele getirdiği temel itirazı ifade eder. Katılımcı kurama göre demokrasi bir pazar yeri değil, gelişimsel bir süreçtir. Elitist model vatandaşı sadece seçimlerde oy veren, siyasete yabancılaşmış pasif bir müşteriye dönüştürür. Oysa gerçek demokrasi, bireylerin kendi hayatlarını etkileyen kararlara (örneğin iş yerinde, yerel düzeyde) bizzat ve doğrudan katıldığı, bu sayede 'siyasal yetkinlik' (political efficacy) ve öz-yönetim becerilerini geliştirdikleri bir pratik olmak zorundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki 'piyasa modeli demokrasi' (Schumpeter/Downs) tanımını ve bunun vatandaşlara biçtiği edilgen (tüketici) rolü analiz et.
Piyasa modelinin, seçmenleri sadece kendilerine sunulan alternatifler arasından tercih yapan pasif özneler olarak gördüğü tespit edildi.
Katılımcı demokrasi teorisinin hedef aldığı ve değiştirmek istediği problemin tam olarak ne olduğunu belirlemek.
2
Katılımcı demokrasi teorisinin (Pateman, Macpherson) siyasete katılım konusundaki temel argümanını ve çözüm önerisini hatırla.
Katılımcı teorinin, bireyin siyasete ve ikincil yapılara (iş yeri, okul vb.) doğrudan katılım yoluyla 'siyasal yetkinlik' kazanmasını (demokrasinin eğitsel işlevi) savunduğu belirlendi.
Teorinin merkezinde yer alan 'öz-yönetim kapasitesini kullanan aktif vatandaş' idealini seçeneklerde aramak.
3
Seçeneklerdeki eleştirilerin hangi çağdaş demokrasi teorilerine ait olduğunu eşleştir.
Çoğulcu, elitist ve müzakereci teorilere ait argümanlar tespit edilip elenerek, insan doğasının dönüştürücü ve gelişimsel yönüne (öz-yönetim) vurgu yapan seçenek belirlendi.
Doğru cevabı diğer yakın teorik yaklaşımlardan (özellikle müzakereci ve çoğulcu modellerden) kesin olarak ayrıştırmak.

Anahtar Kavram

Katılımcı Demokrasinin Birey Anlayışı ve Eğitsel İşlevi
Soru 106Soru

Klasik elitist ve çoğulcu demokrasi kuramlarının "siyasal apatiyi" (ilgisizliği) sistemin istikrarı için bir güvence olarak görmesine karşılık; katılımcı demokrasi kuramcıları, apatiyi bireyin sistemden dışlanmasının bir sonucu olarak değerlendirirler. Özellikle Carole Pateman'ın vurguladığı üzere, bireyin "siyasal etkinlik" (political efficacy) duygusunu kazanabilmesi için katılımın sadece genel seçimlerle sınırlı kalmaması gerekir. Bu çerçevede, katılımcı demokrasi kuramına göre aşağıdakilerden hangisi demokrasinin "eğitsel işlevi"nin (educative function) en temel göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin karar alma süreçlerine dahil oldukça, ortak çıkarı gözetme ve kendi hayatını kontrol etme yeteneğinin artması

Cevap

Bireyin karar alma süreçlerine dahil oldukça, ortak çıkarı gözetme ve kendi hayatını kontrol etme yeteneğinin artması
Katılımcı demokrasi kuramı, özellikle Carole Pateman tarafından geliştirilen haliyle, demokrasinin sadece bir hükümet biçimi değil, bir toplumsal örgütlenme biçimi olduğunu savunur. Bu kurama göre katılımın en temel rolü "eğitsel" olmasıdır. Bireyler, yerel düzeyde veya işyerlerinde karar alma süreçlerine katıldıkça, kendi çıkarlarının ötesinde kamu yararını düşünmeyi öğrenirler ve siyasal sistem üzerinde bir etkileri olduğu inancını (siyasal etkinlik) geliştirirler. Bu durum bireyin karakterini güçlendirir ve onu daha yetkin bir yurttaş yapar.

Adım Adım Çözüm

1
Katılımcı demokrasinin apatiye (siyasal ilgisizlik) bakış açısını analiz etmek.
Katılımcı demokrasi, apatiyi doğal bir durum değil, bireyin katılım imkanlarından yoksun bırakılmasının bir sonucu olarak görür.
Kuramın temel amacı, bireyi pasif bir seçmenden aktif bir katılımcıya dönüştürmektir.
2
Carole Pateman'ın "eğitsel işlev" kavramını değerlendirmek.
Katılım, bireye kamusal meseleleri düşünmeyi öğretir ve onda "siyasal etkinlik" (efficacy) duygusunu pekiştirir.
Pateman'a göre katılım, bir 'okul' gibi çalışarak bireyin demokratik becerilerini geliştirir.
3
Seçenekleri demokratik kuramlar bağlamında ayrıştırmak.
Bireysel gelişim ve kontrol duygusunu vurgulayan seçeneğin kuramla tam uyumlu olduğu tespit edilir.
Diğer seçenekler elitist, çoğulcu veya klasik temsilî modelleri tanımlamaktadır.

