Demokrasi Teorileri

163 soru

Soru 81Soru

19. yüzyılın sonlarında Eduard Bernstein gibi düşünürlerin öncülük ettiği revizyonist sosyal demokrasi anlayışı, evrensel oy hakkının genişlemesiyle birlikte işçi sınıfının parlamento aracılığıyla siyasal iktidarı yasal yollardan ele geçirebileceğini savunmuştur. Bu yaklaşıma göre genel oy hakkı ve parlamenter sistem, devlete tarafsız bir hakem rolü vererek kapitalizmi aşamalı (evrimci) olarak dönüştürmenin en temel aracıdır.

Ortodoks Marksist demokrasi teorisinin, evrensel oy hakkına ve parlamenter kurumlara yüklenen bu iyimser anlama yönelttiği en temel yapısal eleştiri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evrensel oy hakkının, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayalı yapısal eşitsizlikleri maskeleyerek kapitalist sınıf egemenliğine demokratik bir meşruiyet kılıfı sağlaması

Cevap

Marksist teoriye göre evrensel oy hakkı ve parlamenter sistem, burjuva demokrasilerinde üretim ilişkilerindeki asimetrik güç dengesini (sınıf eşitsizliğini) gizleyen ve sisteme sahte bir demokratik meşruiyet kazandıran biçimsel (formal) araçlardır.
Ortodoks Marksist teori, liberal ve sosyal demokratların 'tarafsız demokratik devlet' varsayımını reddeder. Marksizme göre evrensel oy hakkı gibi siyasi haklar önemli kazanımlar olsa da, üretim araçlarının özel mülkiyetine dokunmadığı sürece sadece 'biçimsel bir demokrasi' yaratır. Bu durum, ekonomik sömürüyü siyasal eşitlik illüzyonuyla maskeleyerek kapitalist sisteme meşruiyet sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Sosyal demokrasinin evrensel oy hakkına bakışını analiz et.
Sosyal demokrasi, parlamenter sistemi ve evrensel oy hakkını işçi sınıfının yasal yollarla iktidara gelip kapitalizmi ıslah edebileceği tarafsız bir mekanizma olarak görür.
Soruda verilen Bernstein ve revizyonist sosyal demokrasi tanımının temelini anlamak.
2
Marksist devlet ve demokrasi anlayışını sosyal demokrasi ile karşılaştır.
Marksizme göre devlet tarafsız bir hakem değildir; egemen sınıfın baskı aracıdır. Dolayısıyla parlamenter sistem kapitalist altyapıyı değiştiremez.
Marksizmin evrimci sosyal demokrasiye yönelttiği temel yapısal eleştiriyi tespit etmek.
3
Seçeneklerdeki ideolojik eleştirileri sınıflandır.
Doğru seçenek Marksist 'biçimsel demokrasi' ve 'sınıf egemenliği' eleştirisini yansıtmalı; diğer seçenekler ise Liberal, Elitist, Çoğulcu veya hatalı bağdaştırılmış eleştirileri içermelidir.
Çeldiricileri eleyerek doğru ontolojik eleştiriyi bulmak.

Anahtar Kavram

Sosyal Demokrasi ve Marksizm Arasındaki Devlet ve Demokrasi Yaklaşımı Farkları
Soru 82Soru

Normatif demokrasi kuramları içerisinde yer alan 'Koruyucu Demokrasi' ve 'Geliştirici Demokrasi' modelleri, liberal demokratik geleneğin iki farklı evresini temsil eder. Jeremy Bentham ve James Mill, siyasal katılımı bireylerin tikel çıkarlarını hükümete karşı korumak için gerekli bir 'araç' (instrumental) olarak görürken; John Stuart Mill, katılımın kapsamını ve amacını daha geniş bir felsefi zemine taşımıştır. Buna göre, J.S. Mill’in demokrasi anlayışını Bentham ve babası James Mill’in koruyucu modelinden ayıran temel nitelik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal katılımın bireyin entelektüel ve ahlaki kapasitesini artıran 'eğitici' bir işlevi olduğunu savunarak, katılımı bir öz-gelişim ve kendini gerçekleştirme süreci olarak nitelendirmesi

Cevap

Siyasal katılımın bireyin entelektüel ve ahlaki kapasitesini artıran eğitici bir işlevi olduğunu savunarak, katılımı bir öz-gelişim süreci olarak nitelendiren seçenek doğrudur.
Doğru seçenek, John Stuart Mill'in demokrasiye yaklaşımının özünü yansıtmaktadır. J.S. Mill, erken dönem yararcıların (Bentham ve babası James Mill) demokrasiyi sadece kötü yönetimi engellemek için bir 'koruma mekanizması' olarak gören dar bakışını eleştirmiştir. Onun yerine, yerel yönetimlere ve siyasal sürece katılımın, bireyin dar kişisel çıkarlarından sıyrılarak kamusal yararı düşünmesini sağlayan, onu zihinsel ve ahlaki açıdan yükselten bir 'eğitim aracı' (developmental/pedagogical function) olduğunu savunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Koruyucu Demokrasi (Bentham/James Mill) incelenir.
Katılımın 'araçsal' (instrumental) olduğu, yani sadece hakları korumak ve iktidarı sınırlamak için bir denetim aracı olduğu görülür.
Bu modelde demokrasi, bireylerin hazlarını maksimize etmek için bir araçtır.
2
Geliştirici Demokrasi (J.S. Mill) incelenir.
Katılımın 'özsel' (intrinsic) bir değeri olduğu, bireyin toplum meseleleriyle ilgilenerek ahlaki ve zihinsel gelişim sağladığı görülür.
Mill'e göre demokrasi, vatandaşları 'eğiten' ve onları daha erdemli kılan bir okuldur.
3
İki yaklaşım arasındaki temel fark saptanır.
Farkın, katılımın 'koruma' (Bentham) vs. 'gelişim' (Mill) amaçlı olması olduğu anlaşılır.
Her iki düşünür de yararcı kökenden gelse de Mill, 'yüksek hazlar' kapsamında entelektüel gelişime öncelik verir.

Anahtar Kavram

Geliştirici Demokrasi ve Ahlaki Öz-Gelişim
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 83Soru

Juan Linz ve Alfred Stepan tarafından geliştirilen demokratik pekişme (konsolidasyon) kuramına göre, bir demokrasinin "şehrin tek oyunu" (the only game in town) haline gelmesi davranışsal, anayasal ve tutumsal olmak üzere üç temel boyutta incelenmektedir.

Buna göre, bir siyasal sistemde "tutumsal pekişme"nin (attitudinal consolidation) gerçekleştiğinin en temel göstergesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekonomik daralma veya derin siyasal kutuplaşma gibi sarsıcı kriz dönemlerinde bile, halkın ezici çoğunluğunun çözümün ancak demokratik prosedürler içinde aranması gerektiğine inanması.

Cevap

Toplumun kriz anlarında bile demokratik prosedürlere olan sarsılmaz inancı ve bağlılığı tutumsal pekişmenin temel göstergesidir.
Doğru seçenek olan halkın kriz dönemlerinde dahi demokratik yöntemlere inanması, Linz ve Stepan'ın 'tutumsal pekişme' tanımıyla tam olarak örtüşmektedir. Yazarlar, bir rejimin ancak kriz anlarında toplumun büyük kesimi tarafından 'tek geçerli yol' olarak görülmesi durumunda tutumsal olarak pekişmiş kabul edileceğini belirtirler.

