Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 soru

Soru 421Soru

Uluslararası hukukta öğretinin (doktrin) hukuki niteliği ve işlevi göz önüne alındığında, bu kaynağın kullanımına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Öğreti, kendi başına bağlayıcı bir hukuk kuralı yaratma yetkisine sahip olmayıp; mevcut kuralların varlığını, içeriğini ve kapsamını belirlemek amacıyla kullanılan kanıtlayıcı ve yardımcı bir araçtır.

Cevap

Öğretinin bağlayıcı bir kural yaratma gücü olmadığı, mevcut kuralların tespitinde kanıtlayıcı ve yardımcı bir araç olduğu ifadesi doğrudur.
Uluslararası hukuk sisteminde öğreti (doktrin), kural koyucu (law-making) bir işleme sahip olmayıp, mevcut hukuk kurallarının varlığını ve kapsamını kanıtlamaya yarayan yardımcı bir araçtır. UAD Statüsü'nün 38/1-d maddesi, doktrini 'hukuk kurallarının saptanmasında yardımcı araç' olarak tanımlar.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukukun kaynaklarını Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü Madde 38 çerçevesinde sınıflandırın.
Antlaşmalar, teamül ve genel ilkeler asli kaynaklardır; yargı kararları ve öğreti yardımcı kaynaklardır.
Hukuki değerlendirmenin temelini kaynaklar hiyerarşisi oluşturur.
2
Öğretinin (doktrin) 'yardımcı kaynak' olarak işlevini analiz edin.
Öğreti yeni bir hukuk kuralı oluşturmaz (normatif değildir), ancak var olan bir kuralın içeriğini bulmaya ve yorumlamaya yardımcı olur.
Yardımcı kaynaklar, hukuk kurallarının saptanmasında (determination of law) kullanılan araçlardır.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri 'kural yaratma' ve 'kanıtlayıcı araç' olma ayrımı üzerinden karşılaştırın.
Öğretinin kural yaratmadığını ve sadece mevcut kuralı belirlediğini belirten ifade hukuken doğrudur.
Uluslararası hukukta devletlerin rızası olmadan kural oluşturulamaz; öğreti ise devlet rızasının doğrudan ürünü değildir.

Anahtar Kavram

Öğretinin (doktrin) uluslararası hukukta kural saptayıcı (yardımcı) niteliği
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 422Soru

Uluslararası hukukta 'kesin hüküm' (res judicata), 'hakkın kötüye kullanılması yasağı' ve 'iyiniyet' (bona fides) gibi devletlerin ulusal hukuk sistemlerinde ortaklaşa yer alan prensipler, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü’nün 38. maddesine göre hangi kaynak kategorisinde ve statüsünde değerlendirilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hukukun genel ilkeleri - Asli kaynak

Cevap

Hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukun asli kaynaklarından biridir ve iç hukuk sistemlerinden türetilen evrensel prensipleri kapsar.
Hukukun genel ilkeleri, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde belirtilen üç asli kaynaktan biridir. Bu kaynak, uluslararası hukukta bir uyuşmazlık çözülürken antlaşma veya teamül kuralı bulunmaması durumunda 'hukuk boşluğunu' (non-liquet) doldurmak amacıyla medeni milletlerin iç hukuklarındaki ortak prensiplerin uluslararası alana taşınmasını sağlar. 'Kesin hüküm', 'iyiniyet' ve 'hakkın kötüye kullanılması yasağı' bu ilkelerin en tipik örnekleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramları analiz etme
Kesin hüküm, iyiniyet ve hakkın kötüye kullanılması gibi kavramlar, devletlerin kendi iç hukuk düzenlerinde yer alan temel prensiplerdir.
Soruda verilen örneklerin kaynağını ve niteliğini belirlemek gerekir.
2
UAD Statüsü Madde 38'e göre sınıflandırma
İç hukuktan uluslararası alana aktarılan bu ortak ilkeler, Statü'nün 38/1-c bendindeki 'medeni milletlerce kabul edilen hukukun genel ilkeleri' kategorisine girer.
Uluslararası hukukun asli kaynaklarının doğru kategorize edilmesi şarttır.
3
Kaynak hiyerarşisini ve statüsünü doğrulama
Hukukun genel ilkeleri; antlaşmalar ve teamül ile birlikte uluslararası hukukun üç asli kaynağından biridir.
Yardımcı kaynaklar (yargı kararları ve öğreti) ile asli kaynaklar arasındaki ayrımı netleştirmek çözüm için kritiktir.