Anahtar Kavram

Katılımcı Demokraside Eğitsel İşlev ve Siyasal Etkinlik (Political Efficacy)

Daha Fazla Pratik

Katılımcı demokrasinin işyeri demokrasisi ve yerel yönetimler gibi siyasal olmayan alanlara dair vurgularını incelemek kuramsal temeli pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 107Soru

Samuel Huntington’ın Üçüncü Dalga (19741974-günümüz) teorisinde vurguladığı üzere, 19601960’lı ve 7070’li yıllardaki birçok otoriter rejim, meşruiyetlerini belirli bir ideolojik doktrinden ziyade "performans meşruiyeti" (ekonomik kalkınma, toplumsal düzenin sağlanması vb.) üzerine inşa etmiştir. Bu durumun, Üçüncü Dalga demokratikleşme sürecini tetikleyen temel bir dinamik haline gelmesinin nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekonomik krizlerin ve performans düşüşlerinin, rejimin tek varlık nedenini ortadan kaldırarak demokratik geçiş için ciddi bir meşruiyet krizi yaratması

Cevap

Ekonomik krizlerin ve performans düşüşlerinin, rejimin tek varlık nedenini ortadan kaldırarak demokratik geçiş için ciddi bir meşruiyet krizi yaratmasıdır.
Samuel Huntington'a göre Üçüncü Dalga'daki pek çok otoriter rejim, meşruiyetini 'çıktı' (performans) üzerine kurmuştur. Bu tür rejimler, ekonomik büyüme sağladıkları sürece rıza toplarlar; ancak ekonomik kriz yaşandığında tek dayanakları olan performans çöker ve rejimin ideolojik bir alternatifi olmadığı için demokratikleşme süreci hızlanır. Bu durum Üçüncü Dalga'yı tetikleyen en önemli içsel dinamiklerden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Otoriter rejimlerin meşruiyet kaynağını analiz et
Üçüncü Dalga öncesi rejimlerin (özellikle Latin Amerika ve Güneydoğu Asya'dakiler) meşruiyetini ekonomik başarı ve düzene (performans) dayandırdığı tespit edilir.
Huntington'ın teorik çerçevesini anlamak için temel öncüldür.
2
Performans meşruiyetinin zayıf yönünü belirle
Performans düştüğünde (ekonomik kriz, enflasyon vb.) rejimin halka sunacağı başka bir meşruiyet gerekçesi (ideoloji, gelenek vb.) kalmadığı görülür.
Krizin neden demokratik bir geçişe (transition) yol açtığını açıklar.
3
Üçüncü Dalga'yı tetikleyen olaylarla ilişkilendir
19701970’lerdeki petrol krizleri ve ekonomik daralmalar ile otoriter rejimlerin çöküşü arasındaki korelasyon doğrulanır.
Teorinin tarihsel gerçeklikle test edilmesini sağlar.

Anahtar Kavram

Performans Meşruiyeti ve Demokratik Geçiş

Daha Fazla Pratik

Demokratik konsolidasyon (pekişme) sürecinde 'iki nöbet değişimi' (two-turnover test) kriterinin performans meşruiyetiyle ilişkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 108Soru

Siyaset bilimci Samuel Huntington'ın demokratikleşme süreçlerini belirli tarihsel dönemlere ayırdığı kuramına göre; II. Dünya Savaşı’nda müttefik devletlerin zaferi ve sömürgecilik sonrası yeni bağımsızlık kazanan ülkelerin (dekolonizasyon) etkisiyle 19431943 ile 19621962 yılları arasında yaşanan demokratikleşme süreci aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İkinci Dalga

Cevap

Huntington'ın sınıflandırmasına göre II. Dünya Savaşı sonrasındaki süreç İkinci Dalga olarak adlandırılmaktadır.
İkinci Dalga süreci, II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle müttefik devletlerin zaferi ve Batı Almanya, İtalya, Japonya gibi ülkelerde demokrasinin yeniden inşasının yanı sıra, sömürgecilikten kurtulan ülkelerin bağımsızlık kazanmasıyla başlayan süreci ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen tarihsel aralığı (19431943-19621962) ve olayları (II. Dünya Savaşı sonu, dekolonizasyon) analiz et.
Bu dönemin II. Dünya Savaşı sonrası yeniden yapılanma dönemine denk geldiği saptandı.
Huntington'ın dalga teorisinde her dönemin kendine has tarihsel sınırları vardır.
2
Dönemin karakteristik özelliklerini Huntington'ın üç dalga modeliyle eşleştir.
II. Dünya Savaşı sonrası müttefiklerin demokratik modelinin yayılması ve sömürge devletlerinin bağımsızlığı 'İkinci Dalga' olarak tanımlanmaktadır.
Birinci dalga Fransız ve Amerikan devrimleri sonrası, üçüncü dalga ise 1974 sonrasıdır.

Anahtar Kavram

Huntington'ın Demokratikleşme Dalgaları

Daha Fazla Pratik

Samuel Huntington'ın 'Üçüncü Dalga' kitabındaki dalgaları ve ters dalgaları kronolojik bir tablo halinde ezberlemek sınavda hız kazandıracaktır.
Tahmini Süre:45s
Soru 109Soru

Karşılaştırmalı siyaset bilimi üzerine yapılan bir akademik çalışmada, A ülkesindeki demokratik sistemin 'çoğunlukçu (Westminster)', B ülkesindeki sistemin ise 'çoğulcu (pluralist)' modele dayandığı tespit edilmiştir. B ülkesinde siyasal iktidarın sadece periyodik seçimlerle el değiştirmediği, aynı zamanda toplumdaki çatışan çıkarların sürekli bir etkileşim içinde olduğu ve karar alma süreçlerinin birden fazla bağımsız merkez arasında paylaşıldığı vurgulanmıştır.

Buna göre, B ülkesindeki sistem Robert Dahl'ın 'poliarşi' kavramsallaştırması bağlamında incelendiğinde, bu modelin kurumsal işleyişi hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet aygıtı, güçler ayrılığı ilkesiyle sınırlandırılmış bir yapı arz ederken; örgütlenme özerkliğine sahip bağımsız baskı grupları, politikaların belirlenmesinde devleti bir müzakere ve uzlaşma alanı olarak kullanır.