Adım Adım Çözüm

1
Linz ve Stepan'ın demokratik pekişme (konsolidasyon) kavramını analiz etme.
Pekişmenin sadece seçimlerin yapılması değil, demokrasinin 'şehrin tek oyunu' haline gelmesi süreci olduğu belirlenir.
Kuramsal çerçevenin sınırlarını çizmek için gereklidir.
2
Üç boyutu (davranışsal, anayasal, tutumsal) birbirinden ayırt etme.
Davranışsal boyutun eylemsizlik (darbe girişimi olmaması), anayasal boyutun kural hakimiyeti, tutumsal boyutun ise kamuoyu inancı olduğu saptanır.
Soruda istenen özel boyutu yanlış çeldiricilerden ayırmak için kritik bir adımdır.
3
Tutumsal boyutun temel karakteristiğini sorgulama.
Kriz durumlarında bile rejimin meşruiyetine olan toplumsal bağlılığın (belief in legitimacy) devam etmesinin tutumsal boyutun kalbi olduğu sonucuna varılır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için son mantıksal çıkarımdır.

Anahtar Kavram

Demokratik Pekişmenin Boyutları (Linz ve Stepan)
Soru 84Soru

Robert Dahl tarafından kavramsallaştırılan "poliarşi" (çoklar yönetimi) ve bu kavramın temelini oluşturan çoğulcu demokrasi teorisi, siyasal iktidarın toplumdaki dağılımı ile devletin bu süreçteki konumuna dair özgün bir perspektif sunar. Bu teorik çerçeveye göre, demokratik karar alma süreçlerinin işleyişi ve devletin rakip çıkar grupları karşısındaki rolüyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet, farklı ve çatışan çıkarlar arasında tarafsız bir hakem rolü üstlenir; iktidar ise tek bir merkezde toplanmak yerine çeşitli sivil toplum kuruluşları ve baskı grupları arasında dağılmıştır.

Cevap

Çoğulcu demokrasi ve poliarşi teorisine göre devlet, çatışan çıkarlar arasında tarafsız bir hakem rolü üstlenir ve iktidar toplumdaki çeşitli gruplar arasında dağılmış durumdadı.
Çoğulcu demokrasi teorisi ve Dahl'ın ampirik çalışması olan poliarşi, modern demokrasilerin 'tek bir merkezden' yönetilmediğini savunur. Bu sistemde siyasal iktidar, örgütlenme özerkliği sayesinde var olan çok sayıda baskı grubu, sendika ve dernek arasında dağılmıştır. Karar alma süreci, bu grupların çatışan çıkarlarının müzakere edilmesi ve devletin bu rekabette 'tarafsız bir hakem' (neutral arbiter) olarak denge kurmasıyla işler.

Adım Adım Çözüm

1
Çoğulcu (pluralist) modelin temel varsayımını analiz etme.
İktidarın tek bir merkezde (sınıf, elit veya çoğunluk partisi) toplanmadığı, aksine parçalı (fragmented) ve çok merkezli olduğu sonucuna varılır.
Robert Dahl'ın poliarşi kavramı, iktidarın farklı gruplar (sendikalar, dernekler, lobiler) arasında dağılmasını demokratikleşmenin ölçütü sayar.
2
Devletin bu sistemdeki konumunu belirleme.
Devletin bir tarafın temsilcisi değil, rekabet halindeki gruplar arasındaki 'oyun kurallarını' belirleyen tarafsız bir 'hakem' (arbiter) olduğu saptanır.
Çoğulcu kuramda devlet, rakip çıkarların uzlaştığı ve dengeye ulaştığı bir karar alma platformu sağlar.
3
Seçenekleri karşılaştırma ve hatalı modelleri eleme.
Çoğunlukçu (Westminster) model, Elitist teori ve Devletçi yaklaşımları içeren seçenekler elenir.
Bu modeller iktidarın dağılımını veya devletin tarafsızlığını reddeden yaklaşımlardır.

Anahtar Kavram

Çoğulcu Demokrasi ve Poliarşi

Daha Fazla Pratik

Robert Dahl'ın poliarşi için öngördüğü 7 kurumsal şartı (seçilmiş yetkililer, özgür seçimler, ifade özgürlüğü vb.) gözden geçirmek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 85Soru

Siyaset biliminde elitist teorinin kurucularından biri olan Gaetano Mosca'ya göre, sayıca az olan yönetenlerin (siyasal sınıf), sayıca çok olan yönetilenler karşısındaki en temel üstünlüğü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütlü bir yapıya sahip olmaları

Cevap

Yöneten azınlığın örgütlü bir yapıya sahip olması
Doğru yanıt olan örgütlü yapıya sahip olma durumu, Gaetano Mosca'nın elitist teorisindeki en temel argümandır. Mosca'ya göre azınlığın çoğunluğa hükmetmesinin temel nedeni, azınlığın kendi içinde hızla haberleşebilmesi, ortak çıkarlar etrafında birleşebilmesi ve disiplinli bir yapı kurabilmesidir. Bu durum 'örgütlü azınlığın örgütsüz çoğunluk üzerindeki zaferi' olarak özetlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Elitist teorinin temel varsayımını hatırla.
Toplum yöneten azınlık (seçkinler) ve yönetilen çoğunluk olarak ikiye ayrılır.
Teorinin ana çıkış noktası, demokrasilerde bile iktidarın her zaman küçük bir grubun elinde olduğudur.
2
Gaetano Mosca'nın 'Siyasal Sınıf' (The Ruling Class) analizini incele.
Azınlığın çoğunluk üzerindeki hakimiyetinin kaynağı örgütlenmedir.
Mosca'ya göre yüzlerce kişi, binlerce örgütsüz bireye karşı her zaman galip gelir çünkü azınlık daha kolay organize olur.
3
Diğer elitist kuramcılarla ilişki kur.
Robert Michels (Oligarşinin Tunç Yasası) ve Vilfredo Pareto (Seçkinlerin Dolaşımı) da benzer şekilde yönetenlerin örgütsel ve niteliksel üstünlüğüne vurgu yapar.
Teorik bütünlüğü sağlamak için bu kavramlar birbirini tamamlar.

Anahtar Kavram

Örgütlü Azınlık Hakimiyeti

Daha Fazla Pratik

Joseph Schumpeter'in 'demokratik elitizm' kavramını, liderler arası rekabet ve yöntem vurgusu üzerinden inceleyerek konuyu derinleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 86Soru

Normatif demokrasi teorileri, yurttaş-devlet ilişkisini ve siyasal katılımın amacını farklı ontolojik temellere dayandırır. Bir siyaset bilimi tartışmasında iki farklı demokratik ideal şu şekilde formüle edilmiştir:

I. İdeal: "Bireyler fayda maksimizasyonu peşinde koşan rasyonel aktörlerdir. Siyasal katılımın ve seçimlerin temel işlevi, yöneticilerin keyfi uygulamalarını frenleyerek 'sınırlı devlet' (limited government) aygıtını kurmak ve bireyin özel alanını güvence altına almaktır."
II. İdeal: "Siyaset, salt araçsal bir faaliyet değildir. Aktif siyasal katılım ve halk egemenliğinin (popular sovereignty) pratikte uygulanması, yurttaşların kamusal sorumluluk bilincini ve 'ahlaki öz-gelişimini' (moral self-development) sağlayan en önemli pedagojik süreçtir."