Anahtar Kavram

Hukukun Genel İlkelerinin Asli Kaynak Niteliği ve İç Hukuk Kökeni
Soru 423Soru

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin hükümleri çerçevesinde, yürürlükte olan bir antlaşma ile bu antlaşmanın akdedilmesinden sonra ortaya çıkan yeni bir emredici norm (jusjus cogenscogens supervenienssuperveniens) arasındaki hukuki ilişki ve bunun sonuçları bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, yeni emredici kuralın ortaya çıktığı andan itibaren geçersiz hale gelir ve sona erer.

Cevap

Yeni bir emredici kuralın (jusjus cogenscogens supervenienssuperveniens) ortaya çıkması durumunda, bu kurala aykırı olan mevcut antlaşma sona erer ve geçersiz hale gelir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 64. maddesine göre, uluslararası hukukun yeni bir emredici genel kuralı ortaya çıktığında, bu kurala aykırı olan mevcut her antlaşma geçersiz hale gelir ve sona erer. Bu durum 'sonradan ortaya çıkan emredici kural' olarak adlandırılır ve antlaşmayı ileriye dönük olarak hükümsüz kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlığın zamanlamasını belirle.
Antlaşma yapıldıktan sonra yeni bir emredici norm ortaya çıkmıştır.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nde Madde 53 (mevcut norm) ve Madde 64 (sonradan çıkan norm) ayrımı kritiktir.
2
Madde 64 hükmünü uygula.
Antlaşma geçersiz hale gelir ve sona erer (terminatesterminates).
Uluslararası hukukta emredici normlar hiyerarşik olarak en üsttedir ve aykırı hükümlerin varlığını sürdürmesine izin vermez.
3
Geçmişe etki ve bölünebilirlik kurallarını kontrol et.
Geçmişteki haklar korunur (Madde 71/2) ancak antlaşma bölünemez (Madde 44/5).
Emredici norm ihlallerinde antlaşmanın sadece bir kısmının kurtarılmasına hukuk düzeni izin vermez.

Anahtar Kavram

Jus Cogens Superveniens (Sonradan Ortaya Çıkan Emredici Kural)

İpuçları

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. ve 64. maddeleri arasındaki zaman farkına odaklanın.
2
Bir kuralın emredici olması, onun tarafların rızasıyla değiştirilip değiştirilemeyeceği hakkında ne söyler?
3
Emredici kurallara aykırılık durumunda 'antlaşmanın bölünemezliği' (Madde 44) kuralını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Emredici bir kurala aykırı antlaşmanın sona ermesi durumunda, tarafların geçmişte yerine getirdikleri yükümlülüklerin akıbetini düzenleyen 71. maddeyi inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 424Soru

Uluslararası hukuk düzeninde yargı kararları, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesi uyarınca "hukuk kurallarının saptanmasında yardımcı araç" olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirme, uluslararası mahkemelerin kararlarının hukuki mahiyetiyle ilgili temel bir prensibi yansıtmaktadır.

Buna göre, uluslararası yargı kararlarının işlevine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut bir teamül veya antlaşma kuralının varlığını ve içeriğini kanıtlayarak saptayıcı bir işlev görürler.