Cevap

Güçler ayrılığı mekanizmalarıyla sınırlandırılmış devletin, örgütlenme özerkliğine sahip baskı grupları arasında bir müzakere ve uzlaşma alanı olarak işlev gördüğünü belirten seçenektir.
Doğru cevap, çoğulcu demokrasi ve poliarşinin kurumsal temellerini eksiksiz yansıtmaktadır. Robert Dahl'ın poliarşi teorisinde toplumdaki çatışan çıkarların barışçıl çözümü için iktidarın tekelleşmesi önlenir (güçler ayrılığı). Ayrıca demokrasinin işleyebilmesi için vatandaşların dernek, sendika, baskı grubu gibi yapılar kurabilmesi (örgütlenme özerkliği) ve bu grupların devlet politikalarını etkileyebilmesi gerekir. Devlet bu modelde tahakküm kuran bir güç değil, farklı çıkarların uzlaştığı bir müzakere alanıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki B ülkesinin (çoğulcu model) temel özelliklerini Robert Dahl'ın 'poliarşi' kriterleriyle eşleştir.
Poliarşide iktidar tek bir merkezde toplanmaz; güçler ayrılığı, örgütlenme özerkliği ve ifade özgürlüğü gibi kurumsal güvenceler esastır.
Sorunun yönelttiği kavramsal çerçeveyi ve aranan doğru niteliği netleştirmek.
2
Seçeneklerde poliarşi ve çoğulcu demokrasi ilkelerine uygun olan ifadeyi tespit et.
Devletin tarafsız bir hakem/müzakere alanı olduğu, güçler ayrılığının bulunduğu ve bağımsız baskı gruplarının karar alma süreçlerine katıldığı ifade doğru olarak belirlenmiştir.
Çoğulcu demokrasilerde devlet, çatışan çıkarların rekabet ettiği ve uzlaştığı anayasal bir zemin sunar.
3
Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğunu hata taksonomisine göre doğrula.
Diğer seçeneklerin sırasıyla çoğunlukçu model, elitist teori, totaliter rejim ve yekpare kamuoyu yanılgılarını içerdiği onaylanmıştır.
Çeldiricilerin poliarşi kavramıyla çelişen diğer siyaset bilimi teorilerine ait olduğunu kanıtlamak.

Anahtar Kavram

Çoğulcu Demokrasi ve Poliarşi
Soru 110Soru

Robert Dahl’ın poliarşi (çoklar yönetimi) kavramsallaştırmasında; örgütlenme özerkliği, ifade özgürlüğü ve alternatif bilgi kaynaklarının varlığı, iktidarın toplumda tek bir merkezde toplanmasını engelleyen vazgeçilmez kurumsal gereklilikler olarak sunulur. Bu kurumsal yapı içerisinde, çoğulcu demokrasi teorisinin devlet anlayışına göre, siyasal karar alma süreçlerinde devletin üstlendiği temel rol aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çatışan grup çıkarları arasında denge sağlayan ve rekabetin adil kurallar çerçevesinde yürümesini yöneten tarafsız bir hakem işlevi görmek

Cevap

Çoğulcu demokrasi teorisine göre devletin temel rolü, çatışan grup çıkarları arasında denge sağlayan ve rekabetin adil kurallar çerçevesinde yürümesini yöneten tarafsız bir hakem (arbiter) işlevi görmektir.
Çoğulcu demokrasi ve poliarşi teorisinde iktidar, toplumdaki farklı çıkar grupları, sendikalar ve STK'lar arasında dağılmıştır. Bu sistemde devlet, belirli bir grubun tarafını tutmak yerine, bu gruplar arasındaki çatışan çıkarları dengeleyen, rekabetin adil yürümesini sağlayan ve nihai uzlaşıyı yöneten tarafsız bir 'hakem' (arbiter) rolü üstlenir. Bu durum, siyasal sürecin hiçbir grubun tekeline girmemesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Dahl'ın poliarşi kuramındaki kurumsal gerekliliklerin amacını analiz etme
Örgütlenme özerkliği ve ifade özgürlüğü gibi unsurların, iktidarın parçalanmasını ve sivil toplumun güçlenmesini sağladığı saptanır.
Poliarşide iktidar tek bir merkezde değil, çok sayıdaki grup arasında dağılmıştır.
2
Çoğulcu devlet anlayışını diğer modellerle karşılaştırma
Devletin bir sınıfın aracı (Marksizm), bir elitin kontrolünde (Elitizm) veya sadece çoğunluğun sesi (Çoğunlukçuluk) olmadığı anlaşılır.
Çoğulculukta devlet, gruplar arası müzakerenin ve uzlaşının zeminini oluşturur.
3
Karar alma sürecindeki 'hakem' rolünü tanımlama
Devletin, farklı baskı grupları arasındaki çatışmaları kurallar çerçevesinde çözen tarafsız bir aktör olduğu sonucuna varılır.
Bu rol, poliarşinin sürdürülebilirliği ve demokratik rekabetin korunması için kritiktir.

Anahtar Kavram

Çoğulcu Demokraside Devletin 'Tarafsız Hakem' Rolü
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 111Soru

Jeremy Bentham ve James Mill tarafından savunulan 'Koruyucu Demokrasi' (Protective Democracy) modeli, erken dönem liberal piyasa toplumunun dinamikleri içerisinde şekillenmiştir. Bu modelin, siyasal katılımın amacını ve bireyin ahlaki gelişimi (moral self-development) konusundaki tutumunu yansıtan temel iddiası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal hakları, iktidarın bireysel özgürlükleri ve mülkiyet haklarını ihlal etmesini engelleyen araçsal bir koruma mekanizması olarak görür.