Bu metinde ifade edilen I. ve II. demokratik idealler ile bu ideallerin teorik temellerini atan düşünürler, aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. İdeal: Koruyucu Demokrasi (Jeremy Bentham) / II. İdeal: Geliştirici Demokrasi (John Stuart Mill)

Cevap

Doğru yanıt, I. İdealin Koruyucu Demokrasi (Jeremy Bentham), II. İdealin ise Geliştirici Demokrasi (John Stuart Mill) olarak eşleştirildiği seçenektir.
I. İdealde özetlenen faydacı, rasyonel insan doğası ve devleti sınırlamak için bir araç olarak görülen siyasal katılım anlayışı, doğrudan Jeremy Bentham ve James Mill'in şekillendirdiği 'Koruyucu Demokrasi' yaklaşımıdır. II. İdealde bahsedilen katılımın pedagojik bir süreç olması ve yurttaşın ahlaki öz-gelişimi (moral self-development) vurgusu ise John Stuart Mill'in savunduğu 'Geliştirici Demokrasi' modelinin kalbidir. Bu nedenle bu iki modelin ve düşünürlerinin verildiği seçenek kesin olarak doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
"I. İdeal" metnindeki anahtar kavramları (rasyonel aktör, araçsal katılım, sınırlı devlet, özel alanın güvencesi) analiz et.
Bu argümanların klasik liberalizmin ontolojik temellerine dayanan Koruyucu Demokrasi modeline ait olduğu tespit edilir.
Koruyucu demokrasi, siyasal katılımı devleti sınırlandıran ve bireyin negatif özgürlüğünü (piyasa faaliyetlerini) koruyan araçsal bir güvence olarak görür. Öncüleri Locke, J. Bentham ve James Mill'dir.
2
"II. İdeal" metnindeki anahtar kavramları (araçsal olmayan katılım, halk egemenliği, ahlaki öz-gelişim/moral self-development, pedagojik süreç) analiz et.
Bu argümanların siyasal katılımı bireyin entelektüel ve toplumsal gelişimi için şart koşan Geliştirici Demokrasi modeline ait olduğu tespit edilir.
J.J. Rousseau ve özellikle J.S. Mill, demokratik ve temsili kurumların temel değerinin, yurttaşların ahlaki kapasitelerini eğittiği ve geliştirdiği ölçüde ortaya çıkacağını savunur.
3
Elde edilen model ve düşünür eşleşmelerini seçeneklerdeki kombinasyonlarla karşılaştır.
I. İdeal için Koruyucu Demokrasi (Jeremy Bentham) ve II. İdeal için Geliştirici Demokrasi (John Stuart Mill) eşleştirmesi tam doğruluk sağlar.
Diğer eşleştirmelerde ya düşünürler ait oldukları ekollerin dışında verilmiş (örn. Rousseau'nun koruyucu sayılması) ya da idealler ilgisiz çağdaş modellere (Elitist, Çoğulcu) indirgenmiştir.

Anahtar Kavram

Koruyucu Demokrasi ve Geliştirici Demokrasi Arasındaki Ontolojik Farklar
Soru 87Soru

Robert Michels tarafından geliştirilen ve 'Oligarşinin Tunç Yasası' olarak adlandırılan kavramsallaştırma; en demokratik ideallere sahip organizasyonların ve siyasi partilerin bile zamanla kaçınılmaz olarak küçük bir grubun (seçkinlerin) yönetimine girmesini ifade eder. Michels'e göre, demokratik bir yapının kendi içinde bir oligarşiye dönüşmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütlü bir yapıya sahip olmanın ve uzmanlaşmanın getirdiği teknik ve bürokratik zorunluluklar.

Cevap

Örgütlü bir yapıya sahip olmanın ve uzmanlaşmanın getirdiği teknik ve bürokratik zorunluluklar.
Robert Michels, siyasi partiler ve sendikalar gibi demokratik yapılar üzerinde yaptığı incelemelerde, bu yapıların büyüklüğü ve karmaşıklığı arttıkça yönetimin kaçınılmaz olarak profesyonel bir yönetici kadrosunun (oligarşi) eline geçtiğini savunur. Bu durumun nedeni yöneticilerin kötü niyeti değil, örgütlenmenin teknik ve bürokratik bir zorunluluk olarak hiyerarşiyi dayatmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kavram analizi yapma
Robert Michels'in 'Oligarşinin Tunç Yasası' kavramı, 'Kim örgütlenme derse oligarşi demiş olur' cümlesiyle özetlenir.
Sorunun odağı olan Michels'in temel tezini belirlemek gerekir.
2
Neden-sonuç ilişkisi kurma
Büyük organizasyonlarda kararların hızlı ve etkili alınabilmesi için iş bölümü, uzmanlık ve hiyerarşi şarttır.
Demokrasiden oligarşiye geçişin nedenini örgütsel verimlilik ve teknik gereksinimlerde arayan seçeneği bulmak gerekir.

Anahtar Kavram

Oligarşinin Tunç Yasası (Michels)

Daha Fazla Pratik

Seçkinlerin dolaşımı (Pareto) ve Siyasal sınıf (Mosca) kavramlarının Michels ile hangi noktalarda birleşip ayrıldığını karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 88Soru

Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe tarafından temelleri atılan radikal demokrasi teorisinde, toplumsal alandaki çatışmanın (antagonizma) tamamen ortadan kaldırılamayacağı savunulur. Bu kurama göre demokratik siyasetin temel amacı, bu çatışmayı yok etmek değil; tarafları birbirini yok etmeye çalışan "düşmanlar" olmaktan çıkarıp, meşru sınırda mücadele eden "rakiplere" dönüştürmektir.

Buna göre, radikal demokrasi kuramında rakipler arasındaki bu demokratik mücadele biçimini ifade eden temel kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Agonizm

Cevap

Radikal demokrasi kuramında, çatışmanın meşru bir zeminde rakipler arasında sürdürülmesini ifade eden kavram agonizm (veya agonistik çoğulculuk) olarak adlandırılır.
Doğru cevap olan ifade, Chantal Mouffe'un geliştirdiği bir kavramdır. Bu anlayışa göre siyaset, rasyonel bir uzlaşı arayışı değil, karşıt kimliklerin birbirini düşman olarak değil meşru rakipler olarak gördüğü bir 'agonistik' mücadele alanıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kuramsal çerçeveyi belirle.
Laclau ve Mouffe'un radikal demokrasi teorisi, çatışmanın (antagonizma) siyasetin özünde olduğunu kabul eder.
Soruda verilen ipuçları (Laclau, Mouffe, düşman yerine rakip) doğrudan bu teoriyi işaret etmektedir.
2
İlgili kavramı saptayın.
Düşmanlık (antagonizma) ilişkisinin demokratik bir çerçeveye oturtularak rakip (adversary) ilişkisine dönüştürülmesine 'agonizm' denir.
Agonizm, siyasal alanı tamamen barışçıl bir uzlaşı yeri olarak değil, canlı bir mücadele alanı olarak tanımlar.