Cevap

Uluslararası yargı kararlarının temel işlevi, mevcut bir teamül veya antlaşma kuralının varlığını ve içeriğini kanıtlayarak saptayıcı (tespit edici) bir rol oynamaktır.
Doğru seçenek, yargı kararlarının mevcut bir teamül veya antlaşma kuralının varlığını ve içeriğini kanıtlayarak saptayıcı bir işlev gördüğünü belirtir. Uluslararası hukukta mahkemeler yeni kurallar yaratmazlar (hukuk ihdas edici değildirler); bunun yerine, zaten var olan asli kaynaklardaki (antlaşma ve teamül) kuralları yorumlar, netleştirir ve somut uyuşmazlığa uygulanabilir hale getirirler. Bu nedenle Statü'de "hukuk kurallarının saptanmasında yardımcı araç" (subsidiary means for the determination of rules of law) olarak tanımlanmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü Madde 38 ve 59 arasındaki ilişkiyi analiz et.
Yargı kararlarının yardımcı kaynak olduğu ve sadece tarafları bağladığı görülür.
Bu maddeler, yargı kararlarının genel bir yasama yetkisine (hukuk ihdas etme) sahip olmadığını gösterir.
2
"Yardımcı araç" (subsidiary means) ifadesinin hukuki karşılığını değerlendir.
Bu araçların asli kaynaklardaki kuralları tespit etmek için kullanıldığı anlaşılır.
Yargı kararları, bir kuralın var olup olmadığını veya ne anlama geldiğini netleştirerek hukuku saptar (law-determining).

Anahtar Kavram

Yargı Kararlarının Hukuku Saptayıcı (Law-Determining) Niteliği
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 425Soru

Uluslararası hukukta uyuşmazlıkların çözümü sırasında, uyuşmazlık konusuyla ilgili herhangi bir antlaşma hükmünün veya teamül kuralının bulunmadığı bir 'hukuk boşluğu' (lacunae) ile karşılaşıldığında; yargıcın hukuk kuralları yetersiz olduğu gerekçesiyle karar vermekten kaçınmasını (non-liquet) önlemek amacıyla başvurulan 'medeni milletlerce kabul edilmiş hukukun genel ilkeleri' kaynağı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu ilkeler, uluslararası hukukun asli kaynaklarından biri olup temel işlevi uyuşmazlıklarda ortaya çıkabilecek hukuki boşlukları doldurarak yargıcın karar vermekten kaçınmasını engellemektir.

Cevap

Hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukun asli kaynaklarından biri olup uyuşmazlıklardaki boşlukları doldurarak yargıcın 'non-liquet' (hükümden kaçınma) durumuna düşmesini engeller.
Uluslararası hukukta hukukun genel ilkeleri (örneğin iyi niyet, sebepsiz zenginleşme yasağı, res judicata), antlaşmalar ve teamüllerin sessiz kaldığı durumlarda yargısal bir tıkanıklığı (non-liquet) önlemek amacıyla kullanılan asli bir hukuk kaynağıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kaynağın Statüsünü Belirle
Asli Kaynak
UAD Statüsü Madde 38/1-c kapsamında hukukun genel ilkeleri, antlaşmalar ve teamül ile aynı hiyerarşik düzeyde (asli kaynak olarak) sayılmıştır.
2
Kaynağın Menşeini Analiz Et
Ulusal Hukuk Sistemleri
Bu ilkeler uluslararası hukukta doğrudan oluşmak yerine, dünyadaki farklı hukuk ailelerine mensup ulusal hukuk sistemlerinde (örneğin Roma hukuku kökenli sistemler, Anglo-Sakson sistemi) ortak olarak kabul edilen prensiplerdir.
3
Temel İşlevi Tanımla
Boşluk Doldurma ve Non-liquet'yi Önleme
Yargıç önüne gelen olayda yazılı bir kural (antlaşma) veya uygulama (teamül) bulamazsa, adaletin yerine getirilmesi için ulusal hukuklardaki ortak prensiplere dayanarak karar verir.

Anahtar Kavram

Hukukun Genel İlkelerinin Asli Kaynak ve Boşluk Doldurucu Niteliği

İpuçları

1
UAD Statüsü'nün 38. maddesindeki sıralamaya dikkat edin.
2
Bu kaynağın 'ulusal hukuk sistemlerinden' uluslararası alana nasıl aktarıldığını ve ne zaman ihtiyaç duyulduğunu düşünün.
3
Yazılı bir antlaşma veya teamül olmadığında yargıç davayı reddetmemek için hangi kaynağa başvurur?