Cevap

Siyasal hakları, iktidarın bireysel özgürlükleri ve mülkiyet haklarını ihlal etmesini engelleyen araçsal bir koruma mekanizması olarak gören seçenek doğrudur.
Koruyucu demokrasi modeli, liberalizmin klasik döneminde Jeremy Bentham ve James Mill tarafından geliştirilmiştir. Bu modelde temel amaç, bireyin 'piyasa insanı' olarak kendi çıkarlarını maksimize edebileceği güvenli bir alan yaratmaktır. Siyasal katılım (oy verme), bu güvenli alanı iktidarın keyfi müdahalelerine karşı savunmak için kullanılan araçsal bir kalkan niteliğindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Koruyucu Demokrasi modelinin (Bentham ve James Mill) temel varsayımını analiz edin.
Bu model, bireyin kendi çıkarlarını en iyi kendisinin koruyabileceği ve yönetenlerin (iktidarın) her zaman suistimal eğiliminde olduğu varsayımına dayanır.
Modelin 'koruyucu' adını almasının nedeni, halkın katılımını iktidarı denetlemek için bir araç olarak görmesidir.
2
Katılımın niteliğini (araçsal vs. içsel) değerlendirin.
Koruyucu modelde katılım 'araçsal'dır (instrumental); yani bireyi geliştirmek için değil, hakları korumak için kullanılır.
Bu noktada John Stuart Mill'in katılımı ahlaki bir gelişim aracı gören 'Geliştirici' modelinden ayrılır.
3
Seçeneklerdeki kavramsal belirteçleri ve düşünürleri kontrol edin.
İktidarın ihlallerini engelleme (sınırlı devlet/limited government) vurgusu yapan seçenek modelin özünü yansıtmaktadır.
Diğer seçenekler ya Geliştirici Demokrasi (A), ya Radikal Demokrasi (C), ya Çoğulcu Demokrasi (D) ya da Elitist Demokrasi (E) modellerine aittir.

Anahtar Kavram

Koruyucu Demokrasi ve Araçsal Katılım
Soru 112Soru

Marksist siyaset kuramı, sosyal demokrasinin parlamenter kurumlar ve genel oy hakkı vasıtasıyla kapitalizmi aşamalı olarak dönüştürme stratejisini radikal bir biçimde reddeder. Sosyal demokrat yaklaşım, devletin demokratik yollarla ele geçirilip toplumun genel yararına kullanılabilecek tarafsız bir aygıt olduğunu varsayarken, Marksist teori bu evrimci beklentiyi "yapısal bir yanılsama" olarak nitelendirir.

Buna göre, Marksist kuramın sosyal demokrat stratejiyi reddederken dayandığı temel ontolojik gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut devlet aygıtının, sınıflar arası uzlaşmayı sağlayan yansız bir kurum olmaktan ziyade, yapısal olarak burjuvazinin sınıf egemenliğini ve mülkiyet ilişkilerini güvence altına almak üzere kurgulanmış olması

Cevap

Mevcut devlet aygıtının, burjuvazinin sınıf egemenliğini yeniden üreten yapısal bir araç olduğu ve bu nedenle evrimci yollarla dönüştürülemeyeceği yönündeki ifade doğru cevaptır.
Marksist demokrasi anlayışı ile sosyal demokrasi arasındaki en temel ayrım devletin ontolojik nitelemesidir. Marksist devlet teorisinde (örneğin Lenin'in 'Devlet ve Devrim' eserinde netleştirildiği üzere) devlet aygıtı uzlaştırıcı, yansız veya sınıflar üstü bir niteliğe sahip değildir; kapitalist toplumda devlet, doğrudan doğruya burjuvazinin sınıf egemenliğini sağlayan ve mülkiyet ilişkilerini koruyan bir şiddet tekeli ve baskı aygıtıdır. Bu sebeple sosyal demokrasinin burjuva devlet aygıtını seçimlerle ele geçirip reformlarla dönüştürme fikri Marksizm tarafından ütopik bulunur. Marksizme göre mevcut devlet aygıtı kırılarak parçalanmalı ve yerine kapitalist direnişi bastıracak yeni bir geçiş formu olan 'proletarya diktatörlüğü' kurulmalıdır. Doğru cevap bu temel ontolojik ve yapısal farklılığı kesin biçimde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Marksist devlet kuramının temel argümanını hatırlamak.
Marksizme göre devlet, sınıflar üstü tarafsız bir hakem değil, egemen sınıfın (kapitalizmde burjuvazinin) tahakküm aracıdır.
Sosyal demokrasi ile Marksizm arasındaki en temel ontolojik kopuş devletin niteliği üzerinedir.
2
Sosyal demokrasinin yöntemine Marksist eleştiriyi uygulamak.
Devlet tarafsız olmadığı için, seçimler yoluyla iktidara gelinip eski devlet aygıtı kullanılarak sosyalizme geçilemez.
Mevcut aygıt kapitalist mülkiyet ilişkilerini korumak üzere dizayn edilmiştir.
3
Seçenekleri bu kuramsal ayrım üzerinden analiz etmek.
Doğru seçenek, devletin tarafsız bir kurum olmadığını ve sınıf egemenliğini güvence altına aldığını vurgulayan ifadedir.
Diğer seçenekler elitist, çoğulcu veya sosyal liberal teorilerin argümanlarını içermektedir.