Anahtar Kavram

Agonistik Çoğulculuk

Daha Fazla Pratik

Laclau ve Mouffe'un 'eşdeğerlik zinciri' ve 'hegemonya' kavramlarını inceleyerek radikal demokrasinin kimlik siyasetiyle ilişkisini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 89Soru

Demokrasiyi yalnızca periyodik seçimler aracılığıyla liderlerin belirlendiği bir 'kurumsal düzenleme' olarak gören ana akım yaklaşımlara karşı çıkan C. B. Macpherson ve Carole Pateman, seçmen ilgisizliğinin (apatisinin) sistemin doğal bir özelliği değil, mevcut yapısal eşitsizliklerin bir sonucu olduğunu ileri sürer. Bu düşünürlere göre, bireylerin kendi yaşamlarını etkileyen kararlara müdahil olamaması, onlarda bir siyasal yetersizlik ve özgüven eksikliği yaratmaktadır.

Buna göre, katılımcı demokrasi kuramının söz konusu yetersizlik duygusunu aşmak ve demokratik bilinci yerleştirmek için öne sürdüğü temel yapısal çözüm aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Otorite ve karar alma süreçlerinin devlet aygıtının ötesine geçerek, endüstriyel işletmeler ve sivil toplum kurumları gibi bireyin doğrudan içinde bulunduğu gündelik alanlarda da demokratikleştirilmesi

Cevap

Otorite ve karar alma süreçlerinin devlet aygıtının ötesine geçerek, endüstriyel işletmeler ve sivil toplum kurumları gibi bireyin doğrudan içinde bulunduğu gündelik alanlarda da demokratikleştirilmesi.
Katılımcı demokrasi kuramı, klasik temsilî ve elitist modellerin aksine demokrasinin sadece siyasal (devlet) alanda kalmasını yetersiz bulur. Carole Pateman'a göre, bireyin siyasete katılımını artırmak ve apatisini yenmek için onun önce kendi özel alanında (özellikle işyeri/endüstriyel alanlarda) otoriteye ortak olması gerekir. Bu katılım pratiği, bireyin özgüvenini ve siyasal yeterliğini geliştiren eğitsel bir işleve sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünde bahsedilen C. B. Macpherson ve Carole Pateman'ın temsil ettiği kuramın (Katılımcı Demokrasi) soruna yaklaşımını analiz et.
Bu düşünürler, siyasal apatinin nedenini bireylerin sadece seçim zamanı oy kullanıp diğer zamanlarda karar süreçlerinden dışlanmasına bağlamaktadır.
Sorunun kaynağını doğru tespit etmek, kuramın önerdiği çözüm mekanizmasını bulmanın ilk adımıdır.
2
Katılımcı demokrasinin 'siyasal yetersizlik' duygusunu aşmak için önerdiği mekanizmayı belirle.
Kurama göre bireylerin siyasal yetkinlik kazanması, ancak zamanlarının çoğunu geçirdikleri işyeri, yerel topluluk ve okullarda karar alma süreçlerine doğrudan katılmalarıyla mümkündür.
Katılımcı demokrasiyi diğer kuramlardan ayıran en temel özellik, demokratikleşmeyi makro düzeyden (devlet) mikro düzeye (gündelik yaşam/işyeri) indirmesidir.
3
Seçenekleri analiz ederek diğer demokrasi kuramlarını (Elitist, Çoğulcu, Müzakereci) ele.
Uzmanlaşmış kadro seçimi elitist; çıkar gruplarının rekabeti çoğulcu; rasyonel argümanlarla ikna müzakereci kuramlara aittir. Karar alma süreçlerinin gündelik alanlara (endüstri vb.) genişletilmesi katılımcı modelin çözümüdür.
KPSS düzeyinde bu kuramlar arasındaki ince kavramsal ayrımları doğru eşleştirmek doğru yanıta ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Katılımcı Demokrasi Teorisi ve Toplumsal/Gündelik Alanların Demokratikleşmesi
Soru 90Soru

Demokratik geçiş sürecini başarıyla tamamlamış bir ülkede; özgür seçimlerin yapılmasına ve sivil toplumun aktif olmasına rağmen, merkezi hükümetin vergi toplama kapasitesinin yetersizliği, kamu düzenini sağlamada zorlanması ve yasal düzenlemeleri ülkenin her bölgesinde etkin şekilde uygulayamaması, Juan Linz ve Alfred Stepan'ın kuramına göre pekişmiş (konsolide) bir demokrasi yolundaki hangi temel eksikliğe işaret eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet bürokrasisinin 'kullanılabilir' bir aygıt olarak yetersizliği

Cevap

Devlet bürokrasisinin 'kullanılabilir' bir aygıt olarak yetersizliği
Doğru cevap olan devlet bürokrasisinin 'kullanılabilir' bir aygıt olarak yetersizliği seçeneği, Linz ve Stepan'ın 'statelessness' (devletsizlik) veya zayıf devlet kapasitesi durumunda demokrasinin pekişemeyeceği tezine dayanır. Yazarlara göre, demokratik bir hükümetin meşruiyetini koruyabilmesi ve vatandaşlara hizmet sunabilmesi için vergi toplama, kamu düzenini sağlama ve yasaları icra etme yeteneğine sahip 'rasyonel-yasal' bir bürokrasiye sahip olması zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryoyu analiz etme
Seçimlerin ve sivil toplumun var olduğu ancak devletin uygulama kapasitesinin (vergi, asayiş, yasal icra) zayıf olduğu tespit edilir.
Sorunun hangi 'pekişme alanı' (arena) ile ilgili olduğunu belirlemek için eksik olan unsurun niteliği anlaşılmalıdır.
2
Linz ve Stepan'ın beşli modelini hatırlama
Sivil Toplum, Siyasi Toplum, Hukuk Devleti, Devlet Bürokrasisi ve Ekonomik Toplum alanları değerlendirilir.
Teorik çerçeve içindeki her bir alanın spesifik işlevleri ile senaryo eşleştirilmelidir.
3
Kullanılabilir devlet aygıtı kavramını uygulama
Devletin vergi toplama ve yasaları icra etme gücünün 'Devlet Bürokrasisi' arenasına ait olduğu sonucuna varılır.
Demokratik bir hükümetin kararlarını hayata geçirebilmesi için rasyonel-yasal bir idari aygıta ihtiyacı vardır; bu yoksa demokrasi pekişemez.

Anahtar Kavram

Linz ve Stepan'ın Demokratik Konsolidasyon Alanları (Özellikle 'Usable State' / Kullanılabilir Devlet)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 91Soru

Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe’un *Hegemonya ve Sosyalist Strateji* adlı eserinde temellendirilen radikal demokrasi anlayışı; liberalizmin 'rasyonel uzlaşı' (consensus) idealine karşı, siyasal alanın kurucu bir parçası olan 'antagonizma' kavramını öne çıkarır. Bu kurama göre, toplumsal kimlikler önceden belirlenmiş sabit özler değil, 'eşdeğerlik zincirleri' aracılığıyla sürekli yeniden kurulan ve 'eklemlenen' (*articulation*) dinamik yapılar olup; gerçek bir demokratik siyaset, farklılıkların rasyonel bir paydada eritildiği bir oydaşma yerine bu çatışmalı yapının tanınmasını gerektirir.