Daha Fazla Pratik

Bu konuyu pekiştirmek için 'estoppel' ve 'res judicata' ilkelerinin uyuşmazlık çözümlerindeki somut uygulamalarını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Hukuk kaynaklarını 'yasa koyucu (antlaşma)', 'uygulama (teamül)' ve 'mantıksal-evrensel ilkeler (genel ilkeler)' olarak kodlayarak asli kaynakları yardımcı kaynaklardan (yargı ve öğreti) ayırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 10s
Soru 426Soru

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 35. maddesi uyarınca, bir antlaşmanın tarafı olmayan bir devlet (üçüncü devlet) için o antlaşma hükmünden bir yükümlülük doğabilmesi amacıyla aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi zorunludur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma taraflarının bu yönde bir niyetinin bulunması ve üçüncü devletin bu yükümlülüğü yazılı olarak açıkça kabul etmesi

Cevap

Antlaşma taraflarının bu yönde bir niyetinin bulunması ve üçüncü devletin bu yükümlülüğü yazılı olarak açıkça kabul etmesi gerekmektedir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 35. maddesine göre, bir antlaşma hükmünün üçüncü bir devlet için yükümlülük doğurabilmesi için iki kümülatif şart vardır: Antlaşma taraflarının bu yönde bir niyet taşıması ve üçüncü devletin bu yükümlülüğü 'yazılı olarak' ve 'açıkça' kabul etmesi. Bu, uluslararası hukukta devletlerin rızası olmadan borç altına girmeyeceklerini garanti altına alan temel bir kuraldır.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmaların üçüncü taraflara etkisi (Pacta tertiis nec nocent nec prosunt) ilkesini hatırla.
Genel kural olarak antlaşmalar sadece tarafları bağlar, üçüncü devletlere ne hak ne de borç yükler.
Uluslararası hukukun temelindeki devlet egemenliği ve rıza ilkesi bunu gerektirir.
2
Viyana Sözleşmesi'nin 35. ve 36. maddeleri arasındaki usul farkını ayırt et.
Madde 36 (Haklar) için zımni rıza/karine yeterliyken, Madde 35 (Yükümlülükler) için nitelikli rıza aranır.
Bir devlete borç yüklemek, ona hak tanımaktan daha ağır bir egemenlik kısıtlamasıdır.
3
Madde 35'teki spesifik şartları belirle.
Şartlar: 1) Tarafların niyet etmesi, 2) Üçüncü devletin bunu yazılı olarak kabul etmesi.
Yazılı kabul, rızanın kesinliğini ve ispatını sağlar.

Anahtar Kavram

Üçüncü Devletlere Yükümlülük Getirilmesi (Pacta Tertiis İstisnası)

İpuçları

1
Antlaşmaların kural olarak sadece tarafları bağladığını (pacta tertiis) ancak üçüncü taraflar için istisnai durumlar olabileceğini hatırlayın.
2
Viyana Sözleşmesi'nde 'üçüncü devlete hak tanınması' ile 'yükümlülük yüklenmesi' arasında usuli bir hiyerarşi vardır; yükümlülük daha ağır bir durumdur.
3
Borç veya yükümlülük getiren maddelerde, devletin egemenliğini korumak için 'yazılı ve açık kabul' şartı aranmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Viyana Sözleşmesi'nin 36. maddesindeki 'hak tanınması' durumunda rıza usulünün (karine/sükut) nasıl işlediğini karşılaştırmalı olarak inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 427Soru

Uluslararası hukuk kişiliğine sahip olan hükümetlerarası kuruluşların, devletlerden farklı olarak "uzmanlık ilkesi" (principle of speciality) gereği ancak kendilerine devredilen işlevsel yetkilerle sınırlı hareket edebildikleri kabul edilir.

Buna göre, bir örgüt organının tesis ettiği bir işlemin üye devletler bakımından hukuken bağlayıcı bir nitelik taşıyabilmesi için öncelikle hangi hukuki şartın gerçekleşmiş olması gerekir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütün kurucu antlaşmasında, ilgili organa üye devletler üzerinde bağlayıcı karar alma yetkisinin açıkça tanınmış olması