Anahtar Kavram

Marksist Devlet Teorisi ve Sınıf Egemenliği
Soru 113Soru

Robert Dahl tarafından geliştirilen "poliarşi" (çoklar yönetimi) modelinde; demokratik sürecin sadece periyodik seçimlerle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda iktidarın toplumun farklı kesimlerini temsil eden çok sayıda özerk grup ve kurum arasında dağıtıldığı savunulur. Bu modelde siyasal sistem, çatışan çıkarların rekabetine açık bir yapı olarak kurgulanır.

Buna göre poliarşi modelinde, devletin karar alma süreçlerindeki temel konumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farklı çıkar ve baskı grupları arasındaki rekabette tarafsız bir hakem rolü üstlenerek toplumsal dengeyi sağlamak

Cevap

Poliarşi modelinde devlet, toplumdaki farklı çıkar grupları arasında tarafsız bir hakem rolü üstlenerek denge kurar.
Doğru yanıt olan seçenek, çoğulcu demokrasinin ve Robert Dahl'ın poliarşi modelinin özünü yansıtır. Bu modelde devlet, siyasal iktidarı elinde tutan bir baskı aracı değil; sivil toplumdaki farklı çıkar gruplarının (iş dünyası, işçiler, çiftçiler vb.) taleplerini dile getirdiği, birbiriyle rekabet ettiği ve bu rekabetin sonucunda kamu politikasının oluştuğu tarafsız bir hakem pozisyonundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Poliarşi kavramının temel varsayımını analiz etmek
Poliarşi, iktidarın tek bir merkezde değil, toplumdaki çok sayıda özerk grup (sendikalar, dernekler, baskı grupları) arasında dağıtıldığı bir sistemdir.
Robert Dahl'ın modelinde 'örgütlenme özerkliği' bu grupların varlığı için zorunludur.
2
Devletin bu yapıdaki rolünü tanımlamak
Devlet, belirli bir grubun temsilcisi olmak yerine, çatışan çıkarlar arasında uzlaşı sağlayan bir mekanizmadır.
Çoğulcu teori, devletin bir 'hakem' (arbiter) gibi davranarak hiçbir grubun sistemi tamamen ele geçirmesine izin vermediğini savunur.

Anahtar Kavram

Poliarşide Devletin Hakem Rolü

Daha Fazla Pratik

Robert Dahl'ın poliarşi için belirlediği 'örgütlenme özerkliği' ve 'alternatif bilgi kaynakları' gibi kurumsal gereklilikleri tekrar gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 114Soru

Elitist demokrasi kuramının öncülerinden Vilfredo Pareto'ya göre, iktidarı elinde tutan yönetici azınlığın zamanla enerjisini ve niteliklerini kaybetmesi, yerini ise aşağıdan gelen yeni ve dinamik seçkin gruplara bırakması kaçınılmaz bir süreçtir.

Pareto'nun bu toplumsal değişim ve iktidar devridaimini açıklamak için kullandığı kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Seçkinlerin dolaşımı

Cevap

Vilfredo Pareto'nun iktidardaki seçkinlerin nitelik kaybı ve yerlerini yeni gruplara bırakması sürecine verdiği isim 'seçkinlerin dolaşımı' kavramıdır.
Seçkinlerin dolaşımı kavramı, Vilfredo Pareto tarafından iktidardaki seçkinlerin (aslanlar ve tilkiler) zamanla dejenere olması ve yönetilenler arasından yükselen yeni yetenekli grupların iktidarı ele geçirmesi sürecini tanımlamak için kullanılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar kelimeleri ve düşünürü saptayın.
Düşünür: Vilfredo Pareto. Anahtar süreç: İktidarın nitelik kaybı sonucu el değiştirmesi.
Elitist teoride her düşünürün kendine özgü temel kavramları vardır; Pareto için bu anahtar süreç dolaşımdır.
2
Seçeneklerdeki kavramları düşünürlerle eşleştirerek eleme yapın.
Michels (Oligarşinin Tunç Yasası), Mosca (Siyasal Sınıf/Formül) ve Dahl (Poliarşi) elenir.
Pareto'ya ait olan ve süreci tanımlayan tek kavram 'seçkinlerin dolaşımı'dır.

Anahtar Kavram

Pareto ve Seçkinlerin Dolaşımı Kuramı
Tahmini Süre:45s
Soru 115Soru

X ülkesinde 19601960'ların ortalarında artan siyasi kutuplaşma ve ekonomik istikrarsızlık gerekçesiyle ordu yönetime el koymuştur. Kurulan yeni yönetim, toplumu tek bir resmi ideoloji etrafında kitlesel olarak seferber etmek (mobilizasyon) yerine, siyasi partileri kapatıp sendikaları yasaklayarak kitleleri depolitize etmiş ve teknokratik bir kalkınma modeline yönelmiştir. Uzun süren bu dönemin ardından 19801980'lerin sonunda rekabetçi sivil seçimlere geri dönülmüştür. Ancak yeni sivil dönemde, anayasal kurumlar şeklen var olmasına rağmen, kriz anlarında sivil elitlerin anayasa dışı güç odaklarından (ordu, oligarşik gruplar) destek arama alışkanlıkları devam etmiş ve demokrasi tüm siyasal aktörler tarafından 'oynanabilecek tek oyun' olarak tam anlamıyla içselleştirilememiştir.

Bu ülkenin yaşadığı siyasal serüven, Samuel Huntington'ın demokratikleşme dalgaları kuramı ile Linz ve Stepan'ın konsolidasyon (pekişme) kriterleri bağlamında analiz edildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19601960'lardaki kesinti İkinci Ters Dalga'nın bir örneği olup kurulan rejim otoriter niteliktedir; 19801980'ler sonrasındaki sivil dönemde ise demokrasinin tutumsal ve davranışsal konsolidasyonu henüz sağlanamamıştır.