Buna göre, radikal demokrasinin savunduğu 'agonistik çoğulculuk' modelinde demokratik siyasetin temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Düşmanlık (antagonizma) ilişkisini, demokratik ilkeler zemininde birbirini meşru rakip olarak gören taraflar arasındaki bir mücadeleye (agonizma) dönüştürmek.

Cevap

Düşmanlık ilişkisini, tarafların birbirini meşru rakip olarak gördüğü agonistik bir mücadeleye dönüştürmek.
Radikal demokrasi kuramcıları Laclau ve Mouffe'a göre, liberal demokrasinin rasyonel bir ortak iyi üzerinde tam bir uzlaşıya varma hedefi hem imkansız hem de antidemokratiktir. Doğru yanıt olan agonistik mücadele vurgusu, siyasetin amacının 'düşmanlık' ilişkisini, tarafların birbirinin demokratik haklarını tanıdığı bir 'rakiplik' zeminine çekmektir. Bu sayede çatışma bastırılmaz, aksine demokratik bir enerjiye dönüştürülür.

Adım Adım Çözüm

1
Radikal demokrasinin liberal uzlaşı modeline yönelik eleştirisini analiz etme.
Kuramın, rasyonel bir zeminde herkesin üzerinde anlaştığı bir 'nihai uzlaşı' fikrini reddettiği belirlenir.
Siyasetin özünde çatışmanın (antagonizma) olduğu varsayılır.
2
Agonizma kavramının içeriğini tanımlama.
Antagonizmanın (düşmanlık) agonizmaya (rakiplik) dönüştürülmesi gerektiği tespit edilir.
Agonistik siyasette taraflar birbirini yok edilmesi gereken 'düşmanlar' olarak değil, meşru 'rakipler' olarak görür.
3
Siyasetin amacını kuramsal çerçevede belirleme.
Amacın çatışmayı yok etmek değil, onu demokratik kanallara aktarmak olduğu sonucuna varılır.
Toplumsal olan her zaman çatışmalıdır ve bu çatışma 'eklemlenme' süreçleriyle sürekli yeniden kurulur.

Anahtar Kavram

Agonistik Çoğulculuk ve Antagonizma

Daha Fazla Pratik

Laclau ve Mouffe'un 'boş gösteren' (empty signifier) kavramının hegemonya inşasındaki rolünü inceleyen sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 92Soru

Samuel Huntington tarafından geliştirilen ve bir ülkedeki demokratikleşme sürecinin başarıya ulaştığını, rejimin pekişmiş (konsolide) olduğunu kanıtlamak için iktidarın seçimler yoluyla en az iki kez barışçıl bir şekilde el değiştirmesi gerektiğini savunan kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İki nöbet değişimi testi

Cevap

İki nöbet değişimi testi
İki nöbet değişimi testi, Samuel Huntington tarafından 'Üçüncü Dalga' çalışmasında önerilen ampirik bir ölçüttür. Bu teste göre, bir ülkede demokratik bir rejim kurulduktan sonra, seçimle gelen ilk iktidar seçimi kaybedip yerini barışçıl bir şekilde rakiplerine bırakıyor ve bu yeni gelenler de bir sonraki seçimde yine barışçıl bir şekilde iktidarı devrediyorsa, o ülkede demokrasi pekişmiş kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Huntington'ın demokratik pekişme (konsolidasyon) konusundaki temel ampirik kriterini hatırla.
Huntington, demokrasinin kalıcı hale geldiğini anlamak için iktidarın el değiştirmesine odaklanır.
Konsolidasyon, rejimin artık yıkılma tehlikesi taşımaması durumudur.
2
Soru kökündeki 'iktidarın en az iki kez el değiştirmesi' ifadesini ilgili kavramla eşleştir.
Bu ifade doğrudan 'İki nöbet değişimi testi' (Two-turnover test) kavramına karşılık gelir.
Bu test, hem iktidarı kaybedenlerin gitmeyi, hem de kazananların demokratik kurallarla yönetmeyi kabul ettiğini gösteren en somut göstergedir.

Anahtar Kavram

İki Nöbet Değişimi Testi (Two-Turnover Test)

Daha Fazla Pratik

Huntington'ın Üçüncü Dalga teorisinin başlangıç noktası olan Karanfil Devrimi'nin tarihsel önemini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 93Soru

Samuel P. Huntington, 19741974’te Portekiz’deki 'Karanfil Devrimi' ile başladığını kabul ettiği 'Üçüncü Dalga' demokratikleşme sürecini belirli dinamiklerin bir araya gelmesiyle açıklar. Huntington'ın bu kuramsal çerçevesine göre, aşağıdakilerden hangisi Üçüncü Dalga'nın ortaya çıkmasında etkili olan temel faktörler arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgeci güçlerin çekilmesiyle Asya ve Afrika’da kurulan yeni devletlerin bağımsızlık süreçleri

Cevap

İkinci Dünya Savaşı sonrası sömürge yönetimlerinin tasfiyesiyle yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkması Üçüncü Dalga'nın değil, İkinci Dalga'nın bir özelliğidir.
Samuel Huntington'a göre Üçüncü Dalga (19741974-günümüz); otoriter rejimlerin performans yetersizliği (meşruiyet krizi), 19601960'ların ekonomik büyümesiyle orta sınıfın güçlenmesi, Katolik Kilisesi'nin doktriner dönüşümü (Vatikan II), dış aktörlerin (ABD, AT) tutum değişikliği ve kar topu etkisi ile açıklanır. Sömürge yönetimlerinin tasfiyesi ve Asya/Afrika'daki bağımsızlık hareketleri ise İkinci Dünya Savaşı sonrasına (19431943-19621962) denk gelen 'İkinci Dalga'nın temel özelliğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Huntington'ın demokratikleşme dalgalarını tarihsel dönemlere ayırın.
Birinci Dalga (18281828-19261926), İkinci Dalga (19431943-19621962) ve Üçüncü Dalga (19741974-Günümüz).
Soru Üçüncü Dalga'nın nedenlerini sorguladığı için diğer dönemlerden ayrılan özellikleri bulmak gerekir.
2
Üçüncü Dalga'yı tetikleyen beş temel faktörü analiz edin.
Meşruiyet krizleri, küresel ekonomik büyüme, Katolik Kilisesi'ndeki değişim, dış aktörlerin baskısı ve kar topu etkisi.
Huntington'ın tezindeki nedensel faktörleri doğrulamak için gereklidir.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri bu faktörlerle eşleştirin.
Sömürgeciliğin tasfiyesi İkinci Dalga'nın (19431943-19621962) en belirgin özelliğidir.
Yanlış olanın (kronolojik olarak farklı olanın) tespiti sağlanır.