Cevap

Bir uluslararası örgüt kararının bağlayıcı olabilmesi için o örgütün kurucu antlaşmasında bu yönde açık bir yetkinin tanınmış olması gerekmektedir.
Uluslararası örgütler, devletlerin aksine "asli" değil, "türev" hukuk kişilerine sahiptir. Bu durum, örgütlerin ancak devletler tarafından kendilerine devredilen yetkilerle (uzmanlık ilkesi) işlem yapabileceği anlamına gelir. Dolayısıyla, bir örgüt kararının üye devletler üzerinde bağlayıcı etki yaratabilmesi için bu yetkinin örgütün temel anayasası hükmündeki kurucu antlaşmada açıkça öngörülmüş olması zorunludur. Örneğin, BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı karar alma yetkisi BM Şartı'nın 25. maddesine dayanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütlerin hukuki statüsünü ve yetki sınırlarını değerlendirin.
Örgütler, devletlerin aksine sınırsız egemenliğe değil, "uzmanlık ilkesi" gereği sınırlı ve fonksiyonel yetkilere sahiptir.
Örgütlerin iradesi, onları kuran devletlerin ortak iradesinden ve kurucu belgeden (statüden) türetilir.
2
Kararların hukuki bağlayıcılığının kaynağını analiz edin.
Bir organın aldığı kararın devletler için yükümlülük doğurması, bu yetkinin kurucu antlaşma ile o organa devredilmesine bağlıdır.
Uluslararası hukukta rıza esastır; devletler ancak önceden rıza gösterdikleri (antlaşma ile) durumlarda örgüt kararlarıyla bağlanırlar.
3
Örgüt kararlarını uluslararası hukukun kaynakları içindeki yeri bakımından sınıflandırın.
Bu kararlar "türev" (ikincil) kaynaklardır ve güçlerini doğrudan "asli" kaynak olan antlaşmalardan alırlar.
UAD Statüsü 38. maddede sayılan kaynaklar arasında bulunmamaları, onların bağlayıcılığının ancak spesifik antlaşma hükümleriyle mümkün olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Uzmanlık İlkesi ve Türev Kaynakların Bağlayıcılığı

İpuçları

1
Uluslararası örgütlerin yetkilerinin sınırsız olmadığını, sadece kendilerine verilen görevlerle sınırlı olduğunu hatırlayın.
2
Bir örgütün anayasası sayılan kurucu antlaşmanın, o örgütün organlarına hangi güçleri tanıdığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

BM Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcılığını sağlayan BM Şartı'nın 25. maddesini ve bu yetkinin Genel Kurul kararlarından farkını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 428Soru

19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 7.7. maddesi uyarınca, devlet temsilcilerinin bir antlaşmanın akdedilmesiyle ilgili işlemleri yapabilmesi için kural olarak "yetki belgesi" (full powers) sunmaları zorunludur. Ancak bazı makam sahiplerinin, yürüttükleri resmi görev gereği bu belgeden muaf tutuldukları kabul edilir.

Buna göre, bir devletin diplomatik misyon şefi (büyükelçi), aşağıdaki işlemlerden hangisi için "yetki belgesi" ibraz etmekten muaf tutulmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gönderen devlet ile akredite olduğu devlet arasındaki bir antlaşma metninin kabul edilmesi

Cevap

Gönderen devlet ile akredite olduğu devlet arasındaki bir antlaşma metninin kabul edilmesi
Doğru seçenek, diplomatik misyon şeflerinin (büyükelçilerin) sadece akredite oldukları devletle sınırlı olmak üzere antlaşma metnini kabul etme yetkisini ifade eder. 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 7/2b7/2-b maddesine göre, büyükelçiler gönderen devlet ile kabul eden devlet arasındaki bir antlaşmanın metninin kabul edilmesi amacıyla yetki belgesi sunmak zorunda olmayan 'ex officio' temsilcilerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Yetki belgesi muafiyeti olan makamları belirle.
Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Dışişleri Bakanı tüm işlemlerden; Misyon Şefleri ve Örgüt Temsilcileri ise sadece metin kabulünden muaftır.
VCLT Madde 7'deki ayrımı netleştirmek gerekir.
2
Diplomatik misyon şefinin (büyükelçi) özel konumunu analiz et.
Misyon şefinin yetkisi, sadece görev yaptığı (akredite olduğu) devlet ile kendi devleti arasındaki antlaşmalarla sınırlıdır.
Sözleşmenin 7/2-b maddesi bu sınırlamayı açıkça yapmıştır.
3
İşlem türünü kontrol et.
Muafiyet sadece 'metnin kabulü' (adoption) aşaması içindir; 'bağlanma rızası' (consent to be bound) için yetki belgesi şarttır.
Uluslararası hukukta devletin iradesinin kesin olarak açıklanması üst düzey yetki gerektirir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Antlaşmalarda Temsil ve Yetki Belgesi Muafiyeti