Cevap

19601960'lardaki kesintinin İkinci Ters Dalga'ya ait otoriter bir rejim olduğunu ve 19801980'ler sonrasında tutumsal ile davranışsal konsolidasyonun sağlanamadığını belirten seçenektir.
Verilen parçada 19601960'ların ortasında yaşanan müdahale, Huntington'ın İkinci Ters Dalga (195819751958-1975) takvimine uymaktadır. Kurulan rejimin kitleleri seferber etmek yerine depolitize etmesi, onun totaliter değil 'otoriter' bir rejim olduğunu kanıtlar. 19801980'lerdeki sivil dönemde elitlerin anayasa dışı aktörlere (ordu vb.) başvurması ve demokrasinin tek meşru yol ('şehirdeki tek oyun') olarak benimsenmemesi ise Juan Linz ve Alfred Stepan'ın konsolidasyon yaklaşımında sırasıyla 'davranışsal' ve 'tutumsal' konsolidasyonun eksik olduğunu açıkça göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki tarihsel dönemlerin (1960'lar ve 1980'ler sonu) Huntington'ın dalga kuramındaki yerini tespit etmek.
1960'lardaki askeri müdahaleler İkinci Ters Dalga (1958-1975), 1980'ler sonrasındaki sivilleşme ise Üçüncü Dalga (1974-günümüz) kapsamındadır.
Olayların kronolojik olarak hangi demokratikleşme veya ters dalga dönemine denk geldiğini saptamak için.
2
1960'larda kurulan rejimin özelliklerini (depolitizasyon, teknokratik model, mobilizasyon eksikliği) Linz'in rejim tipolojisine göre sınıflandırmak.
Toplumu ideolojik olarak seferber etmeyen (mobilizasyon olmayan) ve siyasal katılımı kısıtlayan rejimler totaliter değil, otoriter rejimlerdir.
Rejimin niteliğinin otoriter mi totaliter mi olduğunu belirlemek için.
3
1980'ler sonrasındaki sivil dönemde yaşanan sorunları Linz ve Stepan'ın demokratik konsolidasyon (pekişme) kriterlerine göre analiz etmek.
Elitlerin anayasa dışı güçlerden destek araması 'davranışsal', demokrasinin 'tek oyun' olarak içselleştirilememesi ise 'tutumsal' konsolidasyonun eksikliğini gösterir.
Yeni kurulan demokrasinin neden pekişemediğini kavramsal çerçeveye oturtmak için.

Anahtar Kavram

Demokratikleşme Dalgaları ve Konsolidasyon Kriterleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 116Soru

Çağdaş siyaset felsefesinde liberal ve müzakereci demokrasi teorilerinin evrensel uzlaşı arayışına yönelik en kapsamlı eleştirilerden biri, radikal demokrasi yaklaşımından gelmiştir. Bu yaklaşım, demokratik siyasetin amacının farklılıkları rasyonel bir diyalogla tamamen eritmek olmadığını; aksine siyasal alanın bizzat güç ve dışlama ilişkileriyle kurulduğunu iddia eder.

Buna göre, radikal demokrasi teorisinin liberal uzlaşmacı modellere yönelttiği eleştirinin temel dayanağı ve sunduğu alternatif çözüm aşağıdakilerin hangisinde doğru ifade edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uzlaşmacı modellerin antagonizmayı (çatışmayı) yok saydığı belirtilerek; farklı demokratik taleplerin bir 'eşdeğerlik zinciri' etrafında eklemlendiği agonistik (mücadeleci) bir çoğulculuk önerilir.

Cevap

Uzlaşmacı modellerin antagonizmayı (çatışmayı) yok saydığı belirtilerek; farklı demokratik taleplerin bir 'eşdeğerlik zinciri' etrafında eklemlendiği agonistik çoğulculuğun önerildiği seçenek doğru cevaptır.
Radikal demokrasi, Laclau ve Mouffe tarafından özellikle 'Hegemonya ve Sosyalist Strateji' adlı eserde temellendirilmiştir. Liberalizmin 'rasyonel uzlaşı' idealini sert bir şekilde eleştirir. Onlara göre toplum kalıcı olarak bölünmüştür ve her uzlaşı mutlaka dışlayıcı bir güç (hegemonya) pratiğidir. Demokratik siyasetin amacı bu 'antagonizmaları' (düşmanlıkları/çatışmaları) ortadan kaldırmak değil; farklı dezavantajlı grupların birbirine 'eklemlenerek' bir 'eşdeğerlik zinciri' kurduğu ve birbirlerini meşru 'hasımlar' (agonizm) olarak gördükleri çoğulcu bir yapı inşa etmektir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki radikal demokrasi kuramının liberal uzlaşmacı modellere yönelttiği eleştirinin ana hatlarını tespit et.
Teoriye göre rasyonel evrensel uzlaşı imkânsızdır ve siyasal alan mutlak surette güç ve dışlama (antagonizma) ilişkileri üzerine kuruludur.
Sorunun doğru analiz edilebilmesi için teorinin temel çıkış noktasının kavranması gerekir.
2
Radikal demokrasinin bu eleştiriye karşılık sunduğu yapısal çözüm kavramlarını hatırla.
Çözüm: Çatışmayı inkâr etmek yerine onu evcilleştiren 'agonistik çoğulculuk' ve farklı kimlik mücadelelerini birleştiren 'eşdeğerlik zinciri' ve 'eklemlenme' (articulation) kavramlarıdır.
Laclau ve Mouffe'un teorisi ancak bu spesifik terminoloji üzerinden diğer demokrasilerden ayrıştırılabilir.
3
Seçeneklerdeki diğer kuramsal ifadeleri eleyerek doğru eşleştirmeyi yap.
İdeal rasyonel müzakere (Habermas/Müzakereci), yönetici seçkinler (Schumpeter/Elitist), sınıfsız toplum (Marksizm) ve çıkar gruplarının serbest rekabeti (Klasik Çoğulcu) elenir.
Her bir çeldirici seçeneğin siyaset bilimindeki farklı bir demokrasi modeline ait argümanı barındırdığını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Radikal Demokrasi ve Agonistik Çoğulculuk
Soru 117Soru