Anahtar Kavram

Huntington'ın Demokratikleşme Dalgaları (Üçüncü Dalga Dinamikleri)
Soru 94Soru

Samuel Huntington’ın Üçüncü Dalga (19741974-günümüz) teorisinde vurguladığı "kurumsal aktörlerin tutum değişikliği" faktörü, özellikle Katolik Kilisesi’nin 19601960’lı yıllardaki İkinci Vatikan Konsili ile geçirdiği dönüşümü kapsar. Bu dönüşümle Kilise, otoriter rejimlerin meşruiyet kaynağı olmaktan çıkmış; "taban cemaatleri" (base communities) aracılığıyla demokratikleşme taleplerini örgütleyen bir merkez haline gelmiştir. Buna göre Kilise'nin bu yeni rolü, Juan Linz ve Alfred Stepan’ın pekişmiş bir demokrasi için zorunlu gördüğü beş temel alandan (arenas) hangisinin gelişmesine ve özerklik kazanmasına en doğrudan katkıyı sağlamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sivil Toplum

Cevap

Kilise'nin taban örgütlenmeleri aracılığıyla toplumsal talepleri organize etmesi, sivil toplumun (Civil Society) güçlenmesini sağlar.
Doğru yanıt olan Sivil Toplum seçeneği, Linz ve Stepan'ın kuramında 'kendi kendini organize eden, devletten özerk ve yasalarca korunan grupların oluşturduğu alan' olarak tanımlanır. Huntington'ın vurguladığı Katolik Kilisesi'nin dönüşümü, özellikle taban cemaatleri ve insan hakları grupları aracılığıyla otoriter rejimlere karşı toplumsal bir direnç alanı oluşturmuştur. Bu gruplar ne bir siyasi parti (siyasi toplum) ne de bir devlet aygıtı (bürokrasi) oldukları için doğrudan sivil toplumun canlanmasına ve demokratik geçişin toplumsal tabanının güçlenmesine hizmet etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Huntington'ın faktörünü analiz et
Katolik Kilisesi'nin tutum değişikliği, toplumun alt tabakalarında özerk örgütlenmeleri (base communities) teşvik etmiştir.
Üçüncü dalga tetikleyicilerini Linz ve Stepan'ın yapısal alanlarıyla ilişkilendirmek için ilk adım aktörün etkisini belirlemektir.
2
Linz ve Stepan'ın beş alanını (arenas) gözden geçir
Kendi kendini organize eden, devletten özerk grupların bulunduğu alan 'Sivil Toplum'dur.
Kiliseye bağlı taban cemaatleri, devlet kontrolü dışındaki gönüllü ve özerk toplumsal yapılar olarak sivil toplumun tanımına tam olarak uyar.
3
Diğer alanları ele
Siyasi toplum partileri, hukuk devleti yasaları, bürokrasi idareyi, ekonomik toplum ise piyasa düzenini kapsar.
Toplumsal mobilizasyon ve özerklik vurgusu doğrudan sivil topluma işaret eder.

Anahtar Kavram

Demokratikleşme Sürecinde Sivil Toplum ve Kurumsal Aktörlerin Rolü
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 95Soru

Robert Dahl, modern temsili demokrasileri tanımlamak için kullandığı 'poliarşi' kavramını; örgütlenme özerkliği, ifade özgürlüğü ve alternatif bilgi kaynakları gibi bir dizi kurumsal gereklilik üzerine inşa eder. Çoğulcu (pluralist) perspektifin bu temel yaklaşımına göre, siyasal sistemdeki güç dağılımı ve devletin karar alma süreçlerindeki konumuyla ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal iktidar toplumda farklı güç merkezleri arasında dağılmıştır; devlet ise bu otonom grupların rekabet ettiği bir arena ve çatışan çıkarları uzlaştıran bir hakem işlevi görür.

Cevap

Siyasal iktidarın toplumdaki farklı otonom güç merkezleri arasında dağıldığını ve devletin bu süreçte çatışan çıkarlar arasında bir dengeleyici/hakem rolü üstlendiğini belirten seçenek doğrudur.
Çoğulcu demokrasi ve poliarşi modelinin özü, siyasal iktidarın toplumun farklı kesimlerini temsil eden otonom gruplar arasında bölünmüş olmasıdır. Robert Dahl'ın 'örgütlenme özerkliği' vurgusu, bu grupların devletten bağımsız hareket edebilmesini sağlar. Bu sistemde devlet, belirli bir grubun tarafını tutmak yerine, farklı ve genellikle çatışan çıkarların (işçi sendikaları, işveren dernekleri, sivil toplum örgütleri vb.) taleplerini müzakere ve pazarlık yoluyla bir dengeye oturtan bir hakem veya nötr bir arena işlevi görür.

Adım Adım Çözüm

1
Poliarşinin kurumsal gerekliliklerini analiz et.
Robert Dahl'ın poliarşi modeli, iktidarın tek bir merkezde toplanmadığı, örgütlenme özerkliğinin ve grup rekabetinin esas olduğu bir yapıyı öngörür.
Çoğulcu demokrasinin temelinde güçler ayrılığı ve iktidarın toplumsal gruplar arasında yayılması yatar.
2
Devletin çoğulcu teorideki rolünü tanımla.
Devlet, kendi başına bağımsız bir çıkar odağı olmaktan ziyade, farklı baskı gruplarının ve çıkar çevrelerinin taleplerini dengeleyen bir 'arena' veya 'hakem' olarak konumlanır.
Karar alma süreçleri, rakip elitler ve gruplar arasındaki pazarlıklar sonucunda şekillenir.
3
Seçenekleri karşılaştırarak yanlış modelleri ele.
İktidarın tek bir azınlıkta toplandığını söyleyen (elitist) ve sınırsız çoğunluk iradesini savunan (çoğunlukçu) modeller elenir.
Poliarşi, hem elitizmin 'tekil iktidar' hem de çoğunlukçuluğun 'mutlak çoğunluk' yaklaşımlarına karşı bir alternatif sunar.

Anahtar Kavram

Poliarşide Güç Dağılımı ve Devletin Hakem Rolü
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 96Soru

Marksist siyaset teorisi, liberal demokrasileri üretim araçlarının mülkiyetine dayalı yapısal eşitsizlikleri maskeleyen bir 'biçimsel demokrasi' olarak nitelerken; sosyal demokrasi mevcut siyasal kurumların evrimci bir yöntemle reforme edilebileceğini savunur. Marksist literatürde savunulan 'proletarya diktatörlüğü' ve 'halk demokrasisi' modellerini, sosyal demokrat yaklaşımdan ayıran temel ontolojik fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut devlet aygıtının özü gereği bir 'sınıf egemenliği' aracı olduğu kabul edilerek, bu yapının parçalanması ve mülksüzlerin egemenliğine dayalı yeni bir siyasal örgütlenmenin zorunluluğu

Cevap

Mevcut devlet aygıtının bir 'sınıf egemenliği' aracı olarak görülüp tasfiye edilmesini ve yerine emeğin egemenliğinin kurulmasını savunan seçenek doğrudur.
Doğru yanıt olan seçenek, Marksist teorinin devlete bakışındaki 'araçsal' niteliği en net şekilde ortaya koymaktadır. Marksizme göre liberal demokrasi sadece 'biçimsel'dir çünkü ekonomik güç eşitsizliği varken siyasal eşitlik mümkün değildir. Bu nedenle, mevcut devlet mekanizmasının (bürokrasi, ordu, yasalar) olduğu gibi devralınması değil, parçalanması ve yerine proletaryanın kendi egemenliğini kurması (proletarya diktatörlüğü) bir zorunluluk olarak görülür. Bu, sosyal demokrasinin 'mevcut yapıyı reforme ederek dönüştürme' anlayışından radikal bir kopuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin Niteliğini Analiz Etme
Marksizme göre devlet tarafsız değildir; üretim araçlarına sahip olan sınıfın baskı aracıdır (sınıf egemenliği).
Teorik ayrımın temel noktası devletin ontolojik (varlıksal) statüsüdür.
2
Dönüşüm Yöntemlerini Karşılaştırma
Sosyal demokrasi 'evrim/reform' (mevcut yapıyı iyileştirme) derken, Marksizm 'devrim' (mevcut yapıyı parçalama) der.
Dönüşüm stratejisi, iki ideoloji arasındaki pratik uçurumu oluşturur.
3
Geçiş Modellerini Belirleme
Proletarya diktatörlüğü ve halk demokrasisi, sosyalizme geçişte burjuva demokrasisinin kurumlarını reddeden modellerdir.
Bu modeller, liberal-demokratik yapıların ötesinde bir 'gerçek demokrasi' iddiası taşır.