İpuçları

1
Yetki belgesi muafiyeti her temsilci için aynı kapsamda değildir.
2
Büyükelçilerin yetkisi coğrafi olarak görev yaptıkları ülke ile sınırlıdır.
3
Viyana Sözleşmesi'nin 7. maddesi, misyon şeflerinin sadece 'metin kabulü' için muaf olduğunu, 'imza' veya 'onay' için yetki belgesi gerektiğini belirtir.

Daha Fazla Pratik

Devlet başkanlarının antlaşma sürecindeki sınırsız temsil yetkisi ile diğer görevlilerin sınırlı yetkisi arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 429Soru

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesinde yargı kararları, "hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç" (subsidiary means) olarak nitelendirilmiş; 59. maddesinde ise kararların yalnızca davanın tarafları ve o dava için bağlayıcı olduğu hükme bağlanmıştır. Bu iki hükmün birlikte değerlendirilmesi sonucunda, uluslararası yargı kararlarının hukuki mahiyetiyle ilgili ulaşılabilecek en doğru sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yargı kararları, kendiliğinden yeni bir hukuk normu yaratmak (law-making) yerine, mevcut asli kuralların içeriğini ve varlığını teyit eden tespit edici (law-determining) bir işleve sahiptir.

Cevap

Uluslararası yargı kararlarının kural koyucu değil, mevcut kuralları tespit edici (law-determining) bir işleve sahip olduğu ve yardımcı kaynak niteliği taşıdığı seçenektir.
UAD Statüsü'nün 38. maddesinde kullanılan 'yardımcı araç' ifadesi, yargı kararlarının kendi başlarına yeni bir hukuk normu yaratmadığını (law-making olmadığını), ancak antlaşma veya teamül gibi asli kaynaklarda halihazırda mevcut olan kuralların içeriğini ve varlığını kesin bir şekilde saptamaya (law-determining) yaradığını ifade eder. Madde 59 ise bu kararların genel bir geçerliliğe sahip olmadığını, sadece davanın tarafları arasında bağlayıcı olduğunu teyit ederek kararın kural koyucu değil, uyuşmazlık çözücü niteliğini vurgular.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü Madde 38(1)(d) hükmünü analiz et.
Yargı kararlarının "hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç" (subsidiary means) olduğu saptanır.
Bu ifade, kararların asli kaynaklardaki kuralların yorumlanması ve tespiti için kullanıldığını gösterir.
2
UAD Statüsü Madde 59 hükmünü değerlendir.
Kararların yalnızca davanın tarafları ve o dava için bağlayıcı (res judicata) olduğu görülür.
Bu madde, kararların uluslararası toplumun tamamı için genel bir hukuk kuralı (law-making) yaratmadığını kanıtlar.
3
Hukuk yaratma (law-making) ile hukuk tespit etme (law-determining) kavramlarını karşılaştır.
Yardımcı kaynakların asli kaynaklarda yer alan bir teamül veya antlaşma hükmünün varlığını kanıtlama işlevi olduğu sonucuna ulaşılır.
Uluslararası hukukta yargıç kural koyucu (legislator) değil, kuralı bulup uygulayandır.

Anahtar Kavram

Uluslararası hukuk kaynakları hiyerarşisinde yargı kararlarının yardımcı ve tespit edici (subsidiary/law-determining) niteliği.

İpuçları

1
UAD Statüsü Madde 38'deki 'yardımcı araç' (subsidiary means) teriminin ne anlama geldiğini düşünün.
2
Bir mahkeme kararının temel görevi yeni kurallar icat etmek mi, yoksa mevcut kuralları uyuşmazlığa uygulamak mıdır?
3
Madde 59'un getirdiği 'sadece tarafları bağlama' kuralı, yargı kararının 'genel kural' olma niteliğini nasıl etkiler?