Müzakereci (deliberatif) demokrasi kuramı, siyasal meşruiyetin temelini bireylerin siyasal sürece girmeden önce sahip oldukları "verili" (pre-political) tercihlerinin basit bir aritmetik toplamında değil; bu tercihlerin kamusal bir akıl yürütme süzgecinden geçirilme niteliğinde arar. Bu yaklaşım, siyaseti aktörlerin kendi tikel çıkarlarını dayattığı stratejik bir rekabet alanı olmaktan çıkarıp, ortak iyiye yönelik iletişimsel bir arayışa dönüştürmeyi hedefler. Buna göre, müzakereci demokrasi modelini diğer demokratik yaklaşımlardan ayıran temel karakteristik özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal kararların rasyonel tartışma süreci sonunda katılımcıların tercihlerinde yaşanacak olası değişim ve dönüşüme dayanması

Cevap

Siyasal kararların rasyonel tartışma süreci sonunda katılımcıların tercihlerinde yaşanacak olası değişim ve dönüşüme dayanması
Müzakereci demokrasiyi diğerlerinden ayıran en belirgin fark, tercihlerin kamusal tartışma sürecine girmeden önce oluşmuş ve değişmez olduğu fikrini reddetmesidir. Doğru cevapta belirtilen 'tercihlerin dönüşümü' vurgusu, kuramın bireyleri sadece oy veren öznelerden, birbirini ikna etmeye çalışan rasyonel öznelere dönüştürme hedefini yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Müzakereci (deliberatif) demokrasinin temel varsayımını analiz edin.
Bu modelde siyaset, oyların sayılmasından ibaret değil, argümanların tartılması sürecidir.
Meşruiyetin kaynağı sadece çoğunluğun oyu değil, o karara varırken izlenen rasyonel tartışma yoludur.
2
"Toplamacı" (aggregative) modellerle karşılaştırma yapın.
Toplamacı modeller tercihleri sabit (verili) kabul ederken, müzakereci model tercihlerin süreç içinde değişebileceğini savunur.
Bireylerin kamusal tartışma yoluyla 'ötekinin' rasyonel argümanını görüp kendi pozisyonlarını değiştirmesi beklenir.
3
Meşruiyetin inşa sürecini belirleyin.
Meşruiyet, rasyonel bir uzlaşı arayışıyla ve katılımcıların tercihlerinin dönüşümüyle sağlanır.
Habermas'ın iletişimsel eylem kuramına göre, 'zorlamasız zor' (unforced force) olan en iyi argümana dayalı uzlaşı esastır.

Anahtar Kavram

Tercihlerin Dönüşümü (Preference Transformation)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 118Soru

Klasik ve normatif demokrasi kuramları içerisinde, demokrasinin 'insan karakterini geliştirme' potansiyeline yapılan vurgu, kuramcılar arasındaki temel ayrım noktalarından biridir. Bazı yaklaşımlar siyasal katılımı sadece iktidarın keyfi gücünden korunmak için bir araç olarak görürken, diğerleri onu bireyin ahlaki ve zihinsel kapasitesini artıran bir süreç olarak değerlendirir.

Buna göre, siyasal katılımı 'yurttaşın zihinsel ufkunu genişleten ve toplumsal meselelere duyarlılığını artıran bir eğitim okulu' olarak gören demokrasi modeli ve en önemli temsilcisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geliştirici Demokrasi - John Stuart Mill

Cevap

Geliştirici Demokrasi yaklaşımıyla John Stuart Mill, katılımı yurttaşın ahlaki ve zihinsel gelişimi için bir araç olarak tanımlar.
Doğru yanıt olan seçenek, John Stuart Mill'in demokrasinin işlevine dair sunduğu özgün perspektifi yansıtır. Mill'e göre siyasal katılım, bir 'kamusal ruh' okulu gibi işlev görerek bireyin dar kişisel çıkarlarından sıyrılmasını ve toplumsal iyiye odaklanmasını sağlar. Bu durum, demokrasinin normatif/değer odaklı yönünü temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki 'eğitim okulu' ve 'ahlaki kapasite' kavramlarının hangi demokrasi modeline ait olduğunu analiz edin.
Bu kavramlar, demokrasinin özünü bireysel gelişimde gören Geliştirici Demokrasi modeline aittir.
Geliştirici model, katılımın sadece iktidarı denetlemekle kalmayıp, bireyi toplumsallaştırdığını savunur.
2
Belirlenen modeli savunan temel düşünürü seçenekler arasından tespit edin.
John Stuart Mill, 'Temsili Hükümet Üzerine Düşünceler' eserinde bu pedagojik işlevi en güçlü şekilde savunan isimdir.
Mill, diğer faydacıların aksine demokrasinin en büyük faydasının iyi yurttaşlar yetiştirmek olduğuna inanır.