Anahtar Kavram

Devletin Sınıf Karakteri ve Devrimci Dönüşüm

Daha Fazla Pratik

Karl Marx'ın 'Fransa'da İç Savaş' eserinde Paris Komünü üzerinden devlet aygıtına yönelik geliştirdiği eleştirileri inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 97Soru

Bir yerel yönetim, kentin ana meydanının yeniden düzenlenmesi sürecinde farklı sivil toplum kuruluşları ve esnaf temsilcileriyle bir araya gelmiştir. Toplantıda taraflar, kendi öncelikli çıkarlarından taviz vermeksizin ve mevcut siyasal tercihlerini değiştirmeksizin, karşılıklı ödünler (pazarlık) yoluyla bir uzlaşıya varmışlardır. Alınan karar, katılımcıların çoğunluğu tarafından onaylanmış ve mevcut yasal prosedürlere uygun şekilde yürürlüğe konulmuştur.

Jürgen Habermas'ın "iletişimsel eylem" kuramı temelinde şekillenen müzakereci (deliberatif) demokrasi anlayışı açısından, bu sürecin demokratik meşruiyetine yöneltilecek en temel eleştiri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sürecin, rasyonel bir tartışma ortamında özneler arası bir anlayış birliği hedeflemek yerine, aktörlerin sabit çıkarlarını koruduğu stratejik eylemlere dayanması

Cevap

Sürecin, rasyonel bir tartışma ortamında özneler arası bir anlayış birliği hedeflemek yerine, aktörlerin sabit çıkarlarını koruduğu stratejik eylemlere dayanması
Doğru yanıt olan ifade doğrudur çünkü Habermas'ın müzakereci demokrasi modelinde meşruiyetin kaynağı, aktörlerin kendi dar çıkarları için yürüttükleri pazarlıklar (stratejik eylem) değil, kamusal alanda yürütülen ve tarafların birbirini ikna ederek anlayış birliğine (consensus) ulaştığı iletişimsel eylemlerdir. Senaryoda tarafların tercihlerinin sabit kalması ve sadece ödün verilmesi, sürecin müzakereci değil, toplamacı (pazarlıkçı) bir mantıkla işlediğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki eylem türünü analiz etme
Senaryoda tarafların görüşlerinin değişmediği, sadece karşılıklı ödünlerle (pazarlık) bir sonuca ulaşıldığı görülmektedir.
Müzakereci demokrasi ile 'toplamacı' (aggregative) modeller arasındaki temel farkı anlamak için eylemin doğasını belirlemek gerekir.
2
Habermas'ın kuramsal çerçevesini uygulama
Habermas'a göre pazarlık 'stratejik eylem'dir; meşruiyet ise sadece 'iletişimsel eylem' (anlayış birliği hedefleyen tartışma) ile sağlanır.
Müzakereci modelde meşruiyet, oyların toplamından değil, argümanların rasyonelliğinden doğar.
3
Eleştiri noktasını belirleme
Tarafların tercihlerinin tartışma sürecinde dönüşmemiş olması, müzakereci demokrasinin 'tercih dönüşümü' (preference transformation) ilkesine aykırıdır.
Stratejik pazarlık, müzakereci demokrasinin rasyonel ikna ve özneler arası anlayış birliği idealini karşılamaz.

Anahtar Kavram

İletişimsel Eylem ve Stratejik Eylem Ayrımı
Soru 98Soru

Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe tarafından kaleme alınan 'Hegemonya ve Sosyalist Strateji' adlı eserde; toplumsal kimliklerin sabit olmadığı, farklı tikel taleplerin bir 'eşdeğerlik zinciri' aracılığıyla eklemlendiği (articulation) ve siyasetin kurucu öğesinin 'antagonizma' (uzlaşmaz karşıtlık) olduğu vurgulanır. Yazarlar, liberal ve müzakereci demokrasi modellerinin rasyonel bir konsensüs ile çatışmayı tamamen aşma çabasını, demokratik siyaseti felce uğratan 'siyaset-sonrası' (post-political) bir yaklaşım olarak eleştirirler.

Bu kuramsal çerçevede; demokratik bir düzenin asıl başarısının çatışmayı yok etmek değil, tarafların birbirini 'yok edilmesi gereken düşmanlar' yerine 'meşru hasımlar' olarak gördüğü bir mücadele alanına dönüştürmek olduğunu savunan yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Agonistik Çoğulculuk

Cevap

Radikal demokrasi kuramında toplumsal çatışmanın hasımlık ilişkisine dönüştürülmesini savunan yaklaşım Agonistik Çoğulculuktur.
Agonistik Çoğulculuk yaklaşımı, Chantal Mouffe tarafından geliştirilmiştir ve demokratik siyasetin amacının çatışmayı (antagonizma) tamamen ortadan kaldırmak değil, onu demokratik kurumlar içinde 'hasımlık' (agonizma) ilişkisine dönüştürmek olduğunu savunur. Bu modelde taraflar birbirini yok edilmesi gereken 'düşman' olarak değil, fikirlerine katılmasalar da varlık hakkına saygı duydukları 'hasımlar' olarak görürler.

Adım Adım Çözüm

1
Kuramsal çerçevenin ve temel kavramların analizi
Soruda geçen 'eşdeğerlik zinciri', 'eklemlenme' ve 'antagonizma' kavramlarının Laclau ve Mouffe'un Radikal Demokrasi kuramına ait olduğu tespit edilir.
Teoriyi ve savunucularını doğru teşhis etmek çözümün ilk adımıdır.
2
Liberal/Müzakereci model ile farkın belirlenmesi
Radikal demokrasinin 'rasyonel uzlaşma' (konsensüs) idealini bir yanılsama olarak reddettiği ve çatışmanın kurucu rolünü vurguladığı anlaşılır.
Çatışmanın niteliği, radikal demokrasiyi diğer teorilerden ayıran en temel farktır.
3
Düşman-hasım ayrımının kavramsallaştırılması
Antagonizmanın (düşmanlık) demokratik kurallar içinde agonizmaya (meşru hasımlık) dönüştürülmesi sürecinin 'Agonistik Çoğulculuk' olarak adlandırıldığı sonucuna varılır.
Chantal Mouffe'un agonistik modelinin merkezinde bu dönüşüm yer alır.