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın verdiği 'Danışma Görüşleri'nin (Advisory Opinions) bağlayıcılığı ile yargı kararları arasındaki farkı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 430Soru

Uluslararası hukukta genel teâmül kuralları, devletlerin büyük çoğunluğunun ortak ve genel uygulamasını yansıtır. Ancak Uluslararası Adalet Divanı, içtihatlarında sadece belirli bir coğrafi bölgedeki devletler arasında veya yalnızca iki devlet arasında geçerli olan 'yerel veya bölgesel teâmül' (special custom) kurallarının da oluşabileceğini kabul etmiştir. Buna göre, genel teâmül kurallarının aksine, yerel bir teâmül kuralının varlığını iddia eden bir devletin ispat yükümlülüğüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Söz konusu uygulamanın, uyuşmazlığın diğer tarafı olan devlet bakımından da bağlayıcı bir kural haline geldiğini kanıtlama yükümlülüğü altındadır.

Cevap

Yerel bir teâmül kuralının varlığını iddia eden devlet, bu uygulamanın uyuşmazlığın diğer tarafı için de bağlayıcı hale geldiğini kanıtlamakla yükümlüdür.
Uluslararası hukukta genel teâmül kuralları için 'mahkeme hukuku bilir' ilkesi geçerliyken, yerel (özel/bölgesel) teâmül kuralları için durum farklıdır. Uluslararası Adalet Divanı'nın Kolombiya v. Peru (Sığınma Davası) ve Portekiz v. Hindistan (Geçiş Hakkı Davası) kararlarında açıkça belirttiği üzere, yerel bir teâmülün varlığını ileri süren devlet, bu kuralın uyuşmazlığın diğer tarafı olan devlet tarafından da kabul edildiğini ve bu devlet üzerinde bağlayıcı bir yükümlülük oluşturduğunu kanıtlamak zorundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Genel ve yerel teâmül ayrımını belirle
Genel teâmül tüm devletler için varsayılırken, yerel teâmül sadece belirli taraflar arasında geçerlidir.
İspat yükünün kime ait olduğunu belirlemek için kuralın kapsamını anlamak gerekir.
2
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) ispat yükü kuralını hatırla
UAD, Asylum (Sığınma) ve Right of Passage (Geçiş Hakkı) davalarında yerel teâmülü iddia eden tarafın ispatlaması gerektiğini hükme bağlamıştır.
Mahkemenin genel hukuk kurallarını kendiliğinden bildiği (jura novit curia) ilkesi, yerel teâmüller söz konusu olduğunda iddia sahibinin ispat külfeti ile sınırlanır.
3
İspat edilmesi gereken unsuru tanımla
İddia sahibi, kuralın hem maddi unsurunun (istikrarlı uygulama) hem de psikolojik unsurunun (opinio juris) uyuşmazlığın diğer tarafı tarafından kabul edildiğini göstermelidir.
Yerel teâmülün bağlayıcılığı, uyuşmazlık tarafları arasındaki rızaya ve karşılıklı kabul görmüş uygulamaya dayanır.

Anahtar Kavram

Yerel/Bölgesel Teâmülde İspat Yükümlülüğü

İpuçları

1
Genel teâmül ile yerel teâmül arasındaki en temel fark, kuralların kimleri bağladığı ve mahkeme önünde nasıl ispatlandığıdır.
2
UAD'nin 'Sığınma Davası' ve 'Geçiş Hakkı Davası' kararlarını hatırlayın; yerel teâmülü iddia eden tarafın üzerine düşen özel bir yükümlülük vardır.
3
Uluslararası hukukta 'Jura Novit Curia' (Mahkeme hukuku bilir) ilkesi yerel teâmüller için tam olarak işletilmez; iddia sahibi kuralın diğer tarafça da benimsendiğini kanıtlamalıdır.

Daha Fazla Pratik

İsrarla İtirazcı (Persistent Objector) kuralının genel teâmülün bağlayıcılığı üzerindeki etkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 22 / 22
Uluslararası Hukukun Kaynakları Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 22 | Examkin