Anahtar Kavram

Geliştirici Demokrasi (Developmental Democracy)

Daha Fazla Pratik

John Stuart Mill'in 'Temsili Hükümet' ve 'Özgürlük Üzerine' eserlerindeki demokrasi savunusu arasındaki farkları inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 119Soru

Sosyal demokrasi yaklaşımı, liberal demokratik devletin kurumlarını ve hukuk düzenini, işçi sınıfının ve geniş halk kitlelerinin lehine reforme edilebilecek, toplumsal refahın adil dağıtımında kullanılabilecek tarafsız bir mekanizma olarak kabul eder. Buna karşın Marksist demokrasi teorisi, devletin toplumsal sınıflardan bağımsız veya sınıflar üstü bir hakem olduğu düşüncesini reddeder.

Buna göre Marksist kuramın, sosyal demokrasinin 'evrimci ve parlamenter' değişim stratejisine yönelik geliştirdiği temel eleştiri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut devlet aygıtının yapısal olarak kapitalist üretim ilişkilerini korumak üzere inşa edilmiş bir 'sınıf egemenliği' aracı olması nedeniyle, bu kurumlar içerisinden yapılacak reformların sömürü düzeninin özünü değiştiremeyeceği iddiası

Cevap

Marksist yaklaşımın temel eleştirisi, mevcut devlet yapısının yapısal olarak egemen sınıfın çıkarlarını korumak üzere tasarlanmış bir 'sınıf egemenliği' aracı olduğu ve bu yüzden reformlarla dönüştürülemeyeceğidir.
Doğru seçenek, Marksist devlet teorisinin özünü yansıtmaktadır. Marksist düşünürlere göre (özellikle Marx ve Lenin), liberal demokratik devlet ve onun parlamenter mekanizmaları 'biçimsel'dir ve asıl amacı kapitalist sömürü ilişkilerinin devamlılığını sağlamaktır. Bu nedenle, devletin tarafsız bir araç olduğunu ve genel oy hakkıyla sosyalizme geçilebileceğini savunan sosyal demokrat 'revizyonizm', mevcut sınıf egemenliğini gizlediği ve statükoyu meşrulaştırdığı gerekçesiyle eleştirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Sosyal demokrasinin devlet anlayışını tanımla.
Devlet, reform edilebilir, tarafsız bir araçtır (enstrümantalizm).
Sorudaki öncülün temelini anlamak için gereklidir.
2
Marksist devlet teorisini analiz et.
Devlet, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran sınıfın egemenlik aracıdır.
Eleştirinin kaynağını (sınıfsal öz) belirlemek için gereklidir.
3
Reform ve Devrim ayrımını karşılaştır.
Sosyal demokrasi sistemi içten değiştirmeyi, Marksizm ise mevcut yapıyı yıkarak 'proletarya diktatörlüğü' üzerinden yeni bir yapı kurmayı savunur.
Stratejik kopuş noktasını netleştirmek için gereklidir.
4
Temel eleştiriyi sonuçlandır.
Mevcut kurumların (parlamento, hukuk) kapitalist özü nedeniyle işçi sınıfının gerçek kurtuluşuna hizmet edemeyeceği yargısına ulaşılır.
Doğru seçeneği doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Devletin Ontolojik Niteliği (Sınıf Aracı vs. Tarafsız Hakem)

İpuçları

1
Marksizmin devletin 'tarafsızlığı' konusundaki şüpheci tutumunu hatırlayın.
2
Devletin bir 'araç' mı yoksa egemen sınıfın 'organik bir parçası' mı olduğu sorusuna odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Sosyal demokrasinin kapitalizmle olan barışık ilişkisi ile Marksizmin devrimci kopuş (rupture) savunusu arasındaki farkları inceleyen diğer sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 120Soru

Marksist demokrasi anlayışına göre, liberal demokrasi üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran azınlık bir sınıfın egemenliğini gizleyen "biçimsel" bir yapıdır. Bu anlayış çerçevesinde, kapitalizmden sınıfsız topluma geçiş sürecinde öngörülen ve işçi sınıfının siyasal iktidarı elinde tutarak toplumun dönüşümünü sağladığı aşama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Proletarya diktatörlüğü

Cevap

Marksist kuramda kapitalizmden komünizme geçiş aşaması olan proletarya diktatörlüğü
Proletarya diktatörlüğü, Marksist kuramda kapitalist devlet aygıtının parçalanmasından sonra kurulan ve komünist topluma geçişi sağlayan zorunlu bir evredir. Bu aşamada işçi sınıfı, üretim araçlarını kamulaştırmak ve sınıfsız toplumu inşa etmek için siyasal egemenliği elinde tutar.

Adım Adım Çözüm

1
Marksist demokrasi kuramının devlet analizini değerlendirin.
Devletin tarafsız bir hakem değil, egemen sınıfın (burjuvazi) baskı aracı olduğu sonucuna ulaşılır.
Marksizmde devletin sınıfsal karakteri, demokrasinin niteliğini belirleyen temel unsurdur.
2
Devrim sonrası öngörülen siyasal yapıyı tanımlayın.
İşçi sınıfının (proletarya) çoğunluk adına iktidarı ele aldığı geçiş süreci belirlenir.
Üretim araçlarının mülkiyetini değiştirmek ve eski egemen sınıfların direncini kırmak için bu siyasal güce ihtiyaç duyulur.
3
Belirlenen yapının kavramsal karşılığını seçeneklerle eşleştirin.
Bu geçiş evresine Marksist literatürde 'proletarya diktatörlüğü' adı verilir.
Kavram, azınlığın (burjuvazi) değil, çoğunluğun (işçiler) egemenliğini temsil eden bir demokrasi türü olarak sunulur.

Anahtar Kavram

Proletarya Diktatörlüğü ve Sınıf Egemenliği
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 6 / 9Sonraki
Demokrasi Teorileri Alıştırma Soruları — KPSS Kamu Yönetimi — Sayfa 6 | Examkin