Anahtar Kavram

Radikal Demokrasi ve Agonistik Çoğulculuk
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 99Soru

Siyaset bilimi literatüründe demokrasinin doğasına ilişkin yapılan bir tartışmada, bir akademisyen şu eleştiriyi yöneltmektedir:

"Eğer bu teoriyi kabul edersek, vatandaşları sadece belirli dönemlerde siyasal pazara giren edilgen tüketiciler olarak konumlandırmış oluruz. Bu durumda demokrasi, halkın kendi kendini yönetme ideali olmaktan çıkar; yalnızca 'siyasal girişimcilerin' liderlik yetkisini elde etmek için rekabet ettiği biçimsel bir oy pazarlama tekniğine dönüşür."

Bu eleştiri; Mosca'nın "siyasal sınıf", Pareto'nun "seçkinlerin dolaşımı" ve Michels'in "oligarşinin tunç yasası" şeklindeki klasik azınlık yönetimi tezlerini modern temsili kurumlara uyarlayan bir demokrasi teorisine yöneltilmiştir.

Buna göre, parçada eleştirilen teorinin (elitist demokrasi yaklaşımının) temel varsayımlarını yansıtan ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Demokrasi; ortak iyiyi arayan rasyonel seçmenlerin genel iradesini yansıtan bir amaç değil, yetki talep eden elit kadrolar arasında tercih yapma imkânı sunan kurumsal bir yöntemdir.

Cevap

Doğru cevap, demokrasinin rasyonel bir genel irade arayışı olmaktan ziyade, yetki talep eden elitler arasında tercih yapma imkânı sunan kurumsal bir yöntem olduğunu belirten ifadedir.
Parçada eleştirisi yapılan ve klasik elitistlerin (Mosca, Pareto, Michels) tezleri üzerine inşa edilen teori, Joseph Schumpeter'in geliştirdiği 'Elitist Demokrasi' (Rekabetçi Liderlik) modelidir. Bu teori, klasik demokrasinin 'ortak iyi' ve 'genel irade' gibi ahlaki ve normatif varsayımlarını reddeder. Bunun yerine demokrasiyi; karar alma yetkisini kazanmak isteyen siyasal liderlerin (elitlerin), halkın oyları uğruna serbestçe rekabet ettikleri kurumsal, biçimsel ve yöntemsel bir mekanizma olarak tanımlar. Seçmenlerin yegâne görevi, alternatif lider kadroları arasından birini tercih etmektir. Bu nedenle, demokrasiyi rasyonel bir genel irade yansımasından ziyade kurumsal bir yöntem olarak niteleyen ifade teorinin temel varsayımıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki akademisyenin eleştirisi analiz edilerek hangi demokrasi teorisinin hedef alındığı tespit edilir.
'Siyasal girişimcilerin rekabeti', 'oy pazarlama tekniği' ve 'edilgen tüketici' vurgularından hareketle eleştirilen teorinin Schumpeter'in öncülük ettiği 'Elitist Demokrasi' (Rekabetçi Liderlik) modeli olduğu anlaşılır.
Soruda hedeflenen kavramı bulmak için metindeki anahtar kelimeler teoriyle eşleştirilmelidir.
2
Soru kökündeki Mosca, Pareto ve Michels vurgusuyla klasik elitizm mirasının bu teoriye nasıl aktarıldığı değerlendirilir.
Elitist teorinin, halkın kendi kendini doğrudan yönetmesini bir illüzyon olarak gördüğü ve iktidarın her zaman örgütlü bir azınlığın elinde olacağını varsaydığı belirlenir.
Teorinin felsefi arka planı anlaşıldığında çeldirici nitelikteki diğer yaklaşımlar daha kolay elenir.
3
Seçeneklerde yer alan ifadelerin hangi demokrasi veya siyaset teorilerine ait olduğu tek tek incelenir.
Çoğulcu, Marksist ve Katılımcı yaklaşımlara ait ifadeler ile Michels'in 'Oligarşinin Tunç Yasası' ile çelişen (örgüt büyüdükçe taban otoritesinin artacağını savunan) seçenek elenir.
KPSS formatında çeldiriciler genellikle rakip teorilerin doğru varsayımlarıdır, bu nedenle teorik ayrım yapılmalıdır.
4
Parçada eleştirilen elitist demokrasi teorisine ait gerçek ve doğru varsayım tespit edilir.
Demokrasiyi ahlaki bir amaç olmaktan çıkarıp elitler arası rekabete dayalı kurumsal bir prosedür (yöntem) olarak tanımlayan ifade seçilir.
Schumpeter'in modelinin en ayırt edici özelliği demokrasinin usule ve biçimsel rekabete indirgenmesidir.

Anahtar Kavram

Elitist Demokrasi Teorisi ve Schumpeter'in Rekabetçi Liderlik Modeli
Soru 100Soru

Bir siyasal sistemde, temel anayasal kurumlar işlerliğini korumakta, siyasal aktörler iktidar mücadelesini sandık meşruiyeti çerçevesinde yürütmekte ve rejimi devirmeye yönelik aktif bir şiddet hareketi bulunmamaktadır. Ancak yapılan derinlemesine mülakatlar ve anketler, olası bir sistemik kriz veya ekonomik çöküş anında hem yönetici elitlerin hem de geniş halk kitlelerinin "istikrar adına" demokrasi dışı otoriter alternatifleri hâlâ makul birer seçenek olarak gördüğünü kanıtlamaktadır.

Juan Linz ve Alfred Stepan'ın demokratik pekişme (konsolidasyon) kuramı uyarınca, bu durumdaki bir ülkede demokrasinin tam anlamıyla pekişmesi için aşılması gereken temel eksiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tutumsal (Attitudinal) pekişme boyutu

Cevap

Söz konusu ülkedeki temel eksiklik, halkın ve elitlerin demokrasi dışı alternatiflere duyduğu inançtan kaynaklanan Tutumsal (Attitudinal) pekişme boyutudur.
Doğru cevap olan tutumsal pekişme boyutu, Linz ve Stepan'a göre bir demokrasinin zihinsel olarak 'şehrin tek oyunu' haline gelmesidir. Senaryoda belirtilen 'kriz anında otoriter alternatifleri makul görme' durumu, halkın ve elitlerin demokrasiye olan bağlılığının araçsal olduğunu ve krizlere karşı dirençli (tutumsal olarak pekişmiş) olmadığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryoyu analiz edin.
Aktif bir rejim karşıtı hareket yok (Davranışsal pekişmiş) ve seçim süreci işliyor (Anayasal/Hukuki görünüm uygun).
Mevcut durumun hangi pekişme kriterlerini karşıladığını belirlemek gerekir.
2
Problematik alanı tespit edin.
Kriz anında otoriter rejimlerin bir seçenek olarak görülmesi bir 'meşruiyet' ve 'inanç' sorunudur.
Sorunun kaynağının eylemden ziyade tutum ve düşünce düzeyinde olduğunu anlamak kritiktir.
3
Linz ve Stepan'ın 3 boyutlu modelini uygulayın.
Demokrasinin sadece prosedürde kalmayıp zihinlerde de 'tek seçenek' haline gelmesi Tutumsal boyutun gereğidir.
Bilimsel kuramın doğru boyutuyla eşleştirme yapılır.

Anahtar Kavram

Demokratik Pekişmenin (Konsolidasyon) Üç Boyutu: Davranışsal, Tutumsal ve Anayasal.
ÖncekiSayfa 5 / 9Sonraki
Demokrasi Teorileri Alıştırma Soruları — KPSS Kamu Yönetimi — Sayfa 5 | Examkin